<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlıklı Bir Ümmet Olmak Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Jan 2019 08:32:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>DÖRT RAŞİD HALİFENİN SÖZLERİNE KULAK ASMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jan 2019 09:08:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRT HALİFEDEN İNCİLER]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRT RAŞİD HALİFE]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULEFÂ-İ RÂŞİDÎN HZ.EBUBEKİR]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[İDRİS GÜZELYURT]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[MANASTIRLI RİF’AT BEY]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN KOCA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZLÜ SÖZLER]]></category>
		<category><![CDATA[RİF’AT EL-MANASTIRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[VECİZELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=818</guid>

					<description><![CDATA[İslamiyet’in ilk döneminde, Allah Rasulü’nün (s) ahirete irtihalinin hemen ardından onun siyasi halefleri olarak Ümmet-i Muhammed’in yöneticileri/ emirleri/ imamları olan dört raşid halifenin özlü sözleri Beyan Yayınları tarafından iki ayrı kitap halinde neşredildi. Editörlüğünü deruhte ettiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Arapça-Türkçe ve Osmanlıca-Türkçe nüshaları ayrı ayrı hazırlanan eser Manastırlı Rif’at Bey’e ait. Ülkemizin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamiyet’in ilk döneminde, Allah Rasulü’nün (s) ahirete irtihalinin hemen ardından onun siyasi halefleri olarak Ümmet-i Muhammed’in yöneticileri/ emirleri/ imamları olan dört raşid halifenin özlü sözleri Beyan Yayınları tarafından iki ayrı kitap halinde neşredildi. Editörlüğünü deruhte ettiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Arapça-Türkçe ve Osmanlıca-Türkçe nüshaları ayrı ayrı hazırlanan eser Manastırlı Rif’at Bey’e ait. Ülkemizin yeni bir seçim sath-ı mâiline girdiği bu dönemde mevcut yöneticiler ve yerel yönetim adayları başta olmak üzere yöneten ve yönetilen tüm insanların dikkatini dört raşid halifenin tecrübelerinden damıttığı özlü sözlerine dikkat çekmekte yarar görüyorum. Eserin Arapça nüshasından yapılan Türkçe tercümesinden seçtiğim vecizeleri birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Hazret-i Ebu Bekir’in Uyarılarını Dikkate Almak</strong></p>
<ol>
<li>Cezası en çabuk olan günahlar, azgınlık yapmak ve akrabalık bağını kesmektir.</li>
<li>Mazlumun bedduasından sakınınız.</li>
<li>Dostuna dost ol ve bütün dostlarını hak konusunda eşit tut.</li>
<li>Mal cimride, silah korkakta, düşünce iradesizlerde olursa işler bozulur.</li>
<li>İnsanlara danışırken doğru söyle ki görüş ve kararın doğru olsun.</li>
<li>Düşmanın bir sırrını öğrenirsen ondan yararlanıncaya kadar gizli tut.</li>
<li>Tövbekârın tövbesiyle sevinen, günahkârın bağışlanmasını isteyen, hayırsızı hayra yönelten ve iyilere yardım eden Allah’ın seçilmiş kuludur.</li>
<li>Nefsini düzelt ki halk da seninle barış ve uzlaşı içinde olsun.</li>
<li>Düşmana karşı metanet göster, zira korkaklık edersen yanındakiler de korkak olurlar.</li>
<li>Doğruluk emanettir, yalancılık hıyanettir.</li>
<li>Ne söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün.</li>
<li>Güzel yaparsam yardım edin, hata edersem karşı koyun.</li>
<li>Farz yerine getirilmedikçe nafile kabul olunmaz.</li>
<li>Hakkını verinceye kadar en zayıfınızı güçlülerden ve hakkını alıncaya kadar en güçlünüzü zayıflardan sayarım.</li>
<li>Akıllı ve uyanık olmanın en yücesi haramlardan kaçınmak, acizliğin en aşağısı da büyük günah işlemektir.</li>
<li>Küfrün duvarını kendi taşıyla yık.</li>
<li>Zulüm, sözünden dönme ve hile denilen üç özellik kimde bulunursa zararları yine kendisine dokunur.</li>
<li>Müslüman kardeşine canıyla ve malıyla yardım edip onları dualarına katanlar, Rahman’ın rahmetine mazhar olsunlar.</li>
<li>Hakla doldurulan terazinin ağır basması ve bâtılla dolu terazinin hafif olması haktır.</li>
<li>Halka iyilik etmek âfet ve belalara karşı dokunulmazlık getirir.</li>
<li>Harama düşmek korkusundan yetmiş farklı helali terk ederdik.</li>
<li>Çok söz diğerlerini unutturur. Ne kadar söylersen söyle sözlerin hafızada kalanlardan ibarettir.</li>
<li>Günaha karşılık olarak hak ettiğinden daha fazla cezayı emretmeyin. Çünkü yaparsanız günahkâr, terk ederseniz yalancı olursunuz.</li>
<li>Af ve ceza boş sözlerden arınmış olsun. Çünkü ne yardımından ümitlenen ne de tehdidinden korkan bulunur.</li>
<li>Tehdidini her yerde uluorta savurma.</li>
<li>Danışmanından bir şey saklama. Çünkü belaya uğrarsan kendin etmiş kendin bulmuş olursun.</li>
<li>Sabırda musibet ve sıkıntı, hüzün ve telaşta da menfaat yoktur.</li>
<li>Hiçbir felâket yoktur ki ondan daha şiddetlisi olmasın.</li>
<li>Allah’a ve elçisine itaat eden saadete erişir, isyan eden de sapkınlık çukuruna düşer.</li>
<li>Haksız yere ölmek dünya malının girdabına kapılmaktan iyidir.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Ömer’in Sözlerini İyi Düşünmek </strong></p>
<ol start="31">
<li>Servet gizlenmez, elbette bir taraftan görünür.</li>
<li>Kalben düşmanlık beslediğiniz adamların kötülüğünden korkunuz.</li>
<li>Din kardeşlerinle sohbeti, barış ve huzur üzerine inşa et.</li>
<li>Temeli dine ait meseleleri gizli tutanlar, doğru yoldan sapmanın temelini atmışlardır.</li>
<li>Zenginleri seven zahit dünyayı sevmektedir.</li>
<li>Zaruret olmaksızın devlet hazinesinden geçinen, takva sahibi görünse de gerçek bir zahit değil fâsık bir hırsızdır.</li>
<li>Zehirli böcekler sizi korkutmadan önce siz onları korkutun.</li>
<li>Açgözlülük fakirlik ve yoksunluktur; beklentiyi kesmek de zenginlik ve servettir.</li>
<li>İşini Allah’tan korkanlara danış.</li>
<li>Hak için halka alçakgönüllü davranın Cenab-ı Hak şeref ve şanını yüceltir.</li>
<li>Kibir ve böbürlenerek haddini aşanı Hak Teâlâ yerden yere çarpar.</li>
<li>Yöneticinin en kötüsü halkı kötü edendir.</li>
<li>Söz vermede ve özür dilemede abartı yalansız olamaz.</li>
<li>İnsan yarı tok olmakla helak olmaz.</li>
<li>Gayret edip çaba göstermek sermayenin en hayırlısıdır.</li>
<li>Edep, en hayırlı mirastır.</li>
<li>Çalışmak zahmettir ama boş durmak da fitne ve fesattır.</li>
<li>Borcunu azalt, hür yaşa.</li>
<li>Günahlarını azaltırsan ölümün şiddeti kolay olur.</li>
<li>İnsan için iş çoktur, mühim olan tuttuğu işten yüzünün akıyla çıkmaya çalışmaktır.</li>
<li>Açgözlülükten, öfkeden ve nefsinin arzularından korunan kurtuluşa erer.</li>
<li>İnsanların en akıllısı halkı hoş görendir.</li>
<li>Ahmakla dost olmaktan çekin. Zira iyilik edeyim derken çoğunlukla kötülük eder.</li>
<li>Başkan olmadan evvel hünerli olunuz.</li>
<li>Güzel ahlak en hayırlı dosttur.</li>
<li>Yaptığımız yanlışlıkları ve çirkinlikleri gösterenler Rahman Allah’ın her daim rahmetinde olsunlar.</li>
<li>Ömrünü sadık dostların gölgesinde geçirmeğe çalış ki, onlar rahat zamanlarda süs, zor zamanlarda kuvvet olurlar.</li>
<li>Müslümanın ağzından çıkan bir sözü hayra yormak mümkünken şerre yorma!</li>
<li>Kardeşinde görüp de kınadığın ayıbın sende de olduğunu görmemen en büyük ayıptır.</li>
<li>Her şeyin bir şerefi vardır, iyiliğin şerefi de hızla yapılmasıdır.</li>
<li>Doğru sözün dışındaki hiçbir lafta hayır yoktur.</li>
<li>Allah katında en makbul olanı âdil bir yöneticinin yumuşak mizacı ve şefkati; en çirkin olanı da zalim bir yöneticinin cahilliği ve bozgunculuğudur.</li>
<li>Etkisi olmayan yerde hakkı söylemenin faydası olmaz.</li>
<li>Bir şeyden beklentisini kesen ona karşı tok olur.</li>
<li>Şerri bilmeyen şerre düşer.</li>
<li>Yalan söyleyen fâcir olur, fâcir olan da helak olur.</li>
<li>Allah’tan korkusu az olanın hayası da az olur.</li>
<li>İnsanın nesi çoğalırsa onunla şöhret bulur.</li>
<li>Aklı bozmada şarap bile açgözlülük kadar kuvvetli değildir.</li>
<li>Sırrını saklayan iradesinin yularını elinde tutar.</li>
<li>Emri altındakilere güzel davranan âmirlerinden iyilik görür.</li>
<li>Halkı kendinden üstün tutan kişi işinde başarılı olur.</li>
<li>Zayıf ve kimsesizlerin ihtiyaçlarını devlet yetkililerine bildiren toplumun ileri gelenleri saygıyı hak eder.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Osman’ın Sözlerinden Ders Almak </strong></p>
<ol start="74">
<li>İyilik yaparlarsa destek olun, fenalık yaparlarsa uzak durun.</li>
<li>Fikir alışverişinde bulunanlara gücünüz yettiğince düşüncenizle katkı verin.</li>
<li>Geçmişlerden ibret alın da hayra çalışın.</li>
<li>Birinin görevinden ayrılırken verdiği hediye, görevdeyken verdiği hediye gibidir.</li>
<li>Çok konuşandan ziyade çok iş gören yöneticiye ihtiyaç var.</li>
<li>Cenab-ı Hak halkı hak üzerine yarattı, sen de haktan başka bir şey söyleme.</li>
<li>Ben terazi değilim ki hatasız ve kusursuz olayım.</li>
<li>Ecel erişmeden yapabileceğiniz hayırlı işlerde acele ediniz.</li>
<li>Doğru alın, doğru verin.</li>
<li>İnsanların hayırlısı suçsuz ve günahsız olup Allah’ın kitabına sımsıkı sarılandır.</li>
<li>Yüzüne karşı dostluk sergileyip arkandan düşmanlık edenler çoktur.</li>
<li>Sabredin yoksa pişman olursunuz.</li>
<li>Gafil ve basiretsiz olmayın. Zira onlar size karşı gafil değiller.</li>
<li>Mezardan daha ürkütücü bir manzara görmedim.</li>
<li>Allah’tan başka gerçek bir sığınak yoktur.</li>
<li>Dünyayı terk eden Hakk’ın sevgilisi olur.</li>
<li>Sen mutluyken kıskançların kederlenmesi ne büyük intikamdır.</li>
<li>Dünya için üzülmek kalbin karanlığı, ahiret için üzülmek gönlün aydınlığıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Hazret-i Ali’nin Sözlerini Kulağa Küpe Yapmak  </strong></p>
<ol start="92">
<li>Akıl olgunlaşınca boş sözler uçup gider.</li>
<li>Düşmanına galip gelince şükür nişanesi olarak ona af ile karşılık ver.</li>
<li>Gönlün rahatı beklentiyi kesmektedir.</li>
<li>Servetin en büyüğü akıldır.</li>
<li>Zühdün en üstünü insanlardan saklanandır.</li>
<li>Düşmanların en büyüğü düşmanlığını saklayandır.</li>
<li>Edebin en kıymetlisi güzel ahlaktır.</li>
<li>Nesebin en üstünü güzel edeptir.</li>
<li>İyiliklere erişmek zor, kötülüklere düşmek ise kolaydır.</li>
<li>Edep aklın aynasıdır. İnsanın edebi aklı kadardır. Edepsiz insanın aklı noksandır.</li>
<li>Güler yüz sevgi getirir.</li>
<li>Zulüm, zalimin yok olma gerekçesidir.</li>
<li>Cimri kişi o kadar bahtsızdır ki, dünyada fakirler gibi yaşamasına rağmen ahirette zenginler gibi hesap verir.</li>
<li>Telaşlanıp feryat etmek sabretmekten daha yorucudur.</li>
<li>Hak, keskin bir kılıçtır.</li>
<li>Gıybeti dinleyen, gıybetçilerden biri olur.</li>
<li>Başkasının başına gelenlerden ders alan mesut olur.</li>
<li>Ahmağa verilecek en iyi cevap susmaktır.</li>
<li>Şeref fazilet ve edeple elde edilir, soy sopla değil.</li>
<li>Kişi bilmediğinin düşmanıdır.</li>
<li>İnsanın kaderi dilinin altında saklıdır.</li>
<li>İnsanlar babalarının değil zamanlarının görünümüne bürünürler.</li>
<li>İnsanlar gaflet uykusundadır, öldükleri zaman uyanırlar.</li>
<li>İnsanların önünde nasihat etmek, azarlamak ve kınamak demektir.</li>
<li>Vahşetin en büyüğü hodbinliktir.</li>
<li>Cimrinin malı mülkü ya afetle yok olur ya da mirasçılarına kalır.</li>
<li>İyilikle hürler köle edilir.</li>
<li>Cömertlikle nice ayıp örtülür.</li>
<li>Akıllının serveti ilminde, cahilin zenginliği ise malındadır.</li>
<li>Dindarlık, tevazu ve cömertlik muhabbete vesiledir.</li>
<li>Az ise kanaat et, çok ise cömertlik yap.</li>
<li>İnsanın güzelliği yumuşak mizaçlı olmasındadır.</li>
<li>Nefisle cihat etmek cihatların en faziletlisidir.</li>
<li>Güzel edep kötü soyu örter.</li>
<li>Galibiyetin tadı sabrın acısını yok eder.</li>
<li>Övgünün en değerlisi, olgun ve faziletli kişilerden gelendir.</li>
<li>Nefsin devası hırsın imhasıdır.</li>
<li>Öyle zaman olur ki susmak konuşmaktan daha etkileyicidir.</li>
<li>Zararına çalışanlar çoktur.</li>
<li>Âlimin küçücük günahı geminin yara alması gibidir, hem kendi batar hem de diğerlerini batırır.</li>
<li>Âlimin zühdü hidayet, cahilin zühdü dalalettir.</li>
<li>Dostun ziyareti muhabbeti tazeler.</li>
<li>Makam sarhoşluğu şarap sarhoşluğundan fenadır.</li>
<li>Zayıfların silahı şikâyettir.</li>
<li>Alçakların silahı fena sözleridir.</li>
<li>Kalbi gaflet içinde bulunanın kulağının duyması fayda etmez.</li>
<li>Kötülüğünü herkesin görmesinden çekinmeyen adam insanların en kötüsüdür.</li>
<li>İşlerin en kötüsü adaletten uzak olandır.</li>
<li>İşlerin en kötüsü kötülüğe en yakın olandır.</li>
<li>Huzurlu geçim kanaatle kaynaşmaktadır.</li>
<li>Hür kişilerin gönülleri bolluk, bereket ve nur kaynağıdır.</li>
<li>Nefsine galip gelip de arzularına hâkim olana ne mutlu.</li>
<li>Eğrinin gölgesi de eğri olur.</li>
<li>Âlimin zannı cahilin kesin bilgisinden daha isabetlidir.</li>
<li>Akrabanın düşmanlığı akrebin sokmasından daha çok acı verir.</li>
<li>İnsanın yüceliği kanaatte gizlidir.</li>
<li>İlmin son noktası insanın kendini bilmesidir.</li>
<li>İnsanın zihin açıklığı asaletine delildir.</li>
<li>Görme eksikliği, basiret eksikliğinden iyidir.</li>
<li>İstişare doğru yolun taa kendisidir.</li>
<li>Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir.</li>
<li>Az ateş çok odunu yaktığı gibi az hakikat de çok bâtılı kovar.</li>
<li>İnsanın sözü kalbinin özüdür.</li>
<li>Ölümden daha güzel vâiz olmaz.</li>
<li>İnsanın sözü aklının ölçüsüdür.</li>
<li>Söyleyene değil söylenene bak.</li>
<li>Nefsini bilen rabbini bilir.</li>
<li>Halka değer veren yücelir, küçümseyen hor olur.</li>
<li>Akıllı ile istişare eden kazanır, kendi görüşünde ısrar eden kaybeder.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Dört Raşid Halifeden Özlü Sözler</strong>, Mütercim: İdris Güzelyurt, Editör: Fethi Güngör, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 106 s.</li>
<li>Rif’at el-Manastırî; <strong>el-Kelimâtu’l-Hikemiyye mine’l-Hulefâi’r-Râşidîn</strong>, Matbaatü İhweti “Maruni”, Haleb 1327, 98 s.</li>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Dört Halifeden İnciler</strong>, Hazırlayan: İdris Güzelyurt, Editör: Osman Koca, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 144 s.</li>
<li>Manastırlı Rif’at Bey; <strong>Hazîne-i Hikemiyyat: Cevâhir-i Çehar Yâr ve Emsâl-i Kibâr</strong>, Matbaa-i İhwet-i “Maruni”, Haleb 1327, 98 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/dort-rasid-halifenin-sozlerine-kulak-asmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜNYASINDA YÜKSEKÖĞRETİMİ  İYİLEŞTİREREK KALKINMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2018 13:22:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ALAN ÜNİVERSİTELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[AYIRICI ÖZELLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ AY DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYE ULAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYİ İŞLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYİ ÜRETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM VE KÜLTÜR ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞTİRİCİ ÖZELLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[BLOKZİNCİR]]></category>
		<category><![CDATA[BM SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ 2030]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUKLARI YAŞAYACAKLARI ZAMANA GÖRE YETİŞTİRMEK]]></category>
		<category><![CDATA[D8 GELİŞMEKTE OLAN 8 ÜLKE TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DEĞER ÜRETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[DİJİTAL PARA]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM FELSEFEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM STRATEJİMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN MESLEKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İKB]]></category>
		<category><![CDATA[İLERİ PROBLEM ÇÖZME TEKNİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI ÜNİVERSİTELER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM KALKINMA BANKASI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM KARDEŞLİĞİ HUKUKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURUMSAL KALİTE GELİŞTİRME BİRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ KONTENJANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ VE PERSONEL HAREKETLİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[OLAĞANÜSTÜ DÖNEM EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜN BİLGİ ÜRETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SUAT CEBECİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[TASCA]]></category>
		<category><![CDATA[TASEN]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASILAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YAPAY ZEKA]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ YÖNETİŞİM MODELLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜNÜ İMAR ETMEK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=802</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Dünyası’nda Ortaklık ve Kalkınma” konulu IV. Uluslararası TASCA Forumu (1), 20-24 Aralık 2018 Antalya’da, 30 farklı ülkeden iş, eğitim ve gönüllü sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İslam ülkelerinin millî servetlerini doğru ve adil yönetmeye, kendi aralarında millî paraların kullanımını yaygınlaştırmaya, Müslüman halkların hak ettikleri refah düzeyini yakalamak için işbirliği ve ortaklık imkânlarını geliştirmeye odaklanan forum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Dünyası’nda Ortaklık ve Kalkınma” konulu IV. Uluslararası TASCA Forumu (<strong>1</strong>), 20-24 Aralık 2018 Antalya’da, 30 farklı ülkeden iş, eğitim ve gönüllü sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İslam ülkelerinin millî servetlerini doğru ve adil yönetmeye, kendi aralarında millî paraların kullanımını yaygınlaştırmaya, Müslüman halkların hak ettikleri refah düzeyini yakalamak için işbirliği ve ortaklık imkânlarını geliştirmeye odaklanan forum toplantısında genel ve paralel oturumlarda elliyi aşkın tebliğ sunuldu.</p>
<p>Engellilerin kalkınma sürecine katılımı bağlamında Beyaz Ay Derneği örneğinin İslam dünyasında yaygınlaşmasının teşvik edilmesi, farklı alanlarda ortak akademik dergiler yayımlanması, bilimsel, iktisadi ve ticari işbirliklerinin yaygınlaştırılması, bilimsel eserlerin Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya tercüme edilmesi için özel bir kurum oluşturulması, yükseköğretimde öğrenci ve öğretim üyesi değişim programlarının desteklenmesi gibi tavsiyelerle sonuçlanan forum toplantısında sunduğum tebliği özetle sizlerle de paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Önce Kavramlarda Mutabakat Sağlamak</strong></p>
<p>Kalkınmanın önemli bir aracı olarak yükseköğretimin iyileştirilmesi ihtiyacını tartışmaya geçmeden önce sözlerimin doğru anlaşılması için temel kavramları hangi anlamda kullandığımı belirtmek gerekmektedir. Bu çalışmada;</p>
<ol>
<li><strong>İslam dünyası</strong> deyince İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye 57 ülke,</li>
<li><strong>Yükseköğretim</strong> deyince liseden sonraki ön lisans, lisans ve lisansüstü (yüksek lisans ve doktora) düzeyindeki örgün eğitim ve öğretim programları,</li>
<li><strong>İyileştirme</strong> deyince niteliğin (kalitenin) yükseltilmesi, amaca ve talebe uygunluğun kesintisiz sağlanması yoluyla güvenin tesis edilmesi,</li>
<li><strong>Kalkınma</strong> deyince de sadece ekonomi alanında değil, bir ülkenin topyekûn gelişme ve ilerlemesi kast edilmektedir. Mesela Türkiye dünyada ekonomik büyüklük sıralamasında 17. sırada olmasına rağmen en iyi üniversiteler sıralamasında ilk 500 üniversite arasında sadece 2 üniversitemiz vardı. Eğitim, kültür ve insani gelişmişlik sıralamalarında ise çok gerilerdeyiz. Bu göstergeler kalkınmanın salt ekonomik bir mesele olmadığının yeterli delilidir.</li>
</ol>
<p><strong>Ortak Sorunlarımıza Elbirliğiyle Ortak Çözümler Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam dünyası, büyük çoğunluğu ortak olan sorunlarına <strong>ortak çözümler</strong> geliştirmek zorundadır. Tüm İslam dünyası olarak birlikte gelişecek ve elbirliğiyle ilerleyeceğiz. Aramızda muhabbet ve hukuk oluşması için daha sık bir araya gelmeliyiz. Birbirimize karşı saygıyı ve sevgiyi esas alan <strong>İslam kardeşliği hukuku</strong> çerçevesinde çok boyutlu işbirliklerini gerçekleştirebilmeliyiz. Bunun için öncelikle, <u>son 150 yılda</u> aramıza örülen siyasi ve psikolojik duvarları aşabilmeli, sırtımızdaki lüzumsuz kamburlardan kurtulabilmeliyiz. Müslüman topluluklar olarak <u>ayırıcı</u> değil <strong>birleştirici</strong> özelliklerimizi ön plana çıkarmalıyız.</p>
<p>Yükseköğretim kurumlarımızda fakülte ve bölümlerin öğrenci <strong>kontenjanları</strong>, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda ve ülkenin değişim hızıyla uyumlu şekilde planlanmalıdır. Aksi takdirde sadece gençlerimizi değil, bütçeden yükseköğretime ayrılan büyük payı da <strong>israf</strong> etmiş, ülkenin geleceğini tehlikeye atmış oluruz.</p>
<p>Çeyrek yüzyıl sonra bugünkü mesleklerin yarısı tamamen yok olacak, <strong>yüzlerce yeni meslek</strong> ortaya çıkacaktır. Eğitim stratejimizde Hz. Ali’nin (r) “Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” tavsiyesini şiar edinmeli, eğitim planlamamızı bu yönde yapmalıyız. Mesela, blokzincir ve <strong>dijital para</strong>, yapay zekâ, yeni yönetişim modelleri, ileri problem çözme teknikleri, <strong>sosyal sağlık</strong> vb. yeni alanlarda meslek icra edecek gençleri yetiştirecek yeni müfredat programları geliştirmeliyiz.</p>
<p>Farklı alanlarda çok dilli ortak bilimsel <strong>süreli yayınlar</strong> neşretmeli, ortak <strong>bilimsel yayın</strong> <strong>tarama indeksleri</strong> oluşturmalıyız. Dünyanın en iyi yüz, en iyi beşyüz ve en iyi bin üniversite sıralamasındaki yer, sayı ve oranımızı yükseltmek için bir zaman cetveli ilan etmeli ve bu taahhüdümüzü yerine getirmek için ciddiyetle çalışmalıyız.</p>
<p>Ziya Paşa’nın dediği gibi “Marifet iltifata tâbidir, iltifatsız meta zâyidir.” İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkelerinde gençlerin siyaset, sanat, spor, ticaret gibi alanlar yanında akademiye de yönelmelerini özendiren ‘teşvik ve ödül programları’ ihdas edilmeli, mevcutlar geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Irak, Suriye, Yemen vb. <u>savaş ve çatışmaların</u> devam ettiği İslam ülkelerinde eğitim faaliyetlerinin aksamaması için İİT tarafından özel bir “Olağanüstü Dönem Eğitim-Öğretim Programı” hazırlanmalı ve bu program İslam Kalkınma Bankası (İKB) tarafından finanse edilmelidir. Bu vesileyle, Sırp-Bosna savaşı sırasında eğitim faaliyetlerini hiç aksatmadan sürdüren bilge önder Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle yad ediyoruz.</p>
<p><strong>Eğitim Felsefemizi Güncelleyebilmek </strong></p>
<p>Gelecekte gençliğin boşluğa düşmemesi için eğitim felsefemizi aşağıdaki ilkeler doğrultusunda güncellememiz icap etmektedir:</p>
<ol>
<li>Sünnetullahı, Allah’ın tabiata, topluma ve insana vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfetmek</strong> ve bu kanunlara uygun davranmayı öğretmek eğitim sistemimizin ana hedefi olmalıdır.</li>
<li>Yeni bilgiler ve fikirler üretebilmeleri için âlim ve aydınlarımıza gerçek bir <strong>özgürlük atmosferi</strong> oluşturulmalıdır. Aksi takdirde gelişme ve ilerleme sağlanamaz.</li>
<li>Bilgiyi <u>dinî-dünyevî</u> diye iki kategoriye bölmekten ve bunları birbirinden uzaklaştırmaktan bütünüyle vaz geçmeliyiz.</li>
<li>Batı medeniyetinin ürettiği iyi standartları, makul ilkeleri ve güzel uygulama modellerini dikkate almalıyız. Tepkisel tavırlarla onları toptan reddetmek <u>ifrat</u>, Batı’nın ortaya koyduklarını erişilmez ya da aşılmaz en mükemmel örnekler olarak görmek de <u>tefrittir</u>. Onlardan da yararlanarak <strong>daha iyisini</strong> biz ortaya koymalıyız.</li>
</ol>
<p><strong>Yükseköğretim Kurumlarımızı İyileştirebilmek </strong></p>
<p>Toplumların gelişip ilerlemesinin öncelikle <strong>düşünce düzleminde</strong> başladığı bilinen bir gerçektir. Düşüncenin gelişmesinde yükseköğretim kurumlarının ve akademisyenlerin katkısı ise tüm dünyada kabul gören bir olgudur. Dolayısıyla, akademik kadrolar başta olmak üzere yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilecek iyileştirmeler toplumun topyekûn ilerlemesine <strong>stratejik bir katkı</strong> sağlayacaktır.</p>
<p>Acı bir gerçektir ki, İslam dünyasında küresel başarı listelerinde ilk beşyüze girebilen üniversite sayısı yok denecek kadar azdır. Bu sonuç yükseköğretimin organizasyon yapısıyla ilgili yetersizliklerle de bağlantılı olduğu gibi daha ziyade müfredatın muhtevasıyla ilgilidir. Batıdan ithal edilen bilgiyi olduğu gibi aktarmakla yetinmek yerine <strong>kendi değerlerimiz üzerinde yükselen </strong>özgün bilgi üretme ödevinde olan üniversitelerimiz, İslam dünyasının asırlarca sürdürdüğü bilimsel keşif ve icatlardaki öncülüğüne yakışır <strong>yeni bir ivme</strong> yakalamak zorundadır.</p>
<p><strong>Özgün bilgi üretimi</strong>; özdeğerlerinin farkında olan şahsiyetli ilim adamları tarafından ve İslam dünyasının tarihî müktesebatı titizlikle incelenerek hazırlanacak kendimize has müfredat programlarıyla mümkün olabilecektir. İslam dünyasında yükseköğretimin iyileştirilmesi yoluyla kalkınmayı, gelişmeyi ve ilerlemeyi sağlamak için;</p>
<ol>
<li>Çalıştay, kongre ve konferans gibi etkinlikleri daha sık ve daha nitelikli şekilde düzenleyerek,</li>
<li>Konuya özgü yazılar, makaleler ve raporlar yayınlayarak,</li>
<li>Akademik kadroların daha nitelikli hale getirilmesine yönelik özel programlar geliştirip uygulayarak,</li>
<li>Değişen ihtiyaçlara uygun alternatif müfredat programları geliştirerek,</li>
<li>İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde <strong>örnek alan üniversiteleri</strong> kurarak,</li>
<li>İslam Dünyası Üniversiteler Birliği, İslam Dünyası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü gibi yeni üst kuruluşlar oluşturarak</li>
</ol>
<p>yüksek bir bilinç ve yeni bir akım oluşturmalıyız.</p>
<p>Böylece hem mensubu olduğumuz İslam medeniyetine layık bir yükseköğretim organizasyonu gerçekleştirebilecek, hem de insanlığın ortak medeniyet birikimine kalıcı katkılar yapılabileceğiz.</p>
<p><strong>Yükseköğretim Kurumlarımızın Uluslararasılaşmasını Sağlamak </strong></p>
<p>Yükseköğretim kurumlarında uluslararasılaşma, kalitenin ve rekabetin çok mühim bir aracıdır. Bu sebeple İslam dünyasının tüm yükseköğretim kurumları arasında etkili iletişim ağları geliştirmeli, öğrenci ve öğretim üyesi değişim programlarını çeşitlendirmeli ve hızlandırmalıyız.</p>
<p>Her yıl <strong>7 milyon</strong> öğrencinin değişim programlarından yararlandığı günümüz dünyasında İslam ülkelerindeki üniversiteleri tercih edenlerin çok az oluşu bizi harekete geçirmelidir.</p>
<p>Yalova Üniversitesi tarafından 17-18 Kasım 2018 tarihlerinde Armutlu’da gerçekleştirilen “Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Çalıştayı”n Rektör Prof.Dr. Suat Cebeci Hoca’nın altını çizdiği gibi uluslararası arenada kimliğimiz ve kişiliğimizle sağlam şekilde var olabilmek için;</p>
<p>a) <strong>Bilgiye ulaşmak</strong>, bunun için işbirliği imkânlarını ve iletişim kanallarını açık tutmak,</p>
<p>b) <strong>Bilgiyi üretmek</strong>, araştırma imkânlarımızı güçlendirmek, problem çözme odaklı alan araştırmaları yapmak,</p>
<p>c) <strong>Bilgiyi işlemek</strong>, yani üretilen bilgiyi hayata uygulayıp istifade etmek gerekmektedir.</p>
<p>İnsanlık olarak dünyadaki temel görevimiz yeryüzünü imar etmek ve adaletli sosyal sistemler kurmaktır. Allah ve insanlık nezdindeki değerimiz ürettiğimiz değerler nispetinde olacaktır. Bu yüzden, İslam kardeşliğini zedeleyen anlamsız çatışmaları bütünüyle terk edip vaktimizi ve enerjimizi elbirliğiyle kalkınmak için harcamalıyız. Zira İslam ülkeleri birlik ve beraberlik sağlayıp güçlenerek dünyanın yönetiminde etkili olmadığı müddetçe sadece İslam dünyasında değil, dünya genelinde kalıcı bir barış sağlanamayacak, farklı kültür ve medeniyetler uzlaştırılamayacaktır.</p>
<p>Eğitim, bilim ve araştırma alanlarında farklı bakış açılarına sahip ilim adamlarını birlikte çalıştırmak ve böylece hepsinin daha geniş ufuklar kazanmasını sağlamak maksadıyla, İİT ülkelerinde mevcut binlerce üniversitelerimizin uluslararasılaşabilmesi için <strong>önerilerimiz</strong> şunlardır:</p>
<ol>
<li>Çeşitli hibe programlarından etkin bir şekilde yararlanılması için her üniversitede bir “Değişim Programları Birimi” kurulması,</li>
<li>Ülke içinde ve İslam ülkeleri arasında yükseköğretim hareketlilik projelerinin çeşitlendirilmesi,</li>
<li>Üniversitelerimizin mevcut ulusal ve uluslararası işbirliklerinin öncelikle envanterinin ortaya konulması,</li>
<li>Öğrenci ve personel hareketliliğine imkân tanıyacak bölüm bazında kurumlararası anlaşmaların arttırılması,</li>
<li>Değişim programlarının başarılı sonuçlar verebilmesi için başka ülkelere gidecek personel ve öğrencilerin belirli düzeyde yabancı dil yeterliliğinin sağlanması,</li>
<li>Üniversitelerimizin uluslararası platformlarda tanınırlığının arttırılması için çok dilli tanıtım çalışmalarının yapılması, özellikle sosyal medyanın etkin kullanılması,</li>
<li>Her üniversitemizin ulusal, İslam ülkeleri arasında ve küresel ölçekte yeniliklerin ve iyi uygulamaların değişimi için stratejik ortaklıklar yoluyla yenilikçilik ve girişimcilik odaklı işbirliğinin sağlanması,</li>
<li>Her üniversitemizde “Kurumsal Kalite Geliştirme Birimi” kurulması ve titizlikle çalıştırılması,</li>
<li>İİT hükümetlerinin eğitim ve ar-ge faaliyetlerine genel bütçeden daha büyük pay ayırması,</li>
<li>Sadece ders almak ya da ders vermek için değil, <strong>staj yapmak</strong> maksadıyla da değişim programlarından hibe desteği alınabilmektedir (<strong>2</strong>). İİT bünyesinde de bir staj değişimi programı uygulanmakla birlikte yeterince tanınmadığı için beklenen verim alınamamaktadır (<strong>3</strong>).</li>
<li>Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 Programı’nın (<strong>4</strong>) “Herkesi kapsayan ve herkese eşit derecede kaliteli eğitim sağlamak ve herkese hayat boyu eğitim imkânı tanımak.” başlıklı 4. Maddesinde yer alan tavsiyelerden yararlanılması,</li>
<li>Öncelikle D8 (Gelişmekte Olan 8 Ülke) Teşkilatı, ardından İİT çatısı altında İslam dünyası çapında ortak bir eğitim stratejisi ve felsefesi belgesi oluşturulması, coğrafi, kültürel ve mesleki alanlara göre ayrışan, yerel ihtiyaçları dikkate alan müfredat programlarının desteklenmesi.</li>
</ol>
<p>Tebliğler kitabı yayımlandığında diğer tebliğlerden de sizlere bir özet sunabilmek ve ilgili kurum, kuruluş ve mercilerin bu gibi toplantıların sonuç bildirgelerini dikkate alması ve istifade etmesi umuduyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>TASCA-TASEN, www.<strong>tascatasen</strong>.com, 24.12.2018.</li>
<li>Ulusal Ajans; www.<strong>gov.tr</strong>, 23.12.2018.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı Uluslararası Staj Programı (OIC Intern); www.<strong>oicintern</strong>.org, 23.12.2018.</li>
<li>http://<strong>unesco</strong>.org.tr/dokumanlar/duyurular/skh.pdf, 13.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞÜNCESİNİ DOĞRU ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusuncesini-dogru-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusuncesini-dogru-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 07:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED ZEKİ YEMÂNÎ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ÖZEK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOĞUNLUK KARARI]]></category>
		<category><![CDATA[ENSAR NEŞRİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ERDEM ÖZTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[HALİL YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[HASSAN HATHOUT]]></category>
		<category><![CDATA[İLYAS ÇELEBİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSAV]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL KURT]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET BULGEN]]></category>
		<category><![CDATA[SEYİT ALİ TÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÛRÂNIN BAĞLAYICILIĞI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=779</guid>

					<description><![CDATA[“Huwe semmâkumu’l-muslimîne min qablu we fî hâzâ li yekûne’r-Rasûlu şehîden aleykum we tekûnû şuhedâe ale’n-nâs: O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da ‘Müslüman’ olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız.” (Hac 22:78). İSLÂMÎ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI (İSAV), [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">“<em>Huwe semmâkumu’l-muslimîne min qablu we fî hâzâ li yekûne’r-Rasûlu şehîden aleykum we tekûnû şuhedâe ale’n-nâs</em>: O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da ‘Müslüman’ olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız.” (Hac 22:78).</p>
<p>İSLÂMÎ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI (İSAV), 17-18 Kasım 2018 tarihlerinde Eresin Topkapı Hotel’de “<strong>Yeni Usûllerle İslâmî Teblîğ ve Temsîl</strong>” konulu yeni bir milletlerarası ilmî toplantıya ev sahipliği yapacak (<strong>1</strong>). İslâmî STK’ların güzel salonlarda tartışmalı ilmî toplantılar tertip etmesine öncülük yapan İSAV, bu toplantılarda sunulan birbirinden kıymetli tebliğleri de kitap halinde neşrederek ilim dünyasına katkısını pekiştirmektedir (<strong>2</strong>). İslam medeniyeti konusunda birçok ilmî toplantı tertip etmiş olan İSAV (<strong>3</strong>), müstakil telif ve tercüme eserler de neşretmektedir. Bu hafta sizlere vakfın kurucu başkanı muhterem Ali Özek Hocam’ın tercüme ettirerek neşrettiği bir eseri tanıtmak istiyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p>Eseri, Suudî Arabistan Krallığı eski petrol ve maden kaynakları bakanlarından Ahmed Zeki Yemâni’nin esere yazmış olduğu uzunca takrizden iktibaslarla tanımak daha verimli olacaktır:</p>
<p><strong>Allah’a Tam Teslimiyet Göstermek ve Barışı Esas Almak </strong></p>
<p>“Dünyada mevcut büyük dinler arasında İslam, adını bir kişi veya kabileden almamış olması bakımından apayrı bir konuma sahiptir. <strong><em>İslam</em></strong> kelimesi adını iki kaynaktan almaktadır: “<em>Teslim</em>: Allah’a tam teslimiyet” ve “<em>Selam</em>: barış”.</p>
<p>İslamiyet; özünde insan ile yaratıcısı ve insanların kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyen tam ve bütünleşmiş bir düşünce yapısıdır. İnsanoğlunun her şeye kadir Allah’la olan münasebeti, onun bir ‘yaratılmış’ olarak Yaradan’ının iradesine tam bir teslimiyetini ifade eder. İşte bu, “İslam” kelimesinin temel ve genel anlamıdır. Bu anlam Hz. Peygamber (s) tarafından tebliğ edilen iman kelimesiyle de sınırlı değildir. Nitekim Kur’an, <strong>Müslüman</strong> olarak Hz. Peygamber’den önce gelmiş çok sayıda peygambere atıfta bulunarak gerek Hz. İbrahim’in, gerekse diğer peygamberlerin dininin İslam olduğundan bahseder (Örnek olarak bakınız: Hac 22:78).</p>
<p>Öte yandan, insanların kendi aralarındaki ilişkilerde müsamaha ve merhameti gerekli kılan İslam’ın ikinci kaynağı “barış”tır. Hz. Peygamber (s) Müslümanı tarif ederken: “Müslüman odur ki, diğer Müslümanlar onun dilinden ve elinden emindirler.” buyurmaktadır.</p>
<p>Genelde Müslümanlarla gayrimüslimler ve özelde kitap ehli arasındaki ilişki çok yönlü bir konu olup, <strong>müsamaha ve barış</strong> bu ilişkinin temelinde yatan ikiz prensiplerdir. Gerek Kur’an âyetlerinde gerekse hadis-i şeriflerde buyurulan şey işte budur. Bu prensiplerle çelişen tarihî olaylara gelince, bu, İslam’a değil o olaylarla ilişkili Müslümanlara atfolunabilir. Tıpkı Hıristiyanlığa yakışmayan davranışların Hz. İsa’nın öğretileri değil de fert olarak izhar edilmiş davranışlar olduğu gibi.</p>
<p>İslamiyet şu özelliğiyle daha da öne çıkmaktadır: Başkalarına karşı barış içinde olması gereken bir Müslümanın kendisiyle de barışık olması gerekir. Bu, bir Müslümanın Allah’ın iradesine boyun eğmesi için gerekli olan bir görevdir. İslamiyet, hayatın gerek manevî gerekse maddî cihetleri arasında ortaya koyduğu <strong>ahenk</strong> bakımından eşsiz bir konuma sahiptir. Bir Müslümanın maddî konulardaki davranışı dininin manevî öğretileriyle yönetilip kanalize edilmektedir.</p>
<p>Müslümanların hemcinsleriyle olan muamelelerine gelince; onların itikadı <strong>eşitlik</strong> ilkesine dayalı bir muamelatı kabullenmeyi âmirdir.</p>
<p>İslam medeniyetine kıyasla diğer medeniyetlerin gelişmesi ve tanınabilir bir biçim alması asırlarca sürmüştür. Tabiri caizse, bu medeniyetlerin kesin bir başlangıç dönemi yani doğum tarihi yoktur. Ayrıca diğer medeniyetler doğdukları sosyal çevreden yükselmişlerken, yedinci yüzyıl Mekke Arapları temel taşı bilgi olan bir medeniyeti tesise muktedir değillerdi. Çünkü Araplar genellikle cahildiler ve okuma yazma bilmiyorlardı. Onları temellerine kadar sarsan ve sosyal yapılarını yerle bir eden, Hz. Peygamber’in daveti olmuştur. İlahi mesajı içeren bu davetle büyük bir değişime uğramışlar ve o zamanların bilim dünyasına dağılarak <strong>tarihin akışını değiştirmişlerdir</strong>.”</p>
<p><strong>İslamiyet’i Doğru Anlamak İçin Hükümlerin Maksatlarını Kavramak</strong></p>
<p><strong>“Dünyevî</strong> zevklerin çekiciliğine kapılmak, Müslümanları Rabb’lerinin emirlerinden uzaklaştırarak ağır bedeller ödetmiştir. Günümüz İslam toplumunda hâl ve hareketleri tamamen İslâmî olan kimseleri bulmayı ümit etmek hayaldir. Hayatım boyunca edindiğim deneyimlere göre, İslam’a uygun hareket eden sadece bir avuç insan tanımışımdır ve kesin bir ifadeyle belirtiyorum ki, bunlardan birisi de Dr. Hassan Hathout’dur. Ricasına binaen “Müslüman Düşüncesini Anlamak” adlı kitabına bir takriz yazmak beni ziyadesiyle memnun etmiştir.</p>
<p>Dr. Hathout, olması gerektiği gibi gerçek anlamda İslam’ı anlamaktadır. Allah’a ve O’nun birliğine olan <strong>inancı</strong>, sadece İlahî vahyi ve Hz. Peygamber’in öğretilerini kabullenmesinin sonucu değil, fakat aynı zamanda <strong>mantık ve muhakeme</strong>nin tatbik edildiği güçlü bir zihinsel faaliyetin ürünüdür. Böylesi zihinsel bir çaba, evreni ve <strong>insanın evrendeki varlığı</strong> konusu üzerinde durup düşünmeye teşvik eden sayısız Kur’an öğretileriyle tam bir uyum içindedir. Yine bu çaba insanoğlunun yaradanı hakkındaki bilgisini arttırmaktadır (Bakınız: Âl-i İmrân 3/190-191).</p>
<p>Bu nedenle kitabın “Allah” başlıklı <strong>birinci bölümü</strong> Müslümanın Rabbini tanımasına yardımcı olacak bir yol haritası çizmektedir. Bu da iman etmeyi ve tam bir teslimiyeti kolaylaştıracaktır. Üslûbu; gençleri ikna edici, olgunları ve inançsız yetişkinleri inandırıcı bir özelliğe sahiptir.</p>
<p><strong>İkinci bölümde</strong> Allah’ın varlığına işaret eden etmenlerin mantıksal analizi, Allah’ın varlığının tezahürleri konusunda daha fazla mantıksal analizlerde bulunmaya sevk etmektedir. Örneğin insanoğlu, yeniden diriliş ve ölümden sonraki hayat, insanla hayvan arasındaki farklılıklar ve üç büyük tek tanrılı dinde (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’te) var olan ortak hareket noktaları gibi hususların analizi yapılmaktadır.”</p>
<p><strong>Medeniyet Birikiminde İslamiyet’in Büyük Payını Görmezden Gelmemek</strong></p>
<p>“Kitabın <strong>üçüncü bölümü</strong> İslamiyet’in ilginç ve objektif bir gözle izahıyla, onun diğer iki dinle olan ilişkisini ele almaktadır. İslam hakkında hiç bilgisi olmayan gayrimüslim bir okuyucu İslam’ın özellikle Hıristiyanlıkla olan bağlarını öğrenince muhakkak çok şaşıracaktır (Mesela bakınız: Mâide 5/82).</p>
<p>İslam medeniyetinin çeşitli bilim dallarında ve sanatta üstünlüğü, Batı medeniyeti üzerinde derin izler bırakmıştır. İslam medeniyeti Batı dünyasına, üzerinde kendi medeniyetini inşa edebileceği bir <strong>zemin</strong> bırakmıştır.</p>
<p>Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında geçmişten beri var olan ayrılığın kökeni siyasidir. Ayrılığın (uçurumun) sebebi bir din olarak İslam’ın gelmiş olması değildir. Kitabın müellifinin işaret ettiği gibi bugünün hâkim medeniyetini Judeo Christion=Yahudi-Hıristiyan olarak adlandırmak çok yanlıştır. Bu, ilk Müslümanların Batı medeniyeti üzerinde Yahudilerinkinden çok daha büyük etki bıraktığını gösteren ispatlı tarihî gerçekleri karartma girişimidir sadece. Bugünün medeniyeti yerinde bir ifadeyle <strong>Yahudi-Hıristiyan-Müslüman medeniyeti</strong> olarak tanımlanabilir. Bu bölüm, Yahudilerin peygamberi Hz. Musa’ya, Kur’an’ın verdiği değerin ölçüsünü açıklamaktadır. Hz. Musa ve halkının verdiği mücadelenin hikâyesi Kur’an’da defalarca tekrarlanmaktadır. Hatta Hz. Musa’nın adı bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’den çok daha fazla geçmektedir. İsmail, İshak, Yakup, Musa, Harun, Davut, Süleyman ve Yusuf gibi (İsrailoğullarına gelen) peygamber adları İslam topluluğu içinde kullanılan yaygın isimlerdir.</p>
<p>Bütün bunlar göstermektedir ki, Müslümanlarla Yahudiler arasındaki anlaşmazlıklar mahiyet itibariyle <strong>dinî değil, siyasîdir</strong>. Filvaki, başka herhangi bir yerden ziyade güvenli bir sığınak ve iyi muameleyi bir İslam devletinde gördüklerini ilk kabul edecek olanlar Yahudilerdir. Nitekim İspanya’daki İslâmî yönetim sona erdiğinde oradaki Yahudiler yeni yöneticilerden kaçıp bir başka İslam devleti olan Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardı.</p>
<p>Aynı şekilde, İslam ve Hıristiyan dünya arasındaki hoşgörü ve işbirliği, şayet gereken samimiyet ve siyasî irade gösterilmiş olsa, oldukça güçlenebilecektir. İki din arasındaki farklılıklar düşmanlığa davetiye çıkarmaz. Aslında bu bağlamda Müslümanların üzerine yıkılmış ve halen yıkımını sürdüren haksızlıklar zincirine bir son verilmesini gerektiren yeterli ortak çıkarlar mevcuttur. Bütün bunlara bir son vermenin ve asırlardır gittikçe artan küskünlük ve şiddeti ortadan kaldırmak için elleri birleştirmenin zamanı çoktan gelmiştir.”</p>
<p><strong>Yöneticiyi de Bağlayan Çoğunluk Kararı Yöntemini Benimsemek</strong></p>
<p>“Kitabın en uzun ve en önemli olan <strong>dördüncü bölümü</strong>, İslam anatomisini analiz etmektedir. Dr. Hathout, kısa pasajlarla şeriat, İslam hukukunun özü, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve demokrasi konularını incelemektedir. İslam’ın manevî veçhesini oluşturan ibadet meselelerini, Müslümanları eğiten ve onlara şefkat, merhamet ve sevgiyi aşılayan ahlaki mesajları ele almayı sürdürmektedir.</p>
<p>Şeriatin gelişimi Hz. Peygamber’in ölümünden çok kısa bir zaman sonra başlamıştır. Gereken değişiklikleri meydana getiren cüretkâr şahsiyetlerden birisi, ikinci halife olan <strong>Hz. Ömer</strong> olup, Kur’ani hükümlerin bazılarını değişen şartlara uyarlama veya askıya alma konularında oldukça ileri gitmiştir. Maamafih Halife Ömer’in aldığı kararlar keyfî olmayıp, Kur’an’ın buyurduğu <strong>emirlerin doğru anlaşılıp yorumlanmasına</strong> ve de o bölgede hüküm süren şatlara tatbik edilmesine dayanıyordu. Böyle özel hallerde orada hazır bulunan Hz. Peygamber’in bilgili ashabına danışıyor, bir çeşit danışma meclisi oluşturuyordu. Hepsi de Hz. Ömer’le mutabık kalıyorlardı.</p>
<p>Hz. Ömer, ictihatlarında Kur’an ve hadis metinlerinin sade (yalın) anlamından ziyade <strong>akıl</strong> ve <strong>buyruğun amacına önem veren</strong> görüşe bağlı kalmıştır. Yeni ve her daim değişen ahvali kapsayacak şekilde Allah ve peygamber buyruğunun nasıl yorumlanması, uyarlanması veya geliştirilmesi gerektiğine dair Dr. Hathout’un görüşlerinden edindiğim intiba, kendisinin de aynı sisteme meylettiğini göstermektedir.</p>
<p>Yazar İslam ve demokrasi arasındaki münasebeti fevkalade güzel açıklamaktadır. Kur’an ve sünnetle de kanıtlandığı gibi, <strong>İslâmî bir hükümet</strong> belli bir anayasal şekil içermez. Kur’an ve sünnetin gösterdiği yol, herhangi bir anayasanın dayandırılabileceği temel prensiplerdir. Bir ülke yöneticisi, (halk tarafından) seçilmelidir. O da ülkeyi kanunlara uygun idare eder. Toplumu alakadar eden meseleler <strong>çoğunluğun kararlarıyla</strong> düzenlenmek zorundadır. Ki bu da “<strong>şûrâ</strong>” sisteminin özüdür. Nitekim İslam devletinin başkanı sıfatıyla Hz. Peygamber, bir konuda nasıl davranması gerektiği hususunda ilahî vahiyle bir yol gösterilmediği sürece şûrâ sistemine başvurmuştur.</p>
<p>Uygulamada şûrâ sisteminin nasıl işletileceğine gelince, bütün formaliteler, zaman ve mekânın ihtiyaç ve şartlarına göre tespit edilmek üzere serbest bırakılıyordu. Böylece, esnekliğin en hayati unsuru garanti ediliyordu. Hz. Ömer normalde, şûrâ meclisini camide yönetirdi. Mevzubahis olan mesele zor ve üzerinde derin düşünmeyi gerektiriyorsa bütün şûrâ üyelerini istişare için kasabanın dışındaki açık bir alana götürürdü. Orada günlerce kalır ve sonunda halifenin de bağlı kalacağı bir çoğunluk kararı çıkıncaya kadar meseleyi enine boyuna tartışırlardı.</p>
<p>Şûrâ sistemine uygun bir şekilde yürütülen çoğulcu yönetime ilaveten İslamiyet “<strong>insan hakları</strong>” kavramını sağlam bir şekilde tesis etmiştir. İbadet etme, konuşma ve serbest hareket etme özgürlüğü ile vatandaşlar arasındaki <strong>eşitlik</strong> gibi meseleleri diğer uluslar bunları kendi sistemlerine dâhil etmeden asırlar önce güvence altına almıştır. Maalesef, İslam’ın doğuşundan bu yana çok şey değişti. İslam anayasasının o saf, bozulmamış özelliklerinin çoğunun kaybolup gitmesine göz yumulmuştur! Bu yüzden bazı Müslüman devletleri, İslam ile demokrasi arasında kesin bir antipati olduğuna dair intibalarından kurtulamamaktadır.</p>
<p>İslam’ın getirdiği ahlaki standart oldukça yüksek olup hayatın tüm yanlarını kapsamaktadır. Bu standart gerçek bir Müslümanı cömert, müsamahakâr, mütevazı kıldığı gibi kendi hısım ve akrabalarına olduğu kadar Müslüman kardeşlerine karşı da o derece iyilik yapmaya müheyya kılmaktadır.</p>
<p>Kitabın yazarı Müslümanları asırlardır etkileyen ve gayrimüslim birisine <strong>İslam’ın ne olduğuna dair</strong> canlı bir tablo çizen Kur’an ve sünnetten alınmış fevkalade parlak örnekler sunmaktadır.</p>
<p>Kitabın <strong>beşinci ve son bölümü</strong> tüm dünyada çok tartışılan siyasi ve ictimaî meseleleri ele almaktadır. Yazarın görüşleri ve çözüm önerileri, kendisinin İslam şeriati ve onun ortaya koyduğu ahlakî prensiplere karşı olan derin vukûfiyetinin bir yansımasıdır. Bazı Müslümanlar yazarın ileri sürdüğü nazariye ve sonuçları konusunda aynı fikirde olmayabilirler. Böyle görüş ayrılıkları İslam’da hoş görülür. Bu konuda Hz. Peygamber’in bizler için vazettiği kural şudur:</p>
<p>Söz konusu olan bir meselede gerçeği bulma veya çözüm aramada aklını kullanan ve aradığı cevabı bulan kimseye iki sevap verilir. Aklını kullandığı halde gerçeği ıskalayana ise bir sevap verilir.</p>
<p>Fikrimce, Dr. Hathout’un Kur’an ve sünnet metinlerinin yalın anlamlarından ziyade onların temel nitelik ve <strong>vazedilmelerindeki hikmeti arama çabaları</strong>, kendisine bir değil iki sevap kazandıracaktır.” (s.9-25).</p>
<p><strong>Dr. Hassan Hathout’u Kendi Dilinden Tanımak </strong></p>
<p>“İngiliz işgali döneminde Mısır’da dünyaya geldim. Bu dönem hayatımda çok önemli bir rol oynamıştı. Nitekim daha küçük bir çocukken beynimde yer eden anılardan ilki, annemin zaman zaman şu şekilde beni yüreklendirmesiydi:</p>
<p>“Daha sen karnımdayken sana ‘Hasan’ adını vereceğime ve Mısır’dan İngilizleri sınır dışı edene dek bu uğurda seni ve kendimi feda edeceğime dair ahdetmiştim.”</p>
<p>Bu sözlerin üzerimde büyük etkisi olmuştu. Peki sonuç ne olmuştu? Ne kaygısız bir çocukluk ve ne de bir gençlik hezeyanı yaşayabilmiştim. Ortada bir dava ve yaşamak için bir amaç vardı. Benim neslim her ne suretle olursa olsun, İngiliz işgalini bertaraf etmede bizden önceki neslin attığı adımları takip ediyordu. İngilizler ve onların Mısırlı kukla hükümetlerince bizler terörist, ama ülkenin ve dünyanın geri kalan kesimleri için özgürlük savaşçıları idik.</p>
<p>Sonunda İngiliz işgalinin bittiğini gördüğümüz için şanslıydık. Mesleki çalışmalarımı sürdürmek için İngiltere’de yaşamaya başladığımda, İngiliz halkına karşı bir sevgi ve takdir hisleri gelişti bende. Anladım ki halklar, siyaset ve devlet adamlarından çok farklı olabiliyormuş. Aynı şeyi çok daha sonra ikinci vatanım olan Amerika’ya geldiğimde de gördüm.</p>
<p>Ciddiyet ve kararlılık çalışma hayatımı ateşliyordu. Mesleki çabalarım nefes almamı sağlayan iki ciğerimden sadece birini teşkil ediyordu. İkincisi ise, esas itibariyle gerek kendi dinimi gerekse diğer dinleri mütalaa edebilme aşkıydı. Kitabî bilgim bir ilahiyat öğrencisininkinden hiç de aşağı değildi ama, ilim ve tıp alanındaki birikimim, kendi dinimi tefekkür etmem, anlamam ve yorumlamamda çok değerli bir araç vazifesi görüyordu.</p>
<p>İki kültürlü ve iki dil bilen bir kimse olarak anladım ki, İslamiyet Batı’da büyük çapta tanınıyordu. Bilinmeyene gelince; bunun ayıbının bizzat Müslümanlara ait olduğunu düşünüyorum. Aktif bir şekilde İslam’a iftira atma ve onu karalamaya çalışma; siyaset, medya ve eğlence dünyasındaki bazı gurupların görevi ve kariyer aracı olmaktadır.</p>
<p>Bir kimsenin varlığının tanınması onun en temel haklarından birisidir. İnsanlar arasındaki barış, uyum ve iyi niyet, sadece bunu doğru anlamaya dayandırılabilir, efsanelere veya yalana değil! İnsanlar ancak o vakit gerçek benzerlik ve farklılıkların farkına varabilecektir. Umulur ki, insanlar bu farklılıklara saygı duyar, müsamahakâr olmayı öğrenir ve bunlarla birlikte yaşamaya çalışırlar.</p>
<p>Bu mütevazı kitap, gezegenimiz üzerindeki bir buçuk milyar insanın inancını temsil eden İslam dini adına katkıda bulunmak için hazırlanmıştır.</p>
<p>Sevgi Allah’tan, nefret ise şeytandandır. Sevgilerimle…” (s.27-28).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>org.tr</strong>/, 11.11.2018.</li>
<li>İlyas ÇELEBİ ve Mehmet BULGEN (Ed.); <strong>İslâm Düşüncesinin Kurucu Unsurları: Usûl-i Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf ve İslâm Felsefesi</strong>, Yayın Hazırlayanlar: İsmail Kurt, Seyit Ali Tüz ve Halil Yılmaz, Ensar Neşriyat, İstanbul 2016, 542 s.</li>
<li>İSAV Yayınlarının pdf nüshaları için: <a href="http://www.isav.org.tr/kitap_pdf_dosyalari">http://www.isav.org.tr/kitap_pdf_dosyalari</a></li>
<li>Hassan HATHOUT; <strong>İslam Düşüncesini Doğru Anlama</strong>, (Özgün Adı: Reading The Muslim Mind), Takdim: Ali Özek, Takriz: Ahmed Zeki Yemânî, Çeviren: Erdem Öztekin, İSAV Yayınları, İstanbul 2018, 160 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusuncesini-dogru-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABHAZYA’YI FİİLEN VE RESMEN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 07:38:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[25. YILDÖNÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA ZAFERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Adıgey Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[BABUŞARA]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[BALTIK ÜLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BDT]]></category>
		<category><![CDATA[BERİA]]></category>
		<category><![CDATA[BOMBORA]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESK]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DR. CEMALETTİN ÜMİT]]></category>
		<category><![CDATA[DZHANSUKH LAZBA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GAGRA]]></category>
		<category><![CDATA[GROZNİ]]></category>
		<category><![CDATA[GUDAUTA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAÇAY-ÇERKES]]></category>
		<category><![CDATA[KEFKEN]]></category>
		<category><![CDATA[KILIÇ OPERASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[KIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[MAHAKÇALA]]></category>
		<category><![CDATA[MARŞAN]]></category>
		<category><![CDATA[MÂVERÂU’L-KAFKÂS]]></category>
		<category><![CDATA[MAYKOP]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZÎ KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NAURU]]></category>
		<category><![CDATA[NİKARAGUA]]></category>
		<category><![CDATA[OÇAMÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER DURAN]]></category>
		<category><![CDATA[ORTAASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMİ DENİZ ÖZBAY]]></category>
		<category><![CDATA[RİTSA]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL BASAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL YAŞBA]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAPSIĞ KIYISI]]></category>
		<category><![CDATA[SETENAY NİL DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[SOÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUM]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUMKALE]]></category>
		<category><![CDATA[SOSNALİYEV SULTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[TAŞKENT ANLAŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TAYVAN MODELİ]]></category>
		<category><![CDATA[TRANSKAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[VADİM HARAZİYA]]></category>
		<category><![CDATA[VENEZUELLA]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİMİR ARDZINBA]]></category>
		<category><![CDATA[YAĞAN İBRAHİM. SELÇUK SIMSIM]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ KAFKASYA GAZETESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZAKAVKAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=773</guid>

					<description><![CDATA[Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti. Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti.</p>
<p>Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini ortaya koyan iki ülkeden biri olarak Abhazya (diğeri Çeçenistan), Gürcistan’ın işgal girişimini onüç aylık bir zorlu direnişin ardından püskürtebilmişti.</p>
<p>Demir perdenin yıkılması üzerine atayurdu Kafkasya’ya ilk seyahatimi gerçekleştirmek üzere büyük bir heyecanla yola koyulmuştum. İstanbul’dan Trabzon’a gidip oradan gemiyle Soçi’ye geçerek Şapsığ kıyısından Adıgey Cumhuriyeti’ne, oradan da Dağistan’a kadar tüm cumhuriyetleri ziyaret ederek Mahaçkala’daki bir kongreye katılacaktım. Ne var ki 14 Ağustos 1992 sabahı Trabzon’a ulaştığımda Soçi seferinin iptal edildiğini, geminin Batum’a giderek gümrük işlemlerinin orada yapılacağını öğrendim… Meşakkatli bir yolculuktan sonra Soçi’ye, oradan Maykop’a, Çerkesk’e, Nalçik’e, Grozni’ye ve nihayet Mahakçala’ya ulaşmıştım. Özellikle Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinde Abhazya’ya destek mitinglerine şahit olmuştum…</p>
<p>20 Ekim 2018 Cumartesi günü saat 14:00-18:00 arasında İstanbul’da <strong>Kafkas Vakfı</strong> genel merkezinde “Abhazya Bağımsızlığının 25. Yılı” başlığıyla gerçekleştirilen panelde ilk oturumun başkanlığı şahsıma, ikinci oturumun başkanlığı Prof.Dr. Rahmi Deniz Özbay’a tevdi edildi. İlk oturumda üç akademisyenin, ikinci oturumda bir sivil toplum yöneticisi ile bir diplomatın toplam beş tebliğ sunduğu paneli katılamayanlar için özetledim. Tarihe not düşmek maksadıyla kamuoyuyla paylaşmayı da lüzumlu addediyorum.</p>
<p><strong>Abhazya’yı Anlamak</strong></p>
<p>İlk konuşmacı Ömer Duran, Abhazya bağımsızlık mücadelesine destek vermek maksadıyla Üsküdar-Bağlarbaşı meydanında düzenlenen bir mitingde tanıştığım ve daha sonra uzun yıllar dostluğumuzu sürdürdüğümüz bir akademisyen. 1970 Sakarya doğumlu, 1995 Mısır el-Ezher Üniversitesi mezunu, siyaset bilimi ve kamu yönetimi alanlarında yüksek lisans yapmış, halen İslam Hukuku alanında doktorasını tamamlamak üzere olan Duran, 1998-2003 yılları arasında Kafkas Vakfı Genel Müdürlüğü de yapmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve SETA’da çalışan Duran, on yıldır özel sektörde Ortadoğu danışmanlığı yapmaktadır.</p>
<p>“Abhazya’yı Anlamak” başlıklı tebliğinde Abhazya’yı demografik, coğrafi ve tarihî açıdan tanıtan <strong>Ömer Duran</strong>’ın tebliğini şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“8660-km<sup>2</sup> toprağa sahip Abhazya’da, bir Karadeniz ülkesi olmakla birlikte Akdeniz iklimi hâkimdir. 220 bin nüfuslu ülkede 100 bin Abaza yanında Ermeniler, Rumlar, Ruslar, Megreller ve 20 bin civarında etnik Türk yaşamaktadır. Çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan, az bir kısmı da sosyolojik anlamda Müslüman olan Abhazya’da, başkent Sohum ve Gudauta’da birer mescit bulunmaktadır. Ülkede kiliseler mevcut olup maalesef bugüne kadar minareli bir cami inşa edilebilmiş değildir. Abhazya’nın bağımsızlığından beri gündemde olan bu konu günümüze dek başarılamamıştır.</p>
<p>Sohum’da (Babuşara’da) altyapısı hazır bir sivil havaalanı bulunmaktadır. Gudauta (Bombora) havaalanını ise daha çok Rusya tarafından askerî üs olarak kullanılmaktadır. En büyüğü Sohum’da olmak üzere değişik limanları vardır. Gürcistan’a en yakın olan Oçamçıra limanı çoğunlukla Rus askerî gemileri tarafından kullanılmaktadır.</p>
<p>SSCB döneminde halklara birtakım haklar verilirken ‘100 bin’ sınır olarak kabul ediliyormuş. Bu nedenle bu rakamın bazen 100 binin çok az altında veya biraz üstünde olduğunu görebilirsiniz. Ancak adı Abhazya olan bu ülkede Gürcülerin nüfusu çok daha fazlaydı. Bu yüzden Abhaz nüfusunun kısıtlanması ve bugün Tiflis tarafından dillendirilen ‘Göçmen meselesi’ önemli bir konu olarak devam edegelmiştir. Özellikle Stalin döneminde had safhada ‘Gürcüleştirme’ politikaları güdülmüştür. SSCB döneminde Ruslar ve Gürcüler eliyle demografik çoğunluk oluşturmak için Abhazya’da planlı Gürcü iskânları gerçekleştirilmiştir. Ancak Abhazya’nın Gürcüleştirilmesi politikaları 19. yüzyılın ortalarına kadar götürülebilir. Abhazya’nın bir taraftan Ruslar tarafından istilası ve Gürcistan tarafından rahatsız edilmesi, Osmanlı Devleti’nin bölgede, Kırım ve Karadeniz’de zayıflamaya başlamasına paralel gelişmiştir. Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcistan’dır. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Hem Rusya hem de Gürcistan Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının da bunda payı olduğunu görüyoruz. Abhazlar gerçekten her dönem Rus istilasına ve işgaline karşı direnmişlerdir.</p>
<p>Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcülerdir. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Her iki ülke de Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının bunda payı olduğunu görüyoruz.</p>
<p>18. yüzyıl Osmanlı-Abhaz ilişkilerinin en yoğun olduğu yüzyıl idi. Bu dönemde Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti… 1810’da Osmanlı Devleti’nin Abhazya’yı Rusya’ya bıraktığı kabul edilmektedir… II. Abdülhamid’in eşlerinden ikisi Abhaz idi. Sultan, kayınpederi Marşan’ı desteklemiş ve Sohum’u kurtarmak için diğer gönüllü muhacirlerle birlikte Abhazya’ya göndermişti… Çıkartma sonrası, şehirdeki Abhazların da yardımıyla kısa süreli bir başarı elde edildiyse de Ruslar şehri tekrar eli geçirdiler. Bu birlikteki askerlerin bir kısmı kendilerini Karadeniz limanlarına atarak canlarını kurtarmışlardır. Kefken’e gelen Abhazların da Sohumkale çıkartmasına katılan bu gönüllüler olduğu aktarılmaktadır. Artık, Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti…</p>
<p>1921 SSCB Anayasası’na göre Abhazya, özerk değil <strong>bağımsız bir ülke</strong> olarak birliğe <em>de facto</em> katılmıştır. 1931 Anayasası’nda Stalin bu statüyü değiştirmiştir! Yine Gürcü asıllı Beria yüzlerce, hattâ binlerce Abhaz entelektüeli yok etmiştir!</p>
<p>Ağustos 1992’de Abhazya, Gürcistan’dan müzakere heyetinin gelmesini beklerken hapislerden salınmış barbarların da eşlik ettiği bir işgal ordusuyla karşılaşmıştır… Savaş 30 Eylül 1993 günü Abhazların zaferiyle sonuçlanmıştır. O tarihten günümüze kadar iki ülke arasında çok sayıda karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler yapılmıştır.</p>
<p>Abhazların zaferiyle sonuçlanan 1992-1993 Gürcistan-Abhazya savaşında “Rusya’nın, Abhazya’yı desteklediği” spekülasyonlarına rağmen gerçek şu ki, Moskova kendi menfaati için ikili oynamıştır. Nitekim Abhazya’yı kapalı cezaevine çeviren Bağımsız Devletler Topluluğu <strong>(BDT) ambargosu, Rusya’nın eseri</strong>dir. Ambargo o kadar sıkı uygulanmıştı ki, akrabanızın yanına bile gidemiyordunuz! Arapların bir sözü var: “Bir toplum için musibet olan bir başka toplum için menfaat olmaktadır.” Abhaz-Gürcü ve Abhaz-Rus ilişkilerinde de bu kural aynen işlemiştir…</p>
<p>Artık ileriye bakmalıyız. Abhazya için, bünyesinde milyonlarca Kuzey Kafkasyalıyı barındıran Türkiye ile ilişkiler hayati önem arz etmektedir. Başta eğitim alanı olmak üzere STK’lara büyük iş düşmektedir. Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu dikkate alarak Abhazya’nın bağımsızlığını tanımasını da beklemeden adımlar atılmalıdır. Ancak 2008 yılında olduğu gibi bir sürpriz de olabilir. Bunun için Türkiye ile Abhazya arasında “<strong>Tayvan modeli</strong>” bir ilişki modeli olarak önerilebilir. Basit bir tanımla bu modele göre, tanıma olmasa da iki ülke birbirlerinin topraklarında ticari ofis kurarak, çıkarları gereği <strong>karşılıklı ticari ilişkiler</strong> kurabilirler ve yatırımlar yapabilirler. Bu ticari ilişkiler insani ilişkilerin de yolunu açacaktır.”</p>
<p><strong>Abhazya Direnişine Destek Veren Gönüllüleri Unutmamak</strong></p>
<p>Kafkas Vakfı tarafından (<strong>1</strong>) Abhazya’nın Gürcistan’a karşı kazandığı zaferin 25., bağımsız bir devlet olarak tanınmasının (<strong>2</strong>) ise 10. yıldönümü münasebetiyle İstanbul’da düzenlenen panelin ikinci konuşmacısı Doç.Dr. <strong>Setenay Nil Doğan</strong>, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Bilkent Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans programını, 2009 yılında Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde doktora programını tamamladı. Milliyetçilik, diaspora ve toplumsal cinsiyet gibi konularda çalışmaları çeşitli dergilerde yayımlanan Doğan halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nde görev yapmaktadır.</p>
<p>Bir kitap bölümü olarak da yayımlamış olduğu “Savaş ve Toplumsal Cinsiyet: Türkiye’den Abhazya Savaşına Katılan Kadınlar Örneği” başlıklı tebliğinde Doğan, şu hususları vurgulamıştır:</p>
<p>“1992 yılında 14 Ağustos’ta Abhazya’nın işgaline diyasporanın ve Kafkasya’nın tepkileri oldu. Diyasporadan 120-200 kadar gönüllü gitti. 7 de kadın gitti. Bu gidiş bazılarınca Abhazların kahramanlığının sembolü idi. Ancak “vatanperver dört kızın eteklerini erkeklere bırakarak savaşa gittiği” söylemi diyasporada pek de hoş karşılanmadı.</p>
<p>2012’de yedi kadınla görüştüm, 2013’te bu çalışmamı bir yerde sundum. Sonra bir kitapta bölüm olarak yayımlandı (<strong>3</strong>). Bu yedi kadınla derinlemesine görüşmeler yaptım. Savaşı nasıl hatırladıklarını ve Abhazya’nın, diyasporanın onları nasıl hatırladığını sordum… Sadece savaş hatıralarının dışına çıkmak gerektiğini de düşündüm.</p>
<p>Yaşları 19-24 arasında değişen Elif, Figen, Ayşegül ve Zeliha, Abhazya’da önce hemşirelik yapmak istediler. Ama Abhazyalılar cephede görevi tehlikeli bularak bunların hemşirelik görevine devam etmesine mâni oldular. Nitekim yetkililerin diyasporadan gelen erkeklere de emanet gözüyle bakıp onlara görev verirken ihtiyatlı davrandıkları da bilinmektedir.</p>
<p>Birgül, 30’larında sosyalist bir gazeteciydi. Hemşire olarak katıldı savaşa. Şamil Basayev’in taburuna katılmak istemişti… Moskova’da öldüğü için kendisiyle görüşemedim ama kızlarıyla görüştüm, yazılı anılarından bir kısmını okudular bana.</p>
<p>Görüştüğüm kadınlar, “biz ne yaptık ki” diyerek çok alçak gönüllü davrandılar. Mesela Yeşim hemşire olarak gitmişti. Hastanede çalışıyordu. Ama Sohum bombalandıktan sonra sokağa çıkıp -ailelerinin daha rahat bulabilmeleri için- cesetlerin fotoğraflarını çekmişti. Bir ölünün nasıl koktuğunu orada öğrendiğini söylemişti bana.</p>
<p>Yirmi yaşında Abhazya’ya gitmiş olan Özlem benimle konuşmak istemedi. Abhazya’ya giden ve bugün hayatta olan tek kadın odur. Bana “Abhazya’ya gelin, durumu kendiniz görün” demişti.</p>
<p>Abhazya savaşında ‘annelik’ çok ilginç bir şekilde karşımıza çıkıyor. Birgül hem silahlı pozlar veren bir savaşçı hem de çocuklarına reçel yaparken görüntülenen bir kadın mesela…”</p>
<p><strong>Kafkas Halklarının Dayanışmasını Güçlendirebilmek</strong></p>
<p>Panelde katılımcılarla da paylaştığım üzere, doktora çalışmam (<strong>4</strong>) kapsamında Nalçik’te alan araştırması yaptığım esnada Abhazya kahramanı <strong>Yağan İbrahim</strong>, cephede şahit oldukları olağanüstü bir durumu anlatmıştı bana:</p>
<p>“Konumunu tespit ettiğimiz işgal grubuna taarruz etmek üzere komuta ettiğim mangamla Sohum otelinden tam çıkmak üzereyken bir anda hava karardı, bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Mecburen yağmurun dinmesini bekledik. Ardından güneç açıverdi ve harekete geçtik. Hedefe yaklaştığımızda bir de ne görelim?! Şiddetli yağmurun üzerini açtığı mayınlar önümüzde duruyor! Allah’ın bu aleni yardımı olmasaydı bütün bir manga halinde can verecektik…”</p>
<p>İlk oturumun üçüncü konuşmacısı <strong>Selçuk Sımsım</strong> 1974 Hollanda-Rotterdam doğumlu. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü mezunu. Kafkas derneklerinde üye ve yönetici olarak görev aldı. Türkiye’nin birçok ilinde sözlü tarih çalışmaları yürüttü. 2007 yılından bu yana ‘Apsuvara Çalışma Grubu’nda, 2014 yılından beri ‘Apsuara-Abazara Geliştirme Programı’nda ve ‘Abhaz-Abazin Dili, Folklor Araştırmaları ile Arşiv Materyallerini Koruma ve Geliştirme Programı’nda görev yapmaktadır. 2017 yılından itibaren “Bizim Sakarya” ve “Jıneps” gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Sımsım’ın yayınlanmış iki kitabı var (<strong>5-6</strong>). Âdeta film gibi izlediğimiz sürükleyici tebliğinde Sımsım şu hususlara dikkat çekti:</p>
<p>“15 Mayıs 1992’de Özbekistan’da imzalanan Taşkent Anlaşması’nın yanı sıra bir anlaşma daha yapılmıştı: SSCB’nin askerî gücünü paylaştırma anlaşması. Bu çerçevede Gürcistan’a bırakılan 240 tank, sayısız zırhlı araç vb. ciddi silahlar, işgal hazırlıklarına 1989’da başlayan Gürcistan’ı cesaretlendirmiştir.</p>
<p>Abhazların hazırlıksız yakalandığı savaşı Gürcistan, “Kılıç Operasyonu” adıyla bir yıl önce planlamıştı. Azılı suçlularla anlaşmalar yapmışlar, onlara Abhazya’da mandalina bahçeleri vb. vaatlerde bulunmuşlardı… Akşam birlikte yemek yedikleri Gürcü komşuları ertesi sabah bahçelerine kaleşnikofla gelmişlerdi… Abhazya’nın “İç Kuvvetler Münferit Alayı”nın 600 askeri dışında hiçbir teçhizatlı askeri yoktu. Ardzınba halkı direnişe çağırdı.</p>
<p>Karayoluyla doğudan Sohum’a, deniz yoluyla da batıdan Gagra’ya gelen Gürcüler Abhazları iki koldan sıkıştırmış ve Sohum tamamen işgal etmişlerdi… Abhazya direnişinde önemli bir figür olan <strong>Sosnaliyev Sultan</strong>, 16 arkadaşıyla birlikte Kabardey’den çıkıp batıdaki Gürcü işgalini yararak Sohum’a yardıma gelmişti. Çeçenistan bu direnişe devlet olarak da açıktan destek vermiş ve silah göndermişti. Diğer kardeş Kafkas halkları gönüllü desteği vermişlerdi. Büyük çoğunluğu Grozni’de toplanan gönüllüler dağ geçitlerini aşıp Ritsa üzerinden yardıma gelmişti. Şamil Basayev komutasında 250 gönüllü savaşçı Abhaz direnişine çok önemli bir katkı yapmıştır… Sohum bir hafta boyunca talan edildi, insanlara işkence ettiler…</p>
<p>1-6 Ekim 1992’de 5 bin Gürcü askerine karşı 400 Abhaz askeri şiddetli bir mücadele verip Gagra’yı kurtarmıştı… 1993 yılında Temmuz ve Eylül aylarında savaşı bitiren iki önemli harekât gerçekleştirildi. Önce Gürcülerin konuşlandığı dağları temizleme kararı alan Abhazya Hükümeti, aşağı köprüden iki tabura yoğun saldırı emri verince Gürcüler dağlardaki güçlerini aşağı bölgeye çekmişlerdi. Dağa yakın konuşlanan Abhaz güçleri bu çekilmeyi iyi değerlendirerek dağları temizlemiştir. Bu ağır çatışmalar esnasında içlerinde Türkiye’den gelen gönüllülerin de yer aldığı çok sayıda şehit verilmiştir.</p>
<p>Dahi bir lider olan Ardzınba 27 Eylül’de Gürcülerle ve Rusları masaya oturdu. 21 Eylül’de Rusya’da Yeltsin ile Parlamento arasında patlak veren iç kriz de önemli bir etken olmuştur. Böylece 29 Eylül’de Doğu-Batı cephesi birleşti ve 30 Eylül 1993’te Abhazya işgali tamamen püskürterek zafere ulaştı.”</p>
<p>Selçuk Sımsım’ın detaylı yakın tarih çalışmaları çok önemlidir. Zira tarihi yapmak kadar, hatta çoğu zaman daha önemli olan tarihi yazmaktır. 1992 ve 93 yıllarında Abhazya hakkında Türkiye’nin yetkili kurumlarında neredeyse hiç bilgi yoktu. O dönemde Yeni Kafkasya gazetesinde kaleme aldığım birkaç köşe yazısı ve bir doktora dersim için hazırladığım “Abhazya Raporu” ile Türkiye kamuoyunu Abhazya meselesi hakkında bilgilendirmeye çalışmıştım (<strong>7-8</strong>).</p>
<p><strong>Abhazya’nın Bağımsız Müstakil Ülke Statüsünü Tanımak</strong></p>
<p>İkinci oturumda konuşan <strong>Şamil Yaşba</strong>, “Türkiye’de Abhaz Yapılanması”nı ve 13 derneğin üye olduğu ‘Abhaz Dernekleri Federasyonu’nun faaliyetlerini anlattı.</p>
<p>2017 yılından itibaren Abhazya’nın büyükelçisi statüsünde İstanbul’da bulunan <strong>Vadim Haraziya</strong>, mütercim Dzhansukh (Cansuh) Lazba’nın yardımıyla Abhazya’nın savaşa önceden hazırlandığı ve Rusya’dan destek gördüğü yolundaki haberlerin asılsız olduğunu vurguladı.</p>
<p>1988’de Gürcistan’da ‘Abhazya’nın bağımsız bir ülke statüsünü değiştirmek’ amacıyla devlet kurumlarının gizli bir toplantı gerçekleştirdiğini anlatan Haraziya, diplomatik girişimi hiç denemeden Gürcülerin tanklarla Abhazya’ya saldırdığına dikkat çekti.</p>
<p>2700 gönüllü askeri şehit olduğu, 4 bin kişinin sakat kaldığı, 200 kişi hâlâ kayıp olduğu Abhazya bağımsızlık savaşının doğurduğu ağır problemlerin bugüne kadar çözülemediğini hatırlatan büyükelçi, Devlet Başkanı Ardzınba’nın Gürcistan’daki görüşmeler esnasında zehirlendiğini, hastalığının ve ölümünün bundan kaynaklandığını düşündüklerini söyledi.</p>
<p>Abhazya Geri Dönüş Bakanlığı verilerine göre Abhazlar halen dünyanın 54 ülkesinde yaşadığını açıklayan Haraziya, Apsuwa, Abazin ve Ubıkh’ların önşart olmaksızın Abhazya Cumhuriyeti vatandaşı kabul edildiğini belirtti.</p>
<p>Panelin sonunda sahneye davet edilen onur konuğu <strong>Dr. Cemalettin Ümit</strong> süreci şu şekilde özetledi: “1917’de Çarlık rejimi dağıldı, 1921’de SSCB kuruldu. 15 Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bu birliği oluşturdu. Abhazya 16. üye olarak, müstakil bir devlet olarak başvurdu. Lenin hastaydı. Gürcü olan Stalin bu müracaatı sumen altı etti ve bu girişim akim kaldı.</p>
<p>Abhaz-Gürcü savaşının ilk kıvılcımı 1989’da 9 Gürcü, 6 da Abhaz öğrencinin öldüğü üniversite çatışmasıyla yakılmıştı. SSCB’den ilk ayrılan Gürcistan oldu. 1921 Anayasası’na döndüğünü ilan ederek BM’ye üye oldu. Bu anayasaya göre Abhazya Gürcistan’nın içinde ya da dışında bir ülke değildi, komşu bir ülke idi.</p>
<p>23 Temmuz 1992 Perşembe günü Vladimir Ardzınba 6 bakanıyla Türkiye’ye geldi. Ben de Ardzınba’yım. Bir haftalık ziyaretinde bir gününü bize ayırdı. Bir sandalla Marmara denizinde dolaştık. “12 Ağustos’ta Gürcü hükümetiyle görüşmemiz var” demişti ama bu görüşme olmadı, 14’ünde saldırdılar…”</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Anayasa’sını ilk açıklayan, parlamento seçimlerini günümüze kadar en düzenli şekilde yapabilen birkaç ülkeden biri olan Abhazya Cumhuriyeti’ni, 2008 yılından bu yana Rusya, Venezuella, Nikaragua ve Nauru devletleri resmen tanımış olup mazlumların umudu Türkiye’mizin de daha fazla gecikmeden Abhazya’yı tanıması Kafkas kökenli vatandaşlarımızın yerinde ve haklı bir talebidir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dönem Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Abhazya Cumhuriyeti’ni bağımsız bir ülke olarak resmen tanıması diğer onlarca ülkenin tanımasını da beraberinde getirecektir…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>org.tr</strong>/, 20.10.2018.</li>
<li>https://<strong>turkiyeabhazyayitanisin</strong>.wordpress.com/2012/01/11/devletler-arasi-hukuk-acisindan-abhazya-cumhuriyetinin-yasal-konumu-ve-statusu/, 20.10.2018.</li>
<li>Setenay Nil Doğan; http://www.academia.edu/27509566/_We_Left_Our_Skirts_to_Men_as_We_Went_to_the_Front_<strong>The_Participation_of_Abkhazian_Women_from_Turkey_in_the_Abkhazian_War</strong>, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; <strong>SSCB Sonrası Dönemde Batı Kafkasya’da Sosyal Yapı ve Değişme</strong> -Adıge Toplumu Örneği-, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kabul Tarihi: 21 Nisan 2004 (xiii+260 s.).</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong> ve 20. Yüzyıl Abazaların Politik Tarihi</strong> (1770-1993), Apra Yayıncılık, Mayıs 2017, 694 s., http://www.aprayayincilik.com/, 20.10.2018.</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong>Başka Bir Vatanımız Yok! Abhazya’nın Özgürlük Savaşı 1992-1993</strong>, Apra Yayıncılık, Eylül 2018, 728 s., https://abaza.org/tr/143, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yeni Dünya Düzeni ve Gürcü-Abhaz Çatışması</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 11-12, Temmuz-Ağustos 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Sınavımız</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 13, Eylül 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>İkinci Hedef: Diplomatik Zafer</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 15, Kasım 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimler</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 17, Ocak 1994.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Raporu</strong>”, Doktora dersi dönem ödevi, Aralık 1992, 30 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYATA İMAN İLE ANLAM KAZANDIRMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 17:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ KÖSE]]></category>
		<category><![CDATA[CEHM B. SAVFAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBÜ’L-BEKÂ]]></category>
		<category><![CDATA[EZARİKA]]></category>
		<category><![CDATA[FAHRETTİN YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[GAYLAN ED-DIMEŞKİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNIŞIĞI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÂRİCÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYRETTİN NEBİ GÜDEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİZLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[HÜLYA ALPER]]></category>
		<category><![CDATA[İLHAMİ GÜLER]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN ÇALIŞMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUT AYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MATURİDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT SEFA DEMİRYÜREK]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SİNANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Harman]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÖZSOY]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ŞABAN ALİ DÜZGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKÂVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=768</guid>

					<description><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk iki oturumdaki konuşmalarda not tutma imkânım olmadı. Ancak ev sahibi Kur’an Çalışmaları Vakfı (<strong>1</strong>) yönetimi takdire şayan bir performansla tüm tebliğlerin tam metinlerini kitap olarak bastırıp sempozyuma getirmiş. Ben de önceki iki sempozyumun kitabıyla birlikte bu kitabı da satın alarak tüm tebliğlere göz gezdirme fırsatı elde ettim.</p>
<p>Editörlüğünü Marmara Üniversitesi’nde tefsir hocası Prof.Dr. Murat Sülün’ün yaptığı kitabı esas alarak, konuşmalar esnasında tuttuğum notları da ekleyerek bu önemli çalışmayı siz kıymetli okuyucularla da paylaşmak istedim. Büyük emeklerle ortaya konulan bu gibi ilmî ve fikrî faaliyetleri takdir etmek, iştirak etmek ve notlarımızı paylaşmak, emek sahiplerine karşı asgari vefa borcumuz olduğu gibi iştirak edemeyenler için de kayda değer bir ikramdır.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Albaraka-Türk’ün katkılarıyla düzenlenen sempozyuma İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Ali Köse’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen katıldı (<strong>2</strong>).</p>
<p>Açılış konuşmasında, vakfın Kur’an kavramlarının doğru anlaşılmasına ve insanların zihin dünyasında netleşip kökleşmesine katkı sağlamayı amaçladığını vurgulayan Mütevelli Heyeti Başkanı Fahrettin Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Vakıf faaliyetleri yaparken herhangi bir fikri empoze etmek yerine, Kur’ân ve sahih Sünnet’in genel çerçevesinin dışına taşmayan ve İslâm’ın ana ilkeleri içinde kalan farklı görüşleri ilmî bakış açısıyla insanımıza sunmayı, ilmî niteliği ve kalitesi olan her fikre yer ve değer vermeyi, kişileri ve isimleri değil, anlayış ve düşünceleri öne çıkarmayı, kişi ve grupları hedef göstermemeyi, İslâm toplumlarının birlik ve dirliğini tehdit eden, ayrışmayı, çatışmayı ve ötekileştirmeyi besleyen eylem ve söylemlerden uzak durmayı ilke edinmiştir (s.14).</p>
<p><strong>Kur’an’daki İtikâdî, Amelî ve Ahlâkî Bütün Hükümlere İnanmak</strong></p>
<p><strong><em>İman</em></strong>, güven içinde bulunmayı, kulun Allah’a ve indirdiklerine olan kesin ve sarsılmaz inancını ifade eder. Kur’ân da inandıktan sonra imanlarını kesinlik derecesine ulaştırmış olanları gerçek anlamda inanmış, <em>özü sözü bir</em> sadıklar olarak niteler (el-Hucurât 49/15). İmanın en önemli boyutu onun kesinliği olduğundan, bu kesinlik düzeyine erişmemiş bir inanç henüz iman olarak adlandırılamaz. Yine iman, dogmatik bir kabullenme değil, inançla başlayıp bilgiyle devam eden çabanın “tasdik”le karar aşamasına ulaştırılmasıdır; mutlak hakikat karşısında aklın ve iradenin uyumudur. Bütün bunların da ötesinde kalbin bir eylemidir; hakikatin tam bir güven ve teslimiyetle kabul edilip pratik yaşama aktarılmasıdır (el-Mâide 5/41; el-Hucurât 49/14). Bu yüzden, Kur’ân’da iman, kalbe atfedilen bir eylem olsa da (el-Mücâdile 58/22) iradeye dayalı imanın ilahi rızaya uygun amellerle tamamlanması gerekir (el-Bakara 2/82; el-Enfâl 8/2-4; et-Tevbe 9/111-112).</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim insanlara nelere iman etmeleri gerektiğini açıkça bildirmiş (el-Bakara 2/177, 285; Âl-i ‘İmrân 3/ 179, 193; el-A‘râf 7/158; et-Teğâbun 64/8 vb.), Hazret-i Peygamber’in hadislerinde de benzer açıklamalara yer verilip (Buhârî, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1) imanın esasları, alametleri, amelle münasebetleri ve mü’minlerin vasıfları gibi hususlara açıklık getirilmiştir (Buhârî, “İman”, 1-42; Müslim, “İman”, 1-92). Bu sebeple, iman esasları içtihada dayalı bir mesele olmayıp bizzat Kur’ân ve sahih Sünnet’le sabittirler.</p>
<p>Bir insanın mü’min olması, kelime-i şahadetin muhtevasına inanmakla gerçekleşir. Ancak Kur’ân’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan iman esasları sadece yaygınlık kazanan altı unsurdan ibaret sanılmamalı, ayrıca dinden olduğu kesin biçimde kanıtlanan i‘tikâdî, amelî ve ahlâkî bütün hükümlere inanıp bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmenin de mü’min olmanın şartı (Mustafa Sinanoğlu, “İman”, DİA, XXII, 214) olduğu unutulmamalıdır…” (s.15).</p>
<p><strong>İmana İlişkin Sorulara Doğru Cevaplar Aramak</strong></p>
<p>Kitaba yazdığı önsözde <strong>Murat Sülün</strong> Hoca imanın mahiyetine ve yansımalarına ilişkin şu tespitleri paylaşmıştır:</p>
<p>“Şarkâvî’nin belirttiği gibi, iman hem buyruk ve yasaklara uymak hem de bir inanç olarak bağlanma ve boyun eğme anlamlarını kapsar. Dilci Ebü’l-Bekâ’nın dediği gibi, şer‘î teblîğât sadece haber veriliyorsa iman, bu haberi doğru kabul etmekten ibaret olur; ancak bir şeyin emredilmesi ya da yasaklanması söz konusu ise iman, insanın o emir ve yasağa içdünyasında tam olarak boyun eğmesidir. Verilen nimetle ilgili olduğu zaman, kendini şükr olarak gösteren îmân, mikro ve makro kozmosdaki ilahi deliller söz konusu olduğunda tefekkür ve nazar olarak; hukukî ilişkilerde güvenilirlik, adâlet ve hakkaniyet olarak; din düşmanlarıyla ilişkilerde berâ, buğz ve mücadele olarak; dinin emir ve yasakları söz konusu olduğunda itaat, inkıyâd, ittiba ve teslîmiyet olarak; bu ilkelerin çiğnenmesi durumunda tevbe ve inâbe olarak; hayatın zor devrelerinde sabır ve tevekkül olarak; sosyal ilişkilerde tevazu ve ağırbaşlılık olarak; dinî kutsallara ve mü’minlere karşı muhabbet, meveddet ve rızâ olarak ortaya çıkar. İman, kökü kalbin derinliklerinde olan ve yapılan işlerle teyid olunan bir şeydir. Belli bir “doğal sonuc”un eksikliği o sonucun bağlı olduğu “sebeb”in de eksik olduğunu kanıtlar. Böylelikle, “fiilen işlemenin imana dâhil mi olduğu, yoksa sadece zarurî olarak onu takip eden bir şey mi olduğu” tartışması, lâf kalabalığına dönüşür (s.9).</p>
<p>Bununla birlikte, Müslümanlar III. halifelerinin “imana aykırı icraatı (ameli)” gerekçe gösterilerek hunharca katledilmesinden beri imanı tartışıp durmaktadırlar. Ehl-i kıblenin, -ağırlıklı olarak- Hâricîlerin ortaya çıkışından itibaren birbirini ötekileştirip kâfir ilân ederek, şeytanlaştırmaya ve katletmeye başlaması, mezhep, klik, cemaat ve tarikatların birbirini dalâletle suçlayıp durması, <strong>İslâm dünyasının en büyük sorunlarından biri</strong> olmuş; tevhid dinine inananlar, kadim din mensupları gibi parçalanarak güçten düşmüşlerdir.</p>
<p>İşte bu ilmî toplantıda aşağıdaki sorulara cevap aradık: İman nedir, ne değildir? İman ettiğimizde ne yapmış oluyoruz? Ne yaptığımızda iman etmiş oluyoruz? Peygamber ve Ashâb devrinde ‘iman’ derken ne anlaşılıyordu? Kur’ân’da mü’min nasıl tanımlanmaktadır? Kur’ân’da hangi iman ilkeleri, neden öne çıkartılmaktadır? Kur’ân-dışı yollarla gelen fiten-melâhim edebiyatına inanmak gerekli midir, neden? Kur’ân’a göre kişiyi felâha, necâta ve ebedi saadete ileten imanın özellikleri nedir? Taat ve masiyetlerin imanla ilişkisi nedir? İman nasıl yok oluyor? İmanın zıddı nedir? İmansızlık nasıl oluşuyor? Kişi imandan nasıl çıkıyor? İnsanlara birilerini iman dairesinden çıkarma yetkisini kim vermektedir; böyle bir yetki var mıdır? Hakikat nedir? Hakikati kim, nasıl temsil etmektedir? Haklılığın ölçüsü nedir? Hakikati ve ‘cennet’i kendi tekellerinde gören din ve mezhepleri bu kadar kesin konuşmaya iten nasıl bir öz-güvendir?&#8230;” (s.10-11).</p>
<p><strong>Taklidî İmandan Tahkikî İmana Yükselmeye Çalışmak</strong></p>
<p>İman sempozyumunda mezheplerde tekfir ve tadlil olgusunu ele alan Doç.Dr. Mehmet Kalaycı, cemaat-fırka, sünnet-bid’at, hadis-rey ve zahir-bâtın eksenlerinde ortaya çıkan kutuplaşmaların, sadece düşünsel içerikli değil aynı zamanda toplumsal veya politik tutumların görünür hale geldiği ve kalıplara döküldüğü var olma zeminleri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Mezhep mensuplarının negatif teoloji yaparak ‘ne olmaklık’ değil ‘ne olmamaklık’ üzerinden kendilerini tanımladıklarına, kendilerinden önce başkalarını tanımlamayı yeğlediklerine dikkat çeken Kalaycı, tekfir ve tadlil tutumunun hakikatin tek olması gerektiği kavgasından kaynaklandığını ve esasen bir konumlanma ve konumlandırma faaliyeti olduğunu anlattı.</p>
<p>“İnanç câzim (kesin) midir değil midir?” sorusunu soran Kalaycı, bir inanç kesin değilse zan ifade ettiğini ifade etti. “İnanç kesin ise gerçeklikle örtüşüyor mu?” sorusundan sonra da, örtüşmüyorsa ortaya cehl-i mürekkep çıkacağını, gerçeklikle örtüşüyorsa <strong>doğruluk</strong> vasfını elde edeceğini anlattı. Bilgi ve gerekçeye dayanmayan inanın taklitten öteye gidemeyeceğini söyleyen Kalaycı, taklidî imanı geçerli saymayan kelamcıların da bulunduğunu da hatırlattı.</p>
<p>“Dinî inanç esaslarını bilen mümin olur mu?” sorusunu yönelten hatip, bilgiye rağmen iman olmayabileceğini, mümin olmak için inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin bir arada bulunması gerektiğini belirtti (s.179-214).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim Yahudilik’ten ya da Hıristiyanlık’tan değil yahudileşen ve hıristiyanlaşan insanlardan bahsedildiğini açıklayan ünlü dinler tarihi hocası Prof.Dr. Ömer Faruk Harman, <strong>Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta iman algısını anlattı. </strong>Yahudiler peygamberlerini sıradanlaştırdığını, Hıristiyanlar da sevgide çok aşırı giderek Hz. İsa’yı (hâşâ) ilahlaştırdığını anlatan Harman, Yahudilikte imanın; Tanrı’nın birliği ve geleceğe yönelik söylediklerinin gerçekleşeceği (İsrail’in seçilmişliği) ekseninde 13 madde halinde düzenlendiğini belirtti (s.215-251).</p>
<p>Hıristiyanların İslam’ı bağımsız bir din olarak görmediğini, ana gövdeden sapan tâli bir sapkın yol olarak gördüklerini anlatan Prof.Dr. Mahmut Aydın, Hıristiyan din adamlarının kendilerini ve yaklaşımlarını korumak için aykırı/ muhalif gördükleri tüm yaklaşımları tekfir ettiğini söyledi. Batı’da fikir ve ifade hürriyeti olduğu ama İslam’da olmadığı yönündeki algının yanlış olduğunu, hakikatin bunun tam tersi olduğunu anlatan Rektör Hoca, fikirlerinden dolayı kürsüleri ellerinden alınan ve dışlanan çok sayıda Batılı aydınlardan birkaç örnek de sıraladı (s.253-313).</p>
<p>“İslam’ı ve Müslümanları, farklı ve muhalif olanı dışlayarak koruyamayız, buna hiç gerek yok.” diyerek sözlerini tamamlayan Mahmut Aydın Hoca’yı kısa bir selamlama konuşması için söz alan İstanbul Valisi Vasip Şahin de şu sözüyle teyit etti: “Peygamberimiz ümmetinin çoğalmasını istiyor. Biz birbirimizi dışlayarak Müslümanların sayısını azaltmayalım!”</p>
<p>İman ve bilgi ilişkisini anlatan Dr.Öğr.Üyesi Hayrettin Nebi Güdekli, <strong>iman ve bilgi özdeşliği</strong>nin kelam tarihinde “iman marifettir” diyen Cehm b. Savfan ile Gaylan ed-Dımeşki’de tebellür ettiğini belirterek, mümin olmak için; inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin birlikte gerekli olduğunu söyledi (s.165-178).</p>
<p><strong>Tekfir ve Tadlilden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Kitapta basılan “düşünmenin iki farklı genetiği” (s.315-337) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. İlhami Güler ile “tekelcilik ve çoğulculuk arasında Kur’an’ın dinsel hermenötiği” (s.339-354) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. Ömer Özsoy hocaların baskılarla toplantıya katılmalarının engellenmesinden ve iman sempozyumunun kolluk kuvvetlerinin koruması altında yapılmasından utanç duyduğunu ve çok üzüldüğünü belirterek sözlerine başlayan Prof.Dr. Mustafa Öztürk şu hususlara vurgu yaptı (<strong>4</strong>):</p>
<p>“İnanç iman değil itikattır. İtikat kanaat demektir. İman, emanet, temin vs. hepsi <strong>güven</strong> kökünden kaynaklanır. Güven bilgi, ispat, kanıt değil, <strong>duygusal ve deruni bir keşif</strong>tir. Bizim Müslümanlığımız Hz. Peygamber’e güvene dayanır. Kur’an’ın Kur’an olduğuna da ona güvenimizle güvendik. İman, hayat formasyonunuza göre artar, azalır. İtikat ise ne artar ne azalır. Sizi amele, daha iyi ahlaki tutuma sevk ediyorsa sizde iman var demektir. Değilse sizde itikat var ve kanaatlerinizi iman zannediyorsunuz! Bal arısı gibi hiçbir alimden vaz geçmeden hepsinden yararlanmalıyız. Ehl-i Sünnet en geniş şemsiye idi, bazıları onu Ezarika konumuna düşürdüler!</p>
<p>“<em>İnnellezîne âmenû we amilu’s-sâlihâti</em>” âyeti nakarat olarak gelmedi. İman ameli üretmelidir deyip daha güzel amel üretmeye çalışmalıyız. Kusurumuz olunca da tevbe edip Allah’ın engin rahmetine sığınmalıyız. Fahiş hata yapan, kendine zulmeden, ama ardından tevbe eden, Allah’tan af dileyen, bile isteye günahta ısrar etmeyenler… Yani günahı alışkanlık haline getirmeyenler Kur’an’da <strong>muttakiler</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Tarihte bu topraklar iki ucu da barındırdı. Şimdi en esnek fıkhi yorumdan Taliban üretecek frankeştaynlık yaptı. Bu pervasızlık böyle sürüp giderse ya Afganistan-Pakistan olup insanlar birbirini boğazlayacak ya da 28 Şubat’ı aratacak yeni bir devlet sopası gelip bizi dövecek! Farklı seslerin, tonların boğulmasını isteyen faşizan dile mâni olunmalı!” (s.141-163).</p>
<p>Gençlerimizi ikna etmenin yol, yöntem ve üslubunu bulabilmemizin önemine vurgu yapan <strong>Prof.Dr. M. Said Yazıcıoğlu</strong>; deizm, ateizm vb. sorunları abartmamak ve fokurdatmamak, ama yok da saymamak gerektiğini söyledi.</p>
<p>Üreten insanları yıldırmamak ve küstürmemek gerektiğinin altını çizen eski Diyanet İşleri Başkanı Yazıcıoğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kimsenin gelenekle derdi yok. Eskiler büyük bir külliyat bıraktılar, Allah razı olsun. Onlardan istifade ediyoruz. Ama yanılmaz değiller. Kendi çağlarında bir çözüm ürettiler. Düşünmek onlar üzerine vecibeydi de bizden sâkıt mı oldu? Fıkıh külliyatını dinle eşleştirdik, oysa fıkıh=din değildir. Müctehid hata ederse bir sevap verilir, çünkü kafa patlatmıştır, isabet ederse iki sevap verilir.</p>
<p>Hakikat tekelciliği yapmayalım. Kendi doğrusunu hakikat, onun dışındakileri sapkınlık olarak gören, bu mutlakiyeti nereden alıyor? Eskiler “Allahu a’lem” diyordu. Bu dinin koruyucusu Allah’tır. Birileri korumaya kalkarsa bugün olduğu gibi huzursuzluk yaşanır.</p>
<p>Ebedi hayatı, ahireti imanımızla kazanacağız. Ebu Hanife ve Maturidi <strong>kişinin mümin ya da kâfir doğmadığını</strong>, iki yönden birini kendi tercihleriyle seçtiğini ifade ediyor. Küfür yolunda azimle ilerleyeni Allah terk ediyor (<em>hizlân</em>). İnsan hür iradesiyle bir şey yapmalı ki eylemlerinden dolayı hesaba çekilebilsin. “Yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.” diyor Allah. Allah bu kadar geniş alan vermişken, daha küçük ihtilaflardan dolayı kim başkasını nasıl engelleyebilir?</p>
<p>Ev içi temizliğe gösterdiğimiz özeni kapıdan çıkar çıkmaz unutuyoruz. Oysa temizlik imandandır, buna inanıyoruz. Teori ve pratik arasında uyuşmazlık var. Teoriye uygun pratiği nasıl ortaya koyabiliriz, kafa yormamız lazım.</p>
<p>Dinden soğuma, cami cemaatinin azalması vb. alarm işaretleri üzerinde kafa yormak yerine birbirimizle uğraşmanın anlamı yok. Yanlış bir din algısı üzerinden doğruları aramakla meşgulüz. Eksen kayması nerede olduysa ıslaha da oradan başlamalıyız. Kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, kafa kafaya verip tartışalım. Toplum iyileri alır, kötülerini süzer.” (s.355-357).</p>
<p>Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün Hoca’nın “imanın duygusal, zihinsel ve bedensel formları” (s.17-27), Prof.Dr. Hülya Alper’in “imanın psikolojik yapısı” (103-139), Dr.Öğr.Üyesi Muhammed Coşkun’un “Kur’an’da iman ilkeleri ve imanın dönüştürücü etkisi” (s.67-94) başlıklı tebliğleri, dinleyemediğim için not alamadığım ama ilk fırsatta okumaya gayret edeceğim diğer tebliğlerdir…</p>
<p>Rabbim bizleri yüce katında kabul görecek sahih bir imana ve salih amellere muvaffak eylesin.</p>
<p>“Hayatın Anlamı İman” sempozyumunu özetlediğimiz bu yazımızı, Murat Sülün Hoca’nın sempozyum kitabının önsözüne sertâc ettiği âyet mealiyle noktalayalım:</p>
<p>“Size selâm vererek barış elini uzatana dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mü’min değilsin!’ demeyin.” (Nisâ 4/90).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>kuranvakfi</strong>.com/, 13.10.2018.</li>
<li>https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/16627216-<strong>hayatin-anlami-iman-sempozyumu</strong>, 13.10.2018.</li>
<li>SÜLÜN, Murat. (2018). <strong>Hayatın Anlamı İMAN</strong>. Kur’an Çalışmaları Vakfı Sempozyum Dizisi-3, 13 Ekim 2018, İstanbul: Ensar Neşriyat, 360 s.</li>
<li>ÖZTÜRK, Mustafa. (2018). “<strong>İman-Amel İlişkisi</strong>”. Hayatın Anlamı İMAN içinde. İstanbul: Ensar Neşriyat, s.141-163. https://www.youtube.com/watch?v=A8RecUmR0QM, 13.10.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>D-8 TEŞKİLATINI GÜÇLENDİREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[18 EKİM 2017]]></category>
		<category><![CDATA[54. REFAHYOL HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[9. ZİRVE TOPLANTISI]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKELÇİ CAFER KUŞARİ]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL BİLDİRİSİ 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL EYLEM PLANI 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ORGANIZATION FOR ECONOMIC COOPERATION]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 SUMMIT MEETING (9)]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ÜLKELERİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DATO’ KU JAFAAR KU SHAARİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPING EIGHT]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[ISTANBUL DECLARATION 2017]]></category>
		<category><![CDATA[KALKINMAKTA OLAN SEKİZ ÜLKENİN EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BİLGEN]]></category>
		<category><![CDATA[NİJERYA]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN BAŞBAKANI ŞAHİD HAKAN ABBASİ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SEYYİD ALİ MUHAMMED MUSAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI BİRLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve mağdur tüm coğrafyalarda memnuniyetle karşılanan bu zaferin şükrünü eda etmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ciddiyetle üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de D-8 birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Hâlen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D-8 Ülkeleri (Developing 8 Countries) Birliğinin başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş Yıldönümüne kadar yönetimi elinde bulunduracak olan Ak Parti ile ülkemiz yanında dünyanın en büyük küresel teşkilatlarından ikisinin de başkanlığını üstlenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, sorumluluklarını üstlendiği bu geniş İslam coğrafyasının insani gelişmişlik düzeyi sıralamasında layık oldukları üst sıralara tırmandırılması için ehliyetli, liyakatli, merhametli, davasına ve insanlığa muhabbetli fedakâr ve diğerkâm bir kadro oluşturabilmesi, bu denli uzun soluklu takibin, yaygın desteğin, yürekten duaların hak ettiği bir beklentidir.</p>
<p><strong>D-8 Ülkeleri Birliğinin Önemini Yakından Tanıyarak Kavramak </strong></p>
<p>“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela; ‘Bu yolu ben nasıl aşarım?’ korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflen yere gidilmiştir. İşte o zaman insanların yüreklerinde aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bizzat tecrübe ettiği bu stratejiyi bizlere tavsiye eden merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8 birliğini yakından tanımamız gerekir. Erbakan, “D-8’lerin kurulması baştan sona harplerle ve çatılmalarla geçen 20’nci Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni bir Dünyanın kurulması gerekmektedir ve D-8 hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.” diye konuşmuştu. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>D-8</strong>; Developing Eight Organization for Economic Cooperation (Kalkınmakta Olan Sekiz Ülkenin Ekonomik İşbirliği) adını taşıyan uluslararası birlik kuruluşu, 54. Refahyol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde 15 Haziran 1997 yılında kurulmuştur. D-8 üyelerinin tamamı aynı zamanda İslam İşbirliği (eski adıyla İslâm Konferansı) Teşkilatı’nın da üyesidir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>D 8 Ülkeleri’ni yaklaşık nüfuslarıyla birlikte incelediğimizde ne kadar büyük ve önemli bir topluluk oluşturduklarını daha kolay kavrayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Endonezya (262 milyon),</li>
<li>Pakistan (211 milyon),</li>
<li>Nijerya (193 milyon).</li>
<li>Bangladeş (164 milyon),</li>
<li>Mısır (97 milyon),</li>
<li>İran (82 milyon),</li>
<li>Türkiye (81 milyon),</li>
<li>Malezya (33 milyon), toplam <strong>1 milyar 123 milyon</strong>.</li>
</ol>
<p>15 Haziran 2018’de 21. yılına giren D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın; savaş, çatışma, yoksulluk, mültecilik, kötü yönetim gibi müzmin sorunlarıyla yüzleşerek İslam Âleminin 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi, dünya mazlumlarını küresel Yahudi-İngiliz sömürge düzeninin cenderesinden kurtarabilmek ve özgürleştirebilmek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın <strong>dengeli ümmet</strong> olarak tanımladığı Müslümanların, <strong>yeryüzünü imar</strong> ve <strong>insanlığa adil tanıklık</strong> görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi, yeryüzünde fitne ve fesada gem vurup barışı ve huzuru yaygınlaştırabilmesi için, akıllı ve gerçekçi çok yönlü bir birlik ve dayanışmayı gerçekleştirebilmesi, güçlerini keşfedip birleştirebilmesi gerekmektedir. D-8 oluşumu bu bağlamda son derece anlamlı ve potansiyel açıdan güçlü bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Nitekim D-8 Teşkilatı’nın bayrağında yer alan <strong>6 yıldız</strong>da sembolize edilen temel ilkeleri bu hedefe hizmet edecek şu bileşenlerden oluşturulmuştur:</p>
<ol>
<li>Savaş değil, <strong>barış</strong>,</li>
<li>Çifte standart değil, <strong>adalet</strong>,</li>
<li>Sömürü değil, <strong>adil düzen</strong>,</li>
<li>Çatışma değil, <strong>diyalog</strong>,</li>
<li>Üstünlük değil, <strong>eşitlik</strong>,</li>
<li>Baskı ve tahakküm değil, <strong>insan hakları, hürriyet ve demokrasi</strong>.</li>
</ol>
<p>Yeryüzünde mevcut doğal kaynaklar, nüfus/insan serveti ve pazar büyüklüğü açısından dünyanın ağırlık merkezini oluşturan D-8 Ülkeleri birliği, 22 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kalkınmada İşbirliği Konferansı’nı izleyen bir dizi hazırlık toplantısının ardından <strong>15 Haziran 1997</strong> günü İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kurulduğu resmen dünyaya ilan edilen D-8’in stratejik önemi, ancak hakkında yapılacak birkaç doktora teziyle ortaya konabilecek kadar büyüktür.</p>
<p>D-8 grubunun zirve toplantıları, üyelerin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla iki yılda bir kez düzenlenmektedir. 15 Haziran 1997’da İstanbul’da gerçekleştirilen ilk zirvede, faaliyetlerin koordinasyonu <strong>sektörlere göre</strong> üye ülkelere paylaştırılmıştır. Bu kapsamda sanayi ve sağlık sektörleri Türkiye’ye, ticaret sektörü Mısır’a, kırsal kalkınma Bangladeş’e, insan kaynaklarının geliştirilmesi Endonezya’ya, telekomünikasyon ve teknoloji sektörleri İran’a, finans, bankacılık ve özelleştirme Malezya’ya, enerji sektörü Nijerya’ya ve tarım sektörü Pakistan’a verilmiştir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>D-8 Zirve Toplantıları, kararlaştırıldığı üzere günümüze dek düzenli olarak toplanmış ve kuruluş hedeflerini takip ederek birçok önemli karara ve projeye imza atmıştır. Mesela, 14 Mayıs 2006’da Endonezya’da gerçekleştirilen D-8 Ülkeleri 5. Zirve Toplantısı’nda imzalanan ‘Tercihli Ticaret Anlaşması’, belirli ürünler üzerindeki gümrük vergileri azaltılarak üye ülkeler arasında serbest ticaretin önündeki engellerin aşama aşama azaltılması amaçlanmıştır. Birliğin kurulduğu 1997 yılında üye ülkelerin toplam 20 milyar dolar olan ticaret hacminin 2014’te 150 milyar dolara ulaşmış olması, sekiz ülke arasındaki alışverişin muazzam bir büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı’nın organları şunlardır: </strong></p>
<p><strong>Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong>: Üye devlet/hükümet başkanlarının iki yılda bir gerçekleştirdikleri toplantılardır. D-8’in en üst düzeydeki karar alma organıdır.</p>
<p><strong>Konsey</strong>: Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Komisyon</strong>: Üye ülkelerin kıdemli uzmanlarından oluşan ve eşgüdüm çalışmalarını yürüten kurul toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Genel Sekreterlik</strong>: D-8 Grubunun çalışmalarına sekretarya hizmetleri sunan ve üye ülkeler arasındaki iletişimi sağlayan İcra Direktörlüğüdür. D-8 Genel Sekreterliğini, dört yıldır bu görevi yürüten Seyyid Ali Muhammed Musavi’nin ardından 20.10.2017 tarihinde Cafer Kuşari (Büyükelçi Dato’ Ku Jafaar Ku Shaari) üstlenmiştir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı&#8217;nın temel özelliklerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:</strong></p>
<ol>
<li>Haziran 2018 itibarıyla dünyada mevcut 197 ülkeden sekizi G-8 (Kalkınmış 8 Ülke) ve sekizi de D-8 (Kalkınmakta Olan 8 Ülke) şeklinde yüksek düzeyli küresel bir kuruluşta yer almakta, geriye kalan 5 milyarı aşkın nüfusa sahip 161 ülke böyle bir teşkilata dahil olmaktan mahrumdur.</li>
<li>D-8’ler; G-8’ler gibi sadece üye ülkelerin çıkarlarını değil bütün insanlığın çıkarlarını gözeterek yeni ve adil bir dünyayı birlikte kurmak için oluşturulmuş bir küresel birliktir.</li>
<li>D-8’ler; az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerle işbirliği yapmak niyetiyle kurulmuştur. Bu yüzden Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bölgesel kuruluşlarla işbirliğini önemsemektedir.</li>
<li>D-8’ler; üye ülkelerin iç işlerine karışmamak ve her birinin bölgesel anlaşmalarındaki taahhüt ve haklarına halel getirmemek gibi hakkaniyetli bir prensibi esas almaktadır.</li>
<li>D-8’ler; gelişmekte olan bütün ülkelerin birlikte ve hızla kalkınmalarını, uluslararası ilişkileri düzenleyen mekanizmalara katılımlarını güçlendirmeyi ve dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırmayı, böylece halklarının daha iyi ve onurlu bir hayat standardına ulaşmasını sağlama amacını gütmektedir.</li>
<li>2014’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gözlemci Statüsü” verilen D-8 ülkeleri, sanayileşme (ekonomik gelişmişlik) açısından şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Pakistan, Malezya, Nijerya ve Bangladeş. Toplam ekonomik büyüklüğü 4 trilyon dolara yaklaşan D-8 Ülkelerinin Haziran 2018 itibarıyla toplam nüfusu 1.1 milyarı aşmıştır.</li>
</ol>
<p>Birleşmiş Milletler’in veto hakkı(!!) kullanan beş üyesi sebebiyle zulüm ve sömürü kuruluşu olduğunu, sömürgecileri kollamaktan başka bir işlevi bulunmadığını tüm dünyanın açık bir şekilde kavramış olduğu, ‘dünyanın beşten büyük olduğu’ söyleminin sömürülen ülkeler tarafından benimsendiği üçüncü bin yılın başında, D-8 birliğinin geliştirilerek kapsamlı bir “İslâm Birliği”ne dönüşmesi için öncelikle mevcut çerçevesiyle etkili şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>D-8 Dönem Başkanlığını Hakkıyla Yürütebilmek </strong></p>
<p>“İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” ana temasıyla 18 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirvesi’nde, D-8 dönem başkanlığı, ikinci kez teşkilatın fikir babası Türkiye’ye geçti. Zirve öncesinde, 17-18 Ekim’de D-8 Komisyonu’nun 39. oturumu, 19 Ekim’de de D-8 Konseyi’nin 17. oturumu gerçekleştirildi.</p>
<p>Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen zirvenin açılışında, dönem başkanlığını Türkiye’ye devreden Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile dönem başkanlığını alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yaptı. Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada teşkilatın üye sayısını 8’den 20’ye çıkarabileceğini açıklayan Erdoğan, zirvenin önemini şu sözleriyle vurguladı: “Cumhurbaşkanları olarak D-8 Liderler Zirvesi’nin önemi iyi kavranmalı. Hepimiz <strong>D-8’e sahip çıkmalı</strong>, daha etkin, daha verimli, daha güçlü olması için azami gayret göstermeliyiz.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“D-8; Adil, Huzurlu ve İstikrarlı Dünya Talebinin Mücessem Hâlidir”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 20 yılda dünyada meydana gelen gelişmelerin, D-8’in o zamanki endişelerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini belirtti: “Son yıllarda savaşların, terör eylemlerinin, ekonomik kriz ve doğal felaketlerin ne denli büyük yaralar açtığına hep beraber şahit olduk. Afganistan’tan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye, Arakan’dan Endonezya’ya, Nijerya’ya kadar kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadıkları ıstıraba bizzat şahitlik ettik. İkinci Dünya Savaşı akabinde kurulan, soğuk savaş sonrasında ise tahkim edilen mevcut <strong>küresel sistem</strong>; çıkarları garanti altına alınmış <strong>bir avuç mutlu azınlık</strong> dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerle bugünlere geldik. Bu kadar üretimin olduğu, bu kadar zenginliğin olduğu bir dünyada hâlen Afrika’daki kardeşlerimiz en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Küresel adaletsizlik azalmak yerine daha da arttı.” (<strong>4</strong>),</p>
<p>“D-8, salt çıkarlar etrafında buluşan bir ülkeler topluluğu değil; bunun çok daha ötesinde adil, huzurlu ve istikrarlı bir dünya talebinin mücessem hâlidir. Bizler D-8 üyeleri olarak dünyada pek az ülkeye nasip olan coğrafî ayrıcalıklara sahibiz. Üç kıtaya hâkim durumdayız. Zengin doğal kaynaklarımız, hepsinden önemlisi dünyanın yaklaşık yedide birini teşkil eden genç ve dinamik nüfusumuz var.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirve Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede kabul ettikleri <strong>İstanbul Bildirisi</strong> ve <strong>İstanbul Eylem Planı</strong>’yla (<strong>5</strong>) önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalara bir çerçeve çizeceğini söyledi. (<strong>6</strong>).</p>
<p>D-8 ile İslam Kalkınma Bankası arasında mutabakat muhtırasının imzalanması, karşılıklı ticarette yerel para birimlerinin kullanılması için takas odası kurulması, sömürü yerine özgürlüğün esas alınması, Akdeniz’in mülteci kabristanına dönüşmesinin sonlandırılması, üye ülkeler arasında vize kolaylığı sağlanması gibi adımların atıldığı, Hanımefendi Emine Erdoğan’ın zirveye katılan liderlerin eşlerini teknede ağırladığı D-8 Ülkeleri 9. Zirve Toplantısı’nda Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin düşük düzeyli katılım sağlamasına neden olan hususların titizlikle aşılması ve iki milyara yakın Müslüman dünyası yanında tüm dünya mazlumlarına umut olabilecek D-8 birliğinin, Ak Parti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yönetime getirildiği yeni dönemde hak ettiği etkinliğe kavuşturulması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mustafa Bilgen; “Uluslararası Birlikler-7: <strong>D-8 Gelişen 8 Ülke</strong>”, http://www.tv5haber.com/yazar_6987_618_uluslararası-bırlıkler-7-d-8-gelısen-8-ulke.html, 10.02.2014.</li>
<li><strong>D-8 Organization for Economic Cooperation</strong>, http://developing8.org/about-d-8/brief-history-of-d-8/, 15.06.2018.</li>
<li>Recep Tayyip Erdoğan; “<strong>D-8 Zirvesi Konuşması</strong>”, https://www.youtube.com/watch?v=MgksR-vmjzg, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84994/<strong>d-8-adil-huzurlu-ve-istikrarli-dunya-talebi</strong>nin-mucessem-hlidir.html, 20.10.2017.</li>
<li>D-8 Summit Meeting (9), <strong>Istanbul Declaration 2017</strong>, http://developing8.org/d-8-meeting-reports/, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84995/cumhurbaskani-erdogan-<strong>d-8-zirvesi-kapanis-oturumu</strong>na-katildi.html, 20.10.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUZEY KAFKASYA’DA 1918 RUHUNU İHYA EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2018 19:20:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1 MAYIS 1917]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[1918 RUHU]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULMECİD ÇERMOYEV]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA]]></category>
		<category><![CDATA[ADIGEY]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL-GİREY DAİDBEKOV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET DUDAROV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET MURTAZALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET TSALİKOV]]></category>
		<category><![CDATA[ALİHAN HADOHÇİKOEVİÇ KANTEMİROV]]></category>
		<category><![CDATA[ALİHAN KANTEMİROV]]></category>
		<category><![CDATA[ALTAY GÖYÜŞOV]]></category>
		<category><![CDATA[APSUVARA GRUBU]]></category>
		<category><![CDATA[ASLANBEK BUTAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[AYDIN TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[AYTEK NAMİTOK]]></category>
		<category><![CDATA[BASİAT ŞAHANOV]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS MAGOMET HARSİEV]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS YELTSİN]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DERNEKLERİ FEDERASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESK]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞLILAR CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[DANİAL APAŞEV]]></category>
		<category><![CDATA[DENİKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ELBİZDİKO TSOPANOVİÇ BRİTAEV]]></category>
		<category><![CDATA[GAYDAR (HAYDAR) BAMMAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNEY OSETYA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[HACI MURAD DONOGO]]></category>
		<category><![CDATA[HATIJIKO VALERİ]]></category>
		<category><![CDATA[HOADE ADAM]]></category>
		<category><![CDATA[İNGUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMBEK MARZOEV]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ İTTİHAD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[İZMAİL VASİLİEVİÇ BAEV]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR CUMHURYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEYLER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI KONFEDERASYONU (KHK)]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASDER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA DAĞLI HALKLARI KURULTAYI]]></category>
		<category><![CDATA[KALMIK YURA]]></category>
		<category><![CDATA[KİARAZ]]></category>
		<category><![CDATA[KUBAN]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[LAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LALE ÇAMAGUA]]></category>
		<category><![CDATA[MAİRBEK VATCHAGAEV]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NALOW ZAWUR]]></category>
		<category><![CDATA[NECMEDDİN GOTSİNSKİ]]></category>
		<category><![CDATA[NİSAN 1917 KONGRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[NUH BEK TARKOVSKİY]]></category>
		<category><![CDATA[NUR-MAGOMED ŞAHSUVAROV]]></category>
		<category><![CDATA[OSET ALAN KÜLTÜR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DAĞLI]]></category>
		<category><![CDATA[POLONYA]]></category>
		<category><![CDATA[PRENS RAŞİDHAN KAPLANOV]]></category>
		<category><![CDATA[RUS SÖMÜRGECİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[RUSLAN ĞUAŞE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL BASAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[SOSNALİYEV SULTAN]]></category>
		<category><![CDATA[SOVYET RUSYA]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİR-HAN-ŞURA (BUYNAKSK)]]></category>
		<category><![CDATA[TEREK]]></category>
		<category><![CDATA[TOPÇIBAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİKAFKAS]]></category>
		<category><![CDATA[VOLNİY GORETS]]></category>
		<category><![CDATA[YEVGENİY LANSERE]]></category>
		<category><![CDATA[YURİ MUSA ŞENİBE]]></category>
		<category><![CDATA[ZUBAİR TEMİRHANOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=678</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Kafkasya’da birlik hareketi 11 Mayıs 1918 tarihinde “tek devlet” aşamasına geçmişti. Bu tarihî birleşmenin anısına İstanbul’da “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU” düzenlendi. İlk oturumda konuşan Altay Göyüşov (Azerbaycan), Ahmed Murtazaliev (Dağıstan) ve Aslanbek Marzey’in (Kabardey-Balkar) tebliğlerini geçen haftaki yazımda özetlemiştim. Kafkas halklarının birlik ve beraberliği düşüncesine fikirleri ve faaliyetleriyle katkı yapan şahsiyetler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kafkasya’da birlik hareketi 11 Mayıs 1918 tarihinde “tek devlet” aşamasına geçmişti. Bu tarihî birleşmenin anısına İstanbul’da “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU” düzenlendi. İlk oturumda konuşan Altay Göyüşov (Azerbaycan), Ahmed Murtazaliev (Dağıstan) ve Aslanbek Marzey’in (Kabardey-Balkar) tebliğlerini geçen haftaki yazımda özetlemiştim.</p>
<p>Kafkas halklarının birlik ve beraberliği düşüncesine fikirleri ve faaliyetleriyle katkı yapan şahsiyetler adına Yılmaz Nevruz, Sefer Ersin Berzeg, Ahmet Hazer Hızal’a bizzat, merhum Osman Çelik ile merhum Aydın Turan’a ise aileleri aracılığıyla şükran plaketlerinin takdimiyle başlayan ikinci oturumda üç konuşmacı tebliğ sundu. Oturum öncesinde selamlama konuşması için sahneye davet edilen Ruslan Ğuaşe, Şapsığya’daki faaliyetleri ile açlık grevi sonrasında gördüğü tedavi hakkında bilgi vererek İstanbul’da kendisine gösterilen sıcak alaka ve tedavi desteği sebebiyle duyduğu büyük memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p><strong>Tüm Kafkas Halklarının Katılımıyla Bir Devlet Kurabilmek  </strong></p>
<p>Moderatör Ahmet Yusuf Özdemir’in ilk sözü verdiği <strong>Prof.Dr. Hacı Murad Donogo</strong>, özellikle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin sembol isimlerinden olan Necmeddin Gotsinski ve Haydar Bammat üzerine çok sayıda eser vermiştir. (<strong>1</strong>). “Dağlılar Cumhuriyeti Tarihinden Değerli Bir Belge” başlıklı tebliğinde Donogo; Dağlı Halklar Birliği Cumhuriyeti Meclisi’nin çalışmalarını izleyen ressam Yevgeniy Lansere’nin resmettiği Meclis üyelerini sırasıyla tanıttı: Başbakan Pşımafe Kotse (Kabardey, 1883–1968), Ulaştırma Bakanı Adil-Girey Daidbekov (Kumık, 1873–1946), İçişleri Bakanı Prens Raşidhan Kaplanov (Kumık, 1883–1937), Maliye Bakanı Vassan Giray Cabağı (İnguş, 1882–1961), Kuzey Kafkasya Müftüsü Necmeddin Gotsinskiy (Avar, 1865–1925), Milli Eğitim Bakanı Nur-Magomed Şahsuvarov (Azeri), Meclis Başkanı Zubair Temirhanov (Kumık, 1868–1952), Meclis Üyesi Danial Apaşev (Kumık, 1870–1920). Dağıstan Vilayeti’nin başkenti Temir-Han-Şura’da 20-25 Ocak 1919’da gerçekleştirilen parlamento toplantılarını resmeden Lansere’nin tablolarında, sıkıyönetim sebebiyle Meclis oturumlarına katılamayan Kabardey, Balkar ve Karanogay temsilcileri yer almamaktadır.</p>
<p>İkinci oturumun ikinci konuşmacısı <strong>Boris Magomet Harsiev</strong>, İnguş sürgünü esnasında 1953’te Kazakistan’ın Karaganda bölgesinde dünyaya gelmiş olup halen İnguş Araştırmaları Enstitüsü’nde Etnoloji Bölüm Başkanlığı yapmaktadır. “Birleşik Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği” başlıklı tebliğinde Harsiev, özetle şu hususları anlatmıştır:</p>
<p>“1 Mayıs 1917’de Vladikafkas’da Kafkasya Halkları I. Kurultayı’nın açılışı yapılmıştır. Kurultay’a on gün boyunca 400 ila 3000 arası delege ve çok sayıda konuk katılmıştır. Kurultay’da <strong>Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği</strong>’nin kuruluşu ilan edilmiş, <strong>Anayasa</strong> kabul edilmiş, <strong>yürütme organları</strong> seçilmiş ve Kafkasya halklarının gelişiminin <strong>öncelikleri</strong> belirlenmiştir.</p>
<p>Masrafını Çermoyev’in üstlendiği kurultaya Devlet Duması’ndan ve bölgelerden temsilciler ile müftüler de katılmıştır. Kurultayın hedefini Divanı üyesi Kumuk prensi Raşidhan Kaplanov şöyle tanımlamıştır:</p>
<p>“Birliğimizin amacı öncelikli olarak tamamen savunmadır. Biz diyoruz ki, birimize dokunan, herkese dokunmuş olacak ve bunu haklarımıza tecavüz sayıp, kimseye izin vermeyeceğiz. Taleplerimizin fiilen yerine getirilmesi için çabalamalıyız. Bu bağlamda Birliğimiz taarruza yöneliktir. Bu, birini tehdit ettiğimiz anlamına gelmez; kesinlikle hayır; biz ancak ortak taleplerimizin yerine getirilmesi için çabalamak istiyoruz. Ayrıca her kabilenin kendi geleceğini belirleme hakkı saklı kalacaktır. Birlik bu anlamda hiçbir baskı yapmayacak, sadece, her kabilenin hayati önem taşıyan hedeflerine ulaşma imkânını sağlamaya çalışacaktır. Bunun yanı sıra Birliğimiz, Genel Kafkas Müslüman Birliği’nin üyesidir. Bununla birlikte, dinî inanç olarak bölünmüş <strong>hiçbir etnik grubu unutmamalıyız</strong>. Birliğimize ancak Müslümanların üye olabileceği şeklinde şart koşmamalıyız. Bilindiği üzere Osetinler kısmen Hıristiyan’dır, fakat dağlıdırlar ve onların çıkarları bizim çıkarlarımızdır.”</p>
<p><strong>Müslümanların Birlik ve Beraberliği İçin Kesintisiz Çaba Sarfetmek   </strong></p>
<p>Sempozyuma Kuzey Osetya’dan katılan <strong>İslambek Marzoev</strong>; “Dağlılar Cumhuriyeti Devlet Organlarında Osetinler” başlıklı tebliğinde özetle şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“11 Mayıs 1918’de Osmanlı ve Almanya ile ittifak içinde RSFSC’den bağımsız Dağlılar Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ve Rusya’dan ayrılacağını ilan etmiştir. Yeni oluşuma Dağıstan, Çeçen-İnguşya, Osetya, Kabardey, Karaçay-Balkar, Abhazya ve Adıgey dâhil olmuştur. Cumhuriyet’in sınırı Karadeniz’den Hazar denizine kadar uzanarak, 260.000 km<sup>2</sup> alanı kapsamıştır. Başkent olarak Temir-Han-Şura (Buynaksk) seçilmiştir.</p>
<p>İkinci Dağlılar Cumhuriyeti Hükümeti’ne Birinci Dağlılar Cumhuriyeti Hükümeti’nin eski üyeleri ile Tersk-Dağıstan hükümeti üyelerinden bazıları dâhil olmuştur: Başbakan olarak <strong>Abdulmecit Çermoy</strong> seçilmiştir. Parlamento Başkanlığına Vassan Giray Cabağı getirilmiştir. Bakanlıklarda Kuzey Kafkasya’nın tüm halklarından temsilciler bulunmuştur: Dışişleri Bakanı olarak Haydar Bammat seçilmiş, bakanlar Pşımaho Kotsev, Aslanbek Butayev, Raşidhan Kaplanov, Zubair Temirhanov, Basiat Şahanov, Ahmet Tsalikov, Nuh Bek Tarkovskiy, Alihan Kantemirov, Aytek Namitok ve diğerleri…</p>
<p>Yeni hükümet Türkiye tarafından hukuken, Bulgaristan, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan, Polonya, Gürcistan ve Azerbaycan tarafından fiilen tanınmıştır. Dağlılar hükümetinde Osetya’yı İzmail Vasilieviç Baev, Elbizdiko Tsopanoviç Britaev, Aslanbek Savkudzoviç Butaev, Ahmet Uvajukoeviç Dudarov, Alihan Hadohçikoeviç Kantemirov, Ahmet Tembolatoviç Tsalikov temsil etmiştir.</p>
<p>Hukukçu<strong> Ahmet Tsalikov</strong>, Müslümanların Ulusal Doğuşu Hareketi’nde de yer alarak kırk milyonluk Müslüman halkların haklarını savunmuş, Müslümanlara kültürel özerklik istemiştir. Müslümanların birleşmesi için büyük çaba harcamış ve Denikin’e karşı mücadele edilmiştir. Önce İstanbul’a, ardında Çekoslovakya’ya ve nihayet Polonya’ya gitmiştir. 2 Eylül 1928’de Prag’da vefat etmiştir.”</p>
<p><strong>Zalime Karşı Mazlumun Yanında Yer Alabilmek </strong></p>
<p>Moderatörlüğünü deruhte ettiğim üçüncü oturumun ilk konuşmacısı Lale Çamagua, uzun süre “Abhazya Devletbaşkanlığı Kuzey Kafkasyalı Gönüllülerle İlişkiler Danışmanı” sıfatıyla çalıştı. “Abhazya Halkının Vatan Savaşında Gönüllü Hareketinin Rolü: 1992-1993” başlıklı tebliğinde Çamagua, Ağustos 1992’de Gürcistan’ın Abhazya’da hakimiyet kurmak için “Meç (Kılıç)” kod adıyla başlattığı savaşta <strong>Yuri Musa Şenibe</strong> başkanlığında kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun (KHK) hayati desteğini anlattı. Diyasporada ve tüm Kafkas Cumhuriyetlerinde kalabalık mitingler yapılarak “Abhazya’yı yalnız bırakmayacağız.” mesajının güçlü şekilde verildiğini ve 19 Ağustos’ta Çerkesk’te yazılan yemin metnine tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde gönüllülerin sahip çıktığını anlatan Çamagua, Kabardey’den Sosnaliyev Sultan, Kalmık Yura, Hatıjıko Valeri ve Nalow Zawur, Adıgey’den Hoade Adam, Çeçenistan’dan Şamil Basayev gibi toplum önderlerinin Abhaz bağımsızlık savaşına büyük destekler verdiğini hatırlatarak 1992 yazında Abhazya’da <strong>1918 ruhu</strong>nun yeniden yaşandığını anlattı.</p>
<p>Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri yanında Türkiye ve Suriye’den de gönüllülerin geldiğini, bunların bir kısmının savaşta canlarını verdiğini anlattığı tebliğini “Kafkasya’daki dostlarımız ayağa kalktığında kurtulacağımızı anlamıştık, Kafkasya da bir gün elbette yolunu bulacaktır…” dizelerinin yer aldığı Abhazca bir şiirle tamamlayan Çamagua gönüllülerle ilgili şu detayları paylaştı:</p>
<p>“Askerî harekâtlara iki binin üzerinde gönüllü katılmıştır. 50’den fazlası “Abhazya Kahramanı” unvanına layık görülmüş, 247’si “Leon Nişanı”, 623’ü “Cesaret” madalyası ile ödüllendirilmiştir.</p>
<p>Abhazya’nın özgürlüğü için hayatlarını feda edenlerin anısını ebediyen korumak maksadıyla Abhazya <strong>15 Ağustos</strong> tarihini 2013 yılından bu yana “<strong>Gönüllüler Günü</strong>” olarak kutlamaktadır.”</p>
<p>Sekizinci tebliği sunan Danimarkalı akademisyen Lars Funch Hansen, “Jeopolitik Perspektiften Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin 100. Yıl Dönümü” başlıklı tebliğinde, Kafkasya’ya giderek KHK yöneticileriyle görüştüğünü, mitinglere katıldığını, <strong>farklı etnisitelerin başarılı işbirliği</strong>nin görüldüğü Kuzey Kafkasya’da çeşitli sebeplerle kalıcı bir devlet kurulamadığını, KKC temsilcilerinin Paris Konferansı’na katılmakla birlikte jeopolitik oyunlarda bir sonuç alamadığını anlattığı tebliğini şu şekilde tamamladı:</p>
<p>“Etnisite kategorisinin sürekli uygulandığı ulus-devlet çağında yaşıyoruz. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin özgürce gelişmesine izin verilseydi başarılı olabilirdi. Rusya gibi bir komşu devlet tarafından yenilgiye uğratılan Kuzey Kafkasya’da sömürge karşıtı ulusal girişimler bitmiş değildir.  Rus makamları neden bölgedeki yerli halkların haklarından kaçınma konusunda mücadele ediyor? Potansiyel meşrutiyetlerinden mi korkuyorlar?”</p>
<p><strong>Arşiv Belgelerine Dayalı Mevsuk Çalışmalar Yürütebilmek </strong></p>
<p>Günün son konuşmacısı Çeçen tarihçi <strong>Mairbek Vatchagaev</strong> (<strong>2</strong>), “Fransız Arşiv Belgelerinde Kuzey Kafkasya Dağlıları Birliği” başlıklı tebliğinde; Sovyetler Birliği Ansiklopedisi’nde, sanki böyle bir devlet hiç olmamış gibi KKC hakkında hiçbir bilgiye yer verilmediğini hatırlattıktan sonra özetle şu hususları vurguladı:</p>
<p>“SSCB döneminde bilim adamları gerçek tarihten uzaklaştırmışlardı. Sovyet Rejimi çöktüğünde dalga şeklinde yeni tarih araştırmaları başlamış, doktora tezleri yazılmıştır.</p>
<p>Yaşadığım Fransa’da yıllar önce mezarları gezerken Mirza, Canbulat, Çerkaski vb. isimler dikkatimi çekmişti. Bunları görünce, bizi Fransa’ya bağlayan bir bağ olmalı dedim ve araştırmaya başladım. Binlerce belge buldum. Çünkü çok önemli belgelere rastladım.</p>
<p>Azerbaycan Heyeti’nin Başkanı Topçıbaşı tüm Kafkasyalılar için çok önemli bir şahsiyet idi. Bir sıkıntısı olan ona koşuyormuş Fransa’da. Abdulmecid Çermoyev, Gaydar Bammat, Magomed Cabagiyev, İsmail Şakov gibi liderle yazışmaları mevcut arşivlerde. Kuzey Kafkasya’dan gelip Yabancı Lejyon’a katılan, Fransız Ordusu’nda kariyer yapanlar var. Bu ordunun Suriye’de Golan tepelerinde ilerlemesi esnasında orada kalanlar da olmuş.</p>
<p>Fransız arşiv belgelerinde Kuzey Kafkasya’da her hafta ne olmuş, bunu belgelerden izleyebiliyoruz. Mesela Mustafa Butbay hakkında önemli belgeler var. Kuban’la ve başka yerlerle yapılan anlaşmalar var. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne ilişkin çok fazla dokümanın bulunduğu İngiltere arşivlerinin de araştırılması gerekir. Zira söz konusu ülkenin Kafkasya bölgesinde bulunması ve etkisinin diğer ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar büyük olması bunu zorunlu kılmaktadır. Almanya ve İtalya arşivleri de önemli olmakla beraber Osmanlı arşivleri çok önemli belgeler barındırmaktadır. Fransa’daki çalışmalarım bittiğinde İngiltere ve Almanya’da da çalışmayı düşünüyorum.”</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını tanıdığı ve bir dizi antlaşma yaptığı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne ilişkin Türkiye’de de önemli akademik çalışmalar yapıldığını hatırlatmakta yarar var. (<strong>3-4</strong>).</p>
<p>İki hafta boyunca özetlediğim dokuz tebliğden açıkça anlaşılmaktadır ki; Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, aradan geçen yüz yıla rağmen hâlâ önemli bir model olarak önümüzde durmaktadır. Bu model oluş Kuzey Kafkasya ile sınırlı da değildir. İslam dünyasının özellikle çatışma yaşayan birçok bölgesi için de incelenmeye ve ders alınmaya değer bir özelliğe sahiptir.</p>
<p>Çerkes Dernekleri Federasyonu, Kafkas Vakfı, Birleşik Kafkasya Derneği, Oset Alan Kültür Derneği, Apsuvara Grubu, KİARAZ ve KAFKASDER işbirliğiyle tarihî bir şahitlik ödevinin yerine getirildiği, bu vesileyle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti liderlerinin bize devrettiği 1918 ruhunun yeniden yaşatıldığı “100. Yılında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Uluslararası Sempozyumu”na birikimiyle, emeğiyle, maddi ve manevi desteğiyle katkı verenlere, uzaktan ve yakından gelerek altı saat boyunca sempozyumu büyük bir dikkatle izleyen katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>“Aholgoh” isimli süreli yayını da çıkaran Donogo, Kafkasya tarihine ilişkin çalışmalarını <strong>gazavat.ru</strong> isimli internet sitesinde paylaşmaktadır.</li>
<li>2012 yılında yayın hayatına başlayan “Caucasus Survey” isimli uluslararası derginin genel yayın yönetmenliğini yürüten, 2009-2015 yılları arasında “Prometheus” isimli online derginin editörlüğünü yapan Vatchagaev, 2001 yılından bu yana <strong>chechen.org</strong> internet sitesinin editörlüğünü de yürütmektedir.</li>
<li>Enis Şahin; <strong>Trabzon ve Batum Konferansları ve Antlaşmaları</strong>, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, 250 s.</li>
<li>Nail Sönmez ve Orhan Doğbay; <strong>Birleşik Kafkasya İdealine Adanan Ömür: Aydın Turan</strong>; Kafkas Vakfı Yayınları, İstanbul 2018, 544 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞİK KAFKASYA İDEALİNİ CANLI TUTMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2018 06:20:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1 MAYIS 1917]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA]]></category>
		<category><![CDATA[ANDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYDIN TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[BERN]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ORDU]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS YELTSİN]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞLILAR CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[DENİKİN]]></category>
		<category><![CDATA[EMRE ERGİN]]></category>
		<category><![CDATA[GAYDAR BAMMAT]]></category>
		<category><![CDATA[GENERAL HALİLOV]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNEY OSETYA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM MANSUR]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İNGUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ İTTİHAD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR CUMHURYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEYLER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI KONFEDERASYONU (KHK)]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA DAĞLI HALKLARI KURULTAYI]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[KUBAN]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[LAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUSA ŞENİBE]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NİSAN 1917 KONGRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DAĞLI]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. AHMET MURTAZALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ALTAY GÖYÜŞOV]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. HALİL BAL]]></category>
		<category><![CDATA[RUS SÖMÜRGECİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOVYET RUSYA]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİR-HAN-ŞURA]]></category>
		<category><![CDATA[TEREK]]></category>
		<category><![CDATA[TERSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRANSKAFKASYA SEYMİ]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİKAFKAS]]></category>
		<category><![CDATA[VOLNİY GORETS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=674</guid>

					<description><![CDATA[11 Mayıs 1918 tarihinde Kafkas halklarının ortak girişimiyle kurulan, ancak ‘Beyaz’ ve ‘Kızıl’ adlarıyla anılan iki Rus ordusu arasında bir başına kalan, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’nden ya da sözüm ona hür dünyadan yeterli destek göremeyip Haziran 1921’de yıkılan Kuzey Kafkas Cumhuriyeti, kuruluşunun 100. yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen sempozyumda etraflıca ele alındı. 12 Mayıs 2018 Cumartesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>11 Mayıs 1918 tarihinde Kafkas halklarının ortak girişimiyle kurulan, ancak ‘Beyaz’ ve ‘Kızıl’ adlarıyla anılan iki Rus ordusu arasında bir başına kalan, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’nden ya da sözüm ona hür dünyadan yeterli destek göremeyip Haziran 1921’de yıkılan Kuzey Kafkas Cumhuriyeti, kuruluşunun 100. yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen sempozyumda etraflıca ele alındı.</p>
<p>12 Mayıs 2018 Cumartesi günü saat: 13:30-19:30 arasında Ali Emiri Kültür Merkezi’nde üç oturum halinde gerçekleştirilen “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”nda sunulan dokuz tebliği, önemine binaen özetle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Farklılıklara Rağmen Bir İdeal Etrafında Toplanabilmek </strong></p>
<p>Programın sunuculuğunu başarıyla yürüten Av. Emre Ergin, Sempozyum Hazırlık Komitesi adına yaptığı açılış konuşmasında; Abhazya’dan Dağıstan’a kadar Kafkasya’nın her köşesinden ve Avrupa’dan katılan konuşmacılara, STK temsilcilerine ve katılımcılara teşekkür ettikten sonra şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Kuzey Kafkasya’dan İstanbul’a gelen bir murahhas heyeti tarafından, bundan tam <strong>100 sene önce</strong> <strong>İstanbul’da dünyaya ilan edilmişti</strong>. Bugün yine, bu şehirde Avrupa’dan ve Kafkasya’nın dört bir yanından gelen saygın araştırmacıların katılımıyla Cumhuriyetin 100. kuruluş yıl dönümünü birlikte idrak ediyoruz.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyetine büyük önem veriyoruz. Zira, merhum Aydın Turan’ın ifadeleriyle; “<strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong>, hem kurucu aktörlerinin hem de üzerinde çalışanların vurguladığı gibi, tüm paradokslarıyla birlikte <strong>Birleşik Kafkasya Hareketi’</strong>nin çok özel bir etabıdır.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, iki yüzyıl boyunca sistematik bir şekilde katliama uğrayan, toprakları tarumar edilen, halkının büyük kısmı vatanında yaşama hakkından mahrum bırakılan bir coğrafyanın <strong>diriliş öyküsü</strong>dür.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, işgallerle coğrafyası fiziki olarak paramparça edilerek “milletleşme” süreci darbelenen bir ülkenin “ortak değerler ve geçmişi”ni ve en önemlisi “gelecek düşüncesi ve hayali”ni harmanlayarak ortaya çıkardığı yeni bir <strong>varoluş konsepti</strong>dir.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, <strong>kan, etnik köken, dil, din farklarına bakmaksızın</strong> Kuzey Kafkasya halklarının politik bir birlik oluşturduğunu; insanlarının “anayasal kontrat” çerçevesinde modern bir devletin vatandaşları olarak görülmeleri gerektiğini seslendirdiği için önemlidir.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, birbirinden <strong>farklı toplumsal kesitler</strong>in bir coğrafyaya ilişkin “ortak menfaat algısına”, “ortak aklına” dayandığı için; bir coğrafyayı topyekûn kuşatan devasa problemlerin risklerini paylaşanları “hür irade” ile <strong>bir ideal etrafında toplanma</strong>ya çağırdığı için önemlidir.</p>
<p>Bir devlet için kısa sayılabilecek 2 senelik ömrü boyunca pratikte karşılaşılan konjonktürel sorunlar, siyasi kadro ve organizasyon eksiklikleri, kaynakların denetimine ilişkin problemler ve uluslararası sistemdeki farklılaşmadan kaynaklanan <strong>yalıtılmışlıklar</strong> ile mücadele eden Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bir başarısızlık öyküsünü değil; tam aksine, tüm bunlara rağmen ortaya konan <strong>direncin, kararlılığın ve iradenin öyküsü</strong>nü anlatır. Hasılı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, kendisine hayat veren düşünce sistematiğiyle bizatihi bir destandır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Halkların Temel Bir Hakkı Olarak Kendi Geleceğini Belirleyebilmek </strong></p>
<p>Prof.Dr. Halil Bal tarafından yönetilen birinci oturumda ilk sözü alan <strong>Altay Göyüşov</strong>, Bakü Devlet Üniversitesi’nde Türk tarihi profesörü olup Azerbaycan’daki “Republican Alternative” (“REAL”) isimli düşünce hareketinin de liderlerindendir. Azerbaycan’da din, tarih ve sivil toplum konularında yerel ve uluslararası medyada sıkça yer alan Göyüşov, İtalya, Fransa ve ABD’deki saygın üniversitelerde misafir öğretim görevlisi olarak da bulunan Göyüşov (<strong>2</strong>), “Cumhuriyet Yolu: 1917 Yılında Kuzey Kafkasya’da Kendi Geleceğini Tayin Etme Çabaları” başlıklı tebliğinde şu hususlara vurgu yapmıştır:</p>
<p>“1917’de monarşinin çökmesinden sonra tüm Rusya İmparatorluğu’nda halk ikiye bölünmüştü. Üst tabaka geçici hükümeti, halk ise şûraları destekliyordu. Sınıf çatışması üzerinden yazılan eski tarihi biz bugün gözden geçirdiğimizde, çatışmanın ana hattını sınıf çatışmasının değil, <strong>yerli halkların kendi geleceğini belirleme talebi</strong>nin oluşturduğunu görüyoruz. Dolayısıyla o dönemde üç güç arasında çatışma ortaya çıkmıştı: Geçici hükümet, sovyetler ve yerli millî hareketler.</p>
<p>Kızıllara da Beyazlara da taraf olmayan <strong>Müslüman halklar</strong> kendi geleceklerini belirlemek için <strong>otonomi</strong> hakkını yoğun şekilde tartışıyordu. Bu bağlamda Kafkasya’da ilk önemli adım, <strong>Nisan 1917 Kongresi</strong>’nde atıldı. Kuzey Kafkasya kültürel halkları öne çıkarırken, Azerbaycan’da etnik mesele ve kendi geleceğini tayin hakkı öne çıkmıştı.</p>
<p>Çarlığın yıkılmasından sonra seçimlere katılmak isteyenler yanında, Kafkasya’da “İmamat Devleti”nin (<strong>3</strong>) yeniden kurulmasını savunanlar da olmuştur. Benzer bir tartışma Rusya’daki tüm Müslüman bölgelerde yapılmıştır. Zira Denikin’e karşı başlatılan mücadele, din adamlarının önderliğinde yürütülmekteydi. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı İslami İttihad Hareketi yeterince güç kazanamadı, gençlik hareketi halktan daha büyük destek gördü. Böylece otonomi fikri <strong>bağımsız devlet ilanı</strong> fikrine evrildi.”</p>
<p><strong>Kurulan Birliği Koruyabilmek İçin Dış Destek Aramak</strong></p>
<p>İkinci konuşmacı Prof.Dr. <strong>Ahmet Murtazaliyev</strong>, Dağıstan Bilim Merkezi’nde görev yapan ve 200’ün üzerinde bilimsel yayına imza atan bir akademisyen olarak, “Dağlılar Cumhuriyeti Tarihinde Kuzey-Doğu Kafkasya Halkları (1917-1921)” başlıklı sunumunda şu vurguları öne çıkarmıştır:</p>
<p>“Yüz yıl önce ortak bir devlet kuran büyüklerimiz, çeşitli sebeplerle maalesef başarılı olamadılar. 100 yıl sonra biz onları anmak ve faaliyetlerini anlatmak için burada toplanmış bulunuyoruz.</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği Geçici Merkez Komitesi tarafından 1 Mayıs 1917’de Vladikafkas’da düzenlenen Kafkasya Dağlı Halkları Kurultayı’nda <strong>Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Halkları Birliği</strong> kurulmuştu. Kurultay’a Dağıstan’ın çeşitli bölgelerinden 62 delege katılmıştı. Kurultay çalışmalarına katılan ve seçilmiş yönetim organlarında yer alan kişiler arasında Kuzey-Doğu Kafkasya halkları yanında diğer Kuzey Kafkasya halkları temsilcileri de bulunmaktaydı.</p>
<p>Birliğin yerel organları olarak Dağıstan İl Yürütme Kurulu, Tersk İl Yürütme Kurulu, bölge ve belediye komitelerinin belirlendiği kurultayda Anayasa da kabul edilmişti. Ancak olaylar hızla gelişmiş ve Birliğin Merkez Komitesi dağlık Andi köyünde ikinci kurultayını toplama kararı almıştı. Ancak kurultay planlandığı gibi geçmemiş, delegelerin çoğu kurultaya katılmayı reddetmişti. Bu sebeple sonraki Kurultay’ın Vladikavkaz’da toplanması kararlaştırılmış, 2 Eylül 1917 tarihinde düzenlenen kurultayda güncel konular müzakere edilmiş ve Birinci Ulusal Kurultay’da hazırlanan <strong>Anayasa revize edilmişti</strong>.</p>
<p>1917’nin sonuna gelindiğinde siyasi güç çatışmaları kritik seviyeye ulaşmış ve Dağıstan iç savaşın eşiğine gelmişti. Mart 1918’de, Sovyet iktidarının yayılmasıyla mücadele edemeyeceklerine kanaat getiren Dağlılar Birliği Merkez Komitesi liderleri, <strong>dışarıdan destek arama</strong> kararı almıştı. Bu amaçla Transkafkasya Seymi (Parlamentosu) ile sıkı ilişkiler kurulması için Gaydar Bammat başkanlığında bir heyet Tiflis’e gönderilmişti. Ardından bu heyet, Sovyet iktidarına karşı mücadelede Türkiye’den destek talebiyle İstanbul’a gitmişti. Dönemin Türkiye hükümeti, heyet başkanı Bammat’a Kuzey Kafkasya ve Dağıstan’ın Sovyet Rusya’dan ayrılmasını ve bağımsızlığını destekleyeceğine dair güvence vermişti. Kasım-Aralık 1918 tarihlerinde Dışişleri Bakanı Bammat başkanlığındaki Dağlı Hükümeti Heyeti <strong>Bern’e giderek</strong> İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya, Japonya vd. elçiliklerle temas kurmayı denemişti. Bammat bir dizi memorandum vererek Paris ve Londra’ya geçme iznini arz etmişse de hiçbir netice alamamıştı.</p>
<p>15 Ocak 1919’da Temir-Han-Şura kentinde Dağıstan Temsilcilerinin Genel Kurultayı düzenlenmiştir. Dağlılar Cumhuriyeti’nin Birinci Parlamentosu üyelerinin seçimi amacıyla toplanan kurultayda Dağıstan adına parlamentoya 27 üye seçilmiştir. 20 Ocak 1919’da açılışı gerçekleştirilen Birinci Parlamento’da Kabardey, Balkar ve Karanogay temsilcileri geç kaldıklarından açılışta bulunamamıştır.</p>
<p>Dağlı hükümetinin durumu gittikçe kötüleşmekteydi. 1918 yılının haziran ayı sonunda General Denikin’in Gönüllü Ordusu Kuban’a taarruz başlatmış, Şubat-Mart 1919’da ise Terek ve Dağıstan’ı ele geçirmişti…</p>
<p>23 Mayıs 1919’da Dağlı Parlamento’nun son toplantısı yapılmış, Birlik Meclisi Dağıstan grubunun “meclisi lağvetme” ve “Dağlılar Birliğini tasfiye etme” teklifi reddedilmişti. Ancak galip gelen Denikin komutasının talebi üzerine General Halilov parlamentoyu lağvetmiş, Dağıstan’da yönetimi Gönüllü Ordu komutasına devretmişti. Denikin de General Halilov’u “Dağıstan hükümdarı” tayin etmişti.</p>
<p>Sonuç itibariyle Dağlı Hükümeti üyelerinin bir kısmı Tiflis’e kaçarak, Denikin birliklerine karşı mücadele organize etmeye çalışmıştı. Tiflis’te oluşturulan <strong>Birlik Meclisi</strong>, Eylül 1919’dan itibaren, Dağıstan başta olmak üzere dağlı halklar arasında dağıtılan “Özgür Dağlı” (Volniy Gorets) gazetesini çıkarmış, fakat Denikin’e karşı silahlı mücadeleyi örgütleme girişimini diğer siyasi güçler ele geçirmişti…</p>
<p>Bütün bu çabalar, Dağlılar Cumhuriyeti’nin kısa tarihi boyunca cumhuriyetin kurulması faaliyetlerinde Kafkasya’nın diğer halklarının yanı sıra Kuzey-Doğu Kafkasya halkları (Dağıstan, İnguş, Çeçen vd.) temsilcilerinin de önemli katkılarının bulunduğunu göstermektedir.”</p>
<p><strong>İslam’ın Birleştirici Gücünü Harekete Geçirebilmek </strong></p>
<p>İlk oturumun son konuşmacısı <strong>Aslanbek Marzey</strong>, Kabardey-Balkar Cumhuryeti’nde ortaçağ ve modern tarih alanlarında kıdemli bir araştırmacı olup, “Dağlılar Cumhuriyeti 1918–1919: Kuzey Kafkasya Halklarının Devlet Kurma ve Birleşme Deneyimi” başlıklı sunumunda şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>“Bu cumhuriyet nasıl bir ortamda ortaya çıktı? Oynadığı büyük role rağmen niçin tarih sahnesinden silindi? Bu soruların doğru cevabını bulabilmek için önce tarihî arkaplanı görmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Savaş çok eski zamanlardan beri Kafkasyalıların hayatında büyük etki uyandırmış, dışarıdan gelen kuvvetler Kafkas halklarıyla <strong>uzun ve yorucu savaşlar</strong> yapmışlardır. Bu yüzden Kuzey Kafkasya yüzyıllar boyunca savaş halinde bulunmuştur. Ancak, merkezî bir yönetimin ve düzenli bir ordunun bulunmayışı yanında nüfusun azlığı da direnişi zorlaştırmaktaydı.</p>
<p>Yüksek düzeyde askerîleştirilmiş sosyal hayata rağmen Kafkas kültüründe her <strong>bireyin onurunun korunması</strong> büyük önem arzetmiştir. Toplum çıkarlarının birey haklarına üstünlüğü açısından doğu kültürleriyle benzerlik arz etmekle beraber Kafkas medeniyetinde bireyin hakları hep önemsenmiştir. Geleneklere ve statülerine bakılmaksızın <strong>her birey önemli</strong> addedilmiştir. Dolayısıyla hem Doğu hem de Batı medeniyetlerine benzeyen yönleri olmakla birlikte <strong>Kafkas kültür ve medeniyeti </strong>yerli köklere sahip olup başlıca özellikleri şunlardı:</p>
<p>Savaşı ve yeni topraklar kazanmayı değil, <strong>özgürlüğü</strong> önemser. Başlangıçta olmayan askerî kültür, zorunlu tarihsel gerçekler neticesinde ortaya çıkmıştır. Muhafazakârlık kuvvetli olup <strong>âdetler</strong> yüzyıllarca nesilden nesle aktarılmıştır. Kafkasyalılar, ideal gördükleri kendi kültürlerinden çok memnundurlar. Dış etkilere kapalı olmakla birlikte kendi kültürüne tehdit oluşturmayan kişi ve fikirlere de açıktır. Özellikle Abhazlar, Kabardeyler ve Laklarda seçkincilik yaygın idi ancak tiranlık ve diktatörlük kurmaya elverişli bir zemin hiç oluşmamıştır.</p>
<p>Dünya jeopolitiğinde, coğrafi güzelliğinden ziyade <strong>kıtaları birbirine bağlaması</strong>yla önem kazanan Kuzey Kafkasya, 18. Yy.’ın ikinci yarısından sonra Rus sömürgeciliğinin açık tehdidiyle karşı karşıya kalmış, coğrafyası yanında Kafkas halklarının sosyal kurumları ve temel değerleri de büyük <strong>tahribat</strong>a maruz kalmıştır.</p>
<p>Rus işgal ve sömürüsüne karşı <strong>İslam’ın birleştirici gücünü harekete geçiren</strong> ilk lider <strong>İmam Mansur</strong>’la başlayan direniş İmam Şamil’in kararlı direnişine (<strong>4</strong>) rağmen sekteye uğramıştır. Yarım asır sonra Kafkas halkları nitelikli aydınlarının önderliğinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurmuşsa da bu girişim uzun ömürlü olamamıştır. Ancak Kafkasya’da birlik fikri ve ideali <strong>70 yıl sonra</strong> yeniden canlanmış, 13-14 Ekim 1997 tarihlerinde Nalçik’te Musa Şenibe başkanlığında kurulan <strong>Kafkas Halkları Konfederasyonu</strong> (KHK) Gürcistan’ın Abhazya’yı ve Güney Osetya’yı işgal girişiminde ve Boris Yeltsin’in Çeçenistan’da olağanüstü hâl uygulama kararında etkili müdahaleler gerçekleştirmiştir.” (Devam edecek).</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Aydın Turan; “<strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Destandır</strong>-2”, söyleşen: Hüseyin Tok ve Mevdudi Bayçora, http://ajanskafkas.com/roportaj/a-turan-k-kafkasya-cumhuriyeti-destandir-2/, 19 Kasım 2007.</li>
<li>Altay Göyüşov; <strong>Kuzey Kafkasya Dağlılarının Özgürlük Uğrunda Mücadelesi (1917-1920)</strong>, çev. Sefer. E. Berzeg, KAFDAV Yay., Ankara 2016, 406 s.</li>
<li>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/<strong>imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak</strong>/, 06.02.2018.</li>
<li>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/<strong>kafkasya-istiklal-mucadelesinde-naiplerin-rolunu-takdir-etmek</strong>/, 13.02.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM İKTİSADININ METODOLOJİSİNİ ORTAYA KOYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-iktisadinin-metodolojisini-ortaya-koyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-iktisadinin-metodolojisini-ortaya-koyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 May 2018 11:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[6. İSLAM İKTİSADI ATÖLYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ALBARAKA TÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[ARİF ERSOY]]></category>
		<category><![CDATA[ASAD ZAMAN MASUDUL ALAM CHOUDHURY]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ KALLEK]]></category>
		<category><![CDATA[EMEK]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[HELAL KAZANÇ]]></category>
		<category><![CDATA[İKTİSAT YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İLMİ ETÜDLER DERNEĞİ (İLEM)]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İKTİSADI ARAŞTIRMA MERKEZİ (İKAM)]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İKTİSADI ÖDÜLLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İKTİSADI VE FİNANSI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (İSİFAM)]]></category>
		<category><![CDATA[İSTANBUL SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİ (İZÜ)]]></category>
		<category><![CDATA[İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ (İÜ.)]]></category>
		<category><![CDATA[MONZER KAHF]]></category>
		<category><![CDATA[NECMETTİN KIZILKAYA]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN AKHUWAT ISLAMİC MİCROFİNANCE]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN INSTİTUTE OF DEVELOPMENT ECONOMİCS (PIDE)]]></category>
		<category><![CDATA[PİYASA]]></category>
		<category><![CDATA[QATAR HAMAD BİN KHALİFA UNİVERSİTY]]></category>
		<category><![CDATA[TEMEL HAZIROĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE İKTİSADİ GİRİŞİM VE İŞ AHLAKI DERNEĞİ (İGİAD)]]></category>
		<category><![CDATA[UNİVERSİTY OF MALAYA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=672</guid>

					<description><![CDATA[İslam İktisadı Araştırma Merkezi (İKAM), İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği’nin (İGİAD) organizasyonu ile İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (İSİFAM) ev sahipliğinde düzenlenen 6. İslam İktisadi Atölyesi 6-8 Nisan 2018 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi (1): 10 ülkeden 100’e yakın akademisyenin katıldığı ve 15 tebliğin sunulup [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam İktisadı Araştırma Merkezi (<strong>İKAM</strong>), İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği’nin (İGİAD) organizasyonu ile İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (İSİFAM) ev sahipliğinde düzenlenen 6. İslam İktisadi Atölyesi 6-8 Nisan 2018 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi (<strong>1</strong>):</p>
<p><strong>10 ülkeden 100’e yakın akademisyen</strong>in katıldığı ve 15 tebliğin sunulup tartışıldığı “İslam İktisadında Metodoloji” başlıklı atölye çalışması, 6 Nisan 2018 Cuma günü İstanbul Üniversitesi (İÜ.) Kongre Merkezi’nde geniş katılımlı bir <strong>açılış paneli</strong>yle başladı. Necmettin Kızılkaya’nın (İÜ.) yönettiği “İslam İktisadının Güncel Meseleleri ve Metodolojisi” başlıklı panelde; Arif Ersoy (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi: İZÜ), Asad Zaman (Pakistan Institute of Development Economics: PIDE), Masudul Alam Choudhury (University of Malaya), Monzer Kahf (Hamad Bin Khalifa University-Katar) ve Temel Hazıroğlu (Albaraka Türk) birer tebliğ sundu.</p>
<p>Takip eden iki günlük atölye oturumları boyunca modern iktisadın temel varsayımları karşısında İslam iktisadı yaklaşımı, İslam iktisadı metodolojisinin felsefi temelleri, İslam düşüncesinde iktisada yaklaşımlar, Fıkıh usulü ve geleneksel iktisat metodolojisinin modern dünyaya uyarlanması ve uygulanması, İslam iktisadında fıkıh ve iktisadın bütüncül kullanımı, İslam iktisadında güncel metodoloji tartışmaları, İslam iktisadında teori-uygulama ve politika ilişkisi konularında <strong>tebliğler</strong> sunuldu.</p>
<p>Açılış programında <strong>2018 İslam İktisadı Ödülleri</strong> de sahiplerine takdim edildi. İslam İktisadı Araştırma Ödülüne Prof. Dr. Cengiz Kallek, Uygulama Ödülüne Pakistan’da İslami esaslara göre mikro kredi veren Akhuwat Islamic Microfinance isimli kuruluş layık görüldü. İslam İktisadına Katkı Ödülü ise Prof. Dr. Hayrettin Karaman’a verildi. 2016 yılından bu yana üç dalda verilen bu ödüller, alanın uygulamalı yönünün güçlendirilmesi ve daha çok ses getirecek bir çabayla daha fazla sayıda insanda farkındalık oluşturulması amacını güdüyor.</p>
<p><strong>İslam İktisadında Metodoloji Sorununa Eğilmek </strong></p>
<p>7 Nisan 2018 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Mavi Salon’da gerçekleşen atölye oturumlarının ilkinde, İslam İktisadında <strong>usul tartışmaları</strong> ve Kur’an ile sünnetten referans alan bir iktisat disiplininin <strong>neleri içermesi gerektiği</strong> tartışıldı. İkinci oturumda ise fıkhi açıdan İslam iktisadı konuşuldu. Atölyenin üçüncü oturumunda İslam iktisadı metodolojisinin kaynağı olarak <strong>tarih</strong> ve İslam iktisadı çalışmalarındaki <u>hafıza kaybı</u> üzerinde duruldu. Dördüncü oturum ise metodolojinin cari iktisattaki yeri ve <u>rasyonalist düşüncenin İslam iktisadına etkisi</u>yle ilgili görüşler ele alındı.</p>
<p>8 Nisan 2018 tarihinde gerçekleşen beşinci oturumda <strong>İslam iktisadının sosyal bilimlere entegrasyonu</strong> tartışıldı. Altıncı oturumda İslam iktisadının <strong>açmazları</strong> ve Türkiye’de İslam iktisadı çalışmalarındaki <strong>metodoloji sorunu</strong> üzerinde durulurken yedinci oturumda <strong>yeni nesil İslam iktisadı</strong> ve İslam iktisadının amacı olarak ‘sünnetullah’la ilgili tebliğler sunuldu. Oryantalizm ile İslam iktisadının ilişkisine dair bir tebliğle de oturumlar son buldu.</p>
<p>Üç gün boyunca bir panel ve sekiz oturum halinde gerçekleştirilen 6. İslam İktisadı Atölyesi’ne katkı yapan akademisyenler, İslam iktisadının <strong>bir sosyal bilim</strong> olduğu ve İslam’ın temel metinlerinden beslenerek insanların refahını sağlama amacı güttüğü konusunda birleşerek <strong>özgün bir ekonomik sistem</strong> olduğunu ifade ettiler. İslam iktisadının metodolojisi çalışmalarının artarak devam ettirilmesi gerektiği hususunda mutabık kalan tebliğciler, İslam iktisadının sadece Müslümanlara değil <strong>tüm insanlığa hitap ettiği</strong>nin de altını çizdiler.</p>
<p>6. İslam İktisadı Atölyesi’nde sunulan tebliğler -önceki beş atölyede olduğu gibi- <strong>İktisat Yayınları</strong> tarafından kitap haline getirilerek yayınlandığında bu kıymetli çabanın daha geniş bir etki alanı kazanacağı aşikârdır (<strong>2-3</strong>).</p>
<p><strong>Özel ve Tüzel Kişilikleri Kendi Beyanlarıyla Tanımak </strong></p>
<p><strong>İLKE</strong> Derneği, hem akademi ile iş dünyası arasındaki kopukluğu gidermeyi hem de kapitalist iktisadi sistemin çevrelediği modern ekonomik yapının İslami değerler açısından değerlendirilmesini kendine amaç edinerek yeni bir paradigmanın kuramsal yapısını inşa edecek birtakım faaliyetlerde bulunmaktadır. Uzun zamandır gerçekleştirdiği İslam iktisadı çalışmalarını daha etkili bir zemine taşımak; İslam iktisadı alanında giderek genişleyen talep ve ihtiyacı karşılayabilmek amacıyla İLKE tarafından kurulan İslam İktisadı Araştırma Merkezi (İKAM), İLEM ve İGİAD’ın da kurumsal destekleriyle araştırma, yayın, eğitim, konferans ve çalıştay gibi faaliyetler yürütmektedir.</p>
<p>Ülkemizde ve dünyada genel anlamda İslam iktisadı çalışmaları sınırlı kaldığından çeşitlendirilmesi gerekmektedir. Kapitalist sisteme dair tüm antitezler gün geçtikçe çürütülmekte ve bu adaletsiz sisteme karşı çare olacak bir alternatif geliştirilememektedir. İslam iktisadı, önereceği sistem ve uygulamalarla daha adil bir iktisadi hayat ve bölüşüm sağlama potansiyeline sahiptir. Zira İslam iktisadı çabası ve iddiası inançtan kaynaklanmaktadır ve bu öğreti Müslümanlara yaptıkları ve söyledikleri bakımından <strong>sorumluluklar</strong> yüklemektedir. Bu bağlamda, geçmiş birikimlerin ışığında, yeni çalışmalara yoğunlaşarak yetkin araştırmacıların bu alana yönelmesine ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p>Ürüne dönüşen ve güncel finansal konulardan ziyade teorik ve uygulamalı iktisat alanını kapsayan İslam İktisadı Atölyesi altı yılda büyük ilgi toplamıştır. İKAM, bu birikim üzerinden yeni çalışmaların yapılmasını ve farklı alanlarda bilgi üretiminin artırılması gaye edinmiştir (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“İslam İktisadı” Düşüncesini Bir Bütün Halinde İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>İKAM “İslam iktisadı” düşüncesinin külli bir şekilde inşası için yetkin fikir ve teorilerin üretilmesini teşvik etmeyi ve böylece yeni çalışmalara zemin teşkil etmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>İKAM, kapitalizmle el ele gelişerek büyüyen mevcut iktisadı sisteme alternatif <strong>adil ve helal kazancı teşvik eden</strong>, insana ve insan emeğine saygılı bir sistemin oluşması için uzun soluklu, derinlikli, bütünlüklü, nitelikli çalışmaların yapılmasını amaçlamaktadır. İslam iktisadını hem teorik hem de pratik zeminde ele alacak olan bu merkez, İslam iktisadının konularını farklı boyutlarıyla ele alarak muhtelif platformlarda genişleten ve çeşitli etkinliklerle zenginleştirilerek alanda çalışan kişiler için faydalanabilecekleri bir yapı oluşturmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Zengin içerik ve çeşitli etkinliklerle alana daha fazla ilgi çeken İKAM, hem ulusal hem de uluslararası platformlarda mevcut kapitalist sisteme alternatif olabilecek somut çözüm önerileri içeren bir merkez olmayı ve alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>İslam İktisadı Atölyelerinin Çıktılarından İstifade Etmek </strong></p>
<p>2013 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde her yıl baharın ilk günlerinde gerçekleştirilen İslam İktisadı Atölye Çalışmaları’nın tebliğ özetleri, sunum videoları ve kitaplar, ilgililerin ve ilgilenmesi gerekenlerin istifadesine sunulmakta olup istifadeyi kolaylaştırmak maksadıyla çalıştayların ana konularını, yer ve tarihlerini hatırlatmakta yarar görüyorum (<strong>5</strong>):</p>
<ol>
<li>Temel <strong>Kavramlar</strong> ve Fikirler; 2-3 Mart 2013 &#8211; İstanbul The Green Park Otel</li>
<li>İslam İktisadı ve <strong>Piyasa</strong>; 5-6 Nisan 2014 &#8211; İstanbul Şehir Üniversitesi</li>
<li>İslam İktisadı ve <strong>Emek</strong>; 4-5 Nisan 2015 &#8211; İstanbul Ticaret Üniversitesi</li>
<li>İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal <strong>Adalet</strong>; 2-3 Nisan 2016 – İstanbul Üniversitesi</li>
<li>İslam İktisadı Perspektifinden <strong>Faiz</strong>; 1-2 Nisan 2017 – Sakarya Üniversitesi</li>
<li>İslam İktisadı <strong>Metodoloji</strong>si; 6-8 Nisan 2018 &#8211; İstanbul Üniversitesi</li>
</ol>
<p>Bu altı çalıştaydan sadece ikisinin sonuç bildirgelerine örnek olarak atıf yapmakla yetinelim. Türkiye’nin yanı sıra altı İslam ülkesinden bilim insanlarının katıldığı “<strong>İslam İktisadı ve Emek</strong>” başlığını taşıyan 3. İslam İktisadı Atölyesi’nin sonuç bildirgesinde, emeğin hak ettiği değeri göreceği bir iktisadi sistemin daha adil ve müreffeh bir toplum oluşturmaya daha elverişli olduğuna dikkat çekilmişti:</p>
<p>“<strong>Emek</strong>, sadece emekçilerin değil, aynı zamanda tüm toplumsal kesimlerin bir meselesi olarak addedilmelidir. İslam açısından konuya bakıldığında, emeğin hakkının verilmesi ve suiistimalinin önlenmesi konusunda <strong>işverenlere</strong> de sorumluluk ve <strong>yükümlülükler</strong> düşmektedir. Ancak bu süreçte en büyük sorumluluk devletlere düşmektedir. Kamu otoriteleri emeğin karşılığının hakkaniyetli olmasından bu karşılığın zamanında verilmesine, işçinin hukuki güvencelerinin sağlanmasından iş güvenliği tedbirlerine kadar geniş bir yelpazede gerekli politikaları ve uygulamaları geliştirmelidir. Bu hususta İslam ülkeleri önce mevcut uluslararası standartları yakalamalı, ardından da bu <strong>standartların yükseltilmesine katkı</strong> yapmalıdır.”</p>
<p>İnsanlığın çok çeşitli ve çok boyutlu sorunlar yaşamasında belirleyici bir etkiye sahip olan <strong>faiz illeti</strong>ni konu alan “5. İslam İktisadı Atölyesi Sonuç Bildirgesi”ni çalışmanın akabinde dikkatinize müstakil bir yazı halinde sunmuştum. (<strong>6</strong>).</p>
<p>İslam İktisadı Atölyesi, uluslararası kuruluşların, üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, kamu kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin İslam iktisadını her düzeyde geliştirme ve uygulamada daha fazla rol alması ve katkı yapması çağrısında bulunmaktadır.</p>
<p>Üreticilerin, tüketicilerin, aydınların, akademisyenlerin, gönüllü kuruluşlar ile yerel ve merkezi yönetimlerde görevli karar alıcıların bu çağrıya cevap vermesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>http://www.<strong>ilem</strong>.org.tr/duyurular/<strong>6-islam-iktisadi-atolyesi-sona-erdi</strong>, 08.04.2018.</li>
<li>http://<strong>islamiktisadi</strong>.net/index.php/category/<strong>kitaplar</strong>/, 04.2018.</li>
<li>http://www.<strong>ikam</strong>.org.tr/tr/<strong>yayinlar</strong>, 08.04.2018.</li>
<li>http://www.ikam.org.tr/tr/<strong>ikam-hakkinda</strong>, 08.04.2018.</li>
<li>http://www.<strong>ikam</strong>.org.tr/tr/<strong>sempozyumlar</strong>, 04.2018.</li>
<li>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/<strong>faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak</strong>/, 11.04.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-iktisadinin-metodolojisini-ortaya-koyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜSLÜMAN AZINLIKLARIN DERTLERİNE DERMAN OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 13:11:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[AZINLIK MÜSLÜMANLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[BOKO HARAM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[EŞ-ŞARK FORUMU BAŞKANI WADAH KHANFAR]]></category>
		<category><![CDATA[EŞ-ŞEBAB]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLGİ VAKFI BAŞKANI DR. JAMAL BADAWİ]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksâ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMANLARIN AZINLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[SÖMÜRGECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MÜSLÜMAN TOPLULUKLARLA DAYANIŞMA VAKFI (MÜSDAV)]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=668</guid>

					<description><![CDATA[“… Ve hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde ezilen bir azınlıktınız; insanların sizi etnik temizliğe tâbi tutmasından endişe ederdiniz! Böyleyken O size sığınak oldu, sizi yardımıyla güçlendirdi ve size güzel ve temiz rızıklar bahşetti: Belki şükredersiniz.” (Enfâl 8:26). “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede yalnız başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Ve hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde <strong>ezilen bir azınlıktınız</strong>; insanların sizi etnik temizliğe tâbi tutmasından endişe ederdiniz! Böyleyken O size sığınak oldu, sizi yardımıyla güçlendirdi ve size güzel ve temiz rızıklar bahşetti: Belki şükredersiniz.” (Enfâl 8:26).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu <strong>tehlikede yalnız başına bırakmaz</strong>, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın <strong>sıkıntısını giderirse</strong>, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın <strong>ayıbını örterse</strong>, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3 ve İkrâh 7; Müslim, Birr 58; Ebû Davud, Edeb 46; Tirmizî, Hudûd 3).</p>
<p>19. ve 20. asırlarda dünya nüfusunun büyük bir kısmını açlık, yoksulluk ve sefalete mahkûm eden <strong>sömürgeciler</strong>, bilhassa Müslümanların <strong>azınlık</strong> olarak yaşadığı coğrafyalarda ırkçılık, sosyal dışlama, ötekileştirme, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, İslamofobi gibi söylem ve uygulamalarla <strong>insan hayatını ve onurunu hiçe saymaya</strong> devam etmektedirler.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında Müslümanların hareket ve özgürlük alanlarını kısıtlayan uygulamaların engellenmesi için <strong>bireysel, kurumsal ve toplumsal</strong> <strong>sorumluluklarımızı</strong> üstlenmemiz gerekmektedir. Hem Müslüman toplumların hem de bütün insanlığın temel sorunlarına ışık tutacak çözümler üreterek daha güzel bir dünyanın inşasına katkı sunmak maksadıyla; Avrasya, Afrika, Avrupa, Latin Amerika, Asya Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi gibi önemli küresel organizasyonlara ev sahipliği yapmış olan Diyanet İşleri Başkanlığı, <strong>16-19 Nisan 2018</strong> tarihleri arasında İstanbul’da “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi: Temel Sorunlar, Çözüm Önerileri ve İş Birliği İmkânları” başlığıyla çok önemli bir zirve toplantısı daha gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>“Özeleştirel Yaklaşımla Azınlık Müslümanlar: Tefrika, Yetersiz Eğitim, Siyasi Temsil Eksikliği, Radikalizm, İçe Kapanıklık”, “Müslüman Azınlıkların Din Hizmetleri, Din Eğitimi ve Dinî Yayınlara İlişkin İhtiyaç ve Talepleri” gibi başlıklarla farklı oturumların düzenlendiği zirve toplantısı 16 Nisan 2018 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayı’nda başladı.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş; insanlığa huzur, barış ve refah getirme iddiasıyla denenen tüm ideoloji ve politikaların inandırıcılığını yitirdiğine, insanların neredeyse yarısını açlık ve sefaletle boğuştuğuna, 100 milyondan fazla insanın ülkesini terk etmek zorunda kaldığına dikkat çekerek, son iki asırdır İslam coğrafyasında etnik ve mezhebî farklılıklar üzerinden fitne ve tefrika üretenlere karşı uyanık olunması gerektiğini hatırlattı. 1400 yılı aşkın bir süredir ilim ve medeniyet birikimiyle, genç ve dinamik nüfusuyla, yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarıyla dünyanın <strong>en büyük imkânlar</strong>ına sahip Müslümanların, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın teminatı olacağının altını çizen Erbaş, büyük dirilişin arifesinde olduğumuzu müjdeledi. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Protokol konuşmaları çerçevesinde söz alan <strong>Başbakan Binali Yıldırım</strong>, hâlen dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık üçte birinin, yaşadığı ülkelerde azınlık muamelesi gördüğüne dikkat çekerek, Müslümanlara karşı temelsiz korku, düşmanlık ve nefret söylemini ifade eden İslamofobinin -din özgürlüğü, çalışma hakkı, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü gibi temel hakları ihlal etmesi sebebiyle- ırkçılık ve yabancı düşmanlığı kapsamında değerlendirilmesini talep etti. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Âdemoğulları arasında üstünlüğün ırk ya da cinsiyet esaslı olmadığının Allah Rasulü (s) tarafından Veda Hutbesi’nde çok açık şekilde ifade edildiğini hatırlatan <strong>TBMM Başkanı İsmail Kahraman</strong>, dünya üzerindeki 1,8 milyar Müslümanın bir araya gelerek büyük bir güç oluşturmasını önlemek için türlü hile ve desiseler tertip edildiğine dikkat çekti. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Azınlıkların ve Mazlumların Her Daim Hâmisi Olabilmek</strong></p>
<p>Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi’nde yaptığı konuşmada <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>; “Batı dünyası, İslam karşıtlığı üzerinden kendi ideolojisini, kendi hayat biçimini tahkim etmek istiyor. Modern insanın buhranlarına cevap verebilecek yegâne din olan İslam, proje mahsulü teröristler üzerinden yaftalanmaya, lekelenmeye çalışılıyor.” dedi. 11 Eylül terör saldırılarından bu yana Müslümanların çok taraflı, çok katmanlı bir saldırı dalgasıyla yüzleştiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, eli kanlı çeteler üzerinden istikbalimizin karartılmaya çalışıldığına, hak ve hürriyetlerimizin gasp edilmek istendiğine dikkat çektikten sonra sözlerini şöyle tamamladı: “Bizler Suriyeli mazlumların, açlıktan kırılan Yemenli çocukların, Filistinli <strong>yetimlerin hukukunu da korumakla mükellefiz</strong>. Bizler; İslam ümmetinin harim-i ismeti, namusu, gözbebeği olan Kudüs’ün hakkını, canımız pahasına savunmak zorundayız.” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Eş-Şark Forumu Başkanı Wadah Khanfar</strong>, Müslümanların tek ümmet ve tek saf olarak bir araya gelemediğini, oysa Son Nebi’nin ümmeti olarak sorumluluğumuzun büyük olduğunu, eski kuvvetimizi elde ederek uygarlığa katkı yapabilmemiz için kendimizi yenilememiz ve ıslah etmemiz gerektiğini söyledi. <strong>İslam Bilgi Vakfı Başkanı Dr. Jamal Badawi</strong> ise bugün Müslüman azınlıkların bir kısmının asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarını hatırlatarak, İslami değerlerle donatılmazlarsa zamanla kimliklerini kaybedebileceklerine, bulundukları çoğunluğun ahlakına, ilkelerine ve inancına sahip yeni bir nesil halinde ortaya çıkabileceklerine dikkat çekti… (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>103 ülke</strong>den <strong>211 temsilci</strong>nin katıldığı toplantının sonuç bildirgesini -erken seçim tartışmaları arasında kaynayıp gitmemesi için- paylaşmayı vecibe addediyorum. (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Dört gün süren müzakereler ve istişarelerle gerçekleşen “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi” toplantısı neticesinde aşağıdaki hususların dünya kamuoyu ile paylaşılmasında fayda mülahaza edilmektedir:</p>
<p>1- Tarih boyunca İslam dininin ve medeniyetinin temsilcileri olarak Müslümanlar yaşadıkları coğrafyalarda ve kurdukları medeniyetlerde <strong>hukuk, adalet, eşitlik, merhamet ve güzel ahlak</strong>ın en seçkin örneklerini sunmuşlar, azınlıkların, mazlum ve mağdurların her daim hâmisi olmuşlardır. Bugün bireysel, sosyal ve küresel boyutta yaşanan sorunlar ve krizlerin çözümü ve aşılması, İslam’ın hak, hukuk, rahmet ve merhamet ilkelerinin insanlıkla yeniden buluşturulması ile mümkündür.</p>
<p>2- Din, dil, ırk, renk, cinsiyet ve coğrafya ayrımı yapılmaksızın kendilerini korumak, kültürlerini, inançlarını, dillerini muhafaza etmek, sosyal ve geleneksel yapılarını geliştirmek, genç nesillerini bu bilinçle eğitip yetiştirmek <strong>bütün azınlıkların en tabii hakları</strong>dır. İslam’ın her insana doğuştan tanıdığı can, mal, akıl, din ve neslin dokunulmazlığı hakkı, insani hak ve özgürlüklerin her durum ve şartta korunması yeryüzünün barış, güvenlik, huzur ve istikrarı için elzemdir.</p>
<p>3- Yeryüzünün hangi coğrafyasında olursa olsun hiçbir azınlık toplumun, milliyet, cinsiyet, renk, kültür, din ve dil temelinde aşağılanması, zulüm ve haksızlığa uğraması, eziyet görmesi, içinde bulunduğu zor şartlar ve çaresizlikler sebebiyle dinini, adını, kimliğini değiştirmeye, kültürel değerlerini terk veya inkâra zorlanması, asimilasyon ve/veya soykırıma maruz kalması <strong>insanlık suçu</strong>dur. Her türlü insani hak ve temel özgürlüklerin uluslararası anlaşmalarla teminat altına alındığı günümüzde, etnik ve dinî azınlıkların hak ve özgürlüklerine yönelik ihmal, istismar, ihlal ve saldırıların devam ediyor olması medeni dünya adına kabul ve izah edilemez.</p>
<p>4- Etnik ve dinî azınlıkların, eğitim, sağlık, çalışma vb. alanlarda devletçe sağlanan her türlü sosyal hak ve imkânlardan <strong>adalet ve eşitlik </strong>temelinde yararlanma hakları vardır. Çokkültürlülük ve bir arada yaşama hukuku, insan onuruna ve haklarına saygılı, gerçek manada demokratik toplumların ve ülkelerin olmazsa olmazıdır. Bunu ihlale yeltenen her türlü gizli veya açık söylem, propaganda, faaliyet ve oluşum caydırıcı hukuki müeyyidelerle mutlak surette engellenmelidir.</p>
<p>5- 11 Eylül 2001 terör saldırılarını bahane ederek Müslümanları hedef alan çok yönlü baskı ve saldırılar dünyanın pek çok bölgesinde artarak devam etmektedir. Hak ve özgürlükleri hiçe sayan bütün yaklaşım ve uygulamalar, faili ve amacı ne olursa olsun reddedilmeli, bilhassa <strong>inanç ve ibadet özgürlüğü</strong>ne yönelik her türlü şiddeti engellemek istisnasız bütün devletlere, uluslararası kurum ve kuruluşlara düşen ertelenemez bir sorumluluk olarak görülmelidir.</p>
<p>6- Din kisvesi altında dinî değer ve kavramları süfli emellerine alet ederek insanların temiz duygularını istismar edip, onları şiddetin nesnesi ve mağduru kılan, gerçekte hepsi birer proje ürünü olan <strong>terör örgütlerinin</strong> yüce dinimiz İslam ve onun samimi müntesipleriyle hiçbir bağı yoktur. Kaba, sığ, katı, lafızcı, tekfirci ve şiddet eğilimli anlayış ve uygulamaların sevgi, şefkat, merhamet ve adalet dini olan İslam’dan referans bulması asla söz konusu olamaz. Kaldı ki, bu tür anlayış, yaklaşım ve oluşumların en büyük zararı, İslam’a ve Müslümanlara verdiği de açıktır.</p>
<p>7- Bir İslam düşmanlığı projesi olan İslamofobi, ardında kirli çıkar ilişkileri ve ırkçılık barındıran ciddi bir insan hakları sorunudur. <strong>İslamofobi</strong>, İslam’ı, şiddet ve terörü besleyen bir ideolojiden ibaret göstererek, bunu sun’î bir korku ile dünya kamuoyunda yaymak için çalışan hain ve karanlık bir projedir. Bu kavramı literatüre sokmaya çalışanların gerçek amacı, her durum ve şartta, kültürler, toplumlar, dinler ve medeniyetler arasında kavga, sürtüşme ve çatışma ortamı oluşturarak bundan çıkar sağlamaktır. Dolayısıyla farklı inançlara mensup kişi ve toplumlar arasına husumet tohumları ekmekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyen İslamofobik faaliyetlerin <strong>insanlık suçu sayılması</strong> zaruridir.</p>
<p><strong>İşgal, Saldırı ve Savaşları Engelleyebilmek</strong></p>
<p>8- Sömürge ve istila politikalarından ve sonrasında ortaya çıkan küresel ölçekli sorunlardan en fazla İslam coğrafyasının etkilendiği açıktır. Arakan, Filistin, Irak, Suriye, Afganistan, Somali, Libya, Yemen gibi ülkelerde süregelen terör ve savaş, milyonlarca Müslüman’ın hayatına kastetmiş, yurtlarını terk etmelerine, açlık ve sefaletin pençesine düşmelerine sebep olmuştur. Bu acı ve utanç verici tablonun en büyük mağdurları ne yazık ki <strong>masum çocuklar, kadınlar ve yaşlılar</strong>dır. Yeryüzünü yaşanmaz kılan her türlü <strong>işgal, saldırı, terör ve savaşı sona erdirmek</strong>, insanlık onuru ve haysiyeti adına bütün kişi, kurum, kuruluş, toplum, devlet ve uluslararası örgütler için acil bir görev ve sorumluluktur.</p>
<p>9- Başta Batı’da olmak üzere dünyanın muhtelif yerlerindeki göçmen ve mülteci topluluklarına, etnik ve dinî azınlıklara yönelik ötekileştirici, nefret uyandırıcı, ayrıştırıcı söylemlerin yanında, bütün bu toplulukların evlerini, ibadet mekânlarını ve işyerlerini hedef alan <strong>ırkçı saldırı</strong> ve tecavüzlerde de ciddi bir artış gözlenmektedir. Söz konusu suçların faillerinin bulunarak adaletin uygulanmasında gösterilen ihmal ırkçı tecavüzleri ve suç potansiyeli taşıyanları cesaretlendirdiği gibi hukuka güveni zedelemekte ve söz konusu ülkelerde ayrımcı ve çifte standarda dair politikaların varlığı algısını güçlendirmektedir. Bu <strong>ikiyüzlü, çelişkili ve gayrihukuki</strong> tavrın toplumların barış ve huzurunda tamir edilemez yaralar açması kaçınılmazdır.</p>
<p>10-  Son zamanlarda Kudüs’ü bir işgalci topluluğun başkenti yapmaya yönelik çalışmalar fitne, kavga ve kaosu büyütmekten öteye geçmeyecek beyhude bir çabadır. İnsanlığı, kadim geleneği, uluslararası hukuku hiçe sayan, barışı engelleyip kavgayı körüklemekten başka bir işe yaramayacak bu pervasız yaklaşımı şiddetle kınıyor ve reddediyoruz. Bütün Müslümanlar için <strong>Kudüs Filistin’in başkentidir</strong> ve ilelebet öyle kalacaktır. Müslümanlar tarih boyunca işgal ve zulmün karşısında ve bütün mazlumların yanında olduğu gibi Mescid-i Aksa’nın ve Filistin’in de her zaman yanındadır.</p>
<p><strong>Umudumuzu ve Güvenimizi En Zor Şartlarda Bile Koruyabilmek</strong></p>
<p>11- Tüm dünyadaki Müslüman azınlıklar, her şeyden önce, kendi aralarında dostluğu, dayanışmayı, muhabbeti ve işbirliğini güçlendirmeli, sorunların ortak çözümü için istişari metotlar ve stratejiler geliştirmelidirler. <strong>İç sorunlar</strong> bir fitne ve kavgaya dönüştürülmeden çözülmeli, Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinde sağduyu ile hareket edilmelidir.</p>
<p>12- İslam’da ilim, irfan, hikmet ve ahlak bir bütündür. Tarih boyunca <strong>Müslümanlar</strong>, vahyi esas alan, akla değer veren, mutedil ve kucaklayıcı bir yaklaşımla dünyaya <strong>umut ve güven</strong> aşılamıştır. Bugün de birlik ve beraberliği zedeleyen, barış ve huzuru bozan, fitne ve tefrikaya sebep olan, suçlayıcı, ötekileştirici her türlü söz, anlayış ve davranıştan bütün Müslümanlar özenle kaçınmalıdır.</p>
<p>13- Esasında birer <strong>rahmet vesilesi</strong> olan etnik, mezhep, meşrep <strong>farklılıklar</strong>ının fitne ve tefrika vesilesi kılınmasının, kardeşliği ve birliği zedelemesi kaçınılmazdır. İslam toplumlarındaki sorunların karmaşa, kaos ve kavgaya dönüşmesi, <strong>dış müdahaleler</strong> için uygun birer bahane olmakta ve meseleleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Dolayısıyla Müslüman topluluklar, gerektiğinde <strong>özeleştiri</strong> yapmaktan ve kendileriyle yüzleşmekten çekinmeden kendi meselelerini usulü dairesinde, karşılıklı hoşgörü ve anlayış çerçevesinde çözmenin metotlarını bulmak zorundadır.</p>
<p>14- Müslüman Azınlıklar yaşadıkları ülkelerin idari ve hukuki normlarına saygılı biçimde ve medenice <strong>haklarını talep ve takip etmeli</strong>dir. Bu anlamda yerel, ulusal ve küresel düzeyde kuruluşlarla örgütlü, donanımlı, açık, şeffaf, kuşatıcı, huzur ve barışa katkı sağlayıcı bir yapının oluşturulması önemlidir.</p>
<p>15- Müslümanlar bulundukları her yerde yardımlaşma, paylaşma, nezaket, zarafet, güzel ahlak gibi değerleri yaşamalı, yaşatmalı ve insanlığı İslam’ın müşfik ve aydınlık ilkeleriyle tanıştıran birer <strong>barış elçisi</strong> olmalıdırlar. Aynı şekilde, sosyal, siyasi, iktisadi ve eğitimsel hayatın her alanında örnek ve <strong>başarılı çalışmalar</strong>, umut ve güven veren adımlarla var olmalıdır.</p>
<p><strong>Gençlerimizi Terör Örgütlerine Malzeme Olmaktan Kurtarabilmek</strong></p>
<p>16- Küresel derin yapıların, İslam coğrafyasında, fitne, tefrika ve terör aracı olarak kurduğu sinsi ve karanlık bir yapı olan <strong>FETÖ terör örgütü</strong>, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de giriştiği hain darbe teşebbüsüyle ifşa olmuştur. Allah ve Peygamber tasavvurunu, İslamî kavramları, insani ve vicdani değerleri tahrif ve tahrip eden bu din istismarcısı terör örgütü hem İslam dini için hem de yeryüzündeki bütün Müslüman varlığı için küresel bir tehdit ve musibettir. Elebaşılığını Fetullah Gülen’in yaptığı bu karanlık örgüt, küresel şer odaklarının desteğiyle, din hizmeti kisvesine bürünerek hain faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır. Bugün özellikle Müslüman azınlıkları hedef kitle olarak seçen FETÖ terör örgütüne karşı dikkatli ve duyarlı olunmalı, propagandalarına asla itibar edilmemelidir. Bu konuda, bütün Müslümanların da bilinçli ve özverili biçimde işbirliği yapmaları ve mücadeleye devam etmeleri önemlidir.</p>
<p>17- Özellikle İslam coğrafyalarında ortaya çıkan ve İslam’ın muazzez kavramlarını istismar ederek şiddet ve terör uygulayan <strong>DEAŞ, Boko Haram, eş-Şebab</strong> ve benzeri örgütlerin arkasında <strong>kirli çıkar ilişkileri</strong>nin olduğu aşikârdır. Güç ve iktidar savaşlarının, sinsi küresel projelerin ürettiği bu kukla terör yapıları, şehirleri harabeye çevirmekte, İslam medeniyetinin tarihî, kültürel, estetik ve mimarî mirasını da yok etmektedir. İslam diyarlarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen ve sürekli Müslümanları katleden söz konusu terör örgütleri, özellikle işgal coğrafyalarının, göçmen veya azınlık kitlelerinin <strong>gençlerini kandırmakta</strong> ve hain emellerine alet etmektedir. Bütün Müslümanların, gençlerin taşeron terör örgütlerinin eline düşüp heba olmaması için işbirliği içinde çalışmaları hayati bir sorumluluktur. Bu bağlamda, İslam’ın hak, hakikat, rahmet ve merhamet ilkeleri, medeniyetimizin ilim, hikmet, ahlak, hukuk mefkûresi yeni nesillere iyi anlatılmalı ve öğretilmelidir.</p>
<p><strong>Sorunlarımızı Araştıracak Bir Merkez Kurabilmek</strong></p>
<p>18- Dünyadaki İslam toplumlarının ayrılmaz bir parçası olan Müslüman azınlıkların, <strong>ümmet bilinci</strong>, kardeşlik ahlakı ve hukuku gereği sürekli <strong>iletişim</strong> halinde olmaları ve <strong>birlik</strong> beraberlik içinde hareket etmeleri, sorunlar ve ihtiyaçlara yönelik <strong>işbirliği</strong> yapmaları ve ortak çalışmalar geliştirmeleri oldukça önemlidir. Bu bağlamda özellikle din eğitimi, dinî yayınlar ve din hizmetleri alanlarında yapılan tecrübe paylaşımı ve ortak çalışmalar daha güçlü ve kapsamlı hale getirilmeli ve kurumsallaştırılmalıdır.</p>
<p>19- Müslüman azınlıkların bulundukları toplum içerisinde temel hak ve özgürlükleriyle var olmalarının, yaşadıkları ülke ve dünyaya olumlu katkılar sunmalarının, <strong>nitelikli insan</strong> varlığı ile mümkün olduğu açıktır. Nitelikli insan gücünün ise, etkili ve kaliteli bir eğitimle sağlanacağı muhakkaktır. Bu anlamda, Müslüman topluluklar, özellikle eğitim ve kültür alanındaki işbirliğini güçlendirecek yeni adımlar atmalı, daha iyi ve huzurlu bir hayatın ve dünyanın inşasına katkı sunacak uluslararası eğitim müesseseleri ve <strong>araştırma merkezleri</strong> kurmalıdırlar. Ayrıca bu müesseseler, Müslüman azınlıkların temel <strong>sorunlarının ve çözümlerinin tespiti</strong> sadedinde çalışmalar, analizler yapan, ilmî-edebî yayınlar, projeler, stratejiler üreten ve geliştiren birer merkez olmalıdır.</p>
<p>Bu çerçevede, yukarıda işaret edilen alanlarda çalışmalar yapmak üzere Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “<strong>Uluslararası Müslüman Topluluklarla Dayanışma Vakfı (MÜSDAV)</strong>” kurulmuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Zirve toplantısını tertip eden Diyanet İşleri Başkanlığı yönetici ve çalışanlarına, en yüksek düzeyde tam katılım gösteren Türkiye Devleti’nin tepe yönetimine, mazlum coğrafyaların temsilcilerine ve emeği geçen tüm insanlara yürekten teşekkürü borç bilir, MÜSDAV’ı Müslüman azınlıkların derdine derman olacak çalışmalara muvaffak etmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.</p>
<p>Yeryüzünün neredeyse tamamına yayılmış olan Müslümanların, lüzumsuz tefrika ve tarafgirliklerden kurtularak; “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71) ilâhi buyruğuna muvafık davranacak bir bilinç düzeyine erişmesi duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>http://www.<strong>gov.tr</strong>/tr-TR/Kurumsal/Detay/11480, 16.04.2018.</li>
<li>https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/92171/<strong>bati-islam-karsitligi-uzerinden-kendi-ideolojisini-tahkim-etmek-istiyor</strong>.html, 16.04.2018.</li>
<li>http://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/11482/<strong>gecmis-ve-gelecek-perspektifinde-azinlik-muslumanlar-paneli-yapildi</strong>, 16.04.2018.</li>
<li>https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/11489/<strong>dunya-musluman-azinliklar-zirvesi-sonuc-bildirgesi</strong>nin-okunmasiyla-sona-erdi, 19.04.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
