<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2020 20:59:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUR’AN’DA YER ALAN KİTAPLARI TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 20:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[AKIL FİKİR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BAKİRE MERYEM]]></category>
		<category><![CDATA[BOOKS OF THE QURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ENVER İSHAK]]></category>
		<category><![CDATA[ESKİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[HEDY]]></category>
		<category><![CDATA[HİKMET]]></category>
		<category><![CDATA[HÜDÂ]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[HURÛF-I MUKATTA’A]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. MESİH]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİL]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAB]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN KİTAPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I AZÎM]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I MECÎD]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜ’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜN KAYYİME]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED GAZALİ]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[NESİH]]></category>
		<category><![CDATA[SEB’-İ MESÂNİ]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN-I MÜBÎN]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[UNUTTURMA]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[ZEBUR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİKR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİYÂ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=985</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Enver İshak’ın “Kütübü’l-Kur’ân” isimli Arapça eseri, “Kur’an Kitapları” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra[1] Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-987" src="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg" alt="" width="196" height="300" srcset="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg 196w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-768x1173.jpg 768w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-670x1024.jpg 670w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-458x700.jpg 458w, https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-1320x2017.jpg 1320w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" /></a></strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’</em><em>ân</em>” isimli Arapça eseri, “<strong>Kur’an Kitapları</strong>” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama hususunda kendisine yardımcı olmamı rica etmişti.</p>
<p>Eseri incelediğimde özgünlüğü dikkatimi çekmiş ve çeviri teklifini kabul etmiştim. Bir yıl içinde eserin çevirisini tamamlayarak Türkçe metni sırasıyla üç ayrı yayınevine gönderip basmalarını önerdim. Önerime müspet cevap veren Akıl Fikir Yayınları, eseri inceledikten sonra özgün ve önemli bularak yayınlama kararı aldı. Böylece eser okurlarıyla buluşmuş oldu.</p>
<p>Âyet-i kerime çevirilerinde çoğunlukla Süleymaniye Vakfı internet sitesinde yer alan Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> Kitab-ı Mukaddes’ten yapılan iktibasların çevirisinde ise incil.info internet sitesinde yer alan “Kutsal Kitap (Yeni Çeviri 2009)” nüshası esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Enver İshak, bu uzun soluklu çalışmasında ortaya koymuş olduğu yorum ve görüşlerini Arapça kısa dersler halinde internet üzerinden de paylaşmaktadır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Mushaf-ı Şerif’te yer alan “<em>kütübün qayyime</em>; pek kıymetli kitaplar”ın birbirini tevil, tefsir ve beyan ettiğini, bu kitapların birbirine tanıklık ettiğini ve birbirini tamamladığını açıklayan müellif, “seb’-i mesânî” (yedili ikişerliler), “Zikir”, “Kur’ân”, “Kur’ân-ı Mecîd”, “Kitâb”, “Hikmet”, “Hüküm”, “Hüdâ”, “Ziyâ”, “Sultân-ı Mübîn” gibi birçok Kur’ani kavramın anlam haritasını çıkarmakta, bu kitapların hangi nebilere/elçilere indirildiğini araştırmaktadır. Böylece bu kavramların, kendi tabiriyle ‘sultanların fakihleri’ tarafından değil bizzat Allah tarafından nasıl tanımlandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre Rasulullah (s) bir grubun tartıştıklarını işitmiş ve onlara şöyle demiştir:</p>
<p>“Sizden öncekiler işte böyle helak oldular. Allah’ın Kitabı’nın bir kısmını diğeriyle mukayese ediyor (çelişki arıyor)lardı. Oysa Allah’ın Kitabı, bir kısmı diğerini doğrulamak üzere indi. Kur’an’ın bazı âyetlerini ileri sürerek diğerlerini yalanlamayın. Onun (mahiyetini) bildiğiniz âyetleri üzerinde konuşun; bilmediklerinizi ise onu bilene bırakın.” (İbn Hanbel, II/185).<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p><strong>Çalışmanın Önemi</strong></p>
<p>Müellifin eserini takdiminde belirttiği üzere yarım asra yakın bir zamanda tamamlanan bu araştırma, İslam toplumunun yaşamakta olduğu krizi açıklamakta ve insanların niçin psikolojik ve entelektüel karmaşa içerisinde debelendiğini ortaya koymaktadır:</p>
<p>“Araştırmamıza Allah’a tamamen ihtiyaçlarımıza uygun olarak bolca bahşetmiş olduğu nimetleriyle mütenasip şekilde çokça hamdederek başlıyoruz. Allah’ın salâtı/desteği ve selamı elçi olarak gönderilmiş bütün nebilerin ve kıyamete kadar onlara güzellikle tâbi olanların üzerine olsun. En hayırlı müşfik elbette Allah’tır. Nitekim O, en büyük merhamet sahibidir.</p>
<p>Bu araştırma, daha önce hiçbir Müslüman toplumda denenmemiş, kelimenin tam anlamıyla yeni/özgün bir metoda dayanmaktadır. Düşünce yöntemi açısından ilk bakışta benzer görünen bazı girişimler olmuşsa da bunlar bizim ortaya koyduğumuz yöntemden cevher/öz itibarıyla oldukça uzaktır.</p>
<p>Bu araştırma, dinin hakikati, Kitap ve Nebiler hakkında sapkın ve şaşırtıcı inançların kök salmasıyla oluşan dezenformasyon uzunca bir süre etkili olduktan sonra tüm insanlık için hakkın/gerçeğin apaçık ortaya konulması hususunda bir ilktir. Gelenek mirası, modernizasyon, gerçeklik dilinin ve düşünce özgürlüğünün simülasyonu gibi sloganlarla şer/kötülük hiçbir itirazla karşılaşmadan dilediğini yapmakta, ilmin ve dinin hikmetinin kendinde olduğunu iddia etmektedir! Kapkaççı kurt kuzu postuna bürünmüş ve Allah’ın dinini kapıp kaçmıştır! Bu yüzden ahlak yok olmuş, değerler kaybolmuş, insan ve insanlık bilinci en derin çukura yuvarlanmıştır!</p>
<p>İşte bu gerekçeyledir ki bizim bu sahte dini, bu bâtıl yöntemi ve gerçek hedeflerini -Hz. İsa’nın şu sözleri çerçevesinde- ortaya çıkarmamız mutlak surette gereklidir:</p>
<p><em>“Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmiyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi?” (Matta 22:24).</em></p>
<p><em>“İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:31-32).</em></p>
<p>İnsanoğlunun bu yerkürede güvenli ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için Allah’ın dinini Allah’a arz etmemiz kaçınılmaz bir hâl almıştır.</p>
<p>Mevcut gerçekliğimizde birtakım karmaşık zorluklar söz konusudur. Bu sebepledir ki, bir yönden insanlık olarak bizim, diğer yönden ise Mushaf-ı Şerif’in; derin, uzun ve kapsamlı bir bakış açısı olmadan yaşadığımız mevcut zor durumdan çıkabilmemiz kolay değildir. İşte bu sebeple bu kitabımızda ellerimizde bulunan Mushaf’ı derin bir incelemeye tâbi tutacağız.</p>
<p>Günümüzde Müslümanların karşı karşıya kaldığı bu <strong>kayıp</strong> birçok birikimin sonucudur. <strong>İhtilaf</strong>, Rasulullah Muhammed’in (s) vefatından hemen sonra Sakife’de başladı. Kısa bir süre sonra sûfi, aklî, şiî/tarafgir vb. grupların yorumları ortaya çıkmaya başladı. Böylece çok sayıda grup ortaya çıktı, dallanıp budaklandı, genişleyip yayıldı. Bir de baktık ki kendimizi Aleyhissalâtu Vesselâm’ın şu sözünün önünde buluverdik:</p>
<p>“Sizden önceki ümmetlerin yollarına girecek, karış karış, adım adım onları takip edeceksiniz! O derece ki, bir kertenkele deliğine girseler siz de peşlerinden gireceksiniz!” (Buhari, Enbiya 50). Zira biz Yüce Allah’ın şu sözünü terk ettik:</p>
<p>“Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının. Bunu size Allah öğretiyor. Her şeyi bilen Allah’tır.” (Bakara 2:282).</p>
<p>Bir eseri en iyi müellifi tanır. Dolayısıyla hiç araya girmeden müellifin eserini yazma gerekçeleri hakkındaki açıklamalarını okumaya devam edelim:</p>
<p><strong>“İnsanlar el-Alîm Olan Allah’ın Öğretisini Bırakıp İnsanların Öğretisini Aldılar! </strong></p>
<p>İşte bu şekilde onların peşine takılıp karanlık bir deliğe girmiş olduk ve on dört asırdır bu delikte hapis kalmaya devam ediyoruz! Tâ o zaman başladı; akla karşılık nakil yolunu tutmamız, nassa karşılık yoruma yapışmamız! Böyle böyle ortaya çıktı tüm şüpheler, fırkalar, yorumlar. Bunlar arasındaki sürtüşmeler de günümüze kadar sürüp geldi. Nihayetinde bu tek dinden <strong>birçok din türedi</strong>, bu yüce dinden ve yüksek hedeflerinden olabildiğince uzak çeşitli gruplar ve çok renkli görüntüler ortaya çıktı!</p>
<p>Bu grupların aralarındaki mücadele o denli kızıştı ki iş tefsir, usul, akide ve dini tanımlamada, hattâ Allah anlayışında bile ihtilafa kadar uzandı.</p>
<p>Biz bu kitabımızda Allah’ın Kelâmı’nı sadece Allah’a irca edeceğiz. Bunu da Allah Teâlâ’nın şu sözünü aklımızda tutarak ve Allah’ın Kitapları’na mutabık bir yönteme dayanarak yapacağız:</p>
<p>“Oysa onun tevilini (bağlantılı olduğu âyeti) sadece Allah bilir. Bu ilimde sağlam duruş gösterenler şöyle derler: “Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşâbih ve tevil) Sahibimiz katındandır.” Zikre (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler.” (Âl-i İmran 3:7).</p>
<p>Allah’ın yaptığı tevili tezekkür etme yöntemine dayanacağız ve asla kendi hevamızla tevil yapmayacağız. Tarih boyunca yazılmış tefsirlerden tamamen uzak duracağız…</p>
<p>Biz biliyoruz ki, insanların bilgileri -yanlışa düşmüş seleflerinin anlayışlarına mahkûm olduğu için- uzun süre hakikatten uzak kalagelmiştir. İnsanın bundan kurtulabilmesi için mutlaka -beşerin öğretisine değil Allah’ın öğretisine dayanan- eleştirel yeni bir okuma yapması gerekir. Bu adımı atmak hiç de kolay değildir. İnsanlar da bunu kolaylıkla kabul etmeyecektir. Çünkü insanlar Tih vadisinde yaşıyorlar ama orada yaşadıklarını inkâr ediyorlar!</p>
<p><strong>Dinin en olgun kıvamına ulaşması</strong> iki hususa bağlıdır. Birincisi; âyetlerin ve kitapların hakkıyla idrak edilmesidir. İkincisi ise; hayatımızın temelini oluşturur hâle gelinceye kadar bu âyetlere ve kitaplara sıkı sıkıya bağlanmamız ve sürekli bunlara uygun davranmamızdır. Nitekim bu husus tüm varlıklar için bu şekilde işlemektedir.</p>
<p><strong>Durgun Sulara Taş Atacağız!</strong></p>
<p>Mushaf’taki her bir kelimenin bir medlûlü/delalet ettiği anlamı vardır. Dolayısıyla hiçbir kelime asla bağlamından kopartılamaz. Aksi takdirde Allah’ın kelâmı/sözü, yani o sözün anlamı yok olur.</p>
<p>Günümüzdeki mevcut duruma gelince; bilginin bu denli otorite kabul edilmesine, bunca teknolojik ilerlemeye, bilgi birikimine ve bilgi devrimine rağmen maalesef geçmişten çok da üstün değildir. Zira günümüz düşünürleri de öncekilerin yorumlarını yeni elbiseler içinde sunmaktan öteye gidememiştir. Böylece Mushaf, modernizm fabrikasında yeni bir yöntemle <strong>yeniden tahrif</strong> edilmiş/çarpıtılmış oldu!</p>
<p>Ondört asırdır İslam dünyası ve Müslüman insan kayıptadır! Peki, bunca zaman bu kayıp durumu niçin devam edip gitti? Hakikati niçin öğrenemiyoruz? Hakikat bizi neden özgürleştirmiyor?</p>
<p><strong>Allah’ın Kitaplarını Kim Çaldı?</strong></p>
<p>Özelde İslam dünyasının genelde bütün dünyanın yüzyüze kaldığı bu kaybın sebebi, Hz. İsa’nın dediği gibi Allah’ın kitaplarını bilmememiz ve kul ila Mabud’un irtibatının kopuk olmasıdır. Nitekim hâlâ Allah Teâlâ insan hayatının merkezî düşüncesine oturmuş değildir. Yaratan’ın yerine beşer yapısı yeni tanrılar konulmuştur! İnsan, Allah’ın kendisine ne söylediğini kavramadığının bilincinde bile değildir.</p>
<p>Hz. İsa’nın sözü tam da acı içinde kıvranan insanın gerçekliğini ifade etmektedir. <strong>Günümüz insanı kayıptadır</strong>, kitapların ne olduğunu da bilmemektedir. Peki, kaybolmaktan korunabilmek için bilmemiz icap eden bu kitaplar nelerdir? Nerededir bu kitaplar? Bu sorular çözüme ulaşabilmemiz için işaret fişeği görevi görecektir. Aslında herkes ortada bir sorun olduğu konusunda müttefiktir. Ancak, sorunun tanımlanması ve çözüm yolları konusunda ittifak yoktur…”</p>
<p><strong><em>‘Kütübün Kayyime’</em></strong><strong> ile ‘<em>Sırât-ı Müstak</em></strong><strong><em>î</em></strong><strong><em>m’</em></strong><strong>e Ulaşmak</strong></p>
<p>“Allah, gerekeni yapanı (doğruları tercih edeni) sırât-ı müstakime/ <strong>doğru yol</strong>a yöneltir.” (Bakara 2:213).</p>
<p>“İşte bu Benim <strong>dosdoğru yol</strong>umdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi Benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki O’ndan çekinerek kendinizi korursunuz.” (En’âm 6:153).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Râ</em>. Bu, insanları Rablerinin (Sahiplerinin) izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman için indirilmiş bir kitaptır. Daima üstün olanın ve her şeyi güzel yapanın yoluna.” (İbrahim 14:1).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Mîm!</em> İşte o Kitap budur, içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîler için rehberdir.” (Bakara 2:1).</p>
<p>“Beyyine, tertemiz sayfaları derleyip okuyan Allah’ın elçisidir. O sayfalarda dosdoğru hükümler [<em>kütübün kayyime</em>; dosdoğru/kıymetli kitaplar] bulunur.” (Beyyine 98:2-3).</p>
<p>“… <em>Likülli ecelin kitâb</em>: Senden önce de elçiler gönderdik. Onlara eşler, evlatlar vermiştik. Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmadan bir ayet (belge, mucize) getiremez. <strong>Her çağın (dönemin) bir Kitab’ı vardır</strong>.” (Ra’d 13:38).</p>
<p>Mushaf’ta mevcut tüm kitaplar mesajın ve dinin tek olduğunu göstermektedir. Bu mesaj Mushaf’ın iki kapağı arasında toplanmış ve muhafaza edilmiştir. Nebiler çeşitli dinler getirmiş değildir. Hiçbir nebi de Allah’ın dinini neshedip onun yerine yeni bir din koymuş değildir. Din tektir ve süreklidir. “Her dönemin ayrı bir dini vardır.” diyerek Allah’ın bitiştirilmesini emrettiğini biz kesip koparamayız.</p>
<p>Allah Teâlâ beşeriyet için vazetmiş olduğu yöntemini değiştirmez. Sünnetini/yasasını da zamanın ve mekânın değişmesiyle değiştirmez. Kendi dinini lağvedip yerine yeni bir din koymaz. Bu sebepledir ki Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p>“<em>We men yettebi’ ğayra’l-İslâmi dînen felen yuqbele minhu…</em>: Kim İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette, kaybedenlerden olur.” (Âl-i İmran 3:85).</p>
<p>Suhuf-i mutahharadan/ tertemiz sahifelerden oluşan Mushaf’ta; Allah’ın Nuh aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a kadar gelmiş geçmiş tüm nebi ve rasullerine göndermiş olduğu Kitapları mevcuttur…</p>
<p>Nebi Muhammed (s), Allah’ın kendisiyle bir ve tek olan dinini tamamladığı son nebidir. Bu yüzden “<em>hâtemu’n-nebiyyîn</em>: nebilerin mührü/sonuncusu”dur…”</p>
<p><strong>Temel Kavramları Allah’ın Tanıttığı Şekilde Anlamak</strong></p>
<p>Enver İshak, eserin arka kapak yazısında, yarım asırlık bir çabanın ürünü olan Kur’an Kitapları isimli çalışmasının şu hususları açıklığa kavuşturduğunu belirtmektedir:</p>
<ul>
<li>Surelerin başlarında yer alan hurûf-ı mukatta’ayı,</li>
<li>Seb’-i mesâniyi ve Kur’ân-ı Azîm’i,</li>
<li>Neshi ve ‘unutturma’yı,</li>
<li>Surelerin isimlerini ve ilk kime indirildiklerini,</li>
<li>‘Zikr’in ne olduğunu,</li>
<li>‘Kur’ân’ın ne olduğunu,</li>
<li>Kur’ân-ı Mecîd, Kur’ân-ı Kerîm, Tevrat, Zebur, İncil, Kitab ve Hedy’in her birinin kime indirildiğini ve Mushaf’ta nerede bulunduğunu,</li>
<li>Dinin ne olduğunu ve ne zaman bozulduğunu,</li>
<li>Kadir Gecesi’nin ne olduğunu,</li>
<li>Hikmet’in ne olduğunu ve kime indirildiğini,</li>
<li>Bakire Meryem aleyhesselama ne vahyedildiğini,</li>
<li>Mesih’in “Siz Kutsal Yazılar’ı bilmediğiniz için yanılıyorsunuz” sözünün ne anlama geldiğini…</li>
</ul>
<p>Enver İshak’ın Kur’an Kitapları isimli çalışmasını tanıtan bu makalemizi eserin <strong>sonuç</strong> yazısı ile noktalayalım:</p>
<p>“Bu çalışmanın geniş bir kesime yayılarak faydalı olmasını ve içinde yaşadığımız koyu karanlık geceyi aydınlatmasını umuyoruz. “Allah’ın yeryüzündeki halifeleri” gibi zor bir unvana layık olabilmek için doğruluk ve dürüstlüğü şiar edindik.</p>
<p>Bu kitap, bin dört yüz yıl boyunca cehalet ve körü körüne bağlılık duvarlarının ardında saklı kalan gizli gerçeği göstermek için ortaya konulmuş samimi bir insan çabasıdır.</p>
<p>Bu çalışma, uzun yıllar boyunca süren araştırmanın, uykusuz gecelerin, özeleştiri ve öz değerlendirmenin, nihayet uzun soluklu bir incelemenin ürünüdür.</p>
<p>Bu kitap, ışık penceresini bir miktar aralamayı, insanlığa gönderdiği kitaplarını ve içeriklerini tanımak suretiyle Allah’ı tanıma uğrunda marifet kapılarından küçük bir kapı açmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu kitabın düşünen akıllar ve araştırmacılar nezdinde yankı bulmasını umuyorum. Böylece modern dünyamızda tamamen yeni olan bu yaklaşıma fikrî derinlik kazandırarak çalışmayı tamamlama imkânı hasıl olacaktır. Elbette Allah’tır dosdoğru yolu gösteren ve elbette O’dur başarıya ulaştıran.”</p>
<p>Eseri okuyarak değerlendirme, tenkit ve tekliflerinizi yazarsanız, tercümeye ilişkin olanlarını eserin mütercimi olarak memnuniyetle dikkate alacağımı, içeriğe ilişkin hususları da müellifine ileteceğimi bilmenizi isterim: <a href="mailto:fg@fethigungor.net">fg@fethigungor.net</a></p>
<p>Rabbimiz bizleri önceki vahiylerini de ihtiva eden “Son Vahy”ini en iyi kavrayanlardan ve Nebilerin yolunu sürdüren Son Nebi’nin izinden giden salih ve muhsin kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Enver İSHAK&#8217;ı yakından tanıyalım</strong></p>
<p>1947 yılında Suriye’nin Cûlân (Golan) bölgesinde doğdu. Şam’a yerleşerek orta öğretimini tamamladı. 13 yaşında din ilimleri tahsil etmeye başladı. Farklı hocalardan dersler aldı. Seyyid Kutub, Muhammed Gazali vd. müelliflerin kitaplarını okudu. Din, 15 yaşından beri en çok ihtimam gösterdiği konuların başında geldi. Önce Almanya’ya, ardından Amerika’ya göç etti. New Jersey’de inşaat müteahhidi olarak çalıştı. 38 yaşında inşaat işini bırakıp Kur’an çalışmalarına yoğunlaştı. Bu çalışmaları esnasında tespit ettiği hususları Suriye’de birçok tanınmış hocayla müzakere etti. Kendisi gibi 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nde dedeleri Rusya tarafından Kafkasya’dan sürülerek o vakitler Osmanlı Devleti sınırları dahilinde yer alan Kuneytıra mıntıkasında iskân edilen yakın köylüsü Cevdet Said’in tavsiye ve teşvikiyle Kur’an çalışmalarında ulaştığı neticeleri kitap halinde kaleme alıp neşretmeye başladı. Din, siyaset ve düşünce alanında araştırmalar yapmaya devam etmektedir.</p>
<p>Üç dilde yayımlanan Kur’an Kitapları isimli eserinden önce Arapça ve İngilizce iki kitabı yayımlandı:</p>
<p>&#8211; The Ignorance of Violence: A Search for Truth. (Câhiliyyetu’l-Unf: Şiddet Cahiliyesi: Hakikat Arayışı). Dar Al An Publishers, London, 2002.</p>
<p>&#8211; Tezyîfu’l-İslâm. (Misrepresentation of Islam: İslam’ı Kötü Tanıtma Çabaları). Dâru Farabi, Beyrut 2008.</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>&#8211; Enver İshak. (2020). <strong>Kur’an Kitapları</strong>. Arapçadan çeviren: Fethi Güngör. İstanbul: Akıl Fikir Yayınları, 232 s. ISBN: 9786059499101.<br />
&#8211; Fethi Güngör (2020). “<strong>Kur’an’da Yer Alan Kitapları Tanımak</strong>”. Kur’ani Hayat Dergisi, Mayıs-Haziran 20, Sayı: 71, s.24-27.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’ân</em>” isimli Arapça eseri ile “Books of The Quran” adıyla İngilizce basılan çevirisi için bakınız: <a href="https://quranbooks.net/">https://quranbooks.net</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali, Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır vd., <a href="http://www.suleymaniyevakfimeali.com/">www.suleymaniyevakfimeali.com</a>, 08.08.2018. Önemli not: Heyet halinde yürütülen bu kıymetli meal çalışması sürekli güncellendiği için çeviri esnasında iktibas ettiğimiz meal metinleri sonradan değişmiş olabilir.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitab-ı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. <a href="https://incil.info,/">https://incil.info,</a> 08.08.2018.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Enver İshak’ın kısa dersleri şu linkten izlenebilmektedir: <a href="https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop">https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ahmet bin Hanbel’in Müsnedi’nde yer alan 6741 numaralı bu hadis için bakınız: <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, I/399. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr, 10.06.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNİ KORUMAK VE GELİŞTİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 16:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDİL ŞAHİTLER]]></category>
		<category><![CDATA[ANADOLU İRFANI]]></category>
		<category><![CDATA[AV. AYŞE AKPINAR]]></category>
		<category><![CDATA[AVUKAT AYDIN DURMUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR KURBANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAĞLAR]]></category>
		<category><![CDATA[GRUP YÜRÜYÜŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI GECESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI ÖDÜLLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KADİR BAL]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[MADIMAK OTELİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET YERALAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ÖKKEŞ EVREN]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN BEYHAN]]></category>
		<category><![CDATA[RECEP VİDİN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÜKRÜ CAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLANTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[VEFA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=965</guid>

					<description><![CDATA[“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek</strong></p>
<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve sonu meçhul mültecilik serüveninin yol açtığı derin acıları yansıtan sinevizyon gösteriminin ardından İnsan Hakları Okulu dönem mezunlarına katılım belgeleri dağıtıldı, yılın insan hakları ödülleri sahipleriyle buluştu.</p>
<p>Recep Vidin Vefa Ödülü Süleyman Arslantaş’a, Avukat Aydın Durmuş Genç Hukukçu ödülü Av. Ayşe Akpınar’a, İnsan Hakları Basın Ödülü Bahadır Kurbanoğlu’na, Örgütlü Mücadele Ödülü Kardelen Derneği adına Şükrü Can’a, Bireysel Mücadele Dalında ilk ödül Mustafa Ökkeş Evren’e diğer ödül de Mehmet Yeralan ve Kadir Bal’a müştereken takdim edildi (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mülteci çocukların eserlerinden oluşan resim sergisi ve ev yapımı yemeklerin sunulduğu hayır çarşısıyla başlayan MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesi ve Ödül Töreni, Grup Yürüyüş’ün mülteciler için yazılmış ezgileri seslendirmesiyle tamamlandı (<strong>2</strong>).</p>
<p>28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile kuruluşu gerçekleştirilen İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana” prensibiyle Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için faaliyet yürüten, insan haklarını insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiili her türlü girişimi “insan hakları ihlali” ve “zulüm” olarak niteleyen, kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın, her türlü haksız muameleye karşı çıkmanın, işkence, aşağılama ve tecavüze karşı mücadele etmenin gerekliliğinden hareketle çifte standartsız bir insan hakları mücadelesinin önemine inanan, mazluma kimliğini sormayan, zulme rıza göstermeyi zulüm sayan bir insan hakları örgütüdür (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumlara Güvenilir Bir Liman Olmak</strong></p>
<p>MAZLUMDER Genel Başkanı Ramazan Beyhan’ın, derneğin bu yılki insan hakları gecesinde yaptığı açış konuşmasında dikkat çektiği hususları geniş özet halinde aktarmakta yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>“… Bu yılki insan hakları gecemizin ana fikri; “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler”dir. Çünkü dünyanın hemen her yerinde oranın yerleşik halkının hem kendi aralarında hem de mülteciler ile birlikte yaşama sorunu olduğu gibi birçok hak ihlalinin en başta gelen sebebi de budur. Avrupa Birliği ve ABD dahil tüm Batı dünyasında da aynı sorun yaşanmaktadır. Yabancı düşmanlığı, İslamafobik tutumlar ve ayrıca sığınmacılara karşı tutumları İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilkeleriyle açıkça çelişmektedir: 14. Maddenin 1. Fıkrasına göre “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve bu ülkelerce <strong>sığınmacı muamelesi görme hakkı</strong> vardır.” Ayrıca bu ülkeler, <strong>bölgemizdeki birçok çatışmanın</strong>; milyonlarla ifade edilen mültecilik durumunun ve yüz binlerle ifade edilen ölümlerin, işkence ve idamların doğrudan ya da dolaylı müsebbibidirler!</p>
<p><strong>Yeni Zelanda</strong> ve Tayland baskınları, <strong>Keşmir</strong> sorunu ve <strong>Miyanmar</strong>’daki etnik kıyım, Çin’in <strong>Doğu Türkistan</strong>’da Uygurlu Müslümanlara uyguladığı insanlık dışı yaptırımlar dünyanın gözü önünde devam etmekte olan ağır sorunlardır. <strong>Rusya</strong>’nın isteği doğrultusunda Türki cumhuriyetlerden münferiden ama azımsanmayacak sayıda insanlar ülkelerinden göç etmekte, onlarcası zindanlarda işkence görmekte ve idam edilmektedirler!</p>
<p><strong>Suriye</strong>’de rejime destek veren Rusya sivil alanları bombalamaya hâlâ devam etmekte, milyonlarca Suriyeli insanın mülteci konumuna düşmesine doğrudan sebebiyet vermektedir. Haliç Koalisyonu <strong>Yemen</strong>’de ikinci bir Suriye vakasını yaşatmakta; yaşlılar, kadınlar ve çocuklar saldırıların doğrudan hedefi olmaktadır! <strong>Suud</strong> ailesinin muhaliflere uyguladığı baskı, tutuklama, işkence ve idam gibi uygulamalar, Kaşıkçı olayında olduğu gibi herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. <strong>Libya</strong> iç savaşı, Irak ve İran’daki gösterilerin orantısız güç ile bastırılması, <strong>Mısır</strong> darbecilerinin her taraftan destek görmeleri, işkence ve idamlara göz yumulması, Mursi’nin şehadeti… Siyonizmin <strong>Filistin</strong> halkına karşı yaptırımları… Tüm bu hak ihlalleri küresel güçlerin açık desteği ile devam etmekte olup bölgemizi yangın yerine dönüştürdüler…”</p>
<p><strong>Anadolu’nun Birlikte Yaşama Tecrübesini Güncellemek</strong></p>
<p>“Ülkemiz gelince: Çok dinli, çok dilli, çok kültürlü olup asli unsurlardan oluşan yapısı ile birlikte asırlarca dünyanın neresinde olursa olsun <strong>zulümden kaçanların sığındığı bir limandır Türkiye</strong>. Bizler, -adıyla müsemma- bir anne şefkatiyle bizi bağrına basıp kucaklayan Anadolu coğrafyasının çocuklarıyız. Renkleri, dilleri, ırkları, inançları, mezhepleri, fikirleri, düşünceleri, ideolojileri ve gelenekleri farklı olan kardeşleriz, komşularız ve hemşehrileriz. Bu kardeşliğin olmazsa olmazları var. Şöyle ki; acımız bir, sevincimiz bir… <strong>Bir vücudun organları gibi bütünleşmişiz</strong>. Bu ruh dünyasında; “insan, onuru ve haysiyeti ile birlikte dinler ve vicdanlar, canlar ve mallar, aileler ve nesiller, düşünce ve ifade hakları” bütün insanlar için dokunulmazdır. Bu dokunulmazlık, bize yolu düşen için de, bize sığınan için de aynen geçerlidir. Muhacir kardeşlerimizi külfet değil rahmet biliriz… İşimizi ve aşımızı bizden çalan değil, bilakis onları bereket vesilesi biliriz.</p>
<p>Anadolu irfanı haini affetmez, kim olursa olsun zalimden başkasına düşmanlık etmez, mazluma kimliğini sormaz… Mazlumu zalimle asla bir tutmaz. Anadolu irfanında insan “ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşin”dir. Ötekimiz sadece ve sadece zalimdir. Bu erdemli duruşun kaynağı imandır ve en güçlü ilkesi dürüstlüktür. Çünkü biz “<strong><em>el-Emîn</em></strong>”in ümmetiyiz: O (s) bize şunu öğretmiştir: “İmanını haykır ve dürüst ol!” Nitekim <strong>iman ve istikamet</strong> hayatımızın bütün alanlarını ve ilişkilerini belirleyen ve denetleyen, korkularımızı ve hüzünlerimizi ümide dönüştüren temel ilkelerimizdir. Kısaca değindiğim bu durum ve sayamadığım benzeri hususlar, İslam ümmetinin özellikle <strong>Anadolu coğrafyasının</strong> asırlarca yaşadığı ve yaşatmaya çalıştığı zengin <strong>tecrübesi</strong>dir. Bu tecrübenin hukukunu koruyan “adalet” ilkesidir ve sınırlarını belirleyen de yazılı olsun veya olmasın anlaşmalara ve sözleşmelere “vefa” ilkesidir. İşte bunlar Anadolu halklarının bir arada yaşama beyannamesi ya da toplum sözleşmesidir.</p>
<p>Fransız İhtilali ile ümmetin içine giren <strong>ırkçılık fitnesi</strong>, Cumhuriyet dönemiyle başlayan ulusalcı ideolojiler; devlet düzeyinde bahis konusu ettiğimiz bu teamülü kırılmaya maruz bıraksa da toplum bu sözleşmesini sürdürmek için direnmektedir. En büyük organizasyon olan devletten sivil toplum kuruluşlarına kadar, bütün organizasyonları dikey ve yatay ilişkileriyle <strong>Anadolu tecrübesini güncelleyerek</strong> insanlığı içine düştüğü bu ateş dolu çukurlardan kurtarmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Ülkemizde nefes alıp veren <strong>her insanın hak ve özgürlükleri dokunulmazdır</strong>. Hukuk, bütün özel ve tüzel kişilikler için ülkenin her bölgesinde eşit uygulanmalıdır. İnancı, rengi, dini ve dili ne olursa olsun herkes kendi kimliğiyle anayasanın eşit saydığı vatandaşlar olarak tarağın dişleri gibi eşit olmalı, efendi-uşak ilişkisine, ret, inkâr ve asimilasyon heveslilerine asla fırsat verilmemelidir. Dinî ayrımcılık ve Kürt Meselesi de bu perspektifle çözüme ulaşacaktır. Gerek farklı kimliklere ve siyasal rakiplere ve gerekse mültecilere karşı ayrıştırıcı ve ötekileştirici nefret dili terk edilmeli, diplomatik bir dil inşa edilmelidir.</p>
<p>Ülkemize sığınan insanların; vatandaşı olduğu ülkelerce terörist olmakla suçlanması, tek taraflı olarak asla kabul edilmemeli, bu insanlara ve çocuklarına ‘terör kodu’ konulmamalı ve ülkelerine geri gönderilmemelidir. Gözaltına alınmalarından temyiz aşamasına kadar hukukun temel ilkelerinden asla taviz verilmemelidir. <strong>Nezarethaneler, cezaevleri ve geri gönderme merkezleri</strong>nin şartları insani standartlara uygun hale getirilmeli, STK’ların da dahil olduğu heyetler tarafından sıkı bir şekilde denetlenmelidir. <strong>KHK ile işinden olan</strong> insanların mahkemelerce beraat kararı verilmesinden sonra işlerine ivedilikle geri dönmeleri sağlanmalıdır.”</p>
<p><strong>Adalet ve Vefa ile Davranmayı Ahlak Edinmek</strong></p>
<p>“Bu ülkede mali açıdan sıkıntıya giren spor kulüplerine ve ticari şirketlere tanınan kolaylıkların İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tanınmaması eşitlik ilkesine aykırı olup bilim yuvası olan <strong>üniversitelerin çalışmalarına devlet eliyle müdahale</strong>den vazgeçilmelidir. Şiddete bulaşmayan, şiddeti reddeden dinî, sosyal ve kültürel vakıf ve diğer STK’ların <strong>barışçıl gösteri</strong> ve basın açıklaması haklarını kısıtlamak, orantısız güç kullanmak, itibarsızlaştırılmasına sessiz kalmak toplumsal barış ve huzuru, keza bir arada yaşamayı zorlaştırdığı için bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. <strong>28 Şubat</strong> <strong>süreci</strong>nde darbeci aktörlerin mağdur ettiği Sivas mağdurları ilerlemiş yaşlarına rağmen hâlâ cezaevindedirler. Bu insanların yeniden yargılanmalarını talep ediyoruz… Alevi vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin vicdanına sesleniyorum:</p>
<p><strong>Madımak </strong>otelini yakan el ile <strong>Başbağlar</strong>’da bir o kadar insanı katleden el aynı eldir. Bir o kadar insanı ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm eden ve adeta ölüme terk eden, bu arzularına yargıyı alet eden el de aynı eldir. O halde acılarımızın üzerinden vesayet kuranlara birlikte dur demek insanı vazifemizdir.</p>
<p>İktidarıyla muhalefetiyle, resmî ve sivil kurumları ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları olarak, aynı şekilde yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa yaşasınlar, devlet veya STK olsun, gelin hep birlikte <strong>Nahl</strong> Suresi’nin adaleti emreden <strong>90</strong>. ayetinden 100. ayetine kadarki bölümünü yeniden okuyalım ve üzerinde düşünelim. Orada şunu açıkça göreceğiz ki; <strong>adalet ve vefa ilkeleri</strong> şiddetle vurgulanmaktadır. Bu ayetlerde, bu iki ilkeden sapanlar ya da bu ilkeleri istismar edenler; ipini sapasağlam eğirdikten sonra tekrar bozan bunamış bir kadına benzetilmektedir. Keza çıkar ve menfaat uğruna anlaşmalara uymaktan imtina edenlerin sağlam basan ayaklarının kayacağı ve bir daha bellerini doğrultamayacakları haber verilmektedir.</p>
<p>Rabbimizin barış ve huzur dolu, erdemli ve tertemiz bir hayatı yaşatma vadine ulaşmak için; inanmış erkekler ve kadınlar olarak; adalet ve vefa ilkesine bağlı kalarak salih işler yapmak dileğiyle…”</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Ödülleri Sahiplerini Buldu. </strong>https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570084363109590/, 07.12.2019.</li>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Gecesi</strong> ve İnsan Hakları Ödül Programı Gerçekleşti. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570055799779113/, 07.12.2019.</li>
<li><a href="http://mazlumder.org/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65">http://<strong>mazlumder.org</strong>/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65</a>, 07.12.2019.</li>
<li>Ramazan Beyhan; “<strong>Mazlumder 2019 İnsan Hakları Gecesi Açış Konuşması</strong>”. Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İstanbul, 7 Aralık 2019. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570348476416512/, 07.12.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İYİLİK HALİNİ YÜKSELTMEK İÇİN SOSYAL DIŞLANMAYI AZALTMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 19:04:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[BEYZA ERKOÇ]]></category>
		<category><![CDATA[DOKTORA PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİK HALİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜREL ENTEGRASYON]]></category>
		<category><![CDATA[MADDİ YOKSUNLUK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL DIŞLANMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HİZMET]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL KATILIMCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=963</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada ve toplumda hissedilir yankıları olmalıdır. Bu bağlamda yeri geldikçe danışmanlığımda tamamlanan bazı tez çalışmalarını özetle sizlere aktarmaya özen göstereceğim.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlık İçin İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma meselesi ‘gelişmiş’ Batı toplumlarına münhasır olmayıp ülkemizde de çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkmakta ve bireyler üzerinde olumsuz biyo-psiko-sosyal etkiler yapmakta, böylece bireylerin toplumla ilişkilerine zarar vermektedir.</p>
<p><strong>Sosyal dışlanma</strong> ve <strong>iyilik hali</strong> kavramları günümüz dünyasında üzerinde sıkça durulan kavramlar arasındadır. Küreselleşme, iş gücü piyasalarında yaşanan sorunlar, adil olmayan gelir dağılımı, yetersiz sosyal güvenlik sistemi, iç ve dış göç olgusu, bireylere ait kişisel özellikler gibi sebeplerden ötürü kişiler hayatlarının bir döneminde sosyal yönden dışlanma yaşar duruma gelmişlerdir. Sosyal yönden yaşanılan bu dışlanma, kişilerin hayat kalitelerini, <strong>sosyal sağlıklarını</strong> bir başka deyişle iyilik hallerini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu tespit etmek amacıyla bir doktora tez çalışması yürüttük. Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda beş yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Ocak 2019’da tamamlanan çalışma <strong>Öğr.Gör.Dr. Beyza ERKOÇ</strong>’a ait. Yalova ilinde yaşayan 18 yaş üzeri toplam 855 katılımcı ile kartopu yöntemi uygulanarak gerçekleştirilen araştırmada “Sosyal Dışlanma Ölçeği” ile “İyilik Hali Ölçeği” kullanılmış olup toplanan veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>“Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği” başlıklı bu doktora tez çalışmasından (<strong>1</strong>) ürettiğimiz; “Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı makaleyi (<strong>2</strong>) -pür akademik kısımları hariç tutarak- şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>Öncelikle Sosyal Dışlanmaya Yol Açan Sebepleri Tespit Etmek </strong></p>
<p><strong>İyilik hali</strong>; günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan, dilimizde çok farklı kavramlarla ifade edilebilen, bireylerin değer ve inanışlarıyla şekillenen, bireylerin kişisel ve toplumsal düzlemde nasıl hissettikleri ve nasıl hayatlarını değerlendirdikleri ile ilgilenen, farklı bileşenlere sahip, dinamik, sürekli, sağlığa, refaha ve mutluluğa vurgu yapan ve öznellik özelliğinden ötürü ölçülmesi zor bir kavramdır. Değişen hayat şartları, bireylerin içerisinde bulunduğu stresör ortamların çokluğu, bireylerin baş etmek zorunda kaldığı farklı bireysel, toplumsal ve global sorunlar iyilik hali kavramına verilen değeri arttırmıştır (s.143).</p>
<p>Çalışmanın literatür incelemesi bölümünde sosyal dışlanma ve iyilik hali hakkında genel bilgiler verilmiştir. Yöntem bölümünde araştırmanın amacı, hipotezleri, veri toplama aracı ve verilerin nasıl analiz edildiğine dair bilgilere yer verilmiştir. Bulgular bölümünde yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular verilmiş olup tartışma ve sonuç bölümünde ise çalışmadan elde edilen bulgular ışığında genel yorumlar yapılmış ve öneriler sunulmuştur.</p>
<p>Alandan derlenen veriler ışığında sosyal dışlanma ve iyilik haline ilişkin tanımlayıcı istatistikler oluşturulduğunda; katılımcıların sosyal dışlanma düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında düşük olduğu belirlenmiştir. Oluşturulan tablolar alt boyutlar bazında incelendiğinde <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutu sosyal dışlanmanın en yüksek olduğu boyuttur. Sosyal haklar boyutu ise Yalova’da sosyal dışlanmanın en düşük olduğu boyuttur. Yalova’nın güvenli, küçük ve komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu bir şehir olmasının bu durumda etkili olduğu düşünülebilir. Nüfusunun az olması, bireylerin ulaşımının kolay olması gibi etkenler de bu boyuta dair yapılabilecek yorumlardandır. Sosyal katılımcılık boyutunda da dışlanma düzeyi düşüktür. İlin civar illere nazaran küçük ve güvenli olması yanında bireyler arası yakın ilişkiler ve sosyal katılım fırsatlarının kolayca sağlanmasının bu sonuçta etkili olduğu söylenebilir. Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutunda elde edilen sonuçlar, Yalova halkının kurallara uyma konusunda hassas olduklarını, kültürel uyum sağlamaya ve toplumsal normlara önem verdiklerini ortaya koymaktadır (s.147).</p>
<p>Yalova’da soru formlarını doldurarak alan araştırmasına katkı sunan katılımcıların <strong>iyilik halinin yüksek olduğu</strong> gözlenmiştir. Çıkan sonuçlar yorumlanacak olursa, Yalova halkının genel itibarıyla mutlu olduğu, hayatlarından memnun oldukları söylenebilir. Başka bir ifade ile iyilik hali yüksek bireyler hayatlarından keyif alan, sosyal ilişkilerinde destekleyici ve ödüllendirici olan, sosyal aktivitelerde faal, kendisi dışında başkalarının mutluluğunu da düşünen, kendisine güvenen, geleceğine dair umutlu olan, mutmain kişilerdir. İl halkı genel anlamda kendisini böyle bir birey olarak görmektedir (s.148).</p>
<p><strong>Sosyal Dışlanmayı Azaltarak İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma ile iyilik hali ilişkisini Yalova ili örneğinde inceleyen bu araştırmanın bulgularına göre sosyal dışlanma düzeyi azaldıkça iyilik halinin arttığı söylenebilir. Yalova iliyle sınırlı bu doktora tez çalışmasında sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacına yönelik olarak şu hipotezler geliştirilmiştir (s.144):</p>
<ol>
<li>H1a: Maddi yoksunluk boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1b: Kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1c: Uygun ev ve güvenli çevre alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1d: Sosyal katılımcılık boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1e: Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
</ol>
<p>Hipotezleri test etmek için yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre H1a, H1b, H1c, H1d hipotezleri kabul edilmiş, H1e hipotezi ise ret edilmiştir. Bu araştırmanın öncü bir araştırma olması, literatürdeki diğer çalışmalar ile kıyaslanmasını zorlaştırmıştır. Ancak konuya yakın kabul edebileceğimiz bazı araştırmaların sonuçlarına göre de <strong>sosyal dışlanma düzeyinin azalması iyilik halini arttırmaktadır</strong>.</p>
<p>Bu çalışma ile aynı zamanda <strong>Yalova’da sosyal dışlanma</strong> düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında <strong>düşük</strong> olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal dışlanma düzeyinin düşük olması istenilen bir durumdur. Yalova’da sosyal dışlanma düzeyinin en yüksek olduğu boyut, <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutudur. En düşük olduğu boyut ise, <strong>sosyal haklar</strong> boyutudur. Alan araştırmasında katılımcıların iyilik halinin <strong>yüksek</strong> olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bireylerin iyilik hallerinin yüksek olması da istenilen sonuçtur. İyilik hali yüksel bireyler hayattan zevk alan ve mutlu olan, esenlik içerisinde yaşayan bireylerdir. Bu sonuç Yalova ili ve toplumu için iyi bir göstergedir (s.149).</p>
<p>Bu araştırmanın Yalova ilinde yapılmış olması bir kısıtlılık durumudur ve bu sebepten elde edilen araştırma bulguları tüm ülkeye genellenemez. Araştırmanın daha fazla katılımcı ile ve ülkenin farklı bölgelerinde yapılarak sonuçların daha genel hale getirilmesi yararlı olacaktır. Bu yararı ya kapsamlı bir proje çalışmasıyla yahut örneklerin değiştiği benzer tez çalışmalarının birleştirilmesiyle elde etmek mümkündür.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlığımızı Korumak ve Geliştirmek İçin Tedbirler Almak</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma konusu özelinde bireylerin <strong>dışlanmışlık düzeylerinin azaltılması</strong> için yasal, toplumsal ve bireysel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda çalışma sonucunda elde edilen veriler ışığında, düşük de olsa Yalova ilinde tespit edilen dışlanmanın boyutlar bazında daha detaylı şekilde araştırılması, çalışmaların farklı demografik özellikler ışığında (örneğin bekâr ve erkekler, işsiz ve erkekler) ayrı ayrı incelenmesi, nitel araştırma yöntem ve teknikleriyle Yalova halkı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek daha objektif sebepler ortaya çıkartılması gerekmektedir.</p>
<p>Yalova halkının yüksek olduğu gözlemlenen iyilik halinin daha da arttırılabilmesi maksadıyla sosyal alanların, kişisel gelişim merkezlerinin, kültürel faaliyetlerin, sosyalleşme ortamlarının, iş imkânlarının ve diğer sosyal alanların nicelik ve nitelik açısından arttırılması gerekmektedir. Bunların sağlanması yani sosyal dışlanmanın önüne geçilmesi ve iyilik halinin arttırılması için kamu, özel ve sivil toplum kurum ve kuruluşlarının, belediyelerin ve il bünyesinde bulunan üniversitenin ortaklaşa hareket etmeleri önem arz etmektedir (s.149).</p>
<p>Üç sektörün temsilcileri tarafından el birliğiyle yürütülecek projelerin gerçekleştirilmesi, daha kapsamlı nicel ve nitel araştırmalar yapılması, iyilik hali ve sosyal dışlanma konularına ilişkin detaylı yeni ölçekler geliştirilmesi, üniversite öğrencilerinin lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında bu konuları inceleyen ve birbirini tamamlar mahiyette yeni akademik çalışmalar yapmaları desteklenmelidir.</p>
<p>Kamu ve yerel yönetimler ile Sivil Toplum Kuruluşları yöneticileri başta olmak üzere tüm ilgililerin alanlarına dair yapılmış doktora tez çalışmalarını inceleyerek sosyal sağlımızı korumak ve geliştirmek maksadıyla somut adımlar atması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ERKOÇ, Beyza. (2019). <strong>Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği</strong>. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi SBE, 31.01.2019, 170 s.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör. (2019). “<strong>Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</strong>”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, E-ISSN: 2147-2610, Cilt: 7, Sayı: 18, Haziran 2019, s.142-150. http://www.avrasyad.com/OncekiSayilarDetay.Aspx?Sayi=18, 01.06.2019.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör, “<strong>Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Dışlanma Sebepleri:</strong> Yalova Üniversitesi Termal Meslek Yüksekokulu Örneği”, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi, ISSN: 2459-1149, Sayı: 32, Ocak 2019, s.34-71. http://www.jshsr.org/DergiTamDetay.aspx?ID=1027, 20.01.2019.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Güngör, F. ve B. Erkoç. (2016). “Bakıma Muhtaç Kişilerin Özellikleri ve İlk Yardım”, Bakım ve Sosyal Hizmet ders kitabı içinde, İstanbul Üniversitesi AUZEF., Sosyal Hizmetler Bölümü, ders kitabı, s.308-334. (İlaveten; 28 s. PP sunumu, 10 soru, 25 dakikalık 1 canlı sunum video kaydı), İstanbul, Ocak 2016, s.308-334.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL SAĞLIĞIMIZI KORUMAK İÇİN ŞİDDETTEN UZAK DURMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 21:49:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİK HALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[NESİP YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[OĞUZ POLAT]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDETİN ÖNLENMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL DIŞLANMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TİHEK]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=959</guid>

					<description><![CDATA[İyilik Halini Yükseltmek İçin Şiddeti En Aza Düşürmek Şiddeti azaltmak suretiyle iyilik halini yükseltmek ve böylece sosyal sağlığımızı korumak için bize reva görülmesini istemediğimiz davranışları bizim de başkalarına reva görmememiz, bize davranılmasını istediğimiz şekilde başkalarına davranmamız ve ahlakın en üstün sürümünü en güzel örnekliğiyle insanlığa öğreten Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın şu hadisini kulağımıza küpe yapmamız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İyilik Halini Yükseltmek İçin Şiddeti En Aza Düşürmek</strong></p>
<p>Şiddeti azaltmak suretiyle iyilik halini yükseltmek ve böylece sosyal sağlığımızı korumak için bize reva görülmesini istemediğimiz davranışları bizim de başkalarına reva görmememiz, bize davranılmasını istediğimiz şekilde başkalarına davranmamız ve ahlakın en üstün sürümünü en güzel örnekliğiyle insanlığa öğreten Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın şu hadisini kulağımıza küpe yapmamız gerekmektedir: “Hiçbiriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7).</p>
<p>Arap dilinde <strong>sertlik</strong>, kabalık, zorluk ve mihnet anlam köklerini ihtiva eden “<em>şiddet</em>” kavramı (İngilizce karşılığı: <em>violence</em>) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından; “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik <strong>zarara yol açması</strong> ya da açma ihtimali bulunması” durumu olarak tanımlamaktadır (<strong>1</strong>). Tanımın son ibaresinin oldukça problemli olduğu kanaatindeyim. Zira sübjektif ve spekülatif yönü sebebiyle “ihtimal” muğlaklığa ve kargaşaya yol açmakta olup bu husus müstakil olarak incelenmeyi gerektirmektedir&#8230;</p>
<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından 15-16 Kasım 2019 tarihlerinde Ankara’da “Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı” düzenlendi (<strong>2</strong>). 12 ilden gelen 60 tebliğci şiddeti dinî, felsefi, hukuki ve uluslararası ilişkiler boyutlarıyla ele aldı. “Şiddet Toplumundan Merhamet Toplumuna” üst başlıklı iki günlük Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı tebliğlerini kitap basıldığında okuma fırsatı bulabileceğiz. Şimdilik biz TİHEK Başkanı Sayın Süleyman Arslan’ın açış konuşmasını ve sadece bir tebliği özetle aktarmakla yetinelim (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Şiddetle Topyekûn Mücadelede İnisiyatif Üstlenmek </strong></p>
<p>“… Bugün, burada, toplumumuzun ve insanlığın karşı karşıya kaldığı şiddet olgusunu konuşmak, tartışmak, şiddetin ülkemizden ve dünyamızdan uzaklaşması, her bir insanımızın onurunun korunması, yaşadığımız mekânların sevgi, rahmet ve merhametle dolması için yapılabilecekleri bir kez daha düşünmek, tespit ve önerilerimizi kamuoyuyla, tüm insanlıkla paylaşmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Başkalarının kusurlarını bulmaktan önce kendi kusur ve ihmallerimizi ortaya koymak, insanlığa sevgi, şefkat ve merhamet mücadelemizde nasıl yardımcı olabileceğimize dair fikirler üretmek niyetindeyiz. Umarız ki bu amacımız gerçekleşir, insanlık davamızın başarıya ulaşması için önemli bir katkı sağlamış oluruz.</p>
<p>Bizi toplum olarak şiddet sarmalına iten sebepleri, neyi, nasıl yaptığımızı ya da yapamadığımızı yeniden düşünmek zorundayız. Her şiddet olayına, failine ve mağduruna aynı duyarlılık ve hassasiyetle yaklaşıp yaklaşmadığımızı samimi olarak sorgulamak durumundayız.</p>
<p>İnsanların yaşam haklarına, vücut bütünlüklerine, onuruna, inanç ve düşünce özgürlüğüne yönelen her insafsızca müdahale esasen bir şiddet unsuru barındırmaktadır. Toplumun bütün kesimlerini tehdit eden şiddet kimi ülkelerde ön yargı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yoluyla kurbanlarına yenilerini ekleyerek yayılmaktadır. Şiddet, her durum ve şartta, insanlar, kültürler, toplumlar, değerler ve inançlar arasında kavga, sürtüşme ve çatışma ortamı oluşturarak etki alanını genişletmektedir. Yeni Zelanda’da camileri ve Müslümanları hedef alan insanlık dışı saldırı hâlâ vicdanlarımızı sızlatmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda özellikle batı dünyasında giderek yükselen İslam karşıtlığı, maalesef gerekli önlemler alınmadığı için hızla nefret hareketine ve şiddet davranışlarına dönüşmektedir. Dolayısıyla özellikle Müslümanlara yönelik sıkça yaşanan şiddet vakaları, bireysel ve istisnai olmaktan çıkarak bilinçli ve sistematik hale gelen şiddetin zalimane bir yüzüdür. Mescid-i Aksa başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde inanan insanlara yönelen şiddetin varlığı oldukça vahim bir tablodur ve bu durumu kabul etmek asla mümkün değildir.</p>
<p>Hiç şüphesiz ki, şiddetin en ağırı insanlığın en kutsal, en evrensel ve en temel hakkı olan yaşam hakkını ortadan kaldırmaya yönelik olanıdır; yani hayata kasttır. Zira diğer bütün haklar yaşam hakkının varlığına bağlıdır. Yaşam hakkı başta olmak üzere bütün temel hakların korunmasından ise, öncelikle devlet sorumludur. Devlet, ülkesinde yaşayanların yaşam hakkını ve diğer temel hak ve hürriyetlerini korumakla yükümlü olduğu gibi egemenliği altındaki insanların, insan haklarına saygılı olarak yetişmelerini sağlayacak her türlü tedbiri almakla da yükümlüdür.</p>
<p>Bununla beraber, sadece <strong>devlet</strong> değil toplum ve toplumu oluşturan ilgili bütün <strong>özel ve tüzel kişiler</strong> de kendilerini ilgilendirdiği ölçüde insan haklarından sorumludur. Bir ülkede kişiler birbirinin hayatına son veriyorsa veya diğer haklarını ihlal ediyor, şiddet uyguluyor, onurlarını zedeliyorsa başkalarının haklarına saygıyı öğretemeyen <strong>aileler</strong> sorumludur. Haklara saygıyı öğretemeyen, şiddeti bir sonraki nesle aktaran ve şiddet üreten bir <strong>eğitim sistemi</strong> sorumludur. Şiddetin önlenmesi için gerekli düzenlemeleri yapamayan bir <strong>yasama erki </strong>iktidarı ve muhalefetiyle birlikte sorumludur. Bu konuda gerekli önlemleri alamayan kolluk kuvvetleri ve <strong>yürütme gücü</strong> sorumludur. Etkin soruşturma yapamayan ve adil cezalar veremeyen <strong>yargı</strong> sorumludur. Şiddetin yayılmasına sebep olan <strong>medya</strong> ve toplum sorumludur. Şiddetin en önemli kaynaklarından biri olan terör örgütlerini gizli veya açık destekleyen, yaptıklarına ihmal suretiyle de olsa destek veren organizasyonlar ve devletler sorumludur. Toplumu ahlaki dejenerasyona sürükleyip toplumun en temel birimi aileyi parçalamaya, bireyi acziyete düşürmeye çalışan adı ne olursa olsun tüm yapı ve organizasyonlar sorumludur.</p>
<p>Başarılı bir şekilde uygulanamasa da barış içinde yaşamamızı sağlamaya yönelik uluslararası sözleşmeler ve ulusal kanunlar şiddeti önlemeye yönelik önemli kazanımlar sağlamaktadır. Bununla birlikte, yaşanan gerçekler mevcut düzenlemelerin ve uygulamaların yeterli olmadığını, olumsuz yan etkilerinin bulunduğunu, yeni düzenlemelerin ve uygulamaların yürürlüğe konulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Şiddetin önlenmesi için sadece münferit olayların üzerine gidilerek veya cezalar arttırılarak bir sonuca ulaşılamamaktadır. Nitekim, kadın cinayetlerinde faillerin %16’sı cinayetten sonra kendisini öldürmekte, intihar etmektedir. Bu kişileri bu cinayetlere sevk eden saiklerin doğru belirlenmesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir. Kendisini öldürmeyi göze alacak kadar travma yaşayan bir kişiyi hiçbir ağır cezanın cinayetten döndüremeyeceği açıktır.</p>
<p>Bu nedenle, yaşanan şiddet olgusu acilen bütün yönleriyle ele alınmak zorundadır. Şiddete yol açan olgu ve etkenlerin ortadan kaldırılması için kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Mevcut sözleşmeler ve kanunlar gözden geçirilmeli, uygulama hataları ortadan kaldırılmalı, şiddeti üreten kaynaklar kurutulmalıdır. Çözümü sadece kanunda aramak yerine diğer normatif disiplinler de devreye sokulmalı, manevi değerlerimizden de istifade edilmelidir. Farklılıkları ahenk zemini olmaktan çıkarıp çatışmaya dönüştüren sosyo-kültürel ortam gözden geçirilmelidir. İnsan haklarının bir ahlak olduğu, bu bilinç içinde içselleştirilmesi gerektiği öğretilmeli ve insan hakları eğitim yoluyla bireysel yaşamda da uygulanabilir kılınmalıdır. Aksi takdirde insan haklarının korunup geliştirilmesi ve şiddetin önlenmesi amacı bir hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.</p>
<p>Biz Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak çalıştay logomuzda da vurguladığımız üzere, insan onurunu ve merhameti esas alıyor, bir bütün olarak insana yönelik şiddete karşı çıkıyoruz. Daha ötesi, hayvanlar ve bitkiler dâhil tüm canlılara, doğaya ve çevreye yönelik şiddete “hayır” diyoruz. Kadına, erkeğe, yaşlıya, çocuğa, engelliye, hastaya, hayvana, doğaya sevgi, şefkat ve merhamet gerek; insan onurunu korumak gerek, şiddet yok, sevgi var diyoruz. Kırma kimsenin kalbini yapacak ustası yok diyoruz. “Yaratılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü” diyoruz.</p>
<p>Bu bakış açısıyla biz kadın ve erkeklerin birbirini destekleyerek yüceltmesini, güçlendirmesini, şiddetin yerini, sevgi, muhabbet ve merhametin doldurmasını arzuluyoruz. İnsanımızın cezaevlerinde, kadın sığınma evlerinde, çocuk yurtlarında, huzurevlerinde değil, kendi sıcak yuvalarında öz aileleriyle birlikte sevgi, şefkat ve merhametle kuşanmış olarak mutlu bir hayat sürmelerini temenni ve talep ediyoruz.</p>
<p>Zayıflara merhamet etmeyen, çocukları sevgisiz ve değersiz bırakıp geleceğe şiddet makinası hazırlayan, evliya değil de eşkıya yetiştiren kadın ve erkeklerin medeni bir dünya kurması veya sürdürmesi mümkün değildir. Bu nedenle, küreselleşen ve tek başına kurtuluşun imkânsız hale geldiği bir dünyada, gidilen yolun çıkmaz sokak olduğunu, buradan ne insanlığa ne kendilerine mutluluk çıkmayacağını söyleyen batılı düşünürlerin görüşlerinin eşliğinde, insanlığa kavramlarımızı yeniden hatırlatmalı ve geleneğin ihyası için bir teklif götürmeliyiz.</p>
<p>Merhamet olmadan adil olunamaz. Toplumdaki düzen sadece merhametten yoksun sert yasalarla sağlanamaz. Şiddet merhametsiz önlenemez. Şiddet faillerindeki kötü duyguların anlaşılıp kaldırılması için de merhamete ihtiyaç var. Şiddet mağdurlarının acısını dindirmek için faili cezalandırmak nasıl merhametin gereğiyse, şiddet faillerinin niçin bu şiddete düştüğünü anlamak ve kişileri şiddete yönlendiren ortamı ortadan kaldırmak da merhametin gereğidir. Kadim medeniyetimiz ancak ve ancak bir merhamet medeniyetidir. Bugün başımıza menfi manada ne geldiyse bu merhamet medeniyeti idealimizden uzaklaşmanın sonucudur… (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Şiddetin Önlenmesi İçin Uygulanabilir Çözümler Önermek</strong></p>
<p>TİHEK tarafından düzenlenen Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı’na STK temsilcili sıfatıyla katılan MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Av. Nesip YILDIRIM tarafından sunulan “Şiddetin Önlenmesi İçin Çözüm Önerileri” konulu tebliğini özetle aktarmakta yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p><strong>Ebeveynler!</strong> Çocuklarımızı ve eşimizi arabadan, kıyafetten ve kendi keyfimizden daha çok <strong>sevelim</strong>. Bizde bulamadıkları sevgiyi, başka yerde aramasınlar. İşimize nasıl zaman ayırıyorsak, eş ve çocuklarımıza da zaman ayıralım. Sosyal medyada gezerken onlara yabancılaşıyoruz. “Paylaşım” ve “durum” yapma hastalığından kendimizi kurtaralım.</p>
<p><strong>Eğitimciler!</strong> Önce iyi insan olmayı, kötülük yapmamayı, yalan söylememeyi, erdemli, ilkeli ve dürüst insan olmayı öğretelim. Sınav ve ezber odaklı eğitim yerine konuşan, tartışan ve yaşayan bireyler yetiştirelim. Güzel ahlakı yaşayarak anlatalım onlara. Şiddetin hak arama yöntemi olmadığını öğretelim.</p>
<p><strong>STK yöneticileri ve kanaat önderleri!</strong> Makam ve dünyalık için çalışmayı bırakıp sadece Allah rızası için çalışalım. Asıl vazifemiz iyi insan olmak ve iyi insan yetiştirmektir. Şeffaf, hesap verebilir olalım. Asla yalan söylemeyelim. Yalan söyleyenleri dışlayalım, dürüstlere değer verelim.</p>
<p><strong>Medyayı denetleyenler! </strong>Şiddet içeren filmlere, dizilere ve özellikle çocuk çizgi filmlerine normal kanallardan doğrudan ulaşılmasını engelleyin. Öldürme ve şiddet içerikli haberlere sınırlar getirilsin. Sosyal medyadaki hakaret ve iftiralarla etkin mücadele edilsin, failleri cezalandırılsın.</p>
<p><strong>İktidarı elinde tutanlar!</strong> Temel hak ve özgürlüklerin tanınması, korunması ve hayata geçirilebilmesi gerekir. Ayrımcılık yapılmamalıdır. Zira bu hakların sağlanmaması gerilim ve huzursuzluğun artmasına neden olacaktır.</p>
<p>Sadece kadının beyanının yeterli sayılması adalete aykırıdır. Boşanma sürecinde taraflar ölçüyü ve orantıyı kaçırıp eşini karalayabilmektedir. Yargı erkini kötüye kullanan, eşine iftira atan ve adli makamları yanıltanlara ceza soruşturması açılmalıdır. Aile içerisindeki sorunlar öncelikle “hakem/ uzlaştırmacı” müessesesine getirilmeli, boşanma öncesinde tarafların bu yapıya başvurması zorunlu tutulmalıdır.</p>
<p><strong>Yargı mensupları!</strong> Şiddetin artmasının sebeplerinden biri de <strong>cezasızlık</strong> sorunudur. Şiddeti önlemek istiyorsak, yapanın yanına kâr kalmayacağı etkin bir kolluk ve adalet mekanizmasının olması gerekir. Şiddete uğrayan birey, hak arama yoluna başvurduğunda, aylar ve hatta yıllar sürecek soruşturma ve kovuşturmaya muhatap olduğunda bıkkınlık, yılgınlıkla ve umutsuzluğa düşebilmektedir. Özellikle basit meselelerde doğrudan olay yerine giden savcı ve/ya hâkim, tarafları dinleyip, olayı yerinde görüp para cezası veya diğer yaptırımlarla meseleyi hızlıca çözebilir. Mazluma ve hatasını anlayana merhamet, ağır insan hakkı ihlali yapanlara ise etkin ceza gerekir.</p>
<p><strong>Mülki amirler ve kolluk kuvvetleri!</strong> Şiddetin önlenmesi için eğitim sürekli eğitimler alınmalı, hak temelli sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bizzat olayın mağdurları bu eğitimlerde dinlenilmelidir. Olaylara müdahale esnasında <strong>ölçülülük ve orantılılık</strong> ilkeleri ihlal edilmemeli, orantısız tepki veya tahrikle karşılaşıldığında dahi kolluk mensupları öfkelerini kontrol edebilmelidir. Müdahalelerin zulme dönüşmemesi için etkin denetim sağlanmalı, nefret söyleminden kaçınmalı, dışlamak yerine topluma kazandırmak esas olmalıdır… (<strong>4</strong>).</p>
<p>Şiddetin yaygınlaşarak insanlığı esir almasının önüne geçilebilmesin ve sosyal sağlığımızı korumak için şiddetin tüm nevileriyle en aza indirilebilmesi mücadelesinde her birimizin üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>POLAT, Oğuz. (2016). “<strong>Şiddet (Violence)</strong>”. https://dergipark.org.tr, MÜHF &#8211; HAD, C.22, S.1, s.15-34.</li>
<li>TİHEK. (2019). “<strong>Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Basın Açıklaması</strong>”. Ankara. https://www.tihek.gov.tr/siddetin-onlenmesi-calistayi-basin-aciklamasi, 11.11.2019.</li>
<li>ARSLAN, Süleyman. (2016). “<strong>Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Açış Konuşması</strong>”. Ankara. https://www.tihek.gov.tr/tihek-baskani-suleyman-arslanin-siddetin-onlenmesi-calistayi-acilis-konusmasi, 15.11.2019.</li>
<li>YILDIRIM, Nesip. (2016). “<strong>Şiddetin Önlenmesi İçin Çözüm Önerileri</strong>”. TİHEK Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Ankara: 16.11.2019. http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/seminer-panel-konferans/3/siddetin-onlenmesi-icin-cozum-onerileri/13675, 18.11.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞ AHLAKI BİLİNCİNİ GELİŞTİRMEK VE YAYGINLAŞTIRMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/is-ahlaki-bilincini-gelistirmek-ve-yayginlastirmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/is-ahlaki-bilincini-gelistirmek-ve-yayginlastirmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 21:12:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AYHAN KARAHAN]]></category>
		<category><![CDATA[BM İŞ DÜNYASI VE İNSAN HAKLARI REHBER İLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENGİN YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[KAMU BAŞDENETÇİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHARREM BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[MUHARREM KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT ERDOĞMUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[REŞAT PETEK]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEKİB AVDAGİÇ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEREF MALKOÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE İŞ AHLAKI ZİRVESİ 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=957</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) (1) tarafından her yıl düzenlenen Türkiye İş Ahlakı Zirvesi (2) bu yıl “İş Ahlakı, Hukuk ve Adalet İlişkisi” temasıyla 9 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de gerçekleştirildi. Düzenleme Heyeti Başkanı Prof.Dr. Nihat Erdoğmuş’un karşılama konuşmasında belirttiği üzere zirvesinin iki temel amacından ilki, iş ahlakına yönelik sorunlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) (<strong>1</strong>) tarafından her yıl düzenlenen Türkiye İş Ahlakı Zirvesi (<strong>2</strong>) bu yıl “İş Ahlakı, Hukuk ve Adalet İlişkisi” temasıyla 9 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de gerçekleştirildi. Düzenleme Heyeti Başkanı Prof.Dr.<strong> Nihat Erdoğmuş</strong>’un karşılama konuşmasında belirttiği üzere zirvesinin iki temel amacından ilki, iş ahlakına yönelik sorunlar hakkında duyarlılık oluşturmak ve bu sorunları aşmak için çözüm önerileri sunmak, ikincisi ise iyi örnekler üzerinden iş dünyasını iş ahlakını uygulamaya teşvik etmektir.</p>
<p>2016 yılından başlayarak iş ahlakı eğitimi, üretimde iş ahlakı ve kamuda iş ahlakı temalarıyla yapılan zirvenin dördüncüsü “iş ahlakı, hukuk ve adalet ilişkisi”ni konu edindi.</p>
<p><strong>İş Ahlakı Uygulamalarındaki Hukuki Boşluğu Doldurmak</strong></p>
<p>Zirvenin açış konuşmasında ahlak ile hukukun uygulanmadığı bir yerde adalet beklenemeyeceğini vurgulayan İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ayhan Karahan</strong>, ahlakın genelde kişiye özel bir davranış şekli olarak tanımlandığına, yaptırımı olmadığı için ahlaki davranışların keyfilik içerisinde olduğuna, Türkiye’de bu konuda hukuk desteğinin yetersiz kaldığına dikkat çekti. Avrupa’da iş ahlakının kişisel bir tercih olmaktan çıkartılıp hukukla desteklendiğini hatırlatan Karahan, 2018 yılında gerçekleştirdikleri ankette iş ahlakı ve hukuk ilişkisini incelediklerini, ankete katılanların yüzde 90’ının iş ahlakı uygulamalarında yasal boşluğun bulunduğu ve bu boşluğun kanunla doldurulması gerektiğini belirttiğini açıkladı.</p>
<p>Moderatörlüğünü 25 ve 26. Dönem Milletvekili Av. <strong>Reşat Petek</strong>’in yaptığı “İş Hayatında İnsan Hakları, Ahlak ve Adalet İlişkisi” başlıklı ilk oturumda; Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Prof.Dr. <strong>Engin Yıldırım</strong> ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. <strong>Muharrem Kılıç</strong> birer tebliğ sundu.</p>
<p>Tebliğinde şirketlerin insan hakları alanında duyarlılık göstermesinin sıradan bir toplumsal yarar değil, topluma olan borcunun yerine getirilmesinden kaynaklandığına dikkati çeken Yıldırım; “Burada koruma, saygı gösterme ve telafi etme olarak 3 temel sac ayağı vardır. Şirketler insan haklarını korumakla ve saygı göstermekle yükümlüdür. Eğer faaliyetlerinden bir zarar olmuşsa o zararı telafi etmekten de sorumludur. Bu 2013 yılında kabul edilen, 8 ana ve 24 tamamlayıcı ilkeden oluşan BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nde de yer alıyor. Bunun bağlayıcı bir hukuki yönü yok, gönüllü bir uygulama ama şu an BM İnsan Hakları Konseyi çerçevesinde uluslararası düzeyde bağlayıcılığı olan İş Dünyası ve İnsan Hakları Sözleşmesi çalışmaları yapılıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel kapitalist sistemin küresel ölçekte sermayedarların ve emperyal devletlerin çıkarlarını korumaya yönelik kavram ve söylemler icat ederek varlıklarını sürdürdüğünü anlatan Kılıç ise çalışma hayatında bu sistemin getirdiği düzenlemelerin insan kaynakları uygulamaları yoluyla yaygınlık kazandığını ve çalışma hayatında önemli insan hakları sorunlarına sebep olduğunu örneklerle ortaya koydu (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Adaleti Temin Etmek ve Ahlakı Ayakta Tutmak </strong></p>
<p>Moderatörlüğünü Hukuk Vakfı Başkanı Av. <strong>Muharrem Balcı</strong>’nın üstlendiği “Kamu ve Özel Sektörde İş Ahlakı, Hukuk ve Adalet İlişkisi” başlıklı ikinci oturumda ise Kamu Başdenetçisi Av. <strong>Şeref Malkoç</strong> ve İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Şekib Avdagiç</strong> tebliğlerini sundu.</p>
<p>İnsanın görevinin adaleti temin etmek ve ahlakı ayakta tutmak olduğunu hatırlatan Malkoç, doğru ile yanlışı akıl ve adaletle ayırt edilebildiğimizi belirterek Kamu Denetçiliği Kurumu’nu şu ifadeleriyle özetledi: “Biz devlet ile millet arasında bir barış köprüsüyüz, mahkeme değiliz, ama idareyi denetliyor ve karar veriyoruz… Adalete ulaşmada 3 unsur önemlidir. Birincisi <strong>kolay</strong> olması, ikincisi ucuz veya <strong>bedava</strong>, üçüncüsü de adaletin <strong>hızlı</strong> olmasıdır. Başvurulardan harç, başvuru, bilirkişi parası almıyoruz hepsini kendimiz karşılıyoruz. 2019 yılı 31 Ekim itibarıyla bize yapılan başvuruların toplamı 17 bin 145&#8217;tir. 2019 yılında verdiğimiz karar sayısı 18 bin 527&#8217;dir.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Ahlaki ilkelerin eskiden beri gelen ve düzeni sağlayan niteliğe sahip olduğunu, korumacılığın ve küreselleşmenin ahlaki ilkelerin aşınmasına ve kaybolmasına etki ettiğini vurgulayan Avdagiç, işletmelerde ahlak ile hukukun yan yana olduğunu, sözleşmelere riayet etmenin sadece hukuki baskı sebebiyle değil aynı zamanda ahlaki bir ödev olarak da görülmesi gerektiğine dikkat çekerek tebliğini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Her şeyden önce işletmeler, uygulamalarını ve ilişkilerini, iş ahlakı çerçevesinde çizmelidir. Bu faktörle firmalar, iş ahlakının önemini kavrayıp sosyo-ekonomik süreçte uygulamalarını geliştireceklerdir. Politik alanın istikrarlı bir şekilde ilerlemesi sağlanmalıdır. Ahlaki ilkelerin uygulanmasında iş dünyasının belli ilkeler temelinde örgütlenmesi de önemlidir. Gerek kamuda gerek özel sektörde gerekse <strong>tüm çalışma alanlarında iş ahlakı ilkelerini temel alan bir anlayışın olması</strong>, kurumsal yapının oluşturulması, iş ahlakının yaygınlaşması açısından oldukça önemlidir. Özetle iş ahlakı, tüketicilerden çalışanlara kadar tüm toplumu, çevreyi ve ticari hayatın her alanını ilgilendiriyor. Ticari hayatta ahlak kurallarının referans alınması, sorunları daha ortaya çıkmadan önleyecek, tüm tarafların yararına olacaktır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Ahlakı ve Hukuku Gözeterek İlerlemek</strong></p>
<p>İş Ahlakı Zirvesi 2019 oturumlarında öne çıkan tespit ve öneriler, sonuç bildirgesinde aşağıdaki şekilde ifade edilerek sıralanmıştır (<strong>4</strong>):</p>
<ol>
<li>İş ahlakı, hukuk ve adalet birlikte ele alınması gereken ve birbirini besleyen kavramlardır. Ahlak ile hukukun uygulandığı yerde adalet ortaya çıkmaktadır. Hukuk ve adaletin olmadığı yerde <strong>iş ahlakı ilk kaybolan değer</strong> olmaktadır.</li>
<li>İşletmelerde yaşanan sorunların çözümünde ve iş ahlakının yaygınlaşmasında <strong>dürüstlükten hiçbir şekilde taviz verilmemelidir</strong>. Burada işletme yöneticilerine büyük görev düşmektedir.</li>
<li>İş dünyasında, iş ahlakı ile ilgili <strong>hukuk desteğinin yetersizliği</strong> en önemli eksikliklerin başında gelmektedir. İş dünyasında ahlaki uygulamalar bağlamında hukuk eksikliği öncelikle giderilmesi gereken bir meseledir. İş ahlakının uygulanmasında kişilerin inanç ve değerleri oldukça önemlidir. Bununla birlikte, iş ahlakının hukukla beslenmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. İş ahlakı uygulamalarında yaptırım olmadığı zaman, ahlaki davranışlar keyfilik içerisinde kalmakta ve yeterli karşılığı bulunmamaktadır.</li>
<li>İş ahlakı, hukuk ve adalet temelinde gelişen <strong>girişimcilik</strong> ülkelerin refahı ve kalkınması için büyük öneme sahiptir ve teşvik edilmelidir.</li>
<li>İş ahlakı, tüketicilerden çalışanlara kadar tüm toplumu, çevreyi ve ticari ve sınai hayatın her alanını ilgilendirmektedir. Ticari ve sınai hayatta <strong>ahlak kurallarının referans alınması</strong>, sorunları daha ortaya çıkmadan önleyecek, tüm tarafların yararına olacaktır.</li>
<li>Ahlak, ticareti besleyen ve üretimi verimli kılan bir niteliğe sahip olduğu için, <strong>‘piyasada tutunmak</strong>’ hem üretimde hem de pazarlamada <strong>dürüstlükle mümkündür</strong>. İş ahlakını bir hayat tarzı olarak benimseyen ve iş ahlakı ilkelerine önem veren toplumlar ekonomik kaynaklarını daha etkili ve verimli kullanmaktadır.</li>
<li>İş ahlakı alanında sorun yaşanmaması veya bu sorunların azaltılması için taraflar arasında yapılan sözleşmelerde hem ahlaki hem de hukuki ilkelere uygun düzenlemeler gerekmekte ve bu düzenlemelere hem ahlaken hem de hukuken uymak gerekmektedir. Ahlak ile hukuk yan yanadır. Bu yüzden <strong>sözleşmelere uymak ve gereğini yapmak</strong> sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.</li>
<li>İş dünyasında kamu ve özel sektör kuruluşları ve STK’lar <strong>insan haklarını korumakla</strong> ve buna saygı göstermekle yükümlüdür. Bu kuruluşlar, faaliyetleri sonucu bu konuda bir zarar doğarsa, o zararın telafi edilmesinden sorumludur.</li>
<li>İşletmelerin gönüllülük esasına dayalı sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeye başlamış olmaları iyi bir gelişme olmakla beraber, <strong>sosyal sorumluluk faaliyetlerinin yapılış amacı ve şekli</strong> iş ahlakına ve hukuka uygun olmalıdır.</li>
<li>Kamuda iş ahlakı, hukuk ve adaletin yaygınlaşması için kamu idarelerinin <strong>şeffaf, insan odaklı ve denetlenebilir</strong> idareler olması gerekmektedir. Vatandaşın hak araması için geliştirilen CİMER ve Kamu Denetçiliği gibi sistem ve kurumların varlığı önemli olup daha da etkin çalışması sağlanmalıdır.</li>
<li>Modern kapitalist sistem hegemonik bir nitelik ve söyleme sahip olup, iş ahlakı, hukuk ve adalet konusunda ciddi sorunlar doğurmaktadır. Sadece ‘kâr maksimizasyonu’ güdüsüyle hareket etmek, işletmelerin ahlaki anlamda had safhada sorunlar yaşamasına sebep olmaktadır. Küresel kapitalist sistem küresel ölçekte sermayedarların ve emperyal devletlerin çıkarlarını korumaya yönelik kavramlar ve söylemler icat etmektedir. Modern kapitalist sistem disiplin ve düzenlemeler yoluyla iktidarını sürdürmektedir. Sistemin mevcut işleyişi, iş ahlakı, hukuk ve adalet ilişkisini bozmakta ve bu konularda önemli sorunlar doğurmaktadır. Başta küresel iş ortamı olmak üzere tüm iş ortamlarında <strong>insanın sömürülmesine karşı çıkan</strong>, insanın insanla, insanın çevreyle ve insanın Mutlak Yaratıcıyla uyum içinde varlığını sürdürmesine imkân veren bir iş ortamı oluşturulması gerekmektedir.</li>
<li>Günümüzde iş dünyası ile insan hakları ilişkisinde çok uluslu şirketler özel bir öneme sahiptir. Pek çok ulus devletten daha büyük ekonomik ve toplumsal güce sahip bu şirketler farklı ülkelerde toplumsal hayatı önemli ölçüde etkilemektedir. 1990’lı yıllardan itibaren küreselleşmenin artmasıyla, çok uluslu şirketlerin insan hakları alanında birtakım sorumlulukları öne çıkmaya başlamıştır. Bu şirketlerin insan haklarına uygun davranmalarına yönelik mekanizmaların geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Küresel düzeyde BM ve benzeri kuruluşlar tarafından oluşturulan <strong>iş dünyasında insan haklarını düzenleme ve geliştirme</strong>ye yönelik rehber ilkelerin ve sözleşmelerin bağlayıcılığı ve yaptırım gücünün artırılmalıdır.</li>
<li>Hukuka uygun olan bir şey ahlaka uygun olmayabilir, bu yüzden vicdan önemlidir. <strong>Ahlak</strong>, piyasa iradesinin üzerinde bir vicdan iradesinin oluşmasını sağlayan <strong>güçlü bir dayanaktır</strong>.</li>
<li>Üretici, tüketici ve toplumun memnuniyetini ve haklarını tesis eden bir iş yapma anlayışının yerleştirip yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu bağlamda <strong>iş dünyasının ahlaki ilkeler temelinde yeniden yapılandırılması</strong> önem arz etmektedir.</li>
<li>Özel sektör ve kamuda iş ahlakının yaygınlaşması için, tüm çalışma alanlarında <strong>iş ahlakı ilkelerini temel alan</strong> bir anlayışın geliştirilmesi ve kurumsal yapıların oluşturulması gerekmektedir.</li>
<li>Ahlaki ilkeler eskiden beri var olan ve sosyal düzeni ve adaleti sağlayan bir niteliğe sahiptir. <strong>Ahilik sistemi</strong> asırlardır bu topraklarda başarıyla uygulanmıştır. Ahilik zengin ile fakir, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, halk ile devlet arasında iyi ve sağlam ilişkiler kurulmasını sağlamış, hem üretimi hem de sosyal düzeni tesis etmiştir. Bu yüzden ahilik sisteminden bugüne yönelik uygulamalarının geliştirilebileceği çalışmalar yapılmalıdır.” (<strong>4</strong>).</li>
</ol>
<p>Devletin ve toplumun kalkınması ve ilerlemesi için nitelikli çalışmalarına bir yenisini ekleyen İGİAD yönetimini, İş Ahlakı Zirvesi’nde kıymetli birikimlerini paylaşan konuşmacıları, zirvenin başarıyla tamamlanmasında görev alanları ve katılımcıları yürekten tebrik ediyorum. Yoğun emek mahsulü bu zirvenin çıktılarının devlet erkânı gerekse toplum nezdinde hak ettiği ilgiye mazhar olması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>https://<strong>igiad</strong>.org.tr/, 11.11.2019.</li>
<li>http://<strong>isahlakizirvesi</strong>.com, 11.11.2019.</li>
<li>https://igiad.org.tr/<strong>tiaz-19</strong>, 11.11.2019.</li>
<li>https://igiad.org.tr/images/tiaz19/<strong>TIAZ19_Bildirge</strong>.pdf, 11.11.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/is-ahlaki-bilincini-gelistirmek-ve-yayginlastirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL’DA YAŞAYAN SURİYELİ AİLELERİN  PARÇALANMASINA MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 20:31:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLER GÜNEŞ ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL UYUM]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ AİLELER]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ SIĞINMACILAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=955</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (<strong>1</strong>). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir.</p>
<p>İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.</p>
<p>Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak ve aileleri parçalayacaktır.” tespitini yapan MAZLUMDER, çözüm önerilerini de şu şekilde sıralamıştır:</p>
<ol>
<li>Haklı mazereti olanların başvuru yapabilecekleri bir merci acilen ihdas edilmelidir.</li>
<li>Bu mercie başvuru yapanlara, başvuru sonuçlanana kadar süre tanındığını gösteren bir belge verilmelidir.</li>
<li>Soruna kalıcı çözüm bulmak için etkin bir araştırma yapılmalıdır.</li>
<li>Ailesi İstanbul’da yaşayanlara eski kimlikleri teslim edilmelidir (<strong>1</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunları Bilimsel Yöntem ve Tekniklerle Tespit Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’nin hemen her şehrinde Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Ancak sığınmacı sorunları daha çok İstanbul’da karşımıza çıkmaktadır. Bu haftaki yazımda, İstanbul’da yaşayan Suriyeli sığınmacıların göç sonrasında yaşadıkları sorunları inceleyen bir doktora tezine dikkatlerinizi çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda dört yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Eylül 2018’de tamamlanan çalışma <strong>Arş.Gör.Dr. Güler GÜNEŞ ASLAN</strong>’a ait. 76 Suriyeli sığınmacı ile Türkçe, Arapça ve Kürtçe bilen tercüman eşliğinde derinlemesine mülakatlar yapılarak elde edilen veriler analiz edilip temalara ayrılmıştır. Alanda belirlenen sorun temaları tartışıldıktan sonra çözüm önerileri de sunulmuştur.</p>
<p>“Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği” başlıklı bu tez çalışmasından (<strong>2</strong>) ürettiğimiz “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği” başlıklı makaleye (<strong>3</strong>) göre Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşadığı sorunlar çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Sorun temaları temel ihtiyaçlarını karşılama, toplum tarafından saygı ve değer görme, topluma katılım gibi çeşitli alanlarla ilgilidir. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmını şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“Savaş ve zorunlu göç sebebiyle ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar ve travmalar karşılaşılan yeni sorunlarla baş etmeyi zorlaştırmaktadır. Farklı bir ülkeye göç etmekten kaynaklanan gelinen <strong>ülkenin dilini bilmemek</strong> diğer sorunları besleyen önemli bir ana sorundur. Katılımcıların büyük çoğunluğu Türkçe bilmemektedir ya da kısıtlı düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu durum günlük hayatı, çalışma hayatını ve resmî dairelerle iletişimi olumsuz etkilemektedir. Sığınmacılar kendileriyle ilgili mevzuata da hâkim olmadıkları için çeşitli hak ve ödevlerinden haberdar olamamaktadır. Bu açıdan kayıt olma, kimlik belgesi edinme, hastane, okul gibi yerlerden kamu hizmeti alma hususlarında oldukça zorlanmaktadırlar. Bu durum Suriyelilere kamu hizmeti veren personeli de olumsuz yönde etkilemektedir. Tercüman bulunduran kurumlarda işler görece daha kolay olsa da tercümanı olmayan kurumlar açısından iş zorlaşmaktadır. Dil bilmemek Suriyeli kadınları daha izole bir hayata mahkûm etmektedir. Suriyeli kadınlar açısından Suriyeli erkeklerin korumacı tutumunun da bunun üzerinde etken olduğu gözlenmiştir.” (s.1618).</p>
<p>“Katılımcıların resmî dairelerdeki işleriyle ilgili yaşadıkları en önemli sorun <strong>kimlik belgesi</strong> sorunudur. Suriyeliler Türkiye’ye ilk geldiklerinde kendilerine misafir olduklarını gösteren bir kart verilmiştir. Daha sonra Suriyeliler kamu idaresi tarafından kayıt olmaya teşvik edilmiş ve bulundukları şehirde geçerli olan ve 98’le başlayan kimlik numarası olan kimlik belgesi verilmiştir. Bu uygulama yeniden değiştirilmiş ve bu sefer kamu idaresi tarafından 99’la başlayan 11 haneli kimlik numarası olan yeni bir kimlik belgesi verilmeye başlanmıştır. Bazı katılımcılar ilgili kimlik belgesine sahip değilken, bazıları farklı şehirde kayıtlı kimlik belgesine, bazıları da 98’le başlayan kimlik belgesine sahiptir. Katılımcılar, 98 ile başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi yerine, 99’la başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi almakta zorlandıklarını ya da kayıtlarını İstanbul’a almakta zorlandıklarını beyan etmiştir.</p>
<p>Kimlik belgesi sorunu önemli bir meseledir. Çünkü kişileri kamu hizmeti almaktan mahrum etmektedir. Bir vakada bir kadın başka bir kadının kimlik belgesi ile doğum yapmıştır. Dolayısıyla kendi çocuğunun kimlik belgesinde başka bir kadının ismi yazmaktadır. Kimlik belgesi almayı zorlaştıran önemli sebeplerden biri müracaat için <strong>istenen belgelerin bölgeden bölgeye değişmesi</strong>dir. İlaveten bazı Suriyeliler kimlik belgesi almak için müracaat ettiklerinde kendilerinden üzerlerine kayıtlı fatura ve ikametgâh istendiğini beyan etmiştir. Ancak, kimlik belgesi olmayan birinin bunları edinmesi imkânsızdır. Kimlik belgesi alırken istenen belgelerin de <strong>bölgeden bölgeye </strong>değişmesi hizmet verenler açısından <strong>uygulama farklılığı</strong> olduğunu göstermektedir. Bu durum hizmet veren ve hizmet alanlar açısından dezenformasyon olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dil sorununun etkisiyle Suriyelilerin daha çok <strong>bedensel emeğin yoğun olarak verildiği</strong> konfeksiyon, inşaat, lokantacılık, marangozluk, ayakkabıcılık, fırıncılık, elektrikçilik gibi işlere yöneldikleri görülmüştür. Katılımcılar ve çalıştırılan çocuklar yoğun olarak konfeksiyon alanında çalışmaktadır. Konfeksiyon kayıtsız elemanların yoğun olarak çalıştığı, parça başı ücretlendirme yapıldığı ve ödemelerin zaman zaman düzensiz yapıldığı, çalışma saatlerinin zaman zaman uzayabildiği bir çalışma alanıdır… Yükseköğretim mezunu olanlar da kendi mesleklerini -dili öğrenememe ve <strong>diploma denkliği alamamak</strong>tan dolayı- yapamamaktadır.” (s.1619).</p>
<p>Suriyeli sığınmacıların aynı işi yapan Türk işçilere kıyasla daha düşük ücret alıp daha fazla süre çalıştıkları, ücretlerinin işveren tarafından eksik veya düzensiz verildiği ya da hiç verilmediği, çoğunun sigortasız ve eğitimlerine göre vasıfsız işlerde çalıştıkları, çalışma ortamında taciz ve şiddete maruz kaldıkları, Türk işçilerin de işsizlik ve iş piyasasında ücretlerin düşmesinden dolayı Suriyelileri sorumlu tuttukları başka akademik çalışmalarda da tespit edilmiştir.</p>
<p>Çoğu zaman hazırlıksız olarak gerçekleşen sığınma vakalarında <strong>ekonomik sorunlar</strong> yıpratıcı olmaktadır. İstanbul’da yaşayan Suriyeliler örneğinde daha az gelir getiren işlerde çalışma, kadınların çalışma hayatına katılamaması ya da düşük gelirli işlerde çalışması, engelli ve yaşlıların çalışma hayatına katılamaması gibi sebeplerle temel ihtiyaçlardan kısmak yaygın bir durumdur. Ekonomik sorunlar çocukların çalıştırılmak zorunda kalması ve bu yüzden eğitimden mahrum bırakılmaları sonucunu da doğurmaktadır.</p>
<p>“Ekonomik sorunların diğer uzantısı <strong>barınma sorunları</strong>dır. Bazı katılımcılar birkaç aile beraber yaşadıklarını beyan ederken, katılımcılar yaygın olarak <strong>kötü şartlardaki evlerde</strong> yaşadıklarını buna rağmen <strong>yüksek kira</strong> ödediklerini beyan etmiştir. Yakın akrabalarla <strong>birkaç aile iç içe yaşamanın</strong>, özel alan kalmaması ve çocuk yetiştirirken zorlanmak gibi <strong>ev içi sorunlara</strong> sebep olduğunu bazı katılımcılar belirtmiştir.” (s.1621).</p>
<p><strong>Suriyeli Sığınmacılara Psiko-sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>“Dil bilmemekle etkileşim halinde olan bir diğer sorun <strong>psiko-sosyal sorunlar</strong>dır. Öncelikle Türk toplumu ve Suriyeliler yeterince etkileşime girmemektedir. Katılımcılar çoğunlukla Türklerle arkadaş olmak, komşuluk yapmak ve birbirine gidip gelmek gibi sosyal etkileşimlere girememektedir. Bazı katılımcılarla etkileşim halinde olanlar genelde Arapça veya Kürtçe bilen Türk vatandaşlarıdır. Ortak dil bilmeden arkadaşlık veya komşuluk etmek, birbirine gidip gelmek gibi etkileşimler nadir olarak görülmektedir. Türk toplumundan <strong>kötü davranış ve dışlanma</strong> ile karşılaştığını belirten Suriyeliler bulunmaktadır. Kimisi de dil bilmediği için izole bir hayat sürmekte ve bu tür etkileşimlerden kaçınmaktadır. Suriyeliler genellikle aile fertleriyle ve diğer Suriyelilerle görüşmekte, yaşanılan sorunlar aile içi yardımlaşma ve diğer Suriyelilerden gelen enformasyonla halledilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Yalnızlık, <strong>sosyal izolasyon</strong> yaygın olarak görülürken bununla beraber duygusal tükenmişlik, sorunlar karşısında çaresizlik yaygın olarak dile getirilmektedir.  Kayıp ve travma yaşamak yaygın olarak görülmektedir. Savaşa maruz kalmak, yaralanmak, sağlığını, sevdiklerini, evini, mal varlığını, vatanını kaybetmek gibi travmatik kayıplara ek olarak göç sonrası <strong>aile fertlerinin ve akrabalarının birbirinden ayrılması </strong>katılımcı Suriyelileri derinden etkilemektedir.” (s.1622).</p>
<p>“Vatanlarına geri dönüşle ilgili belirsizlik kişileri geçicilik ve kalıcılık arasında arafta bırakmaktadır. “Nasılsa döneceğiz” düşüncesiyle dil öğrenilmemekte, bunun yanında “evimiz yıkıldı, savaş var nereye döneceğiz” düşüncesi dile getirilmektedir. Kimisi farklı bir ülkeye gitmeyi düşünürken, kimisi de bir gün ülkesine geri dönmeyi hayal etmektedir.</p>
<p><strong>Ev içi şiddet</strong>, çocuk yetiştirme sorunları gibi ev içi sorunlar yaygın olmasa da dile getirilmiştir. Suç mağduru olmak, <strong>kaçırılma korkusu</strong> da yaygın olmasa da dile getirilen bir diğer sorundur. <strong>Sağlık sorunları </strong>ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu dile getirilen diğer sorundur. Sağlık hizmetlerine erişimi, kimlik belgesi sahibi olmamak ve dil bilmemek etkilemektedir. <strong>Eğitimle ilgili</strong> dile getirilen <strong>sorunlar</strong>a bakılırsa maddi imkânsızlıklar yetişkinler açısından eğitim kaynağına erişememeyi, çocuk ve gençler açısından eğitimden uzak kalmayı doğurmaktadır. Katılımcılar arasında çocukların çalıştırılması çok yaygın değilse de göz ardı edilemeyecek durumdadır. Çalıştırılan çocukların erkek çocuklar olduğu görülmüştür (s.1623).</p>
<p>Katılımcıların yaklaşık beşte biri hiçbir yerden <strong>sosyal destek</strong> alamadıklarını belirtirken, azımsanmayacak bir kısmının da sosyal destek ve sosyal hizmet hakkında bilgi sahibi olmadığı gözlenmiştir. Sosyal hizmetin ne olduğu sorulduğunda katılımcıların <strong>hiçbirisi</strong> <strong>sosyal hizmeti bilmediğini</strong> beyan etmiştir. Bu durum sığınmacıların psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının etkisini daha da ağırlaştırmaktadır.” (s.1624).</p>
<p><strong>Sorunlara Hakkaniyet Temelinde Kalıcı Çözümler Bulmak</strong></p>
<p>“<strong>Sonuç </strong>olarak Suriyeli sığınmacıların maruz kaldığı ekonomik sorunlar, bağlantılı olarak barınma sorunlarını beraberinde getirmekte, sığınmacılar temel ihtiyaçlarından kısarak gelirlerinin çoğunu kiraya vermektedirler. Sıklıkla dile getirilen <strong>kimlik belgesi</strong> sorunu, kamudan eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi çeşitli hizmetleri almayı doğrudan etkilemektedir. Düzenli şekilde sosyal yardım almak toplumda zannedildiğinin aksine yaygın bir uygulama değildir. Yaşanılan kayıp ve travmalar, zorlu hayat şartları ve sosyal izolasyon sığınmacılarda tükenmişlik oluşturmaktadır. Akrabalık bağlarına önem veren Suriyeliler, aile fertleri ve <strong>yakın akrabalardan uzak kalmayı</strong> önemli bir sorun olarak görmektedir. Bu durum sığınmacıların sosyal destek mekanizmalarını zayıflatmaktadır. Göç süreciyle ilgili belirsizlik, hayat şartları, kültürel farklılıklar ve vatan hasreti gelinen topluma uyumu olumsuz etkilemektedir (s.1625). Belirlenen sorun alanlarından yola çıkılarak şu <strong>öneriler</strong> getirilebilir (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Sığınmacılar topluma katılım, yasal hak ve sorumluluklar, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve kendileri için gerekli olan kurumsal ve sosyal kaynaklar hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilikle ilgili toplumda dolaşan kötü propagandaya malzeme teşkil eden yanlış bilgiler ayıklanmalı, toplumda yaygın olarak kullanılan haberleşme kaynaklarında topluma doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları halkı doğru bilgilendirici dokümanlar yayınlamalıdır. Yine ilgili kuruluşlar tarafından göçmenlerin topluma sağladıkları faydalar da vurgulanmalıdır.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları, bu insanlarla ilgili bilgileri içeren bir veri tabanı oluşturmalı ve çeşitli hizmetleri eşgüdüm halinde gerçekleştirmelidir.</li>
<li>Kamu çalışanları sığınmacılar ve mültecilere yönelik mevzuat ve bu kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durum sığınmacıların teori ve uygulama arasındaki farklılıklardan kaynaklanan hak kayıplarını azaltabilecektir. Böylece ilgili yasanın hedeflediği <strong>sosyal uyum</strong> daha hızlı ve daha etkin şekilde gerçekleştirilebilir.” (s.1626).</li>
</ol>
<p>Devleti yöneten ve toplumu yönlendirenler başta olmak üzere tüm ilgililerin bu ve benzeri çalışmaları inceleyerek hakkaniyet temelinde çözüm odaklı söylem ve eylemler ortaya koyması temennisiyle… (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Suriyeli Aileler Parçalanmasın!</strong>”. http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriyeli-aileler-haksiz-yere-parcalanmasin/13662, 02.11.2019.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler. (2018). <strong>Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği</strong>. Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2018, 211 s. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp, 30.09.2018.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler ve Fethi GÜNGÖR. (2019). “<strong>Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği</strong>”. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, ISSN: 2528-9527, E-ISSN: 2528-9535 Yıl: 9, Cilt: 11, Sayı: 18, s.1602-1632. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724674, 01.06.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). “<strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong>”. https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/, 08.06.2015.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE REJİMİN AĞIR HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE DUYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 20:48:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADHAM KAKO]]></category>
		<category><![CDATA[ADRA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET HELMİ]]></category>
		<category><![CDATA[BURAK KARACAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BÜŞRANUR BEGÇECANLI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞU GUTA]]></category>
		<category><![CDATA[EŞREF MUSA]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED FİRAS MANSUR SELEN TEMİZER]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SHEKH YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜM ETGÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NUR HATİB]]></category>
		<category><![CDATA[RİYAD AVLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SNHR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE İŞKENCELER]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛMLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=951</guid>

					<description><![CDATA[Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının gönüllü geri dönüşüne hem de Suriye’de hayatın normale dönmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı yanıbaşımızdaki şer girdabını kırmada önemli bir misyon üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Suriye’de İnsanlığın Ölmesine Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Toplu kıyımlar, fosfor bombası gibi yasak silahların kullanımı, yerleşim yerlerine hava saldırıları, bilhassa hastanelerin hedef seçilmesi gibi süreklilik arz eden sistematik saldırılar, başta hayat hakkı olmak üzere onlarca temel hakkın fütursuzca ihmaline artık kör ve sağır kalmamak gerekmektedir. Suriye’de savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamındaki ağır hak ihlallerinin cezasız kalması, hakkaniyet ve insaniyet duygusunu zedelemesi yanında ihlalci zalimlere pasif destek olma anlamı da taşımaktadır. Zira her türlü zulmüne rağmen insanlığın sessiz kalması, Suriye’deki baş zalimi cesaretlendirmekte ve zulmüne dolaylı bir onay aldığını düşünmesine yol açmaktadır. MAZLUMDER başta olmak üzere bazı insan hakları örgütlerinin Suriye’de işlenen savaş suçlarının ve ağır insan hakları ihlallerinin tespitinde ve engellenmesinde Birleşmiş Milletleri daha etkin görev almaya davet etmesi (<strong>1</strong>) takdire şayan bir davranış olmakla birlikte beş üyesine tanıdığı veto imtiyazını lağvetmekten aciz küresel bir kuruluşun bu mezalimi durduramayacağı açıktır.</p>
<p><strong>Suriye İnsan Hakları Ağı</strong> (SNHR), 26 Haziran İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle yayımladığı raporda, Suriye&#8217;de halk ayaklanmasının başladığı Mart 2011&#8217;den bu yana büyük çoğunluğu Esed rejimi tarafından, 177&#8217;si çocuk, 62&#8217;si kadın toplam 14.227 sivilin <strong>işkence sebebiyle</strong> hayatını kaybettiğini açıkladı. Beşşar Esed rejimi 173&#8217;ü çocuk, 45&#8217;i kadın toplam 14 bin 70 kişiyi işkenceyle öldürdü. Terör örgütü YPG/PKK, 1&#8217;i çocuk, 2&#8217;si kadın toplam 43 sivili işkence ederek katletti. Terör örgütü DAİŞ 1&#8217;i çocuk, 14&#8217;ü kadın toplam 32 sivili işkenceyle öldürürken, kimliği belirsiz taraflar ise 15 sivili işkenceyle öldürdü. Askerî muhalifler 43, Hey’etu Tahriri’ş-Şam ise 24 sivilin işkence sonucu ölümüne sebep oldu. Raporda, bu rakamların yalnızca tespit edilmesi mümkün olanlardan ibaret olduğu, gerçek durumun çok daha ağır olabileceği vurgulandı.</p>
<p>“Rejimin cezaevlerinde yaptığı işkencelerin yanı sıra olumsuz hücre koşulları, sağlıksız ve az gıda ve düzensiz uykunun mahkumlarda psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğu ifade edildi. SNHR 30 Nisan&#8217;da da Esed rejiminin alıkoyduğu ve akıbetleri bilinmeyen 100 binlerce kişiden 890&#8217;ının cezaevlerinde öldüğünü Mayıs 2018&#8217;den itibaren nüfus dairelerine bildirdiğini açıklamıştı. Muhalif kaynaklar, halihazırda rejimin cezaevleri ve sorgu merkezlerine en az 500 bin kişinin tutulduğunu belirtiyor.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Suriye’de Baas rejiminde hep ihlal edilen ama son 9 yılda pervasızca alenen çiğnenir hale gelen insan haklarına örnek olarak Anadolu Ajansı’nın Haziran 2019 sonunda “Suriye’nin İşkence Mağdurları” ana başlığı altında yayımlamış olduğu birkaç haberi özetle aktarmak yeterli olacaktır.</p>
<p><strong>İnsanlık Ayıbı İşkenceleri Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Suriye&#8217;de Beşşar Esed rejimi güçlerince yaklaşık 6 ay alıkonulan ve türlü işkencelere tanıklık eden <strong>Muhammed Firas Mansur</strong>, &#8220;Esed rejiminin zindanlarında rakamlardan ibarettik. Numaram 125&#8217;ti. Bizleri rakamlarla çağırırlardı. Numaramla çağırdıklarında yanıt vermediğim için işkence gördüm.&#8221; dedi. Suriye&#8217;de Esed rejimi ve destekçilerinin, cezaevleri ve sorgu merkezlerinde sebepsiz alıkoyduğu yüz binlerce kişiden biri olan Mansur, 14 Temmuz 2013&#8217;te Şam&#8217;da tutuklandı ve 2 Ocak 2014&#8217;te serbest kaldı. Mansur, rejimin zindanlarında tanıklık ettiği işkenceleri AA&#8217;ya anlattı:</p>
<p>&#8220;Bir gün şehir merkezine dönerken beni takip eden bir güvenlik devriyesine yakalandım. 4. kolorduya sorguya götürüldüm. Orada bir gün işkenceye uğradıktan sonra başka bir güvenlik birimine (Cumhuriyet Muhafızları Birliği) aktardılar. Orada 61 gün kaldım. Daha sonra Askerî Polis Merkezi&#8217;ne oradan da Adra Hapishanesi’ne gönderildim. 4. Kolordu&#8217;da beni yere serdiler. Sonra Şebbihalar beni tekmelemeye başladılar. Şuurumu kaybedene kadar uzun süre vurdular. Cumhuriyet Muhafızları Birliği&#8217;nde ise her gün işkence ritüeli vardı. Burada işlemediğin suçları itiraf etmem için sürekli işkenceler yaparlardı. 60 gün boyunca çeşitli sert işkenceler gördüm. Günde bir defa sadece bayat ekmek kırıkları ile bayat humus verirlerdi. Daha sonra 21.00 civarında yeniden işkence başlardı.</p>
<p>Ayaktan asma, tekerde işkence, suda nefessiz bırakma, plastiği eritip cilt üzerine dökülme, kaynar yağ veya su ile yapılan işkenceler gördük. 50&#8217;li yaşlardaki bir tutuklunun derisi erimişti. İşkence ettikleri kişilere sağlık bakımı yapmazlardı. Bir tutukluyu her gün koğuşun önünde diz çöktürüp ağzına idrarlarını yaparlardı. Bu benim unutmayacağım en zor sahneydi. 16 yaşından küçük çocuklar neden tutuklandıklarını bilmeden işkenceler görüyor. Bir örnek daha vereyim. Kendine yabancılaşma, kendinden kopma sorunu yaşayan 40 yaşındaki bir tutukluya sağlık durumuna bakmaksızın sürekli işkence ettiler. Adam işkenceden dolayı kendinden geçti. Bazen kendini bakan, yetkili ya da doktor zannediyordu… Kafamıza metal ve özel aletlerle vururlardı. Birinin başına gözümüzün önünde vurdular. 48 saat kanlar içinde kaldı. Kimse yardım etmedi…&#8221; Mansur tedavi sonucu işkencenin fiziki izlerinden kurtulduğunu ancak psikolojik etkilerini atlatmanın uzun zaman alacağını kaydetti.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>“<strong>Doğu Guta</strong> bölgesinde başlayan gösterilere katıldığı iddiasıyla muhalif Suriyeli erkeklerin tutuklanarak cezaevlerine atıldığını belirten Abdullah, bunun üzerine eşleri hapishanelerde olan kadınlara ve çocuklarına yardım edebilmek için kadınlardan oluşan bir dernek kurduklarını söyledi. Erkeklerin çoğu öldüğü veya tutuklandığı için tüm yükün kadınların sırtında olduğunu ifade eden Abdullah, Doğu Guta&#8217;ya giriş ve çıkışların yasak olmasından dolayı yardım alamadıklarını anlattı: &#8220;Doktor yok, ilaç yok, mama yok, çok zor durumdaydık, size yaşadıklarımızı anlatamam. Sokaklarda elleri, kolları, kafası kesilmiş yüzlerce ceset vardı. Aileleri öldürülen çocukların sığındıkları evleri benzin dökerek yaktılar, çocuklar dahi yakılarak öldürüldü. Adeta kıyameti yaşadık diyebilirim.</p>
<p>2014 yılında Şam&#8217;a giderken Esed rejimince yakalandım. Gözlerimi kapatarak bilmediğim bir yere götürdüler. Beni 1,5 metrelik demirden yapılmış, tuvaleti içinde bir hücreye attılar. 3 ay boyunca bu hücrede kaldım. İlk 6 gün soruşturmam sürdü. Bana muhaliflerin silahları sakladığı yeri söylememi istediler. &#8216;Benim ilgim yok, sadece insanlara yardım ediyorum.&#8217; desem de inanmıyorlardı. Günde yaklaşık 8 saat işkence sandalyesinde, gözlerim kapalı bir halde işkence ederek beni sorguluyorlardı. Elektrik kablosu ve su hortumuyla beni dövüyorlardı. Bana söyledikleri kötü sözleri size anlatmam mümkün değil, çok kötüydü. Yedinci gün bir kadın geldi ve bana, &#8216;Konuşmazsan büyük kızını getirip senin önünde neler yaparız görürsün.&#8217; diye tehdit etti. &#8216;Silahların yerini söylemiyorsan bari muhaliflerin isimlerini söyle.&#8217; dediler. Sonra bir köpek getirerek üzerime saldılar. Köpek beni dişledikten sonra kendimi kaybedip bayılmışım, sonrasını hatırlamıyorum. 3 ay boyunca tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Adra cezaevine götürüldüm.&#8221; Cezaevinde olduğu dönemde eşinin de gözaltına alındığını ve 1 ay işkence edildiğini aktaran Abdullah, &#8220;Eşimi elbiselerini çıkarıp saatlerce işkence etmişler. Eşimin göğüs kafes kemikleri ve kolu kırılmış. Benim ondan, onun benden haberi yoktu.&#8221; diye konuştu.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Okumak için 19 yaşında gittiği Suriye&#8217;de, Türk istihbaratı adına faaliyet yürüttüğü iddiasıyla tutuklanarak 21 yıl cezaevinde tutulan ve 2016&#8217;da serbest bırakılan Hataylı <strong>Riyad Avlar</strong>, yaşadığı acı dolu günleri ve gördüğü işkenceleri unutamıyor. Halep&#8217;te gözaltına alındıktan sonra 2 yıl hücrede tutulan Avlar, falaka, askıda elektrik, cinsel saldırı gibi işkencelere maruz kaldı. Hücredeki karanlık günlerinin ardından müebbet hapis cezasına çarptırılarak Sednaya Cezaevi’ne götürülen Avlar&#8217;a, burada da askerler tarafından işkence edildi… 2016 yılında serbest bırakıldı. Yaşadığı acılara inat hayata tutunmaya çalışan Avlar, kendi durumunda olanlara yardım edebilmek için Sednaya Derneği’ni kurdu. AA muhabirine yaptığı açıklamada Avlar, üzerinde bütün işkence yöntemlerinin denendiğini ifade etti:</p>
<p>&#8220;İki yıl boyunca kapkaranlık bir hücrede izole şekilde yaşadım. Diğer mahkumlara yapılan işkence seslerini de duyuyordum. Hiç kimseyle iletişime geçemiyordum. Arada çıkarıp zevk için işkence yapıyorlardı. İki yıl sonunda açlık grevine başladım. Beni neden tuttuklarına dair cevaplar almak istiyordum. Beni öldürmelerini ya da bırakmalarını istiyordum. Tabii yine işkence yaptılar. 15 gün grevimi sürdürdüm. Bunun üzerine beni siyasi bölüme taşıdılar…</p>
<p>2011’den sonra işkence yöntemleri değişti. Askere bakmak yasak olmuştu. Anahtar sesi duyar duymaz herkes duvara dönüp ellerini başının üstüne koymak zorundaydı. Birinin onları gördüğünden şüphelenirlerse oracıkta öldürüyorlardı. Ölüm çok ucuz bir hale gelmişti. Ölen o kadar çoktu ki günde bir iki defa gelip cesetleri taşıyacak askerî görevlilere ihtiyaç duyuldu. Yemek getirip mahkumların önüne koyuyorlardı ancak yemeleri yasaktı. Mahkûm 3-4 gün o yemeğe bakarak aç kalıyordu. Sonra asker yemeği yere veya tuvalete dökerek yemelerini istiyordu. Açlıktan ölüm artmıştı. Ayrıca doktorlar da işkence yapmaya başlamıştı. Her bölümün muayene günleri oluyordu. Hastaları teşhis edip işkenceyle öldürmeye başladılar. Askerî hastanelere götürülüp dönmeyen birçok mahkûm vardı. Bir süre sonra salgın hastalıklar başladı…&#8221; (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Beşşar Esed rejiminin cezaevlerinde 9 ay boyunca işkencelere tanıklık eden ve kendini rejimin hak ihlallerini belgelemeye adayan <strong>Nur Hatib</strong>, rejim karşıtı gösterilerde yaralananlara yardım ettiği için henüz 19 yaşındayken tutuklandı. Yaşadıklarını AA muhabirine anlatan Hatib şöyle konuştu:</p>
<p>“Daha önce burada kalanların hikayelerini duymuştum, o yüzden işkenceden çok korkuyordum. Ölümü tercih ederdim. Karanlık, bir metrekarelik alandaydım. Günde bir defa pencereyi yemek uzatmak için açtıklarında hücreye ışık girerdi. O arada duvardaki yazıları görürdüm. Kimisi kan, kimisi tırnakla kazıyarak yazılar yazmıştı. Hücre duvarında kanla &#8216;Anne seni çok özledim&#8217; yazıyordu. Kur&#8217;an ayetleri, sabır mesajları yazılmıştı ayrıca isimler yazılıydı. Sanırım birilerini görürse, ailelerine haber verir düşüncesiyle yazmışlardı… Darp edildim. Sorgu sırasında yanımda bir Şebbiha duruyordu. Görevi, suçlamaları reddettiğimde başıma vurmaktı… Bir gence koridorda işkence ederlerken, kafasını benim hücremin kapısına vururlardı, acıdan bağırırdı, vurunca susardı. Karanlık içindesin. İşkence seslerini duyuyorsun. Bir anda kapında hızla bir çarpma sesi&#8230; İşte o sahneyi unutamıyorum.&#8221; (<strong>6</strong>).</p>
<p>Rejim karşıtı gösterilere katıldığı iddiasıyla öğrenim gördüğü Şam Üniversitesinin kapısında tutuklanan ve 3 yıl cezaevinde tutulan 29 yaşındaki <strong>Ahmet Helmi</strong>, gördüğü işkenceleri unutamıyor. Şam Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği okuyan Helmi, Daraya kentindeki gösterilere katıldığı gerekçesiyle üniversitedeki teftiş sırasında kimliğine el konularak gözaltına alındı. Mali kefaletle hapishaneden çıktıktan sonra Türkiye&#8217;ye sığınan Helmi, rejimin yeraltı hapishanelerinde 3 yıl boyunca maruz kaldığı işkenceleri AA muhabirine anlattı:</p>
<p>“Üniversitenin içinde bulunan küçük hapishanede aynı üniversitede okuduğum rejim yanlısı arkadaşlarım herhangi bir sorgulama olmadan beni darp etti. İtham edilen suçun doğruluğu ve tahkiki onlar için önemli değildi. Askerler bir yandan beni sorgularken bir yandan işkence uyguluyorlardı. İşkence yapan askerler sanki insana değil, çirkin ve cansız bir varlığa işkence yapıyorlardı. İşkenceler ilk 15 gün aralıksız devam etti. Falakaya yatırma, kanlı yaraları tuzlu suya batırma, ayakları soğuk suya batırarak vücudu hissizleştirme, elektrik verme, yüksek sesle elektrik sesi dinletme gibi işkencelere maruz kaldım. İkiye katlanan bir tahtanın ortasına mahkûmu oturtarak basınç işkencesi uyguluyorlardı. Yani mahkûm başı ayaklarına değecek şekilde ikiye katlanıyordu. Ayrıca soğuk bir zeminde günlerce bizi ayakta veya dizlerimizin üzerinde beklettiler. Zemin öyle soğuktu ki ayaklarımız soğuktan acıyordu ve o acı beynimize kadar tırmanıyordu.</p>
<p>Küçücük bir koğuşta 630 kişiydik. Odaya sığamadığımız için nöbetleşe olarak bir kısmımız 12 saat ayakta duruyor, bir kısmımız da oturuyordu. İki ay boyunca karanlıkta yaşadık. Birbirimizin hikâyelerini biliyor ancak tanımıyorduk, yüzümüzü göremiyorduk. Aylarca karanlığa gömüldükten sonra aylarca güçlü ışığa maruz kaldık. Böylece hayatımızdan gece, gündüz ve zaman kavramlarını çıkardılar. Aylarca havasız bir ortamda ve aynı kıyafetler içinde temizlenmeden yaşadık. Bir süre sonra kıyafetlerimizde insan kanını emen küçük böcekler türemeye başladı. İşkencelerin yanında hijyen eksikliği, hastalık ve ilaç yokluğu gibi sebeplerden ölümler arttı. Nefes almamız bile bir işkenceydi, çünkü her yer ölüm kokuyordu. Böyle bir ortamda dışarıyla bağımız olmadan aylarca yaşadık. Fiziksel işkencelerden ziyade maruz kaldığımız baskı ve psikolojik hasar daha büyüktü. Ardımızda bıraktığımız ailemizle ilgili endişelerimiz ise kalbimizi kemiriyordu…&#8221; (<strong>7</strong>).</p>
<p>İnsanlık haysiyetini ayaklar altında çiğneyen Esed rejimini durdurmak ve Suriye’de gizlisiyle resmîsiyle binlerce hapishanede işkence gören mazlumların serbest kalması için etkili çözüm yolları aramak vicdanı körelmemiş her bir sağlıklı yetişkin bireyin boynuna borçtur. Bu insanlık borcunun büyüğü devletleri yönetenlerin, toplumları yönlendirenlerin, kanaat önderi ve aydınların üzerine düşmektedir…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/<strong>sessiz-kalmayalim-ki-suriyede-insanlik-olmesi</strong>/13575, 23.05.2019.</li>
<li>Eşref Musa ve Burak Karacaoğlu; “<strong>Suriye&#8217;de 14.227 Sivil İşkenceyle Öldürüldü</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-14-bin-227-sivil-iskenceyle-olduruldu/1516245, 26.06.2019.</li>
<li>Muhammed Shekh Yusuf ve Adham Kako; “<strong>Esed Rejiminin Zindanlarında Rakamlardan İbarettik</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-rejimin-iskencesine-maruz-kalan-mansur-esed-rejiminin-zindanlarinda-rakamlardan-ibarettik/1515990, 26.06.2019.</li>
<li>Müslüm Etgü; “<strong>Esed&#8217;in İşkencecileri Elektrik Kablosu ve Hortumla Dövüyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/esedin-iskencecileri-elektrik-kablosu-ve-hortumla-dovuyordu/1516026, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Yemeği Tuvalete Dökerek Yemelerini İstiyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/yemegi-tuvalete-dokerek-yemelerini-istiyordu/1517189, 27.06.2019.</li>
<li>Selen Temizer, Burak Karacaoğlu, Eşref Musa ve Adham Kako; “<strong>Hücre Duvarlarında Kanla &#8216;anne seni çok özledim&#8217; Yazıyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/hucre-duvarlarinda-kanla-anne-seni-cok-ozledim-yaziyordu/1517029, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Nefes Almamız Bile Bir İşkenceydi</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/nefes-almamiz-bile-bir-iskenceydi/1518010, 28.06.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRUPA’DA TIRMANAN İSLAM DÜŞMANLIĞINA DİKKAT ÇEKMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Nov 2019 14:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Avrupa İslamofobi Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA İSLAMOFOBİ RAPORU 2018]]></category>
		<category><![CDATA[EIR 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[EUROPEAN ISLAMOPHOBIA REPORT 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Hafez]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[SETAV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=949</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran SETA “European Islamophobia Report 2018” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran <strong>SETA</strong> “<strong>European Islamophobia Report 2018</strong>” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak suretiyle bu olumsuz gidişata müdahil olması gereken Avrupalı karar alıcılara yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yeni Zelanda’da 15 Mart 2019’da gerçekleşen ve 51 kişinin ölümüne, 49 kişinin de yaralanmasına yol açan Christchurch terör saldırısı, İslamofobi (İslam korkusu, daha doğru ifadesiyle İslam düşmanlığı) ile mücadelenin küresel barış ve hakkaniyet açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>EUROPOL tarafından yayımlanan “AB Terörizm Durum ve Eğilim Raporu” başta olmak üzere konuya ilişkin birçok araştırma, Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı terörizmin tehlikeli yükselişine dikkat çekmektedir. Ama ne yazık ki bu çalışmalar, aşırı sağı yönlendiren “Müslüman karşıtı ideolojik yapı”dan asla bahsetmemektedir. İşte SETA’nın yayımladığı “Avrupa İslamofobi Raporu 2018”, Müslüman karşıtı ırkçılığın Avrupa’da 2018 yılındaki yükselişini doğrudan ya da besleyen temel dinamikleri kapsamlı şekilde ele almaktadır.</p>
<p>Editörlüğünü Enes BAYRAKLI ile Farid HAFEZ’ın üstlendiği SETA Avrupa İslamofobi Raporu 2018, ırkçılık ve insan hakları konularında uzmanlaşmış 39 yerel araştırmacı, uzman ve sivil toplum aktivistinden oluşan geniş bir kadroyla, İslamofobik söylemin Avrupa kamuoyunda nasıl normalleştirildiğini ve Müslüman karşıtı ırkçılığın iş yerlerinde, eğitimde ve adalet sisteminde Müslümanlara ve kurumlarına yönelik şiddet eylemlerine nasıl zemin hazırlandığını göstermektedir.</p>
<p>SETA ve Leopold Weiss Enstitüsü tarafından ortaklaşa yürütülen Avrupa İslamofobi Raporu projesi, finansal açıdan Avrupa Birliği tarafından da desteklenmiştir (<strong>1</strong>). Kapsamlı <strong>EIR 2018</strong> raporunun (<strong>2</strong>) sonuçlarını özlü biçimde önümüze koyan inografik çalışmasını esas alarak durumun vahametini birlikte görelim (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Avrupa’da İslam Düşmanlığının Boyutlarını Sayılarla Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Avrupa ülkelerinin ezici bir çoğunluğu İslamofobi vakalarını ayrı bir nefret suçu sınıfı olarak <u>kaydetmemektedir</u>. Müslüman karşıtı/İslamofobik suçların polis tarafından ayrı bir nefret suçu sınıflandırması altında kaydedilmesi bu sorunun gerçek boyutunu açığa çıkarma ve bu sorunla mücadele için karşı stratejilerin geliştirilmesi adına önem arz etmektedir. Avrupa Birliği’nde (AB) ayrımcılığa uğrayan Müslümanların yalnızca yüzde 12’si başlarından geçen olayları yetkili makamlara bildirmektedir. Eksik raporlamanın Müslümanların farkındalığı ve bürokrasinin bu meseleleri ele alması üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır.” (EIR 2017).</p>
<p>“Ülkelerde değişiklik gösteren rakamlar farklı bir bilinç ve örgütlenme boyutuna işaret etmektedir:</p>
<p><strong>Belçika</strong>: 2018’de kaydedilen <strong>70</strong> İslamofobik vakada kurbanların yüzde 76’sı kadın, yüzde 24’ü erkektir. İş yerinde ayrımcılık vakalarının yüzde 84’ü İslamofobiyle ilgilidir. İslamofobinin yüzde 29’u sanal ortamda gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: 2018’de <strong>540</strong> İslamofobik vaka kaydedildi ve 2017 rakamlarıyla kıyaslandığında Müslüman karşıtı ırkçı eylemlerde yaklaşık yüzde 74 artış görüldü.</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Müslüman karşıtı <strong>12</strong> saldırı rapor edildi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: 2018’de <strong>676</strong> vaka belgelendi (yüzde 52 artış). Bu vakalar arasında 20’si fiziki saldırı (yüzde 3), 568’i ayrımcılık (yüzde 84) ve 88’i nefret suçu oldu (yüzde 13).</p>
<p><strong>Almanya</strong>: 2018 yılında polis istatistiklerine göre; Müslümanlara karşı 678 saldırı, camilere 40 saldırı, Müslüman mültecilere 1.775 saldırı, sığınma evlerine 173 saldırı ve yardım çalışanlarına karşı 95 saldırı gerçekleşti.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Sosyal medyada nefret söylemi konulu bir rapora göre nefret içerikli tweetlerde 2017’ye kıyasla (Mayıs-Kasım, yüzde 32-45) 2018’de artış görüldü (Mart-Mayıs, yüzde 36-93).</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: 2017’de Finlandiya’da yaşayan yabancı vatandaşlar arasında Afganlar en sık etnik veya ulusal kökenden kaynaklı nefret suçuna maruz kalan yabancılar oldu. Din temelli nefret suçları 2016’ya kıyasla yüzde 58 artış gösterdi. En sık karşılaşılan kurbanlar Müslümanlar oldu.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Düzenlenen bir ankette 18 farklı camiden 55 katılımcının 21’i camilerinin zaman zaman düşmanca saldırıların hedefi haline geldiğini bildirdi. Bu camiler toplam 47 vakayla uğraşmak durumunda kaldı; bunlardan 11’i tehdit, 7’si domuz başının bırakılması ve 6’sı da camilere çizilen hakaretamiz ifadeler ve sembollerle cami ziyaretçilerine yönelik sözlü saldırganlık oldu. Polise bildirilen toplam 151 dinî ayrımcılık vakasının yüzde 91’inin Müslümanlarla ilgili olduğu bildirildi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: İngiltere ve Galler’deki dinî sebeplerle işlenen suç oranı 2011-2018 arasında <strong>yüzde 415 arttı</strong>. Dinî tahrikle işlenen 5 bin 680 suçun yüzde 52’si Müslüman kişilere yönelikti.”</p>
<p><strong>Avrupa’da Müslümanlara Karşı Artan Şiddetin Kaynağını Görmek</strong></p>
<p>“Şiddet eylemleri ırkçı canavarlaştırma esaslı şiddet ideolojisinin bir sonucudur. Müslümanlar giderek yalnızca inançlarından dolayı şiddet kurbanı olmaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: Temel askerlik görevini yerine getirmekte olan on sekiz yaşındaki asker Mario S. bir okulun önünde silahla ateş açtı. Arap kökenli bir öğrenci yaralanırken polis olayın arkasında ırkçı bir motivasyon aramadı.</p>
<p><strong>Belçika</strong>: Anderlues’ta 19 yaşında Müslüman bir kadın saldırıya uğradı ve tecavüz girişimine maruz kaldı. Saldırganlar mağdura yönelik ırkçı ve İslamofobik sözler sarf etti…</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Banja Luka’daki yeniden inşa edilen Ferhadiye Camii’ne birkaç el ateş edildi. Uzun bir aradan sonra memleketine dönen Bosnalı Hamed Vrazalica’nın Sokolac’taki mülkü kundaklanarak tahrip edildi.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Gradnitsa köyü ve Dobriç Müslüman mezarlıkları kirletilerek mezarlara saygısızlık edildi.</p>
<p><strong>Estonya</strong>: Tallinn’deki Estonya İslam Merkezi’nin cephesine İslam karşıtı slogan yazıldı. Sloganda “Onu bombala! İslam’ı izole et, onların günahlarını hatırlamıyor musunuz? Tanrı’ya güveniriz. Neden?” ifadeleri yer aldı.</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: Vantaa’da Pakistanlı bir göçmen üç beyaz Finli gencin hunharca saldırısına uğradı, 20-30 kez bıçaklandı, balta aracılığıyla defalarca yaralandı ve kurbanın kafatasında kırık meydana geldi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransız polisi Fransız Müslümanlarına yönelik helal gıdaların zehirlenmesi, yüzlerce imamın öldürülmesi, Müslüman kadınlara fiziksel saldırı, terör saldırısı ve “radikal” olduğunu düşündükleri camileri itibarsızlaştırmayı planlayan Operasyonel Güçlerin Eylemi (AFO) adlı aşırı sağcı terörist örgütün birkaç üyesini tutukladı. Bu kapsamda tutuklanan on kişinin tamamı avcı veya atıcılık sporuyla meşgul kişilerdi. Polis ayrıca patlayıcı üretim laboratuvarları gibi farklı yerlerde silah tesisleri buldu. Bazılarının yasal olarak sahiplerine ait olduğu 15 tabanca ele geçirildi. Polise göre AFO “İslam’a direnmek” üzere terör saldırıları ve eğitimi planlayan 100 üyeden oluşan bir ağdır.</p>
<p><strong>Yunanistan</strong>: Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu Afganlı mülteciler Midilli Adası’nın kasaba meydanında toplanarak iltica kartlarının verilmesindeki gecikmeyi protesto ettiler ancak gece boyunca aşırı sağ grupların saldırısına maruz kaldılar. Bu esnada “Hepsini Yakın” gibi ırkçı sloganlar duyuldu. Olaylarda 28 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Bir İtalyan vatandaşı Senegalli Müslüman bir sokak satıcısını ateş ederek öldürdü. 3 Şubat’ta Macerata’da Nijeryalı 6 göçmen ateşli silahla yaralandı. Terör saldırısı neo-faşist gruplara yakınlığıyla bilinen ve seçimlere Kuzey Ligi adına katılan eski aday İtalyan Luca Traini tarafından gerçekleştirildi. Din değiştirerek Müslümanlığı kabul eden ve yerel bir caminin bekçisi olan bir İtalyan sokakta yürürken rencide edilerek acımasızca dövüldü.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Pirlepe Belediyesi [sınırları içindeki] Erekovci köyünün 350 yıllık camisi yakıldı.</p>
<p><strong>Polonya</strong>: Katowice Merkez Tren Garı’nda üç Arap öğrenci ondan fazla erkeğin saldırısına uğradı. Saldırganlar öğrencileri tren raylarına itti ancak (olay yerindeki) güvenlik görevlileri müdahalede bulunmadı.</p>
<p><strong>Sırbistan</strong>: Belgrad’daki Temyiz Mahkemesi Temmuz 1992’de Bosna Hersek’in Skocic köyünde bir caminin yıkılması ve 27 Romen sivilin katledilmesinden sorumlu “Sima’nın Çetnik’leri” isimli paramiliter grubun üyelerinin beraatını onayladı.</p>
<p><strong>İspanya</strong>: Denia’da iki Faslı erkek neo-faşistlerin saldırısına uğradı. Carrus, Hernani, Barcelona ve Valencia’da camilere barbarca saldırılar düzenlendi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: Leeds’teki Ebu Hüreyre Camii ve Manchester’in Cheetham Hill bölgesindeki Felah Mescidi İslami Merkezi kundaklandı.</p>
<p><strong>Ukrayna</strong>: Bilohirsk/Karasubazar’da bir cami bilinmeyen kişilerin barbarca saldırılarına maruz kalırken duvarlara Nazilerle ilişkili yazılar yazıldı.”</p>
<p><strong>Avrupalı Siyasetçilerin İslamofobik Açıklamalarını Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Çoğunlukla aşırı sağcılardan oluşan üst düzey siyasetçilerin Müslümanlar hakkındaki İslamofobik söylemleri Müslümanlara karşı uygulanan ırkçılığı normalleştirmektedir. Bu durum kamusal alanda ırkçı söylemlerle ilgili telaffuz edilebilirlik ve genel olarak kabul edilebilirlik eşiğini düşürmekte ve Müslümanların insan ve vatandaşlar olarak <strong>ayrımcılığa uğramasına</strong> meşruiyet kazandırmaktadır:</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Sırp Cumhuriyeti Devlet Başkanı Milorad Dodik: “Bosna’da ezan okuyan imamlar uluyor.”</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Savcı Nedyalka Popova: “Müslümanlar yüzde 30 olduklarında devlet tehlikeye girmiş olacaktır. Onlar seçimler sırasında manipüle edilmeleri kolay yekpare bir kitle ve neredeyse askeri bir yapı.”</p>
<p><strong>Çekya Cumhuriyeti</strong>: SPD Partisi’nin Ustecky bölgesi Başkan Yardımcısı Dominik Hanko: “Onlara göre biz günahkârız; zındık köpekleriz… Çekirgelere benziyorlar, bulundukları her yerde etraflarındaki her şeyi mahvediyorlar.”</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransa eski içişleri bakanı Gerard Collomb istifa konuşmasında; “Bugün yan yana yaşıyoruz… Korkarım ki yarın karşı karşıya geleceğiz” dedi. Collomb üstü kapalı olarak Fransız Müslümanlar ile Fransızları birbirlerine düşman olarak tasvir etti.</p>
<p><strong>Macaristan</strong>: Başbakan Viktor Orban: “Rengimizin, geleneklerimizin ve ulusal kültürümüzün diğerlerininkilerle karıştırılmasını istemiyoruz. Bunu istemiyoruz. Bunu hiç istemiyoruz. Çoğulcu bir toplum olmak istemiyoruz.”</p>
<p><strong>İrlanda</strong>: Kimlik İrlanda lideri Peter O’Loughlin İslam’ın Avrupa’daki şehirleri “imha ettiğini” iddia ederek Kilkenny’de bir cami yapılması gerektiğinde “şeriat mahkemeleri”, “tecavüz çeteleri” ve “özel yetiştirilmiş çeteler” riskine karşı uyarıda bulundu.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: İçişleri Bakanı Matteo Salvini bugünlerde İslam’ın bir tehlike olduğunu ve gelecekte kendi hükümetinin İtalya’daki düzensiz İslam varlığını durduracağını söyledi.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Geert Wilders arka planda korku müziği olan kampanya videosu yayımladı. Videoda kırmızı harflerle “İslam Yahudilere, Hristiyanlara, kadınlara ve eşcinsellere karşı nefretin savunucusudur” yazılı bir metin görüldü. Videonun sonunda kırmızı harflerle “İslam ölümcüldür” yazıyordu ancak kırmızı harfler bu kez damlayan kana benziyordu.</p>
<p><strong>Romanya</strong>: Senatör Vasile Cristian Lungu: “Avrupa şehirlerinde çok büyük sayılarda ‘şiddet suçları’ –özellikle tecavüz, suçlar ve soygunlar ve terör saldırıları– Müslümanlar tarafından işleniyor.”</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Milletvekili Stanislav Mizik, “Avrupa’nın kürtajı tanımayan İslamcı işgalcileri koruduklarını ve bu işgalcilerin şeriatı yürürlüğe koyduklarında ilk önce yok edeceklerinin kötü niyetli STK’ların temsilcileri olacağını” söyledi.</p>
<p><strong>Slovenya</strong>: Slovenya Milli Partisi Başkanı Zmago Jelincic Plemeniti mülteciler için; “Kafa keserler, her cinsiyetten küçük çocuklara tecavüz ederler, sokaklarda kan dökerler…” dedi.”</p>
<p><strong>Avrupa’da İslamofobinin Yasallaştırılmasına Zemin Hazırlandığını Görebilmek</strong></p>
<p>“Hükümetler ve siyasi partiler Müslümanları dinî bir cemaat olarak hedef alan ve onlara diğer dinî toplulukların üyelerinden farklı şekilde muamele eden yasaları talep etmekte ve uygulamaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong> hükümeti camileri ve Avusturya İslam Cemiyeti’ni (IGGÖ) kapatma girişiminde bulundu. İktidardaki ÖVP genel sekreteri öğrencilerin oruç tutmalarının yasaklanmasını talep etti.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>’da belediyeler belli dönemlerde Cuma hutbeleri ve ezanlar için para cezası kesiyor. Bir Avrupa Parlamentosu üyesi ve VMRO Partisi başkan yardımcısı hutbe ve ezanlara yönelik kontrol ve yasaklama için resmî talepte bulundu. Eski Zağra Belediye Meclisi bölgedeki Türkçe-Arapça yer isimlerini Bulgarca isimlerle değiştirme faaliyetine yeniden geri dönülmesine karar verdi. Girişimin sonucu olarak orijinali Türkçe-Arapça olan 838 yer ismi değiştirildi.</p>
<p><strong>Kosova</strong>: Çalışma saatleri içinde polis memurlarının namaz kılma hakları sınırlandırıldı.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Radovish’teki Krste Petkov Misirkov İlkokulu, okul tesislerinde iftar yemeği düzenlemesine izin verdiği için para cezasına çarptırıldı.</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Dinî İnanç Özgürlüğü, Kiliselerin ve Dinî Toplulukların Statüsü başlıklı ve 308/1991 sayılı Kanun’da değişiklik: Kanun (a) Slovakya’da kiliselerin ve dinî toplulukların kayıtlı hale gelmesi için gerekli imza sayısını 20 binden 50 bine çıkardı, (b) kilise veya dinî topluluk üyesi imza sahiplerinin Slovakya Cumhuriyeti vatandaşı olmaları şartını getirdi, (c) imza sahiplerinin kişisel verileri ibraz etmek suretiyle imzalarını tasdik etmeleri şartını getirdi. Bu kayıt şartları ayırımcıdır, zira Slovakya’da halihazırda kayda geçirilmiş on sekiz kilise ve dinî topluluktan sadece dördü söz konusu şartları sağlamaktadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong><u>Avrupa medyası</u></strong> da Müslüman karşıtı ırkçılığın yeniden üretilmesi ve İslam düşmanlığının normalleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır:</p>
<p>“Koha Jone gazetesinde yayımlanan bir makalede Arnavutluk Devlet Arşivleri eski müdürü Gjet Ndonji, <strong>Arnavut Müslümanları</strong> “barbarlar” ve “Asya enfeksiyonu” kapmış sömürgeciler olarak tanımladı.</p>
<p>Danimarka: İran kökenli Danimarkalı Jaleh Tavakoli’nin kaleme aldığı “Bebek Seksi Bile Ana Akım İslam’dır” başlıklı blog yazısı sağ kanat Jyllands-Posten sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Fransa: Sol kanat mizah dergisi Charlie Hebdo, sol Öğrenci Birliği UNEF başkanlarından Maryam Pougetoux’nun bir karikatürünü –yüzünü maymuna benzeterek- yayımladı.</p>
<p>Magyar Idok gazetesi sözde İslam tehdidi uyarısında bulundu: “İslam Camiler İnşa Ederek Macaristan’ı İşgal Ediyor!”</p>
<p>Irish Sun gazetesi “Geçen Yıl Londra Köprüsü Saldırısına Katılan Teröristin Arkadaşı İrlanda’da En Az 150 Aşırı İslamcının Yaşadığını İddia Ediyor” başlığıyla yayımlandı.</p>
<p>Hollanda’da sağcı gazete De Telegraaf; “Müslüman bir teröristi” (!) tanıma yollarını açıklayan bir ön sayfayla yayımlandı. Aynı gazete “Cami Ziyaretçisi: &#8216;Hollanda Sürekli Gizli Gizli Dolaşan Zehirli Bir Yılandır” başlığı taşıyan bir makale yayımladı.</p>
<p>Romanya’da online (liberal/tabloid) EVZ gazetesi; “Sessiz Cihad. Gizli Bir Soruşturmada Müslüman Göçmenler Hakkında Endişe Verici Bulgular. Radikal İslam ve Avrupalılara Yönelik Nefret” başlıklı makale yayımladı.</p>
<p>Slovenya’da merkez sağ Demokracija gazetesinde yayımlanan bir makalede, göç ve İslam’ın Avrupa ile Avrupa medeniyeti için bir tehdit olduğu işlendi.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşları listesinde ilk sırada yer alan ve Ankara, İstanbul, Washington D.C., Berlin ve Kahire’deki ofislerinde güncel sorunlara ilişkin etkin faaliyetlerine devam eden SETA’nın “European Islamophobia Report 2018” isimli kapsamlı raporunun muhataplarına etkili yollarla ulaştırılması ve büyük emek mahsulü bu raporun Avrupa’da tırmanan İslam düşmanlığının kontrol altına alınmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Haftasında “Avrupa İslamofobi Raporu 2018” Yayında</strong>”. https://www.setav.org/avrupa-islamofobi-raporu-2018-yayinda-eir2018/, 27.09.2019.</li>
<li>BAYRAKLI, Enes ve Farid HAFEZ (Eds). (2019). <strong>European Islamophobia Report</strong>, SETA, Ankara, 844 s.</li>
<li><strong>EIR 2018</strong>, https://www.setav.org/kategori/<strong>infografik</strong>/, 37 s., 30.09.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2016). “2015 <strong>Avrupa İslamofobi Raporu’nu İnsanlığın Dikkatine Sunabilmek</strong>”.<br />
https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporunu-insanligin-dikkatine-sunabilmek/, 22.04.2016,<br />
https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporuna-hak-ettigi-ilgiyi-gosterebilmek/, 06.05.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİN TÜRKİYESİ İÇİN YÖNETİM SİSTEMİNİ İYİLEŞTİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 19:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİ PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN TÜRKİYESİNDE YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[HALUK ALKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İLİM KÜLTÜR EĞİTİM VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[LÜTFİ SUNAR]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT ERDOĞMUŞ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=947</guid>

					<description><![CDATA[İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde Yükseköğretim ve Ekonomi raporlarının ardından projenin Yönetim konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE (İlim Kültür Eğitim Vakfı) tarafından yürütülen “Geleceğin Türkiyesi” projesinin eğitimi konu alan ilk raporu 1 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen yüksek katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna tanıtılmıştı. Aradan geçen bir yıl boyunca yürütülen planlı çalışmalar neticesinde <strong>Yükseköğretim</strong> ve <strong>Ekonomi</strong> raporlarının ardından projenin <strong>Yönetim</strong> konulu dördüncü raporu 3 Eylül 2009 tarihinde aynı kongre merkezinde kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>Açış konuşmasını yapan İLKE Yürütme Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, Türkiye’de geçmişte sıkça rastlanan ve son örneğini 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız her türlü gayrimeşru yönetim gaspı girişiminin ülkemizi geri bıraktığının altını çizdi. Vakfın Mütevelli Heyet Başkanı Prof.Dr. Nihat Erdoğmuş ise günümüzde yönetim anlayışının; dünyamızın karmaşık sorunlarına cevap verebilecek kabiliyette olması gerektiğini belirterek, bunun için öncelikle zamanın ruhuna ve temel yönetim ilkelerine göre oluşturulmuş sistemlere ve kurumsal yapılara, bu yapıları destekleyen ve tamamlayan güçlü yönetim teamüllerine ve kültürüne, son olarak bu kurumları yönetecek yetkin yöneticilere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yönetim Sistemini Meşruiyet ve Adalet Temelinde Yükseltmek</strong></p>
<p>Açış konuşmalarının ardından söz alan yazar Prof.Dr. Haluk Alkan, Geleceğin Türkiyesinde Yönetim başlıklı raporunu ana hatlarıyla anlattı:</p>
<p>“Bu raporda Türkiye’nin yönetim sisteminin meşruiyet ve adalet temelinde yeniden ele alınması öncelikle önerilmektedir. Millet adına karar alabilen, uygulayan ve denetleyen bütün organların <strong>millete dayalı bir meşruiyet</strong> zemininde yapılanmaları gerekmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek her şeyden önce seçim sistemi, siyasi partiler reformu ve kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasıyla yakından ilgilidir. Ancak meşruiyet temelinde yapılanan tüm organların, aynı zamanda iç süreçleri ve aldıkları kararların toplumun yaygın kabulü, yönetsel etkililik, hak ve özgürlükleri genişletici sınırlar içinde kalmaları sağlanmalıdır. Bu sayede üretilen kurumların yerleşik hâle gelmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p><strong>Adalet</strong> temeli siyasal kurumlar arasında ve onlara yönelik bir denge ve denetim mekanizmasının oluşturulmasıyla mümkün olabilir. Kurumsal meşruiyet ve adalet temelinde siyasal kurumların oluşturulması ile sistemin uzun ömürlü olabilmesinin en önemli dayanağı olan yerleşik teamüllerin gelişmesine de bir zemin oluşturulmuş olacaktır. Dolayısıyla böyle bir yönetim sistemi yönetilenler nezdinde başlıbaşına bir <strong>değer</strong> olabilecek ve <strong>süreklilik</strong> kazanacaktır (Alkan, Özet Rapor, s.1).</p>
<p>Bu çerçeveden rapor dört bölüm hâlinde yapılandırılmıştır. Birinci bölüm <strong>yönetim sistemleri</strong> üzerine yapılan tartışmaların küresel görünümü ve bu tartışmalar çerçevesinde Türkiye’nin konumuna nasıl yaklaşılabilir sorusuna odaklanmaktadır. İkinci bölümde <strong>Türkiye’nin anayasa politiği</strong>, Osmanlı döneminden 1982 rejimine kadar geçen süreçte tartışılmakta ve analiz edilmektedir. Üçüncü bölüm daha çok Türkiye’de son dönemde yaşanan kurumsal değişim sürecine odaklanmaktadır. Bu çerçevede 2007 Anayasa değişiklikleri ve <strong>Nisan 2017 referandumu</strong> ile getirilen Cumhurbaşkanlığı Sisteminin arka planı, özellikleri ve yansımaları, Türkiye’nin parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi yapısı ve yargı-siyaset gerilimi bağlamında tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm, Anayasa, parti sistemi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler düzleminde Türkiye’nin <strong>gelecek yönetim sistemi</strong> vizyonu açısından getirilebilecek önerilere ayrılmıştır.” (Alkan, Özet Rapor, s.2).</p>
<p><strong>Türkiye’nin Anayasa Politiğini Doğru Analiz Etmek</strong></p>
<p>“Türkiye’nin modernleşme süreci iki farklı siyaset tarzı arasındaki bir gerilim hattının oluşmasına neden olmuştur. Bu siyaset tarzlarından ilki <strong>toplumu dönüştürmeyi</strong> hedef edinmiş, toplum için doğruların ne olduğunu bilen, <strong>yukarıdan aşağıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Dolayısıyla en iyimser yaklaşımla, tam anlamıyla demokratik bir model ancak toplumun belli bir aşamaya gelmesiyle mümkün olabilir. Bunun için geçiş sürecinin yönetimi gerekir ve bu sürece aydın-kentli bir elit kılavuzluk etmelidir. İkinci siyaset tarzı taleplerin karşılanmasını esas alan, devletin işlevinin bu talepleri karşılayacak şekilde dizayn edilmesi olduğunu düşünen <strong>aşağıdan yukarıya siyaset</strong> yapma tarzıdır. Birinci siyaset tarzı kendini bürokrasi, aydın ve akademi ortaklığı ile ifade ederken, ikinci eğilim doğal olarak temsili organlar aracılığı etkisini siyasi hayatta göstermiştir.” (Alkan, Özet Rapor, s.8).</p>
<p>“Türkiye’nin anayasa politiği dikkate alındığında, yönetim sisteminin, anayasal kurumların seçilmiş otoritelere karşı aşırı derecede blokaj yetkileri ile donatıldığı ve böyle bir blokaj sisteminin oluşmasında etkili olan güçlerin zaman zaman siyasi hayata antidemokratik müdahalelerde bulunarak sistemde revizyon yapabildikleri bir işleyişe sahip olduğu görülmektedir. Böyle bir işleyiş, vesayetçi kurumlara karşı tepki ve siyasi anlaşmazlıklarda vesayetçi kurumlar üzerinden sonuç alma eğilimi olmak üzere iki farklı siyaset tarzını güçlendirmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği açısından:</p>
<ul>
<li><strong>Vesayetçi kurumların</strong> oyun kuruculuğuna dayalı bir anayasal anlayıştan hükûmet sistemlerinin demokratik doğasını esas alan, seçim meşruiyetine dayanan, aynı zamanda denge denetleme mekanizmalarının kurumsallaştırıldığı bir değişime gereksinim bulunmaktadır.</li>
<li>Bu kurumsallaşmanın hayata geçirilmesinden sonraki süreçte siyasi aktörlerce demokratik denge denetleme mekanizmalarının vesayetçi kurum olarak algılanmaması ve yine siyasi aktörlerin <strong>siyaset dışı unsurlar</strong> üzerinden politika geliştirmeye yönelik siyaset yapma tarzından vazgeçmeleri yönünde yönetsel geleneklerin oluşturulması önem kazanacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.11).</li>
</ul>
<p><strong>Kamu Yönetim Sistemini Daha Sade ve İşlevsel Hale Getirmek</strong></p>
<p>“Türkiye’de kamu yönetim sistemi açısından gerek merkezî örgütlenmenin iç yapısı gerekse merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişki ve yetki paylaşımı açısından <strong>merkeziyetçilik</strong> hâkim bir görünümdür. Bu yapısal özellik Türkiye’nin sahip olduğu yönetim kültürü mirasından kaynaklanmaktadır. Yerel yönetimler, merkezî yönetimin beklentilerini yerel düzeyde yerine getiren organlar olarak görülmüşlerdir.</p>
<p>Türkiye’de bir bakanlık teşkilatının hizmet alanının kendi özelliklerinden kaynaklanan örgütsel farklılıkların dışında merkez teşkilatında 5, bağlı kuruluşlarda 5, taşra birimlerinde 13 hiyerarşik birim bulunmaktadır. Bakanlıklara bağlı kuruluşlar bu sayıya dâhil değildir. Ayrıca her bakanlığın hizmet alanından kaynaklanan merkez ve hiyerarşik alt birimleri eklendiğinde karşımıza <strong>devasa bir örgüt ağı</strong> çıkmaktadır. Bu yapı bakanlıklar arasında görev, yetki ve sorumluluk çakışması, farklı adlarla kurulmuş, ama aynı işlevi gören iç denetim birimlerinin varlığı, fonksiyonel/tema bazlı ikili örgütlenme sorunu, ekonomi yönetiminin koordinasyonu, bakanlıkların bünyesinde aynı işi yapan farklı birimlerin bulunması gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.” (H. Ateş, Türk Kamu Yönetiminin Örgütlenmesi ve Denetimi, Ankara 2018, s.32-44’ten aktaran: Alkan, Özet Rapor, s.15).</p>
<p>“<strong>Bağımsız idari otoriteler</strong> birçoğu bakanlıkların yetki alanlarına giren konularda, onlardan bağımsız olarak karar alabilmektedirler. Bu otoritelerin hiyerarşik denetim ve idari vesayet denetimine tâbi olmadıkları genel kabul görmektedir. Çoğu kurul olarak yapılandırılmış bu otoriteler belli bakanlıklarla “ilgili” veya “ilişkili” olarak gösterilmektedir. Bu kurullar için kuruluş düzenlemelerinde bazı denetim usulleri getirilmişse de, yıllık rapor vermek gibi, bu denetimin hangi sonuca bağlanacağı konusunda çoğunlukla belirsizlikler bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de personel rejimi statü hukuku temelinde belirlenir. Başka bir ifade ile hizmetin niteliğine göre <strong>sözleşme ilkesi</strong> ancak yine kanunla gösterilen sınırlı alanlarda geçerlidir. Her ne kadar göreve atanmada <strong>liyakat</strong> ilkesi geçerli olsa da görevde kalmada liyakatten çok <strong>kariyer</strong> ilkesi geçerlidir. Memur olmak, meslekte yükselmenin önceden belirlendiği ve hizmette geçirilen süreye bağlı olarak mümkün olduğu neredeyse ömür boyu sürecek bir mesleğe sahip olmak demektir. Dolayısıyla kamu personel rejimi, <strong>bireysel başarının ödüllendirildiği</strong> bir sisteme yabancıdır. Bu, kamu personelinin inisiyatif almasını engelleyen diğer bir faktördür.” (Alkan, Özet Rapor, s.16).</p>
<p><strong>Meclis’i Güçlendirmek ve Yargının Hesap Verebilirliğini Sağlamak</strong></p>
<p>“Cumhurbaşkanlığı sisteminin olası yansımaları ele alınırken konunun iki boyutlu bir analiz çerçevesi içinde değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu boyutlardan ilki, yeni sistemin yerleşmesinde onu doğuran aşağıdan yukarıya siyaset yapma tarzının bugüne kadar yaşadığı güçlüklerin giderilmesi ve sistem meşruiyetinin bu temelde sağlanmasıdır. İkinci boyut, yeni sistemin getirdiği kurumsal çerçevenin beraberinde getirdiği siyaset tarzının Türkiye’de yerleşik siyasi geleneklerle etkileşiminin nasıl olacağı veya sağlanacağı sorusu çerçevesinde şekillenecektir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, yeni bir yasama ve yürütme ilişkisi doğuracaktır. Bu çerçevede öncelikle yürütmenin yeni yapısı ve bu yapı ile yasama ve siyasetin ilişkisinin değişimi ve bu değişime uygun kurumsal düzenlemeler üzerinde düşünülmelidir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemi, Meclis’in yasama faaliyetinde inisiyatifinin güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Meclis’in kanun formülasyonu, ortak metin oluşturma yönünde uzlaşmacı mekanizmalar, teknik ve danışmanlık düzeyinde altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bütçe ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri konularında yeni sistemin mantığı ve işlerliği açısından tartışmalı konuları ve oluşabilecek boşlukları giderici ek düzenlemelerin üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>Yüksek yargı atamalarının meşruiyeti, yüksek yargıçların hâkim güvencesi ve mahkemelerin bağımsızlığı çerçevesinde hesap verebilirliğinin sağlanması, sistemin yerleşmesi açısından önemli konu başlıklarından biridir.</p>
<p>Anayasal düzeydeki bu alanların dışında seçim sistemi, kamu yönetiminin yapılanması, yerel yönetimler gibi alanlarda ne gibi değişikliklere gidilmesi gerektiği de tartışılması gereken tamamlayıcı diğer konulardandır.” (Alkan, Özet Rapor, s.22).</p>
<p>“<strong>Meclis</strong>’in temsil kapasitesinin ve <strong>özerk karar alma ve denetim inisiyatifinin güçlendirilmesi</strong>, bunu destekleyecek şekilde milletvekili statüsünün ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi, kanun-kararname ilişkisinin bir sonucu olarak temel/çerçeve kanun uygulamasına geçilmesi ve yargının hesap verebilirliğinin sağlanması, Türkiye’nin yönetim sisteminin geleceği konusunda anayasal düzeyde temel öncelikler olmalıdır.</p>
<p>Anayasal düzenlemeleri destekleyici nitelikte, siyasi parti üyeliği, delege seçimleri, parti yönetimlerinin seçimi gibi konularda parti içi demokrasinin kurumsal alt yapısının oluşturulması, karma seçim sistemleri temelinde temsil-istikrar dengesinin sağlanması, kamu yönetimi alanında konulara odaklı <strong>esnek örgütlenme ve personel rejimi</strong> modellerinin güçlendirilmesi, cumhurbaşkanının atama yetkilerinin iş yükü-politika etkililiği temelinde yeniden ele alınması ve <strong>kademeli yerel yönetim modeline geçilmesi</strong> gibi reformların gerçekleştirilmesi üzerinde düşünülmelidir.” (Alkan, Özet Rapor, s.27).</p>
<p>“<strong>Sonuç</strong> olarak Türkiye’de siyaset, anayasal oligarşik yapılarla girişilen uzun ömürlü bir mücadele sonucunda bugünlere gelmiştir. Özellikle 2007 krizi ile doruğa çıkan bu gerilim, önce 1982 Anayasası’nın mantıksal kurgusunun çökmesi, daha sonra da bir tür başkanlık sistemi olan cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle sonuçlanan bir değişime kapı aralamıştır. Bu noktada şu hususun altının çizilmesi gerekir; gerek parlamenter gerek başkanlık gerekse yarı başkanlık sistemleri, demokrasinin krizlerine bir çözüm olarak ortaya çıkmış demokratik sistemlerdir. Bu sistemlerin her birinin avantajlı yönleri olduğu kadar sorunlu yönleri de bulunmaktadır. Yine her bir sistemin demokratik uygulamalarının yanı sıra otoriter uygulamaları da söz konusudur. Dolayısıyla Türkiye’de, kendi yaşadığı zorlu sürecin dinamikleri dikkate alınarak cumhurbaşkanlığı sistemi, yönetilenlerin beklentilerini dikkate alarak <strong>katılımcı bir anlayışla konsolide edilmek</strong> zorundadır.</p>
<p>Türkiye’nin deneyimi, bugün dünyada örnekleri görülen <strong>otoriterleşme</strong> süreçlerinden farklı dinamiklerden beslenmektedir. Türkiye deneyiminin küresel ölçekte görülen değişimin içine topyekûn boca edilmesi, bu deneyimin özgünlüğüne büyük zarar verecektir. Türkiye anayasal oligarşiye karşı edindiği başarıyı katılımcı bir konsolidasyon süreci ile tamamlamak yönünde bir hareket stratejisi benimsemelidir.</p>
<p>Bu çerçevede mevcut anayasal çerçevenin yeniden ele alınarak, 2017 değişikliklerini tamamlayıcı değişiklerin yapılması sistemin demokratik konsolidasyonunu güçlendirecektir. Anayasal düzeyde yapılacak değişikliklerin hayata geçirilmesinde önemli olan alanlarda destekleyici reformlar çok önemlidir. <strong>Kanunların</strong> ve ilgili mevzuatın taranarak yeni sistemin işlerliğine katkı sağlayacak şekilde <strong>revize edilmesi</strong> gerekmektedir. Bakanlıklar ve diğer yürütme birimleri ile meclis arasında iş birliği ve iletişim mekanizmalarının güçlendirilmesi, yine güçlü bir meşruiyet temelinde seçilen başkan ile çok partili bileşime sahip bir yasama arasındaki ilişkiler konusunda, kurumsal mekanizmaların ve <strong>uzlaşmacı</strong> geleneğin oluşmasını sağlayacak kurumsal mekanizmalar üzerinde düşünülmelidir. Meclis’in yeni sistemin ruhuna uygun olarak güçlenmesi, kanun yapma kapasitesinin güçlendirilmesine dönük bir yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Yeni sistemin gerektirdiği yargı, siyasi partiler rejimi, seçim sistemi, kamu yönetimi ve yerel yönetimler reformunun Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin özgün yönleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi geleceğin Türkiye’sinde gündeme gelecek başlıca temaları oluşturacaktır.” (Alkan, Özet Rapor, s.28).</p>
<p>Geleceğin Türkiyesinde Yönetim Raporu’nun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bölgede ve dünyada -meşruiyet, adalet, verimlilik ve etkinlik açısından- örnek alınacak bir yönetim sistemi yetkinliğine ulaşmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://ilke.org.tr/<strong>gelecegin-turkiyesi</strong>, 03.09.2019.</li>
<li>https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-<strong>yonetim-raporu-sunuldu</strong>/2082, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM</strong>. Geleceğin Türkiyesi Raporları-4, İstanbul: İlke Yayınları, xxv+155 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-raporu, 03.09.2019.</li>
<li>ALKAN, Haluk. (2019). <strong>Geleceğin Türkiyesinde YÖNETİM: Sorunlar, Eğilimler ve Çözüm Önerileri</strong>. Özet Rapor-4, İstanbul: İlke Yayınları, 40 s. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-yonetim-ozet-rapor, 03.09.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/gelecegin-turkiyesi-icin-yonetim-sistemini-iyilestirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ İÇSELLEŞTİRMEK -Bireysel Başvuru Sistemini Değerlendirmek-</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hukukun-ustunlugunu-icsellestirmek-bireysel-basvuru-sistemini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hukukun-ustunlugunu-icsellestirmek-bireysel-basvuru-sistemini-degerlendirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 10:18:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞRAPORTÖR AYHAN KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[BİREYSEL BAŞVURU SİSTEMİNİN DESTEKLENMESİ ORTAK PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CHRISTIANE SCHMALTZ]]></category>
		<category><![CDATA[DANIŞTAY 13. DAİRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENGİN YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[FEDERAL ALMANYA YÜKSEK MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRSEL ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İHSAN BAŞTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[JOINT PROJECT ON SUPPORTING THE INDIVIDUAL APPLICATION TO THE CONSTITUTIONAL COURT IN TURKEY]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR ATASÖZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[MİKHAİL LOBOV]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson mandela]]></category>
		<category><![CDATA[ROBERT SPANO]]></category>
		<category><![CDATA[SADİ ŞİRAZİ]]></category>
		<category><![CDATA[SIAC]]></category>
		<category><![CDATA[STRAZBURG MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜHTÜ ARSLAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=944</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de 2010 yılında halk oyuna sunulan Anayasa değişikliğiyle 23.09.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) görevlerine bireysel başvuruları karara bağlama yetkisi de eklenmiştir. Anayasamız uyarınca bireysel başvuru hakkı; T.C. Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) müştereken yer alan haklarından birisinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi ve iç hukuk yollarının tüketilmesi halinde bireyin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesini ifade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de 2010 yılında halk oyuna sunulan Anayasa değişikliğiyle 23.09.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) görevlerine bireysel başvuruları karara bağlama yetkisi de eklenmiştir. Anayasamız uyarınca bireysel başvuru hakkı; T.C. Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) müştereken yer alan haklarından birisinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi ve iç hukuk yollarının tüketilmesi halinde bireyin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesini ifade etmektedir.</p>
<p>Yargı kurumlarımızı T.C. Anayasası ve AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere uyumlu olacak şekilde güçlendirerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru sistemini desteklemeyi amaçlayan “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi”nin (SIAC: Joint Project on Supporting the Individual Application to the Constitutional Court in Turkey) kapanış konferansı 23-24 Eylül 2019 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili sıfatıyla iştirak ettiğim bu önemli konferansa kısa notlarla dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Hukuk Düzeninde Köklü İyileştirmeler Yapmak</strong></p>
<p>Üç yılda 3 bin hâkim ile 3 bin savcıya verilen eğitimler yanında önemli eserlerin yayımlanmasına ve güçlü bir internet sitesinin kurulmasına vesile olan projenin kapanış konferansında açış konuşmasını yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı <strong>Prof.Dr. Zühtü ARSLAN</strong>, devrim niteliğinde bir değişime yol açan bireysel başvuru düzenlemesini “ülkemizde hukuk alanında yapılan en büyük reformlardan biri” olarak tanımladı.</p>
<p>Temel hak ve özgürlüklerin korunduğu adil ve çoğulcu bir düzenin zaruretine değinen Sayın Arslan’ın konuşmasında vurguladığı hususları şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<p>“Konuşmama biraz kışkırtıcı bir soruyla başlamak istiyorum. “Bizim gibi olmayanlarla, kısacası “öteki”lerle nasıl birlikte yaşayacağız?” Kanaatimce medeniyetin kadim sorusu ve sorunu budur…</p>
<p>Günümüzde hızla yayılan terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi; çoğulculuğu, dolayısıyla birlikte yaşamı ciddi şekilde tehdit etmektedir…</p>
<p>Farklılıklarla birlikte yaşamanın diğer bir şartı <strong>adil bir hukuk düzeninin kurulması</strong>dır. Aslında parçası olduğumuz Avrupa’nın tarihi bu düzenin kurulması için verilen mücadeleler tarihidir. Bu konuda lineer bir çizginin olmadığı, zaman zaman demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını paranteze alan ters dalgaların yaşandığı hepimizin malumudur…</p>
<p>2012 yılının 23 Eylül günü, yani tam yedi yıl önce bugün uygulamaya geçen <strong>bireysel başvuru</strong>, Türk hukuk düzeninde <strong>devrim niteliğinde</strong> bir değişime yol açmıştır. Bu yönüyle bireysel başvuru, ülkemizde hukuk alanında yapılan en büyük reformlardan biridir…” (Arslan, 2019).</p>
<p><strong>Ülkede Temel Haklar Standardını Yükseltmek</strong></p>
<p>“Bireysel başvurunun <strong>ilkesel hedefi</strong> ülkede temel haklar standardının yükseltilmesini sağlamaktır. Bireysel başvuruları inceleme yetkisiyle birlikte, anayasa koyucunun ifadesiyle, “Anayasa Mahkemesine, özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu” yüklenmiştir.</p>
<p>Bireysel başvurunun <strong>pratik hedefi</strong> ise hak ihlali iddialarının ulusal sınırlar içerisinde incelenmesini ve varsa ihlallerin uluslararası yargı organlarına taşınmadan giderilmesini sağlamaktır. Kuşkusuz bu hedefin gerçekleşmesi, Türkiye’den uluslararası yargı organlarına yapılacak başvuruların sayısını azaltacaktı…</p>
<p>Memnuniyetle ifade etmem gerekir ki, bireysel başvurunun yedi yıllık uygulaması, anayasa koyucunun bu iki hedefinin de önemli ölçüde gerçekleştiğini göstermektedir…</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin ihlale ve giderime hükmetmek suretiyle binlerce bireyi tatmin etmesinin yanında kabul edilemezlik ya da ihlal olmadığı şeklinde sonuçlandırdığı başvurulardan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınanlar arasında oldukça az sayıdaki başvurunun farklı şekilde sonuçlandırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla bireysel başvuru yoluna ilişkin Anayasa değişikliğinin hak ihlali iddialarının önemli bir bölümünün <strong>Türk hukuk sistemi içinde çözülmesi</strong> amacı önemli ölçüde gerçekleşmiştir…</p>
<p>23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Mahkememize 244 binin üzerinde başvuru yapılmış, bunun 197 bin kadarı sonuçlandırılmıştır… Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla ülkedeki tüm hak ihlali iddialarını tek tek inceleyip çözüme kavuşturamaz. Bu mümkün de değildir. Mahkemenin görevi, <strong>ihlalin kaynaklarını tespit etmek</strong> suretiyle yeni ihlalleri önleyecek şekilde temel ilke ve esasları belirlemektir. Özellikle ihlal kararlarından sonra derece mahkemelerinin aynı ya da benzer uyuşmazlıklarda tespit edilen ilkeleri uygulamaları, yeni başvuruların yapılmasını beklememeleri gerekir.</p>
<p>Öte yandan ihlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda da yasama organının gerekli değişiklikleri, belirtilen gerekçeler ışığında zaman kaybetmeden yapması, yeni ihlallerin ortaya çıkmasını önleyecektir…” (Arslan, 2019).</p>
<p><strong>Daha İyi Bir Dünya İçin Hukukun Üstünlüğünü İçselleştirmek</strong></p>
<p>“Daha iyi bir dünya için çalışma sorumluluğu, sadece kendimiz için değil, gelecek nesiller için de taşımamız gereken bir sorumluluktur. Zira bir Keşmir atasözünde söylendiği gibi, “<em>Bize bu dünya atalarımızdan miras kalmadı, onu torunlarımızdan ödünç aldık</em>”.</p>
<p>Bu sorumluluğu yerine getirmek ve kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi’nin üzerine bina edildiği <strong>demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları</strong> değerlerini ters dalgalar karşısında korumak için dayanışma içinde olmak zorundayız. Gerçekten de bu ortak değerlerin düşmanları olan terör, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi gibi hastalıklarla kararlı bir mücadele ulusal ve uluslararası düzeyde dayanışmayı gerektirmektedir.</p>
<p>İnsanlar arasındaki organik ilişkiyi ve dayanışmayı en veciz şekilde ifade edenlerden biri hiç şüphesiz Sadi Şirazi olmuştur. Yaklaşık sekiz asır önce yazdığı Gülistan’da Sadi diyor ki; “<em>Başkalarının acılarından sıkıntı duymayana insan sıfatını vermek yakışmaz.</em>”</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in New York’taki binasının girişinde yazılı olan “<em>Benî Âdem</em>” şiirindeki bu mesajı hayata geçirmedikçe dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan temel hak ihlalleri ve acılar devam edecektir. Sadi’nin mesajını içselleştirenlerden biri olan Nelson Mandela, “öteki” ile ilişkiyi özgürlük üzerinden çok iyi ifade etmiştir. Mandela’ya göre “<em>özgür olmak, sadece zincirlerden kurtulmak değil, başkalarının özgürlüğüne saygı gösterecek ve onu yükseltecek şekilde yaşamaktır.</em>”</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, başarıyla uygulanmış olan bu projenin başlangıcından kapanış konferansına kadar her aşamada emeği geçenlere, paydaş kurumlara ve oturumlarda sunum yapacak tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.” (Arslan, 2019).</p>
<p>Kapanış konferansında yaptığı konuşmada; “Bağımsız yargı hukukun üstünlüğünün temel taşıdır. Temel ilkelerin sorgulandığı bu dönemde aklımızı ve kalbimizi cesaretle kullanmaya devam etmeliyiz.” diyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanvekili <strong>Robert SPANO</strong>, 15 Temmuz sonrasında Strazburg (AİHM) Mahkemesi’ne Türkiye aleyhine 36 bin başvuru yapıldığın, ancak iç hukuk süreci tüketilmediği için bunların sadece 4 bin kadarının dikkate alındığını belirtti.</p>
<p><strong>Bireysel Başvuru Yoluyla Hak Eksenli Bir Mekanizma Kurmak</strong></p>
<p>SIAC Projesinin kapanış konferansında bireysel başvurunun Türkiye’de temel hakların korunmasındaki rolünü ele alan ilk oturumunda söz alan Anayasa Mahkemesi Üyesi Prof.Dr. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, bireysel başvuru sisteminin yedi yıllık dönemdeki etkisini anlattı. AYM kararlarına siyaset kurumunun tepkilerini normal ve faydalı bulduklarını, akademik camianın hukuk temelindeki eleştirilerinden istifade ettiklerini, AYM’nin son yedi yılda bireysel başvuru sebebiyle Türkiye’de insan haklarının yükselmesine katkı yaptığını belirten Hakyemez, daha iyi bir bireysel başvuru sistemi için şu önerileri getirdi:</p>
<ol>
<li>AYM’nin bir süper temyiz mahkemesi olmadığı vurgulanmalıdır.</li>
<li>Başvuru formundaki yetersizlikler giderilmelidir.</li>
<li>Etkili iç hukuk yolları tüketilmeden başvuru yapılması engellenmelidir.</li>
<li>Bireysel başvuru alanında uzmanlaşmış hukukçuların da desteğiyle süreç ve form iyileştirilmelidir.</li>
</ol>
<p>İlk oturumda söz alan Yargıtay 19. Ceza Dairesi Üyesi Dr. İhsan BAŞTÜRK ise <strong>hak eksenli bir mekanizma</strong> kurulmasının bireysel başvuru sisteminin en önemli kazanımı olduğuna dikkat çekerek, bireysel başvuru süresinin uzatılmasıyla şeffaf ve öngörülebilir bir başvuru süreci oluşturulmasının önemine değindi.</p>
<p>Konferansın ilk günkü oturumlarında söz alan diğer konuşmacılardan Danıştay 13. Daire Üyesi Doç.Dr. Gürsel ÖZKAN, bireysel başvuru hakkının <strong>devlet ile milletin bütünleşmesine</strong> olumlu katkı yaptığını, Federal Almanya Yüksek Mahkemesi Üyesi Christiane SCHMALTZ ise Almanya’da 50’li yıllardan beri biriken tecrübesiyle AYM’nin üç temel alanda yetkili olduğunu; alt mahkemelerin hükümlerini bozabildiğini/iade edebildiğini, yasalarda iyileştirme isteyebildiğini ve tedbir kararları alabildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Yasalarda İhlale Zemin Hazırlayan Hususları Gidermek</strong></p>
<p>Konferansın ikinci gününde 24 Eylül 2019 Salı günü akdedilen üçüncü oturumda bireysel başvuru kararlarının nasıl takip ve icra edildiğini anlatan Anayasa Mahkemesi Başraportörü Ayhan KILIÇ, özetle şu hususlara değindi:</p>
<p>“AYM kararları bağlayıcıdır ancak AYM, kendi kararlarının uygulanmasını sağlamak amacıyla bir kolluk birimine sahip değildir. Esasen buna gerek de yoktur. AYM kararlarına ilgili idari ve yargısal kurumlar kendiliğinden uyarlar. Bunun aksi düşünülemez. Bu nedenle AYM kararlarının bağlayıcılığının tartışma konusu dahi edilmemesi gerekir.</p>
<p>Bireysel başvuruda sübjektif amaç <strong>bireysel</strong> <strong>mağduriyetleri gidermek</strong>, objektif amaç ise <strong>yasalarda ihlale zemin hazırlayan hususları gidermek</strong>tir. Bireysel hak ihlallerinin giderilmesi bağlamında ihlali tespit etmek yetmez, mağduriyeti gidermek de gerekir. Eski hale iade, yani o ihlal olmasaydı kişi hangi halde olacak idiyse o hale iade gerekir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise tazminata hükmeder.</p>
<p>AYM’ne, kesinleşmiş hukuksal durumları ortadan kaldırdığı, dolayısıyla hukuk güvenliğini ihlal ettiği yönünde eleştiriler yöneltilmektedir. Bu, nispeten doğrudur. Bazı durumlarda eski hale iadenin sağlanabilmesi için kesinleşmiş yargısal kararların ortadan kaldırılması gerekebilmektedir. Bireysel başvurunun doğası bunu gerektirir. Kesinleşmiş hukuki durumların ortadan kaldırılmasını temin edemeyecekse bireysel başvurunun varlık amacı ortadan kalkar.</p>
<p>Bizim sistemimizde AYM, ihlale yol açtığını tespit ettiği kesinleşmiş yargı kararını iptal kudretini <em><u>haiz değildir</u></em>. Oysa bireysel başvuru sistemini kabul eden diğer tüm ülkelerde AYM’ler ihlale yol açtığını tespit ettikleri mahkeme kararlarını doğrudan kendileri iptal eder. Dolayısıyla diğer ülkelerde AYM’nin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılması gerekip gerekmediği tartışmasına gerek kalmamaktadır. Yargı kararının iptali halinde yeniden yargılama kaçınılmaz hale gelmektedir.</p>
<p>Türk sisteminde AYM’nin ihlale yol açan mahkeme kararını iptal etme yetkisi bulunmadığından “ihlale yol açan kararın” bizzat bu kararı veren mahkeme tarafından yeniden yargılama yoluyla ortadan kaldırılmasından başka bir seçenek kalmamaktadır. Ancak AYM’nin ihlal kararı üzerine yapılacak yeniden yargılama, ilgili usul kanunlarında düzenlenen yeniden yargılamadan farklıdır. AYM ihlal kararı verip giderim olarak yeniden yargılamaya hükmettiği durumlarda derece mahkemesinin lehine ihlal kararı verilen tarafın başvurusunu beklemeksizin ve herhangi bir takdir yetkisini haiz olmaksızın yeniden yargılama yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Derece mahkemesi yeniden yargılama yapmaya başladığı anda önceki hüküm otomatik olarak ortadan kalkar.</p>
<p>Bazen derece mahkemeleri, AYM’nin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapmayı, usul kanunlarında AYM’nin ihlal kararı vermesinin bir yeniden yargılama sebebi olarak düzenlenmediği gerekçesiyle reddetmektedir. Bu görüşün bir geçerliliği bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı vermesi halinde gerektiğinde yeniden yargılamaya hükmedebileceği kendi kuruluş kanunu olan 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu hükümdeki düzenleme karşısında ayrıca usul kanunlarında benzer bir düzenlemenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Yeniden yargılama yapılabilmesi için 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin varlığı yeterlidir.</p>
<p>Bireysel başvurunun asıl amacı sistemik sorunları tespit etmek ve bunların giderilmesine yönelik kararlar vermektir. Bu sebeple tek tek ihlal kararları vermek yerine ihlalin kaynağını kurutmaya yönelik kararların verilmesi daha elzemdir. Bu bağlamda ihlalin idarenin organizasyon eksikliğinden ya da Anayasa’ya aykırı idari uygulamanın teamül haline gelmesinden kaynaklandığı hallerde idareye, bu ihlalin giderilmesi için çağrıda bulunulabilir. Yine aynı şeklinde ihlalin yoruma açık olmayan bir kanun hükmünden kaynaklandığı hallerde bu kanun hükmünün kaldırılması veya değiştirilmesi için yasama organına çağrıda bulunulabilir.</p>
<p>AYM ihlal tespit ettiğinde giderim olarak tazminat ödenmesine de hükmedebilmektedir. AYM, bazı durumlarda yeniden yargılamaya ek olarak tazminata hükmederken, bazı durumlarda sadece tazminata hükmetmektedir.</p>
<p>Bireysel başvurunun asıl amacı <strong>sistemik sorunları tespit etmek</strong> ve bunların giderilmesine yönelik kararlar vermektir. Bu sebeple tek tek ihlal kararları vermek yerine ihlalin kaynağını kurutmaya yönelik kararların verilmesi daha elzemdir. Bu bağlamda ihlalin idarenin organizasyon eksikliğinden ya da Anayasa’ya aykırı idari uygulamanın teamül haline gelmesinden kaynaklandığı hallerde idareye, bu ihlalin giderilmesi için çağrıda bulunulabilir. Yine aynı şeklinde ihlalin yoruma açık olmayan bir kanun hükmünden kaynaklandığı hallerde bu kanun hükmünün kaldırılması veya değiştirilmesi için yasama organına çağrıda bulunulabilir.</p>
<p>Bu kapsamda AYM’ye yapılan eleştirilerden biri de AYM’nin bireysel başvuruda <strong>gizli norm denetimi</strong> yaptığıdır. AYM bireysel başvuru kapsamında kanunların da hak ihlaline yol açıp açmadığını denetlemektedir. AYM’nin buna yetkisi vardır. Bireysel başvuru kapsamında yasaklanan husus, “actio popularis”dir. Yani AYM bireysel başvuru kapsamında soyut olarak bir kanunun Anayasa’ya uygunluğunu inceleyemez, ancak kanunun uygulanmasına ilişkin işlem veya eylem söz konusu olduğunda bu kanunun kendisini de inceler.” (Kılıç, 2019).</p>
<p>Konferansın kapanış oturumunda söz olan Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Politika ve İşbirliği Daire Başkanı Mikhail LOBOV, bireysel başvuruyu kabul eden Türkiye’yi kıskandıklarını belirterek “başarılı ve benzersiz” olarak tanımladığı SIAC projesine emeği geçenleri tebrik etti.</p>
<p>6,4 milyon Avroya baliğ olan proje maliyeti Avrupa Birliği (%64), Türkiye Cumhuriyeti (%28) ve Avrupa Konseyi (%8) tarafından karşılanan projede; Yargıtay, Danıştay, Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Akademisi’nin paydaş kurum olarak yer almıştır.</p>
<p>SIAC Projesi’nin iki günlük kapanış konferansında kapanış konuşmasını yapan Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Prof.Dr. Engin YILDIRIM, bireysel başvuru sisteminin henüz çocukluk çağında olduğunu, <strong>hak bilinci yerleşmediği sürece</strong> projeler yapmanın tek başına yeterli olmayacağını, vatandaşlarımızın Türk yargı sistemine güvenini temin etmenin büyük önem arz ettiğini,  süreç ve çıktı gibi <strong>girdi</strong> konusuna da eğilmek gerektiğini anlatarak verilen kararların icrasının ve bu kararların yargı kurumlarında ve toplumda karşılık bulmasının girdi meselesine katkı yapabileceğini belirtti.</p>
<p>Ülkemizde hakkaniyet ve hürriyet bilincinin yaygınlaşması ve derinleşmesi uğrunda AYM’nin çabalarını takdirle izliyor, hem millet hem de devlet olarak hukukun üstünlüğünü içselleştirebilmeyi temenni ediyorum…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>ARSLAN, Zühtü. (2019). “<strong>Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi Kapanış Konferansı Açış Konuşması”</strong>. <a href="https://www.anayasa.gov.tr/tr/haberler/faaliyetler/bireysel-basvuru-turk-">https://www.anayasa.gov.tr/tr/haberler/faaliyetler/bireysel-basvuru-turk-</a>hukuk-duzeninde-devrim-niteliginde-bir-degisime-yol-acmistir/, 23.09.2019.</li>
<li>KILIÇ, Ayhan. (2019). “<strong>Bireysel Başvuru Kararları Nasıl Takip ve İcra Ediliyor?</strong>”. SIAC Projesi Kapanış Konferansı tebliği. Swissôtel The Bosphorus İstanbul, 24.09.2019.</li>
<li>Anayasa Mahkemesi yayınları için bakınız: <a href="https://www.anayasa.gov.tr/tr/anasayfa/">https://www.anayasa.gov.tr/tr/anasayfa/</a></li>
<li>SIAC Projesi kapsamında basılan bireysel başvuru konulu kitapların pdf nüshaları için bakınız:<br />
<a href="https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/bireysel-basvuru-el-kitaplari%20">https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/bireysel-basvuru-el-kitaplari</a></li>
<li>SIAC Projesi hakkında detaylı bilgi için bakınız:<br />
https://www.anayasa.gov.tr/bireyselbasvuru/</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hukukun-ustunlugunu-icsellestirmek-bireysel-basvuru-sistemini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
