<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peygamberler Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/peygamberler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/peygamberler/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Dec 2021 13:30:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>HZ. NUH’UN UZUN SOLUKLU ISLAH TECRÜBESİDEN  DERS ÇIKARABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/nuhun-uzun-soluklu-islah-tecrubesiden-ders-cikarabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/nuhun-uzun-soluklu-islah-tecrubesiden-ders-cikarabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2017 09:52:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1683]]></category>
		<category><![CDATA[1685]]></category>
		<category><![CDATA[17-18]]></category>
		<category><![CDATA[80]]></category>
		<category><![CDATA[Ahkâf 46:35]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:62]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Cezairî]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru’l-Kalem]]></category>
		<category><![CDATA[Doç.Dr. Murat Kayacan]]></category>
		<category><![CDATA[el-Muvâfakât]]></category>
		<category><![CDATA[En’âm 6:50]]></category>
		<category><![CDATA[En’âm 6:90]]></category>
		<category><![CDATA[Eyseru’t-Tefâsîr li Kelâmi’l-Aliyyi’l-Kebîr]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:25-26]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:31]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:32]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Nuh]]></category>
		<category><![CDATA[inanç birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas 28:25]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da Hz. Nuh Kıssasının Değerler Eğitimi Açısından Yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da Hz. Nuh’un Toplumsal Islah Çabaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da Sabır: Hz. Nuh Örneğ]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:43]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Meydânî]]></category>
		<category><![CDATA[müjdeler]]></category>
		<category><![CDATA[Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[Musafa İslâmoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh]]></category>
		<category><![CDATA[Nûh (Aleyhisselâm) we Qawmuhû fi’l-Kur’âni’l-Mecîd]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh 71:10-12]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh 71:25]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh 71:4]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[qasas]]></category>
		<category><![CDATA[sabır ve üslup yumuşaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sefer]]></category>
		<category><![CDATA[Şırnak Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şûra 42:13]]></category>
		<category><![CDATA[Sure İç Bütünlüğü Açısından Nuh Suresinin İncelenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tebliğler Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Teemmulât fî Sûreti Nûh Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[tehditler]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Çare İslamî Çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Yasalar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hz. Nuh ve CudiDağı Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:71]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:88]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:3]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=554</guid>

					<description><![CDATA[Uzun insanlık yürüyüşümüzde kılavuz edinmemiz için gönderilen vahiylerin sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim’in “salah toplumu” olabilmek için keşfetmemiz ve tâbi olmamız gereken sünnetullahı/toplumsal yasaları serdetme biçimlerinden önemli bir tarz da “kıssalar”dır. Bu haftaki yazımızda Hz. Nuh aleyhisselamın mücadelesini -onun toplumsal ıslah faaliyetlerini ve tecrübesini göz ardı eden israiliyata değil doğrudan Kur’an’ın beyanlarına dayanarak- ortaya koyan yeni [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun insanlık yürüyüşümüzde kılavuz edinmemiz için gönderilen vahiylerin sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim’in “salah toplumu” olabilmek için keşfetmemiz ve tâbi olmamız gereken sünnetullahı/toplumsal yasaları serdetme biçimlerinden önemli bir tarz da “kıssalar”dır. Bu haftaki yazımızda Hz. Nuh aleyhisselamın mücadelesini -onun toplumsal ıslah faaliyetlerini ve tecrübesini göz ardı eden israiliyata değil doğrudan Kur’an’ın beyanlarına dayanarak- ortaya koyan yeni bir çalışmadan siz kıymetli dostlarımı haberdar etmek isterim.</p>
<p>Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde tefsir hocalığı yapan Doç.Dr. Murat Kayacan’ın “Kur’an’da Hz. Nuh’un Toplumsal Islah Çabaları” isimli eserinden önce kıssaların mahiyetine ve ehemmiyetine ilişkin giriş kısmını, ardından Nuh aleyhisselamın toplumsal ıslah gayretleri, faaliyetleri ve tecrübelerinden günümüze uyarlayarak çıkarabileceğimiz dersleri maddeler hâlinde sıralayan sonuç kısmını özetle iktibas edeceğiz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ın İnsanlık Tarihinden Bize Sunduğu Kareleri Hakkıyla Görebilmek</strong></p>
<p>“QSS” kök harflerinden türeyen<em> kıssa</em><em> </em>ve türevleri<em>,</em> bir şeyin izini sür­mek, birbirini takip eden haberler anlatmak, beyan etmek, açıklamak, bir şeyin ortası ya da büyüğü anlamlarına gelmektedir. İslâmî literatürde veya Kur’anî terminolojide kıssa denildi­ğinde Kur’an’da anlatılan tarihî olaylar ve peygamberlerin ha­yat hikâyeleri anlaşılmaktadır; ancak Kur’an-ı Kerim’de söz ko­nusu bağlamda bizzat kıssa olarak değil de aynı kökten gelen aslında isim olup mastar yerine de kullanılan ve kıssanın ço­ğul formu olan “<strong><em>qasas</em></strong>” kullanılmaktadır (Âl-i İmran 3:62, Yusuf 12:3, Kasas 28:25). Kasas, aynı zamanda Kur’an’ın yirmi sekizinci sûresinin adıdır (Kayacan, 11).</p>
<p>Kur’an; insanlık tarihinde meydana gelen olaylardan ilginç kareler sunar, daha önceki risaletlere, peygamberlere ve onların içinde yaşadıkları toplumların doğru yolu bulmaları için Rablerinden getirdikleri vahiylere değinir, önceki kitaplarda hak içerikli bilgilerin olduğunu tasdik eder. Kur’an kıssalarında, peygamberlerin risaletlerine dair küllî unsurların (Rabbanî risaletlerin aslında tek olduğu gerçeğinin) açıklaması mevcuttur ve onlarda düşünen kimseler için ibretler vardır. Onları okuyanlar, Allahu Teala’nın kulları hakkındaki yasalarını, geçmiş toplumlardan olup peygamberleri yalanlayan günahkârların ve zalimlerin yok oluş nedenlerini kavrarlar. İçlerinde Allah korkusu taşıyanlar, O’nun Kitabı’na ve Rasulullah’ın (s) sünnetine tâbi olurlar. Kıssalarda peygamberlere ve müminlere, Allahu Teala’dan gönderilen açıklamalar ve bilgilendirmeler mevcuttur. O anlatılar aynı zamanda, Muhammed ümmetinden inananlara bir yol göstermedir ve müminlere düşen de kıssalar üzerine kafa yorarak doğru yolu bulmalarıdır. Kıssalar aynı zamanda yalanlayanların, azgınların, zorbaların, zalimlerin ve onlara yardımcı olanların yok edilmelerinin/cezalandırılmalarının ardından Allahu Teala’nın peygamberleri ve onlara inananları, yardımıyla yeryüzünde muktedir kılacağını belirtmektedir. Bu aktarımlar, sünnetullah kapsamında zaferin, eninde sonunda müminlerin olacağı müjdesini vermektedir (Meydânî, 16).</p>
<p>Olayları derinlemesine düşünüp sonuçlar elde edecek kimseler ise günahları, inkârları ve isyanları nedeniyle, Allahu Teala’nın yok ettiği toplumların kıssalarını işittiklerinde, içleri korkudan ürperir ve öğüt alırlar. Bu korku devam ettiği sürece fücur, tuğyan ve şehvet, onların hayatında belirleyici olamaz. Yine bu korku, her insanın önceki toplumların başına gelen olaylardan ibret ve öğüt alması için yeterli bir unsurdur (bkz. Naziât 79:15-26). Allahu Teala’nın cezalandırmasından korkan kimse Firavun’un helak edilmesinden ibret alır. Artık “ibretin” sesine kulak verip vermemek; hevasına, şehvetine uyup uymamak veya fücura, tuğyana sapıp sapmamak ona kalmıştır (Kayacan, 12).</p>
<p>Kıssalarda peygamberlerin tevhid ve adalet mücadeleleri anlatılırken, Allahu Teala’nın dinine davet yolu, yöntemi ve davetçinin ahlakı somut hale getirilmiştir. Ayrıca kıssaları okuyanlar insan tabiatını, ahlakını ve kalplerin doğru yolu tercih etmede birbirlerine benzediğini görebilmekte ve sosyal alanda yürürlükte olan sünnetullaha dair bazı çıkarımlarda bulunabilmektedirler (Meydânî, 17-18).</p>
<p>Kıssaların büyük oranda Mekkî surelerde yer aldığı gerçeğinden hareketle Müslümanların toplumsal ıslah çabalarında neyi, ne zaman yapmaları gerektiği konusunda, onlara kıssalardaki -çoğu peygamberlerden oluşan- karakterler aracılığıyla rehberlik edildiği söylenebilir. Müslümanlar, bu karakterlerin mücadeleleri, muhalifleri ile yaşadıkları sorunları ile kendi dönemlerindeki İslam karşıtı çevrelerin tutumları arasındaki benzerlikleri dikkate almazlarsa tarihin olumsuz yönde kendini tekrar etmesi kaçınılmazdır.” (Kayacan, 13).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini/Doğru Yolu İnsanlara Anlatma Karşılığında Ücret Talep Etmemek</strong></p>
<p>“Hz. Nuh, bazı din simsarları ve sömürücülerin yaptığı gibi, doğru yolu anlatmasının karşılığında kavminden ücret istememektedir. Aksine kavmine karşı iyilik yapmakta, onlardan takva sahibi olmalarını ve kendilerine çeki düzen vermelerini talep etmektedir. Hz. Nuh mensup olduğu soy ya da ırk açısından kardeşliğinin ve onlara yabancı olmayışının gereği olarak onları barışa, imana ve tasdike götürmek istese de onun toplumu bu bağa dikkat edip değer vermedi. Hz. Nuh onlara adeta şöyle diyordu: “Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız? İşlediğinizin cezasından korkmaz mısınız? Kalpleriniz Allah korkusunu ve ürpertisini hissetmez mi?” Ne var ki kardeşleri olan Hz. Nuh’un çağrısına karşı, onların kalpleri yumuşamadı. Hâlbuki onun geçmişini, davranışlarını ve istikametini biliyorlardı. Yapmaları gereken şey; onu dinlemeleri ve akıllarına, onun hevadan uzak olan davetini anlama fırsatı vermeleriydi. Çünkü hakkı kabul konusunda insanı yoran şey, kalplerinin bâtılla meşgul olmasıdır. Bu devam ettiği sürece, hakkın kalbe girmesi mümkün değildir. Bunun için de hevaya uymayı ve sapkınlığı saf dışı bırakmak gerekir (Kayacan, 49).</p>
<p>İnsanların ahirette kurtulanlardan olmasını önemseyen Hz. Nuh, -günümüzdeki ifadesiyle- liberal bir tutumla “Dileyen dilediğini yapsın.” dememekte ve ilahî emirlerin duyurucusu ve uygulayıcısı olarak insanları kendine itaate çağırmaktadır:<em> “Gelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat</em><em> edin.”</em> (Şuarâ 26:108,110). Bu ayetin orijinalindeki “<em>etî’ûni</em>: <em>bana itaat edin</em>” emrinin “beni izleyin” anlamına geldiği de söylenmektedir. Çünkü yolcu olup “iz bırakanlar” izlenirler. İz bırakmak, Allahu Teala için düşünülmez. Birer insan olan peygamberler iz bırakırlar ve izlenirler. Hz. Nuh tebliğ ederken, Hz. Muhammed’in de yaptığı gibi “Allah’ın hazinelerinin yanında olmadığını, gaybı bilmediğini ve melek de olmadığını” söylemektedir (Hûd 11:31, En’âm 6:50).</p>
<p>Hz. Nuh, Allah’ın bağışlayıcılığını ve toplumlar için Allah’ın belirlediği vakit gelince bu vaktin ertelenmediğini ifade etmektedir: “<em>Tâ ki, (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belirli bir süreye kadar geciktirsin. Şüphesiz Allah’ın süresi geldiğinde geciktirilmez. Keşke bilseydiniz</em>.” (Nuh 71:4).</p>
<p>Hz. Nuh, kavmine apaçık bir “uyarıcı” olduğunu ve onları acıklı bir azaba karşı uyardığını söylemektedir (Hûd 11:25-26). <strong>Uyarıcı</strong>; Allah’ın ayetlerini ve rasulü inkâr edip yalanlayanları, Allah’ın azabıyla ve “din günü”yle ikaz eden kimse anlamındadır. Allah’a itaat edenler bol nimetlerle ödüllendirilirler…” (Kayacan, 50).</p>
<p>İnce bir üslupla başlayan tebliğ, ileri gelenlerin muhalefeti nedeniyle pek taraftar bulmamıştı. Hz. Nuh’un uzun soluklu bir çaba gösterip kavmi hakkında olumsuz bir kanaat belirtmesinden sonra, Allah tarafından aleyhlerine hükmedilmişti. Hz. Nuh, kavmine dini anlatırken tevhide ve ahirete vurgu yapmıştır…” (Kayacan, 51).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Doğru Anlamak: Asıl Olanın Şaibeli Bir Zafer Değil Onurlu Bir Sefer Olduğunu Bilmek</strong></p>
<p>“Hz. Nuh’a dinde ne tavsiye edilmişse son peygambere de o tavsiye edilmiştir: “<em>Allah dinden Nuh’a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve </em>(Ey Muhammed!)<em> sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki<strong>: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!</strong> Fakat senin kendilerini davet</em><em> ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir</em>.” (Şûra 42:13). Başka ayetlerde de önceki şeriatlarda mevcut bulunan küllî hükümlerden haber verilmiştir (Mesela; Ahkâf 46:35, En’âm 6:90, Mâide 5:43). Bunlar aynen son şeriatta da bulunmaktadır ve aralarında bir fark yoktur (Şâtıbî, III/112). Bu açıdan Nuh kıssası ibret alma amacıyla okunduğunda, adeta son peygamber döneminden söz etmektedir (Kayacan, 163).</p>
<p>Nuh kıssasından elde ettiğimiz <strong>sonuçlar</strong>ı maddeler halinde şöyle ifade edebiliriz:</p>
<ol>
<li>Davetleri sonuçlarına göre değerlendirenler, peygamberlerin atası sayılan Hz. Nuh’u hatalı çıkaracaklardır! Davetini <strong>en güzel şekilde</strong> yürüttüğü, mücadelesini en çetin ve kesin delillerle yaptığı, hatta yenilgiye uğrayan ve bütün karşı koymaları kırılan müşriklerin “<em>Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve bizimle tartışmanda hayli ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bize vaat ettiğini getir bakalım!</em>” (Hûd 11:32) diyerek açık isyanlarına muhatap olduğu halde, yine de Hz. Nuh’un yanlış taktik uyguladığını iddia edeceklerdir (Karadavi, 218). Hâlbuki başarı, dünyevî iktidarı elde etmekle sınırlı görülmemelidir.</li>
<li>Her “<strong>tufan</strong>”ın bir Nuh’u, her Nuh’un bir gemisi, her geminin bir rotası vardır. Muhammed ümmetinin rotası ve yol haritası Kur’an’dır. Kur’an’ın kılavuzluğuna teslim olan kimse, ahir zaman tufanından kurtulur (İslâmoğlu, 1172).</li>
<li>Müşrikler inkâr etse de “<strong>vahiy</strong>” diye bir gerçek vardır. “Gayb” âleminin birer parçası olan kıssaların gerçek niteliğini, daha önce ne peygamberimiz ne de soydaşları biliyordu. O haberleri vahiy ile gönderen, her şeyden haberdar olan Yüce Allah idi.</li>
<li><strong>İslamî inanç sistemi</strong>, tarih boyunca aynıdır. Bu aynılık, insanlığın ikinci atası Hz. Nuh’un dönemine kadar dayanmaktadır. Bütün bu tarih süreci boyunca aynı inanç sistemi ile karşılaşırız. Öyle ki bazen ifade biçimi bile neredeyse aynıdır.</li>
<li>Peygamberlerin yalanlayıcıları, büyük oranda aynı itirazları ve suçlamaları tekrarlaya gelmişlerdir. Oysa birçok açık belge, bu itirazları ve suçlamaları çürütmektedir. Fakat bir önceki kuşak döneminde asılsız oldukları kanıtlanan bu <strong>bayat suçlamalar</strong> ve itirazlar, bir sonraki kuşak tarafından sanki yeni sözlermiş gibi piyasaya sürülmektedir. Bu kısır döngü, tüm insanlık tarihi boyunca bir türlü kırılamamıştır.</li>
<li>İnsanlara yönelik ilahî <strong>müjdeler ve tehditler</strong>, eksiksiz olarak gerçekleşmektedir. Peygamberler, müjdelerinde ve tehditlerinde ne diyorlarsa aynen çıkmaktadır. Nuh kıssası, bu gerçeğin tarihî kanıtlarından biridir.” (Kayacan, 164).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın/Toplumsal Yasaların Kimsenin Hatırı İçin Değişmeyeceğini Anlamak</strong></p>
<ol start="7">
<li>Yüce Allah’ın yürürlükteki <strong>yasalar</strong>ı değişmemekte, hatır-gönül dinlememekte, ayrım yapmamakta ve sapma göstermemektedir. Şirkten sakınanlar mutlu sona ermekte, sonunda kurtulanlar ve “kötülerin” yerlerini alanlar, her zaman iyiler olmaktadır.</li>
<li>Nuh kıssasında gerek tek tek bireyleri ve gerekse kuşakları birbirine bağlayan, kaynaştıran bağın ne olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağ, <strong>inanç birliği</strong> bağıdır. Tarihboyunca bütün müminleri tek Allah’a, tek Rabbe bağlayan bağdır. Bu bağın var olabilmesi için bütün müminlerin, Yüce Allah’ın ortaksız ve rakipsiz egemenliği altında birleşmeleri ve bütünleşmeleri gerekir.</li>
<li>Gemiye binenler az sayıda olduysa ileri gelenlerce aşağı tabaka görülenlerin büyük kısmının, bâtıla ikna edilip kandırıldıklarını ya da yıldırıldıklarını söyleyebiliriz. Şirkin toplumun ileri gelenlerince de zayıf tabakalarınca da kabul görmesi, hakikatin peşinde olanları yıldırmamalıdır. Hakikatin büyük kitlelerce <strong>kabul görmemesi</strong>, onun doğruluğunu şüpheli hale getirmez.</li>
<li>Davette doğru yol, <strong>sabır ve üslup yumuşaklığı</strong>dır (Cezairî, 1682). Davette hikmet gereği Hz. Nuh, muhataplarındaki dünya sevgisini dikkate aldı. Onları bağışlanmaya davetetti ki bu sayede onlara nimetler (yağmur, mal, oğul vs.) verilecekti: “<em>Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayıcıdır. </em>(Mağfiret dileyin ki)<em> üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın</em>.” (Nuh 71:10-12). Bu ayetlerdeki anlama uygun olarak bazı âlimler, mal ve oğul isteyenin bağışlanma talebini artırması gerektiğini söylemişlerdir (Cezairî, 1683).</li>
<li>Nuh kavminin “tufan”da boğulmaları ve ahirette de ateşe girecek olmaları (Nuh 71:25) <strong>kendi hatalarının sonucu</strong> Demek ki hataları, helaki gerektirecek düzeydeydi (Cezairî, 1685). (Kayacan, 165).</li>
<li>Zalim, kâfir ve mücrimlere <strong>beddua</strong>; mümin ve müminelere <strong>dua</strong>, meşru eylemlerdir. Nitekim Hz. Nuh’tan sonra gelen peygamberlerden Hz. Musa da Firavunve ileri gelenlerine beddua etmişti: “<em>Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve adamlarına, dünya hayatında süs ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! İnsanları, senin yolundan saptırmaları için mi </em>(verdin)<em>? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerini de bağla ki, o acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler!</em>” (Yunus 10:88).</li>
</ol>
<p>“<em>Ey kavmim! Aranızda durmam ve size Allah’ın ayetlerini hatırlatmam, size ağır geliyorsa bilin ki ben Allah’a güvendim; siz de ortaklarınızla bir araya gelip ne yapacağınızı kararlaştırın. Sonra yapacağınız iş kendi aranızda örtülü kalmasın. Sonra vereceğiniz kararı bana karşı uygulayın ve bana hiç süre tanımayın</em>!” (Yunus 10:71). denmesi Mekke müşriklerine dolaylı bir uyarıdır. Allah, onlara -genelde de Kur’an’ın tüm muhataplarına- öğüt ve <strong>ibret</strong><strong> alınan bir hatırlatma</strong> olsun diye Nuh kavminin akıbetinden söz etmektedir (Meydânî, 80).” (Kayacan, 166).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Cezairî, Ebu Bekr Cabir; <strong><em>Eyseru’t-Tefâsîr li Kelâmi’l-Aliyyi’l-Kebîr</em></strong>, Mektebetu’l-Hikem, Medine, 2002.</li>
<li>Heleyyil, Muhammed Ahmed; <strong><em>Teemmulât fî Sûreti Nûh Aleyhisselam</em></strong>, Wizâratu’l-Ewqâf ve’ş-Şuûni’l-Mukaddesâti’l-İslâmiyye, Amman, 1981.</li>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; <strong>Hayat Kitabı Kur’an Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, 3. bs., Düşün Yay., İstanbul, 2009.</li>
<li>Karadavi, Yusuf; <strong>Tek Çare İslamî Çözüm</strong>, (çev: Ahmet Bedri), İkbal Yay., Ankara, ts.</li>
<li>Kayacan, Murat; <strong>Kur’an’da Hz. Nuh’un Toplumsal Islah Çabaları</strong>, Ekin Yayınları, İstanbul, 2016, 178 s.</li>
<li>Keskin, Hasan; “<strong>Sure İç Bütünlüğü Açısından Nuh Suresinin İncelenmesi</strong>”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas, XIII/2, 2009, s.69-116.</li>
<li>Kılıç, Halil; <strong>Kur’an’da Hz. Nuh Kıssasının Değerler Eğitimi Açısından Yorumu</strong>, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, 2014.</li>
<li>Meydânî, Hasan Habenneke; <strong><em>Nûh (Aleyhisselâm) we Qawmuhû fi’l-Kur’âni’l-Mecîd</em></strong>, Dâru’l-Kalem, 1990.</li>
<li>Ömer, Ahmed; <strong>Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh</strong>, (çev.: Abdullah F. Kocaer), Kelebek Yay., Konya, 2003.</li>
<li>Şâtıbî, Ebu İshak; <strong><em>el-Muvâfakât</em></strong>, (çev.: Mehmet Erdoğan), 4 c., İz Yay., İstanbul, 1993.</li>
<li>Temizkan, Abdullah; <strong>Kur’an’da Sabır: Hz. Nuh Örneği</strong>, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, 2012.</li>
<li><strong>Uluslararası Hz. Nuh ve Cudi</strong><strong>Dağı Sempozyumu </strong>(27-29 Eylül 2013) Tebliğler Kitabı, Şırnak Üniversitesi Yay., Şırnak, 2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/nuhun-uzun-soluklu-islah-tecrubesiden-ders-cikarabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENGELLİLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2015 10:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[11:24]]></category>
		<category><![CDATA[2:17-18]]></category>
		<category><![CDATA[2:282]]></category>
		<category><![CDATA[22:46]]></category>
		<category><![CDATA[3 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[35:19-22]]></category>
		<category><![CDATA[48:17]]></category>
		<category><![CDATA[5378 Sayılı Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aydınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Seyyar]]></category>
		<category><![CDATA[bedensel engelli]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Canda Özür Olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Gül]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Türkiye Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdi Döndüren]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICIDH]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a göre]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[özel insan]]></category>
		<category><![CDATA[özürlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal politikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[yetiyitim]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel engelli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=213</guid>

					<description><![CDATA[“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46). http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen 3 Aralık günü her sene  bütün dünyada  [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46).</p></blockquote>
<p>http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html</p>
<p>1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen <strong>3 Aralık</strong> günü her sene  bütün dünyada  çeşitli organizasyonlar düzenlenmektedir. ‘Uluslararası Bozukluklar Yetiyitimi ve Engellerin Uluslararası Sınıflandırması’na (ICIDH) göre özürlülük kavramı, bozulma sonucu yetilerin kısıtlanması veya yetilerden tamamen yoksun kalmayı, engellilik kavramı ise bozukluk ve engellilikten kaynaklanan sosyal dezavantajı tanımlamakta kullanılmaktadır.</p>
<p>7.7.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 Sayılı Kanun engelli bireyi; “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi” olarak tanımlamıştır.</p>
<p><strong>‘Özel’ insanı ‘engel’leyen toplumdur</strong></p>
<blockquote><p>İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilerek toplumsal hayattan tecrit edilmeleri önlenmektedir.</p></blockquote>
<p>3 Mayıs 2013 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ilgili kanun gereğince, daha önceki bazı resmi belgelerde geçen “özürlü, sakat veya çürük” gibi ibareler yerine <strong>engelli</strong> ibaresi kullanılmaya başlanmıştır. Dışlayıcı, küçük düşürücü ve insanın noksanlığını esas alan eski kelimeler yerine günümüzde kullanılan “engelli” kavramı da ideal bir kavram değildir. Zira engelin kaynağı olarak engelli insanı göstererek yanlış bir algı oluşturmaktadır. Zira engel bizatihi engelliden değil, ona engel olan fizik ve sosyal çevreden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “<strong>özel</strong>” diye isimlendirmeyi daha isabetli bulduğum engelli bireyi topluma adapte etmeye yönelik politika ve projelerin tam tersine toplumu rehabilite etmeye odaklanması gerekir. Nitekim, dünyada engelli olarak hayatını sürdürmekte olan yarım milyarı aşkın insanın en çok mustarip olduğu husus, sosyal hayattan yalıtılmış bir biçimde ayrımcılığa maruz kalarak yaşamak zorunda bırakılmasıdır.</p>
<p>Özel insanlarla ilgilenen resmî ve gönüllü kuruluşlar zaman zaman ‘engellilerin topluma adaptasyonu’ ile ilgili projeler geliştirip uygulamaktadır. Esasında ‘toplumun engellilere adaptasyonu’ ile ilgili projeler soruna daha kestirme bir çözüm oluşturacaktır. Zira engellilerin normal bir insan gibi toplum hayatında yerini alamaması çoğunlukla engellilerden değil, toplumun engellilere karşı taşıdığı asılsız önyargılardan kaynaklanmaktadır. Mesela, toplumun büyük kesimi özürlü bir kimseyle aynı ortamı paylaşmak istemez. Ondan uzak durur, onun taşıdığı özrün kendisine de bulaşmasından korkar. Oysa özür bulaşıcı bir hastalık olmadığı gibi engelli de ‘zararlı bir yaratık’ değildir. Ayrıca, herkes her an engelli olabilir, kimsenin ölene kadar sapasağlam kalma garantisi yoktur.</p>
<p><strong>Özür canda değil tendedir</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir.</p></blockquote>
<p>Engelli insanlara acıma duygusuyla yaklaşmak, onlar için dışlayıcı ve küçük düşürücü isim veya sıfatlar kullanmak, onları sadakayla yetinmeye mahkûm bireyler olarak görmek onlara yapılacak en büyük kötülüktür. Engellinin de diğer insanlar gibi bir can taşıdığını, özrün canda değil tende olduğunu unutmamak gerekir. Bedensel ya da zihinsel engelli insanlara sosyal hayatın her kesiminde yer verilmesi, onların da normal her insan gibi muameleye tabi tutulması ve sosyalleşmelerinin önündeki engellerin kaldırılması insanlık haysiyetini korumak adına topluma düşen bir vecibedir.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan engellilerin hayat kalitesini yükseltmeye yönelik resmi hizmet veren Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile bu alanda çalışan 60 kadar vakıf, dernek, federasyon ve kulüp gibi gönüllü kuruluşların faaliyetleri, sınırlı sayıdaki “Engelsiz Türkiye Projesi” gibi resmî, “Canda Özür Olmaz” gibi gönüllü kampanyalar güzel örnekler olmakla birlikte, 8,5 milyonluk devasa engelli kitlesinin insanca bir hayat sürmesi için bu çabaların yeterli olmadığı izahtan varestedir. Toplumun %12’isini oluşturan özel insanlarımızın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için hak temelli ve arz odaklı daha nitelikli politikalara ve zihniyet zeminindeki engelleri kaldırmayı hedefleyen entelektüel ve kültürel çabalara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Kur’an’da engellilere ilişkin hükümler</strong></p>
<p>Kur’an’da engellilerin haklarına dair ayrıntıya yer verilmemiş olup diğer insanlarla aynı bağlamda genel hitap ve hükümlere muhatap tutulmuşlardır. İnsanların “kör, sağır, dilsiz” algısını yeniden inşa eden vahiy, asıl özürlülüğün hakkı duymamak, görmemek ve konuşmamak olduğuna vurgu yapmıştır. Engellilerle ilgili muafiyetlerden söz edilmekle yetinilmiştir. Nitekim Allah Teala, insanları fizik yapılarına, renklerine, ırklarına, cinsiyetlerine, sağlam veya engelli oluşlarına göre değil sorumluluk bilinçlerine ve Allah’a karşı takındıkları tutum ve davranışlarına göre değerlendireceğini bildirmektedir. İşte bu sebeple Kur’an’da dünya veya ahiret hayatında, hakiki, çoğunlukla mecazi anlamda görme, işitme, konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilik ve hastalıklardan söz edilmektedir. Hakiki anlamdaki engellilik, ya benzetme veya dinî görevlerde ruhsat bildirme veya tedavi etme veya değer verme bağlamında geçmektedir:</p>
<p>“(Eğer güç gelecekse) <strong>görme özürlü zora koşulamaz, yürüme özürlü zora koşulamaz</strong>, hasta zora koşulamaz…” (Nur 24:61). Yazılarımızda âyet meallerini çoğunlukla kendisinden iktibas ettiğimiz Mustafa İslâmoğlu hoca bu âyetin mealine şu dipnotunu düşmüştür:</p>
<p>“Özürlülerin ve hastaların hukuku ile ilgili olan bu ibare, oldukça veciz bir üsluba sahiptir. Bu niteliği, ibarenin açılımında birden çok yoruma izin vermekte, belki de teşvik etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu ibare, dinin emir ve talimatlarının “mümkin” ve “makul” olanla sınırlı olduğunu, gücünün üstünde bir sorumluluk yüklenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Bunların başında da özürlü ve hasta olan insanlar gelmektedir.” (Hayat Kitabı Kur’an, II/695).</p>
<p>“<strong>Gözleri görmeyene, ayağı sakat olana</strong> ve hastaya (Allah yolunda savaşamadığı için) bir sorumluluk yoktur; ama kim Allah&#8217;a ve Rasulü&#8217;ne itaat ederse, onu zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyacağız, kim de yüz çevirirse elim bir azab ile cezalandıracağız.” (Fetih 48:17).</p>
<p>“&#8230; Ve eğer borçlu <strong>aklî ve bedenî bakımdan yetersizse</strong> ya da kendisi kaydettirecek durumda değilse, o zaman onun velisi borcunu âdil bir şekilde kaydettirsin! Ve erkeklerinizden iki kişinin şahitliğine başvurun!&#8230;” (Bakara 2:282).</p>
<p><strong>Asıl özürlü, hakikate kör ve sağır olandır</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de gerçek körlük, sağırlık ve dilsizliğin hakikate kapatılan göz, kulak ve dil nedeniyle oluştuğu vurgulanmaktadır. Burada bir kaç ayet-i kerimeyi zikretmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Bu iki kesim insanın örneği, kör ve sağırla, gören ve işiten birinin arasındaki fark gibidir: Konum olarak hiç bu ikisi aynı düzeyde olabilir mi? Hâlâ ibret almayacak mısınız?” (Hûd 11:24).</p>
<p>“Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: O kişi bir meş’ale tutuşturdu; Alevler etrafını aydınlatır aydınlatmaz Allah (gözlerinin) nurunu alıverdi ve kendilerini karanlıklar içinde bıraktı; <strong>artık göremezler: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler:  artık onlar (hakikate) dönemezler</strong>.” (Bakara 2:17-18).</p>
<p>“Ne görenle görmeyen bir olur, ne de aydınlıkla karanlıklar. Dahası, ne serinletici gölgeyle kavurucu sıcaklıklar, ne de (manen) dirilerle ölüler bir olurlar.” (Fâtır 35:19-22).</p>
<p>“De ki: “<strong>Hiç (hakikati) görmeyenle gören bir olur mu?</strong> Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz?” (En’âm 6:50).</p>
<p>“&#8230;<strong>Dünyada (kalp) gözü kör olan kimse âhirette de kör olacak</strong>; ve nereye nasıl gideceklerini büsbütün şaşıracaklar.” (İsra 17:72).</p>
<p><strong>Engellilik olgusuna dengeli yaklaşabilmek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan engelliliğe yüklenen farklı anlamlar sebebiyle engelliler çeşitli toplumlarda farklı muamelelere tâbi tutulmuşlardır. Engelliler Allah’ın bir cezası, cinlenmiş veya mahza yük kabul edilerek onlardan kurtulmaya çalışılmış, horlanmış bir hayata mahkum edilmişlerdir. Peygamberlerin ilahi mesajları tebliğ etmesi ve bilimsel gelişmeler ile aydınlandıkça toplumlar engellilere karşı tutumlarını değiştirmiş ve normalleştirmiştir.</p>
<p>“İnsanların dünya ve ahiret saadetini gaye edinen Kur’an, engelli-engelsiz ayırımı yapmadan tüm insanları muhatap almakta ve onların hâlde salâhını, âtide felahını amaçlamaktadır. İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilmekte ve onlar toplumsal hayattan tecrit edilmemekte, toplum da onlar aracılığı ile eğitilmektedir.</p>
<p>İnsanın kabullenmekte zorlandığı, hikmetini anlayamadığı engellilik durumları karşısında Kur’an ayetleri kendisine yol göstermekte ve ona dayanak olmaktadır. Bu bağlamda hayır gözüken şeylerin şer, şer gözüken şeylerin de hayra dönüşebileceğinin delilleri sunulmaktadır. Engellilik yaratıcı kudret açısından insan aleyhine bir durum değildir. Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir. Zira Allah’ın yaratışında bir amaçsızlık, bozukluk ve sıradanlık muhaldir.</p>
<p>Engelliliği dünya-ahiret ilişkisi içinde anlamak ve değerlendirmek gerekir. Zira olayı sadece dünya hayatı çerçevesinde ele almak tek boyutlu bir değerlendirme olur ki bu da insanları Allah’ın adâlet ve merhametinden şüpheye düşürür, karmaşa çıkarır. İnsanı ahlâki değerlerle donatarak her iki dünyada da iyiliği amaçlayan Kur’an, engelliliğe maruz kalan insanlara sabır ve dua olgusu ile ıstıraplarıyla başa çıkmayı tavsiye etmektedir.&#8221; (Gül, 2005).</p>
<p><strong>İslam dininin engellilere yaklaşımı</strong></p>
<p>“Kur’an özürlülerin dışlanmalarını yasaklamış, Hz. Muhammed de onların toplum hayatına katılmalarını teşvik etmiştir. Nitekim onlar için sosyal ve mesleki rehabilitasyon uygulamış, onlara dinî ve idari görevler vererek alternatif istihdam imkânları sunmuş, özürlü işgücünü her türlü istismardan korumuş, onları rahatsız eden tutum ve davranışlar sergilenmesini yasaklamış, onlara iyilikte bulunulmasını teşvik etmiş, evlenmelerine yardımcı olmuş, zihinsel özürlüleri cezai müeyyideden muaf tutmuştur.</p>
<p>İslam dini, özürlülere pozitif ayrımcılık kapsamında bazı sosyal haklar verirken sosyal sorumluluklarını da özürlülüklerinin müsaade ettiği boyutta yerine getirmelerini istemektedir. Müslüman toplumlar, kimseyi hakir görmeden bedensel özürlülerin yanında özellikle aklen-zihnen yeterli olmayan insanlara karşı sabırlı ve mütehammil olmalıdırlar.” (Seyyar, 2012).</p>
<p>İslam medeniyetinde engelliliğe ilişkin kodların günümüz sosyal bilimcileri tarafından detaylıca incelenerek, Sevgili Efendimiz’in yaptığı gibi engellilerin sosyal hayatın içerisinde tutulması, toplumda engelli duyarlılığının oluşturulması ve engellilerin toplumla işlevsel bütünlüğünün sağlanması hususunda sosyal politika yapıcıları başta olmak üzere herkesin sorumluluğunu üstlenmesi temennisiyle&#8230;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Abdullah Aydınlı; &#8220;İbn Ümmü Mektûm&#8221;, TDV İslam Ansiklopedisi, XX/435.</li>
<li>Ali Seyyar; <strong>Yıldızlar Engel Tanımaz, Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı</strong>; 3. baskı, Rağbet Yayınları, İstanbul 2011.</li>
<li>Ali Seyyar; “<em>İslam’da Özürlülük Algısı ve Hz. Muhammed’in Engelli İnsanlara Uyguladığı Psiko-Sosyal Yöntemler</em>”, Din, Felsefe ve Bilişim Işığında Engelli Olmak ve Sorunları Sempozyumu, Düzenleyen: Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı, 5-6 Nisan 2012, Sultanbeyli-İstanbul.</li>
<li>Arzu Besiri; “Kur’an’da Engelliler”, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları Dergisi, 2011, s.91-102.</li>
<li>Emine Gül; <strong>Kur’an&#8217;da Engelliler</strong>, Akis Kitap, İstanbul, 2005, 144 s.</li>
<li>Halil Bektaş; <strong>Kur’an’ın Özürlülere Bakışı</strong>, Cumhuriyet Üniversitesi SBE Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Hamdi Döndüren; “İslâm’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar ve Ruhsatlar” <strong>Ülkemizde Engelliler Gerçeği ve İslâm</strong> kitabı içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2003, 280 s.</li>
<li>İsmail Karagöz; <strong>Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, 104 s.</li>
<li>Münür Tezcan; <strong>Kur’an’ın Engellilere Yaklaşımı ve İslam’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar</strong>, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi SBE Temel İslam Bilimleri Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Saffet Sancaklı; “Hz. Muhammed’in Engellilere Bakış Açısının Tespiti”, www.sosyalsiyaset.com</li>
<li>Yusuf Acara; “Saadet Asrı Model Toplum Tecrübesinin Engellilere İlişkin Kodları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt 13, sayı 1, Ankara 2013, s.131-171.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
