<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>olgunluk Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/olgunluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/olgunluk/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 May 2019 02:42:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR CEVDET SAİD’İ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETİN YOK OLMASI]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETLE HÜKMETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BİR TOPLUMSAL SİSTEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAMI DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKALARINA HİZMET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BASKISIZ TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN ÇAĞRISINA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİTLER TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIRLARDA YARIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBADETLERİN DEĞERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İLKELERİ KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN ÜZERİNDE OLMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURAL]]></category>
		<category><![CDATA[MESAJIN YAYILMASI İÇİN MÜCADELE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMET TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SÜNNETULLAHA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[YASALARA RİAYET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[YOK OLUŞ YASALARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan 2019’da durdurmak zorunda kaldık. Ramazan ve yaz dönemi bittikten sonra belki arada yine yazılarını alabilirsek ben memnuniyetle tercümelerini yaparak yayınlamaya devam ederiz.</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Topluma Ulaştırmak</strong></p>
<p>Cevdet Said’in, köşesinde iki yıl boyunca yayımlanan 95 yazısından üç kitap oluşturduk. İlki “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” adıyla Çıra Genç yayınları arasından çıktı. Diğer iki kitap da yakında Pınar Yayınları tarafından yayımlanacak. Kur’an’ın kendisini nasıl özgürleştirdiğini anlattığı bir makalesinde; “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.” diyen mütevazı, müttaki ve gerçek mücahid Cevdet Said’in; mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana 80 kadar konferans ve sohbetini, yüze yakın da makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim.</p>
<p>Üstadın gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına çok özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir.</p>
<p>Sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde olduğuna dikkat çeken üstat, cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve <strong>ilahi mesajın yayılması için mücadele etmek</strong> olduğunu yetmiş yıldır anlatmaya devam ediyor. Yazılarında ve konuşmalarında ‘suçu başkalarına atma’nın Kur’ani bir yöntem olmadığına vurgu yapan üstat, şiddete başvurmaktan kaçınmaya, bireyi ve toplumu ilim, barış ve ikna yöntemiyle ıslaha, kâinat ve Kur’an âyetlerini tefekküre, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu <strong>yasalara riayet etmeye çağırıyor</strong>.</p>
<p>Cevdet Said’in hayatını, eserlerini, etkilendiği şahsiyetleri ve temel fikirlerini konu edinen beş yazımın ardından yirmi kadar makalesinin tercümesine yer verdiğimiz “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” kitapçığından birkaç pasajı örnek kabilinden iktibas ederek hacmi küçük bu eserin önemine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Toplumların Yok Oluş Yasalarını Kavramak</strong></p>
<p>“Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar, saygın birisi hırsızlık yaptığında ona dokunmadıkları, bilakis zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had/ceza uygulamaları sebebiyle helak olup gitmiştir.” hadis-i şerifi medeniyetlerin ve toplumların yok oluş yasasını açıklamaktadır. Efendiler, yüce hedef ve esas gaye adalettir. Temel problem <strong>adaletin yok olması</strong>dır. Problemlerin tamamı adaletin tesis edilmesiyle çözüme kavuşacaktır.</p>
<p>Günümüzde dünyayı menfaatlerini korumak için her yola başvuran zengin bir küçük grup yönetmektedir. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için adına “Güvenlik Konseyi” dedikleri bir düzen kurdular. Konseye üye devletlerin tamamının müttefik olmadığı bir kararın bu konseyden geçmesi mümkün değildir. Böyle bir ‘meclis’ten dünya devlerinin ve suça bulaşmış ortaklarının çıkarlarına uymayan bir ‘güvenlik’ kararı çıkması nasıl beklenebilir?! (s.60).</p>
<p>Dünyamızda yürürlükte olan ve her türlü alçakça eylemin fitilini ateşleyen formel terör örgütlerinin birinci kaynağı, küresel güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bu bozuk düzen ve standartlardır.</p>
<p>Toplum genelinde uygulanmayan bir kanun kanun sayılmaz. İnsanların bir kanunu kabullenmesi, o kanunun özünde mevcut olan adalet oranından ziyade o kanunun toplum geneline uygulanma oranına bağlıdır. İnsanlar kanunun ağırlığına katlanabilir, ancak, ortada <strong>kanunun üzerinde olan</strong> birileri varsa buna saygı duymazlar ve bu durumu kaldıramazlar. Önceki medeniyetlerin helak olup gitmesinin sebebi işte budur. Mevcut medeniyetin yok olmasına sebep olacak olan da budur. Bu yasa gelecekte de geçerli olacaktır. Bu şekilde batan toplum ve medeniyetler için ne yerde ne de gökte göz yaşı döken kimse de olmayacaktır.</p>
<p>Dünyanın en büyük küresel kurumu olan BM’de <strong>veto hakkı</strong>(!) kullanılması bu kurumun helakine yol açacaktır. Çünkü bazı üyelere veto hakkı tanıyarak derin bir uçurumun eşiğinde durmayı kabul etmiştir. Geçmiş toplumları helak eden bu zulüm, birilerine imtiyaz tanıyan mevcut ülkelerin de yıkılmasına sebebiyet verecektir. Zira bu düzen, adaleti bütün insanları kuşatacak şekilde eşit dağıtmıyor. (s.61).</p>
<p>Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece bir toplum ya da grup içinde değil yönetim ilişkisi kurulan bütün insanlar arasında adaletin eşit dağıtılmasını emretmektedir:</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız <strong>adaletle hükmetmenizi emreder</strong>. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>İnsanlar arasında adaletin uygulanmasından korkanlar mutlaka tepe taklak olacak, düzenleri temelinden sarsılacak, tavanları başlarına çökecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında eşitliğin yokluğu küfür ve şirk anlamına gelmektedir. Bazı Müslüman fakihler “Allah’ın kâfir ama âdil bir devlete yardım edebileceğini, ancak Müslüman da olsa zalim bir devlete asla yardım etmeyeceğini” ifade etmiştir. Zira, enbiyanın çağrısına uygun hareket eder de adaletli davranırsa bir devlet kâfir de olsa ayakta kalır, tarihi inşa eder, insanlığın enerjisini en güzel şekilde ve olabilecek en eşit biçimde kullanır…” (s.62).</p>
<p><strong>Duygusal Değil Sünnetullaha Uygun Davranmak</strong></p>
<p>“Duygusal tepkiler bizi Allah’ın toplumlar için vazetmiş olduğu <strong>yasalar</strong>dan (<em>sünnetullah</em>) uzaklaştırmamalıdır. Bu olaylar <strong>teenni</strong> ile analiz edilmelidir. Heyecana kapılıp reaksiyoner tavırlar ortaya koymamalıyız. Tenha bir yerde İslam’ın ve enbiyanın getirmiş olduğu <strong>ilkeleri</strong> -âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünyamızdaki gerçekler) çerçevesinde- <strong>keşfetme</strong> çabası içindeki bir şahıs, bütün dünya gibi bizim de tekrar edip durduğumuz üzücü olaylarla meşgul olmaktan çok daha önemli bir misyon üstlenmiş demektir. (s.64).</p>
<p>Değişimi bizzat kendimizde başlatmalıyız. Evet, <strong>değişim</strong> öncelikle bende ve sende başlamalıdır. Çünkü sünnetullah böyledir, Allah’ın beşer topluluklarına koyduğu yasa budur. Keşfetmekte ve yasasına uygun davranmakta zorlandığımız mesele işte budur.</p>
<p>Sorun bizdedir. İsrailliler, <strong>hilafet kurumu yıkıldıktan</strong> ve İslam dünyası çözüldükten sonra Filistin’de güçlenebildiler. Bugün de Mescid-i Aksa’yı ele geçirmeye yeltenebiliyorlar, çünkü Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul! İsrail’i Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini çiğnemeye cesaretlendiren şey bizim <u>cahilliğimiz, geri kalmışlığımız ve yaşadığımız kaos</u>tur! (s.65).</p>
<p><strong>Nefret ve kibir dolu ruh yapısı</strong> hem bizim hem Amerika’nın hem de İsrail’in ortak problemidir. Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı <strong>nefret ve korku</strong>dur. Çünkü insanlık olarak hâlâ müstekbirler ya da müstazaflar toplumu olmaktan çıkamadık! Oysa başka bir toplum modeli daha var: Nebiler toplumu, <strong>rahmet toplumu</strong>, ezen güçlüler ya da ezilen zayıflar değil <strong>eşitler toplumu</strong>… Ezilenler toplumu olmaktan çıkıp olayları net bir şekilde anlamaya başladığımızda <strong>baskısız toplumu baskı olmadan oluşturabilme</strong> imkânı elde edeceğiz. (s.66).</p>
<p>Bütünüyle bozuk bu durum karşısında savaşı değil ilmi bir mücadele yöntemi olarak benimsemeliyiz. Önemli olan savaşçıları ülkemizden kovmamız değildir. Nitekim yakın zamanda o işgalcileri Cezayir’den defettik. BM’i Somali’den kovduk, keza Beyrut’tan uzaklaştırdık. Azgın tağutlarla çok kez savaştık, bazılarını da bertaraf ettik. Ama ne yazık ki bu ülkelerimizin toplumları toplumsal düzen kurma ilim ve sanatından yoksun olduğu için şımarık müstekbirlerin olmadığı <strong>adil bir toplumsal sistem</strong> oluşturamadılar.</p>
<p>Esasında temel sorun, bütün dünyanın, tüm toplumların tek bir toplum modelini benimsemiş olmasıdır: Müstekbirlerden/ ezenlerden ve mustazaflardan/ ezilenlerden oluşan toplum modeli! Çünkü bu toplumsal modelde şımarık müstekbirler sürekli bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşamakta, mustazaflar ise müstekbir olacakları günün hayalini kurmaktadır! (s.70).</p>
<p>Konuşmalarımda zaman zaman enbiyanın mesajlarının henüz yeryüzüne inmediğini, bugüne dek gökte asılı kaldığını vurguluyorum. Çünkü nebilerin mesajı <strong>hayırlarda yarışma ve başkalarına hizmet etme</strong> hususuna odaklanır. Oysa onca enbiyanın tâbileri bu mesajı ‘eziyet etmede yarışma ve başkalarını dışlama’ şekline dönüştürmüştür! (s.73).</p>
<p>Nebilerin çağrısı, hükümleri değiştirmeye ve yeni yaptırım türleri uygulamaya değil, toplumu ıslah edip <strong>adaleti sağlam bir şekilde yerleştirme</strong>yedir. Bu siyasal reform, tevhit unsurlarının bir boyutudur. Zira <strong>tevhit</strong>; insanlığın müstekbir kodamanlara itaat etmekten kurtulup sadece Allah’a ve yasalarına boyun eğmesidir. Tevhit gayba ilişkin metafizik bir mesele değildir. Aksine <strong>tevhit;</strong> <strong>sosyal ve siyasal bir meseledir</strong>.” (s.103).</p>
<p><strong>İbadetlerin Kural Oluşturma Rolünü Fark Etmek</strong></p>
<p>“Hacca gitme, bayram ve cuma namazları vd. tüm ibadet ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturma</strong>da büyük önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlam</strong>dan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir. (s.100).</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<em>Birr</em>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen en iyi bildiğiniz dilde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu tebrik sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Hayır dolu nice yıllara…” (s.101).</p>
<p>88 yıllık hayatının 70 yılı boyunca ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in fikirlerinden daha çok istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD</strong>”, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 128 s.</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cevdet-said-amp-muttaki-mutefekkir/502829.html, 05.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARİHÎ ÖĞÜTLERDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 09:41:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:3]]></category>
		<category><![CDATA[31:12-19]]></category>
		<category><![CDATA[âdabu’l-vuzeâ]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:152]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:40]]></category>
		<category><![CDATA[Birr]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[İbnu’l-Cevzî]]></category>
		<category><![CDATA[iki güzel elbise]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıma Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman Hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed 47:7]]></category>
		<category><![CDATA[nasihatnâme]]></category>
		<category><![CDATA[nasîhatu’l-mulûk]]></category>
		<category><![CDATA[Oğluma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[pendnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Reyhan Keleş]]></category>
		<category><![CDATA[samimi bir niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Edebali]]></category>
		<category><![CDATA[siyâsetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı’nda Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:57]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:90]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=546</guid>

					<description><![CDATA[“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş hiçbir kibirliyi sevmez.” (Lokman, 31:18). “Hiçbir ana baba çocuğuna İslam edebinden daha değerli bir hediye veremez.” (Tirmizî, Birr, 33). Binlerce yıl boyunca insanlığa yapılmış hayati öğütler insanoğlunun mutlu ve huzurlu bir ailevi ve toplumsal hayat düzeni oluşturabilmesindeki önemini korumaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş hiçbir kibirliyi sevmez.” (Lokman, 31:18).</p>
<p>“Hiçbir ana baba çocuğuna İslam edebinden daha değerli bir hediye veremez.” (Tirmizî, Birr, 33).</p>
<p>Binlerce yıl boyunca insanlığa yapılmış hayati öğütler insanoğlunun mutlu ve huzurlu bir ailevi ve toplumsal hayat düzeni oluşturabilmesindeki önemini korumaya devam etmektedir. Gönderdiği vahiyler ve elçiler yoluyla âdemoğluna en kıymetli ve en kalıcı öğütleri vermiş olan Allah Teâlâ’nın son vahyi Kur’an-ı Kerim, kıyamete kadar en büyük ve en güzel öğüt (Yunus 10:57) olma vasfıyla insanlık yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.</p>
<p>Binlerce yıllık insanlık yürüyüşümüz esnasında enbiyanın, ulemanın ve mütefekkirlerin yanında hayat tecrübesinden süzdüğü kıymetli öğütlerini sözlü ve yazılı olarak dile getiren çok sayıda insan olmuş, bu öğütlerin bazıları tarihî ve küresel olma vasfı da kazanabilmiştir. Doğrudan yöneticileri muhatap alan “siyâsetnâme”, “nasîhatu’l-mulûk”, “âdabu’l-vuzeâ” gibi türleri yanında bireylere yönelik “nasihatnâme”, “pendnâme”, “vasiyetnâme” gibi öğüt kitapları da yazılagelmiştir. Bu nasihatnameler arasında “Ey Oğul”, “Oğluma Mektup”, “Kızıma Nasihat”, “Kızıma Mektup” gibi öncelikle gençleri muhatap alan eserler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Lokman Hekim’in muhalled öğütlerine kulak vermek</strong></p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarına vermiş olduğu öğütler arasında en meşhur olanı, Lokman Hekim’in oğluna vermiş olduğu hayati öğütler olup Rabbimiz bu güzel öğütleri bütün insanlığın dikkatine sunarak ölümsüzleştirmiştir:</p>
<p>“12: DOĞRUSU Biz Lokman’a da (şu) hikmeti bahşetmiştik: “Allah’a şükret! Çünkü (O’na) şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye bizzat lâyık olandır.</p>
<p>13: Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum! Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.”</p>
<p>14: Nitekim (Allah şöyle buyurur): “Biz insana anne babasına (iyi) davranmasını emrettik. Annesi onu ağır acılara katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi iki yılda gerçekleşti: Şu hâlde (ey insan), Bana ve anne babana şükret; (ama sonunda) dönüş yalnızca Banadır!”</p>
<p>15: Yine (Allah): “Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyde Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, asla onlara itaat etme! Yine de onlara şu (geçici) dünyada iyi davran ve yönünü Bana dönenlerin yolunu izle! En sonunda elbet Bana döneceksiniz ve yapıp ettiğiniz her şeyin (gerçeğini) size bir bir göstereceğim.” (diye buyurur).</p>
<p>16: (Lokman): “Yavrucuğum! (Yapıp ettiğiniz) o şeyler isterse bir hardal tanesi kadar olsun, ister bir kayanın bağrında, ister göklerin derinliklerinde, isterse yerin altında saklı bulunsun; Allah onu bulup ortaya çıkarır: çünkü Allah (ilmiyle) her şeye nüfuz eder, her şeyden haberdardır.</p>
<p>17: “Yavrucuğum! (Allah’a kulluğunu hakkıyla yerine getir) namazını ikame et, her zaman iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan sakındır; başına gelenlere göğüs ger! Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir.</p>
<p>18: “Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş kibirli hiç kimseyi sevmez.</p>
<p>19: (Hayat) yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme! Unutma ki seslerin en itici olanı eşeklerin sesidir.” (Lokman Sûresi, 31:12-19).</p>
<p>Son ayette sesi yükseltmeme öğüdünde zımnen; sesin değil sözünün niteliğinin yükseltilmesi gerektiği bildirilmektedir. Zira, sözün kerameti sesin yüksekliğinden kaynaklansaydı, merkebin anırması sözlerin en etkilisi olurdu. Oysa söz gücünü taşıdığı hakikatten aldığından dolayı “hak söz”ün gücü, çağlar geçse de gücün sözüne mutlaka galip gelmiştir, tıpkı Lokman’ın hikmetli sözleri gibi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ulemanın öğütlerinden ders almak</strong></p>
<p>İmam Gazâlî’nin, kendisine sorular sorup tavsiyelerini isteyen bir öğrencisine cevaben kaleme aldığı öğütler günümüz gençliği için de tazeliğini korumaktadır (<strong>1</strong>):</p>
<p>“Ey oğul! Nasihat vermek kolay, zor olan, onları kabul etmektir. Çünkü nasihati kabul etmek, nefsine uymuş kişilere tatsız gelir. Zaten günahlar onların kalplerine daha sevimli gelmektedir. Nasihatleri kabul etmek, sadece egolarını tatmin ve dünyevi çıkar elde etmekle meşgul olan bu gibi salt/kuru bilgi taliplerine çok zor gelir (s.11).</p>
<p>Senin için, kimin dilinden olursa olsun <strong>doğruların ortaya çıkması</strong> önemli olmalıdır. Tartışmanın kalabalıklar önünde değil, tenha yerlerde yapılmasını tercih etmelisin (s.79). İnsanlara öğüt ve vaaz vermekten sakınmalısın. Fakat bildiklerini önce sen kendin uygularsan, ancak o zaman bu bildiklerini etrafındakilerle paylaşabilirsin (s.85). Yöneticilerle içli dışlı olmamalı, mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmalısın. Onlarla beraber olmaya mecbur kalırsan onları asla <strong>övme</strong>melisin. Helal olduğuna inansan da yöneticilerden herhangi bir hediye ve bağış kabul etmemelisin. Çünkü onlardan bir beklenti içinde olmak kişinin dinini zedeler (s.95). Kendin için ne yapılmasını istiyorsan insanlar için de onu yap. İlim tahsil edeceğin zaman, kalbini temizleyecek ve nefsini terbiye edecek ilimleri öğrenmeye çalış (s.99). Allah’ım, kusurlarımızı ıslah ederek bize lütfet, takvayı bize azık et ve dinimiz için gayret etmeyi nasip et. Biz ancak Sana dayanır ve ancak Sana güveniriz.” (s.105).</p>
<p>Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gazi’ye nasihati bütün yöneticiler için hayati önemdedir:</p>
<p>“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın. Ve ey oğul bu yüzden unutma: Ülke, idare edenin oğulları ile bölüştüğü ortak malları değildir!” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Şeyh Şahabeddin oğluna şu mühim nasihatte bulunur:</p>
<p>“Ey oğul, ilm-i şerifden bir adım miktar taşra çıkma ve gice ve gündüz ilm-i zâhiri öğren ve ilimden feragat idüb câhil sofulardan olma. Mağrur olup ilimden feragat edüp sofu olma. Aslandan, yalandan nice muhkem kaçarsın, câhil sofulardan öyle muhkem kaç. Onlarla hiç musahabet ve âşinâlık eyleme. Zirâ câhil sofular din hırsızlarıdır!” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımızı, geçen hafta “Oğluma Mektup” isimli kitapçığının ilk altmış sayfasını özetle iktibas ettiğimiz İmam Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’nin ilim ve takva konusundaki öğütleriyle tamamlayalım (<strong>4</strong>):</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Doğru bilgiye talip olmak ve sorumluluk bilincini kuşanmak</strong></p>
<p>“İmkân buldukça ilimlerle meşgul ol… Uykudan uyandığında, bil ki, nefis hazzını almıştır. Hemen abdeste kalk ve gecenin karanlığında, gücünün yettiği kadar namaz kıl. Uygun olan, seni zorlamayacak şekilde iki rekât kılmandır. İki rekât daha kıldıktan sonra, Kur’an’dan iki cüz oku. Daha sonra derslerine dön. Kuşkusuz <u>ilim, her nafileden daha faziletlidir</u>.</p>
<p>Kötü arkadaşlardan sakın. Kitaplar senin arkadaşların olsun. Önceden aldığın bir ilmi sağlamlaştırmadan başka bir ilimle meşgul olma. İlimde ve amelde <strong>olgunluğa ulaşanlar</strong>ın hayatlarına bak. Senden daha alt mertebelerde olanların senden eksik olmalarına aldanma (s.61).</p>
<p>Bil ki ilim, sefaleti ortadan kaldırır; öyle ki, âlimlerin çoğunun ne zikredilecek bir nesebi ne de beğenilecek bir eşkâli vardı. (s.65).</p>
<p>Ey oğul, <strong>onurunu</strong>, dünya arzusunun etkisinden korumaya çalış. Dünya ehli karşısında kendini hor görme. Kanaat et ki, izzetli olasın. Nitekim, “Kim ekmeğe ve bakliyata kanaat ederse, hiç kimse onu köle edemez.” demişler. Bir bedevi Basra’ya gelip; “Bu köyün efendisi kimdir?” diye sormuş. Bunun üzerine halk, “Hasan el-Basri.” diye cevap vermiş. Bedevi, “Onları yönetmesinin sebebi nedir?” deyince, onlar; “Çünkü o, insanların dünyasından vazgeçti. İnsanlar da onun ilmine muhtaç kaldılar.” diye cevap vermişler (s.67).</p>
<p>Ey oğul, bil ki babanın varlıklı bir babası vardı, geriye hiçbir malı kalmadı. Baban başkalarının yaptığı gibi dünya arzusu zilletine düşmedi. Diğer vaizlerin yaptığı gibi, ülke ülke dolaşmak için yola koyulmadı. Memleketlerin önde gelen zevatı, onun kendilerine bir dilekçe yazıp bununla kendilerinden sadaka istediğini görmediler. Böylece işleri yolunda gitti. Zira; “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır.” (Talak 65:2-3). (s.69).</p>
<p>Ey oğul, takvayı (sorumluluk bilincini) tam anlamıyla kuşandığın vakit, her hayrı önünde bulursun. Nitekim takvalı kişi, kimseyi aldatmaz. Dinine zarar verecek şeylere maruz kalmaz. Allah, sınırlarını gözeten kişiyi gözetir. Hz. Peygamber (s), İbn Abbas (r)’a; “Allah’ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki, O’nu önünde bulasın.” (Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyâme, 2516) demiştir.</p>
<p>Allah Teâla; “Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.” (Yusuf 12:22) buyurmuştur (s.73). Keza, “Kim kötülüklerden sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf 12:90) buyurmuştur.</p>
<p>Ey oğul, bil ki, en tükenmez azık, haramdan yüz çevirmek, dili boş sözden muhafaza etmek, sınırı gözetmek ve nefsin hevası karşısında Allah’ı tercih etmektir (s.75).</p>
<p>Gayretini “<strong>olgunluk</strong>” seviyesine yükseltmelisin. Nitekim, insanların bir kısmı takva ile bir kısmı ise ilimle meşgul olmuştur. Olgunluğa ulaşan, <u>ilim ile ameli bir araya getirebilen</u> insanlar nadirdir.” (s.81).</p>
<p>Ey oğul, ezber yapmalısın; çünkü ezber sermaye, uygulamak ise kârdır. İki durumda dürüst davran; Allah’a sığınmada ve O’nun sınırlarını korumada. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur (s.83):</p>
<p>“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.” (Muhammed 47:7), “Öyleyse yalnız beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara 2:152). “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim.” (Bakara 2:40).</p>
<p>Hayata geçirilmeyen, sadece görüntüde kalan ilimle meşgul olmaktan sakın; çünkü yöneticilerle birlikte oturan ve dikkatini dünya ehline veren kişiler, ilmi amele tercih ettiler. Böylece bereket ve istifadeden men edildiler.</p>
<p>İlme dayalı olmayan ibadetle meşgul olmaktan sakın; çünkü tasavvuf ehlinden birçok kişi, ilim olmadan amel ettikleri için hidayet yolundan sapmıştır.” (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Takva elbisesi giymek ve samimiyeti şiar edinmek </strong></p>
<p>“Nefsini, seni dünya ehline gösterişli, takva ehline ise düşkün olarak tanıtmayacak <strong>iki güzel elbise</strong> ile ört. Her söz, bakış ve adımda nefsini sorguya çek; çünkü sen bundan sorumlusun. İlimden istifade ettiğin oranda, dinleyiciler de senden istifade eder. Vaiz ilmiyle amel etmediğinde, suyun taştan akıp gitmesi gibi, verdiği nasihatler de kalplerden kayar gider. Ancak <strong>samimi bir niyet ile </strong>vaaz ver, samimi bir niyet ile yürü ve yine samimi bir niyet ile bir lokmayı ye. Selefin ahlakı üzerinde düşündüğün zaman zorlandığın meselenin açığa kavuştuğunu görürsün. (s.85).</p>
<p>İnsanlara karşı hoşgörülü ol, aynı zamanda onlardan şiddetle uzak dur. Nitekim inziva, kötü arkadaşlardan kurtaran ve ağırbaşlılığı kalıcı kılan bir etkendir. Hakkında hüsnü zan yapılması ve nasihatlerinden istifade edilmesi için, özellikle vaizin halk içinde bayağı görülmemesi, çarşıda gezinmemesi ve gürültü yapmaması gerekir.</p>
<p>Şayet insanların içine karışmak zorunda kalırsan, temkinli bir şekilde onların içinde ol. Nitekim, onların ahlakını keşfetmiş olsan dahi, müsamahaları hususunda bir tahminde bulunamazsın (s.89).</p>
<p>Ey oğul, bundan sonra iş senin elinde. Senden umduğum ve senin için dua ettiğim bu hususta beni hayal kırıklığına uğratmamaya gayret et. Seni her şeyden münezzeh olan yüce Allah’a emanet ediyor, ilim ve amelde başarılı kılması için O’na niyaz ediyorum.” (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>İmam Gazalî; <strong><em>Eyyuhe’l</em><em>-Weled</em>: Ey Oğul</strong>, Çeviri: İbrahim Barca, Beyan Yayınları, İstanbul, 2016, 108 s.</li>
<li>Reyhan Keleş; <strong>Türk Edebiyatı’nda Nasihat</strong>, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), Sayı: 44, Erzurum 2010, s.183-209.</li>
<li>Aziz Kılınç; “<strong>Vasiyet-nâmelerde Dikkat Çekilen Bir Konu: İlim</strong>”, I. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu, Isparta 23-26 Ekim 2007, s.1-10.</li>
<li>İbnu’l-Cevzî; <strong><em>Risâle</em><em> ilâ Weledî</em>: Oğluma</strong><strong> Mektup</strong>, Çeviri: Gamze Özden, Beyan Yayınları, İstanbul, 2017, 96 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
