-- İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek

SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page

“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere) teslim etmez.” (Buhari, Mezalim 3).

“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).

Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden Vicdan Hareketi, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (1). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:

İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek

Mart 2011’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha nice zulüm yaşandı. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda 13.500’ün üzerinde kadın hapsedildi ve 7000’in üzerinde kadın hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.

Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin insanlık vicdanının harekete geçmesi ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.

Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. sivil ve barışçıl çabalar ortaya koymaktır.

İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (imzala.vicdanhareketi.org).

Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, geçen yıl Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu Vicdan Konvoyu hakkında şu açıklamaları yapmıştı:

Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak

“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, 1 milyona yakın insan hayatını kaybetti, 400 binden fazla insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik cinsel saldırı, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. Suriye Rejimi kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil Şebbiha adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.

Amacımız: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, kadın mahpusların serbest bırakılması için girişim başlatmak ve savaşlarda kadınların korunması için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden sadece kadınlar olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (2).

İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.

Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda kadınların korunması için etkili tedbirler almaya davet etmek.”

Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek

Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:

“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında binlerce Bosnalı kadın hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.

Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin muhaliflere katılmış olması da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.

Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.

8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.

Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:

Rufeyde el-Ensari: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.

Lûla el-Ağa: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (3).

Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek

8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında miting düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: www.vicdanhareketi.org

Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “Suriyeli Mahkûm Kadınlar” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (4).

Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: imzala.vicdanhareketi.org sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.

Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.

Kaynaklar:  

  1. http://vicdanhareketi.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.
  2. https://twitter.com/Gulden_Sonmez/status/963839960976642048, 14.02.2018.
  3. Emeti Saruhan; “Vicdanın Varsa Harekete Geç”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.
  4. Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.
Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page
SURİYE’DE TUTSAK KADIN VE ÇOCUKLAR ÖZGÜR OLANA DEK ÇALIŞMAK

Yorum yap

Yorum

  1. Aciz düşmek kahrolası zulüm ve de zalimler önünde. Güncel dedikodularımıza kurban etmek varlık gerekçelerimizi. fazla malum olduğundan meçhul kalacak cinayetlerin şahitleriyiz ve her birimiz kendilerimizle yüzleşmekteyiz! Rahmeti sonsuz, merhameti sınırsız Rabbimden hidayet, mağfiret diliyorum. Bizlere müessir kapılar açmasını diliyorum. Teşekkürler hocam.

  2. Ne yapabiliriz? Neye gücümüz yeter? Nasıl tepki gösterir de bu zulümlere karşı sessizliğimizi bozarız? Dahası bu zulmü önlemek için hangi zaman ve şartlarda, hangi platformlarda mücadele etmeliyiz?

    • Sevgili kardeşim, 8 Mart Cuma akşamına kadar birçok il ve ilçede, yurtdışında birçok merkezde etkinlikler, mitingler düzenlenecek. Sosyal medya araçlarında kampanyalar yürütülecek. Şu siteden imza kampanyasına olabildiğince çok insanı yönlendirerek metni imzalamalarını sağlayabiliriz. İstanbul’da ve civarında yaşayanlar Cuma günü namazdan sonra Sultanahmet meydanında gerçekleştirilecek mitinge katılabiliriz, eşimizi dostumuzu yönlendirebiliriz. Farkındalık, bilinçlenme, mevcut durumdan rahatsız olup acı çekme ve çare arama, samimi yakarışlarla Rabbimize yönelme… Bütün bunlar az şeyler değildir, yaparsak…

  3. Allah razı olsun. Zalimler için yaşasın cehennem, mazlumlar için de yaşasın cennet. Ben yine merhum Zeyneb Gazali’nin ZİNDAN HATIRALARI (Çeviri: H. Hüseyinoğlu – İbrahim Sarmış) kitabını okumayı tavsiye edeceğim. Allaha emanet olunuz.