<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tevbe 9:71 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/tevbe-971/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/tevbe-971/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Feb 2018 08:12:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>“HİZB-UT TAHRİR”İ KENDİ DİLİNDEN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 08:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[DGM]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Mahkemeleri’]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut KAR]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Mustazaflar Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=619</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58). Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (1) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler<br />
(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58).</p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (<strong>1</strong>) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını Yaşayan Yargı Yargısız İnfazlarına Devam Ediyor” başlıklı panel; ‘Hizb-ut Tahrir Davası’nda yargılanan 78 kişiye verilen ağır cezaların hukuka aykırı olduğuna dikkat çekmişti (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet Duygusunu Zedeleyen Kararlara Sessiz Kalmamak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, sosyal medya araçlarıyla paylaştığı değerlendirmesinde şu hususları vurgulamıştı (<strong>3</strong>):</p>
<p>“Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Hizb-ut Tahrir’e yönelik yargılamalarda 58 kişi hakkında 285 yıllık cezayı onamasının ardından şimdi de yeni 20 kişi hakkında istenen 165,5 yıllık cezayı onadı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi böylece <strong>78 kişi</strong> hakkında toplam <strong>450,5 yıllık ceza</strong>yı onamış oldu.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir, “cebir ve şiddet” yöntemini ve <strong>terörü temelden reddetmiş</strong>, bugüne kadar herhangi bir terör eylemine başvurmamış İslami siyasi bir parti olmasına ve “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan Hizb-ut Tahrir üyelerinin hiçbir şekilde şiddete bulaşmamış şahıslar olmalarına rağmen bu ağır cezalara çaptırıldılar.</p>
<p>Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin aldığı bu onama kararları şunu göstermektedir: Dün ile bugün arasında değişen hiçbir şey yok, Müslümanlara yönelik yargı zulmü devam ediyor. Bunca süre zarfında onlarca hükümet değişti, güya iyileştirme amacıyla yüzlerce kanun maddesi değişti, değişmeyen tek şey ise Müslümanlara yönelik uygulanan yargısız infazlardır…” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin yoğun gündeminde yeterince yankı bulamayan bu açıklamalar birkaç gönüllü kuruluş ile üç beş medya organının alakasıyla yetinmek zorunda kaldı. Mesela; İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Yargı Zulmüne Dur De” başlıklı bir basın açıklaması yayınlayarak tepkisini dile getirdi. 29 Aralık 2017 tarihinde İstanbul Aksaray’daki Mazlumder Genel Merkez binasında düzenlenen basın toplantısında çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri değerlendirmelerini medya ile paylaştı (<strong>4</strong>):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir Davası’nda ‘Yeniden Yargılanma’ Talep Etmek  </strong></p>
<p>Mazlumder Genel Sekreteri Avukat<strong> Kaya Kartal</strong>’ın Hizb-ut Tahrir’in mücadele metodu ve muhatap kaldığı yargısal süreç hakkında kısa bilgilendirmesinin ardından söz alan Mahmut KAR, Yargıtay’ın 78 kişi hakkında verdiği 450 yıllık cezanın onanmasının ardından 25 kişi hakkında da onanmış olması muhtemel cezaların bulunduğunu, böylece toplamda 100’ün üzerinde kişi hakkında <strong>700 yıl</strong>a yakın bir cezanın onanmış olacağını söyledi. <strong>Yeniden yargılanma yapılması</strong> durumunda yapılan haksızlıkların rahatlıkla görüleceğini belirten Mahmut Kar, Emniyetçe verilen bilgi notları da dâhil olmak üzere mahkemelere sunulan tüm bilgi ve belgelerin de gösterdiği gibi Hizb-ut Tahrir’in şiddete bulaşmadığına ve mahkemelerin de bu yönde verilmiş kararlarının bulunmasına rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin içtihat kararlarıyla Hizb-ut Tahrir üyelerinin mahkûm edildiğini ifade etti.</p>
<p>Basın toplantısında söz alan Özgür-Der Genel Başkanı<strong> Rıdvan Kaya</strong> da Müslümanların muhatap kaldığı yargısal süreçlere değinerek; “İster “Kemalist yargı” denilsin isterse “FETÖ” yargısı denilsin, ne şekilde ifade edilirse edilsin dünden bugüne Müslüman kardeşlerimizin çeşitli yargısal zulümlere maruz kaldığının görüldüğü”nü ifade etti ve 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetlerin sona ermesini beklerken -Hizb-ut Tahrir örneğinde olduğu gibi- yeni mağduriyetlerin yaşandığının altını çizdikten sonra, İslamî camianın olayları örtbas etme tavrından vazgeçip vicdanla, hak, hukuk ve adalet anlayışıyla bu olayları gündemleştirmesi ve hem bu dünyada hem de ahirette hesap vereceklerini kendilerine hatırlatmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>Son sözü alan Mustazaflar Cemiyeti İstanbul Şubesi Başkanı<strong> Mehmet Eşin</strong> ise; “Bugün Hizb-ut Tahrir’i konuşuyoruz, dün Hizbullah’ı konuştuk, ondan önce İslamî Hareket’i konuştuk, seneler önce İstiklal Mahkemeleri’nin kararlarını konuştuk, tartıştık. Ardından askerî mahkemeler, DGM’ler, Ağır Ceza Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler… Sağcısı geldi, solcusu geldi fakat hiçbiri bağımsız olmadı, olamadı…” diyerek, Hizb-ut Tahrir davasındaki haksız soruşturmaları yapan <strong>polislerin</strong>, yargılamayı yapan <strong>hâkimlerin şu an tutuklandığını</strong> ve bu kararın verildiği <strong>mahkemelerin kapatıldığını</strong>, zira haksız kararlar verdiklerinin anlaşıldığını, fakat kapatılan mahkemelerce verilen bu <strong>haksız kararların</strong> devlet hafızası silinmediği için <strong>infaz edildiğini</strong>, onandığını, dolayısıyla en azından adaletle hüküm verilebilmesi için önceden gelen devlet hafızasının silinerek <strong>yeniden yargılanmaların yolunun açılması</strong> gerektiğini ifade etti (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hukuk Kurumunu Kötüye Kullanmaktan Hüküm Giyenlerin Maksatlı Kararlarını İptal Etmek  </strong></p>
<p>Binlerce köşe yazarı arasında Hizb-ut Tahrir davası kararlarına ilişkin yorum yazan gazeteci sayısı da iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Konuyu köşesine taşıyan gazetecilerden Hakan Albayrak, “Hizb-ut Tahrir’e Zulüm” başlıklı yazısında şu hususları vurgulamıştı (<strong>5</strong>):</p>
<p>“Tam adı Hizb-ut Tahrir el-İslâmî (İslamî Kurtuluş Partisi) olan ve hilafete dönüşü savunan söz konusu örgüt, kurulduğu 1953’ten beri hiçbir şiddet olayına karışmadı. Mücadele yöntemi olarak şiddeti tümüyle reddediyor. Terörün yanından bile geçmiyor. Sadece konuşuyor, anlatıyor, sözlü ve yazılı propaganda yapıyor. Bildiriler, kitaplar ve dergiler yayımlıyor, konferanslar ve mitingler düzenliyor. Faaliyet gösterdiği onlarca ülkenin hiçbirinde bu çerçevenin dışına çıkmadı.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir üyeleri Türkiye’de buna rağmen 1960’lı yıllardan beri göz altına alınıyor, tutuklanıyor, hapse atılıyor. Eski Türkiye &#8211; Yeni Türkiye fark etmiyor, hep böyle. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Müdürlüğü, mahkemelere öteden beri sunduğu raporlarda ‘Bu örgütün şiddetle alâkası yok’ deyip duruyor ama Hizb-ut Tahrir üyeliği yine de suç sayılıyor.</p>
<p>Niçin ama, niçin? Bir ara “silahsız terör örgütü” tanımı vardı kanunda; o tanıma da uymuyor bu örgüt. FETÖ gibi, devlete adam sokmak için sınav sorularını mı çalmış? Paralel devletçiliğe mi tevessül etmiş? Hükümeti devirmek için sinsice tezgâhlar mı kurmuş? Yok.</p>
<p>Peki hilafet propagandası yasak mı? Değil. İfade hürriyetine girmiyor mu bu? Giriyor. Öyleyse bu adamların zindanda ne işi var kardeşim? (&#8230;)</p>
<p>DİKKAT! Bu cezaları isteyen <strong>savcılar</strong> ve hükümleri veren <strong>hakimler</strong>, ayrıca ilgili soruşturma ve kovuşturmaları yürüten <strong>emniyet mensupları FETÖ’den tutuklandılar</strong>! Komplocular içeride ama komploları hüküm sürmeye devam ediyor! FETÖ’cü hakimlerin yazdığı gerekçeli kararlardan birindeki şu mantığın acayipliğine bakar mısınız:</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir, bugüne kadar herhangi bir şiddet eyleminde bulunmamış ve amacında şiddeti öngörmediği belirlenmiş ise de, amacı zaten kendi içerisinde şiddeti öngörmektedir. Rejimin demokratik yollarla halkın desteği ve sempatisini kazanarak yıkılması mümkün olmadığından mutlaka şiddete başvurması gereklidir. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir bir terör örgütü kabul edilmiştir.”</p>
<p>Neymiş, neymiş? Şiddete başvurmuyormuş ama aslında başvurması gerekirmiş! Onun için terör örgütüymüş! Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın şu ‘çıkarsaması’ da pes dedirtecek cinsten: “Raşidî Hilafet devletinin ihdasından sonra, Hıristiyan devletlerini cihat yolu ile kurulan hilafet devletine dâhil etmek amacıyla silahlı mücadelenin başlayacağı amaç edinilmiştir.”</p>
<p>Hizb-ut Tahrir’in illegal örgüt kabul edilip FETÖ, PKK, DHKP-C ile aynı kefeye koyulması ve mensuplarının hapsedilmesi kabul edilir şey değil. Bu hatadan bir an evvel dönülmeli. Akıl almaz bir zulüm bu.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir’i Kendi Söyleminden Tanımak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, Ekim 2017’de yayımladığı kitabında hareketin tarihçesini, önderlerini, temel fikirlerini, hilafet görüşünü ve dünyanın çeşitli ülkelerinde Hizb-ut Tahrir’e karşı yürütülen yargı ve propaganda faaliyetlerini özetlemektedir (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir İslâmi toplumun yeniden tesis edilebilmesi için İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmaktadır. Hizb-ut Tahrir kuruluş amacını <strong>marufu emretme ve münkerden nehyetme</strong> farzı ile delillendirmiştir. Marufu emretme ve münkerden nehyetme işi ise siyasi bir iştir.</p>
<p>Hilâfet’in yeniden kurulması ve Allah’ın hükmünün hâkim olması için yapılacak çalışma ise bir kitle, bir parti tarafından yürütülmelidir. Bu partinin siyasi bir parti olması elzemdir. Zira Hilâfet’in kurulması ve halifenin seçilmesi siyasi bir çalışmadır. Aynı şekilde Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek de siyasi bir çalışmadır. Bu nedenle siyasi çalışma dışında bir yöntem ile bu amacın gerçekleşmesi mümkün değildir.”</p>
<p>Kitabın arka kapak yazısından iktibas ettiğimiz bu cümlelerde amaç ve yöntemlerini özetle ifade ettiği Hizb-ut Tahrir’in şiddeti kategorik olarak reddettiğini hareketi yakından inceleyen herkesin açıkça gördüğü malum olmakla birlikte, reddettikleri bir yöntem gerekçe gösterilerek mensuplarının ağır cezalara çarptırılması hakkaniyet ve adalet duygularını derinden yaralamıştır.  Meseleye dikkat çekmek için derlediğimiz bu haftaki yazımızı, kitaba yayınevi tarafından eklenen mukaddimeden bir iktibasla sonlandıralım (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hakikat, elinde imkânı olan için ortaya çıkarılması, ifşa edilmesi, kesin ve net bir şekilde ifade edilmesi gereken bir sorumluluktur. İnsanlara hakikati ulaştırma gayret ve endişesi topluma, İslâm’a ve Allah’a karşı olan bu sorumluluğu yerine getirme çabamızda bizleri kamçılayan bir etken olmuştur.</p>
<p>Bu anlayış bizleri, İslâmi hayatı başlatma çabası uğrunda mücadele veren ve özellikle İslâm beldeleri başta olmak üzere kurulduğu 1953 yılından günümüze fikrî ve siyasi çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çeken Hizb-ut Tahrir’in kendi dilinden anlatıldığı bu eseri ortaya koymaya itmiştir.</p>
<p>Zira Hizb-ut Tahrir, ortaya çıkışından günümüze kadar insanların teveccühüne karşı kimi devletler, karanlık gruplar ve vehimleri kendisine galebe çalmış kişilerce birtakım iftiralara maruz kalmış bir yapıdır. Kendisi hakkında herkesin konuştuğu, iftira ve vehimlerle fikirlerinin ve projesinin üzerinin karartılmaya çalışıldığı bir ortamda Hizb-ut Tahrir’in kendisini anlatması, iftira ve vehimlere cevap vermesi ve en önemlisi de Hilâfet gibi ümmetin kurtuluşuna vesile olacak kapsamlı ve kuşatıcı projesini ifade etmesi hakikat arayışında olanlar için beklenen bir şeydir.” (Kar, 2017:11).</p>
<p>İnsanları, fikirleri ve hareketleri tanımlamak yerine tanımak, yargılamak yerine anlamak ve ‘muhalif’ saydığımız görüşleri yok edilmesi gereken düşmanca fikirler olarak görmek yerine müzakere edilebilecek, en azından birlikte yaşamaya en az hâkim görüşler kadar hakkı olan alternatifler olarak görme olgunluğuna ulaşabilmek temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>hizb-turkiye.com</strong>/index.php?p=basinAciklamasi&amp;s=altin-cagini-yasayan-yargi-muslumanlara-yonelik-yargisiz-infazlarina-devam-ediyor&amp;id=499, 19.12.2017.</li>
<li>https://www.kokludegisim.net/haberler/panele-davet-altin-cagi-ni-yasayan-<strong>yargi-yargisiz-infazlara-devam-ediyor</strong>.html, 24.12.2017.</li>
<li>https://www.<strong>net</strong>/haberler/hizb-ut-tahrir-turkiye-yargitay-in-hizb-ut-tahrir-e-yonelik-ceza-onamalari-artarak-devam-ediyor.html, 27.12.2017.</li>
<li>http://<strong>org</strong>/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/yargi-zulmu-devam-ediyor/13140, 29.12.2017.</li>
<li>http://www.karar.com/yazarlar/<strong>hakan-albayrak</strong>/hizb-ut-tahrire-zulum-5784, 25.12.2017.</li>
<li>http://islamdevleti.info/2017/10/kitap-<strong>kendi-dilinden-hizb-ut-tahrir-ve-hilafet</strong>/, 23.10.2017.</li>
<li>Mahmut KAR; <strong>Kendi Dilinden Hizb-ut Tahrir ve Hilâfet</strong>, Köklüdeğişim Yayıncılık, Ankara 1438/2017, 204 s.</li>
<li>http://www.hizb.org.uk</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ SİYASİ İDAMLARI DURDURMAK İÇİN  SOMUT ADIMLAR ATABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 09:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah es-Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydoğan Kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrat Şatır]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:18]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet ve Adalet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hussein Mahmoud Ragab Elkabany]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İkrâh 7; Mezâlim 4]]></category>
		<category><![CDATA[İsam el-Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Minye Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır özel gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bedii]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Biltaci]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Saad el-Ketatni]]></category>
		<category><![CDATA[Sena Biltac]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=616</guid>

					<description><![CDATA[“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18). Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.) &#160; Mısır tarihinde ilk kez halkın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p>Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır tarihinde ilk kez halkın özgür iradesiyle ve şeffaf bir seçimle iktidara getirdiği İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) kadrosunu siyasi rakip olmaktan tamamıyla çıkarmayı amaçlayan hukuksuz idam kararları, peyderpey infaz edilmeye devam etmektedir. Cinnet mesabesindeki bu infazların Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Muhammed Mursi ve kabine arkadaşlarına uzanma ihtimali kuvvetli olup Mısır ve Arap dünyası yanında İslam âlemini de bu cinnete alıştırmak maksadıyla beşerli onarlı gruplar halinde ve gizli saklı icra ettikleri infazların hızını ve yönünü bizim tepki ve yaptırımlarımızın dozu belirleyecektir.</p>
<p>Dünya çapında İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olarak algıladıkları için Mısır’daki idam furyasına destek veren ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile onların himayesi olmadan ayakta kalamayacaklarını çok iyi bilen bazı Arap devletlerinin yönetim kademelerini işgal etmiş olan uşaklarına pabuç bırakmadan, dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) <strong>Mısır özel gündemi</strong>yle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen siyasi idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada bu katmerli zulmü durdurmaya yarayacak müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın (c); “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71) buyruğu ve O’nun Son Elçisi’nin (s); “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) talimatı gereğince, İslam âleminin yöneticileri, kanaat önderleri, âlim, düşünür ve yazarları Mısır’da İhvan-ı Müslimîn liderleri aleyhine alınan hukuksuz siyasi idam kararlarının iptalini sağlayana kadar kesintisiz bir çaba içinde olması elzem bir vazifedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rakiplerin Siyasi İdamlarla Ortadan Kaldırılmasına Müsaade Etmemek </strong></p>
<p>Mısır’da 2017’nin son 4 günü ile 2018’in ilk 4 gününde 19 mahkûm hakkındaki idam kararları infaz edildi. Bunların 6’sının İhvan mensubu olması, infazların Müslüman Kardeşler’in lider kadrosuna kadar uzanması ihtimalini gündeme getirdi. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Bedii</strong>, teşkilatın ikinci adam <strong>Hayrat Şatır</strong>, Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri <strong>Muhammed el-Biltaci</strong>, Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsam el-Aryan</strong> ve eski Meclis Başkanı <strong>Saad el-Ketatni</strong> gibi siyasetçiler hakkında verilmiş idam cezaları mevcut. Söz konusu isimler hakkındaki idam cezaları ilk derece mahkemeler tarafından verildi. Bazı sanıklar hakkındaki kararlar yüksek mahkemelerce bozuldu ancak temyizi devam eden ve henüz bozulmayan idam davalarının duruşmaları da sürüyor. Nisan 2018’de yapılması planlanan seçimlere kadar yargı sürecinin sona ermesi ve İhvan’ın lider kadrosundan birkaç ismin de idam edilmesi ihtimali endişe uyandırıyor (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da Abdulfettah es-Sisi’nin darbeyle iktidarı ele geçirdikten sonra idam edilenlerin sayısı Ocak 2018 başı itibarıyla 27’ye yükseldi. Mısır’da haklarında nihai hüküm bulunan yaklaşık 30 idam mahkûmu dışında ilk derece mahkemelerinin verdiği idam cezalarının sayısı hakkında resmî veri bulunmuyor. Ancak insan hakları örgütleri, ülkede idam cezasına çarptırılan yüzlerce kişi bulunduğunu belirtiyor (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır Hapishanelerindeki İhlal ve İşkenceleri Açığa Çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Mısır Müslüman Kardeşler teşkilatının eski Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Mehdi Akif</strong> (22 Eylül 2017 tarihinde) tutulduğu hapishanede sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine nakledildiği Kasr el-Ayni hastanesinde hayatını kaybetti. Akif, Sisi’nin Temmuz 2013 tarihinde yaptığı askerî darbenin ardından 85’i aşan yaşına bakılmaksızın tutuklanmış ve o zamandan bu yana mustarip olduğu kanser hastalığına rağmen <strong>en ağır şartlarda hapis</strong> olarak tutuluyordu.</p>
<p>Vefat ettiğinde 89 yaşında olan Akif, şimdiye kadar her çeşit şiddet yöntemini ve eylemini reddetmiş, şiddetle arasına ısrarlı bir mesafe koymayı başarabilmiş olan İhvan hareketinin en makul ve tecrübeli isimlerinden biriydi. Hayattayken İhvan hareketinin başına seçimle gelip aday olmadığı seçimle giden yenilikçi kişiliğiyle temayüz etmiş biri. Mısır tarihinin en dürüst seçimleriyle ilk kez seçilmiş Cumhurbaşkanı Sisi’nin kanlı askeri darbesinde binlerce üyesini en cani biçimde kaybettiği halde, İhvan, şiddetle arasındaki mesafesini korumayı bildi. Hareketin o günkü lideri Muhammed el-Bedi, Rabia meydanında üç bin insanın en vahşi katliamının yaşanmasından sonra bile kalabalıkların karşısına çıkıp “bizim barışçıl mücadelemiz, direnişimiz onların mermilerinden daha güçlü, daha etkilidir” diye haykırdı…</p>
<p>4 yılı aşkın süredir Mısır’da yüz binin üstünde insan mahkemelere çıkarılmaksızın keyfî bir biçimde en ağır şartlarda işkence altında zindanlarda tutuluyor. Sistematik işkenceler altında yüz bin tutukludan her ay onlarcası zaten hayatını kaybediyor. Hayatını kaybedenler doğal ölüm olarak haklarında zoraki raporlar tutularak hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan ve cenazeleri yakınlarına bile teslim edilmeden gömülüyor.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Yetişmiş Önderlerini Zalimlerin İnsafına Terk Etmemek </strong></p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Sözcüsü Talat Fehmi’nin ifadesiyle “İngiliz işgaline karşı ülkesini savunan en parlak sembol şahsiyetlerden biri” olan Muhammed Mehdi Akif’in ne kadar etkin bir lider olduğu, darbecilerin, gecenin ilk saatlerinde düzenlenmesine izin verdiği cenaze törenine katılımı sadece 4 kişiyle sınırlamalarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>“12 Temmuz 1928’de dünyaya gelen Muhammed Mehdi Akif, Memun el-Hudeybi’nin hayatını kaybetmesinin ardından 2004’te İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığına seçilmişti. Görev süresinin 2010’da dolmasının ardından tekrar aday olmayacağını ifade eden Akif, görevini bırakmıştı. Hukuk Fakültesi mezunu olan Akif, 1954’te yargılanarak idama mahkûm edilmiş, ancak sonra cezası müebbete çevrilmiş ve 1974’te hapisten çıkmıştı.</p>
<p>1987-2009 yıllarında İhvan Rehberlik Bürosu üyeliği yapan Akif, 1987’de Kahire’nin doğu bölgesinden milletvekili olarak İhvan listesinden meclise girmişti. Hüsnü Mübarek döneminde 1996’da gözaltına alınarak “İhvan’ın Uluslararası Teşkilat Başkanı olmakla” suçlanan Akif, 3 yıl hapse mahkûm edilmişti. Akif, 1999 yılında özgürlüğüne kavuşmuştu. Akif, Ürdün Krallık Araştırmaları Merkezi’nin 2009’da yayınladığı raporunda, “İslam dünyasının <strong>en etkili</strong> 50 şahsiyetten <strong>12’nci</strong>si” olarak gösterilmişti.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Ama insanlık adına ne kadar utanç verici bir durumdur ki, son derece birikimli ve yüksek erdem sahibi böyle bir önderi Mısır rejimi çeyrek asır hapislerde çürütmüş, daracık tecrit odasında insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır!</p>
<p>“66 yaşındaki Mursi cezaevinde iki kere şeker krizi geçirdi ve şuurunu kaybedecek duruma geldi. Mursi’ye, ihtiyaç duyduğu insülin takviyesi kasten verilmedi, şeker ölçüm cihazı kullanmasına da müsaade edilmedi. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen askerî darbenin ardından Muhammed Mursi ile birlikte hapse atılan diğer Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) üst düzey isimlerinin de durumu bundan farklı değil. Darbeden önce İhvân’ın son mürşidi olan Muhammed Bedii de tıpkı Muhammed Mursi gibi hapishanede sağlık sorunu yaşan isimlerden biri. Gördüğü kötü muamele ve hapis şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya bulunan <strong>74 yaşındaki Bedii</strong>, muzdarip olduğu kronik rahatsızlıklar nedeniyle birkaç defa komalık olacak kadar hastalandı. Ailesine sağlıklı bilgi verilmemesi yüzünden Bedii hakkında birkaç defa da “öldü” şayiası yayıldı. Mısır hapishanelerinde <u>tutuklu iken ölmek nadirattan olmadığı</u> için, bu haberler her seferinde ciddiye alındı. İhvân yöneticilerine idamdan müebbet hapse kadar çeşitli cezalar takdir eden Mısır yargısı, fiilen henüz idamları uygulamaya geçmemiş olsa da, işlerin yavaşlığı ve hapishane şartlarının kötülüğü yüzünden bahse konu olan kişilerin kendiliklerinden ölümünü bekliyor gibi.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Büyük fikir ve hareket önderi Hasan el-Benna tarafından kurulduğu 1928 yılından bu yana Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) lider kadrosu ve üyelerinden yüzlerce kişi mahkemelerde idam cezalarına çarptırılmıştır. Bunlardan en çok tanınanlar; büyük hukukçu Abdulkadir Udeh (1907-1954), büyük düşünür Seyyid Kutub (1906-29 Ağustos 1966), Hasan Hudaybi (11 Kasım 1973), Muhammed Hamid Ebu Nasr, halen tutuklu bulunan Muhammed Bedii, Teşkilatın beyni olarak bilinen Hayrat Şatır, Dr. Muhammed Biltaci, Reşad Beyyumi, Mahmud İzzet, Mısır Parlamento Başkanı Saad Ketatni gibi İhvan’ın lider kadrosundan çok sayıda iyi yetişmiş erdemli şahsiyet Mısır mahkemeleri tarafından idam cezalarına çarptırıldı (<strong>6</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Furyasını İvedilikle Durdurmak İçin Somut Adımlar Atabilmek</strong></p>
<p>Sisi’nin provokatif tertiplerine rağmen büyük bir olgunlukla vakarını muhafaza eden Müslüman Kardeşler Teşkilatı, tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermektedirler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu meyanda aşağıdaki somut adımların atılabileceğini düşünüyor ve muhatapları bu adımları atmaya davet ediyorum:</p>
<ol>
<li><u>İnsan hakları kuruluşları</u> Mısır’daki idamlara ilişkin raporlar hazırlamak üzere ortak bir <strong>heyet</strong> oluşturmalı, yerinde incelemeler yapabilmek maksadıyla bu heyete gereken tüm uluslararası destek mekanizması işletilmelidir.</li>
<li>Dönem Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan <strong>İİT</strong>’nı olağanüstü toplantıya çağrılmalı, üye ülkelerden temsilcilerin katılımıyla Mısır’daki idamları izleyecek ve adil yargılanma hakkının takipçisi olacak bir <strong>özel komisyon</strong> oluşturmalıdır. (Bu komisyon ikinci dosya olarak Bangladeş’teki siyasi idamları gündemine almalıdır).</li>
<li>Mısır Hükümeti’nden askerî darbenin ardından tutuklanan insanların <strong>tam bir liste</strong>sini açıklaması istenmeli, kimlerin hangi cezalara çarptırıldığının ilan edilmesi sağlanmalıdır.</li>
<li>Mısır’da Minye Mahkemesi başta olmak üzere en temel muhakeme usullerini bile göz ardı ederek dakikalar içinde yüzlerce insana idam kararı veren mahkemelerin İİT gözlemcilerinin de katıldığı oturumlarda bu idam kararlarını gözden geçirmeleri talep edilmeli ve mahkumların <strong>yeniden yargılanma</strong>ları sağlanmalıdır.</li>
<li>BM ve AB’deki ilgili birimler ile dünya çapında faaliyet yürüten insan hakları kuruluşları Mısır’daki idam kararlarını konu alan <strong>uluslararası bir toplantı</strong> tertip etmeli ve ihlalleri ortaya koyacak bir çaba içerisine girmelidir. Bu çabanın sonunda <strong>kapsamlı bir rapor</strong> hazırlanması sağlanmalıdır.</li>
<li>Dünya çapında eşzamanlı imza kampanyaları vb. etkinlikler düzenleyerek farkındalık oluşturacak ve meselenin dünyanın yoğun gündemi arasında kaybolup gitmesine mâni olacak bir <strong>ortak platform</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Mısır’da yapılacak ilk seçimlerden sonra <strong>genel af</strong> çıkarılması ve onbinlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için Mısır Hükümeti’ne baskı yapılmalıdır.</li>
<li>Haklarındaki idam kararları iptal edilerek salıverilmeleri şartıyla İhvan önderlerine siyaset yasağı getirilebileceği Mısır Hükümeti’yle müzakere edilmeli, bu mağdurlara aileleriyle birlikte başka ülkelere hicret etme imkânı tanınmalıdır. Bu meyanda Türkiye, Malezya ve Endonezya başta olmak üzere bu yetişmiş lider kadroyu kendi insan servetine katıp kendilerinden insanlığın istifade etmesi için zemin oluşturulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1) Aydoğan Kalabalık; “İdamların İhvan Liderlerine Uzanma Endişesi”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/idamlarin-ihvan-liderlerine-uzanma-endisesi/1022445, 04.01.2018.</p>
<p>2) http://www.milliyet.com.tr/misir-da-4-mahkum-idam-edildi-dunya-2583729/, 02.01.2018.</p>
<p>3) Yasin Aktay; “Muhammed Mehdi Akif’in Vefatı: Mısır Hapishanelerinde Sıradan Bir Olay”, Yeni Şafak, http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/muhammed-mehdi-akifin-vefati-misir-hapishanelerinde-siradan-bir-olay-2040305, 25.09.2017.</p>
<p>4) Hussein Mahmoud Ragab Elkabany, Zeynep Tüfekçi; “İhvan&#8217;ın eski lideri Akif&#8217;in cenazesi defnedildi”, Anadolu Ajansı, http://aa.com.tr/tr/dunya/ihvanin-eski-lideri-akifin-cenazesi-defnedildi/917305, 23.09.2017.</p>
<p>5) Taha Kılınç; “Bir çığlığa cevap olarak…”, Yeni Şafak, https://m.yenisafak.com/yazarlar/tahakilinc/bir-cigliga-cevap-olarak-2039787?n=1, 26.08.2017.</p>
<p>6) https://www.haberler.com/misir-da-idam-ile-yargilanan-ihvan-liderleri-7425048-haberi/, 17.06.2015.</p>
<p>7) Sena Biltaci; “Mısır’daki İdam Mahkumlarının Zor Durumu”, MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesindeki konuşma, İstanbul Ali Emiri Kültür Merkezi, 17 Aralık 2017, http://dirilispostasi.com/n-51309-esmanin-annesi-yasadiklari-zulmu-anlatti.html, 23.12.2017.</p>
<p>8) Seyyid Kutub’un “<em>Ahî ente hurrun</em>: Kardeşim sen özgürsün” şiiri bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, 08.07.2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA İHVAN LİDERLERİNE YÖNELİK  SİYASİ İDAMLARI DURDURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ağır hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır'da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[cuntacılar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[KeşmirDoğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Sömürü Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3; Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Minye]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’daki İdamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Güçtürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askerî Konsey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”</p>
<p>(Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu’nun 10 Aralık 2015 yılında yayımladığı ve iki hafta sonra bu sayfadan özetle sizlere çevirisini sunduğum “Askerî Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır’da İnsan Hakları” başlıklı rapordan (1) sonra ikinci bir rapor yayınlamalarına bile fırsat verilmeyen Mısır’daki mazlumlara yeniden dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p>İslam âleminin en kıdemli yaşayan hareketi sayabileceğimiz ve bir asra yaklaşan tarihi boyunca asla şiddete bulaşmadan sosyal faaliyetlerini toplumun tüm katmanlarında sükunetle yürüten Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimîn) ve Mısır tarihinde ilk kez halkın seçimiyle iktidarı devralan Prof. Dr. Muhammed Mürsi ve arkadaşlarına reva görülen <strong>ağır hak ihlalleri</strong> Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın gündeminden büsbütün düşmüş durumdadır! İnsan hakları kuruluşlarının bile unuttuğu Mısır’daki cinnet derecesindeki idam kararlarını, dünya mazlumlarının umudu haline geldiği Aralık 2017’deki BM oturumlarında da tescillenen ülkemizin hamiyetperver halkına ve yöneticilerine hatırlatmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Darbeden Sonra Mısır’da İnsan Haklarının Sert Düşüşünü Görmek </strong></p>
<p>Türkiye’de Mısır’da 2011 yılından itibaren yaşanan ihlalleri insan hakları perspektifinden değerlendiren bazı çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Yavuz Güçtürk’ün SETA için hazırladığı rapor (2) şu hususlara dikkat çekmiştir:</p>
<p>“Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’daki siyasi, sosyal, dini ve benzeri alanlardaki her türlü gelişme hem diğer Arap halklarını hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı temelden etkilemektedir. Bu nedenle Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın en önemli ayağı doğal olarak Mısır oldu. Otokratik liderlerin yönetiminde, demokrasinin askıya alındığı, hukuk devletinin en temel gereklerinin ihlal edildiği bu coğrafyada Mısır, yeni başlangıçlar yapmaları için halklara ilham verecek bir model olma umudu taşımıştı. Ancak devrimle başlayan <strong>üç yıl</strong>lık süreç içerisinde <u>iki anayasa, bir darbe ve iki cumhurbaşkanı</u> gören Mısır’da başa dönüldü.</p>
<p>Askerî vesayet gücünü korurken, yeni bir halk ayaklanmasından endişelenen darbeciler muhalif hareketlerin direncini kırmak için baskı ve şiddet kullanmaktan çekinmediler. Devrim sürecinde, başta hayat hakkı olmak üzere gerçekleşen insan hakları ihlallerinin üzerine gidilmediği gibi darbe sonrası bunlara yenileri eklendi ve insanlığa karşı büyük suçlar işlendi.” (2).</p>
<p>Yirminci yüzyıl boyunca Mısır’da insan hakları, sivil toplum, basın ve yargı alanında yaşanan gelişmeler hakkında özet bilgiler verdikten sonra Rapor, 25 Ocak devrimine giden süreçten başlayarak Yüksek Askerî Konsey (YAK) dönemi, Mursi dönemi ve 3 Temmuz darbesi dönemini kronolojik olarak ele almaktadır.</p>
<p>Mısır’daki idam kararlarını analiz eden ve sorumlularını ortaya koyan bir diğer çalışma uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Kemal İnat’a aittir:</p>
<p>“Mısır tarihinde gerçekleştirilen en demokatik seçimlerle 2012 yılında iktidara gelen Mursi’nin, kendisine hiç iktidar olma fırsatı verilmeden ordu tarafından gerçekleştirilen darbeyle devrilmesi, bu darbeye karşı çıkanları hedef alan katliamlar ve uzun tutukluluk süresi sonunda Mursi ve İhvan üyeleri hakkında verilen idam kararları insan hakları konusunda son 60 yılda ulaşılan evrensel değerler açısından bakıldığında <strong>kabul edilebilir uygulamalar değildir</strong>. İnsan hakları konusunda hassas olduğunu iddia eden bütün kesimler tarafından kınanmalıdır. Bu ağır insan hakları ihlallerine karşı kınama ile yetinilmeyip, <u>bunları gerçekleştirenlerin yargılanması ve yeni ihlaller yapmalarının engellenmesi</u> için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Kararlarında Sisi’nin Yalnız Olmadığını Bilmek </strong></p>
<p>“Mısır’da gücü elinde tutan General <strong>Sisi</strong>, küresel güçler <strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> ile bölgesel güçler <strong>İsrail</strong> ve <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın desteğini alarak Mursi yönetimine karşı darbeyi gerçekleştirmiş, sonrasında onların desteği ya da onayını alarak Müslüman Kardeşler’e karşı yoğun bir baskı politikası başlatmış ve nihayet bu hareketin liderlerine karşı <strong>idam kararları</strong>nı vermiştir. Bu kararlar darbeci Sisi yönetiminin Mısır’ı onyıllar sürecek bir karanlığa sürüklemekte olduğunun göstergesidir. Şeklî bağımsızlığından beri küresel aktörlerin etkisinden kurtulamayan ve onların etkisindeki yerel diktatörlerin başarısız yönetimleri sonucu önemli bir bölgesel güç olma potansiyelini kullanamayan Mısır 2011 devrimi sonucunda elde etmeye yaklaştığı <strong>iç barışını kurma</strong> şansını darbeci Sisi yönetiminin politikalarıyla yeniden kaybetmiş durumdadır. Bu baskı politikalarının Müslüman Kardeşler’i aşırı şekilde radikalleştirmesi ve bunun sonucunda ülkeyi bütün Mısır halkının kaybedeceği bir iç savaşa sürüklemesi önemli bir risk olarak durmaktadır.</p>
<p>Bölge politikası açısından bakıldığında yapılması gereken ilk tespit ise, Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e yönelik bu ağır baskı politikasını destekleyen bölge ülkelerinin orta ve uzun vadede bundan büyük zarar görecekleridir. Müslüman Kardeşler’in siyasal ideolojisi ve İslam anlayışını kendileri için tehdit olarak gören bu ülkeler ona karşı izledikleri bu imha politikası sonucunda onun çok radikal yüzüyle tanışma riskiyle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu bölgesinde zaten “İslamcı” olduğunu iddia eden aşırı radikal silahlı hareketlerin yaygın olduğu bir dönemde olduğumuz ve bu örgütlerin bütün bölgeyi nasıl kaosa sürükledikleri hatırlanırsa bu riskin ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e iktidar olma ya da siyasete katılma şansı verilmiş olsaydı devlet yönetimine dair tecrübe sahibi olma imkânı elde etmiş olacaklardı ve Mısır’ın bölge ve dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlayacak adımlara öncülük edebileceklerdi…</p>
<p>Biriken öfkenin muhtemel bir patlamasının ardından Mısır’ın kaosa sürüklenmesi, İsrail’in sınırında Lübnan ve Suriye’nin ardından yeni bir istikrarsız ülke anlamına gelecektir. İsrail’in komşusu olan bu ülkelerin içine düştükleri şiddet sarmalı, onların güçlü ülkeler olmasına fırsat vermeyerek İsrail açısından tehdit olmalarını engelliyor belki, ancak buralarda yaşanan şiddetin artmasının baskı, yoksulluk ve açlıktan başka bir şey tanımayan nesiller yetiştirdiğini ve bunun da çok radikal silahlı örgütleri beslediğini unutmamak gerekir. Bu şekilde etrafı ateş çemberine dönen İsrail’in de kendi varlığını güven içerisinde sürdürmesi mümkün olamayacaktır.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> gibi küresel aktörlerin Sisi’nin politikalarındaki rolüne gelince, bu ülkelerin insan hakları ve demokrasi kavramlarını sadece söylem düzeyinde öne çıkardıkları, buna karşılık dış politikalarını şekillendirirken bu <strong>ilkeleri görmezden geldikleri</strong> bilinen bir gerçektir. Mısır’da da bu politikayı devam ettirdiler ve darbeye destek verdikleri gibi, darbenin ardından gerçekleştirilen katliamları, Mısır halkının yeni otoritenin kim olduğunu anlaması için yapılması <u>zorunlu eylemler olarak görüp seyrettiler</u>. Sisi yönetimi ve onu finanse eden <strong>Körfez ülkeleri</strong> üzerinde önemli etkileri olmasına rağmen, bugüne kadar bu etkilerini Mısır’da darbe sonrasında demokratik bir yönetime dönülmesi yönünde kullanmadılar. Bu politikalarından anlaşılan Mısır’da, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi, <u>kolay yönlendirebilecekleri ve İsrail’in güvenliğine katkıda bulunacak bir elit diktatörlüğü</u>nü tercih ediyorlar. Bu Ortadoğu’da “kontrollü demokratikleştirme” politikasını artık tamamen çöpe attıklarını ve eski “otokratik elitler” sistemine geri döndüklerini göstermektedir. Mısır gibi bir ülkede demokratikleşme yolundaki adımlara müsaade etmeleri durumunda bunun kolayca kontrolden çıkabileceğini ve ülke üzerindeki manipülasyon imkânlarının ortadan kalkabileceğini gördükleri için daha kolay nüfuz edebilecekleri Sisi gibi bir diktatörle çalışmayı tercih ettiler.</p>
<p>Diktatörlerle işbirliği yapmaları bölgede Amerikan ve Batı karşıtlığının artmasına yol açmak suretiyle Washington, Londra, Paris ve Berlin için riskler oluşturuyor, ancak bu riskler Mursi gibi halkın oylarıyla seçilmiş bir liderin Mısır’ı ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarından uzaklaştıracak bir yöne sürüklemesinden daha kabul edilebilir görülüyor. Bu yüzden diktatörün içeride kendisi için tehlike olarak gördüğü bütün rakiplerini ortadan kaldırmasına müsaade ediyorlar ve tıpkı İsrail’in Gazze veya Lübnan’da haftalar süren katliamlarına sessiz kalıp ona “<u>işini bitirmesi için gerekli süreyi tanıdıkları</u>” gibi, Sisi’ye de ihtiyaç duyduğu toleransı gösteriyorlar. Başka ülkelerin içişlerine karışmak için yoğun olarak kullandıkları insan hakları ve demokrasi eleştirilerini Sisi’nin <strong>Müslüman Kardeşler’i yok etme politikası</strong> karşısında, ancak görüntüyü kurtarmak için ve çok cılız bir şekilde seslendiriyorlar ki, Mısır’daki yeni diktatör bundan rahatsız olup içeride gerekli gördüğü temizliği yapmaktan vaz geçmesin.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küresel Sömürü Düzeninin Mısır İdamları Üzerinden İslami Hareketleri Sindirmesine Müsaade Etmemek  </strong></p>
<p>Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu 529 kişi hakkında idam kararı alarak devlet eliyle gerçekleştirilen toplu cinayet girişimini analiz eden bir diğer uluslararası ilişkiler hocası da Berdal Aral’dır. Perspektif dergisinde sorunu ele alan yazısında Berdal Hoca şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“3 Temmuz 2013’te, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi öncülüğünde Mısır tarihinde gerçekleşen ilk demokratik seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’yi alaşağı eden askerî darbeye karşı ülke çapındaki protesto gösterileri kapsamında Minye’de sivil sokak eylemleri sırasında tutuklanan darbe karşıtı Müslüman Kardeşler mensubu 529 sanık, <strong>24 Mart 2014</strong>’te <u>Minye Ceza Mahkemesi</u> tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş bulunuyor. Eğer ülkenin en yüksek dinî mercii olan Mısır Müftüsü bu kararı onaylarsa idam kararları infaz edilecek.</p>
<p>Mısır yargısının ülkenin son 60 yıllık tarihinde ülkenin başına tebelleş olmuş askerî rejimlerle yakın bir işbirliği içinde olduğu iyi biliniyor. Bugün de Mısır yargısının, cuntanın muhalefeti susturmak için giriştiği devlet terörüne, keyfî tutuklamalara ve katliamlar silsilesine, dünya hukuk tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir ‘karar’la katkı sunmuş olduğu açıkça görülüyor. Temmuz 2013 darbesi sonrasında, Mısır’da, zulüm, baskı ve keyfiliğin sınır tanımadığı ayan beyan ortada.</p>
<p>Mısır darbesi, Avrupa Birliği ülkelerinin görüşüne göre, Mısır gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin katli olarak değil, <u>demokrasiye ge</u><u>ç</u><u>i</u><u>ş</u><u> s</u><u>ü</u><u>recinin olmazsa olmaz </u><u>ş</u><u>artlarından birisi</u> olarak görülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ise, bu idam kararlarından ‘endişe duyduğunu’ Mısır yönetimine bildirmiş bulunuyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’daki tüm tara ara çağrı yaparak, demokrasiye geçiş sürecine herkesin müdahil olması gerektiğini hatırlatıyor. Aslında ABD ile Avrupa arasındaki <strong>cuntacıları kollayan</strong> bu <strong>benzerlik</strong> gözden kaçacak gibi değil. Demokratik yönetimin yasadışı darbeyle alaşağı edildiği Mısır’ın üyeliğini askıya almış bulunan Afrika Birliği, insan hakları ve demokrasi konusunda Batı dünyasından daha ilkeli ve tutarlı olduğunu kanıtlıyor. Bu açıdan hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin, 529 kişinin idama mahkûm edilmesine ilişkin mahkeme kararına yönelik ‘yumuşak’ uyarıları dikkat çekici.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar, başta Batılı devletler olmak üzere, önde gelen uluslararası aktörlerin ortak bir İslamofobik tutum içinde olduklarını da ortaya koymaktadır. İslam’ın herhangi bir İslam ülkesinde toplumsal, iktisadî ve siyasî dönüşüm sürecinde önemli bir referans çerçevesi olarak öne çıktığı ya da İslam dünyasının <strong>İ</strong><strong>slam ve anti-emperyalizm</strong> ortak paydasında bütünleşme arayışlarına girdiği dönemlerde, bu arayışları boşa çıkarmak, temel bir strateji olarak temayüz etmiştir. Suriye’deki Baas rejiminin akıl almaz zalimliğine ve rutinleşmiş etnik kıyımına karşı üç maymunları oynamak, İsrail’in Filistin halkına yönelik devlet terörüne kayıtsız kalmak ve Mısır’ın taze demokrasisine ve halkın yeşeren umuduna son veren askerî darbeye karşı darbecilerin yanında yer almak, bu <u>Makyavelist strateji</u>nin birer izdüşümüdür. Bu da doğal olarak hem Türkiye’de hem de başka İslam coğrafyalarında puslu havayı kollayan cuntacı taifesinin umutlarını yeşertmektedir.<strong> </strong></p>
<p>Batı’nın bütün dünya halklarınca iyi bilinen menfaat eksenli sessizliği, 529 kişiyi idama mahkûm eden bu dava ekseninde İslam dünyasının genel kayıtsızlığı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu kayıtsızlık başta kendi halkının özgürlük, adalet ve onur arayışından bir heyula gibi korkan (Arap) Körfez ülkeleri olmak üzere İslam dünyasının çoğunlukla halklarının gözünde saygınlığı ve meşruiyeti olmayan ‘işbirlikçi’ rejimlerce yönetilmeye Arap devrimlerinden sonra dahi devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu utanç verici yargı kararı karşısında duruma açıkça tepki veren ender ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Rusya, Çin ve Hindistan gibi önemli diğer uluslararası aktörler ise menfaatlerini önceleyerek konuya uzak durmayı tercih etmiş durumdalar.” (4).</p>
<p>Çeyrek asırdır Çeçenistan’da her türlü savaş ve insanlık suçunu işlemiş Rusya’dan, özellikle Doğu Türkistan’da ‘insanlığa aykırı suç’ niteliğinde vahim ihlâlleri pervasızca gerçekleştiren Çin’den, yarım asırdır Keşmir’de küçük bir Müslüman topluluğa türlü zulümleri reva gören Hindistan’dan daha fazlasını beklemek de saflık olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır’daki İdamları Engelleyecek Somut Adımlar Atabilmek </strong></p>
<p>Mısır’da cinnet derecesindeki toplu idamları durdurmak için insanlık haysiyetini muhafaza eden tüm kurum ve kuruluş yöneticileri ile aydınların inisiyatif alması icap etmektedir. Örnek olarak şu somut adımların rahatlıkla atılabileceğini düşünmekteyim:</p>
<ol>
<li>Dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı Mısır özel gündemiyle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</li>
<li>Uluslararası ilişkiler uzmanları başta olmak üzere gazeteci, yazar ve hatiplerin Ortadoğu’yu daha fazla çatışma ve kaosa sürükleyecek olan Mısır idamlarının yol açacağı büyük felaketten İsrail, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin de mutlaka zarar göreceğini izah etmesi yararlı olacaktır.</li>
<li>Demokrasi ve insan hakları söylemlerini kimseye bırakmayan ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin Müslüman Kardeşler’in siyasetin dışına itilmesi ve sindirilmesi için uygulanan idam cezalarının hukuksuz olduğunu itirafa davet edilmesi onların gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.</li>
<li>Mursi ve diğer İhvan yöneticileri hakkında verilen idam kararlarına sözlü tepki göstermekle yetinmeyip Ankara’nın Mısır’a karşı -diğer ülkelere de örneklik teşkil edecek- bir yaptırım listesi hazırlayıp idamları engellemek için kararlı bir politika izlemesi sonuç doğuracaktır.</li>
<li>Muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin ve farklı kesimlere mensup aydınların, Mısır’daki idamları bir insanlık ayıbı olarak görüp kıyım niteliğindeki bu idamları durdurmak için inisiyatif almaları sorunun çözümüne önemli bir katkı yapacaktır.</li>
<li>İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olduğu aşikâr olan Mısır’daki idam kararlarının durdurulması, ünlü gazeteci Robert Fisk’in ifadesiyle, <u>ü</u><u>lkesini kendi m</u><u>ü</u><u>lk</u><u>ü</u><u> gibi g</u><u>ö</u><u>ren</u> Arap diktatörlere -bugüne dek sokağa çıkarak özgürlük ve adalet savaşında canını vermekten çekinmeyen onurlu insanlar adına- verilecek etkili bir cevap olacaktır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Mısır’daki Sistematik Hak İhlallerini Görebilmek</strong>”,</li>
</ol>
<p>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-sistematik-hak-ihlallerini-gorebilmek/, 24.12.2015.</p>
<ol start="2">
<li>Yavuz Güçtürk; “<strong>Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları</strong>”, Rapor, Seta, 25 Ocak 2016, 106 s. <a href="http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/">http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/</a>, 25.01.2016.</li>
<li>Kemal İnat; “<strong>Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular</strong>”, Star, Açık Görüş, 23.05.2015. http://www.star.com.tr/acik-gorus/misirda-idam-kararlari-ve-sorumlular-haber-1031123/, 23.05.2015.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı</strong>”, Perspektif, Sayı: 46, Nisan 2014. https://www.setav.org/devlet-eliyle-toplu-cinayet-girisimi-misirda-529-kisiye-yonelik-idam-karari/, 20.04.2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
