<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Napolyon Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/napolyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/napolyon/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Feb 2018 08:23:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İMAM ŞAMİL’İ VE  “İMAMAT DEVLETİ”Nİ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 09:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Avar kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Benim Dağıstanım]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Gunip]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hamzat Bek]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kumuk kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke-i Mükerreme]]></category>
		<category><![CDATA[Müridizm]]></category>
		<category><![CDATA[Müritlik hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Baryatinsky]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Hamzatov]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarı II. Aleksandır]]></category>
		<category><![CDATA[Ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Vorontsov]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=622</guid>

					<description><![CDATA[İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini Kuzey Kafkasya’da Müritlik hareketinde görmekteyiz. Bu hareketin, Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar sömürgecilere karşı yürütülen mücadeleler ile son dönemde Bosna’dan Çeçenistan’a kadar işgale direnen birçok bölgede müspet tesiri olduğu görülmektedir.</p>
<p>Napolyon’u yenmiş bir Rus generali olan Vorontsov’u mağlup eden İmam Şamil’in kurduğu ve güçlü bir idarî ve askerî teşkilata sahip “İmamat Devleti”ne geçmeden önce, Şamil’in yetişme tarzı ve kişiliği hakkında bazı hususları hatırlatmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Çelikten Bir İradeye Sahip Olabilmek</strong></p>
<p>26 Haziran 1797’de Dağıstan’ın Gimri köyünde doğan İmam Şamil Avar kökenlidir. Ancak kendisinin Kumuk kökenli olduğunu savunan araştırmacılar da bulunmaktadır. Çocukluğundan itibaren at binme, kılıç kuşanma, farklı spor dallarında yeteneklerini geliştirme yanında; dinî eğitim alanında da tebarüz eden İmam Şamil, Kafkasya’yı işgal etmek isteyen Rusya İmparatorluğu’na karşı Dağıstan’da başlayan bağımsızlık savaşını önce Çeçenistan’a, daha sonra tüm Çerkesya’ya yaymaya muvaffak olabilmiştir.</p>
<p>İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat Bek’e danışmanlık yaptığı yılları da kattığımızda <strong>kesintisiz 35 yıl</strong> süren efsanevi direnişinden sonra, 6 Eylül 1859’da Gunip’de Prens Baryatinsky komutasındaki 70 bin kişilik Rus ordusu tarafından kuşatılan İmam Şamil, yanında sağ kalan mücahitlerin, çocuk ve kadınların selameti için sulha razı olmasını rica etmesi üzerine, Rus yetkilileriyle <u>silah bırakma anlaşması</u> imzalamıştır. Kendisine serbestçe ülkeyi terk etme sözü verilmesine rağmen birkaç kilometre sonra maiyetiyle esir edilerek yıllarca Petersburg’da ev hapsinde tutulmuştur.</p>
<p>Rus Çarı II. Aleksandır, İmam Şamil’i sarayının kapısında saygı ve nezaketle karşılamış, kılıcını almayarak kendisine olan hayranlığını dile getirmiştir. Şeyh Şamil, bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilmiştir.</p>
<p>Esarette on yıla yakın bir süre geçiren İmam Şamil’in hacca gitmesine izin verilmiştir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefî’ alıkonarak İmam Şamil’in hac farizasını ifa ettikten sonra Rusya’ya dönmesi şart koşulmuştur. İmam Şamil, 1870 yılında Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğramıştır. İstanbul’da olduğu gibi Mekke-i Mükerreme’de de halkın yoğun teveccühüyle karşılaşan İmam Şamil, o yıl hacca gelen hüccâcın kendisini görme arzusuyla yol açtığı izdiham sebebiyle Kâbe’nin damına çıkartılarak hacıları selamlaması sağlanmıştır. <strong>4 Şubat 1871</strong>’de Medine-i Münevvere’de ruhunu Rabbine teslim eden İmam Şamil’in naaşı Cennetu’l-Bakî’ mezarlığına defnedilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Sağlam Bir Şahsiyet Yapısına Kavuşabilmek </strong></p>
<p>İmam Şamil; davasına sadık, özü sözü bir, son derece ciddi ve ilkeli bir insan olarak yaşamıştır. Bu özelliğini vurgulamak maksadıyla dilden dile aktarılan bir hikâyenin günümüze kadar canlılığını koruması, yaşadığı dönemde ve sonraki dönemlerde onun toplum nazarında hüsnü kabul gören sağlam şahsiyet yapısını ifade etmesi açısından sosyolojik bir öneme sahiptir:</p>
<p>Savaşın uzaması sebebiyle halktan bazıları “artık teslim olalım, anlaşma yapalım” diye hayıflanmaya başlamıştı, bunun üzerine divan, teslim olmaktan bahsedene kırbaç cezası verme kararı almıştı. Bu karardan çekinen insanlar çareyi Şamil’in annesine müracaat etmekte bulmuştu. Annesi İmam’a teslim olma teklifini iletince Şamil alınan karardan taviz vermemiş, kırbaç cezasını annesi adına kendi çıplak sırtına tatbik ettirmişti.</p>
<p>İmam Şamil hayatı boyunca ilmin ve imanın izzetini asla yere düşürmemiş, ömrünün hiçbir anında ümitsizliğe kapılmamış <strong>örnek ve önder bir şahsiyet</strong>tir.</p>
<p>İmam Şamil’in mücadele stratejisi konusunda kayınpederi ve seyr-i süluktaki şehyi Seyyid Cemalettin Kumukî’den ziyade, kendisinden din ilimlerini tahsil ettiği hocası Lezgi Muhammed Yerâğî ile daha iyi anlaştığı bilinmektedir.  Şamil’in onca mücadeleden sonra Rus ordusuna teslim olmasını eleştirenler her zaman olmuştur. Sovyet Rejimi döneminde İmam’ı karalamayı amaçlayan çok sayıda yayın yapılmıştır. Mesela, komünist dönemde Şamil için yazdığı hakaretname niteliğindeki şiiri dolayısıyla çektiği vicdan azabına dayanamayan ünlü şair Resul Hamzatov, 1967 yılında kaleme aldığı “Benim Dağıstan’ım” adlı eserinden özetle iktibas ettiğimiz aşağıdaki şiiriyle İmam Şamil’in aziz ruhundan şöyle özür dilemiştir:</p>
<p>“Ve ne yazık, ben de katıldım bu kara çalıcılar korosuna,</p>
<p>Düşünülmeden bestelenivermiş kötü bir şarkıyla.</p>
<p>Çeyrek yüzyıl boyunca atalarımız</p>
<p>Elde kılıç yere serdiler düşmanı</p>
<p>Oysa ben şaşırıp çocukça bir şiirde</p>
<p>Düşmanın adamı diye gösterdim kahramanı!</p>
<p>Geceleri her yerde onun ayak sesleri</p>
<p>Işığı söndürdüm mü pencerede görünen o,</p>
<p>“Çok savaşlar yaşadım” diyor, “çok kanım aktı</p>
<p>Tam ondokuz kez yaralandım,</p>
<p>Yirminci yarayı sen açtın bana,</p>
<p>Sen açtın ağzı süt kokan çocuk!”</p>
<p>“Hançer yaraları aldım, kurşun yaraları aldım,</p>
<p>Ama senin açtığın yara çok daha büyük bir acı verdi,</p>
<p>İlk kez bir Dağlı’dan yara aldım,</p>
<p>Bundan daha büyük aşağılanma yoktur bir Dağlı için.”</p>
<p>“Gazâlarımı bugün belki hafife alıyorsun,</p>
<p>Ama bu dağlar, bu gazâlarla savunuldu…”</p>
<p>Ne cevap vereyim ona ve sana ey halkım?</p>
<p>Suçum bağışlanacak gibi değil ki…</p>
<p>Bu düşüncesiz davranışımdan dolayı</p>
<p>Her gece utanç içinde kıvrandım durdum,</p>
<p>İmam’dan beni bağışlamasını diliyorum.</p>
<p>Ve ey halkım, siz bağışlayın suçumu.</p>
<p>Doğduğum toprak! Bir ananın oğlunu</p>
<p>Bağışlaması gibi bağışla bu ozanı.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmamat Devleti: Çatışmaları Bitirip Birliği Sağlayabilmek  </strong></p>
<p>Kafkas Vakfı, 3 Şubat 2018 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde “İmam Şamil: Bir Devlet İdeali” başlıklı bir panel gerçekleştirdi (<strong>2</strong>). Bulgaristan Sofya St. Kliment Ohridski Üniversitesi’nde; “Rusya’nın Kafkasya’yı Sömürgeleştirmesi (1785-1864)” başlıklı doktora tezini tamamlamış olan Dr. Tsvetelina Tsvetkova, panelde “<u>İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye</u>” başlıklı İngilizce bir sunum yaptı. İmamat Devleti’ni yakından tanımamızı sağlayan tebliğin şu vurgularını dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<ol>
<li>18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılın başında Kafkasya’da toplumsal değişimler yaşandı. Ataerkil yapıdan feodal yapıya geçildi. Bu da yeni elitlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu değişim yeni kabileler arasında toprak ve tahıl odaklı çatışmaları beraberinde getirdi. Bu iç çatışmalar birleşmeye engel oluyordu. Zira yeni elitler diğer kabilelere karşı güç gösterilerine girişiyorlardı.</li>
<li>Bu iç çatışmalar yaşayan Kafkas halkları diğer taraftan da Rusları karşılarında bulmuştu. Bu yüzden Rusların Kafkasya boyunca oluşturduğu zincir halindeki kalelere baskınlar yaparak gerilla saldırılarıyla vatanlarını savunuyorlardı. Hattı geçebilmek için Rus makamlarından izin almak zorunda kalan Kafkasyalılar bu durumdan çok huzursuz oluyordu. Zaten Ruslar tuz, tahıl vb. ürünlerin ticaretini de sınırlandırmıştı.</li>
<li>Ruslar, Çeçenistan başta olmak üzere Kafkas halklarına baskılar uygulayarak onları verimli topraklardan <u>dağ bölgelerine göç etmeye zorluyordu</u>. İşgal güçlerinin bu stratejisi, Kuzey Kafkasya’daki yerleşim durumunu yeniden düzenlemeyi amaçlıyordu.</li>
<li>İşgal sadece Ruslarla Çeçenler arasında değil, Çeçenlerin de kendi içlerinde savaşmalarına yol açmıştır. Zira Ruslar yerel yöneticileri <u>unvan, para ve rüşvetle</u> yanlarına çekerek işgal sürecini kolaylaştırmak amaçlıyordu.</li>
<li><strong>Müridizm</strong> Kafkasya’da toplumsal bütünleştirmeyi sağlayan önemli bir etken olmuştur… <strong>İmam Gazi Muhammed</strong> 1829’da Ruslara karşı gazavat ilan etmiş, bir taraftan da devlet kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. İmamat devleti İmam Şamil zamanında olgunlaşmıştır, ama temeli Gazi Muhammed zamanında atılmıştır. Zira İmam Gazi Muhammed, siyasal ve sosyal konuları müzakere edip karara bağladıkları bir de <strong>meclis</strong> oluşturmuştur.</li>
<li><strong>İmam Hamzat Bek</strong> askerî teşkilatı ve merkez karargâhı kurmuş ve İmamet makamının gücünü artırmıştır. 1834’te Avaryan köyünü zapt etmiş ve kendisini han olarak ilan etmiştir. En büyük hatası oradaki hanla giriştiği kanlı çatışma olmuştu. Zira bu toplumun tepkisini çeken bu çatışma yüzden bir ay sonra bir darbeye maruz kalan Hamzat Bek bu darbe esnasında hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>İmam Şamil</strong>, Gazi Muhammed’in sağ kolu idi. Dinî yönü ona meşruiyet kazandırmıştı. İnsanlarla görüşürken ayetler okuyordu. Böylece insanlar onun Allah tarafından gönderilmiş bir kurtarıcı olduğuna inanmaya başlamıştı.</li>
<li>1836’da Çeçenistan ve Dağıstan’da İmam Şamil bölge liderlerini toplayarak siyasi gücünü pekiştirdi. Diğer imam adaylarıyla güç birliği yaparak Ruslara karşı <strong>birlikte savaşma kararı</strong> aldılar. 1837’de İmam Şamil’in gücü Ruslar tarafından da tanınmıştır.</li>
<li>1840 yılından itibaren İmam Şamil Ruslara karşı Çeçenistan’da kontrolü bütünüyle sağlamıştı. İmamat Devleti’nin kurulmasında, özellikle dinî, siyasi ve sosyal kurumların tesisinde ve Divan’ın oluşturulmasında büyük bir başarı kaydetmiştir.</li>
<li>Toplumun nabzını tutmayı başaran İmam Şamil, halkı <strong>sömürüldükleri</strong>ne ikna ederek onları <strong>direniş yolunda motive</strong> edebilmiştir. Siyasi açıdan Rusya ile mücadele stratejisi geliştirebilmiş, Osmanlı Devleti ve İngiltere gibi büyük devletler nezdinde lobi faaliyetleri yürütmüş ve destek istemiştir.</li>
<li>Müridizmin üçüncü boyutu askerî alanda gerçekleşmiştir. Yönetimde askerî bir anlayış hâkim idi. Naip-mürid ilişkisi de İmam Şamil’in geliştirdiği bir sistem idi. Naipten imamın/mürşidin koyduğu kuralları gerçekleştirmesi bekleniyordu.</li>
<li>Böylece 1840’lı yıllarda 230 bin ailenin yaşadığı genişlikte büyük bir devlet ortaya çıkmıştı. Bu devlet 60 bin tam teçhizatlı askeri olan bir orduya sahipti.</li>
<li>1847’de “Nizam” sistemini tesis eden İmam Şamil, İmamat Devleti’nde bir dizi yeni düzenlemeler yaparak <strong>devletin anayasası</strong>nı oluşturdu.</li>
<li>İmamat Devleti’nin oluşum sürecinde birleşmeyi mümkün kılan unsurlar yanında buna engel olan hususlar da mevcut idi. Tüm engellere rağmen <u>iç çatışmalar</u> minimize edildi, <strong>ortak ideal ve hedefler</strong> Sadece yönetici elitlerle değil işgalci Ruslarla da savaşma stratejisi benimsenmişti. Bu strateji, etnik ve dinî ayrılıkları bir tarafa bırakarak birleşmeyi ve <strong>işgale birlikte direnme</strong>yi sağladı. Böylece Kuzey Kafkasya halkları aynı devlet çatısı altında yönetilmeye başlamış oldu.</li>
<li>Birleşmeye engel olan nedenlerden birisi, bazı naiplerin yetki sınırlarını aşması, güçlerini kötüye kullanmaları, zaman zaman yolsuzluğa ve cinayete bulaşmaları olmuştur. Tabii ki, Rusya’nın tam teçhizatlı 200 bin kişilik ordusu İmamat Devleti’nin önündeki <strong>en büyük engel</strong> Öbür taraftan Rusya’nın muazzam ekonomik gücü yerel yöneticilerin saf değiştirmesini kolaylaştırıyordu.</li>
<li>Bütün bu engellere rağmen İmam Şamil, akılcı ve güçlü şahsiyetiyle kavimler üstü ortak bir <strong>millet bilinci</strong> oluşturabilmiştir. Böylece ortak düşmana karşı birlikte uzun soluklu bir mücadele yürütülebilmiştir. Müritlik hareketi ve İmamat Devleti Kuzey Kafkasya’da büyük bir tecrübe birikimine yol açmıştır.” (<strong>2</strong>).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Resul Hamzatov; <strong>Benim Dağıstanım</strong>. Çev. Mazlum Beyhan, Düşün Yayınları, İstanbul 1984.</li>
<li><a href="https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/">https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/</a>, 03.02.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTEFEKKİR ULEMÂDAN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2015 10:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[68:4]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın takdiri]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[el-Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hanato]]></category>
		<category><![CDATA[hatadan dönmek]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[kadercilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mecusi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[özeleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Senusi]]></category>
		<category><![CDATA[Senusilik]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=206</guid>

					<description><![CDATA[“We inneke le’alâ huluqin ‘azîm; Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).  Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın. Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>We inneke le’alâ huluqin ‘azîm</em>;<br />
Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4).</p></blockquote>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sayfasından okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Geçen haftaki yazımızda çeşitli sebeplerden dolayı saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek açısından önemli bir imkân olduğuna vurgu yapmış, örnek olarak eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna hocanın yetmiş yıllık ilim yolculuğunu özetlemiştik.</p>
<p>Bu haftaki yazımızda muhterem Fikri Tuna’nın temel problemlerimize ilişkin tespit ve önerilerinden bir kaç örnek sunmak istiyorum. 1 Haziran 2014 tarihinde Erenköy’deki evinde gerçekleştirdiğimiz sohbette tuttuğum notlar çerçevesinde, üstadın İslam dünyasında ahlâk ve özeleştiriye duyulan ihtiyaca ilişkin fikirlerini kendi ifadeleriyle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahlâkı İslam’ın Temeli Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Allah Rasulü daha peygamber olmadan herkes ona itimat eder ve güvenirdi. Herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı.</p></blockquote>
<p>“İslam’da ahlâk meselesi İslami konuların hemen hepsini kapsamaktadır. Çünki, İslami prensiplerin tamamında ahlâki davranış esastır. İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda  ahlâki davranış esastır. Bu zaviyeden bakıldığında, Kur’an’ın mütemadiyen “iman”ın hemen akabinde “amel-i sâlih” mefhumunu getirmesi çok anlamlıdır.</p>
<p>“Amel-i sâlih” genel bir kavram olup güzel iş yapmak anlamına gelir. Ahlâk ise, aynı şekilde güzel iş yapmak demektir. Ahlâki davranmak; doğru olanı yapmak ve eğri olanı terk etmek, fasit ve kötü olanı red etmektir. Onun içindir ki sahabe radıyallahu anhum, ahlâk meselesinde çok hassas davranmışlar, mümkün olduğu kadar, tüm davranışlarında Hz. Peygamber’i ‘üsve’, yani örnek kabul etmişlerdir. Nitekim Kur’an, Peygamber’in eşsiz bir örnek olduğunu sadece müslümanlara değil, bütün insanlığa haykırmıştır.</p>
<p>Sahabiler Hz. Peygamber’in ahlâkını Kur’an olarak görürdü. Zira Hz. Peygamber Kur’an’ı her alanda yaşamış; toplumda, ailede, çocuklarla, yaşlılarla, barışta, düşmanla karşılaştığında&#8230; her zaman Kur’an’ın ışığı ve öğretisiyle hareket etmiştir. Onu izleyen, onu üsve-i hasene kabul eden sahabiler de Kur’an’ı bu şekilde yaşama gayreti içinde olmuşlardır. İşte, İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır. En yüksek makamdaki insan Hz. Peygamber’dir. Allah Teala Peygamberimiz için “Şüphesiz sen en yüksek ahlâk üzeresin.” (Kalem 68:4) buyurmuştur. Demek ki, her Müslümanın bu noktaya ulaşmak için çalışması gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘el-Emîn’ Olabilmek </strong></p>
<p>Hz. Peygamber, daha nübüvvet müessesesiyle müşerref olmadan, Kureyş halkı arasında “el-emîn; güvenilir insan” olarak tanınmıştır. Herkes ona itimat eder, herkes ona güvenir, herkes onun doğrucu bir insan olduğunu kabullenir, herkes onun için ‘el-emîn’ lakabını kullanırdı. Allah Rasulü işte böyle bir insandı. Tam manasıyla mükemmel bir modeldi. Onun için sahabilerden bazıları Hz. Âişe validemize Rasulullah’ın ahlâkını sorduklarında, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Rasulullah’ın ahlâkı Kur’an ahlâkıdır.”, yani Kur’an’ın beyan ettiği, güzel yol olarak gösterdiği yoldur onun yolu, diye cevap vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslamiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda ahlâki davranış esastır.</p></blockquote>
<p>Dolayısıyla, bir müslüman ne kadar fazla Kur’an’a yaklaşırsa, ne kadar fazla Kur’an’ın muhtevasını anlarsa, ne kadar titizlikle Kur’an’ı yaşarsa ve yaşatırsa, Hz. Peygamber’e mütâbaatta, Allah Teala’nın emirlerini yerine getirmekte ve O’na kullukta ne kadar samimi olduğunu o kadar ispatlamış olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’a Hayatı İnşa Eden Bir Özne Muamelesi Yapabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur.</p></blockquote>
<p>Ancak, maalesef, bugün İslam dünyasında Kur’an ve Kur’an’a yaklaşım meselesi tamamen değişik bir durum arz etmektedir. Fransa’nın Ortadoğu dış politika müsteşarlığı görevinde bulunmuş Hanoto, Libya’da yaşayan Senusi hareketini işaret ederek “Bu hareket kurutulmadığı ve yok edilmediği müddetçe İslam’ın ve Kur’an’ın karşısındaki mağlubiyetimiz devam edecektir.” demişti. Hanoto’nun bilhassa Senusi hareketi üzerinde durmasının sebebi, Senusilerin Kur’an’ı yaşama biçimleridir. Senusiler hiç bir zaman başka tarikatlara benzememiş, onlar gibi tekkeci, tembel, kaderci ve Kur’an’ı sadece yüzünden bilen ve onu ticaret metaı halinde kullanan bir tarikat olmamıştır. Dolayısıyla, gerek Fransızların, gerekse İngilizlerin Senusi hareketine bakışları şu çerçevede şekillenmiştir: ‘Senusi hareketi yaşadıkça Kur’an yaşıyor demektir. Kur’an yaşadıkça Avrupa hedefine ulaşmamış demektir.’</p>
<p>Peki, Hanoto’ya ve müsteşriklere göre Avrupa nasıl bir Kur’an anlayışı istiyordu? Onların istediği, Kur’an’ı sadece ezberleyen, hükümlerinden hiç bir şey anlamayan, onun manasını bilmeyen, ancak cenaze gibi belirli dini toplantılarda, kabirlerde, ev ve camilerde papağan gibi Kur’an okuyanların çoğalması idi. Zira böyle bir Müslümanlık onların sömürü düzenine zarar ve ziyan getirmeyecekti. Bu Müslümanlık anlayışı onların sömürü düzenine dokunmayacak, onların kötü düzenlerini yıkmayacaktı. Onların sömürü düzenini baş tacı yapıp, zaten anlamadıkları Kur’an’ın hükümlerini rahatlıkla çiğneyip, sadece Fransızların verdiği kadarıyla iktifa ederek yaşamaya devam edeceklerdi. Fransızların Cezayir halkından istediği buydu.</p>
<blockquote><p>İslam âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlâk meselesine verdiği önem doğru anlaşılmalıdır.</p></blockquote>
<p>Onyedi sene boyunca Cezayir’in çeşitli okullarında ve üniversitelerinde ders verirken, Cezayir’i, Fas’ı ve Tunus’u bütün kültürel müesseseleriyle yakından tanıma fırsatını bulduğum için bu üç ülkede din anlayışının sömürgeyle ne kadar içli dışlı olduğunu çok iyi bilmekteyim. Şunu çekinmeden ve tereddüt etmeden söyleyebilirim ki; Türkiye de dâhil olmak üzere İslam dünyasının bir çok yerinde kurulmuş olan ve sayı bakımından hayli kabarık bir yekun teşkil eden bugünkü Kur’an kurslarının durumu, Fransa’nın, İngiltere’nin ve İtalya’nın sömürdüğü Müslüman devletlerinin dinî anlayış ve tatbikatından çok da farklı değildir. Kur’an kurslarını sadece ezbercilikte bırakan, Kur’an’ın manasının anlaşılmasını ve tefsirinin yapılmasını reddeden, onun hükümlerinin tatbike konmasını önemsemeyen bir anlayış ne İslam anlayışıdır, ne de Kur’an anlayışı. Bu sadece ve sadece Hanoto gibi İslam âlemini Kur’an’dan, onun muhteviyat ve ahkâmından uzaklaştırarak, sadece cenazelerde ezbere okunmasını sağlamak isteyen bir sömürge projesinden başka bir şey değildir. Bu şekilde yetişen gençler Kur’an’ı anlamıyor, onu mal mülk edinmek için kullanıyor. Halk hâfızı âlim zannedip ona soru soruyor, o da utanmadan bilmediği halde cevap veriyor!</p>
<p>Hz. Peygamber, “İlim âlimlerin ölümüyle yok oluyor. İnsanlar cahillere soru sormaya başlıyor, onlar da bilmedikleri halde cevap veriyorlar, hem kendilerini, hem de soranları dalalete sevk ediyor.” buyurmuştur. Başımıza gelen olayın özü budur. Sebebi de, sömürge sisteminin devamında ısrarcı olmamızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tevbe: Özeleştiri Yapmak ve Hatadan Dönmek</strong></p>
<p>Kur’an özeleştiri meselesine çok güzel bir şekilde işaret etmiştir. Tevbe, hatadan dönmek demektir. İnsan esasen hatalı yaratılmamıştır. Bilakis ilahi fıtrat üzerine yaratılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber; “Her çocuk fıtrat üzerine doğar, onu ana-babası Yahudi, Hıristiyan, Mecusi yapar&#8230;” buyurmuştur. Çevre ve okul çocuğa yön vermektedir. İnsan doğuştan suçlu değil, hayırhahtır. İslam, Hıristiyanlık gibi insanı doğuştan suçlu kabul etmez, Âdem’in suçuna çocuklarını ortak etmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam hatayı kabul eder. “Her âdemoğlu hata işler. Ama hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurur Peygamberimiz. Tevbe, doğruya dönüş, ana caddeden ayrılanın tekrar caddeye girmesi demektir. Ana cadde altın silsiledir. O caddeden kopan tehlikeye gidiyor demektir. Böylelerinin ayıkarak tevbe etmesi gerekir. Tevbe eden, ayıkan, hatasından dönen adamdır, Âdem gibi. Çeşitli meziyetleri ve sıfatları yanında insan hata da eder, hiddetlenir, iftira eder, iftiraya uğrar&#8230; Ama, hatasını anlayıp Rabbinin rububiyet ve himayesine dönerse, kendisinin hâlıkı Allah’a dönerse Allah onu affedecek ve doğru yola iletecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âdem hatasını itiraf ederek tövbe etmiş, kâmil insan olduğunu ortaya koymuştur. “Beni ateşten yarattın” diyerek üstünlük taslayan İblis gibi kibirli davranmamıştır. Kaldı ki İblis bu kıyasında da hata etmiştir. Zira toprak ateşten daha bereketlidir. Hatasından dönmediği için Allah onu merhametinden kovmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam’ı Tenkit Edebilmek</strong></p>
<p>Bugün Âlem-i İslam’ın neredeyse tenkit edilmeyecek bir tarafı yoktur. Ebu’l-Hasen en-Nedevi özeleştirinin zaruretine işaret etmişti. Keza, <em>Hizbu’l-İstiklâl</em> reisi ‘Allâl el-Fâsî’, “<em>en-Nakdu’z-Zâtî</em>; Özeleştiri” isimli bir eser yazmıştı. Ancak, genel olarak İslam âleminde eleştiri maalesef az, özeleştiri ise çok daha azdır. İslam âlemi eleştiriden korkmaktadır. Çünkü kadercidir. Oysa İslam’da kadercilik yoktur. Zira, her şeyi Allah’a yükleyen, sorumluluktan kaçan, insana taş muamelesi yapan bir anlayıştır cebriye. Bugün bilhassa tarikatlar kanalıyla İslam dünyasında hâkim olan görüş cebriye mezhebidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allah böyle istedi” deyip çıkıyor işin içinden. Cezayir’de ve Fas’ta insanların sıkça “<em>mektûb</em>” dediklerini duyarsınız. Fransa niye geldi, niye ülkenizde bu kadar kaldı diye sorarsanız alacağınız cevap bellidir: “Mektûb; yazılmış”! Niye Almanya Napolyon’a yenildikten sonra “mektûb” deyip oturmamış? Bilakis, bin altıyüz beyliği birleştirip kuvvetli bir devlet kurarak Fransa’nın önüne geçebilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadercilik niye sadece İslam dünyasında var? “İnsan için yaptığı işten başkası yoktur. İnsan ne yaparsa onu bulur. Kim zerre miskal hayır yaparsa onu, zerre miskal şer yaparsa onu bulur&#8230;” mealinde yüzlerce ayet varken Kadercilik Kur’an’a nasıl uygun düşebilir? Allah şirki, ortaklığı asla kabul etmez. İslamiyet tevhid dinidir. İnsana sorumluluk anlayışını veren de Allah’tır. Sorumlu tutmasa neden peygamber göndersin, niye emir ve nehiyler ortaya koysun? Allah bizim hizmetçimiz midir ki her şeyi Allah’a yüklüyoruz? Niye yenildik, niye şerefimiz ayakaltı oldu? Sebep belli: Kadercilik! Oysa Kur’an, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” diyor. Ebu Ubeyde, ‘kaderden mi kaçıyorsun’ dediğinde Hz. Ömer; “Bunu senden başkası söyleseydi kırbaçlatırdım. Allah’ın bu takdirinden başka bir takdirine gidiyorum.” demişti. Doğru bakış açısı budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neden Peygamber aleyhissalatu vesselam gece gündüz çalıştı, yeri geldi savaşlar yaptı? Özeleştiriden kaçarak ve kaderci anlayışa teslim olarak her şeyde bir yabancı suçlu mu arayacağız? Kendimizi ne zaman hesaba çekeceğiz? Niye hatalarımızı kabul etmiyoruz? Niye buna yanaşmıyoruz? Çünkü işimize gelmiyor. Bundan dolayı kaderciliğe sığınıyoruz ve bu anlayışı kurtuluş kabul ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam’da ahlâk ve özeleştiri meselesini ele alırken biraz sert konuşmuş olabilirim, ama İslam âlemi maalesef benim söylediklerimden daha da kötü durumdadır. Allah bizleri doğruya gitmek isteyen Müslümanlardan eylesin&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
