<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Viyana Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/viyana/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/viyana/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İ YAKINDAN TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRECHID IBRAHIM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ABRÜRREŞİD İBRAHİMOF]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED TACEDDİN]]></category>
		<category><![CDATA[AKÇURAOĞLU YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMCAN İDRİSÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ASYA KUVVE-İ MÜDÂFAASI CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKURT]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARA]]></category>
		<category><![CDATA[CAVA ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOBAN YILDIZI]]></category>
		<category><![CDATA[DORUNKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERTUĞRUL ÖZALP]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA YEŞİLÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[GEORGEON TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[HATANO]]></category>
		<category><![CDATA[HEE-SOO CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[HURİYE ŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[IŞIK TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAN]]></category>
		<category><![CDATA[KORE]]></category>
		<category><![CDATA[LOZAN]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED ÂRİF BEY]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ÖRDEKÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEKERCE (NİJNİ NOVGOROD)]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYETLER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HİLMİ NAKAVA]]></category>
		<category><![CDATA[MÛSÂ CÂRULLAH BİGİ(YEV)]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[NADİR ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[OKA NEHRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORENBURG]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MAHKÛMU MİLLETLER KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA TÜRKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAİNT PETERSBURG]]></category>
		<category><![CDATA[SEYFETTİN ERŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAM]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[STOCKHOLM]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[TARA]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞKÎLÂT-I MAHSÛSA]]></category>
		<category><![CDATA[TOBOLSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRABLUSGARP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[UFA]]></category>
		<category><![CDATA[USÛL-İ CEDÎD]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, irili ufaklı onlarca eser yazıp neşreden, Japon milletini İslamiyet’le tanıştıran büyük davetçi Abdürreşid İbrahim’i, Müslümanların birlik ve beraberliği uğrunda sarfettiği kıymetli fikrî ve siyasi çabalarını hatırlama sadedinde vefatının 78. yıldönümünde hayırla yâd etmek istedim.</p>
<p>Bu yazıda Mustafa Uzun Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilk cildinde yayımlanan “Abdürreşid İbrahim (1857-1944)” maddesinin -uygun ara başlıkları ekleyerek- geniş bir özetini aktarmakla yetineceğim.</p>
<p><strong>İlmi Tahsil Edip Yayma Uğrunda Ağır Meşakkatlere Katlanmak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türklerinden Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde de bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve <strong>imamlık</strong> yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti.</p>
<p>Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı. Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerinden icâzet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve <strong>medresede ders vermeye başladı</strong> (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’l-Hamd adlı risâlesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.</p>
<p>1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek <strong>kadılık yaptı</strong>. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığının Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da <strong>Avrupa’ya gitti</strong>. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi.</p>
<p>1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanı’na gitti, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türklerinin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.”</p>
<p><strong>Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Haklarını Güçlü Şekilde Savunabilmek</strong></p>
<p>“1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmîz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türklerini bir araya getirmeye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerdeki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zenginler ve talebelerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-1907) Petersburg’da, bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aftonomiya risâlesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler.</p>
<p>Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylül’ünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti.”</p>
<p><strong>Batılı Sömürgeci Devletlere Karşı Beraberce Hareket Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası Cemiyeti’ni zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beyânülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakîm’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.</p>
<p>1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı; halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstkakîm’in de iktibas ettiği <strong>vaaz ve konferanslar</strong> ile anlattı. Rusların Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationalités) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nde de (Ligue des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihâd-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.</p>
<p>Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939). 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’in Müktesebatından Hakkıyla İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risâleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in çıkardığı gazete ve dergiler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Mir’ât yahut Gözgü</strong>: Türkiye Türkçesi ve Tatarca ile karışık olarak neşredilen, siyasî ve edebî yönü ağır basan bu dergi, 1902 yılında Petersburg ve Kazan’da belirsiz sürelerde yayımlanmış, 1909 yılında çıkan 22. sayısıyla yayımı sona ermiştir. İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunan Mir’ât, Abdürreşid İbrahim’in Rusya’da neşrettiği ilk süreli yayın ve yenilik fikrine karşı olanlarla mücadele etmek için yazdıklarını yayımladığı bir dergidir.</li>
<li><strong> Ülfet</strong>: Türkiye Türkçesi ile 15 Aralık 1905’te Petersburg’da yayımına başlandı; 9 Haziran 1907’de 85. sayıdan sonra Rus hükümeti tarafından kapatıldı. Mûsâ Cârullah Bigi(yev)’in önde gelen yazarları arasında bulunduğu gazete dinî meselelere ağırlık vermiş, bu sebeple bilhassa medrese talebeleri arasında çok okunmuştur. Rusya Müslümanlarının kongreleri hakkında verdiği bilgiler bakımından da önemlidir.</li>
<li><strong> Tilmîz</strong>: 1906’da Petersburg’da Arapça olarak yayımına başlandı; 1907’de kapatıldı. Rusya’daki Müslümanların kültürlerini, dinlerini ve mânevî değerlerini korumak için onları uyarmaya yönelikti.</li>
<li><strong> Necât</strong>: 1906’da Petersburg’da yayımlanan bu mecmuada dinî muhtevalı yazılar çoğunluktaydı. İlk sayısından sonra neşrine hükümet tarafından izin verilmedi.</li>
<li><strong> Şirke (Serke)</strong>: Kazak şivesiyle ve Kazak münevverlerinin yardımlarıyla Petersburg’da yayımlandı. 1907 yılı sonlarında hükümetçe kapatılan mecmua panislâmist fikirleri savunuyordu.</li>
<li><strong> Teâruf-i Müslimîn</strong>: Dinî, siyasî, tarihî, felsefî haftalık bir mecmuadır. İslâm âleminden de bahseden dergi, 1910’da İstanbul’da Ahmed Taceddin’le birlikte 32 sayı çıkarılabildi.</li>
<li><strong> Cihâd-ı İslâm</strong>: Âlimcan İdrisî ile birlikte 1916’da Berlin’de neşrettikleri Türkçe bir gazetedir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Müslüman askerlere yönelik olarak çıkarılmıştır. Bu gazete bazı kaynaklarda Cihan Haberleri adıyla geçmektedir.</li>
</ol>
<p>İstanbul’da çıkan Basîret ve Sırât-ı Müstakîm, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmış olan Abdürreşid İbrahim’in yayımlanmış <strong>telif ve tercüme eserleri</strong> de şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Livâü’l-Hamd</strong> (İstanbul 1885). Rusya’da yaşayan Müslümanları Türkiye’ye göç etmeye teşvik maksadıyla yazılmış ve gizlice Rusya’ya sokulup dağıtılmış küçük bir risâledir.</li>
<li><strong> Çolpan (Çoban) Yıldızı</strong> (İstanbul 1895; Petersburg 1907). Abdürreşid İbrahim’in, Rus Çarlığı’nın Türklere yaptığı baskı ve zulmü protesto etmek maksadıyla kaleme aldığı yazılı ilk siyasî belgedir. Rus hükümetine karşı halkı mücadeleye çağıran bu risâlede ayrıca yazarın bir müddet reisliğini yaptığı Orenburg Şer‘î Mahkemesi’nin çalışmaları, eksikleri ve teşkilâtı hakkındaki düşünceleri de yer almaktadır. Bu sebeple Petersburg’da ikinci defa basılmıştır.</li>
<li><strong> Bin Üçyüz Senelik Nazra</strong> (Petersburg 1905). Eser, Müslümanlar arasında bir ittifak kurma zaruretini dile getiren ve daha sonra yapılan ittifak kongrelerine zemin hazırlayan, “ittifak nizamname ve programı”nın ana fikirlerini ihtiva eden bir kaynak mahiyetindedir.</li>
<li><strong> Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi</strong> (Petersburg 1906; İstanbul 1328). Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatarca kaleme alınmıştır. Hıristiyanlık ile Müslümanlığı karşılaştırarak İslâm’ın üstünlüğünü ortaya koyan ve mukayeseli dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ihtiva eden küçük bir eserdir.</li>
<li><strong> Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye</strong> (Petersburg 1907). Bu risâle I. ve II. Duma’da (1906-1907) ortaya çıkan bağımsızlık eğilimleri karşısında Rusya Müslümanlarının da muhtariyet haklarını kullanmaları gerektiğini belirten bir eserdir.</li>
<li><strong> ed-Dînü’l-Fıtrî</strong> (İstanbul 1340). İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Önsözündeki ifadeden iki küçük risâle olduğu anlaşılmaktadır.</li>
<li><strong> Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler</strong> (Petersburg, ts.). Çocukluğunu, tahsilini ve memleketi olan Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatmaktadır.</li>
<li><strong> Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet</strong> (İstanbul 1328, 1329-1331). 1907-1910 yılları arasında yaptığı büyük seyahatinin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.</li>
<li><strong> Asya Tehlikede</strong> (İstanbul 1328). Japon Hatano’dan, Muhammed Hilmi Nakava ile beraber tercüme ettikleri küçük bir risâledir. İngiltere, Rusya ve Amerika’nın Uzakdoğu’da yapmayı düşündükleri faaliyetlere karşı Asyalı milletlerin yani Çin, Japonya, Osmanlı İmparatorluğu, Afganistan, Hindistan, İran, Siyam, Cava adaları ile Türkistan’ın birleşmesi gerektiğini anlatan bir eserdir.</li>
<li><strong> Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi</strong> (Petersburg, ts.). Mehmed Ârif Bey’in aynı adı taşıyan eserinin bazı ilâvelerle Tatarca tercümesidir.</li>
<li><strong> Tarihin Unutulmuş Sahifeleri</strong> (Berlin 1933). Bu ad altında, Sultan Aziz’in Şehadetine Sebep Ne İdi?</li>
<li><strong> Rusya Müslümanlarının Açlık Hallerinden Dehşetli Bir Hâtıra</strong> (Berlin 1933). Abdürreşid İbrahim’in bu son iki risâlesi Mûsâ Cârullah tarafından, ‘hâtıralarından imlâ edilmek suretiyle’ neşredilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Mustafa UZUN; “ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)”</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.1, s.295-297, İstanbul 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurresid-ibrahim, 13.08.2018.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslâmiyet 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Ahmed Saki Bey Matbaası, İstanbul 1328, 2 c., 620+243 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet’in Yayılması 1363/1944</strong>, Sadeleştiren: Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul 2003, 2 c., 556+631 s.</li>
<li>Abrürreşid İBRAHİMOF; <strong>Tercüme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Elektrik Basmahanesi, Saint Petersburg (t.y.), 136 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Rusya İmparatorluğu’nda Müslümanlar: Çoban Yıldızı</strong>, Hazırlayan: Seyfettin Erşahin, Ahmed Yesevi Üniversitesi Yay., Ankara 2015, 95 s.</li>
<li>CEMİL LEE, Hee-Soo, <strong>İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması: Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Tesirleri</strong>, (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1987, 2 c., 238+207 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1997, 183 s.</li>
<li>Mehmet ÖRDEKÇİ; <strong>Abdurreşid İbrahim ve &#8220;Çoban Yıldızı&#8221;</strong>, (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1997, 125 s.</li>
<li>Huriye ŞEN; <strong> Yüzyıl Başlarında Abdürreşid İbrahim&#8217;in Rusya ve Japonya&#8217;daki Faaliyetleri</strong>, (yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2015, 116 s.</li>
<li>Nadir ÖZBEK; <strong>Abdürreşid İbrahim (1857-1994) The Life and Thought of Muslim Activist</strong>, (yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994, 150 s.</li>
<li>Fatma YEŞİLÖZ; <strong>Der Blick des İslamischen Denkers Abdürreşid İbrahim (1857-1944) auf Indien</strong>, (yüksek lisans tezi), Universitaet Wien, Viyana 2013, 109 y.</li>
<li>Abdürrechid IBRAHIM; <strong>Un Tatar au Japon: Voyage en Asie (1908-1910)</strong>, presente et annote par Georgeon Tamdoğan-Abel, Işık Tamdoğan-Abel, Sindbad, Paris 2004, 269 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ MURAT DARYAL HOCA’NIN  ÖZGÜN FİKİRLERİNDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 09:20:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Ashâb-ı Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Grekler]]></category>
		<category><![CDATA[Hendek direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet psikolojisi ve sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNgiliz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ın Değerleri ve Yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[kelbuhum]]></category>
		<category><![CDATA[kemâlat]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılderili]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler Camiası]]></category>
		<category><![CDATA[mehter müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mozart]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Salamis]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tekâmül]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi-Hristiyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:   İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler.</p></blockquote>
<p>“İslam’da kurban ibadeti, genel olarak ibadetlerin takip ettikleri seyre zıt bir seyir gösterir. Müslümanlar bunu tabii karşılarlarken Batılı Hıristiyan şer odakları bu zıt oluşumu Müslümanların aleyhinde kullanmak ve onları aldatmak için, onda kendi hesaplarına istismar edecekleri malzeme bulmak istemişlerdir. Bu taarruz ve hücumlar daha önceleri kendi tabii seyrine göre gelişirken meselenin siyasileşmesi ile beraber hızını ve şiddetini çok daha fazla arttırmıştır. Müslümanlar, bu taarruz ve hücum karşısında savunma mevzilerine geri çekilmişler ve bu durum şirret Batı’yı daha da cesaretlendirmiştir. Nihayet iki tarafın tutumu ile ortaya böyle bir tablo çıkmıştır.</p>
<p>Bütün bunların bir tek sebebi vardır ki, o da Müslümanların bir <u>ibadet felsefesi kuramamış</u> ve yine bu kapsam içinde isimleri bugüne göre belirlenmiş de olsa bir <u>ibadet psikolojisi ve sosyolojisi geliştirememiş olmaları</u> idi. Her bir Müslüman; “Ben ibadetlerimi yaparım, bu ibadetlerin bende hâsıl etmek istediği kemâlat ve tekâmül nasıl olsa bende tecelli eder ve ben nasıl olsa arzu edilen manevi mertebelere ulaşırım.” diye düşünüyordu. Bunda haklıydı da. Bir ilacın iyi gelmesi için hastanın o ilacın terkibini bilmesinin lüzumlu olmadığı gibi…” (1).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İnandığımız Değerlerin Hakkını Verebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri maalesef Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir.</p></blockquote>
<p>“Nüfus kâğıdımızda, <u>“Dini: İslâm” yazıldığı için</u> Müslüman olmamalıyız. Yani <u>mirasyedi</u> Müslüman olmamalıyız. Madem inançlarımızın değeri onların bizlere olan maliyeti ile değişmektedir, öyleyse bizlere düşen en büyük vazife, her türlü aşırılıklar müstesna, elimizden geldiği kadar <u>kendimiz için inançlarımızın maliyetini arttırmaya çalışmak</u> olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, <u>insanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler</u>.” (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Tarihini Psikososyal Açıdan Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşen bir medeniyet, medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır!</p></blockquote>
<p>“İslam tarihçileri, İslâm’ın vahye dayalı tarihini lâyık olduğu gibi anlamamışlar ve pek tabii anlatamamışlardır. Hz. Peygamber’in vahiy öncesi hayatı ile ilgili ve daha sonra Mekke devrinde vukû bulan Hadiselerle ilgili gerekli yorum ve değerlendirmeleri yapamamışlardır. Bazılarını her nedense, belki fark edemedikleri için, bahse konu etmemişlerdir… Hz. Peygamber’in “dilde” ve diğer konulardaki önderliği gibi… Bazılarının da üzerinde durulup düşünülmesini, niçindir bilinmez, zait görmüşlerdir… Harplerde olduğu gibi…</p>
<p>İslam tarihçilerinin hicret ile başlayan Medine devrine ilişkin tutumları da aynıdır. Nitekim Medine’de “devlet kurma” çalışmalarına beklenen ilgiyi göstermemişler, en azından bu konuyu öne çıkarmamışlardır. Mesele bu kadarla kalmamış, taşıdığı değer itibariyle Medine devrini temsil eden “harpler”i <u>yendi-yenildi</u> diye anlatmışlardır. Halbuki yenmek veya yenilmek ne zamandan beri mucize sayılıyordu ki? Daha sonra, müşrikler şu kadar zayiat verdiler, Müslümanlar bu kadar şehit verdiler demek suretiyle harpleri değerlendirdiklerini sanmışlardır…</p>
<p>Milattan dört yüz seksen yıl önce Grekler ile Persler “Salamis”de harp etmişlerdir. Bu harplerde Grekler gâlib gelmişler, Persler mağlup olmuşlardır. Şimdi putperest Grekler gâlib gelirlerken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Yoksa ateşperest Persler mağlup olurlarken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Öyleyse, Bedir gâlibiyetini Greklerin gâlibiyetinden ayıran ve onu mucize yapan neydi? Uhud’da Müslümanlar mağlup olmuşlardı, Müslümanların bu mağlubiyetini Perslerin mağlubiyetlerinden farklı kılan ve onu mucize yapan neydi? Keza İran’da hendek kazma şeklinde uygulanan savunma tarzını tekrar etmekle, Hendek harbi ile ilgili bir mucize mi tecelli etmiş olacaktı? Öyleyse “Hendek direnişi”ni mucize yapan ve onu müstesna kılan neydi?</p>
<p>Bütün bunlar önce vahiy ve daha sonra Hz. Peygamber’in önderliği ile ancak anlaşılacaktı. Fakat Hz. Peygamber’in önderliği ile ilgili bu günlere kadar bu veya benzeri başlıklar altında bir çalışma yapılmamıştır. İslâm âlimleri kitaplarını yazarlarken konuları ile ilgili olarak Hz. Peygamber’in söylediklerinden ve uygulamalarından nakiller yapmışlardır. Fakat bunlar geniş bir çerçeve teşkil etmeyip bütün içinde cüzî kalmışlardır. Daha önemlisi bu nakiller “Hz. Peygamber’in Önderliği” başlığı altında Müslümanların dikkatlerine sunulmamıştır. Bunun kadar önemli bir diğer husus <u>Hz. Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir</u>.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetler Camiasındaki Saygın Yerimizi Yeniden Kazanabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.</p></blockquote>
<p>“Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez. Zira o taktirde <u>kendisi olmaktan çıkacak</u>, başkaları gibi de olamayacaktır. Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve <u>bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır</u>. Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Taklit ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır. Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek, yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir. Dolayısıyla “yaratıcı güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabii medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <u>alış tarzları</u> ve <u>aldıkları müesseseler</u> onların geleceklerini belirleyecektir. Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol, bu müesseseleri iki kademeli bir seyir hâlinde ele almak olmalıdır. Bu cümleden olarak bu medeniyetler, ilk önce ihtiyaçlarını “<u>kendi hayati ölçülerini</u>” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir. İhtiyaçlarından <u>en fazla ihtiyaç duyduklarını</u> alacaklardır.</p>
<p>İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı “sosyal müesseseleri” alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseseleri <u>en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar</u>, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık <u>ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına, inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir</u>. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır.</p>
<p>Mozart, Viyana muhasarasında surlar arkasında “mehter müziği”ni dinledikten sonra evine gidip “Türk Marşı” adıyla bir eser bestelemiştir. Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur. Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir.</p>
<p>Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek, <u>tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir</u>. Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa <u>dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır</u>. Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır. Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra <u>içinden çürüyecek</u> ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Hâsılı, medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam, dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Evrensel Değerlerini Doğru Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’an-ı Kerim nazil olmasaydı ve onun ‘Peygamber-i zîşân’ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi, görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti. Afrika’da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler hâlen devam etmiyor mu? Son zamanlara kadar süregelen Kızılderililerin kafa derilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum Batılı insanın insafından değil, kafa derisi soyulacak Kızılderili kalmamasındandır!</p>
<p>Yahudi-Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika’ya geldikleri zaman bu topraklarda <u>yedi milyon Kızılderili</u> yaşıyordu. O tarihlerde İngiltere’nin nüfusu on milyon civarındaydı. O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır? Buna karşılık Kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür? Amerikalı bir profesörün bir seminerinde; “<u>Biz evvela Kızılderili nüfusunu azalttık, daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık</u>!” diyerek tebessüm etmesi(!) Amerika’nın ve Amerikalının insan haklarından ne anladıklarını göstermektedir. Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda Kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti. Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi. Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı. Birçok canlı türü yok olmak durumunda kalmış, göller asit deposuna dönüşmüş, toprak ve hava zehirlenmişti!</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bir sûresine “Kehf” adını vermiştir. Bu kelime “Ashâb-ı Kehf” tabirinin bir cüzüdür. Ashâb-ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır. “Ashâb” arkadaş manasında “sâhib” kelimesinin çoğuludur. “İnsan” daha doğru manasıyla “insanlar” cemiyet demektir. Kehf “mağara” demektir, kaya, taş, toprak manasına gelir. Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar. “Ahmed’in defteri” tamlaması defteri Ahmed’e ait kılar. İslâm “mağara arkadaşları, mağara insanları” tabiriyle aziz, muhterem, mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa, toprağa, kayaya ait kılmış, bununla o, <u>insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izafe etmiş</u>, ayrıca <u>insanın maddenin imkânlarıyla ancak tamamlanacağını</u> anlatmış oluyordu. İlaveten araya “Kıtmîr” adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu. Hasılı İslâm önce insanları, daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi, yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak <u>sınıfsız, ideal toplumun şemasını sunmuş</u>, varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir. Kehf Sûresi’nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa “<em>kelbuhum</em>; köpekleri” diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle, Batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları “hayata saygı felsefesi”nden bindörtyüz küsur yıl kadar önce, İslâm, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp, bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.” (5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>1- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 507 s.</p>
<p><strong>2- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 336 s.</p>
<p><strong>3- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam&#8217;ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili, </strong>M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2014, 478 s.</p>
<p><strong>4- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, 246 s.</p>
<p><strong>5- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam’ın Değerleri ve Yorumları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2016, 528 s.</p>
<p><strong>6- </strong><a href="https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/">https://1000kitap.com/yazar/<strong>ali-murat-daryal/kitaplari</strong>/</a>, 16 Mart 2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
