<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>UHİM Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/uhim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/uhim/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2021 21:02:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SREBRENİTSA SOYKIRIMINI  UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 09:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Temmuz 1995]]></category>
		<category><![CDATA[5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet İmamoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Akrepler]]></category>
		<category><![CDATA[Alija Düşünce Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı’nın Soykırımcı Tabiatı]]></category>
		<category><![CDATA[Belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[Belvedere]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna-Sırp ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Boşnakça]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Bosnalılar]]></category>
		<category><![CDATA[EUFOR]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız general]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Gorajde]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Nuhanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Hollandalı askerler]]></category>
		<category><![CDATA[holokost]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[jenosit]]></category>
		<category><![CDATA[Karaçay]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciç]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Lahey]]></category>
		<category><![CDATA[Lemkin]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Boşnaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Radovan Karadziç]]></category>
		<category><![CDATA[Ratko Mladiç]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Sarayevo]]></category>
		<category><![CDATA[Scheveningen]]></category>
		<category><![CDATA[Sırp Kasap]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımlar Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenica Genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Tataristan]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[Thom Karremans]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Müslüman Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Under The UN Flag]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Ceza Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=534</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32). “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32).</p>
<p>“<em>Katlu’l-âmm</em>” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘<strong>katliam</strong>’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen <strong>soykırım</strong> kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘<strong>jenosit</strong>’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘<strong>holokost</strong>’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “<strong>genocide</strong>” terimini oluşturan <strong>Lemkin</strong> 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı; “<u>bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi</u>” olarak tanımlar (<strong>1</strong>).</p>
<p>Çerkes, Çeçen, Karaçay, Azeri, Uygur, Arap, Kürt, Türk vd. Müslüman topluluklara uygulanan katliamlardan hiçbirini resmen tanımayan Batı’nın Srebrenitsa katliamını resmen tanımak zorunda kalması ‘yetmez ama evet’ diyebileceğimiz bir gelişme olmakla birlikte Bosna’da Sırplara ihale edilen çok boyutlu katliamların tetikçileri ve azmettiricileriyle birlikte tüm sorumlularının hesap vermesi gerektiği, bu kabarık suç dosyasının bir caniye verilen sembolik cezayla geçiştirilemeyeceği asla dikkatten kaçırılmamalıdır!</p>
<p><strong>İnsanlık yürüyüşümüzde ‘kan dökücülük’ aşamasını geride bırakabilmek</strong></p>
<p>Hâbil’in değil Kâbil’in yolunu izleyerek Firavun, Nemrut, Stalin, Hitler, Pol Pot, Bush, Eset, Saddam gibi tarihe adını katliamlarla yazdırmış uzun ‘zulüm liderleri listesi’ne 11 Temmuz 1995’te yeni isimler eklenmişti: “Sırp Kasap” General <strong>Ratko Mladiç</strong>, azmettiricisi “Bosna Kasabı” Sırp lider <strong>Radovan Karadziç</strong> ve gözcüleri Hollandalı BM Barışgücü askerleri komutanı <strong>Thom Karremans</strong>! Elbette, onun da amiri olan Fransız komutan ve diğer iltisakları…</p>
<p>İnsanlık tarihini lekeleyen soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekleri daha önce bu sayfadan özetle paylaştığımız için (<strong>2</strong>) o bahsi hiç açmadan doğrudan Srebrenitsa katliamını ana hatlarıyla hatırla(t)mayı vecibe addediyorum.</p>
<p><u>Srebrenitsa Soykırımı</u>; 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği “Krivaya ‘95 Harekâtı” esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve tespit edilebilen <strong>8.372</strong> Boşnak erkeğinin hunharca katledilmesiyle sonuçlanan vahşetin adıdır.</p>
<p>Büyük insanlık ailemiz artık bu vahşete dur diyebilmeli ve meleklerin yerkürenin emanetini üstlendiğinde hayretlerini ifade etmekten kendilerini alamadıkları insanın “kan döken” tarafını terbiye ederek medeni bir hayatı birlikte inşa edebilmeli, barış ve huzur içinde birlikte yaşamayı başarabilmelidir.</p>
<p><strong>Soykırımın BM ve Batı devletleri gözetiminde gerçekleştirildiğini unutmamak</strong></p>
<p>1992-95 yılları arasında sistematik olarak yürütülen büyük çaplı bir etnik temizliğe maruz bırakılan Bosna’nın doğu yakasında, tüm dünyanın gözleri</p>
<p>önünde, Sırp kuvvetleri Boşnaklara karşı her türlü savaş suçunu işledi. BM Güçleri’nce ‘güvenli bölge’, ‘korunaklı bölge’ oluşturulduğu gerekçesiyle silahları toplanan Boşnaklar, Hollandalı BM askerlerinin gözetiminde <strong>beş gün</strong> boyunca kesintisiz bir katliama tâbi tutuldu. Biz yaşarken vuku bulan bu soykırım ne kadar acıdır ki, <strong>8.372 </strong>genç insanın canına kıyılmakla sınırlı kalmadı, yüzlerce kadın ve kız çocuğuna <strong>tecavüz</strong> edildi, bir gün içerisinde <strong>20.000</strong>’in üzerinde insan apar topar doğup büyüdüğü evlerinden ve özyurtlarından sökülerek Srebrenitsa’dan zorbalıkla <strong>sürüldü</strong>!</p>
<p>Sırp saldırılarından kaçarak BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen ve Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunan Srebrenitsa’ya sığınan 25.000 Boşnak, kentin birkaç kilometre ilerisindeki Potoçari’de bulunan bir akü fabrikasına yerleştirildi. Silahsız binlerce sivil Boşnak, Hollandalı askerler tarafından 11 Temmuz 1995’te “Sırp Kasap” lakabıyla anılan General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerine teslim edildi! Sırp askerler <u>12 yaş üstü tüm erkekleri</u> bir tarafa, kadınları da diğer tarafa ayırdılar. Kadın ve çocuklara tecavüz ettiler, yetişkin erkekleri ise kamyon ve otobüslere doldurularak toplu kıyıma götürdüler!</p>
<p>Srebrenitsa’daki kıyımdan Tuzla’ya kaçmaya çalışan 12.000’i aşkın Boşnak, dağlık güzergâh üzerinde pusu kuran Sırp keskin nişancıları tarafından âdeta tek tek avlandı! Dağlardaki bu zorlu kaçış yolundan ancak 3.000 kişi sağ olarak Tuzla’ya ulaşabildi. Srebrenitsa’dan Tuzla’ya uzanan yolda 10 gün içerisinde toplamda 10.000’den fazla insan katledildi. Srebrenitsa’da yaşanan bu katliam Avrupa’da hukuk mekanizmasınca belgelenen ilk ‘soykırım’ olarak tarihe geçti (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Bosna’da yok edilmek istenenin insanlık ve Müslümanlık olduğunu görmek</strong><strong> </strong></p>
<p>Dünyada Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler 6 federe cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’nın da dağılmasına neden oldu. Yugoslavya’yı meydana getiren cumhuriyetlerden biri olan <u>Bosna, Şubat 1992’de</u> yapılan bir referandumun ardından <u>bağımsızlığını ilan etti</u>. Ancak Bosna’nın bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar, Saraybosna’yı kuşatma altına alarak <u>üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nı başlattılar</u>.</p>
<p>Bosna’da üç buçuk yıl devam eden savaşta tespit edilebildiği kadarıyla <strong>312</strong> <strong>bin kişi</strong>nin canına kıyıldı, <strong>2 milyon kişi</strong> evini barkını <strong>terk</strong> etmek zorunda kaldı. <strong>27.734</strong> kişi resmî kayıtlara <strong>kayıp</strong> olarak geçti. “Toplu Mezarları Araştırma Enstitüsü”nün çalışmalar neticesinde 20 bin kayıp insanın cesedine ulaşıldı, bunlardan yaklaşık <u>18 bin cesedin kimliği belirlendi</u>. Toplu mezarlarda bulunan cesetlerin çoğu parçalandığı ve yakıldığı için kimlik tespit çalışmaları tamamlanabilmiş değildir.</p>
<p>“Bosna-Hersek Kayıpları Arama Enstitüsü” verilerine göre, 1995 yılından bu yana ülke genelinde <strong>500</strong>’den fazla <strong>toplu</strong>, 5.000’in üzerinde müstakil <strong>mezar</strong> bulundu! Her yıl kimlikleri yeni tespit edilebilen kurbanların naaşları <strong>11 Temmuz</strong> günü düzenlenen cenaze töreniyle Srebrenitsa’da toprağa veriliyor (<strong>3</strong>).</p>
<p>“Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen Srebrenitsa soykırımının bu yılki anma törenlerinde <u>kimliği belirlenen</u> <strong>71 kurban</strong> toprağa verilecek. Soykırımın acısı, aradan 22 yıl geçmesine rağmen kalanların yüreğinde hiç dinmedi. Bazı kurban yakınları hala <u>eşlerini, oğullarını, babalarını ve kardeşlerini toprağa vermek için beklemeye devam ederken</u>, yaklaşık <strong><u>1100</u></strong><u> kurbanın cesedine ulaşılamaması</u> yakınlarının umutlarını her geçen gün tüketiyor. Avrupa’nın orta yerinde gerçekleşen soykırımın boyutları ve vahşeti yaşayanların ve tanık olanların kanını dondururken, kurban yakınlarının ortak söylemi ise “<u>elimde fotoğrafından başka hiçbir şey kalmadı</u>” oluyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Srebrenitsa Katliamı Bosna’da <strong>soy ve inanç karşıtı</strong> yapılmış <strong>en vahşi katliamlardan biri</strong>dir. Katliama Sırp ordusunun yanı sıra, Bosna-Sırp ordusunun “Akrepler” olarak bilinen özel birlikleri de katılmıştır. Ne Birleşmiş Milletler’in Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmesi ne de kentte bulunan 600 Hollanda Barış Gücü askeri katliama mâni olamamıştır (esasında destek olmuştur! FG.). Srebrenitsa olayı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak Dünya tarihine kazınmıştır!</p>
<p>Yugoslavya’nın düşmesinin ardından, 1992 yılında Sırplar Yugoslav halklarına katliam uygulamaya başlamışlardır. Olaya müdahil olmak isteyen <u>Birleşmiş Milletler 6 bölgeyi güvenli ilan etmiştir</u> ve bu bölgelerden biri de Srebrenitsa’dır. Savaştan önce 24.000 nüfusu olan bu kent mülteciler ve dışardan kente sığınan insanlarla birlikte 60.000 nüfusa ulaşmıştır. Nüfusun artmasıyla bu kent artık hastalıklarla, açlıkla mücadele etmeye çalışan bir toplama kampına dönüşmüştür. <u>Kenttekilerin kendilerini korumak için edindikleri silahlar da BM (Birleşmiş Milletler) güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanmıştır</u>. Sırp Devlet Başkanı Radovan Karadziç’in emriyle, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerinin kente olan tacizleri sıklaşınca kamptaki insanlar <u>silahlarının geri verilmesi</u> için başvuruda bulunmuş; fakat kampın Hollandalı komutanı <strong>Thom Karremans bu isteği geri çevirmiştir</strong>. BM güçleri ise sadece kent üzerinde iki tane F16 uçurarak tepki vermişlerdir(!). Hollandalı askerler Bosna’daki BM Barış Gücü Komutanı <strong>Fransız</strong> generalden aldıkları emirle <strong>bir gece yarısı kenti boşaltmış</strong> ve bulundukları kampı içindeki 25.000 mülteci ile birlikte Sırplara teslim etmişlerdir. Hollandalı komutan tarafından Sırplara satılan (bu olay video kasetle kanıtlanmıştır) kent bir hafta süren katliamla Sırplara yenik düşmüştür…</p>
<p>Bosna-Hersek’teki iç savaş nedeniyle uluslararası mahkeme tarafından hakkında arama kararı çıkartılan Karaciç, uzun süre saklandı. 13 yıl sonra, 2008 yılında Belgrad’da bir otobüste yakalandı ve Lahey’de eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Hollanda’ya gönderildi. Savaş suçu ve insanlığa karşı suçun yanı sıra soykırımla da suçlanan Karadziç’in davası 8 yıl sürdü. Karaciç bu sürede, “dünyanın en insancıl hapishanesi” olarak bilinen Lahey yakınlarındaki Scheveningen gözaltı merkezinde kaldı. 11 suçtan yargılanan Karaciç, 10 suçlamada suçlu bulundu, birinden aklandı. Mahkeme Radovan Karaciç’i, Bosna savaşı sırasında <strong>‘insanlığa karşı suç işlemek</strong>’ten de suçlu buldu ve toplamda 40 yıl hapis cezasına çarptırdı…” (<strong>4</strong>). İnsan hakları ve demokrasinin hamiliğine soyunan Avrupa’nın göbeğinde ve ‘bilgi çağı’ 21. yüzyılın son demlerinde küresel şer düzeninin elbirliğiyle gerçekleştirdiği çok yönlü soykırım için yine aynı mekanizma tarafından öngörülen ceza işte bu! Teslim şartlarını konu alan görüşmelerin ve verilen garantilerin nasıl pervasızca çiğnendiğinin işlendiği 11 dakikalık kısa belgeseli izlemek yeterli! (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Kenti Sırp askerlere teslim eden Hollanda askerlerinin çoğu daha sonra ülkelerine döndüklerinde psikolojik tedavi görmek zorunda kalmıştır. Hollanda hükümeti hiçbir sorumluluk kabul etmezken, <strong>kenti bırakarak Sırpların katliamına göz yuman</strong> 600 hafif silahlı Hollanda askerinin büyük bir bölümü pişmanlıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. Srebrenitsa kentinde yaşadıkları anları kitaplaştıran askerlerden biri olaydan dolayı yaşadığı pişmanlığı şu sözlerle ifade etmiştir: “Ölmek istiyordum, masum insanları koruma sözü verdiğimiz halde bize sığınan insanları koruyamadığımız için kendimi affetmiyorum!” İşte bu sözler, kentte uygulanan etnik kıyımın en büyük belgesidir.</p>
<p>Srebrenitsa kentinde kurulan BM kampında tercümanlık yapan ve Hollanda askerlerinin kendi canlarını kurtarmak için(!) Boşnakları tek sıra halinde Sırplara teslim ettiğini aktaran Hasan Nuhanoviç, kamp etrafında boğazlanan insanların çığlıklarını ve yalvarmalarını unutamadığını söylemiştir. Ne acıdır ki kampa sığınan ve Sırp askerlerine teslim edilen insanların arasında Nuhanoviç’in 18 yaşındaki erkek kardeşi Muhammed, annesi ve babası da vardır. Yaşadığı o günleri gözyaşları içinde anlatan Hasan Nuhanoviç katliamcılardan birçoğunu teşhis etmesine rağmen cezalandırılmadıklarını, hatta annesinin katili olan kişinin <u>devlet dairesinde memur olarak görev yapmaya devam ettiğini </u>belirtmiştir. Halen Saraybosna’da yaşamaya devam eden Hasan Nuhanoviç, yaşadığı bu üzücü ve kan donduran anıları 2007 yılında yazdığı “<strong>Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı</strong>” adlı kitabında paylaşmıştır.” (<strong>6</strong>).</p>
<p>“Kamptan çıkarılacak insanlara <u>hiçbir şey yapmayacağını</u> söyleyen Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırt ederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katletti. En büyük katliam 11-12 Temmuz 1995’te yaşandı. Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenitsalı erkekler ya kampın yakınlarında öldürülüyor ya da en yakın yerleşim yerlerine götürülüp orada katlediliyorlardı. Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyordu. Hollandalı askerler, mültecilere kampı terk etmenin dışında hiçbir alternatif bırakmadı. Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti. Dünya bu vahşi olayı sadece seyretti.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Şu anda iki hayat yaşadığını, bunlardan birinin ayakta kalabilmek için para kazanma zorunluluğu olduğunu belirten Nuhanoviç, şöyle devam etti:</p>
<p>“Diğer hayatım ise gördüklerim, yaşadıklarım ve unutamadıklarım. Kampa sığınan mültecilerin Çetniklere teslim edilirken bana olan bakışlarını, çığlıklarını unutamıyorum. Annemi, babamı, kardeşimi ölüme yolcu ettiğim anı unutamıyorum. Katillerin serbest gezmesini ise kabul edemiyorum.”</p>
<p>Hollandalı çeşitli sivil toplum örgütlerinin kendisiyle o sırada bölgede görev yapan Hollandalı askerleri görüştürmek istediğini de ifade eden Hasan Nuhanoviç, “<u>Askerler, şimdi kalkmış olayı inkâr etmeye çalışıyor. Yalan söylüyorlar. Onlar o masum insanları Çetniklere kendi elleriyle teslim ettiler. Bu insanlarla nasıl görüşebilirim</u>!”</p>
<p>“Bosna’daki savaşta en fazla Srebrenitsa’nın da aralarında doğu kentlerinde, köylerinde toplu katliam ve tecavüzlerin yaşandığını ifade eden Hasan Nuhanoviç, ancak bu bölgedeki sıkıntıların aradan geçen uzun yıllara rağmen devam ettiğini kaydetti:</p>
<p>“Savaşta katliamların ve tecavüzlerin yanı sıra Boşnaklara ait evler ve köyler yakıldı. Buradaki insanlar dünyanın dört bir yanına göç etti. Savaş bitti, ancak bu insanların köylerine, evlerine dönmesi için güvenli ortam oluşturulmadı. Çünkü savaş suçluları hala buralarda yaşıyor. Bu insanlar serbest gezerken, katliamları yaşayan insanların evlerine dönmesi beklenemez.</p>
<p>1996 yılında BM ve EUFOR komutasında 60 bin asker Bosna-Hersek’e geldi. Ancak bu askerler hep Boşnak bölgelerine yerleştirildi. Srebrenitsa gibi bölgelere askerler yerleştirilmedi. Aslında önemli bölgeler buralardı, çünkü buralarda daha önce Boşnak nüfus fazlaydı. Fakat onlar topraklarından sürülmüşlerdi. Güvenli ortam oluşturulmadığı için insanlar evlerine dönemedi. Şu anda Sırp Cumhuriyeti bünyesinde Boşnak nüfusun azınlığa düşmesinin temel sebebi budur. İşte savaşın ve soykırımın sonucu!</p>
<p>Bosna’da sadece ateş kesildi, insanlar öldürülmüyor, ancak ülke karışık bir yapıya büründü. Doğu Bosnalılar doğdukları topraklara gidemiyor. Saraybosna’da veya ülkenin başka bölgelerinde yaşamak zorunda kalıyor. Doğu Bosna’ya Boşnak nüfusun dönmemesinin temel sebebi savaş suçlularının hala o bölgede yaşıyor olmasıdır.</p>
<p>Savaş suçlusu olarak Saraybosna’daki mahkeme yaklaşık 15 bin kişiyi tespit etti. Ancak bu insanlar arasında yakalanan ve ceza alan sayısı 200’ü bile bulmuyor. Ben babamın köyüne gidemiyorum, gittiğimde savaş suçlularıyla karşılaşıyorum. Buna ise dayanamıyorum. Bu bölgelere gidenler sadece yaşlı çiftler, onlar da çaresizliklerinden dönüyor.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Halen Saraybosna’da yaşayan Hasan Nuhanoviç, o dönemde yaşadığı olayları ve elindeki belgeleri bir araya getirerek Boşnakça ve İngilizce yayımladığı kitabının Türkçeye de çevrilmesi elzemdir.</p>
<p><strong>Yaşananları yok saymamak ve Batı’nın gerçek yüzünü dünyaya göstermek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Srebrenitsa katliamını; tarih, coğrafya, hukuk, siyaset, sosyoloji ve psikoloji başta olmak üzere çeşitli sosyal bilimler yanında sanatın türlü dallarında da anıtlaştırmak gerekir. Bu anlamda 2002 Avrupa Film Festivalinde en iyi kısa film ödülünü kazanan Ahmet İmamoviç’in adını, Srebrenitsa katliamından kurtulanlar için oluşturulan Gorajde kenti yakınlarındaki “Belvedere” (Güzel Bakış) mülteci kampından alan filmi iyi bir örnek olarak hatırlanabilir. Bu film, 12 Eylül 2011 tarihinde Tataristan’da gerçekleştirilen 7. Kazan Uluslararası Müslüman Film Festivalinde “en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu ödülleri”ne layık görülmüştü (<strong>8</strong>).</p>
<p>Arap müziğinin önde gelen çağdaş temsilcilerinden Tunuslu Lutfi Boşnak’ın şiir, beste ve icrası kendisine ait olan “<strong>Sarayevo</strong>” parçası, katliamın musiki dilinde anlatımına başarılı bir örnek olarak zikredilmesi gereken bir eserdir (<strong>9</strong>).</p>
<p>Srebrenitsa soykırımı esnasında şeytanın kölesi olmuş zalimin fütursuzca gerçekleştirdiği katliamı değerlendiren dehşet verici sözleri ile mazlumlar tarafından yükselen bir masum soruyu hatırlatarak bu haftaki yazımızı sonlandıralım:</p>
<p>VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girerken ‘Sırp Kasap’ Mladiç (Batı medeniyetinden(!) aldığı desteğe güvenerek) kameralara şunları söyleyebilmişti:</p>
<p>“Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti <u>Sırp milletine armağan</u> ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden (Müslüman Boşnaklardan) <u>öç alma vakti</u> gelmiştir.” (<strong>10</strong>).</p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">22 yıl önce insanlığın ve Müslümanlığın el birliğiyle ve hunharca katledildiği Srebrenitsa semalarında bir minik mazlumun sesi hâlen yankılanmaya devam ediyor: </span></p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">&#8211; “Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?”</span></p>
<p><strong>“Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu”nu oluşturabilmek</strong></p>
<p>En son örneğini hâlen Suriye’de yaşamakta olduğumuz soykırımlar tartışmasız insanlık suçu ve ayıbı olup bütün bir insanlık ailesi olarak bu lekeleri elbirliğiyle temizlememiz ve artık bu vahşiliğe bir son vermemiz gerekiyor. Küresel kurum ve kuruluşların desteğiyle oluşturulacak özerk bir “Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu” olabildiğince objektif kriterlerle insanlık tarihindeki katliamları inceleyerek mazlum ve mağdurların hak ve itibarlarının iadesi, zalim ve kâtillerin telin ve mahkûm edilmesi için insanlığa yaraşır bir çalışma ortaya koymalıdır. UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi), Mazlumder, Aliya Derneği gibi gönüllü kuruluşların öncülüğünde uluslararası bir “Srebrenitsa Soykırımı Konferansı” tertip ederek bu katliamın etraflıca ele alınması, mağdurların, yakınlarının ve Boşnak toplumunun haklarını her platformda savunmalarına medar olacak kapsamlı bir “Srebrenitsa Soykırımı Raporu” hazırlanmasına hizmet edecektir.</p>
<p>Bütün bir insanlığın, Bosna genelinde ve Srebrenitsa özelinde yaşanan çok yönlü katliamlarla küresel sömürü düzeni tarafından asıl yok edilmek istenenin doğrudan “insanlık” ve “Müslümanlık” olduğunu anlaması gerekiyor. Bu bağlamda Uluslararası Alija Düşünce Derneği başta olmak üzere, Srebrenitsa Soykırımını unutmamak ve unutturmamak için çeşitli anma etkinlikleri düzenleyen tüm kişi, kurum ve kuruluşlara saygı ve sevgilerimi sunarım.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Duran, Batuhan. (2007). <strong>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Düzenlenişi</strong>. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE, Hukuk Anabilim Dalı, İstanbul.</li>
<li>Güngör, Fethi. (2015). <strong>İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi</strong>. Diriliş Postası, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/, 04.05.2015.</li>
<li><a href="https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-srebrenitsa-katliami-1779">https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-<strong>srebrenitsa-katliami</strong>-1779</a>, 11.07.2014.</li>
<li><a href="http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4">http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4</a>, 10.07.2017.</li>
<li><strong>Srebrenitsa Teslim Şartları Toplantısı</strong>, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ">https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ</a>, 11.07.2013.</li>
<li><a href="http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/srebrenitsa-katliami-nedir">http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/<strong>srebrenitsa-katliami-nedir</strong></a>, 11.07.2016.</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/dunya/katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti-1006702/">http://www.radikal.com.tr/dunya/<strong>katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti</strong>-1006702/</a>, 07.07.2010.</li>
<li>http://qha.com.ua/tr/kultur-sanat/7-<strong>kazan-uluslararasi-musluman-film-festivali</strong>nde-en-iyi-film-039-my-spectacular-theatre-039-secildi/99655/, 12.09.2011.</li>
<li>Boşnak, Lutfi. <strong>Sarayevo</strong>. https://www.youtube.com/watch?v=x6QnhMkqUc4, 11.07.2017.</li>
<li>https://onedio.com/haber/<strong>insanlik-tarihinin-en-karanlik-sayfalarindan-biri</strong>-15-madde-ile-srebrenitsa-katliami-541741, 11.07.2016.</li>
</ol>
<p><strong>Konu Hakkında Tavsiye Edilebilecek Bazı Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>ALBAYRAK, Hakan. (2007). <strong>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı</strong>. Ankara: Vadi Yayınları, 72 s.</li>
<li>BEŞİRİ, Arzu. (2013). “<strong>Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar</strong>”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>ÇAKMAK, C., F.G. Çolak, G. Güneysu (Derleyenler). (2014). <strong> Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik</strong>. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 342 s.</li>
<li>FINKELSTEIN, Norman G. (2001). <strong>Soykırım Endüstrisi</strong>. çev. E. Saka, G. Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 207 s.</li>
<li>TÜRKAN, Hüseyin (Ed.). (2014). <strong>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimî Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar</strong>. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 260 s.</li>
<li>YÜREKEL, Sefa M. (2005). <strong>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları</strong>. Near East Publishing, c.1, 208 s.</li>
<li>NUHANOVİÇ, Hasan. (2007). <strong>Under The UN Flag: The International Community and the Srebrenica Genocide </strong>(Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında/Uluslararası Toplum ve Srebrenitsa Katliamı), Amazon UK, 566 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL MEDYAYI ÂDÂB VE ERKÂN ÇERÇEVESİNDE KULLANMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 09:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Emre Bilgili]]></category>
		<category><![CDATA[e-mail]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[eposta]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[fasık]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:6]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[İsra 17:36]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[sanal alem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[web 2.0]]></category>
		<category><![CDATA[whatsapp]]></category>
		<category><![CDATA[world wide web]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=441</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Fasığın (sorumsuzun) biri size (önemli) bir haber getirdiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” (Hucurât, 49:6). İkinci nesil internet (Web 2.0) devriminden sonra yaşanan hızlı gelişmeler ve buna uygun olarak üretilen yeni akıllı cihazlar sayesinde insanlar saniyeler içinde yeni sanal gruplar oluşturma imkânına kavuşmuş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Siz ey iman edenler! Fasığın (sorumsuzun) biri size (önemli) bir haber getirdiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, <u>istemeden birilerini rencide eder</u>, ardından da yaptığınızdan <u>pişmanlık duyarsınız</u>.” (Hucurât, 49:6).</p></blockquote>
<p>İkinci nesil internet (Web 2.0) devriminden sonra yaşanan hızlı gelişmeler ve buna uygun olarak üretilen yeni akıllı cihazlar sayesinde insanlar saniyeler içinde yeni sanal gruplar oluşturma imkânına kavuşmuş oldu. Olağanüstü hızda ve kolaylıkta iletişim ve paylaşım kabiliyetine sahip bu mecranın mutabık kalınmış ilkeler ve âdâb çerçevesinden kullanılmaması büyük bir nimetin nikmete dönüşmesine yol açmaktadır. Böylece iyilik, lütuf, ihsan ve saadete vesile olması temennisiyle oluşturulan sosyal medya gruplarındaki ilkesiz paylaşımlar eziyete, hattâ tacize dönüşebilmekte, bu da kırgınlık ve dargınlıklara yol açarak grubun en baştaki amacının tam zıddına bir işlev görmesine ve nihayet dağılmasına yol açabilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Medyada Mahremiyeti ve Değerleri Koruyabilmek</strong></p>
<p>İnsanların anında iletişime geçmesini ve kesintisiz şekilde bağlantılı kalmasını sağlayan sosyal ağlar, olumlu birçok özelliklerinin yanı sıra çeşitli problemleri de beraberinde getirmektedir. Mesela, en yaygın paylaşım ağı olma vasfını uzun bir süre koruyan Facebook’ta insanlar ‘kendini sunma’ yarışına girerek <u>görme</u>, <u>gösterme ve gözetle(n)me</u>ye dayalı yeni bir iletişim tarzı geliştirmiş (İlhan, 2012:107), bu algı değişimi sonucunda bazı ağ kullanıcılarının ‘mahremiyet’ duygusu ve algısı dejenere olmuştur.</p>
<p>Bir toplumda geçerli olan iletişim biçiminin o toplumun kültürünü belirlediğini söyleyen düşünürler, insanlık tarihinin gelişim sürecinde sözden yazıya ve basıma geçişin teknik bir gelişmeden ibaret olmayıp <u>her yeniliğin beraberinde yeni bir hayat tarzı getirdiği</u>ni ve toplumsal ilişkileri değiştirdiğini ifade etmektedir. Mesela, toplumsal ilişkilerin en yoğun şekilde yaşandığı, çok eski dostlukların canlandırıldığı, yeni arkadaşlıkların edinildiği ya da mevcut arkadaşlıkların sürdürüldüğü; haber, bilgi, duygu, kanaat, beceri, beğeni gibi çeşitli paylaşımların gerçekleştiği <u>ortamlar</u> olarak sosyal ağların kullanıcıları kısa bir zaman diliminde milyonlara hattâ milyarlara baliğ olabilmektedir (İlhan, 2012:108).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üye Olunan Sanal Âlem Cemaatlerinde <u>Üye Kalabilmek</u></strong></p>
<p>Üçüncü binyılın başında hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen internet, geçmişte insanlar arasında var olan ancak somut bir şekilde görülemeyen bağlantıları bilgisayarlar ve diğer akıllı cihazlar arasında oluşturulan yeni bir sanal mekânda, yepyeni bir iletişim ağı olan siber düzlemde daha görünür kılmıştır. Seyrek aralıklarla yüz yüze görüşebilen ya da uzun zamandır görüşemeyen eski tanıdıklar yanında yeni arkadaşların da dahil olabildiği sosyal ağlar ve sanal gruplar, kullanıcıya/grup üyesine ‘bir sosyal gruba/cemaate aidiyet duygusu’ yaşatan yönüyle adeta postmodern dönemin cemaatlerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Her an her yerde herkesin paylaştığı -sürekli benliklerin reklam edildiği- bir ortamda bireyin <u>çekince</u>lerinden birini bu ortamda artık ‘gözetlenmek’ değil <u>göz önünde bulunmamak</u> oluşturmaktadır. Gözden uzak olmak artık bu ortamlardan uzak olmak anlamına gelmektedir. Temel haberleşmeler, davetler buluşmalar vs. giderek sosyal ağlar üzerinden yürütülmekte ağda olmayan bireyler dışlanmaya başlanmaktadır. Hem var oluş hem de paylaşım açısından dışlanan bireye ağa katılmaktan başka seçenek de bırakılmamaktadır. Sadece arkadaşlarıyla iletişimde kalabilmek ve olup bitenlerden kopmayıp haberdar olmayı sürdürebilmek adına sosyal ağlarda kalmaya kendini <u>mecbur hissedenlerin sayısı</u> hiç de az değildir. İsteyerek ya da istemeyerek de olsa birey, artık kendini bu ortamda var etmek, elinde olanları paylaşmak, ağ üzerinden iletişimini sürdürmek ve sistemin dışında kalmamak üzere şartlanmıştır (Erdem, 2010:61).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Medya İçin Âdâb ve Erkân Belirleyebilmek</strong></p>
<p>Facebook ve LinkedIn gibi sosyal ağlar, YouTube ve Slideshare gibi paylaşım siteleri, Twitter ve Instagram gibi mikro-günlük (microblogs) siteler üzerinden her gün milyonlarca ‘sanal cemaat’ milyarlarla ifade edilen paylaşımlar yapmaktadır. Bu kadar büyük ve yoğun bir sanal dünyada var olmanın ilkeleri, sosyal medyada arz-ı endam etmenin âdâb-ı muaşereti ve genel âdâb ve erkân (yol ve yordam) yanında gruplara özel çerçeve mutabakatları sağlanması, bu devasa iletişimin sağlıklı şekilde yürütülebilmesi ve insanlığın hayrına bir işlev görebilmesi için elzem hale gelmiştir.</p>
<p>Matbaalar şöyle dursun televizyon ve radyo kuruluşlarına bile ihtiyaç duymadan World Wide Web (www: küresel yaygın ağ) üzerinden siber ortamda yayın yapma imkânı sunan Twitter (tweet: minik kuş ciklemesi), Facebook (okul arkadaşları ağı) gibi sosyal medya araçlarından en çok kullandığım WhatsApp (hâl hatır sorma ağı) için <u>çerçeve sözleşme</u> mahiyetinde bir <strong>ilkeler dizgesi</strong> önermekte yarar bulunmaktadır:</p>
<ol>
<li>WhatsApp grubunun dirayetli bir moderatörü/müdürü/sorumlusu olmalı, en baştan grubun amacını ve kurallarını belirlemeli, emrivakiyle değil davet usulüyle gruba üye kaydetmeli, lüzumsuz paylaşım ve tartışmalara mahal vermemek için icabı halinde kuralları hatırlatarak gruba nezaret etmelidir.</li>
<li>Grubun adı/başlığı mahiyetiyle mütenasip şekilde belirlenmeli, abartılı ve uzun isimlerden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Paylaşımda aslolan içeriktir. Dolayısıyla paylaşılan içeriğin özgün, sağlam ve üyeler için önem arzeden özellikte olmasına özen gösterilmelidir.</li>
<li>Grubun günlük, haftalık ve aylık paylaşım sıklığı baştan yaklaşık olarak belirtilmelidir. Mesela, haftalık, aylık ve yıllık faaliyetler ile toplantı bilgilerinin paylaşılması amacıyla kurulan bir dernek grubunda yüzlerce alakasız paylaşımlar yapılması asıl mesajların araya kaynamasına yol açmaktadır.</li>
<li>Lüzumlu ve ilgili olduğuna kanaat getirilen video ve resimler için konuyu ve özneyi belirten kısa izahlar yapılması hem ilgilenmeyenlerin o görselleri açmak için zaman ve internet kotası israfı yapmamasına hem de ihtiyaç duyulması halinde arşivden kolayca bulunabilmesine yarayacaktır.</li>
<li>Anlamsız tekrarlardan kaçınmak için bir materyali paylaşmadan önce yukarıya doğru mesajlar taranarak bakılmalı, aynı mesaj yoksa yeni paylaşım yapılmalı, üyelere bıkkınlık vermemeye özen gösterilmelidir.</li>
<li>Yazılacak mesajın yekpare olmasına dikkat edilmelidir. Zira bölük pörçük mesajlar her seferinde grup üyesini rahatsız etmekte, araya giren çok farklı mesajlar önceki konunun takibini zorlaştırmaktadır. Konu değişmiş ve araya başka mesajlar girmişse karışıklığa mahal vermemek için “cevapla” butonu kullanarak hangi mesaja cevap verildiği netleştirilmelidir.</li>
<li>Mesajı göndermeden önce mutlaka gözden geçirmeli, grup üyelerine saygının bir nişanesi olarak üslup ve imla hataları giderilmeli, dili yozlaştıran anlamsız kısaltmalardan özellikle uzak durulmalı, emek verilmemiş ham mesaj paylaşılmamalıdır.</li>
<li>Mesajı yazan üye üslubunun bazı üyeleri incitme riskini hesaba katarak yazmalı, ancak üyelerden herhangi birisi de genel ortama hitaben yazılmış bir mesajı üzerine alınarak meseleyi şahsileştirmemeli, buradan bir dargınlık üretmemeli, grup üyeleri birbirlerine güvenmelidir.</li>
<li>Sosyal medyada kini ve nefreti değil, sevgiyi ve saygıyı yayan bir dil kullanılmalıdır.</li>
<li>Sosyal medyanın genellikle “1-9-90 kuralı” ile işlediğinin bilincinde olarak 1 kişinin ürettiği içeriği en az 9 kişinin paylaşacağı ve asgari 90 kişinin bu mesajı okuyacağı baştan hesap edilmeli, mesajın kurgusu ona göre sağlam çatılmalıdır.</li>
<li>Sağlam ve güvenilir bir kaynaktan alınmayan hiçbir haber ve mesaj kesinlikle paylaşılmamalı, paylaşılan bilginin, haberin ve materyalin mutlaka kaynağı/linki de eklenmelidir.</li>
<li>Sosyal medyanın algı operasyonlarında çok elverişli bir araç olarak kullanıldığı hiç unutulmamalı, üyeleri yok yere tedirgin edecek, insanların itibar ve haysiyetlerini zedeleyecek paylaşımlardan mutlak surette kaçınılmalıdır.</li>
<li>Din, dünya ve siyaset görüşleri farklı karma gruplarda polemiğe yol açabilecek paylaşımlardan kaçınılmalı, her ne sebeple olursa olsun argo kelimeler kesinlikle kullanılmamalıdır.</li>
<li>Vakti bol grup üyeleri yoğun bir tempoda çalışan diğer üyelerin hukukunu gözetmeli, olağanüstü bir durum olmadıkça saat 24:00-07:00 arasında paylaşım yapmaktan kaçınmalıdır.</li>
<li>WhatsApp’ı e-mail, facebook, youtube gibi diğer araçların yerine ikame ederek her işimizi bu araç üzerinden yapmaya kalkışmamalı, her paylaşımın altına anlamını çoğu üyenin bilmediği envaı çeşit beğeni işaretleriyle ya da takdir ifadeleriyle mecrayı doldurmamalı, olabildiğince elzem paylaşımları en yalın haliyle yapmaya özen gösterilmeliyiz.</li>
</ol>
<p>WhatsApp gruplarının bir sosyal medya çöplüğüne dönüşmemesi ve üyelerini yorarak gruptan ayrılmaya mecbur etmemesi için yukarıda sıraladığım önerilerime fikir ve gözlemleri doğrultusunda ilave yapmak isteyen muhterem dostlarımdan önerilerini yukarıdaki şahsi e-mail (<em>iyimeyil</em>) adresime yazmalarını istirham ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>WhatsApp Kullanmanın Âdâb-ı Muâşeretinde Mutabık Kalmak</strong></p>
<p>Âdâb ve erkânı baştan belirlenerek üyelere tebliğ edilmediğinden bir çoğumuz için gerçekten yük olmaya başlayan sosyal medya gruplarıyla ilgili bu haftaki yazımızı Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili’nin WhatsApp gruplarının işleyişi üzerine kaleme aldığı yazısından iktibas edeceğimiz bazı tespit ve önerilerle tamamlayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“WhatsApp uygulamasının iş, meslek, arkadaşlık, akrabalık, sosyal ilgi, STK yönetimi ve iletişim gibi bütün alanlarda, doğru kullanıldığı takdirde müthiş kolaylıklar ve avantajlar sağladığı bilinen bir husustur. Ancak her birimiz işimiz, mesleğimiz, sosyal ve ilgi alanlarımıza göre çok farklı WhatsApp gruplarına üye olmak durumundayız. Sözlü iletişimin dışında akıllı telefonlardaki bütün uygulamaları da dikkate aldığımızda korkunç bir yoğunluk ortaya çıkmaktadır. İşte bu yoğunluğun iyi yönetilebilmesi için WhatsApp grupları ile ilgili etik ve dikkat edilmesi gereken kurallar devreye girmektedir. Tabii ki her kural her grupta geçerli olmaz. Fakat kuralsız grup da olmamalıdır. Şimdi bir deneme mahiyetinde ve yaşanmışlıklardan hareketle oluşan şu noktalara dikkat etmekte grup ve kişi yararı olduğuna inanıyoruz. Buna bir anlamda işin âdâb-ı muâşereti de diyebilirsiniz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Her şeyden önce WhatsApp grup yöneticisi, işinin sadece grubu <u>kurmak</u> olmadığını asıl görevin <strong>yönetmek</strong> olduğunu bilmeli ve grubun neden oluşturulduğunu, hedefini ve kurallarını baştan ilan etmelidir.</li>
<li>Sözgelimi grup üyelerinden birinin yakını vefat ettiğinde gruptan biri bunu üyelere duyurur ve defin bilgilerini verir. Fakat bütün üyeler cenaze sahibine taziyelerini buradan ayrı ayrı bildirmemelidir. Yönetici tüm grup adına bir taziye yayınlar ve böylece konu kapanmış olur.</li>
<li>Cuma günleri her üyenin cuma mesajı yayınlaması yerine yöneticinin -gerekli görüyorsa- bir mesaj yayınlaması ile karmaşa giderilmiş olur. Üyeler bu mesaja <u>karşılık vermemelidir</u>.</li>
<li>Paylaşılan bilgilerin sadece grup üyeleri arasında kalmayabileceği bilinmeli ve bu yüzden <u>mahremiyete dikkat etmelidir. </u></li>
<li>İzin alınmadan, <u>davet</u> ve kabul mekanizması olmadan kişilerin kendini grup içinde bulması ve hatır için grupta kalınması kişiyi <u>‘kerhen’ üye</u> konumuna sokar, bu da verimi düşürür.</li>
<li>Çok sayıda kişiye hitap edildiği için, mesajlar giderek özel hale gelmişse işin devamı şahsi hesaplardan sürdürülmelidir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, bu ve benzeri kurallara ne kadar riayet edilirse bu teknolojinin kazanımlarını o kadar sağlıklı yürütürüz. Nihayetinde hepimiz için geçerli olan husus; ‘üslûb-ı beyan, ayniyle insan’dır.” (Bilgili, 2016).</p>
<p>Yazımızın ilk sözü gibi son sözü de bizi yaratan ve bizi bizden iyi tanıyan Rabbimiz’den olsun:</p>
<p>“… <strong>Ve <u>bilmediğin bir şeyin peşinden gitme</u>! Çünkü <u>kulak, göz ve gönül</u>; bütün bunlar (hesap günü) ondan dolayı <u>sorguya çekilecektir</u></strong>.” (İsra, 17:36).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Bilgili, Ahmet Emre. (2016). “<strong>WhatsApp Gruplarının İşleyişi Üzerine</strong>”, http://www.itohaber.com/koseyazisi/202384/whatsapp_gruplarinin_isleyisi_uzerine.html, 29 Şubat 2016.</li>
<li>Erdem, Elif. (2010). <strong>Elektronik Medya ve Yeni Bir Medya Olarak Sosyal Ağlar</strong>, İstanbul Üniversitesi SBE, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.</li>
<li>Korkmaz, İlhan. (2012). “<strong>Facebook ve Mahremiyet: Görmek ve Gözetle(n)mek</strong>”. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 5, Ekim 2012-Mart 2013, s.107-122.</li>
<li>UHİM. (2011). <strong>Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması</strong>, Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, Rapor No: 4, İstanbul.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sosyal-medyayi-adab-erkan-cercevesinde-kullanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE  İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2015 10:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetçi Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Carolina]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[İHEB]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Macar gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[Memorial]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Orban]]></category>
		<category><![CDATA[Surinam]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[UDHR]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Universal Decleration of Human Rights]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=217</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir. Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir.</p>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-2831-hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak</strong></p>
<p>Türkiye’nin 6 Nisan 1949’da onayladığı Beyanname’nin kabul tarihi olan 10 Aralık günü, insan hakları bilincinin tüm dünyada yerleşmesi ve gelişmesi açısından Beyanname’nin taşıdığı anlam ve önemin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Üçyüzden fazla dile çevrilerek yayımlanan ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal görüş, ulusal ya da sosyal köken gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin bütün insanlığın doğuştan elde ettiği haklarda eşit olduğunu vurgulayan İHEB, Batı ülkeleri dışında kalan geniş dünyada yok hükmündedir.</p>
<p>Tüm insanların doğuştan hür ve eşit olduğu hakikati üzerine bina edilen Bildiri’nin 67. yıl dönümünde insan hakları ve özgürlükler alanında insanlık adına umut vadeden yeni çalışmaları muştulamak yerine en temel insan haklarının bile pervasızca çiğnenmesini konu edinen bir yazı yazmak zorunda olmak son derece müessif bir durum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak İhlallerini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam dünyasının tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade edilmesi, insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın insan haklarının toplu halde ihlal edilmesine mani olamadığı ortada. Dahası böyle bir derdinin olduğunu söylemek de zordur. İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası birliklerin hak savunuculuğu konusunda yeterli bir varlık göstermediği aşikâr. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi marifetiyle AB üye ve aday ülkelerinde görece olarak daha iyi bir hak algısı, hürriyet savunuculuğu ve hak arama bilinci olduğu söylenebilir. Ancak, bir süredir yaşadığı durgunluğun ardından dağılma emareleri gösteren AB’nin de hak ihlallerine mani olacak kabiliyeti olmadığı görülmüştür. En son Suriyeli mülteciler örneğinde hak, hürriyet, insanlık onuru gibi söylemlerinde başarısız bir sınav veren AB ülkeleri kendilerine hak gördükleri hususları ‘yabancı’lar için zaid görmüşlerdir. AB ülkeleri arasında en fazla Suriyeli mülteci kabul eden Almanya’nın mültecilere yönelik hizmetleri hükümetin doğrudan sunması yerine kilise derneklerine ihale etmesi, Batılı devletlerin en ufak bir zorluk karşısında ilkelerini nasıl çiğnediklerini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Milyonlarca insanın, diğer tüm hakları kendisine bağlı olduğu yaşama hakkı fütursuzca elinden alınıyor. Baskıcı rejimlerin yönetiminde yaşayan milyonlarca insanın hak arama hakları bile elinden alınıyor. Özel hayatın gizliliği gelişmiş istihbarat bilgisi ve teknolojisi sayesinde hayasızca çiğneniyor.</p>
<p>60 milyonu aşkın mültecinin çok azının barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçları asgari düzeyde karşılanabiliyor. Seçme, seçilme, çalışma, bilgi edinme gibi çok önemli haklarından mahrum bir hayata mahkum ediliyorlar. Devasa uluslararası mülteci ordusunda çoğunluğu teşkil eden kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar ise katmerli hak ihlallerine maruz kalıyor.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>
<p>O halde insan hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi ve hak ihlallerinin görmezden gelinmeden dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ırka ve kültüre mensup olursa olsun her bir insanın haysiyetini koruyacak yeni bir model geliştirmek icap etmektedir. İnsanlığın, kula kul olmayı reddeden, Allah’tan başka hiç bir varlık önünde insanın baş eğmesine rıza göstermeyen, Allah’a iman konusunda bile insanlara baskı kurmayan, hiç bir alanda baskı ve zorbalığı caiz görmeyen yeni bir küresel anlayışa ihtiyacı bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gelişmiş Ülkelerin Hak İhlallerini Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p></blockquote>
<p>Her yıl dünyaya hak karnesi dağıtan ve yöneticileri kendilerine bağlı olan İslam ülkelerindeki hak ihlallerini dünyaya duyuran Batılı gelişmiş ülkelerin her biri tarihte kalan yoğun hak ihlallerine her gün yenilerini eklemeye devam etmektedir. Bu gazete sayfası Batılı ülkelerin ağır hak ihlallerinin fihristi için bile yeterli gelmez. Biz sadece Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) raporlarına dikkatleriniz çekmek için bir kaç örnek vermekle yetineceğim.</p>
<p>Asırlarca dünya çapında sömürgeler edinen İngiltere’nin; soğuk savaş yöntemiyle yarım asır dünya halkları üzerinde baskı kuran ve 11 Eylül sonrasında “terör tehlikesi” bahanesiyle dünyayı dilediği gibi ateşe veren Amerika’nın; Endonezya’dan Surinam’a kadar çok geniş bir coğrafyada koloniler kuran Hollanda’nın, soykırımdan beslenen, şiddet, gerilim ve savaşı varlık sebebi gören İsrail’in ve diğer Batılı devletlerin günümüzde irtikâp ettikleri insanlık suçlarını ortaya koyan UHİM Raporları en yaygın dillere çevrilerek tüm dünya halklarına ulaştırılmalıdır.</p>
<p>Batının zulüm sistemini Rusya, Çin ve Myanmar başta olmak üzere farklı dine mensup öz halklarına reva gören Doğu toplumlarında özellikle Müslümanlara yönelik ağır hak ihlalleri de mutlaka titizlikle izlenmeli ve Batı’nın dünyaya kötü örnek teşkil etmesinin Doğu toplumlarında zulmün gerekçesi olarak gösterilmesine rıza gösterilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak Savunucularını Ödüllendirmek, İhlalcileri Teşhir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</p></blockquote>
<p>Dünya İnsan Hakları gününde insan hakları alanında özgün faaliyetler icra eden kişi ve kurumlara ödül verilmesi müspet bir uygulama olmakla birlikte yeterli değildir. Bundan daha önemli olanı, hak ihlallerinin insan hakları günü münasebetiyle dünya kamuoyuna deşifre edilmesi ve hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p>
<p>Müslümanların ABD&#8217;ye girişinin tamamen durdurulması çağrısı yapan, Güney Carolina&#8217;daki seçim konuşmasında fiziksel engelli bir muhabiri hareketlerini ve konuşmasını taklit ederek küçük düşüren 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin aday adayı Donald Trump’a, Müslümanlara inançlarından dolayı alenen ayrımcılık yapan Macaristan Başbakanı Orban’a, polise yakalanmadan sınırı geçebilmek maksadıyla yavrusu kucağında can havliyle koşan Suriyeli mülteci babaya çelme atan Macar gazeteciye mutlaka birer kınama belgesi verilmelidir.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı gibi kuruluşların sınırlı kararları ve yaptırımlarıyla yetinmeyerek uluslararası camiayı daha adil ve daha etkin bir hak arama mekanizması oluşturulması düşüncesi tüm dünyada yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, tüm toplumlardan uzmanları ve kanaat önderlerini davet ederek bir haftalık uluslararası büyük bir insan hakları konferansı tertip etmeli ve insan hakları konusunda küresel çapta duyarlılık oluşturmalıdır.</p>
<p>İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve yetmişe yakın halkı müslim ülke başta olmak üzere tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden mahkeme edebilmelidir.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) gibi Batılı insan hakları örgütlerinin faaliyetleriyle yetinmeyerek Moskova’da kurulan “Memorial”, İstanbul’da kurulan “UHİM” gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulan insan hakları merkezlerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, keza insan hakları alanında henüz hiçbir kuruluşun bulunmadığı yerlerde girişimcileri desteklenmesi için proje çağrıları yapılmalıdır.</p>
<blockquote><p>İİT derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden muhakeme etmelidir.</p></blockquote>
<p>İslam âlemi başta olmak üzere tüm dünyada yaşanan hak ihlallerini, saldırı ve müdahaleleri tespit etmek, bunlara dikkat çekmek, yargılamak, ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmak amacıyla merkezi İstanbul’da bulunan insan hakları kuruluşlarının öncülüğünde 27 Mayıs 2015 tarihinde kurulan “Vicdan Mahkemeleri”nin aktif şekilde çalışması sağlanmalı ve bu girişim model olarak tüm mazlum toplumlara takdim edilmelidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ey Hak İhlallerinin Doğrudan Muhatapları!</strong></p>
<ul>
<li>Ey ‘uluslararası sistem’in oyun kurucuları! Ülkeleri ateşe vererek, halkların evlerini başlarına yıkarak, insanları hesapsızca katlederek, sakat, yetim, dul, kimsesiz bıraktığınız insanların yaralarını sarmayı bile aklınızdan geçirmeyerek elde ettiğiniz sahte zaferlerle nasıl övünebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey ‘çok uluslu şirketler’in sahip ve yöneticileri! Başkalarına ait kaynakları sömürerek gayr-ı meşru yollarla edindiğiniz servetin içinde yüzerken, bir taraftan yoksul bıraktığınız milyonların perişan vaziyetlerini izlerken kendinizi nasıl insan olarak görebiliyorsunuz?</li>
<li>Sırf kendi toplumunuzun ya da grubunuzun refah içerisinde yüzmesi için tanımadığınız milyonlarca insanın zenginliklerini, haklarını ve özgürlüklerini gasp edip de sıkılmadan insan haklarından nasıl söz edebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey silah tüccarları! İnsanın hayatını kolaylaştırmak ve ona mutluluk getirmek adına zerre miktar kabiliyeti olmayan ölüm makinalarını hangi insani değer adına üretiyorsunuz? Onlarca ülkenin bütçesinden büyük bütçelere sahip şirketlerinizin ürünlerini pazarlamak için masum insanların yurtlarını ateşe verirken insanlığınızdan hiç utanıyor musunuz? Yoksa, ar perdesini yırtalı uzun zaman olduğu için utanma gibi yüksek bir insani hasleti büsbütün mü yitirdiniz?</li>
<li>Ey kendi toplumuna ve insanlığa korku ve nefretten başka bir şey veremeyen küresel zalimler! Hayatı zindan ettiğiniz, mutluluğu tatmadan öbür dünyaya gönderdiğiniz, insan olduğunu hissetmesine bile müsaade etmediğiniz milyonlarca mazlumun vebalini nasıl taşıyacaksınız?</li>
<li>Ey ‘Çağdaş/Küresel İngiliz Yahudi Medeniyeti’nin vicdanı körelmiş patronları! Beyinlerini yıkayarak, hafızalarını silerek kimliksizleştirdiğiniz ve tektipleştirdiğiniz milyarlarca insanı modern kölelere dönüştürerek insanlığa ne kadar büyük darbe vurduğunuzun farkında mısınız?</li>
<li>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</li>
<li>Ey yücelttiği değerleri yüzü kızarmadan çiğneyiveren Batı liderleri! Mısır ve Bangladeş başta olmak üzere, halkının yüksek teveccühüne mazhar olan siyasi rakiplerini darbe, idam ve işkence gibi gayr-ı insani yöntemlerle sindiren zalimlere hangi gerekçelerle saygın siyasetçiler muamelesi yapabiliyorsunuz?</li>
<li>Ey küresel sistemi idare edenler! BM, UCM, AİHM, IMF, NATO gibi küresel kuruluşlarınızın dünyaya deklare edilen amaçlarının tam tersi bir işlev görerek dünya çapında işgallere, sömürü ve soykırımlara zemin hazırladığını, dev medya kuruluşlarınızın da bütün bu ağır hak ihlallerini meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramadığını insanlığın anlamadığını mı düşünüyorsunuz?</li>
<li>Ey Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri! Dünyada barışın teminatı olmak iddiasıyla kurulan ve adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm ülkelerde sağlamayı amaç edinen BM’nin, 5 ülke mutlak veto yetkisine sahip olduğu sürece deklare edilen amaçlarını gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını ne zaman itiraf edeceksiniz?</li>
<li>Ey dünyanın tanınmış gazeteci, yazar ve düşünürleri! İnsan hak ve hürriyetlerinin tüm insanlar için dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez vasfı kazanabilmesi ve insanlık haysiyetinin muhafazası için devlet yöneticilerine, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına, bireylere ve toplumlara ‘aydın’ konumunuzun gerektirdiği düzeyde yol göstericilik ve eleştiri görevinizi yaptığınıza kendinizi inandırabiliyor musunuz?</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>BM’in İslam dünyasının kardeşlik, sevgi ve dayanışma konusundaki tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade etmesi, insan hakları söylem ve pratiğinin tüm dünyada insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>İnsanca yaşayabileceğimiz medeni bir dünyayı bir an öce birlikte inşa edebilmek için üzerimize düşeni yapabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Örnek insan hakları siteleri:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.amnesty.org.tr">https://www.amnesty.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.echr.coe.int">http://www.echr.coe.int</a></li>
<li><a href="https://www.hrw.org/tr">https://www.hrw.org/tr</a></li>
<li><a href="http://www.mazlumder.org">http://www.mazlumder.org</a></li>
<li><a href="http://www.memo.ru/eng">http://www.memo.ru/eng</a></li>
<li><a href="https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari">https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari</a></li>
<li><a href="http://www.tihk.gov.tr">http://www.tihk.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.uhim.org">http://www.uhim.org</a></li>
<li><a href="http://www.uhub.org.tr">http://www.uhub.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.vicdanmahkemeleri.com">http://www.vicdanmahkemeleri.com</a></li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK, İngilizcesiyle UNHCR: The UN Refugee Agenc) 2014 yıl sonu verilerine göre yaklaşık 60 milyon insan ülkesinin sınırları dışında, hayatları tehdit altında ve hiçbir gelecek garantisi olmadan sığınmacı/mülteci olarak zor şartlar altında hayatını sürdürmektedir. Kayıt altına alınmamış ve çok daha zor bir hayata maruz bırakılmış mültecileri de hesaba kattığımızda bu rakam Türkiye nüfusunu aşmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html">http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLIĞIN SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞEBİLMESİ</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2015 11:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni tehciri]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Genocide Watch]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Stanton]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Katlu'l-âmm]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Anma Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Gözlem Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımlar Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yad Vaşem]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi soykırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=86</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32). &#160; “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen soykırım kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘jenosit’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘holokost’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “genocide” terimini oluşturan Lemkin 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı, bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi olarak tanımlar (Duran, 2007: 3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla dolu bir insanlık tarihi</strong></p>
<p>Amerika&#8217;daki Soykırım Anma Müzesi’nin &#8220;Vicdan Komitesi&#8221; tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yüzyılın soykırımları listesinde; Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da, Japonlar tarafından Nanjing’de Çinlilere, Pol Pot tarafından Kamboçya, Sırplar tarafından Bosna&#8217;da, 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da gerçekleştirilen katliamlara yer verilmektedir. Nazi Almanya&#8217;sında 1938-1945 yılları arasında 6 milyon Yahudi’nin katledildiğini vurgulayan Vicdan Komitesi, Osmanlı Devleti’nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni&#8217;yi katlettiğini de iddia etmektedir. Yahudi soykırımını abartarak, Ermeni tehcirini de hem miktarı hem de mahiyeti itibarıyla manipüle ederek sunan Komite, insanlığın yaşadığı bu büyük acıları politik zeminde ele almayı tercih etmekte, Kafkasya, Türkistan, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında Müslüman halklara uygulanan soykırımlardan –Bosna gibi bir iki istisna dışında- hiç söz etmemektedir.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayımladığı “Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu”, elliyi aşkın soykırım öreğine yer vermekle beraber, ne yazık ki bu raporda da tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına uyguladığı soykırımlardan tek kelimeyle olsun bahsedilmemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekler</strong></p>
<p>&#8211; Amerika’nın 16. Yy.’ın başından itibaren kuruluşu esnasında 8 milyon Kızılderili’yi katletmesi, ardından Meksika, Nikaragua, Guatemala, Küba, Endonezya, Vietnam, Kamboçya, Şili, Lübnan, Libya, Afganistan ve Irak’ta milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermesi,</p>
<p>&#8211; İngilizlerin 18. Yy. başında sömürgeleştirdiği Avustralya’da sağ kalabilen 31 bini dışında 750 bin Aborjin’i katletmesi,</p>
<p>&#8211; Almanların Güneybatı Afrika’da Nambiya’yı sömürgeleştirirken 1904-1907 yıllarında 132 bin kişiden oluşan Herero ve Nama halklarını, 15 bin kişi hariç bütünüyle katletmesi,</p>
<p>&#8211; Amerikan ve İngilizlerin 3 gün boyunca havadan yağdırdığı bombalarla mağlup olarak Dresden kentine sığınan 200 bin Alman’ın katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Fransızlar’ın Cezayir’de 1830-1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri,</p>
<p>&#8211; Amerika’nın Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sebebiyle 200 bin kişinin hayatını kaybetmesi,</p>
<p>&#8211; Sovyet Ordusu’nun II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Alman topraklarına yürümesi sebebiyle Danimarka’ya sığınan 80 bini çocuk 250 bin Alman mültecinin tel örgülü kamplar içinde hastalıktan kırılması,</p>
<p>&#8211; Eski Rus lider Joseph Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da 1932-33 yıllarında 7 milyon kişinin katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Japonlar tarafından 1937&#8217;de gerçekleştirilen Nanjing katliamında 300 bin Çinlinin öldürülmesi,</p>
<p>&#8211; Komünist Pol Pot yönetiminin 1975-79 yıllarında Kamboçya&#8217;da 2 milyon kişinin katledilmesi (bu mazlumların 100 bin kadarını Çam Müslümanları oluşturuyordu),</p>
<p>&#8211; 1992-95 yılları arasında Bosna&#8217;da 300 bin kişinin hür dünyanın gözü önünde katledilmesi,</p>
<p>&#8211; 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da 800 bin kişinin katledilmesi gibi katliamlar dünya kamuoyunda az çok bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu katliamların en azından ana hatlarıyla biliniyor olması takdire şayan bir durum olmakla birlikte, tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına&#8230; uyguladığı katliamlardan dünya kamuoyu maalesef habersiz bulunmaktadır. Bilginin bunca yaygınlaşmasına ve çağa adını vermiş olmasına rağmen üzücüdür ki, dünya, Müslüman halkların tarihte ve günümüzde maruz kaldığı soykırımlardan bîhaber kalmaya devam etmektedir. Mesela, Rusya’nın 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürdüğü soykırıma kurban giden 40 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil insan için hala bir yaptırım uygulanabilmiş değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu güne kadar soykırıma uğrayıp ta hakkını arayabilen yegâne toplum Yahudiler olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından katledilen Yahudi sayısı tüm dünyaya 6 milyon olarak kabul ettirilmiş, on binlerce kitap ve yüzlerce filmle bu katliam sürekli gündemde tutulmuş, dünyanın çeşitli yerlerinde açılmış olan yüzlerce müzeye, en son Kudüs&#8217;te açılan büyük bir soykırım müzesi eklenmiştir. 65 milyon dolar harcanarak 10 yılda tamamlandığı söylenen &#8216;Yad Vaşem&#8217; müzesinin 15 Mart 2005 tarihinde düzenlenen açılış merasimine 40 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılmış, daha sonra bu müze İsrail’e giden tüm devlet yetkililerinin zorunlu uğrak yeri olmuştur.</p>
<p>Güzel bir örnek olarak, Avustralya Parlamentosu 13 Şubat 2008’de aldığı bir kararla, Avustralya hükümetlerinin “derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan” geçmişteki uygulamalarından dolayı Aborjinlerden özür dilemiştir. Keza, 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan Parlamentosu, Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere uyguladığı soykırımı tanımıştır. Bunun gibi bir kaç cılız gelişme, insanlığın soykırımlarla dolu tarihiyle yüzleşmesi adına son derece yetersiz adımlar olarak kalmaktadır.</p>
<p>1996’da Genocide Watch (Soykırım Gözlem Örgütü) başkanı Gregory Stanton tarafından sunulan “Soykırımın 8 Aşaması” isimli bir raporda anlatılan soykırımların “öngörülebilen fakat engellenemez olmayan” 8 aşamasını şu şekilde özetleyebiliriz:  İnsanları &#8220;bizler ve onlar&#8221; diye bölme, simgeleme, diğerinin insanlığını inkâr etme, örgütlenme, kutuplaşma, saldırıya hazırlanma, imha ve inkâr. &#8220;Failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler. İnkâra cevap, uluslararası ya da ulusal mahkemelerce verilecek cezalardır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturma çağrısı</strong></p>
<p>Soykırımlar insanlık suçu olup bütün bir insanlığın soykırım ayıbını birlikte temizlemesi gerekiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere ilgili tarafların katılımıyla ortak bir kurum oluşturularak, öncelikle tarih boyunca işlenmiş soykırım ve sürgün olayları hakkaniyet zemininde dakik araştırmalarla tespit edilmelidir. Ancak, bu araştırmaların düşmanlıkları ve acıları körükleyecek siyasi bir yaklaşımla değil, insanlığın ortak geleceğini insan hakları temelinde birlikte daha sağlam inşa edebilme yaklaşımıyla yürütülmesi büyük önem arz etmektedir. Araştırmaların ve tüm taraflarca mutabık kalınacak kavramsallaştırma çalışmasının ardından, bu merkezin raporlarını esas alarak Uluslararası Ceza Mahkemesi mazlumlara itibarlarının iade edilmesi, zalimlerin mirasçılarının mağdurlardan özür dilemesi, mağdurların mirasçılarına tazminat ödemesi, mağdurların torunlarına anayurtlarına dönüş hakkı vermesi gibi insani adımların atılması için yaptırımlar uygulaması mümkündür. İnsanlık bunca birikiminden sonra bu olgunluğu gösterebilmelidir.</p>
<p>‘Ermeni soykırımı’ iddiasını kabul ederek güçlenen Türkiye’yi zayıflatmak maksadıyla bir yıpratma aracı olarak ‘kullanmak’ isteyen Batı parlamentoları samimi iseler, uluslararası bir “Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturulmasına destek vermelidir. İnsanlık adına bir iftihar vesilesi olabilecek bu kurumunu oluşturmak için, UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi) bir “Uluslararası Soykırımlar Konferansı” tertip ederek ilk adımı atma şerefine nâil olabilir.</p>
<p>Yazımızı, konumuzla doğrudan alakalı bazı âyet-i kerimelerin meâliyle bitirelim:<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><em>“Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymayın! Zira haksız yere canına kıyılan kim olursa olsun,  işte onun velisine (eşdeğer bir ceza konusunda) yaptırım yetkisi tanımışızdır; fakat o katl cezasında (belli) sınırı aşmasın;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>çünkü o, zaten yardıma mazhar olmuştur.” (İsrâ Sûresi, 17/33).</em></p>
<p><em>“Siz ey iman edenler! Cinayete kurban gidenler hakkında size âdil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>  Bunun üzerine her kim kardeşi tarafından bir şekilde bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona güzellikle ödenmeli:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>  İşte bu, Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmettir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a> Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun hakkı elem verici bir azaptır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a> Bakın ey aktif akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır: sizden (artık) sorumlu davranmanız beklenir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a>” (Bakara Sûresi, 2/178-179). </em></p>
<p>Kur’an’da MÖ. 7. yüzyılda Kudüs’ü yerle bir eden Asur ve yüz yıl sonraki Babil soykırımları (17:2), Firavun’un İsrailoğullarını köleleştirmesi ve soylarını kırması (2:49, 26:22), kendilerine soykırım uygulayan düşmanlarını gözlerinde büyüten Benî İsrail’in kendilerini onların taptığı putun anasına değil ancak danasına tapmaya lâyık görmeleri (20:88), kendilerini soykırımdan kurtarıp türlü nimetler bahşeden Allah’a şükredecekleri yerde nankörlük etmeleri (2:61) beyan buyurulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Amerika’nın Soykırım Tarihi. David E. Stannard; çev. Şaban Bıyıklı. İstanbul: Gelenek Yayıncılık, 2004. 438 s.</li>
<li>Bir Fransız Yalanı Bir Soykırım Soruşturması Cezayir Savaşı ve Gerçekler. Georges-Marc Benamou; Türkçesi Sonat Ece Kaya. İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2006. 392 s.</li>
<li>Bosna&#8217;da Soykırım Günlüğü. Roy Gutman; trc. Şakir Altıntaş. İstanbul: Pınar Yayınları, 252+17 s.</li>
<li>Balkanlar’da Türk Soykırımı. Ali Özsoy. İstanbul: İleri Yayınları, 2012. 192 s.</li>
<li>Bulgaristan&#8217;da Soykırım. Mehmet Çavuş. İstanbul: Yaylacık Matbaası, 1984. 1. c. 80 s.</li>
<li>Çerkes Soykırımı: Çerkeslerin XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi. Aliy Kasumov, Hasan Kasumov; trc. Orhan Uravelli. Ankara: Kaf-Der Yayınları, 1995. 310 s.</li>
<li>“Emevilerin Abbasiler Tarafından Soykırıma Uğratılması”. Ali Aksu. CÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas: 2000. Sayı: 4, s.259-269.</li>
<li>Geçmişten Günümüze Ermeni Meselesi ve Sözde Soykırımın Uluslararası Kriterler Açısından Değerlendirilmesi. Meltem Uluada. Yüksek Lisans Tezi. Atılım Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı. Ankara: 2006.</li>
<li>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı. Hakan Albayrak. Ankara: Vadi Yayınları, 2007. 72 s.</li>
<li>Kızılderili Soykırımı: Kızılderili Soykırımının Amerikan Kapitalizminin Yükselişindeki Rolü. George Novack; çev. Mehmet Beyazıt. Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2003. 160 s.</li>
<li>Modern Devlet ve Irk Söylemi İçerisinde Ruanda Soykırımı. Ebru Çoban. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2007.</li>
<li>Modern Devlet Biyoiktidar ve Soykırım (Ruanda Örneği). Ebru Çoban Öztürk. Ankara: Adres Yayınları, 2010. 240 s.</li>
<li>Sabra ve Şatilla Katliamları. Amnon Kapeliouk; çev. Cem Sofuoğlu. İstanbul: Yalçın Yayınları, 1985.</li>
<li>Sevk ve İskanın 100. Yılında Türk-Ermeni İlişkileri, Haluk Selvi vd. İstanbul: Kültür A.Ş. Yayını, 2015.</li>
<li>Soykırım Endüstrisi. Norman G. Finkelstein; çev. Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 2001. 207 s.</li>
<li>Soykırım Suçu. Arzu Beşiri. İstanbul Bilgi Üniversitesi SBE Hukuk Yüksek Lisans Tezi. 2010. 56 s.</li>
<li>Soykırım Suçu, Halil Murat Berberer. Yüksek Lisans Tezi. Adana: Çağ Üniversitesi SBE. 2007.</li>
<li>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanununda Düzenlenişi. Batuhan Duran. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE. Hukuk Anabilim Dalı. İstanbul, 2007.</li>
<li>“Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”. Arzu Beşiri. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: 2013. Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>Soykırımın Perde Arkası: Siyonist-Nazi İşbirliğinin Gizli Tarihi ve Yahudi Soykırımı Yalanının İçyüzü. Harun Yahya. 2. bs. İstanbul: Vural Yayıncılık, 2000. 339 s.</li>
<li>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları. Sefa M. Yürükel. Near East Publishing, 2005. c.1, 208 s.</li>
<li>Sömürgeden Soykırıma Arakan. UHİM; İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, 2012. 32 s.</li>
<li>“Uluslararası Hukukta Soykırım Suçu ve Suça Zemin Hazırlayan Toplumsal Yapılar: Ruanda Örneği”. Ebru Çoban. Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi. Ankara: Bahar 2008. c.5, Sayı: 17, s.47-72.</li>
<li>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar. Editör: Hüseyin Türkan; yayına hazırlayanlar: Fadime Türkölmez, Hüseyin Türkan. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 2014. 260 s.</li>
<li>Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik. Derleyenler: Cenap Çakmak, Fadime Gözde Çolak, Gökhan Güneysu. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2014. VIII, 342 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Meâlen çeviri ve notlar Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir’ isimli çalışmasından iktibas edilmiştir).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “Eşdeğer bir ceza” (kısas), Bakara 178’de kasten adam öldürme suçunun cezası olarak öngörülür. Aynı ceza türünün önceki vahiylerde de bulunduğuyla ilgili bkz: 5:45. Tanındığı ifade edilen yetkinin üst sınırı budur, fakat maktulün velisi isterse, aynı âyette diyet alarak kâtilin suçunun dengi olan cezayı bağışlama yetkisi de verilmiştir. Burada “bir cana karşılık bir can” sınırının aşılıp güçlünün güçsüze, varsılın yoksula karşı intikam amaçlı bir katliâm yapması yasaklanmaktadır (Krş: 2:178, ilgili notlar).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> İslâm adam öldürmeyi ferde veya aileye karşı işlenmiş bir suç olmaktan daha çok insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görür. Kasten ve haksız yere adam öldürme, tüm insan türüne karşı işlenmiş bir cinayettir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Kâtil kimi öldürürse öldürsün, sonuçta öldürdüğü ya insan kardeşi ya da İslâm kardeşidir. Ceza ve affın birlikte geçmesinin anlamı şudur: Emredilen ceza değil adâlettir.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Kısas bir “intikama” dönüşmemelidir. Öldürülenin yakınlarına tanınan ve hem mağdurun acısını hem de kâtilin vicdanını teskin edecek olan “affı” tavsiye ediyor.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bu âyet cezayı emreden değil, cezalandırmada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyettir. Zira zayıfın güçlüden öldürdüğü bir kişiye karşılık, güçlünün zayıfa karşı soykırıma yeltenmesi, yalnızca eski dünyada değil modern dünyada da sık görülen bir vahşettir. İslâm’ın üzerinde yükseldiği üç ayaktan biri olan “adâlet”in (diğer ikisi tevhid ve özgürlük) sağlanması için cezalandırmada denkliğin sağlanması esastı. Çünkü ölümle neticelenen cinayetler bazen de hata ile işleniyordu. Bu âyette detaylandırılmayan bu problem Nisâ 92’de aydınlığa kavuşturulmuştu. Yine yaralama, bir organa zarar verme vb. gibi cinayet cezaları da “âdil bir karşılık” bulmalıydı. Bu âyet, öldürülen köleye karşılık hür kâtilin öldürülemeyeceği gibi alâkasız bir konuda delil olarak kullanılamaz.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Kısası “âdil karşılık” ve “cezada denklik” olarak açarsak, kısasın hayat olduğu aklını kullanan herkesin kabul edeceği bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Çünkü adâlet toplumlar için hayat, zulüm ise ölüm demektir. Kısas adâletin tecellisidir. Kısasla ilgili bu iki âyetin hemen ardından vasiyetle ilgili âyetler gelmektedir. Kısas hükmü, kasti adam öldürmenin âdil karşılığını kâtilin ölüm cezasına çarptırılması olarak belirler. Vasiyet ise ölümü yaklaşıp da geride mal bırakan her insanı ilgilendiren hukukî bir düzenlemedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
