<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Öztürk Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/mustafa-ozturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/mustafa-ozturk/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Oct 2018 21:32:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>HAYATA İMAN İLE ANLAM KAZANDIRMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 17:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ KÖSE]]></category>
		<category><![CDATA[CEHM B. SAVFAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBÜ’L-BEKÂ]]></category>
		<category><![CDATA[EZARİKA]]></category>
		<category><![CDATA[FAHRETTİN YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[GAYLAN ED-DIMEŞKİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNIŞIĞI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÂRİCÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYRETTİN NEBİ GÜDEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİZLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[HÜLYA ALPER]]></category>
		<category><![CDATA[İLHAMİ GÜLER]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN ÇALIŞMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUT AYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MATURİDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT SEFA DEMİRYÜREK]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SİNANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Harman]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÖZSOY]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ŞABAN ALİ DÜZGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKÂVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=768</guid>

					<description><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk iki oturumdaki konuşmalarda not tutma imkânım olmadı. Ancak ev sahibi Kur’an Çalışmaları Vakfı (<strong>1</strong>) yönetimi takdire şayan bir performansla tüm tebliğlerin tam metinlerini kitap olarak bastırıp sempozyuma getirmiş. Ben de önceki iki sempozyumun kitabıyla birlikte bu kitabı da satın alarak tüm tebliğlere göz gezdirme fırsatı elde ettim.</p>
<p>Editörlüğünü Marmara Üniversitesi’nde tefsir hocası Prof.Dr. Murat Sülün’ün yaptığı kitabı esas alarak, konuşmalar esnasında tuttuğum notları da ekleyerek bu önemli çalışmayı siz kıymetli okuyucularla da paylaşmak istedim. Büyük emeklerle ortaya konulan bu gibi ilmî ve fikrî faaliyetleri takdir etmek, iştirak etmek ve notlarımızı paylaşmak, emek sahiplerine karşı asgari vefa borcumuz olduğu gibi iştirak edemeyenler için de kayda değer bir ikramdır.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Albaraka-Türk’ün katkılarıyla düzenlenen sempozyuma İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Ali Köse’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen katıldı (<strong>2</strong>).</p>
<p>Açılış konuşmasında, vakfın Kur’an kavramlarının doğru anlaşılmasına ve insanların zihin dünyasında netleşip kökleşmesine katkı sağlamayı amaçladığını vurgulayan Mütevelli Heyeti Başkanı Fahrettin Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Vakıf faaliyetleri yaparken herhangi bir fikri empoze etmek yerine, Kur’ân ve sahih Sünnet’in genel çerçevesinin dışına taşmayan ve İslâm’ın ana ilkeleri içinde kalan farklı görüşleri ilmî bakış açısıyla insanımıza sunmayı, ilmî niteliği ve kalitesi olan her fikre yer ve değer vermeyi, kişileri ve isimleri değil, anlayış ve düşünceleri öne çıkarmayı, kişi ve grupları hedef göstermemeyi, İslâm toplumlarının birlik ve dirliğini tehdit eden, ayrışmayı, çatışmayı ve ötekileştirmeyi besleyen eylem ve söylemlerden uzak durmayı ilke edinmiştir (s.14).</p>
<p><strong>Kur’an’daki İtikâdî, Amelî ve Ahlâkî Bütün Hükümlere İnanmak</strong></p>
<p><strong><em>İman</em></strong>, güven içinde bulunmayı, kulun Allah’a ve indirdiklerine olan kesin ve sarsılmaz inancını ifade eder. Kur’ân da inandıktan sonra imanlarını kesinlik derecesine ulaştırmış olanları gerçek anlamda inanmış, <em>özü sözü bir</em> sadıklar olarak niteler (el-Hucurât 49/15). İmanın en önemli boyutu onun kesinliği olduğundan, bu kesinlik düzeyine erişmemiş bir inanç henüz iman olarak adlandırılamaz. Yine iman, dogmatik bir kabullenme değil, inançla başlayıp bilgiyle devam eden çabanın “tasdik”le karar aşamasına ulaştırılmasıdır; mutlak hakikat karşısında aklın ve iradenin uyumudur. Bütün bunların da ötesinde kalbin bir eylemidir; hakikatin tam bir güven ve teslimiyetle kabul edilip pratik yaşama aktarılmasıdır (el-Mâide 5/41; el-Hucurât 49/14). Bu yüzden, Kur’ân’da iman, kalbe atfedilen bir eylem olsa da (el-Mücâdile 58/22) iradeye dayalı imanın ilahi rızaya uygun amellerle tamamlanması gerekir (el-Bakara 2/82; el-Enfâl 8/2-4; et-Tevbe 9/111-112).</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim insanlara nelere iman etmeleri gerektiğini açıkça bildirmiş (el-Bakara 2/177, 285; Âl-i ‘İmrân 3/ 179, 193; el-A‘râf 7/158; et-Teğâbun 64/8 vb.), Hazret-i Peygamber’in hadislerinde de benzer açıklamalara yer verilip (Buhârî, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1) imanın esasları, alametleri, amelle münasebetleri ve mü’minlerin vasıfları gibi hususlara açıklık getirilmiştir (Buhârî, “İman”, 1-42; Müslim, “İman”, 1-92). Bu sebeple, iman esasları içtihada dayalı bir mesele olmayıp bizzat Kur’ân ve sahih Sünnet’le sabittirler.</p>
<p>Bir insanın mü’min olması, kelime-i şahadetin muhtevasına inanmakla gerçekleşir. Ancak Kur’ân’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan iman esasları sadece yaygınlık kazanan altı unsurdan ibaret sanılmamalı, ayrıca dinden olduğu kesin biçimde kanıtlanan i‘tikâdî, amelî ve ahlâkî bütün hükümlere inanıp bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmenin de mü’min olmanın şartı (Mustafa Sinanoğlu, “İman”, DİA, XXII, 214) olduğu unutulmamalıdır…” (s.15).</p>
<p><strong>İmana İlişkin Sorulara Doğru Cevaplar Aramak</strong></p>
<p>Kitaba yazdığı önsözde <strong>Murat Sülün</strong> Hoca imanın mahiyetine ve yansımalarına ilişkin şu tespitleri paylaşmıştır:</p>
<p>“Şarkâvî’nin belirttiği gibi, iman hem buyruk ve yasaklara uymak hem de bir inanç olarak bağlanma ve boyun eğme anlamlarını kapsar. Dilci Ebü’l-Bekâ’nın dediği gibi, şer‘î teblîğât sadece haber veriliyorsa iman, bu haberi doğru kabul etmekten ibaret olur; ancak bir şeyin emredilmesi ya da yasaklanması söz konusu ise iman, insanın o emir ve yasağa içdünyasında tam olarak boyun eğmesidir. Verilen nimetle ilgili olduğu zaman, kendini şükr olarak gösteren îmân, mikro ve makro kozmosdaki ilahi deliller söz konusu olduğunda tefekkür ve nazar olarak; hukukî ilişkilerde güvenilirlik, adâlet ve hakkaniyet olarak; din düşmanlarıyla ilişkilerde berâ, buğz ve mücadele olarak; dinin emir ve yasakları söz konusu olduğunda itaat, inkıyâd, ittiba ve teslîmiyet olarak; bu ilkelerin çiğnenmesi durumunda tevbe ve inâbe olarak; hayatın zor devrelerinde sabır ve tevekkül olarak; sosyal ilişkilerde tevazu ve ağırbaşlılık olarak; dinî kutsallara ve mü’minlere karşı muhabbet, meveddet ve rızâ olarak ortaya çıkar. İman, kökü kalbin derinliklerinde olan ve yapılan işlerle teyid olunan bir şeydir. Belli bir “doğal sonuc”un eksikliği o sonucun bağlı olduğu “sebeb”in de eksik olduğunu kanıtlar. Böylelikle, “fiilen işlemenin imana dâhil mi olduğu, yoksa sadece zarurî olarak onu takip eden bir şey mi olduğu” tartışması, lâf kalabalığına dönüşür (s.9).</p>
<p>Bununla birlikte, Müslümanlar III. halifelerinin “imana aykırı icraatı (ameli)” gerekçe gösterilerek hunharca katledilmesinden beri imanı tartışıp durmaktadırlar. Ehl-i kıblenin, -ağırlıklı olarak- Hâricîlerin ortaya çıkışından itibaren birbirini ötekileştirip kâfir ilân ederek, şeytanlaştırmaya ve katletmeye başlaması, mezhep, klik, cemaat ve tarikatların birbirini dalâletle suçlayıp durması, <strong>İslâm dünyasının en büyük sorunlarından biri</strong> olmuş; tevhid dinine inananlar, kadim din mensupları gibi parçalanarak güçten düşmüşlerdir.</p>
<p>İşte bu ilmî toplantıda aşağıdaki sorulara cevap aradık: İman nedir, ne değildir? İman ettiğimizde ne yapmış oluyoruz? Ne yaptığımızda iman etmiş oluyoruz? Peygamber ve Ashâb devrinde ‘iman’ derken ne anlaşılıyordu? Kur’ân’da mü’min nasıl tanımlanmaktadır? Kur’ân’da hangi iman ilkeleri, neden öne çıkartılmaktadır? Kur’ân-dışı yollarla gelen fiten-melâhim edebiyatına inanmak gerekli midir, neden? Kur’ân’a göre kişiyi felâha, necâta ve ebedi saadete ileten imanın özellikleri nedir? Taat ve masiyetlerin imanla ilişkisi nedir? İman nasıl yok oluyor? İmanın zıddı nedir? İmansızlık nasıl oluşuyor? Kişi imandan nasıl çıkıyor? İnsanlara birilerini iman dairesinden çıkarma yetkisini kim vermektedir; böyle bir yetki var mıdır? Hakikat nedir? Hakikati kim, nasıl temsil etmektedir? Haklılığın ölçüsü nedir? Hakikati ve ‘cennet’i kendi tekellerinde gören din ve mezhepleri bu kadar kesin konuşmaya iten nasıl bir öz-güvendir?&#8230;” (s.10-11).</p>
<p><strong>Taklidî İmandan Tahkikî İmana Yükselmeye Çalışmak</strong></p>
<p>İman sempozyumunda mezheplerde tekfir ve tadlil olgusunu ele alan Doç.Dr. Mehmet Kalaycı, cemaat-fırka, sünnet-bid’at, hadis-rey ve zahir-bâtın eksenlerinde ortaya çıkan kutuplaşmaların, sadece düşünsel içerikli değil aynı zamanda toplumsal veya politik tutumların görünür hale geldiği ve kalıplara döküldüğü var olma zeminleri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Mezhep mensuplarının negatif teoloji yaparak ‘ne olmaklık’ değil ‘ne olmamaklık’ üzerinden kendilerini tanımladıklarına, kendilerinden önce başkalarını tanımlamayı yeğlediklerine dikkat çeken Kalaycı, tekfir ve tadlil tutumunun hakikatin tek olması gerektiği kavgasından kaynaklandığını ve esasen bir konumlanma ve konumlandırma faaliyeti olduğunu anlattı.</p>
<p>“İnanç câzim (kesin) midir değil midir?” sorusunu soran Kalaycı, bir inanç kesin değilse zan ifade ettiğini ifade etti. “İnanç kesin ise gerçeklikle örtüşüyor mu?” sorusundan sonra da, örtüşmüyorsa ortaya cehl-i mürekkep çıkacağını, gerçeklikle örtüşüyorsa <strong>doğruluk</strong> vasfını elde edeceğini anlattı. Bilgi ve gerekçeye dayanmayan inanın taklitten öteye gidemeyeceğini söyleyen Kalaycı, taklidî imanı geçerli saymayan kelamcıların da bulunduğunu da hatırlattı.</p>
<p>“Dinî inanç esaslarını bilen mümin olur mu?” sorusunu yönelten hatip, bilgiye rağmen iman olmayabileceğini, mümin olmak için inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin bir arada bulunması gerektiğini belirtti (s.179-214).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim Yahudilik’ten ya da Hıristiyanlık’tan değil yahudileşen ve hıristiyanlaşan insanlardan bahsedildiğini açıklayan ünlü dinler tarihi hocası Prof.Dr. Ömer Faruk Harman, <strong>Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta iman algısını anlattı. </strong>Yahudiler peygamberlerini sıradanlaştırdığını, Hıristiyanlar da sevgide çok aşırı giderek Hz. İsa’yı (hâşâ) ilahlaştırdığını anlatan Harman, Yahudilikte imanın; Tanrı’nın birliği ve geleceğe yönelik söylediklerinin gerçekleşeceği (İsrail’in seçilmişliği) ekseninde 13 madde halinde düzenlendiğini belirtti (s.215-251).</p>
<p>Hıristiyanların İslam’ı bağımsız bir din olarak görmediğini, ana gövdeden sapan tâli bir sapkın yol olarak gördüklerini anlatan Prof.Dr. Mahmut Aydın, Hıristiyan din adamlarının kendilerini ve yaklaşımlarını korumak için aykırı/ muhalif gördükleri tüm yaklaşımları tekfir ettiğini söyledi. Batı’da fikir ve ifade hürriyeti olduğu ama İslam’da olmadığı yönündeki algının yanlış olduğunu, hakikatin bunun tam tersi olduğunu anlatan Rektör Hoca, fikirlerinden dolayı kürsüleri ellerinden alınan ve dışlanan çok sayıda Batılı aydınlardan birkaç örnek de sıraladı (s.253-313).</p>
<p>“İslam’ı ve Müslümanları, farklı ve muhalif olanı dışlayarak koruyamayız, buna hiç gerek yok.” diyerek sözlerini tamamlayan Mahmut Aydın Hoca’yı kısa bir selamlama konuşması için söz alan İstanbul Valisi Vasip Şahin de şu sözüyle teyit etti: “Peygamberimiz ümmetinin çoğalmasını istiyor. Biz birbirimizi dışlayarak Müslümanların sayısını azaltmayalım!”</p>
<p>İman ve bilgi ilişkisini anlatan Dr.Öğr.Üyesi Hayrettin Nebi Güdekli, <strong>iman ve bilgi özdeşliği</strong>nin kelam tarihinde “iman marifettir” diyen Cehm b. Savfan ile Gaylan ed-Dımeşki’de tebellür ettiğini belirterek, mümin olmak için; inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin birlikte gerekli olduğunu söyledi (s.165-178).</p>
<p><strong>Tekfir ve Tadlilden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Kitapta basılan “düşünmenin iki farklı genetiği” (s.315-337) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. İlhami Güler ile “tekelcilik ve çoğulculuk arasında Kur’an’ın dinsel hermenötiği” (s.339-354) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. Ömer Özsoy hocaların baskılarla toplantıya katılmalarının engellenmesinden ve iman sempozyumunun kolluk kuvvetlerinin koruması altında yapılmasından utanç duyduğunu ve çok üzüldüğünü belirterek sözlerine başlayan Prof.Dr. Mustafa Öztürk şu hususlara vurgu yaptı (<strong>4</strong>):</p>
<p>“İnanç iman değil itikattır. İtikat kanaat demektir. İman, emanet, temin vs. hepsi <strong>güven</strong> kökünden kaynaklanır. Güven bilgi, ispat, kanıt değil, <strong>duygusal ve deruni bir keşif</strong>tir. Bizim Müslümanlığımız Hz. Peygamber’e güvene dayanır. Kur’an’ın Kur’an olduğuna da ona güvenimizle güvendik. İman, hayat formasyonunuza göre artar, azalır. İtikat ise ne artar ne azalır. Sizi amele, daha iyi ahlaki tutuma sevk ediyorsa sizde iman var demektir. Değilse sizde itikat var ve kanaatlerinizi iman zannediyorsunuz! Bal arısı gibi hiçbir alimden vaz geçmeden hepsinden yararlanmalıyız. Ehl-i Sünnet en geniş şemsiye idi, bazıları onu Ezarika konumuna düşürdüler!</p>
<p>“<em>İnnellezîne âmenû we amilu’s-sâlihâti</em>” âyeti nakarat olarak gelmedi. İman ameli üretmelidir deyip daha güzel amel üretmeye çalışmalıyız. Kusurumuz olunca da tevbe edip Allah’ın engin rahmetine sığınmalıyız. Fahiş hata yapan, kendine zulmeden, ama ardından tevbe eden, Allah’tan af dileyen, bile isteye günahta ısrar etmeyenler… Yani günahı alışkanlık haline getirmeyenler Kur’an’da <strong>muttakiler</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Tarihte bu topraklar iki ucu da barındırdı. Şimdi en esnek fıkhi yorumdan Taliban üretecek frankeştaynlık yaptı. Bu pervasızlık böyle sürüp giderse ya Afganistan-Pakistan olup insanlar birbirini boğazlayacak ya da 28 Şubat’ı aratacak yeni bir devlet sopası gelip bizi dövecek! Farklı seslerin, tonların boğulmasını isteyen faşizan dile mâni olunmalı!” (s.141-163).</p>
<p>Gençlerimizi ikna etmenin yol, yöntem ve üslubunu bulabilmemizin önemine vurgu yapan <strong>Prof.Dr. M. Said Yazıcıoğlu</strong>; deizm, ateizm vb. sorunları abartmamak ve fokurdatmamak, ama yok da saymamak gerektiğini söyledi.</p>
<p>Üreten insanları yıldırmamak ve küstürmemek gerektiğinin altını çizen eski Diyanet İşleri Başkanı Yazıcıoğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kimsenin gelenekle derdi yok. Eskiler büyük bir külliyat bıraktılar, Allah razı olsun. Onlardan istifade ediyoruz. Ama yanılmaz değiller. Kendi çağlarında bir çözüm ürettiler. Düşünmek onlar üzerine vecibeydi de bizden sâkıt mı oldu? Fıkıh külliyatını dinle eşleştirdik, oysa fıkıh=din değildir. Müctehid hata ederse bir sevap verilir, çünkü kafa patlatmıştır, isabet ederse iki sevap verilir.</p>
<p>Hakikat tekelciliği yapmayalım. Kendi doğrusunu hakikat, onun dışındakileri sapkınlık olarak gören, bu mutlakiyeti nereden alıyor? Eskiler “Allahu a’lem” diyordu. Bu dinin koruyucusu Allah’tır. Birileri korumaya kalkarsa bugün olduğu gibi huzursuzluk yaşanır.</p>
<p>Ebedi hayatı, ahireti imanımızla kazanacağız. Ebu Hanife ve Maturidi <strong>kişinin mümin ya da kâfir doğmadığını</strong>, iki yönden birini kendi tercihleriyle seçtiğini ifade ediyor. Küfür yolunda azimle ilerleyeni Allah terk ediyor (<em>hizlân</em>). İnsan hür iradesiyle bir şey yapmalı ki eylemlerinden dolayı hesaba çekilebilsin. “Yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.” diyor Allah. Allah bu kadar geniş alan vermişken, daha küçük ihtilaflardan dolayı kim başkasını nasıl engelleyebilir?</p>
<p>Ev içi temizliğe gösterdiğimiz özeni kapıdan çıkar çıkmaz unutuyoruz. Oysa temizlik imandandır, buna inanıyoruz. Teori ve pratik arasında uyuşmazlık var. Teoriye uygun pratiği nasıl ortaya koyabiliriz, kafa yormamız lazım.</p>
<p>Dinden soğuma, cami cemaatinin azalması vb. alarm işaretleri üzerinde kafa yormak yerine birbirimizle uğraşmanın anlamı yok. Yanlış bir din algısı üzerinden doğruları aramakla meşgulüz. Eksen kayması nerede olduysa ıslaha da oradan başlamalıyız. Kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, kafa kafaya verip tartışalım. Toplum iyileri alır, kötülerini süzer.” (s.355-357).</p>
<p>Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün Hoca’nın “imanın duygusal, zihinsel ve bedensel formları” (s.17-27), Prof.Dr. Hülya Alper’in “imanın psikolojik yapısı” (103-139), Dr.Öğr.Üyesi Muhammed Coşkun’un “Kur’an’da iman ilkeleri ve imanın dönüştürücü etkisi” (s.67-94) başlıklı tebliğleri, dinleyemediğim için not alamadığım ama ilk fırsatta okumaya gayret edeceğim diğer tebliğlerdir…</p>
<p>Rabbim bizleri yüce katında kabul görecek sahih bir imana ve salih amellere muvaffak eylesin.</p>
<p>“Hayatın Anlamı İman” sempozyumunu özetlediğimiz bu yazımızı, Murat Sülün Hoca’nın sempozyum kitabının önsözüne sertâc ettiği âyet mealiyle noktalayalım:</p>
<p>“Size selâm vererek barış elini uzatana dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mü’min değilsin!’ demeyin.” (Nisâ 4/90).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>kuranvakfi</strong>.com/, 13.10.2018.</li>
<li>https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/16627216-<strong>hayatin-anlami-iman-sempozyumu</strong>, 13.10.2018.</li>
<li>SÜLÜN, Murat. (2018). <strong>Hayatın Anlamı İMAN</strong>. Kur’an Çalışmaları Vakfı Sempozyum Dizisi-3, 13 Ekim 2018, İstanbul: Ensar Neşriyat, 360 s.</li>
<li>ÖZTÜRK, Mustafa. (2018). “<strong>İman-Amel İlişkisi</strong>”. Hayatın Anlamı İMAN içinde. İstanbul: Ensar Neşriyat, s.141-163. https://www.youtube.com/watch?v=A8RecUmR0QM, 13.10.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FAİZ İLLETİNE İSLAM İKTİSADI PERSPEKTİFİNDEN ÇÖZÜM ARAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 09:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas b. Abdulmuttalib]]></category>
		<category><![CDATA[adil ve verimli bir piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:130-132]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teala]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[bankalarfaiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Borç]]></category>
		<category><![CDATA[BuhârîKur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[cana kıymak]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma ve yardımlaşma sandıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri BaşkanlığıHadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[faiz hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Faizsiz bir bankacılık modeli]]></category>
		<category><![CDATA[finansal okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul sertifikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranışyatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[İlmi Etüdler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanca bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kâr-zarar ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[katılım bankacılığının geliştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitle fonlaması]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif bankacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli ÇeviriDiyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Menâsik]]></category>
		<category><![CDATA[mikro finans]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[savaştan kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[sihir yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[şirk koşmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tefecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<category><![CDATA[Vesâyâ]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir faizsiz sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yetim malı]]></category>
		<category><![CDATA[zina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=496</guid>

					<description><![CDATA[“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın; bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun. Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.” (Âl-i İmran 3:130-132). Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın;<br />
bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını<br />
çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.</p>
<p>Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın<br />
emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun.</p>
<p>Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:130-132).</p>
<p>Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim:</p>
<ul>
<li>“(Mallarını Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla harcamak yerine) tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar, (kazanç hırsından dolayı) âdeta şeytan çarpmış/delirmiş gibi hareket ederler. Nitekim onlar, “Ha alışveriş, ha tefecilik; sonuçta ikisi de birer kazanç kapısı!” derler. Oysa Allah alışverişi helâl, tefeciliği haram kılmıştır. Arktık kime (tefecilikten vazgeçme hususunda) Rabbinin emri ulaşır ve o da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir. Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır.</li>
<li>Allah tefecilikle elde edilen kazançta bet bereket bırakmaz; buna mukabil zekât ve sadakaları malın/kazancın bereketlenmesine vesile kılar. (Bilin ki) Allah, (tefeciliği helâl saymak suretiyle) kâfirlik günahına batanları sevmez.</li>
<li>İman edip imanlarına yaraşır güzellikte işler yapan, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren kimseler Allah katında büyük mükâfata nail olacaktır. Üstelik onlar için ne ahirette azap korkusu ne de dünyada bırakılan güzel şeyler adına hüzün söz konusu olacaktır.</li>
<li>Ey Müminler! Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının. Madem ki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin.</li>
<li>Böyle yapmadığınız, tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve Elçisi tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne siz haksız yere başkasının malını ne de başkası sizin malınızı almış olur.</li>
<li>Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın. Hattâ eğer ne büyük bir sevap ve fazilet olduğunu bilirseniz, borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır.</li>
<li>Hesap vermek için Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o müthiş günde rezil rüsva olmamak için şimdiden tedbirinizi alın. Çünkü o gün herkese dünyada yaptıklarının karşılığı tastamam verilecek ve hiç kimsenin hakkı yenmeyecektir.” (Bakara 2:275-281). <u>(<strong>1</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>Allah Teala’nın yüce emirlerini en iyi şekilde hayata tatbik eden ve insanlığa ‘en güzel örnek’ olan Rasûlullah (s), Veda Haccında faizin kıyamete kadar yasaklandığını şu şekilde insanlığa duyurmuştu:</p>
<ul>
<li>“Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır… İyi bilin ki cahiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır! İlk kaldırdığım faiz de (amcam) Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Anaparalarınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Müslim, Hac 147; İbn-i Mâce, Menâsik 84, Ebu Davud, Buyû 5).</li>
</ul>
<p>Bir gün Allah Rasûlu (s) “Helâk edici yedi şeyden kaçınınız!” buyurdular. Yanında bulunun sahâbîler; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu yedi şey nedir?” diye sorunca şöyle cevap verdiler:</p>
<ul>
<li>“Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, hukukun gerektirdiği dışında Allah’ın (zarar vermeyi) yasakladığı bir cana kıymak, <strong>faiz yemek</strong>, yetim malı yemek, (düşmanla karşılaşınca) savaştan kaçmak, zinadan uzak duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Vesâyâ 23). <u>(<strong>2</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>İnsanlığın çok çeşitli ve çok boyutlu sorunlar yaşamasında belirleyici bir etkiye sahip olan <strong>faiz illeti</strong>ni konu alan ve bu yıl <strong>beşincisi</strong> düzenlenen <strong>İslam İktisadı Atölyesi</strong>’ne yurtiçinden ve yurtdışından tebliğci ya da müzakereci sıfatıyla katılan elliyi aşkın akademisyenin <u>(<strong>3</strong>)</u>, mevcut faizli sistemin iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ne tür sorunlara yol açtığına ilişkin tespitlerini ve çözüm önerileri özetleyen “<u>5. İslam İktisadı Atölyesi Sonuç Bildirgesi</u>”ne dikkatinizi çekmekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>İktisadi Problemlerin Temelinde Faizin Yattığını Görebilmek</strong></p>
<p>“İslam İktisadı Araştırma Merkezi’nin (İKAM) düzenlediği 5. İslam İktisadı Atölyesi, 31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde “İslam İktisadı Perspektifinden Faiz” başlığı ile Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. İlmi Etüdler Derneği (İLEM), Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSEFAM) işbirliğiyle düzenlenen atölyede bu sene günümüz iktisadi problemlerinin kaynağı olarak faiz konusu detaylı bir biçimde tartışılmıştır. Üç gün boyunca sunulan tebliğler, yapılan değerlendirmeler ve tartışmalar çerçevesinde aşağıdaki konulara kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve bu hususta gerekli uygulamaların geliştirilmesi çağrısında bulunulmasına karar verilmiştir:</p>
<ol>
<li><u>Faiz tüm din ve inanışlarda yasaklanmış ve faizin zararlarına vurgu yapılmıştır</u>. Bu çerçevede <u>faizin</u> sadece sorunlu rutin bir iktisadi uygulama olarak görülmeyip bir <u>hastalık olarak teşhisi</u> önem arz etmektedir. Zira faiz tüm ekonomik problemlerin merkezinde yer almakta olup bu sorunun çözülmesi iktisadi pek çok sıkıntının esaslı bir biçimde aşılmasına katkı sağlayacaktır. Bu nedenle <strong>faizin</strong> sadece azaltılması değil <strong>tamamen ortadan kaldırılması</strong>na yönelik adımlar atılması gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Modern kapitalist ekonomi içinde sermaye ve <u>servetin belirli ellerde toplanmasını sağlayan temel etken faizdir</u>. <u>Böylece faiz iktisadi eşitsizliğin ve sosyal adaletsizliğin temel sebeplerinden birisi</u> haline gelmektedir. Faiz oranlarındaki her yükseliş en zenginleri daha zengin ederken, merkez bankaları tarafından zaman zaman uygulanan düşük faiz uygulamaları da temelde sermayedar kesimin kamu kaynaklı kredileri daha fazla kullanması ile neticelenmektedir. <u>Faizli bir sistemde sosyal adaleti faiz oranları üzerinden sağlamak imkânsızdır.</u> Dolayısıyla <strong>sosyal eşitsizlik</strong> faizli bir sistemin yol açtığı en temel problemler arasında yer almaktadır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Son yıllarda yapılan birçok araştırmada <u>faizin iktisadi büyüme üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya konmuştur</u>. Faiz üretken kaynakların reel ekonomiye aktarılmasını etkilemekte ve bu bağlamda iktisadi kalkınma üzerinde olumsuz tesirler oluşturmaktadır. Böylece eldeki kaynakların tam ve verimli kullanımı önünde engel olan <strong>faiz, ekonomideki gelişmeyi durdurmakta</strong>dır. Faize dayalı bir finansal sistemden faizsiz bir sisteme geçmek, paranın pozitif bir getirisi olmayacağı için ekonomideki reel dengelerin daha sağlıklı bir hale gelmesine sebep olacaktır.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>İslam iktisadının ekonomi bilimine en önemli katkılarından birisi faizsiz bir iktisadi sistem oluşturmasıdır. Bu katkının günümüz şartları içinde geliştirilerek evrensel bir sisteme dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu nedenle İslam iktisadı araştırmacılarının faizi dinî saik ve argümanlarla reddetmenin ötesine geçip iktisadi olarak açıklanmış ve temellendirilmiş <strong>yeni bir faizsiz sistemi inşa etme</strong>leri gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Genel olarak İslam ekonomisi çalışmalarında, özelde ise <strong>faiz konusunda</strong> Osmanlı başta olmak üzere Müslüman toplumların tarihî tecrübesinden hem teorik hem de pratik olarak istifade edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde fikrî derinliği sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu durum günümüzde önemli bir sömürü aracı olan faiz ile ilgili çözüm arayışlarını tıkayacaktır. Bu nedenle <strong>tarihî tecrübe ve birikime önem verilmesi </strong>gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Dünyada finans alanında ortaya çıkan krizlerin en önemli nedeni faizdir. Bu durum birçok uzman tarafından dile getirilmekte ve alternatif çözümler aranmaktadır. Ancak bu çözümler de vahiyden beslenmedikleri için yeni başka sorunlara yol açmaktadırlar. Tam da bu noktada <strong>Müslümanların dünyaya sunabilecekleri çok önemli katkılar </strong>bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak çalışmaların teorik bir derinlikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Finans sisteminde <u>faizsiz uygulamaların alanının genişletilmesi</u> ve kooperatif bankacılığı, gayrimenkul sertifikaları, dayanışma ve yardımlaşma sandıkları, mikro finans ve kitle fonlaması gibi yeni uygulamaların önünün mevzuatta açılması gerekmektedir. Bu uygulamalar yoksulluğun azaltılması ve ihtiyaçların karşılanması noktasında, İslam iktisadı çerçevesinde teorik boyutta ele alınan değişik finans modellerinin faizsiz bir temelde pratikte uygulaması anlamına gelecektir. Bu modellerin uygulanması ile elde edilecek olumlu neticeler İslam’ın insanlığın <strong>ekonomik ve sosyal anlamda</strong> nasıl daha <strong>insanca bir hayat</strong> teklifinde bulunduğunu gözler önüne serecektir.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Toplumun her kesiminde <strong>faiz hassasiyetinin oluşturulması</strong> bir zorunluluk arz etmektedir. Özellikle insanları zorunlu olarak faizli banka sistemi içine çeken uygulamaların sonlandırılması önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede faizi özendirici reklam ve uygulamaların azaltılması kadar <u>faizsiz modeli özendirici</u> olanların da arttırılması gerekmektedir. Ayrıca <u>finansal okuryazarlığın faiz farkındalığı yönüyle geliştirilmesi</u>, bu husustaki eğitim çalışmalarının derinleştirilmesi lazımdır.</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>Günümüzde başta kamu kurumları çalışanları olmak üzere çalışanlar maaşlarını alacakları bankaları kendileri tercih edememekte, kişiler kurumlarının promosyon karşılığında anlaştıkları bankalarla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. <u>İnsanları zorunluluk altında bırakarak faizli banka sistemine çeken</u> bu tür <u>uygulamaların sonlandırılması</u>, faizsiz bir ekonomik sistemin oluşturulmasında önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede kamu sektörü başta olmak üzere çalışanların banka promosyonları ile ilgili bir düzenleme yapılarak <u>kişilerin maaşlarını kendi istedikleri bankalardan alma tercihlerinin sağlanması</u>na yönelik bir düzenleme yapılması önem arz etmektedir. Böylece hem katılım bankalarının müşteri ve mevduat oranları artırılacak hem de faizsiz bir ekonomik sistemin oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlanacaktır.</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Faizsiz bir bankacılık modeli için <strong>katılım bankacılığının geliştirilmesi</strong> önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu sektör temsilcilerinin <u>bilgilendirme ve halkla ilişkilere yönelik faaliyetler</u>ine daha fazla önem vererek kendi fark ve uygulamalarını halka anlatmada yaygın iletişim araçlarını da kullanarak daha aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Faizsiz uygulamaların geliştirilmesi için katılım bankalarının araştırma ve uygulama önerilerini daha fazla desteklemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda <u>İslam iktisadı alanındaki yeni araştırma ve modelleme çalışmalarının ivedilikle başlatılması </u>elzemdir.</li>
</ol>
<ol start="12">
<li>Günümüz koşullarından <u>ötürü faiz konusunda zorunlu olarak geliştirilen bazı ara çözümlerin kalıcı uygulamalar olarak görülmemesi</u> gerekmektedir. Bu bağlamda İslam’ın temel esaslarına göre sürekli bir iyileştirme siyasetinin takip edilmesi icap etmektedir.</li>
</ol>
<ol start="13">
<li>Günümüzde her ne kadar İslami bankacılığın finans sektöründe sahip olduğu pay hem dünyada hem de Türkiye’de artış gösterse de bunun oranı oldukça düşüktür. Bunda birçok faktörün rolü olmakla beraber <u>faiz hassasiyetinden kâr odaklı bir anlayışa doğru evrilme</u>nin önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bunun bir tezahürü olarak özellikle Türkiye’de kurulan faizsiz bankalarda ülkemiz kaynaklı yerleşik pay sahiplerinin oranının <u>oldukça düşük olması</u> dikkat çekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="14">
<li>Katılım bankalarının borç finansmanına dayalı işlemleri politika faizlerinden olumsuz yönde etkilenirken, bu yöntemle birlikte faiz oranlarındaki değişimlerin reel ekonomiye yansıtıldığı gözlemlenmiştir. Bu durum faiz hassasiyeti açısından çeşitli sorunlar barındırmaktadır. Buna bağlı olarak <u>borç finansmanı yerine <strong>kâr-zarar ortaklığı</strong>na dayalı işlemlerin oranının arttırılması</u> bu etkiyi azaltacaktır.</li>
</ol>
<ol start="15">
<li>Kamunun <strong>katılım bankacılığı</strong> alanına yatırım yapmış olması ve bazı İslami yatırım enstrümanlarını kullanması halkın İslam iktisadına yönelik algısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu bakımdan kamunun uygulama alanlarının genişletilmesi önemli bir gelişme olarak görülmektedir.</li>
</ol>
<ol start="16">
<li>Daha adil ve verimli bir piyasa düzeni ve buna bağlı olarak iktisadi büyüme için <strong>hayırsever davranış</strong> önemlidir. <u>Faiz temelli ve aşırı borçlanmaya dayalı finansal sistem ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır</u>. Dolayısıyla hayırseverliği teşvik edecek kamu ve özel sektör uygulama ve mevzuatının geliştirilmesi önemlidir.</li>
</ol>
<ol start="17">
<li>Genel olarak dünyada özelde ise Türkiye’de İslam iktisadına yönelik artan bir ilgi ve beklenti söz konusudur. <strong><u>İslam iktisadı</u></strong><u> alanının</u> bu ilgi ve beklentiyi karşılayacak şekilde <u>teori ve uygulamada genişletilmesi ve geliştirilmesi</u> gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde Sakarya’da gerçekleştirilen 5. İslam İktisadı Atölyesi’ni tertip eden, katılan ve katkı yapan ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri günümüzde dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde yaşanan iktisadi <strong>problemlerin temelinde faizin bulunduğu</strong>nu dile getirmekte ve faizsiz bir ekonomiye geçişin tüm insanlığa saadet getireceğini ilan etmekte; yöneticileri, karar alıcıları, uygulayıcıları ve ilim adamlarını bu sese kulak vermeye çağırmaktadırlar.” <u>(<strong>4</strong>)</u>.</p>
<p>Tüketicilerin, aydınların, özellikle gönüllü kuruluşlar ile yerel ve merkezi yönetimlerde görevli karar alıcıların bu çağrıya cevap vermesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mustafa Öztürk; <strong>Kur’an-ı Kerim Meali</strong>: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2016, s.82.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.5, s.167-178.</li>
<li><a href="http://www.ikam.org.tr/tr/sempozyumlar/iew5">http://www.<strong>ikam.org.tr</strong>/tr/sempozyumlar/iew5</a>, 2 Nisan 2017.</li>
<li><a href="http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi/">http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-<strong>islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi</strong>/</a>, 2 Nisan 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
