<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>psiko-sosyal Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/psiko-sosyal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/psiko-sosyal/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Apr 2021 13:10:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SORUNLARIMIZLA YÜZLEŞEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2015 19:41:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[âlim]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[klinik psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[lâ raybe fîh]]></category>
		<category><![CDATA[meşâkil]]></category>
		<category><![CDATA[müşkile]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=120</guid>

					<description><![CDATA[“…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11). ‘Sorun’ kelimesi Türkçe Sözlük’te “üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum” (TDK, 2005) olarak tanımlanır. Eşanlamlı kelimeler olarak Arapça kökenli ‘mesele’ ve Fransızca kökenli ‘problem’ kelimeleri de dilimizde yaygın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>“…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11). </em></p></blockquote>
<p>‘Sorun’ kelimesi Türkçe Sözlük’te “üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum” (TDK, 2005) olarak tanımlanır. Eşanlamlı kelimeler olarak Arapça kökenli ‘mesele’ ve Fransızca kökenli ‘problem’ kelimeleri de dilimizde yaygın olarak kullanılır. Modern Arapça’da sorun kelimesi için “müşkile” (çoğulu <em>meşâkil</em>) kelimesi kullanılmaktadır.</p>
<p>Hastalık veya sakatlık durumunun olmayışı yanında ‘bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali’ olarak tanımlanan ‘sağlık’ kavramı sadece insan tekine münhasır olmayıp toplumlar için de kullanılmaktadır. Aynen bireyler gibi çeşitli sorunlar yaşayabilen toplumlar da, sorunlarıyla yüzleşebilmeli, sorunlarıyla baş etmeyi öğrenmelidir. Aksi takdirde kendini tarih sahnesinden silinen binlerce topluluk arasına katılmaktan kurtaramaz.</p>
<blockquote><p>Müslümanlar en az iki asırdır fakirlik, cehalet, tefrika, zihnî ve sosyal atalet, sömürülmeye müheyyalık gibi çeşitli sorunlar yaşamaktadır.</p></blockquote>
<p>Günümüz psikoloji biliminde kişilerin biyo-psiko-sosyal bütünlüğünü ve işlevselliğini bozan her şey <u>sorun</u> olarak nitelenmektedir. Bir sorunun kişinin hayatına etkisi, kişinin o sorunu algılayışına ve o sorunla baş etme becerisine göre farklılaşmaktadır. Kişi bu sorunu benlik bütünlüğüne yönelik bir saldırı olarak tanımladığında sorunun etkisi yıkıcı olmaktadır. Bu açıdan kişinin sorunu algılama şekline göre sorunun günlük hayata etkisi biçimlenmektedir. Kişinin sorunlarla baş etme becerisine göre ise kişi ya sorunlarıyla yüzleşmekte ve onların üstesinden gelmek için çaba harcamakta ya da buna cesaret edemeyip sorunlarla yüzleşmekten sürekli olarak kaçmaktadır. Bu durumda sorunlar kronik hale gelmektedir. Klinik psikoloji kişileri sorunlarıyla yüzleştirmekte ve onların sağlıklı baş etme yöntemlerini öğrenmelerine ve potansiyel olarak sahip oldukları baş etme becerilerini geliştirmelerine destek olmaktadır.</p>
<p>Dünya nüfusunun dörtte birinden fazla bir bölümünü oluşturan Müslümanların yeryüzünde yeniden kurucu özne olabilmeleri ve vahye mutabık bir hayatı inşa edebilmeleri için an itibarıyla yaşadıkları sorunlarla yüzleşmeleri ve bu sorunlarla baş edip onların üstesinden gelebilmeleri gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yakıcı soruları cesaretle sorabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Sorunlarla baş etmede topluma öncülük etmek; âlim, hoca, mütefekkir, aydın, akademisyen ya da kanaat önderi olarak kabul gören insanların boynuna borçtur.</p></blockquote>
<p>Kıyamete kadar insanlığın yegâne umudu olan Ümmet-i Muhammed’in toparlanıp önderlik rolünü yeniden ifa etmeye başlayabilmesi için öncelikle ve içtenlikle şu yakıcı soruları kendisine sorması gerekir:</p>
<ol>
<li>Nasıl oldu da adı ‘barış’ olan İslam dini ‘savaş dini’ olarak kabul edilir hale gelebildi?</li>
<li>Nasıl oldu da dünyanın en kibar, en duyarlı, en hatırşinas ve en merhametli insanının peygamberi olduğu bir ümmet kabalıkla, şiddetle ve hatta terörle anılır oldu?</li>
<li>İlkeyi ve hakkı üstün tutan bir dinin müminleri nasıl oldu da gücü kutsar hale geldi ve halkı müslüman ülkeler hakkın yılmaz savunucu olması gerekirken hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerler haline gelebildi?</li>
<li>Kendileri gibi inanmayanlara bile adalet ve ihsan ile muamele etmekle emrolunan müminler nasıl oldu da fütursuzca birbirinin kanını dökmeye cesaret eder oldu?</li>
<li>Savaş ortamında bile mabetlere koruma garantisi veren İslam’a teslim olduğunu iddia edenler nasıl oluyor da kardeş mezhebin camilerini hem de içinde cemaat varken bombalayabiliyor?</li>
<li>Sorumluluk bilinci anlamına gelen takvayı yegâne üstünlük ölçüsü olarak belirleyen bir kitabın inananları nasıl oluyor da sorumsuzluğun timsali olarak gösterilir hale geldi?</li>
<li>Ahlâkı bireyin ve toplumun alt yapısı olarak gören son vahyin inanan muhatapları nasıl oldu da onu temelden söküp üst yapının ikinci hatta üçüncü katına taşıyabildi?</li>
<li>İki günü eşit olanın ziyanda olduğunu söyleyen bir peygamberin tabileri nasıl oldu da tembelliğin numune-i imtisali olarak anılır oldu?</li>
<li>Şahısperestliği, peygamber bile olsa bir insanı insanüstüleştirmeyi şirk kabul edip yasaklayan İslam’ın müntesipleri nasıl oldu da hocalarında, şeyhlerinde ve liderlerinde insanüstü vasıf ve güçler vehmeder oldu?</li>
</ol>
<ul>
<li>“Lâ raybe fîh” olan, hiç bir şüphe barındırmayan yegâne kitap Kur’an iken, müslüman cemaatler nasıl oldu da hocalarının ve büyüklerinin kitaplarını hatasız kabul etmeye ve Kur’an yerine bu nakıs eserleri hayatlarının ana kitabı haline getirmeye başladılar?</li>
<li>Gıybeti ‘ölmüş kardeşinin etini yemek’ kadar iğrenç bir hastalık olarak gören Kur’an’ın yolundan gittiğini iddia edenler nasıl oldu da insanları arkalarından çekiştirmeyi rutin bir davranış haline getirebildi?</li>
<li>Tefrikayı, parçalara bölünüp dağılmayı yasaklayan ve vahdeti, birlik ve beraberliği emreden bir kitaba inandığını söyleyen; keza bölük pörçük olmuş hastalıklı bir toplumu medeniyet kuran sağlam bir topluma dönüştüren bir peygamberin izinden gittiğini düşünen Müslümanlar nasıl oldu da tefrikayı içselleştirdi de diğer tüm grupların sapık, kendi grubunun ise “fırka-i nâciye; kurtulan grup” olduğuna inanır hale gelebildi?</li>
<li>İnsana aklını kullanmayı, iradesiyle hareket etmeyi ve tercih ve eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi emreden bir kitabın müminleri nasıl oldu da bu büyük emanetleri devre dışı bırakan çarpık bir kader anlayışını tüm hayat alanlarında kılcal damarlarına kadar yerleştirebildiler?</li>
<li>Gelen bir haberi iyice araştırmayı emreden, aksi takdirde başka grup ve toplumlarla aralarının açılıp düşman olacaklarını haber veren ilahi bir kitabı kendine rehber edinen, atmış kadar ülkede çoğunluk olarak yaşayan iki milyara yakın müslüman nasıl oldu da bugüne kadar ortak bir haber ajansı kuramadı? Ortak medya araçları kurarak birbirlerinin haberlerini doğrudan almak yerine kapı komşusunun haberini bile can düşmanlarının yorum ve yönlendirmesiyle almayı nasıl içine sindirebildi?</li>
<li>Kavmiyetçilik ve ataların yolunu kutsama cahilliği, vahyin kesin yasağına rağmen nasıl on dört asır boyunca varlığını devam ettirebildi?</li>
<li>İlk emri “oku” olan, enfüsi ve afaki ayetleri, iç ve dış dünyadaki olayları gözlemlemeyi emreden bir kitaba inanan insanlar nasıl oluyor da eğitim, bilim ve araştırma sıralamalarında dünyanın en gerisinde kalabiliyor?</li>
<li>Hakikatin temsilcisi olma misyonu gereği gerçekçi olması gereken Müslümanlar nasıl oldu da hayalperest oldular? Ne oldu da aklı ve duyuları istihfaf ederek rüya ve duyguların esiri oldular?</li>
<li>İnsanlık ailesinin en bilinçli ve en sağlam kimlikli üyesi olması gereken Müslümanlar ne oldu da bilinçlerini kaybettiler ve kimlik krizine yakalandılar?</li>
<li>Sünnetullaha riayeti emreden yüzlerce âyete rağmen nasıl oldu da Müslümanlar durumlarının iyi yönde değişmesini; Allah’ın doğaya, tarihe ve topluma koyduğu yasalara göre davranarak sağlamak yerine kutsal kurtarıcılara havale eder oldular?</li>
<li>İslam dini bir çok bedevi toplumu medeniyet numunesine dönüştürdüğü halde günümüz Müslümanları bedevi tavırlarını sürdürmeyi nasıl başarabiliyor?</li>
<li>Allah’ın bahşettiği zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına, en dinamik insan servetine rağmen Âlem-i İslam bu hâl-i pürmelâline nasıl derman bulamıyor?&#8230;</li>
</ul>
<p>Müslüman aydınların bu ve buna benzer yakıcı soruları kendilerine sorması, bu ağır sorulara makul cevaplar bulması ve ümmetin çok çeşitli sorunlarıyla yüzleşmesi münevver haysiyetinin en doğal gereğidir. Mevcut sorunlarla baş etmede ve kronik sorunların üstesinden gelerek vahyin sınırlarını gözeten bir hayatı yeniden inşa etmede topluma öncülük etmek; kendini âlim, hoca, mütefekkir, aydın, akademisyen ya da kanaat önderi olarak gören yahut kendilerine bu hüsnüzannın beslendiği, toplumda bu vasıflarıyla kabul görmüş insanların boynuna borçtur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Öncelikle durum tespitini doğru yapmalıyız. Ardından isabetli bir teşhis çabası içine girmeliyiz. Üçüncü aşamada tedavi yöntemine karar vermeliyiz.</p></blockquote>
<p>Sorunun varlığını kabul etmek onu çözmenin yarısıdır. Sorunun çözülebilir olduğunu kavramak ve çözülebileceğine inanmak ise sürecin büyük oranda kontrol altına alınması anlamına gelir. Üçüncü bin yılın başında yaşayan Müslümanlar olarak, öncelikle bir takım sorunlarımız olduğunu kabul etmek ve bu sorunların çözülebileceğine inanmak durumundayız.</p>
<p>Yer kürenin merkezinde atmışa yakın ülkede iki milyara yakın bir nüfusla emsalsiz nimet ve imkânlara sahip olmalarına rağmen Müslümanlar; en az iki asırdır fakirlik, cehalet, tefrika, zihnî ve sosyal atalet, sömürülmeye müheyyalık gibi düşünce, inanç ve davranış sorunları yaşamaya devam etmektedir. İmametin saltanata dönüşmesi gibi çok daha kadim sorunları yanında son iki asırda Batı dünyası karşısında teknolojik ve askeri alanda başlayarak ekonomik, siyasi ve kültürel alanlara da yayılan mağlubiyet kompleksinin doğurduğu çeşitli sorunlarla boğuşan günümüz Müslümanları, bütün bu sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p>
<blockquote><p>Bütün bir ümmet olarak bedel ödeyip Kur’an’ın reçetesini uyguladığımızda yeniden sağlıklı, dengeli ve örnek bir ümmet olmamız için hiç bir engel kalmayacaktır.</p></blockquote>
<p>Öncelikle nereden geldik, nasıl geldik, ne durumdayız gibi sorular sorarak durum tespitini olabildiğince doğru yapmalıyız. Ardından bu duruma nasıl geldiğimize ilişkin isabetli bir teşhis çabası içine girmeliyiz. Üçüncü aşamada durumumuzu istenen yönde değiştirmek için; sorunlarımızın üstesinden gelebilmek, hastalıklarımızdan kurtulabilmek ve zaaf ve meziyetlerimizi terbiye edebilmek için nasıl bir tedavi yöntemi uygulayabileceğimize karar vermeliyiz. Bütün bir ümmet olarak bedel ödeyip Kur’an’ın aydınlığında ortaya çıkacak reçeteyi uyguladığımızda yeniden sağlıklı, dengeli ve örnek bir ümmet olmamız için bir engel kalmayacaktır.</p>
<blockquote><p>Müslümanları, bütün sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Siz değerli okurlarımızın da katkısıyla önümüzdeki haftalarda, saydığımız bu tespit, teşhis ve tedavi aşamaları konu edinen yazılarımızla Müslüman topluma ve insanlığa karşı kendi çapımızda sorumluluğumuzu yerine getirmeye gayret edeceğiz. Rabbim, bizi imkân ve kabiliyetlerini en verimli şekilde kullanarak sorumluluğunu bihakkın yerine getiren salih, muslih ve muhlis kullarından eylesin.Müslümanları, bütün sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YETİMLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2015 19:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[107:2]]></category>
		<category><![CDATA[17:34]]></category>
		<category><![CDATA[2:177]]></category>
		<category><![CDATA[2:215]]></category>
		<category><![CDATA[2:220]]></category>
		<category><![CDATA[4:10]]></category>
		<category><![CDATA[4:127]]></category>
		<category><![CDATA[4:2]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[4:36]]></category>
		<category><![CDATA[4:6]]></category>
		<category><![CDATA[4:8]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[6:152]]></category>
		<category><![CDATA[76:8]]></category>
		<category><![CDATA[8:41]]></category>
		<category><![CDATA[89:17]]></category>
		<category><![CDATA[90:15]]></category>
		<category><![CDATA[93:9]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüsselam Arı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Ağırman]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Esirgeme Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Darulhayr-i Âlî]]></category>
		<category><![CDATA[Daruşşafaka]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Feneri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir Sofuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[et-Tekâful]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam İdaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam Nizamnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyübiler]]></category>
		<category><![CDATA[her sınıfın bir yetim kardeşi var]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Zeki Kapcı]]></category>
		<category><![CDATA[Himâye-i Etfâl Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Ertuç]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICHAD]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Islamic Relief]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş aile]]></category>
		<category><![CDATA[manevi evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Midhat Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nurullah Eski]]></category>
		<category><![CDATA[öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[Vecdi Akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli]]></category>
		<category><![CDATA[yetim çocuklar fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Yetimistan]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=113</guid>

					<description><![CDATA[Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir. İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir.</p>
<p><strong>İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı</strong></p>
<blockquote><p>Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir.</p></blockquote>
<p>Diğer canlılardan farklı olarak insanın yavrusu, ilk iki yılı çok yakın ve yoğun olmak üzere en az sekiz-on yıl özel bakıma ihtiyaç duymaktadır. Barınma ve beslenme gibi temel fiziki ve biyolojik ihtiyaçları yanında sevgi, güven, şefkat gibi yoğun psikolojik bakım ve desteğe de ihtiyaç duyan küçük çocuğun; özellikle bebeklik döneminde bu ihtiyaçlarının doyurucu şekilde karşılanamaması, onun bütün hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu yüzden, küçük yaşta anne ya da baba kaybı yaşayan çocuklar ‘yetim’ statüsü kazanarak toplumda özel bir muameleyi hak etmektedir. Bu gerekçeyle, yetimin yoksunluğunu yaşadığı anne ya da babasından ortaya çıkan boşluğu yakın akrabalarının doldurması ve toplumsal düzenin yetim lehine bir takım düzenlemeler yapması icap etmektedir. Zira, hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar sosyal çevresine ve toplumuna yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetim çocuklar ise toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p>
<p><strong>Kur’an’da yetim hakları ve hukuku</strong></p>
<blockquote><p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden özel olarak söz edilmemektedir.</p></blockquote>
<p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden hiç söz edilmemektedir. Oysa, onbeş asır önce Kur’an-ı Kerim yetimin hak ve hukukunu en ince detayına kadar düzenlemiştir. Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir. Allah Teâlâ, yetimin yakınlarına yönelik emir ve tavsiyeleri yanında devlet yöneticilerine de yetimler için hazineden ve ganimetlerden pay ayırmalarını emretmiştir (Enfâl 8/41, Haşr 59/7). Akraba ya da sorumlu yönetici olmasa da, insanların yetimlere mali ve sosyal açıdan destek olmalarını tavsiye etmiştir (Bakara 2/215, İnsan 76/8). Yetimlere karşı duyarlı davranmayan, dahası onlara kötü davrananları ise Rabbimiz şiddetle kınamıştır (Fecr 89/17, Mâ’ûn 107/2).</p>
<p>Kur’an’da yetim meselesi Allah’a iman ve ibadetin yanıbaşında anılmış (Bakara 2/177, Nisâ 4/36), yetimlerin küçümsenip kendilerine hakaret edilmesi yasaklanmıştır (Duhâ 93/9). Müminler muhtaç durumdaki yetimleri doyurmaya, onları malî yönden desteklemeye ve hayat standartlarını iyileştirmeye teşvik edilmiştir (Bakara 2/220, Nisâ 4/8, Beled 90/15). Yetimlere adaletle davranılması, özellikle mallarını ele geçirmek amacıyla yetim kızlarla evlenip haksızlık yapılmaması, evlendirilen yetim kızların mehirlerine el konulmaması (Nisâ 4/3, 127), yetimlerin mallarının en güzel şekilde korunup yönetilmesi (el-En‘âm 6/152; İsrâ 17/34), büyüdüklerinde mallarının geciktirilmeden kendilerine teslim edilmesi ve teslim sırasında şahit bulundurulması emredilmiştir (Nisâ 4/6). Yetim malı yemek büyük günahlardan sayılmış, haksız yere yetim malı yiyenlerin şiddetli azap görecekleri bildirilmiş, yetimin veli ve vasilerine ancak fakir olmaları durumunda onun malından belli ölçülerle faydalanma izni verilmiştir (Nisâ 4/2, 6, 10).</p>
<p><strong>Dürr-i yetim: insanlığın büyük incisi</strong></p>
<blockquote><p>Hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetimler toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p></blockquote>
<p>Kendisi de doğmadan yetim kalmış olan Hz. Peygamber, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur. Sevgili Efendimiz’in, “Allah’ım! Ben yetimin ve kadının; bu iki zayıf insanın hakkını ihlâl etmekten insanları şiddetle sakındırıyorum” dediği, bir defasında şahadet parmağı ile orta parmağını birleştirerek, “Yetimi koruyup gözetenle cennette böyle yan yana olacağız” buyurduğu nakledilir. Rasulullah (s), Allah rızası için yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini bildirmiş, yetimlere ait malların ticaret yoluyla arttırılmasını istemiştir. Öte yandan yetim malı yemenin insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğu belirtilmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği vurgulanmıştır. Kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan Hz. Peygamber övgüyle bahsetmiştir.</p>
<p><strong>İslam tarihinde yetimler</strong></p>
<blockquote><p>Tüm yetim çocuklar bir yerde toplanabilse dünyanın 5. büyük ülkesi Yetimistan kurulur!</p></blockquote>
<p>İslam tarihi boyunca yetim mallarının korunmasına özel bir önem verilmiş, insanlar yetimlerle kendi çocukları gibi ilgilenmeye teşvik edilmiş, idari açıdan kadılar eliyle, mali açıdan vakıflar yoluyla çözümler üretilmiştir. Bilhassa Selçuklulardan itibaren eytamhane ve ıslahhaneler kurularak yetimlerin bakımı sağlanmaya çalışılmıştır. Eyyubiler ve Memlükler döneminde yetimler için özel mekteplerin açıldığı, yetimlere mahsus vakıflar kurulduğu bilinmektedir. Osmanlılarda yetimlerin himayesine yönelik uygulamalar daha da geliştirilmiş, avârız vakıfları fakir yetimler için bir tür sosyal güvence olmuş, daruleytamlarda yetimlerin ihtiyaçları karşılanmıştır. Yeniçeri birliklerindeki orta sandıkları şehidlerin yetimlerine, esnaf birliklerince kurulan esnaf sandıkları da kendi mensuplarından ölenlerin çocuklarına maddî destek sağlamış, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren eytam sandıkları oluşturulmuştur.</p>
<p><strong>Osmanlı döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde hız kazanan mevzuat çalışmaları kapsamında 1851 yılında ‘Eytam Nizamnamesi’ çıkarılmış, ardından önce ‘Eytam İdaresi’, sonra ‘<em>Emvâl-i Eytâm Nezareti</em>; Yetim Malları Bakanlığı’ kurulmuştur. çöküş döneminde savaşların ve kitlesel göçlerin ortaya çok sayıda yetim çıkarması, bu alandaki kurumsal çalışmalara ve kanuni düzenlemelere yol açmıştır. İlk kurulan sınırlı sayıdaki ‘eytamhane’ler, Müslüman ve Hıristiyan kimsesiz çocukların tahsil ve terbiye gördüğü sanat mektepleri görevi görmüştür. Midhat Paşa tarafından hazırlanan ‘Islahhaneler Nizamnamesi’nden sonra ‘Darulhayr-i Âlî’ adıyla kimsesiz Müslüman yetimler yurdu kurulmuştur. 1912-1915 Balkan ve Trablus Savaşları esnasında ve sonrasında yaşanan yetim patlaması sebebiyle çeşitli şehirlerde ‘Daruleytam’lar (yetim yurtları) kurulmuştur. Tedrisiyye-i İslamiyye Cemiyeti tarafından 1873 yılında kurulmuş olan Daruşşafaka (el-İslamiyye), halen yatılı lise olarak yetimlere barınma ve eğitim hizmeti sunmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>1917’de kurulan Himâye-i Etfâl Cemiyeti daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu’na dönüştürülmüş, 1981 yılına kadar faaliyetlerini dernek statüsünde sürdürmüş, 1983’te Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu teşkil edilmiştir. 2011 yılında gerçekleştirilen yasal düzenlemeyle bu hizmetlerin yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi kararlaştırılmış, küçük çocuklar için açılan bakımevleriyle on üç-on sekiz yaş arasındaki gençlere hizmet veren çocuk yetiştirme yurtları il özel idarelerine bağlanmıştır. Son yıllarda yetimlerle ilgili sempozyumlar düzenlenerek, tez çalışmaları teşvik edilerek problemlere etkin çözümler bulmaya gayret edilmektedir.</p>
<p><strong>‘Yetimistan’: Dünyanın beşinci büyük ülkesi </strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yetimler hep var olagelmiştir. Ne var ki, yeryüzü tarihin hiç bir döneminde günümüz kadar fazla sayıda yetimi aynı anda ağırlamış değildir. Doğal afetler, AIDS gibi salgın hastalıklar, yoksulluk ve göç gibi zorlu süreçler yanında, bunlara da kaynaklık eden çatışma ve savaşlar, çocukların yetim kalmasının en önemli sebebi olmaya devam etmektedir. Ne hazindir ki, gerek doğa bilimlerinde gerekse sosyal bilimlerde, teknoloji ve ulaşımda sağlanan bunca ilerlemeye rağmen, her yıl milyonlarca çocuk savaş, doğal afet, açlık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ebeveynlerinden birisini ya da her ikisini kaybederek yetim kalmaktadır.</p>
<p>UNICEF’in geriden giden raporlarına göre bugün dünyada 200 milyon civarında yetim bulunmaktadır. Kurumun çalışma yapamadığı 50 kadar ülkeyi de hesaba kattığımızda, Haziran 2015 itibarıyla bu rakamın yarım milyara doğru tırmandığını tahmin etmek zor değildir. Sadece Irak’ta 8 yıl süren ABD işgali sonucunda 5 milyon çocuğun yetim kaldığı tahmin ediliyor. AIDS Afrika ülkelerinde ortalama hayat süresini kısaltan ve çocukları yetim bırakan en önemli etken. Uluslararası bazı kuruluşların verilerine göre her 2 dakikada bir çocuğun anne-babasından birini kaybettiği dünyamızda yetim çocuklar bir yerde toplanabilse, ‘Yetimistan’ adıyla dünyanın 5. büyük ülkesini oluşturabilecek kadar bir nüfus büyüklüğüne ulaşır!</p>
<p>Yetim veya öksüz olmadığı halde ebeveynlerinin korumasından mahrum kalan ve desteğe ihtiyaç duyan çok sayıda çocuk (hükmi yetimler) bu sayıya dahil değildir. Türkiye’de %10’u İstanbul’da olmak üzere 600 bin civarında yetim çocuk olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Yetimler, insan kaçakçılığı, yabancı memlekette evlatlık verilme, çocuk askerliği, çocuk işçiliği, organ mafyası, misyonerlik, suça karışma, madde bağımlılığı, fuhşa zorlanma gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya kalabilmektedir.</p>
<p><strong>15 Ramazan: İslam Dünyası Yetimler Günü </strong></p>
<p>Islamic Relief, et-Tekâful, İHH, Deniz Feneri, Yardımeli gibi uluslararası insani yardım kuruluşlarının ‘Manevi Evlat Projesi’, ‘Yetim Çocuklar Fonu’, ‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’, ‘Kardeş Aile Projesi’, ‘&#8230; Yetimhanesi’ gibi projelerle dünyada yarım milyonu aşkın yetime aylık maddi ve sosyal destek sağlaması takdire şayan faaliyetler olup, bölgemizdeki son yıkıcı savaşlarda annesini ya da babasını yitirmiş Suriyeli yetimlere yönelik psiko-sosyal projelerin de hayata geçirilmesi büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İHH’nın teklifiyle İslam İşbirliği Teşkilatı, 1/40 ICHAD numaralı kararıyla, her yıl ramazan ayının 15. gününü İslam âleminde <u>İslam Dünyası Yetimler Günü</u> olarak ilan etmiştir. İlki geçen sene ramazan ayının 15. günü (12 Temmuz 2014) ihya edilen Dünya Yetimler Günü’nün ikincisini 15 Ramazan 1436/ 2 Temmuz 2015 Perşembe günü idrak edeceğiz. Bu vesileyle yetimlerimizi yeniden hatırlamalı, onlar için yapılabilecek projeleri el birliğiyle hayata geçirmeye azmetmeliyiz.</p>
<p>Bir yetimin maddi ve manevi bakımını üstlenmek, ona aileden biri gibi muamele etmek, onun canını, malını ve namusunu tehditlere karşı korumak, iyi bir eğitim almasına, ahlâklı ve şahsiyetli bir insan olarak yetişmesine, toplumsallaşmasına ve nihayet kendi yuvasını kurmasına yardımcı olmak; insan ve müslüman olmanın boynumuza yüklediği ağır bir sorumluluktur. Bu vecibe karşısında sorumsuzluk hem dünyada hem de ahirette feci bir karşılıkla cezalandırılacaktır, hafizanallah. Rabbim bizleri yetime karşı sorumluluğunu üstlenen ve her iki cihanda büyük ödüllere mazhar olan bahtiyar kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Ağırman, Cemal; “Fert ve Toplumun Yetim ve Öksüzlere Karşı Sorumlulukları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII/2 (2007), s.9-30.</li>
<li>Akyüz, Vecdi; İslam’da Yetim Hakları ve Sorumluluklarımız, İHH Kitap, İstanbul 2011, 36 s.</li>
<li>Arı, Abdüsselam; “Yetim” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2013, 43/501-503.</li>
<li>Ayral, Mehmet Şirin; Kur’an’ın Yetimlere Bakış Açısı, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 105 s.</li>
<li>Ertuç, Hüseyin; “İslam’da Yetimlerin Hukuki Statüsü”, EAÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 31, Erzurum 2009, s.127-150.</li>
<li>Eski, Nurullah; Hak ve Sorumlulukları Bakımından İslam Hukukunda Yetimler, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 119 s.</li>
<li>Kapcı, Hikmet Zeki; Yetimlere Yönelik Bir Eğitim Kurumu Darülhayr-i Âli, doktora tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2012, 284 s.</li>
<li>Sofuoğlu Ebubekir; “Osmanlı Devletinde Yetimler İçin Alınan Bazı Tedbirler”, Savaş Çocukları Öksüz ve Yetimler kitabı içinde, İstanbul 2003.</li>
<li>Özcan, Tahsin; “Osmanlı Toplumunda Yetimlerin Himayesi ve Eytâm Sandıkları”, İÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 14, İstanbul 2006, s.103-121.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
