<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/mevlana-ibrahim-asim-bilir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/mevlana-ibrahim-asim-bilir/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>AİLE HAYATINA DEVLET ELİYLE MÜDAHALE ETMEMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN SEVİM]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[NURİ YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FARUK KARATAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[RESUL UZAR]]></category>
		<category><![CDATA[RUMEYSA KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN DIVRAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır: Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar Nafaka Düzenlemesi Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri 6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır:</p>
<ol>
<li>Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar</li>
<li>Nafaka Düzenlemesi</li>
<li>Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri</li>
<li>6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan Mağduriyet ve Sorunlar</li>
<li>Zorunlu Eğitim ve Okula Gönderilmeyen Çocuklara Yönelik El Koymayı da İçeren Tedbir Kararları.</li>
</ol>
<p><strong>Kanuni Düzenlemeler Yaparken Toplumun Yapısını Gözetmek</strong></p>
<p>Modern devletlerin toplumları dizayn edici bir tutum benimseyerek kanun zoruyla toplumu kendi istedikleri gibi olmaya mecbur bırakmasını eleştiren rapor, kanuni düzenlemeler yaparken hangi ihtiyaçtan doğduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını, toplumun örf ve âdetleriyle uyum sorunu yaşanıp yaşanmayacağını göz önünde bulundurmanın önemine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de bu durumun tipik bir örneği olarak <strong>aile hayatına müdahale</strong> eden kanuni düzenlemeleri eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren rapor, geleneksel aile düzeninde dinden kaynaklandığı zannedilen bazı yanlış kabuller yüzünden sorunlar yaşandığına da dikkat çekerek ev içi şiddet, kız çocuğunun zorla ve erken yaşta evlendirilmesi, kadına uygulanan baskı gibi yanlış davranışların din kanalıyla meşrulaştırılmak istendiğini tespit etmektedir.</p>
<p>Rapora göre bu problemlerle yüzleşirken kültürün içinden çözümler aramak ve tedbirler geliştirmek yerine, kolaya kaçılarak ve uyum sorunu göz ardı edilerek farklı kültürlere eğilim gösterilmiştir. Böylece bireyci toplum tasavvurunun öneri ve tedbirleri, tepeden inmeci bir üslupla topluma dayatılmıştır. Ailenin, karı-kocanın, ana-babanın ve çocukların sahip olması gereken birtakım haklar ellerinden alınmış; onlardan esirgenen yetkiler, imtiyazlar ya da zorlama hakları devletlere devredilmiştir. Böylece devlet; eğitim ve öğretimden dinle kurulacak ilişki biçimlerine; evlenme yaş ve şekillerinden velayet ve nafaka ilişkilerine; aile üyelerinin ev içi ilişkilerinden birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerine kadar sayısız alanda <strong>ana ve tek kural koyucu</strong> haline gelmiştir!</p>
<p>Devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde yol açtığı mağduriyetleri incelemek maksadıyla hazırlanan rapor, meseleye <strong>ürettiği mağduriyetler</strong> bakımından yaklaşarak tartışan taraflara katkı yapmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>Toplumun Hücresi Mesabesindeki Aileyi Zedelememek</strong></p>
<p>Raporun hazırlanma gerekçesi önsözünde şu şekilde açıklanmıştır:</p>
<p>“Eski dönemlerde evrenin mükemmel bir düzene göre işlediği varsayılır, insanın ancak evren yasalarına uygun bir sosyal düzen içerisinde mutlu olacağı kabul edilirdi. Aile bu <strong>sosyal düzenin en küçük birimi</strong> ve yapı taşıydı ve niteliği de o düzene göre şekillenirdi. Merkeziyetçi ve otoriter toplumlarda ataerkil aile yapısına, din merkezli toplumlarda ise rollerin dinî kabullere göre dağıtıldığı aile yapısına rastlanırdı.</p>
<p>Evrendeki mükemmel düzen fikri modernizm tarafından geçersiz kılınınca, insanoğlu bu düzeni keşfetmekten vazgeçip kendi toplum kurgularını oluşturmaya başladı ve bunları gerçek yapmaya girişti. Bu gelişme insan aklının ve iradesinin özgürleşmesi açısından olumluydu. Ancak toplum mühendisliği fikrini de kaçınılmaz olarak beraberinde getirmekteydi. Belli bir toplum kurgusunu esas alan devletler; “Toplum bu değerleri kabul etmeye hazır mı, yeni model toplum değerleriyle örtüşüyor mu?” diye bakmadan dizayn faaliyetine giriştiler. Modern ulus devlet, aynı zamanda ideolojik bir devletti ve böyle davranmayı kendisine bir hak olarak gördü. O dönemlerin kötü bir mirası olarak bugün devletler hâlâ <strong>dizayn edici</strong> bir tutum içerisindedirler…</p>
<p>Bu rapor, Türkiye’de devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde ne gibi mağduriyetlere yol açtığını incelemek maksadıyla kaleme alınmıştır. Bu çerçevede:</p>
<ul>
<li>Tevhid-i Tedrisat uygulaması, zorunlu resmî eğitim ve zorunlu müfredat dayatması ile düşünce, inanç ve ifade özgürlüğüne aykırı olarak ailelerin <strong>çocuklarını yetiştirme haklarının</strong> ellerinden nasıl alındığı; bazı ailelerin çocuklarına nasıl ve hangi gerekçelerle el konulduğu/ konulabileceği irdelenmiştir.</li>
<li>6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun ile gündeme gelen suiistimaller, beslenen ve güçlenen <strong>kadın-erkek karşıtlığı</strong>, beyana dayalı olarak verilen tedbir kararlarıyla evlilik birliğinin geri dönülmez şekilde nasıl sona erdirildiği ve ailelerin yıkıldığı analiz edilmiştir.</li>
<li>Erken yaşlarda meşru bir evlilik ilişkisi yokken gerçekleşen cinsel birliktelikler sorunsuz kabul edilirken, karşılıklı rıza ile ve birbirlerini severek evlenen gençlerin, devlet tarafından belirlenen ve hiçbir objektif/biyolojik kıstasa uymayan <strong>evlilik yaşı dayatması</strong> ile ne tür mağduriyetlerle baş başa bırakıldıkları gösterilmeye çalışılmıştır.</li>
<li>Çok kısa süren hatta fiilen gerçekleşmeyen evlilikler sonrasında bile insanların <strong>süresiz nafaka</strong> uygulaması ile hapis cezası tehdidi altında nasıl bir ömür borçlandırılabildikleri incelenmiştir.</li>
<li>Boşanma süreci ve sonrasında gündeme gelen velayet ilişkilerindeki çarpıklıklar ile icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen ve polislerin de katıldığı teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür <strong>psikolojik yıkımlar</strong>a muhatap kılındığı; bu uygulamalarla çocukların, boşanan taraflarca birbirine sıkılan kurşunlar haline nasıl getirildiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</li>
</ul>
<p>Ele aldığı konuların her biri, felsefi zemininden başlayarak sosyolojik sonuçlarına kadar çok boyutlu tartışmayı fazlasıyla hak etmektedir ve tartışılıyor da! Ancak tartışan taraflar kendilerini güçlü bir felsefi zeminde görmekte, durdukları zeminin tartışmalı olduğunu göz önünde bulundurmamakta bu yüzden de tartışmalardan netice alınamamaktadır.</p>
<p>Bir insan hakları kurumu, taraf olmayı zorunlu kılan felsefi ve sosyolojik bir tartışmaya giremez. Misyonu ve <strong>ilkeleri gereği</strong> meseleye “ürettiği mağduriyetler” yönünden yaklaşmak zorundadır. Hararetli tartışmaların yaşandığı bir vasatta, sadece ürettiği mağduriyetler üzerinden meselelere yaklaşmak muhtemelen pek çok kişi tarafından yeterli bulunmayacaktır. Ancak ürettiği mağduriyetleri objektif bir gözle görmenin tartışmalara ve tartışan taraflara yapacağı katkı göz ardı edilemez. Bu çerçevede biz kurumsal ciddiyetin gereği olarak ilkelerimizin bize çizdiği sınırlardan ayrılmayacağız.” (s.10-11).</p>
<p><strong>Toplumun Yapı Taşı Aileyi İdeolojilere Kurban Etmemek</strong></p>
<p>MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çeken bu haftaki yazımızı raporun sonuç ve değerlendirme kısmını özetle iktibas ederek tamamlayalım:</p>
<p>“Toplumun en küçük birimi ve kadim bir kurum olarak aile, bireyin öne çıktığı modern dönemde tanım ve içerik değişikliğine uğramış ve çeşitli tartışmaların konusu olmuştur. Her din, gelenek ya da ideoloji farklı bir tanım yapsa da, aile; tüm kültürler tarafından <strong>toplumun yapı taşı</strong> olarak görülürdü. Fakat bu kabul modern dönemle birlikte ve özellikle post modernizmin etkisiyle değişmeye başlamıştır.</p>
<p>Birey eksenli tasavvurun hâkim olduğu yeni dönemde bütün ilişki biçimleri değişmiş, kapitalizmin yükselmesi ve modern ulus devletlerin hemen her alanda söz sahibi olmaya başlamasıyla içinden çıkılamaz problemler her tarafımızı kuşatmıştır…</p>
<p>Modern ulus devletler o kadar etkili ve <strong>müdahaleci</strong> hale gelmiştir ki, binlerce yıldır nasıl yapılıyorsa bugün de öyle karşılıklı rıza ile ve kendi dinlerine ya da geleneklerine uygun olarak evlenen gençlerin evliliğini yok saymakta, çoğunlukla birkaç yaş büyük olan kocayı tecavüzcü damgası vurarak cezalandırmaktadır. Bugün hiç de azımsanmayacak sayıdaki masum, “erken yaşta evlilik” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmakta ve birçok eş, çocuk, anne ve baba onların yolunu beklemektedir. Bahse konu müdahaleci ve tepeden inmeci bakış sebebiyle sorun göz ardı edilebilmekte ve doğru düzgün tartışılamamaktadır.</p>
<p>Toplumların kendi kültürel kodlarıyla şekillenmiş; aile, karı-koca, kız-kadın-erkek, çocuk, genç, ergen, cinsiyet, cinsellik, beden, namus, örf, adet, gelenek gibi kavram ve örneklikler, çağımızda çeşitli kirli örnekler ya da sapmalar üzerinden düşmanlaştırılmaktadır. Böylece bu kavramlar reddedilip yerine başka bir ideolojinin kavramları <strong>kanunlar eliyle</strong> ve devlet gücü kullanılarak boca edilmekte veya bahse konu kavramların içi boşaltılarak bu kavramlar yepyeni tanımlarla piyasaya sunulmaktadır.</p>
<p>Hiçbirimiz bu <strong>ideolojik dayatmaları</strong> kabul etmek, bunlara razı olmak zorunda değiliz! Engin bir bilinçle, modern-post modern dil ve argümanların büyüsüne kapılmadan, kompleks duymadan mücadelemizi sürdürmeli, kendimizin olanı; iyiyi, güzeli, temizi şaşı gözlerle izlemekten vazgeçmeliyiz. Belki bu vazgeçiş bizleri ya da kurumlarımızı belli bir piyasanın dışına itebilir ancak unutulmamalıdır ki asıl olan piyasada bulunmak ya da akredite olmak değil <strong>hak ve adalet için mücadele</strong> etmektir.</p>
<p>Bütün bu kaygılarla gündemimize gelen bu rapor muhakkak ki birtakım eksiklikler barındırıyor. Ancak temelde ailemizin, hayatımızın ve toplumumuzun önemli alanlarına etki eden müdahaleleri ortaya koyarak bir farkındalık ve bilinç oluşturmayı amaçladık…</p>
<p>Bir giriş denemesi olarak görülmesi gereken raporla Tevhid-i Tedrisat uygulaması, 6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun, devlet tarafından belirlenen evlilik yaşı dayatması, süresiz nafaka uygulaması ve icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür psikolojik yıkımlara muhatap kılındığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Tartışılması ve değerlendirilmesi gereken meseleler elbette ki bunlardan ibaret değildir. Ancak bir insan hakları kuruluşu olarak felsefi veya sosyolojik tartışmalara girmeden bir meselenin ürettiği mağduriyetleri ortaya koymak da önemlidir. Zira durumu düzeltmek isteyenlere ve tartışan taraflara sağlıklı verilerle konuşma imkânı verir.</p>
<p>Bu çerçevede, kanunların ve doğal olarak devletin aileye ve aile hayatına müdahalesinin yakıcı şekilde hissedildiği beş alana ilişkin tespit ve değerlendirmelerimizi içeren DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ başlıklı raporumuzu dikkatinize sunuyoruz.”</p>
<p>Raporun süreçlerini yöneten MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Ali ÖNER’e ve raporun hazırlanmasında emeği geçen Av. Ömer Faruk KARATAŞ, Av. Rumeysa KILIÇ, Av. Mevlana İbrahim Asım BİLİR’e, keza raporu yayınlanmadan önce gözden geçirip değerlendirmeler yapan Av. Kaya KARTAL, Av. Yasin DIVRAK, Nuri YILMAZ, Hüseyin SEVİM, Mehmet Yaşar SOYALAN ve Resul UZAR’a, son derece önemli bir toplumsal sorunumuza eğildikleri ve çözüm önerileri geliştirdikleri için şükranlarımızı sunuyoruz.” (s.47-49).</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p><strong>Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi</strong>. MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Eylül 2019, 49 s., http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/devletin-aile-yasamina-mudahalesi-raporu/13619, Erişim Tarihi: 02.09.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OLAĞANÜSTÜ HÂL UYGULAMALARINI OLAĞANLAŞTIRMAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jul 2018 16:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[7145 SAYILI YASA]]></category>
		<category><![CDATA[AV. SEMİH BİTEN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAEVİ ŞARTLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DELİLDEN SUÇA VE SUÇLUYA ULAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[HAK VE ADALET PLATFORMU (HAP)]]></category>
		<category><![CDATA[HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKLARI KISITLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKLARIN ÖZÜNÜ ZEDELEME]]></category>
		<category><![CDATA[HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ (HYD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI GÜNDEMİ DERNEĞİ (İHGD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI ORTAK PLATFORMU (İHOP)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER)]]></category>
		<category><![CDATA[KAMU GÖREVİNDEN İHRAÇ]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[NURİ YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL DÖNEMİ HAK İHLALLERİ RAPORU]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL SONRASI DÜZENLEMELER]]></category>
		<category><![CDATA[SAVUNMA HAKKININ ETKİN KULLANILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TERÖRLE MÜCADELEDE HUKUK İÇİNDE KALMA]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ-TÜRKİYE (UAÖ-TÜRKİYE)]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN DIVRAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=717</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, her türlü insan hakları ihlallerinin son bulması için çalışmalar yürütülmesi amacıyla 28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile faaliyete başlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder), insan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, her türlü insan hakları ihlallerinin son bulması için çalışmalar yürütülmesi amacıyla 28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile faaliyete başlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (<strong>Mazlumder</strong>), insan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiilî her türlü girişimi insan hakları ihlali ve “zulüm” olarak görmektedir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>MAZLUMDER İstanbul Şubesi, <strong>OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu</strong>’nu<strong> 30 Mart 2018</strong> tarihinde İstanbul-Aksaray’daki ofisinde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Erken seçimin sıcak atmosferinde araya kaynamaması için bu önemli raporu özetle paylaşmayı vecibe addederek Nisan ayı başında hazırladığım bu yazı, nihayet yayınlanacak bir mecra buldu ve Sebîlürreşad dergisinin 1030 sayılı Temmuz 2018 nüshasında yayınlandı… (Raporda yer alan verilerin Mart 2018 öncesiyle sınırlı olduğunu hatırda tutmak gerekir).</p>
<p><strong>OHAL Dönemi Hak İhlallerini Hakkaniyetle Rapor Edebilmek </strong></p>
<p>Uzun ve titiz bir çalışma neticesinde hazırlanan OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu, basın toplantısında Mazlumder İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Av. Semih Biten tarafından şu şekilde tanıtılmıştı (<strong>2</strong>):</p>
<p>“Bilindiği üzere Derneğimiz, kuruluşundan bu yana darbe karşıtı bir duruş sergilemiş, 28 Şubat post modern darbesi karşısında da dimdik durmayı başarmıştır. Tarihte az görülür şekilde halkın karşı koymasıyla akamete uğrayan 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi de Derneğimiz; Yönetimi, üyeleri, destekçileri ve gönüllüleriyle darbelere karşı bu duruşunu sürdürmüştür.</p>
<p>Darbe girişimi sonrasında, darbeyle ve darbecilerle, ortaya çıkan kargaşa ve şiddet olaylarıyla mücadele etmek amacıyla ülke genelinde Olağanüstü Hal ilan edildi. (İki yıl zarfında OHAL 7 kez uzatıldı, 34 adet olağanüstü hâl KHK’sı yayınlandı, 127 bin kişi kamudan ihraç edildi, 1431 vakıf ve dernek kapatılarak mallarına el konuldu).</p>
<p>Devletlere olağan üstü, yani normal hukuk zemini dışında, yani anormal düzenlemeler ve müdahaleler yapma yetkisi tanıyan ve bu özelliğiyle doğal olarak <strong>bireysel, sosyal ve siyasi hakları kısıtlamak</strong> anlamına gelen OHAL ve uygulamaları ilk günden itibaren MAZLUMDER tarafından izlendi, birçok sonucu hakkında basın açıklamaları yapıldı ve tetkik edildi.</p>
<p>Bu kapsamda “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”, devlet veya devlet dışı kişilerden, kurumsal yahut şahsi hiçbir maddi fon veya finans kullanmaksızın, tamamen Derneğimizin üye ve gönüllülerinin maddi-manevi emek ve katkılarıyla hazırlanan bir çalışma olup üç ana bölüm ve bir ekten oluşmaktadır.</p>
<p>Birinci bölümde <strong>OHAL’in ve KHK’ların anayasal çerçevesi</strong> değerlendirilmiş ve çıkarılan KHK’lar insan hakları yönünden değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Bununla birlikte ortaya çıkan sosyal maliyet, yani mağduriyetler ele alınmıştır. İkinci bölümde OHAL döneminde yaşanan <strong>soruşturma ve kovuşturma süreçleri</strong> değerlendirilmiş, KHK’lar ile işten atılmaların, uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerinin, mal varlıklarına tedbir konulmasının, iddianamelerin gecikmesinin yol açtığı <strong>mağduriyetler</strong> ele alınmıştır.</p>
<p>Üçüncü bölümde ise OHAL döneminde ve OHAL’in oluşturduğu atmosferin de etkisiyle yoğunlaşan hak ihlali iddialarına kategorik başlıklar halinde değinilmiştir. Değerlendirmelerimizi yaparken gerek derneğimize gelen başvurularda dile getirilen gerekse de basın yayın organları ve sosyal medyaya yansıyan <strong>ihlal iddiaları </strong>esas alınmıştır. Raporun eki niteliğindeki bölümde ise KHK düzenlemeleri ayrıntılı olarak ele alınmış, bugüne dek yayınlanan <strong>KHK’ların içerikleri, etki alanları</strong> da dikkate alınarak belirli başlıklar altında istatistiki bilgilerle birlikte değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.”</p>
<p><strong>OHAL Uygulamalarını İnsan Hakları Çerçevesinde Tutabilmek</strong></p>
<p>“Başarılmış darbelerin ardından yaşanan <strong>hukuksuzluk ve kaosun nedeni</strong>, toplumsal desteği olmayan cuntanın, olası muhalefeti sindirerek kendisini kabul ettirmeye çalışmasıdır. Ama halk tarafından engellenen bir darbe teşebbüsü sonrasında işletilecek bir <strong>hesap sorma süreci</strong>nde, toplumsal destek sorunu bulunmaz. Toplumun çoğunluğu, zaten meşru yönetimi desteklemektedir. Darbe teşebbüsüyle ortaya çıkan tehdit, bu desteğin gücüyle belki biraz geç ama mutlaka bertaraf edilebilir. Bu nedenle halk tarafından engellenen bir darbenin ardından yaşananların “başarılı” olmuş bir darbe sonrasında yaşananlardan farklı olması gerekir.</p>
<p>Toplumsal meşruiyet, hukuk içinde kalarak ve <strong>herkesin</strong> (suçluların bile) birtakım <strong>haklara sahip olduğu</strong>nu kabul ederek sağlanır. 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde ilan edilen ve halen uygulanmakta olan OHAL döneminde, darbeci yapıyla irtibat ve iltisağı olduğu düşünülen kişilere karşı yetkililerin takındığı bazı tutum ve davranışlar insan hakları yönü ile kabul edilebilir değildir. Bu süreçte, haklarında somut delil dahi olmaksızın, <strong>sırf ihbarlara dayanılarak</strong> birçok kimse hakkında yasal işlem yapılmıştır. Bu durumun telafisi çok zor (belki de imkânsız) <strong>mağduriyetler</strong> oluşturduğu ve oluşturacağı muhakkaktır.</p>
<p>Raporda yer alan tespit, tahlil ve örnekler gösteriyor ki darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen OHAL döneminde özellikle KHK’lar vasıtasıyla keyfî uygulamaların önü açılmış, olağanüstü dönemlerde dahi dokunulmaz kabul edilen bazı temel <strong>hakların özüne dokunacak düzenlemeler</strong> yapılmıştır.”</p>
<p><strong>Suç ve Suçluyla Mücadele Ederken Hakların Özünü Zedelememeye Özen Göstermek </strong></p>
<p>“KHK’larla on binlerce insan bir daha dönmemek üzere <strong>kamu görevinden ihraç</strong> edilmiştir. OHAL komisyonu kurulana kadar bu kişilere, hukuk nazarında haklarını arayabilecekleri bir yol da gösterilmemiştir. Komisyonun kurulup fiilen çalışmaya başladığı zamana kadar geçen sürede oluşan mağduriyetler, insan hakları yönünden kabul edilebilir makuliyet sınırının çok üzerindedir. Fiilen çalışmaya başladığı tarihten sonra ise ihraç edilen kişilerin sayısal çokluğu ve yapılan başvuruların yüzbinlerle ifade ediliyor oluşu karşısında Komisyon, <strong>etkili bir denetim mekanizması</strong> olmaktan da uzaktır. Komisyon üyelerinin sayısı da göz önünde bulundurulduğunda, mağduriyetlerin nasıl giderileceği ciddi bir soru işareti oluşturmaktadır.</p>
<p>Suç isnat edilen kişilerin yargı mercileri önünde masumiyetlerini etkin bir şekilde ispat edebilme <strong>imkânlarının kısıtlanması</strong> yeterince mağduriyet oluşturuyorken, en son çıkarılan 696 sayılı KHK’yla hükme bağlanan “<strong>tutuklulara tek tip kıyafet uygulaması</strong>”, masumiyet karinesinin de açık bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. İnsanlık dışı uygulamaların ve hak ihlallerinin sembolü haline gelen Guantanamo uygulamasını örnek alan bu düzenlemeden <strong>derhal geri dönülmelidir</strong>.</p>
<p>KHK’larla, darbe teşebbüsü, terör eylemleri ve bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması süreçlerinde yer alan sivillere, belirsiz ifadelerle tanınan <strong>hukuki ve cezai sorumsuzluk</strong>, keyfî davranışlara sebep olma potansiyeline sahiptir ve yeni hak ihlallerine kapı aralayacak düzenlemelerdir. Darbeye ve darbecilere karşı koyma vatandaşların tabii bir hakkıdır ve TCK gereği “meşru müdafaa” kapsamında bir eylemdir. Mer’î hukukta bu tür eylemlere karşı şahsi cezasızlık ve hukuka uygunluk nedenleri açıkça düzenlenmişken, muğlak ifadelerle yürürlüğe konulan düzenlemeler, kendisini kendinden menkul “vatan savunması”ndan sorumlu gören, <strong>hukuk dışına çıkmaya istekli</strong> kişileri cesaretlendirebilir.</p>
<p>Hukukun temel prensiplerinden olan, <strong>“delilden suça ve suçluya” ulaşma</strong> ilkesinin, OHAL döneminde yürütülen soruşturmalarda yara aldığı görülmektedir. Geçmişte de bu ilkenin ihlali nedeniyle birçok masum insan cezalandırılmıştır. Bu OHAL döneminde de <strong>devletin geçmiş alışkanlıklarını devam ettirdiği</strong>, somut deliller olmaksızın kişileri gözaltına aldığı, tutukladığı üzüntüyle izlenmektedir. Tüm soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin etkili ve adil bir şekilde yürütülmesi, hukuki delile dayanarak gözaltına alma ve tutuklamaların yapılması, tüm bunlarla birlikte insan haklarının özüne zarar vermeden suça ve suçluya ulaşılması gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Tedbir Amaçlı Kısıtlamaları Hukuksuz Bir Cezalandırmaya Dönüştürmemek  </strong></p>
<p>“OHAL döneminde CMK’daki gözaltı sürelerinin uzatılmasının yanında, yargının geçmişten gelen soruşturmaları <strong>makul sürede sonuçlandırmama</strong> alışkanlığının daha da arttığı, iddianamelerin uzunca bir süre hazırlanmadığı, şüpheli sıfatını taşıyan birçok kimse ile ilgili henüz soruşturma süreçlerinin tamamlanmadığı görülmektedir. Üstelik bu kişilerin birçoğu hakkında adlî kontrol veya tutuklama gibi <strong>hürriyeti kısıtlayıcı tedbirler</strong>e başvurulmaktadır. İddianamelerin hazırlanamaması ve yargılama süreçlerinin uzaması nedeniyle, aslında “tedbir” mahiyetinde olması gereken tutuklama uygulaması, “<strong>cezalandırma</strong>” aracına dönüşmektedir. Soruşturma ve yargılama makamlarının <u>delilleri toplamadan suçluyla ilgili tedbirlere başvurma</u> alışkanlığından vazgeçerek mevcut süreçleri en hızlı şekilde sonuçlandırması kaçınılmaz bir zorunluluktur.</p>
<p>OHAL döneminde <strong>cezaevlerinde</strong> de insan hakkı ihlallerinde artışlar yaşandığı gözlemlenmiştir. Özellikle FETÖ örgüt üyeliğiyle suçlanan kişiler ile diğer tutukluların <strong>farklı uygulama</strong>ya maruz bırakılması, avukat görüşlerine zaman sınırı getirilmesi, avukat görüşlerinin görevli nezaretinde yapılması veyahut kayda alınması gibi uygulamalar <u>savunma hakkının etkin kullanılmasını engelleme</u>ktedir.</p>
<p>OHAL nedeniyle tüm tutuklu ve hükümlülerin zaten kötü olan <strong>cezaevi şartları daha da kötüleşmiştir</strong>. Mevcut cezaevlerinin kapasiteleri insani yaşam standartlarının altında iken darbe girişimi sonrası tutuklanan, haklarında hüküm verilen binlerce kişi nedeniyle cezaevleri bütün mahpuslar açısından <u>en temel insani ihtiyaçların dahi karşılanamadığı mekânlar</u> haline gelmiştir. OHAL bahane edilerek cezaevleri yasaklarında artışlar yaşanmaya başlamıştır.</p>
<p>Hukukun askıya alındığı, hukuki güvencenin zayıfladığı, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği “<strong>darbeler</strong>” insan hakları açısından ne kadar <strong>kabul edilemez</strong> ise, birçok temel hak ve hürriyetin askıya alındığı bir sürece evirilen OHAL dönemleri de kabul edilemezdir.</p>
<p>Bu vesileyle MAZLUMDER İstanbul Şubesi olarak; darbelerle, darbecilerle ve her türlü suç odaklarıyla mücadelenin hukuk içinde kalınarak yapılması, temel insan hakları ilkelerine riayet edilmesi gerektiği çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Unutulmamalıdır ki; <strong>mücadele hukuk içinde kalındığında anlam ifade eder</strong>. Adil devlet, düşmanına bile adaletle davranabilen devlettir; adaletten hiçbir zaman vazgeçmemeye davet ediyoruz.</p>
<p>İstisnai bir uygulama olan ve bugüne kadar ciddi hak ihlallerine yol açmış ve yeni hak ihlallerini üretme potansiyeline sahip <strong>OHAL’in bir an önce sona erdirilmesi</strong> gerekmektedir. Ulusal ve uluslararası mevzuatın uyulmasını zorunlu kıldığı ilkelere riayet edilmesi, dokunulmaz kabul edilen <strong>hakları zedeleyici</strong> uygulamalardan uzak durulması gerekmektedir.</p>
<p>Bu meyanda OHAL sürecini insan hakları ve mağduriyetler üzerinden inceleyen “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”muzu kamuoyunun dikkatine sunuyor, bundan sonraki süreçleri de yakından takip edeceğimizi ve adil şahitler <strong>adil şahitler</strong> olarak sözümüzü söylemekten çekinmeyeceğimizi, bir kez daha ilan ediyoruz.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Maksatlı bazı yorum ve yönlendirmelerine katılmasak da, Hak ve Adalet Platformu (HAP) ile İHOP’un OHAL raporları da insan hakları savunucuları ile merkezî yönetimin doğrudan muhatapları başta olmak üzere kamuoyu tarafından dikkate alınması gereken çalışmalardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) ve Uluslararası Af Örgütü &#8211; Türkiye (UAÖ-TÜRKİYE)’nin bir araya gelerek oluşturduğu <strong>İnsan Hakları Ortak Platformu</strong>, “Olağanüstü Hal Tedbir ve Düzenlemeleri Güncellenmiş Durum Raporu &#8211; Türkiye 21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017” başlıklı raporunu 11 Ocak 2018 tarihinde yayınlamış olup detaylı liste ve tablolarla desteklenen bu rapor ile Hak ve Adalet Platformu’nun raporu, Mazlumder’in OHAL Raporu’nun yanısıra insan hakları savunucularının gözden kaçırmaması gereken bir çalışmadır. (<strong>3</strong>).</p>
<p>Dünya mazlumlarının umudu olmaya devam eden Türkiye’mizin 15 Temmuz 2016 tarihinde maruz kaldığı işgal ve taksim girişiminin akabinde uygulamaya konan ve yedi kez uzatılan olağanüstü hâl dönemini yönetim ve toplum olarak kanıksayıp bu dönemdeki hak ihlallerini <u>görmezden gelirsek</u> ya da bunları işin doğası icabı kabul edip <u>ihlalleri içselleştirirsek</u>, maazallah işte o zaman Mısır, Suriye, Irak, Afganistan vd. bazı İslam ülkeleri gibi olağanüstü durumun on yıllar boyunca olağanlaştırıldığı bir sürece evriliriz ki, o vakit menfur girişimin dolaylı da olsa büyük oranda muvaffak olduğunu kabul etmek zorunda kalabiliriz! (<strong>4</strong>).</p>
<p>Tam “OHAL bitti, İki yıl boyunca yaşanan mağduriyetler artık sona eriyor” diye düşünülürken, yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kalınmıştır. 25.07.2018 tarihinde toplam 28 maddeden oluşan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” isimli bir teklif TBMM’de kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı’nın onaylaması sonucu da 31.07.2018 tarihli 30495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <strong>7145</strong> sayılı bu yasa incelendiğinde, kamu otoritesine bazı <strong>hak ve özgürlükleri kısıtlama</strong> konusunda geniş takdir yetkilerinin verildiği görülmektedir. Bu gelişme üzerine Mazlumder, yasanın hak ihlallerine yol açacağından duyduğu endişeyi toplumla paylaşmak ve yaşanması muhtemel hak ihlalleri konusunda kamu otoritesini uyarmak maksadıyla “OHAL Sonrası Düzenlemelere Dair Değerlendirmeler” başlıklı bir çalışma daha hazırlamış ve yayımlamıştır (<strong>5</strong>). Özetini sunduğumuz Rapor’un tamamlayıcı eki niteliğindeki bu değerlendirmede OHAL sonrası dönemle ilgili düzenlemeler içerisinde hak ihlali oluşturabilecek, hakların özünü zedeleyebilecek ve özgürlükleri kısıtlayacak nitelikte olan maddelerin kısa bir analizi yapılmıştır. Olağanüstü hâli dolaylı yollarla kalıcı kılma riski taşıyan bu düzenlemelerin ivedilikle gözden geçirilerek ‘olağanüstü hâli olağanlaştırma’ tehlikesinin bütünüyle bertaraf edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>org</strong>/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65, 02.04.2018.</li>
<li>İstanbul Mazlumder; <strong>OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu</strong>, 92 s., http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/ohal-donemi-hak-ihlalleri-raporumuz-yayinlanm/13231, 30.03.2018.</li>
<li>İHOP; <strong>OHAL Durum Raporu</strong> (21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017), 58 s., http://www.ihop.org.tr/2018/01/11/ohal_durum-raporu/, 11.01.2018.</li>
<li>Cevdet Said; “<strong>Anayasa ve Olağanüstü Hâl Uygulamaları</strong>”, http://dirilispostasi.com/a-7504-anayasa-ve-olaganustu-hl-uygulamalari.html, 19.11.2017.</li>
<li>Yasin Dıvrak, Mevlana İbrahim Asım Bilir, Nuri Yılmaz; <strong>OHAL Sonrası Düzenlemelere Dair Değerlendirmeler</strong>, Mazlumder Yay., İstanbul 2018, 12 s. http://www.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/ohal-sonrasi-duzenlemelere-dair-degerlendirme/13325, 17.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
