<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Okuyan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/mehmet-okuyan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/mehmet-okuyan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSRAFA DÜŞÜP ÖLÇÜYÜ VE DENGEYİ KAYBETMEMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET YAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI GİTMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞA HARCAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ KALLEK]]></category>
		<category><![CDATA[CİMRİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GAZZÂLÎ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖSTERİŞ TÜKETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HADDİ AŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HALE ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL CEYLAN KÖKSAL]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ ÜRETİM TARZI]]></category>
		<category><![CDATA[İSRA SÛRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İTİDAL]]></category>
		<category><![CDATA[KARIN TOKLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSRİF]]></category>
		<category><![CDATA[NİSA]]></category>
		<category><![CDATA[PİNTİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SAÇIP SAVURMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SAVURGANLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SINIRIN AŞILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TABERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TEBZÎR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKÂSÜR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİM BEYGİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUMLULUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=690</guid>

					<description><![CDATA[Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık gündemimize taşımamız icap etmektedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“(Helâlinden) yiyiniz ve içiniz ama israf etmeyiniz! Zira Allah müsrifleri sevmez!” (A’râf 7:31).</p>
<p>“Rahman’ın o iyi kulları, harcamalarında ne israfa düşerler ne de cimrilik yaparlar; bu ikisinin arasında dengeli bir tutumu benimserler.” (Furkan 25:67).</p>
<p><strong>Savurganlıkla Pintilik Arasında Dengeli Bir Tutum Benimsemek</strong></p>
<p>Gerçek, meşrû ve mâkul olanın dışına çıkma, itidalden sapma anlamında kullandığımız ‘<strong><em>isrâf</em></strong>’ kavramı Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde şöyle tanımlanır:</p>
<p>“Arap dilinde “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen ‘<strong><em>seref’</em></strong> kökünden türetilmiş olup inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü <strong>ölçülerin dışına çıkmayı</strong>, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. İsrafçı kişiye ‘<strong><em>müsrif’</em></strong> denir. Gazzâlî’nin açıklamalarına göre dinin, âdetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır. Taberî, İsrâ Sûresi’nin 27. âyeti münasebetiyle ‘<em>tebzîr</em>’i “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın niceliği, tebzîri ise niteliğiyle ilgili görür. Buna göre doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak ise ‘<strong><em>tebzîr’</em></strong>dir.</p>
<p>Maddî ve manevi <strong>imkânlar</strong>ı Allah’ın insanlara bağışladığı birer <strong>emanet</strong> sayan İslâm dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. İçki, kumar, fuhuş, rüşvet gibi içtimaî ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların açık hükümlerle yasaklanması yanında insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran <strong>gösteriş tüketimi</strong>nin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre <strong>ihtiyaçtan fazla tüketim</strong>i de haram veya mekruh sayılmıştır.</p>
<p>Esasen genel olarak <strong>tutumluluk ve itidal</strong> İslâm’ın ibadetlerde bile öğütlediği temel bir ilkedir. Nitekim sorumluluklarını ihmal edecek derecede ibadete dalmak, camilerin aşırı biçimde süslenmesi, kabirlere lüzumundan fazla harcama yapılması vb. ölçüsüzlükler uygun görülmemiştir.</p>
<p>Günümüzde özellikle beşerî ve maddî kaynak ve imkânların kullanımındaki savurganlığı ifade eden israfın kapsamının belirlenmesinde inanç, örf âdet, tutum, tercih ve alışkanlıkların rolü vardır. İsrafı belirleyen kıstas dinî, millî, içtimaî, ailevî, meslekî temel rollerin hakkıyla ifası için ruhen, aklen ve bedenen ihtiyaç duyulan şeylerin tatminine yönelik kaynak istihdamı ve harcamalarda din, akıl ve örfün belirlediği <strong>sınırın aşılması</strong> olarak düşünülebilir.</p>
<p>İslâmî anlayışa göre beşerî <strong>ihtiyaçlar sınırlı</strong>dır; arzu ve <strong>ihtiraslar ise sınırsız</strong> olup salt nefsanî arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan <strong>İslâmî üretim tarzı</strong> vatandaşların gıda, barınak, giyecek, eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, haberleşme gibi <strong>ihtiyaçlarını karşılama</strong>yı hedefler. Üretimi yönlendiren şey fert ve kamu yararıyla kayıtlı olan tüketimdir. İslâm’da hedef insanın kemâlidir; buna ise tüketmekle değil daha erdemli olmakla ulaşılır; erdemle tasarruf arasında olumlu bir ilişki bulunduğu muhakkaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kur’an’ın ve Nebevi Sünnetin İsraftan Sakındıran Uyarılarına Kulak Asmak </strong></p>
<p>‘<em>S-r-f</em>’ kökünden türemiş kelimeler Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçmekte olup şu üç anlam alanında kullanılmıştır:</p>
<p>“Aşırı gitmek ve haddi aşmak, boşa harcamak ve saçıp savurmak, haram.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Kur’an’da <strong><em>müsrif</em></strong> terimi “kendini heder eden; sadece bedensel dürtülerine bağlı kalıp ahlaki endişe ve yükümlülüklerden uzak kalan ve böylece ruhsal yetilerini boşa harcayan kişi” anlamında kullanılmıştır. Müsriflerle ilgili “Kendi güçlerini boşa harcayanlara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür.” (Yunus 10:12) ayeti, hayat boyunca “kendilerini, kendilerine verilen güç ve yetileri boşa harcayanlar”ın düşüncesiz rahatlıklarını ve budalaca kendilerinden hoşnutluklarını dile getirmektedir.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Hicrî 1439 yılı ramazan ayında ana tema olarak israfı seçen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu vesileyle ikinci baskısını yayımladığı “İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek” (<strong>4</strong>) isimli eserde israf, on dört bölüm yazarı tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmış olup birkaç pasajı iktibas etmeyi lüzumlu buluyorum:</p>
<p>“Bugün hem bireysel hem de küresel boyutta çok temel bir kriz ve ahlak sorunu hâline gelen israf; sadece eşya ile sınırlı olmayıp zaman, ömür ve hülasa bütün nimetler konusunda haddi aşmayı ifade eden bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) konunun uhrevi boyutuna vurgu yapan; “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 1) hadisiyle, insanın yeryüzü serüveninde dikkat etmesi gereken öncelikli değerlere işaret etmektedir.” (Prof.Dr. Ali Erbaş, s.7-10).</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarını İsraf Etme Vebalinden Kaçınmak </strong></p>
<p>“Milletler, ferdî israf sebebiyle olmasa bile kamu sektöründeki israf ve kötü yönetim yüzünden yoksullaşabilir. Bundan dolayı devlet gelirleri lüks kamu harcamaları, aşırı kadrolaşma veya karşılıksız yüksek ücretlerle israf edilmemelidir. Tasarruflar, müsriflerin lüks tüketim mallarına duydukları isteğin tatminine harcanır ve sermaye miktarını arttırmak için kullanılmazsa iktisadî gelişmeyi engeller. Çünkü sermaye tasarrufla artar, israf ve kötü kullanımla da azalır. Ülke gelirinin önemli bir kısmı üretken olmayan kesimlere tahsis edilirse gerçek üreticilerin geçimi zorlaşır. İnsan, elindeki her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde kullanmakla sorumludur.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>“İsrafın en az önemsenen fakat yansımaları itibariyle <strong>en zararlı</strong> olanı kamuda yani devlet işlerinde, kaynaklarında ve mallarında yapılanıdır. Bu israf türü bazen Müslümanların yönetim işlerini emanet olarak omuzlarına alan devlet yetkilileri eliyle bazen de yönetilen bireyler eliyle yapılmaktadır.</p>
<p>Öncelikle kamu görevlerine <strong>layık ve ehil olmayanlar</strong>ın getirilmesi bu alandaki israfın ilk adımıdır. “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emrediyor…” (Nisa 4:58) buyruğu ile “İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim 2) ikazı, kamu görevlendirmelerinde ne kadar hassas olunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ehliyet ve liyakate göre değil de bir tür <strong>yakınlık</strong> veya <strong>çıkar ortaklığı</strong>na dayalı görevlendirmeler yapılırsa bunun hem hizmet kalitesinde azalmaya hem kamu kaynaklarının verimsiz harcanmasına hem de gerçek hak sahiplerinin hakkının gasp edilmesine sebep olması gibi istenmeyen sonuçları olacaktır. Bu sonuçların her birinin farklı anlamlarda <strong>israf</strong> olduğu da ortadadır.</p>
<p>Kamu yatırımlarının planlanması ve harcamalarının yapılmasında <strong>gerçek ihtiyaç ölçütü</strong>nün göz ardı edilip kısa vadeli sübjektif çıkarların ya da siyasî hesapların belirleyici olmasının da israf kapsamına gireceği bir gerçektir. Kamu yöneticilerin- den bu yönde haksız taleplerde bulunmak da söz konusu is- raf vebalinin altına girmek olacaktır. “Devletin malı deniz…” anlayışının ne din ne akıl ne de vicdan bakımından bir izahı yapılabilir. Hz. Peygamber’in şu beyanları bu noktada hem yöneticiler hem memurlar hem de yönetilenlerce daima göz önünde bulundurulmalıdır (Prof.Dr. Ahmet Yaman, s.13-26):</p>
<p>“Kamu görevleri birer emanettir. Layık olduğu için onu alan ve gereğini hakkıyla yerine getirenler dışında bu görevler kıyamet gününde rezillik ve pişmanlık doğuracaktır.” (Müslim, İmâre 16).</p>
<p>“Allah Teâlâ bir kimseyi Müslümanların başına idareci yapar da o kişi Müslümanların ihtiyaç, talep ve yoksunluklarıyla ilgilenmezse Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ihtiyaç, talep ve yoksunluğuyla ilgilenmez.” (Ebû Dâvûd, Harâc 12). (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>İnsani Erdemlerden Soyutlanıp Tüketim Beygirine Dönüşmemek</strong></p>
<p>“Tüketimin önü alınmaz bir çılgınlığa dönüşmesinin iki önemli göstergesi var. Birincisi, tüketen toplumun hayatındaki <strong>dengesizlik</strong>, ikincisi de üreticilerin <strong>ucuz iş gücü</strong>nü sağlayabilmek için başvurduğu yöntemler. İnsanlar, o kadar çok şey alıyorlar ki bu istifçiliğe dönüşüyor. Bu sefer bu eşyaları sığdıracak yer bulamıyor ve sonunda aldıkları <strong>eşyaların hizmetçisi</strong> durumuna düşüyorlar. Evler daralıyor. Onca eşyanın içinden kullanacakları şeyleri seçmek bile stres sebebi oluyor. Yaşam alanlarını hafifletme ihtiyacı duymaya başlıyorlar. Yeteri kadar aldıklarında arzuların sınırsız, imkânların ve zamanın ise sınırlı olduğunu fark ediyorlar.</p>
<p>Tüketim çılgınlığının ikinci göstergesi daha can sıkıcı: üreticilerin ucuz iş gücü sağlamak için kullandığı yöntemler. Önceden sınırlı sayıda alabildiğimiz ürünlerin şimdi nasıl bu kadar ucuz olduğunu hiç düşündünüz mü? Tekstil sektörünü ele alalım. Her bütçeye uygun sınırsız ürünün var olduğu bu sektör, dünyada en çok paranın döndüğü alan. “Bedava” diye nitelendirdiğimiz ucuzlukta ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu çok ucuz giysilerin bedelini kim ödüyor sizce? Elinize aldığınız bir ürün, Avrupa ya da Amerika’dan ithal edilmiş oluyor; fakat üretim yeri olarak gösterilen yerler üçüncü dünya ülkeleri. Gelişmiş ülkeler, kendi topraklarında tekstil üretimini en az seviyeye indirmiş durumda. Çünkü üretimde kullanılan kimyasallar, işçileri sağlığından ediyor. Üretim esnasında oluşan atıklar, doğaya zarar veriyor. Hindistan, Pakistan vb. üçüncü dünya ülkeleri, <strong>karın tokluğuna çalışan işçiler</strong>le dolu. Ve bu işçilerin çoğu, mesleklerinden dolayı, ölümcül hastalıklara yakalanıyorlar. Bu giysilerin üretimi esnasında doğaya verilen zarar ise cabası.” (Hilal Ceylan Köksal, s.139-147). (<strong>4</strong>).</p>
<p>İsrafa düşüp dengeyi ve ölçüyü kaybetmemek için farkındalık oluşturmak maksadıyla hazırladığımız bu ikinci yazımızı, bize sayısız nimetler bahşeden Allah Teâlâ’nın şu iki ağır ihtarıyla noktalayalım:</p>
<p>“… Sonra o Gün, (dünyadayken) size verilmiş olan her nimetten elbette sorguya çekileceksiniz!” (Tekâsür 102:8).</p>
<p>“Doğrusu, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbine karşı çok büyük nankörlük etmiştir.” (İsra 17:27).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cengiz Kallek; “<strong>İsraf</strong>” Maddesi, TDVİA, Ankara 2001, c.23, s.178-180.</li>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.423-425.</li>
<li>Muhammed Esed; <strong>Kur’an Kavramları</strong>, İşaret Yay., İstanbul 2016, s.158-159.</li>
<li>Elif Erdem ve Hale Şahin (Ed.); <strong>İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2018, Ankara, 174 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYIR MEDENİYETİNİ YENİDEN İNŞA EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[AYIRICI VASIFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞERGÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HAYR]]></category>
		<category><![CDATA[GREK]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<category><![CDATA[İNŞA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İSMET ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[KADİM MEDENİYETLER]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİLİZASYON]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=663</guid>

					<description><![CDATA[“Hayr” kelimesi Arapça “h-y-r” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayr” kelimesi Arapça “<em>h-y-r</em>” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın şekilde kullanılmaktadır.</p>
<p>Türkçede “h-y-r” kökünden türemiş hayırlı, hayırsever, hayırhah, hayırsız, hayret, hayrülhalef, muhayyer, muhtar, ihtiyar gibi çok sayıda kelime hâlen canlılığını korumaktadır. Hayır beklememek, hayır etmemek, hayır kalmamak, hayra alamet değil, hayra yormak, hayırdır inşallah, hayrı dokunmak, hayrını görmek, hayırla anmak (ya da yâd etmek), hayır dua gibi olumlu veya olumsuz birçok kalıpta kullanılan bu ve benzeri bileşik kelimeler, İslamiyet’i bir hayat tarzı olarak benimseyen toplumların “hayır” odaklı bir medeniyet perspektifine sahip olduğunu da göstermektedir.</p>
<p><strong>“<em>Festebiqû’l-hayrât</em>; hayırlarda yarışın!” Emrine Uygun Davranabilmek </strong></p>
<p>Türevleriyle birlikte “hayr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 196 yerde dört farklı anlamda kullanılmıştır. “<strong>Seçmek</strong>, tercih etmek” anlamında 21 yerde, “<strong>servet</strong>, mal mülk” anlamında 6 yerde, “<strong>iyi hâl</strong>” anlamında bir yerde (Enfâl 8:23) ve dördüncü anlam grubu olarak da “hayır, <strong>iyilik</strong>, daha iyi, daha hayırlı, yegâne/mutlak iyi, <strong>vahiy</strong>, ecir/sevap, zafer ve ganimet, ahlâken iyi/güzel olan, sevilen, yararlı olan” anlamında “<u>şerrin zıddı</u>” olarak 168 yerde geçmektedir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden birisi de “<strong><em>el-HAYR</em></strong>” olup “hayrın kaynağı, zâtı mutlak hayır olan, hayrı eşsiz ve benzersiz olan” demektir. “<em>H-y-r</em>” kökünden türeyen kelime ve kavramlar; “fıtratın ilgi duyduğu, meyledip sevdiği ve istediği şey, iyilik, cömertlik, tercih, üstünlük, hayranlık, şaşkınlık” gibi anlamlara sahiptir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>“Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. <strong>Siz, hayırda (iyiliklerde) yarışın.</strong> Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan (ve gücü yeten) Allah’tır.” (Bakara 2:148).</p>
<p>“Gerçekleri içeren bu Kitab’ı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma! Her birinize bir şeriat ve bir yöntem belirledik. Tercihi (size bırakmayıp) Allah yapsaydı hepinizi tek bir toplum yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi (yıpratıcı) bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. <strong>Artık iyi işlerde yarışın.</strong> Tekrar (kalıcı hayata) dönüşünüzde Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.” (Mâide 5/48).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı toplum/ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a inanıp güvenirsiniz. Eğer Ehl-i Kitap da inanıp güvenseydi, haklarında <strong>daha hayırlı</strong> olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da, çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>Allah Rasulü (s) de birçok hadisinde “hayr” kelimesini kullanmış olup; “<em>Lâ hayra fî</em> …; …de hayır yoktur.”, “<em>Hayrukum</em>…; Sizin en hayırlınız…”, “<em>Hayru’n-nâsi</em>…; İnsanların en hayırlısı…” kalıplarıyla sahih hadis külliyatında onlarca hadis olduğu malumdur.</p>
<p><strong>Medeniyetlerin “Hayır” Telakkilerini Tefrik Edebilmek</strong></p>
<p>“<em>Huwe Hayrun we ebqâ</em>: O hayrın kaynağıdır, O bâkidir.” âyet-i kerimesi mucebince mutlak kaynağı Allah olan hayrın dört kaynağından söz edilebilir. Hayrın; ontolojik kaynağı olan <strong>fıtrat</strong> ve vicdan; teolojik kaynağı olan <strong>inanç</strong>; mutlak kaynağı olan <strong>Allah</strong> ve sosyolojik kaynağı olan <strong>toplum</strong>.</p>
<p>Eski Hind’de hayır faaliyeti yoktu. Çünkü Hinduizm, Brahmanizm, Budizm gibi inançlar görünen âlemin gerçek değil hayal olduğuna inanmaktadır. Ayrıca <strong>kast</strong> sistemini esas aldığından hayır yapmak Yaratıcı’nın işine karışmak gibi algılanır. Konfüçyanizmde hayrın kaynağı toplumsal ve siyasal çıkarlardır.</p>
<p>Ahuramazda-Ehrimen (İyilik Tanrısı-Kötülük Tanrısı) tesniyesine dayalı Zerdüştlük’de, madde bir Rahman’ın bir Şeytan’ın eline geçen ve kimin eline geçerse onun aleti olan bir silah olarak resmedilir. Eski Mısır’da hayır; Firavun’a, yani “Güneş’in/Tanrı’nın oğlu”na(!) hizmet etmektir.</p>
<p>Yahudi ilahiyatı hayrı saf akidenin ve Allah inancının bir gereği olarak değil, sosyal şartların açtığı yaraları kapatmanın bir unsuru olarak görür. Hıristiyanlık; -Kilise seküler/dünyevi olanın karşıtı olduğu için- hayrı sadece teolojik olarak tanımlar, hayrın fıtri, vicdani ve toplumsal tarafını yok sayar. (<strong>2</strong>).</p>
<p>İslam’da ise dünya ile ahireti, madde ile mânayı, Yaratan ile yaratılanı, toplum ile ferdi dengeli bir şekilde ele alan bir hayır telakkisi ve bu telakkiye uygun Hisbe Teşkilatı, Fütüvvet Teşkilatı, vakıflar gibi hayır kurumları ortaya koymuştur. İslam medeniyeti diğer medeniyetlerin aksine muhatabını hazza ve yarara değil, <strong>hayra</strong> çağırır. Müslüman haz için ve yarar için değil, hayır için çabalar. Zira hazzı içgüdüler, yararı nefis, hayrı ise Allah belirler. Haz anlıktır, yararın en uzunu ömürlüktür, hayır ise ölümden sonrasını da kapsayan uzun süreli ve kuşatıcı bir mutluluktur. Hazzın ücreti hemen verilir, yararın karşılığı dünyada görülür, hayrın karşılığı ise hem bu dünyada hem de ahirette görülür.</p>
<p><strong>Hayır Medeniyetini Gerekçelerine Uygun Olarak Yeniden İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“… Mescid-i Haram’a girmenizi engellediler diye bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi aşırılığa sevk etmesin. <strong>İyilikte ve yanlışlardan korunmada (takvada) yardımlaşın ama günahta ve taşkınlıkta yardımlaşmayın</strong>. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun. (Zira) Allah, suçla ceza arasında sıkı bağ kurar.” (Mâide 5:2).</p>
<p>Yahudiler ve Hıristiyanlar (Mâide 5:51), bütün kâfirler (nankör inkârcılar) (Enfâl 8:73), bütün zalimler (Câsiye 45:19) nasıl birbirlerinin velisi, koruyup kollayıcısı ve destekçisi ise, Allah’ın dosdoğru yolunda yürüme çabası veren mü’minler de birbirlerinin velisidirler (Enfâl 8:72).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar <strong>birbirlerinin velisi</strong>/yakın dostudur. Marufa (Kur’an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere (Kur’an’a aykırı olana) engel olurlar. Namazı özenle ve sürekli kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Elçisi’ne de boyun eğerler. Allah, işte bunlara ikramda bulunacaktır. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Sana bağlılık sözleşmesi yapanlar, o sözleşmeyi aslında Allah ile yapmış olurlar. <strong>Allah’ın eli onların elleri üstündedir</strong>. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği görevi yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.” (Fetih 48:10).</p>
<p>Hayır medeniyetini inşa yolunda yardımlaşmamızı ve dayanışmamızı, birbirimizi koruyup kollamamızı emreden bu ayetler yanında yolda kalmıştan yetime, muhacirden miskine kadar bütün dezavantajlı insanlara nitelikli destek sunmamızı emreden Rabbimizin yüce buyrukları ile “<em>ed-Dâllu ale’l-hayri kefâ’ilih</em>: Bir <strong>hayra rehberlik eden</strong> onu bizzat yapmış gibidir.” hadisiyle tüm mü’minleri hayrın yaygınlaşmasında görev üstlenmeye teşvik eden Allah Rasulü’nün güzel örnekliği Müslümanların sadece dindaşlarını değil, bütün insanlığı, hayvanatı, nebatatı, hatta cemadatı kuşatan bir hayır medeniyetini yeniden elbirliğiyle inşa etmeleri gerektiğinin gerekçesini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin Ayırıcı Vasıflarını Ortaya Koyabilmek </strong></p>
<p>Medeniyet kavramı sözlük anlamı itibarıyla <strong>uygar</strong> olma durumunu ve uygar kimseye yakışır davranış ve tutum sergilemeyi ifade etmektedir. Felsefede “Barbarlık durumundan çıkıp törelere bağlı olarak belirli bir yurt içinde birlikte yaşama” anlamına gelen medeniyet, toplumbilimde “İnsanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir hayata ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümü” olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Hayatımız başta olmak üzere, verdiği sayısız nimet ve lütuflar karşısında şükran borcumuz olan Allah’a karşı borçluluk bilincini de ifade eden “<em>dîn</em>” kelimesiyle aynı kökten türeyen “<strong><em>medîne</em></strong>” şehri, “<em>medenî</em>” ise kurallara uygun davranan şehirliyi ifade eder. Bilgi ve görgü seviyesi bakımından yüksek düzeyde olan insanı tanımlayan “medenî” sıfatının zıttı “bedevî”dir.</p>
<p>“Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” diyerek Mehmet Âkif Ersoy’un ya da Batı sivilizasyonuna optimizm, üniversalizm ve etnosentrizm gibi vasıfları çerçevesinde ve insanlığa yaşattığı olumsuzluklar üzerinden bakan İsmet Özel’in eleştirileri (<strong>3</strong>) tanımladığımız anlamdaki medeniyete değil, bazı insanları tanrılaştırıp diğerlerini köleleştiren Batı tarzı medeniyete, daha doğru ifadesiyle sivilizasyona yönelik olsa gerektir. Zira, içtenliğin yok oluşu, israfın artması, maddileşme, dünyevileşme, ahireti unutma, yabancılaşma gibi olumsuzluklar İslam medeniyetinin değil; insan kişiliğini ve toplum yapısını bozan, donuklaştıran, sınıflaşma ve sömürüyü beraberinde getiren Batı sivilizasyonunun ürünüdürler.</p>
<p>Uzun yıllar medeniyetlerin mahiyet ve farklılıkları konusunda çalışmalar yapmış olan merhum <strong>Ali Murat Daryal</strong> Hoca’nın tespitlerine göre, bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez. Zira o taktirde kendisi olmaktan çıkacak, Başkaları gibi de olamayacaktır. Bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır. Çünkü sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Ayrıca, o medeniyete mensup insanlar, medeniyet yarışında ön sıraya geçmek hususunda <strong>ümitsizliğe ve yılgınlığa</strong> düşecektir. Dolayısıyla “inşa güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecek ve nihayetinde yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabiidir ki medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <strong>alış tarzları</strong> ve aldıkları müesseseler onların geleceğini belirleyecektir. Bu yüzden medeniyetler, ihtiyaçlarını “kendi hayati ölçülerini” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edecekler, dışarıdan, en fazla ihtiyaç duydukları sosyal kurumları almakla yetineceklerdir.</p>
<p>Medeniyetler ihtiyaç duydukları bazı “sosyal müesseseleri” dışarıdan alacakları zaman önce bu sosyal müesseseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına inanç ve değerlerine göre <strong>yeniden birleştirip</strong> şekillendirdikten sonra bünyelerine kabul edeceklerdir. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır. (<strong>4</strong>).</p>
<p>İslam medeniyeti önceki medeniyetlerden bazı sosyal kurumları ya olduğu gibi kabul etmiş, ya onları tamamen reddetmiş ya da yepyeni sosyal kurumlar ihdas etmiştir. Yaygın tasnife göre insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş Grek, Roma, Mısır, Hint, Çin vb. yirmialtı kadim medeniyeti karşılaştırdığımızda, İslam medeniyetinin bazı hususiyetleriyle onlardan farklılaştığını görmekteyiz. Özetle İslam medeniyetinin temel özelliklerini şöylece sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Allah merkezli olup <strong>tevhid inancı </strong>üzerine kurulmuştur.</li>
<li>Temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’tir.</li>
<li>İlk evrensel medeniyet olup yerel ve kapalı değil küresel ve açıktır.</li>
<li>Sadece dünyayı ya da sadece ahireti esas almaz, ikisinin altın dengesini kurar.</li>
<li>Maddeyi yüceltmediği gibi hakir de görmez ama mâna önceliklidir.</li>
<li>Kendi aleyhine bile olsa <strong>adalet</strong>ten taviz vermez.</li>
<li>Merhameti ve şefkati sadece dindaşlarını değil tüm yaratılmışları kapsar.</li>
<li>Tüm insanları kardeş bilir ve barışı esas alan iyi ilişkiler (<strong>ihsan</strong>) geliştirir.</li>
<li>Bencil değil diğergâmdır / kendi çıkarını değil başkasını düşünür.</li>
<li>Mekânı da ihmal etmemekle birlikte <strong>zaman öncelikli</strong> bir medeniyettir.</li>
<li>Toplumsal işleri ortak akıl (<strong>şûrâ</strong>) ile karara bağlar.</li>
<li>İmanın yanında akla, tedrice, kolaylığa, sadeliğe, estetiğe de önem verir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.311-314.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu, <strong>Esmâ-i Hüsnâ</strong>, 2. Baskı, Düşün Yay., İstanbul 2013, II/1185-1215.</li>
<li>İsmet Özel; Üç Mesele: Teknik &#8211; Medeniyet &#8211; Yabancılaşma, Tiyo Yay., İstanbul 2012, 160 s.</li>
<li>Ali Murat Daryal;<strong> Medeniyetler ve Mesajları</strong>, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı (İFAV) Yay., İstanbul 2015, 246 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIMAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 09:11:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:85]]></category>
		<category><![CDATA[11:113]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[2:191]]></category>
		<category><![CDATA[2:217]]></category>
		<category><![CDATA[21:35]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[22:53]]></category>
		<category><![CDATA[24:63]]></category>
		<category><![CDATA[29:2]]></category>
		<category><![CDATA[33:14]]></category>
		<category><![CDATA[37:162]]></category>
		<category><![CDATA[39:49]]></category>
		<category><![CDATA[4:91]]></category>
		<category><![CDATA[49:6]]></category>
		<category><![CDATA[5:41]]></category>
		<category><![CDATA[5:71]]></category>
		<category><![CDATA[57:14]]></category>
		<category><![CDATA[6:23]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[64:15]]></category>
		<category><![CDATA[7:155]]></category>
		<category><![CDATA[8:25]]></category>
		<category><![CDATA[8:73]]></category>
		<category><![CDATA[85:10]]></category>
		<category><![CDATA[9:126]]></category>
		<category><![CDATA[9:47-49]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[fısk]]></category>
		<category><![CDATA[M. Bâsim Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Râğıb el-İfahani]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=350</guid>

					<description><![CDATA[“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25). Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb</em>; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen şer güçlerine uşaklık eden bir grup satılmış hainin 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı kalkıştığı darbe girişimi vehle-i ûlâda muvaffakiyetle püskürtülmüş olmakla birlikte, tutuşturdukları fitne ateşini söndürmek daha meşakkatli olacak gibi görünmektedir. Bu sebeple, fitne ateşine odun taşımaktan uzak durmak ve küçük hesaplar peşine düşüp fırsatçılık yaparak fitne ateşini yakanlara hizmet etme hamakatine düşmemek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne: Cevheri Cüruftan Ayırmak İçin Madeni Ateşte Eritmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor.”</p></blockquote>
<p>Arapça “<strong><em>f-t-n</em></strong>” kökünden türeyen “fitne” kelimesi sözlükte; “ateşe atma, yakma, imtihan, sınanma, kargaşa, bela, salgın musibet, kötülük, sapma, yoldan çıkma, fettan, meftun, baskı kurma, iç savaş” anlamlarına gelmekte olup Lisânu’l-Arap, Tâcu’l-Arûs gibi lugatler “fitne” kelimesine “iyisini kötüsünden ayırt etmek için altını ve gümüşü ateşte eritmek” anlamı vermektedir (1,2).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “<em>f-t-n</em>” kökünden türetilmiş 60 kelime geçmekte olup bunların 23’ü “fetene/yeftinu/yuftenu…” gibi çeşitli fiil formlarında, 34’ü “fitne” şeklinde isim olarak, 1 âyette “fütûn” şeklinde masdar/hâl olarak, 1 âyette “fâtinîn” şeklinde fail olarak, 1 âyette de “meftûn” şeklinde meful olarak kullanılmıştır (3).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de geçen “f-t-n” kökünden türetilmiş kelimelere bağlamına göre şu gibi anlamlar verilmiştir:</p>
<p>“İmtihan etmek, kötülük etmek, azap/işkence/eziyet etmek, uzaklaştırmak, saptırıcı, delilik, karışıklık, çare, günah, hile, tuzak, kuruntu, nifak, sıkıntı, rüsvâlık, alay, oyuncak.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Herkese Çarpan Fitneden Uzak Durmak</strong></p>
<blockquote><p>“Hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd görünen Müslüman cemaatlerin kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!”</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmed Âkif’in, bir asır önce Sırât-ı Müstakîm dergisinde yayımlanan yazısı sanki bugünümüz için yazılmış (5):</p>
<p>“Bir de, belanın öylesinden sakınınız ki: O hiçbir zaman yalnız içinizden zâlimlere isabet etmez; sonra, bilmiş olunuz ki Allah’ın azâbı yamandır.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Bu âyet-i kerime “Ey mü’minler, Allah ile Peygamber’in size hayat verecek olan davetine icabet ediniz&#8230;” (8:24) meâlindeki âyet-i kerimenin altındadır. “Belâdan sakınınız” demek, o <strong>belâyı getirecek sebeplerden sakınınız</strong>&#8230; demektir ki, bu sebeplerin en başlıcası <strong>fitne</strong> lâfzının medlûlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın Değişmeyeceğini; Kurunun Yanında Yaşın da Yanacağını Bilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bu kanlı dedikodulara biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyazen billah- evvelkilerin uğradığı akıbet-i fecîaya uğrayacak!”</p></blockquote>
<p>Şimdi, bu iki âyet-i celîleden şu hakîkat sarâhaten anlaşılıyor ki: Her biri cemaat-i müslimîn için sermedî bir hayat olan evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; geldiği zaman kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.</p>
<p>Ne yapalım, kanûn-i ilâhî böyle: Kurunun yanında yaş da yanıyor. Beş on kişinin uyandırdığı fitne yangını binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca hanümânın külünü havaya savurmaktan geri kalmıyor. Evet, bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor. Hakîm şâir Ziya Paşa merhumun dediği gibi, Kahhâr-ı Zülcelâl;</p>
<p><em>Bir mülkü bir harîs-i sitemkâr için yıkar; </em></p>
<p><em>Bir kavmi bir münâfik ile târumâr eder.</em></p>
<p>Pekala! Böyle bir, iki, beş, on, yirmi, elli, yüz&#8230; Hattâ bin, hattâ birkaç bin suçlunun cezâ-yı amelini geride kalan milyonlarca bîgünaha çektirmek, adalet-i ilâhiyeye sığar mı? Bu suali ukde-i hâtır etmek bile haramdır.</p>
<p>Çünkü Hallâk-ı Hakîm, bu âlem-i hilkat için, hiçbir zaman değişmeyecek birtakım <strong>kanunlar</strong> vaz’ etmiş; o kanunların mahiyetini, ebediyetini, lisan-ı şeriatle bütün mükellef olan insanlara bildirmiş; hem onların bizim hayatımıza, bizim selâmetimize taalluk eden kısmını iyice anlayabilmemiz için gâyet basit, gâyet vâzıh bir sûrette tertîb eylemiş; sonra, yine bizim selâmetimiz nezd-i rahmânîsinde pek matlûb olduğu için; “Sakın bu kanunların gösterdiği yoldan ayrılmayınız, zira mahvolursunuz.” ihtârını daima tekrarda bulunmuş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zâlimlere İtimat Etmemek ve Sırtını Düşmanlara Dayamamak</strong></p>
<blockquote><p>“Evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.”</p></blockquote>
<p>Artık biz kalkar da Allah’ın evâmirine kulak vermez; Allah’ın gösterdiği yolu tutmaz; bilakis bizi helâk uçurumlarına doğru götürmek isteyen bir şirzime-i fesâdın bile bile arkasına düşersek; adâlet-i ilahiye için bizi tedîb etmemek kâbil olur mu?</p>
<p>“Zâlimlere dayanmayınız, yoksa yanarsınız!” (Hûd, 11:113) tehdidi gibi erbâb-ı zulme yaklaşmaktan nehy eden; “Ey iman edenler! Bir fâsık size bir haber getirirse…” (Hucurât, 49:6) ihtârı gibi basiret ve ihtiyat tavsiyesinde bulunan âyât-ı kerime ne kadar çoktur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yabancılar Hesabına, Kendi Kötülüğüne, Bu Ne Çalışkanlık!&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Yazıklar olsun ki kendilerinin pek sağlam Müslüman olduklarına kâil olan çoğumuz bu tehditlerden, bu ihtarlardan zerrece müteessir, hattâ haberdar değil!</p>
<p>Hayatlarını bizim ölümümüzde arayan yabancı milletlerle yabancı hükümetlerin aramıza serpiştirdiği nifak, fesad, kavmiyet, cinsiyet, ırk davalarını; hülâsa vahdet-i milliyemizi perişan edecek her türlü esbâb-ı izmihlâl tohumlarını bir an evvel büyütmek, bir an evvel mahsul verecek devre-i kemâline getirmek için o kadar faaliyet gösteriyoruz ki:</p>
<p>Hayrına, hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd, o derecede kalp görünen Müslüman cemaatlerin kendi şerlerine, kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanlı Dedikodulara Kulak Asarsak Bu Fitne Hepimizi Batıracak!</strong></p>
<p>Ey cemâat-ı müslimîn, Allah için olsun geliniz, bu tefrikalara, bu kavmiyet, bu lisan, bu bilmem ne gürültülerine nihâyet veriniz!</p>
<p>Çünkü tehlike, olanca şiddetiyle her taraftan yüz göstermeye başladı. İbret almak için maziye dönüp bakmaya artık ne hâcet var, ne de vakit! İyice görüyorsunuz ki, bu kanlı dedikodulara; bu sırf dedikodudan çıkan kıtallere biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyâzen billâh- evvelkilerin uğradığı âkıbet-i fecîaya uğrayacak!</p>
<p>Ey Allah’ım! Kavmime hidâyet eyle. Çünkü onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!” (5).</p>
<p>Merhum Âkif’ten iktibas ettiğimiz bu bölümü, onun yazısına serlevha olarak seçtiği âyetin (8:25) manzum meâli sadedindeki şu mısralarıyla noktalayalım:</p>
<p>Nifâka buğz ediniz hâlisen li-vechillâh;</p>
<p>Halâs eder sizi ihlâsınızla belki İlâh.</p>
<p>Münâfığın sonu gelmez, söner sefil ocağı&#8230;</p>
<p>Bugün tüterse henüz gelmemiş, demek ki, çağı!</p>
<p>Nedir ki, verdiği yangınla memleket de biter,</p>
<p>Saçak tutuşmadan evvel basılmamışsa eğer.</p>
<p>Yanında yaş da yanar, çâresiz, yanan kurunun&#8230;</p>
<p>Diyor Kitâb-ı İlâhî: <em>“O fitneden korunun,</em></p>
<p><em>Ki sâde sizdeki erbâb-ı zulmü istîlâ</em></p>
<p><em>Eder de, suçsuz olan kurtulur değil aslâ!&#8230;”</em></p>
<p>Hesâb edin ne kadar bîgünâhın aktı kanı&#8230;</p>
<p>Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı!</p>
<p>Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı&#8230; Günah!</p>
<p>Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallâh!</p>
<p>Sararsa hangimizin hânümânı kurtulacak?</p>
<p>O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!</p>
<p>Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,</p>
<p>Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı? … (6).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne Ateşini Kur’an’ın Kılavuzluğuyla Söndürebilmek</strong></p>
<p>Fitne ateşini tutuşturanlara ve türlü yöntemlerle körükledikleri bu ateşi büyüterek sadece ümmet-i Muhammed’in umudu olan Türkiye’yi değil bütün Müslüman ülkeleri yakmayı amaçlayan şer ittifakına ve gönüllü uşaklarına fırsat vermemek ve azgın heveslerini kursaklarında bırakmak için Kur’an’ın kılavuzluğuna her zamankinden daha fazla muhtacız:</p>
<p>“<em>el-Fitnetu eşeddu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 2:191).</p>
<p>“<em>el-Fitnetu ekberu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir olaydır.” (Bakara, 2:217).</p>
<p>“<em>Kullemâ ruddû ile’l-fitneti urkisû fîhâ</em>; Ne zaman (mü’minler aleyhine bir) <strong>fitne</strong>ye/entrikaya davet edilseler, içine balıklama dalarlar!” (Nisâ, 4:91).</p>
<p>“Ey Rasûl! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen kimseler arasından inkârda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından <em>yalanı can kulağıyla dinleyen</em> ve sana başvurmak yerine <u>başka insanların laflarına kulak kesilenler</u> de.. Onlar, sözleri asıl <u>bağlamlarından kopararak</u> manalarını çarpıtırlar, “Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!” derler. Allah birini <strong>fitne</strong>ye sokmayı dilemişse, Allah’ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, <u>Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği</u> kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.” (Mâide, 5:41).</p>
<p>“Zira kendilerine bir <strong>fitne</strong>/bela gelmeyeceğini sanarak <u>kör ve sağır davrandılar</u>. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Bunun ardından onların çoğu yine körleşti ve sağırlaştı: ama <u>Allah yaptıkları her şeyi görmektedir</u>.” (Mâide, 5:71).</p>
<p>“Bunun ardından, “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi.” demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler.” (En’âm, 6:23).</p>
<p>“Musa, … &#8220;Rabbim!&#8221; dedi, &#8220;Şimdi <u>içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizleri de helak eder misin</u>? Bu Senin fitneyle sınamandan başka bir şey değil; onunla dilediğini sapıklığa terk eder, dilediğini de doğru yola yöneltirsin!&#8230;” (A’râf, 7:155).</p>
<p>“Zira aklınızdan çıkarmayın ki, mallarınız ve çocuklarınız birer fitne/sınav aracıdır; ve bilin ki katında en büyük ecir bulunan Allah’tır!” (Enfâl, 8:28. Keza Teğâbun, 64:15).</p>
<p>“Artık onlarla fitne/zulüm sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (yönelik tüm baskılar kaldırılıncaya) kadar savaşın! Ne ki baskıya bir son verirlerse, unutmayın ki Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.” (Enfâl, 8:39).</p>
<p>“Nitekim, küfre saplananlar (da) <u>birbirleriyle dayanışma içindedirler</u>. Ancak, siz (mü’minler de) de böyle yapmadıkça (dayanışma içinde hareket etmedikçe) yeryüzünde zorbalık ve büyük bir baskı hakim olacaktır.” (Enfâl, 8:73).</p>
<p>“Eğer (münafıklar) sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Zira içinizden kendilerini can kulağıyla dinleyecek olanları görüp aranıza daha fazla fitne sokmak amacıyla saflarınıza daha bir sokulacaklardı: ama Allah o zalimleri çok iyi bilmektedir. Zaten onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalışmışlar ve sana karşı türlü işler çevirmişlerdi; ta ki hak tecelli edinceye ve Allah’ın yasası onların hoşuna gitmeyecek bir biçimde gerçekleşinceye dek. Onlardan kimileri de &#8220;İzin ver bana, beni fitneye/günaha sokma!&#8221; der. Şu işe bakın ki, baştan ayağa günaha gömüldüler: Üstelik, nankörlükte ısrar edenler bir de cehennem tarafından kuşatılacaktır.” (Tevbe, 9:47-49).</p>
<p>“Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez fitneye (sınava, skandala) konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!” (Tevbe, 9:126).</p>
<p>“Yalnızca Allah’a güvenip dayandık: Rabbimiz! Bizi zalim bir topluluğun elinde fitne konusu yaparak rüsva etme!” (Yûnus, 10:85).</p>
<p>“Her can ölümü tadacaktır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile fitneye/sınava tabi tutuyoruz: zaten sonunda bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21:35).</p>
<p>“Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir fitne/musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.” (Hacc, 22:11).</p>
<p>“(Allah’ın) Şeytan’ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.” (Hacc, 22:53).</p>
<p>“Rasul’ün davetini, sakın birbiriniz arasındaki herhangi bir davet gibi algılamayın! Doğrusu Allah, aranızdan kimselere sezdirmeden sıyrılıp çıkmak isteyenleri biliyor. Şu halde onun emrine karşı gelen kimseler, başlarına (bu dünyada) bir musibetin (ahirette ise) can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” (Nur, 24:63).</p>
<p>“İnsanlar yalnızca &#8220;iman ettik&#8221; demekle, sınanıp denenmeden (fitneye; ayıklamaya tabi tutulmadan) bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebût, 29:2).</p>
<p>“Eğer şehirleri saldırıya uğrasaydı ve (düşman tarafından) fitne çıkarmaları istenseydi, (ikiyüzlüler) hiç tereddüt etmeden bunu hemen yaparlardı.” (Ahzâb, 33:14).</p>
<p>“Hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz (fitnecilik yapamazsınız)!” (Sâffât, 37:162).</p>
<p>“Ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa &#8220;Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım&#8221; der; ama hayır, aksine o bir sınav (fitne) aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.” (Zümer, 39:49).</p>
<p>“(Münafıklar) seslenecekler: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: ‘Elbette! Ama siz kendi kendinizi fitneye/ tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah’ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz; dahası, o (kafa) sizi Allah ile aldatarak gurura sürükledi.’” (Hadîd, 57:14).</p>
<p>“Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde fitne konusu/oyuncak etme! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane, 60:5).</p>
<p>“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir!” (Burûc, 85:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “fitne” kelimesinin geçtiği tüm âyetlerin meâlini vermek bahsi çok uzatacağından bu kadarla iktifa etmek durumundayız. Rabbim bizleri fitne ateşini tutuşturanlardan ve o ateşe bir şekilde odun taşıyanlardan muhafaza eylesin. Fitne ateşini söndürmek için el birliğiyle ıslah edici eylemler ortaya koyabilen sorumlu mü’minlerden olabilmek duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) M. Bâsim Mîkâtî vd.; <strong>el-Kutûf min Luğati’l-Kur’ân</strong>, Lübnan Nâşirûn Yayınları, Beyrut 2007,         s.779-780.</p>
<p>(2) Râğıb el-İsfahani, <strong>Müfredât</strong>, Çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul 2007, s.1117-1120.</p>
<p>(3) http://<strong>corpus.quran.com</strong>/qurandictionary.jsp?q=ftn</p>
<p>(4) Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2015, s.631-634.</p>
<p>(5) Mehmed Âkif; “<strong>Herkese Çarpan Fitne</strong>”, Sırât-ı Müstakîm, 3 Ekim 1912/ 20 Eylül 1328/ 22 Şevval 1330, c. 9-2, aded: 213-31, s. 81-82’den iktibasla: Mehmed Âkif; <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>, Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, DİB Yayınları, Ankara 2013, s.108-110.</p>
<p>(6) Mehmed Âkif Ersoy; <strong>Safahât</strong>, 4. Kitap: Fatih Kürsüsünde, Vâiz Kürsüde. Hazırlayan: Abdullah Uçman. Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.722-724.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİNÎ MÜKTESEBATI KUR’AN’A ARZEDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2015 09:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:208-209]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın dini]]></category>
		<category><![CDATA[ataların dini]]></category>
		<category><![CDATA[beşerî]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Taslaman]]></category>
		<category><![CDATA[Din-i Mübin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sarmış]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ve din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rivayet]]></category>
		<category><![CDATA[Teke Tek]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=173</guid>

					<description><![CDATA[“Ey iman edenler! Hep birlikte teslimiyet yoluna girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Eğer hakikatin apaçık belgeleri size geldikten sonra ayaklarınız kayarsa, Allah’ın her işinde mükemmel olduğunu, her hükmünde tam isabet kaydettiğini iyi bilin!” (Bakara 2:208-209) Özellikle son iki asırda dünyada yaygınlaşmış olan beşerî dünya görüşlerinin ortaya koyduğu öngörülerin tam aksine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ey iman edenler! Hep birlikte teslimiyet yoluna girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Eğer hakikatin apaçık belgeleri size geldikten sonra ayaklarınız kayarsa, Allah’ın her işinde mükemmel olduğunu, her hükmünde tam isabet kaydettiğini iyi bilin!”<br />
(Bakara 2:208-209)</p></blockquote>
<p>Özellikle son iki asırda dünyada yaygınlaşmış olan beşerî dünya görüşlerinin ortaya koyduğu öngörülerin tam aksine din yükselen değer olmaya devam etmektedir. İnsanların inanma ve tapınma ihtiyaçlarını hurafe dinleriyle karşılamak için ince stratejiler yürüten egemen güçler, insanlığa huzur getirebilecek yegâne alternatif olan ‘İslam Dini’nin anlaşılmaması için büyük çabalar ortaya koymaktadır. Zira, indirilen İslam’ın hakikati anlaşıldığında kendi sömürge düzenlerinin yerle bir olacağını çok iyi bilmektedirler.</p>
<p>İndirilen ‘İslam Dini’ne derinden düşmanlık yapan ve yayılmasını engellemek için büyük bedeller ödeyen şer güçlerinin; toplumları uyutan uydurulmuş dine, başlarındaki kötü yöneticileri ve perişan durumlarını itiraz edilemez alın yazıları olarak kabul etmeyi müminlerine iman esası olarak telkin eden paralel dine pasif, hatta yer yer aktif destek vermeleri anlaşılabilir bir durumdur.</p>
<p>Elinde tuttuğunu kendisini kurtuluşa erdirecek mutlak hakikat zanneden Müslüman topluluklardan gelecek iyi niyetli tepkilere ve sistemlerinin yok olmaması için bütün güçleriyle harekete hazır şer odaklarından gelecek saldırılara rağmen dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt edebilmeli, kültürel birikimimizi vahyin süzgecinden titizlikle geçirebilmeliyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel birikimi ayıklayarak vahyin onayına sunabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İyi niyetli tepkilere ve art niyetli saldırılara rağmen dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt edebilmeli, kültürel birikimimizi vahyin süzgecinden titizlikle geçirebilmeliyiz.</p></blockquote>
<p>4 Ağustos 2015 akşamı Habertürk televizyonunda ‘Teke Tek’ programına konuk olan üç kıymetli hoca, yaklaşık beş saat süren canlı yayında Müslümanlar için hayati derecede önem arz eden konuları müzakere etmişti. Yankıları uzun süre devam eden bu programda Caner Taslaman; “&#8230; Şu an yaşanan din bir ilmihal İslam’ı. Müslümanlar zannetmesinler ki hadisi yaşıyorlar, Kur’an’ı yaşıyorlar. Kur’an’a rağmen neler var? O yüzden bu fıkıh literatürünün Kur’an süzgecinden geçirilmesi çok önemli…” sözleriyle Müslümanların din algısını şekillendiren fıkıh müktesebatının Kur’an’a arz edilmesinin zaruretine vurgu yapmıştı.</p>
<p>Mehmet Okuyan hoca; “… Çözüm dinî tüm kültürü Kur’an’a arz etmek. Biz toptancı yaklaşımın ekolü değiliz; süpürüp atmayız, süpürüp almayız. Bir mihenk taşını, bir ölçüyü alıp sözü ona vurmaktan yanayız. Rivayetleri Kur’an’a vuralım diyoruz&#8230; Zira, Kur’an adına, din adına konuşmak başka; Kur’an’dan konuşmak başka&#8230;” sözleriyle din kültürü müktesebatımızı toptan almak ya da süpürüp atmak yerine belli bir metot dahilinde Kur’an’a arz ederek, vahye uygun olan ile olmayanı ayıklamanın, vahye uygun olanı alıp aykırı olanı atmanın zaruretinden bahsetmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ataların ocağından külü değil közü taşıyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ı merkeze koyan tahkik ekolü mensuplarının itirazı kültüre değil, ona din muamelesi yapılarak Allah’ın kemale erdirdiği dine yamanmasınadır.</p></blockquote>
<p>Mustafa İslâmoğlu hoca ise aynı ‘Teke Tek’ programında Âlem-i İslam’ın mevcut perişan durumunu, bunun sebeplerini, tevbe edip arınarak ve kültürel birikimi ayıklayarak çıkış yolu bulabileceğimizi şu şekilde anlatmıştı:</p>
<p>“… İslam’ın sahibi kim? Biz İslam’ın talibiyiz, sahibi Allah’tır. Sahibiyiz deyince ona malımız muamelesi yapıyoruz, tasarrufta bulunmaya kalkıyoruz, mülkiyet zannediyoruz, onu başkasından kıskanmaya başlıyoruz. Din Allah’ın. Allah dinini tamamladı. Allah’ın tamamladığı dinine sen bir şey ilave ettiğinde ne demiş oluyorsun?&#8230; ‘Sen eksik bırakmışsın!’ demiş oluyorsun.</p>
<p>Din kimin için? İnsan mı din için, din mi insan için? Hangisi? ‘İnsan din için’ derseniz insanı bozdurup dine yediriyorsunuz&#8230; İnsan Allah’ın muradı. İnsan Allah’ın şaheseri. İslam insanlığın son adası, son sığınağı… Biz Müslümanlar İslam’ı çok yorduk. İslam’a yük olduk. Çok ağır bagajlar yükledik. ‘Şu âlimin görüşü’ dedik, İslam’ın sırtına yükledik. ‘Şu mezhebin görüşü’ dedik İslam’ın sırtına yükledik. ‘Bizim şeyhin yorumu’ dedik İslam’ın sırtına yükledik.</p>
<p>İslam’ın sahibi Allah’tır. Tanımlama hakkı Allah’ındır. Biz sahibi değiliz, dini biz tanımlayamayız. Kendini dinin sahibi sanırsan, mezhebini, meşrebini dinin sahibi sanırsan tanımlamaya başlarsın. Tanımlarsın, karşındakini kendi tanımına göre dine sokar ya da dinden çıkarırsın. Dini tanımlamaya kalkmak Allah’tan rol çalmaktır!</p>
<p>İnsan olmadan Müslüman olunmaz, bunun altı çizilmeli… İnsanlığın yüz karası olursak bu sadece bizim değil, insanlığın vebali olur. Kalpsiz ve şefkatsiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyanın kalbi olmaya aday olmamız gerekiyor. Şefkatsizlere anne olmamız gerekiyor.</p>
<p>Biz tevbeyi, özeleştiriyi unuttuk. Yunus gibi tevbe etmeliyiz. Suçlu öteki değil, hayır, suçlu biziz! Kültürümüzü eleyeceğiz, atalarımızın ocağından külü değil, közü taşıyacağız!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Ataların dini’nden ‘Allah’ın dini’ne dönebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Günümüzde Müslümanların yaşadığı sorunların temelinde “indirilen” din ile “uydurulan”ın birbirine karıştırılmış olması yatmaktadır.</p></blockquote>
<p>Yakın zamanda Yeni Akit gazetesinde peş peşe yayımladığı bir kaç yazısında Müslümanların sorunlarını Türkiye özelinde analiz eden Abdurrahman Dilipak, İslam ümmetinin “dine karşı bir din” tehdidi ile karşı karşıya olduğuna (28.07.2015) dikkat çekerek, kültürün dinleştirilmesinin yol açtığı vahim sonuçları ve çözüm önerilerini şu sözleriyle özetlemiştir:</p>
<p>“&#8230; Halkın bilgisi dışında bir hakikat kaynağı varsa, insanlar için taklitten başka bir yol kalmıyor. Tabii bu kader tartışmalarını, keşf, keramet, şefaat tartışmalarını da beraberinde getirecektir. Peygamberin ümmetinden gizlediği bir şeriat esasen mümkün değildir. Tamamlanmış, eksiksiz bir kitaptan söz ediyoruz. Onun insanlar için hidayet rehberi olmasından söz ediyoruz.</p>
<p>Bakınız, bugünkü fitnenin altında bu din algısı üzerindeki farklı yorumlar yatıyor. Bu tartışma ile bizi atomize etmek, sonra birbirimize karşı kışkırtıp nötralize etmek ve ardından da insanları neye inanacaklarını bilmez hale getirmek istiyorlar. Böylece agnostik hale gelen halk kolayca dinden soğutulabilecektir&#8230;” (100 Yılda Bir Müceddid, 27.07.2015).</p>
<p>&#8220;&#8230; Biz, tek parti döneminde 54 farzla sınırlı bir din algısını, çok partili dönemde seremoni ve ritüellerle zenginleştirdik ama, o evrensel genişlik, tevhidi duruş, tefekkür derinliği, hikmet ve estetik yönünü, ilmi yanını ihmal ettik.. Tefrika felaket halini aldı. Allah’ın dini, yeri göğü, ölümü ve hayatı açıklıyor, ama bizim yaşadığımız din, karı ile koca arasındaki ihtilafı bile çözmüyor.. Şimdi bizim aklımızı başımıza toplamamız gerekiyor.</p>
<p>“Atalarımızın dini”nden “Allah’ın dini”ne dönmemiz lazım, dinimizi mezhep, ideoloji ve tarikatımızın içine sıkıştırmak yerine, mesleğimizi, meşrebimizi, tarikatımızı, mezhebimizi dinin çerçevesi ile çerçevelememiz, din dışı oluşum ve geleneklerden ise hayatımızı arındırmamız gerekiyor. Dinimizi Kur’an ve sünnete göre tashih etmemiz gerekiyor.. Din büyüklerimizi İlah ve Rab edinmememiz, dinimizi Allah’a has kılmamız gerekiyor.&#8221; (Biz Gökte Uçar Suda Yürürüz, 26.08.2015).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğruyu eğriden ayırabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya İzzetbegoviç’in ‘din hurafeyi yok etmezse hurafe dini yok eder’ tespitinde olduğu gibi yanlış tarafa katkı vermemek için dikkatli olmalıyız.</p></blockquote>
<p>Günümüzde Müslümanların yaşadığı sorunların temelinde “indirilen” din ile “uydurulan”ın birbirine karıştırılmış olması yatmaktadır. Dinî müktesebatımızı, din zannettiğimiz kültürel birikimimizi Kur’an’a arzedebildiğimiz takdirde hangi inanç, tutum ve davranışlarımızın indirilmiş dinin, hangilerinin de kültürel dinin emirleri olduğunu rahatlıkla birbirinden ayırabiliriz. Burada birkaç hususu örnek olarak vurgulamakla yetinmek durumundayız:</p>
<ol>
<li>Kur’an’ın korunduğunu haber veren indirilmiş dine rağmen; uydurulmuş dinin bazı ayetlerin lafzının, başka bazı ayetlerin de manasının yok olduğu anlamına gelen yorumlarını muteber kabul etmemeliyiz.</li>
<li>Allah’ın indirdiği dinde sözü edilen dünya, ahiret, gayb ve şahadet âlemlerinin yanı başına kondurulan, Kur’an’da olmadığı halde uydurulan dinde büyük manalar yüklenen berzah âlemi, kabir âlemi, misal âlemi, ezel âlemi, ruhlar âlemi gibi hayali âlemlere itibar etmemeliyiz.</li>
<li>Peygamber’in gaybı bilmediğini açıkça söyleyen Kur’an ayetlerine rağmen; uydurulmuş dinin bunun tam aksini iddia eden yorumlarına kutsal metin muamelesi yapmamalıyız.</li>
<li>İndirilmiş dinin kitabı Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın öldüğünü söylemesine rağmen; uydurulmuş dinin onun gökte yaşadığını ve geri döneceğini iddia eden rivayetleri üzerine akide bina etmemeliyiz.</li>
<li>Zannın hak namına hiç bir kıymet ifade etmediğini açıkça ifade eden Kur’an-ı Mübin’e rağmen; ilim ve akıl dışında bir çok bilgi kaynağını dinimizin, inancımızın ve hayatımızın odağına oturtmamalıyız.</li>
<li>Tercihlerimizin ve eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmemiz gerektiğini açıkça ve defalarca beyan buyuran Kur’an-ı Hakim’e rağmen; sorumluluktan kaçarak, tercih ve eylemlerimizin faturalarını başka adreslere keserek, çarpık bir kader anlayışını dinin merkezine yerleştiren kültür dininin zehirleyici tembelliğine teslim olmamalıyız.</li>
<li>Atalar yolunu körü körüne takip etmeyi yasaklayan Kur’an-ı Aziz’e rağmen; atalarımızdan gelen gelenek ve göreneklere din muamelesi yapan anlayışı mazur görmemeliyiz.</li>
<li>Bizi akıl, irade, vicdan, güç ve sorumluluk bilinci gibi yüksek nimetlerle donatan Rabbimiz sorumluluğun ve hesabın ferdi olduğunu beyan buyurmasına rağmen; kültür dininin ‘biat et rahat et’ zihniyetinin ayartıcı konforuna kapılmamalıyız.</li>
<li>Allah’ın kemale erdirdiği Din-i Mübin ile iktifa etmeli, haşâ Allah’a din, peygambere takva öğretircesine cahilane tavırlara girmemeli, Allah’a kul olmak yerine haşâ Allah’a ırgat muamelesi yapma densizliğine düşmemeliyiz.</li>
<li>Ezcümle, Allah’ın din olarak indirdikleri ile dinin aslında olmayan ve sonradan karışan görüş, yorum, karar, içtihat ve uygulamaları birbirinden dirayetle ayırabilmeliyiz. Ancak, bu ayıklamayı yapabilmek için önce temyiz kudretimizi güçlendirmeliyiz.</li>
</ol>
<p>Aksi takdirde Kur’an’ın berrak mesajını kulak ardı etmek veya bu mesajı din kültürünün ürettiği paralel din ile örtmek gibi vahim bir neticeye hizmet etmekten, böylece dünyada ve ukbâda azaba duçar olmaktan kurtulamayız. Din ile kültürü ayırt edemez isek, bilge kral merhum Aliya İzzetbegoviç’in ‘din hurafeyi yok etmezse hurafe dini yok eder’ tespitinde olduğu gibi yanlış tarafa katkı vermiş oluruz. Keza, Kur’an şairi merhum Mehmet Âkif’in ağır tenkidine muhatap oluruz, Allah korusun:</p>
<p><em>“Yıkıp Şerîat’i, bambaşka bir binâ kurduk;</em></p>
<p><em>Nebî’ye atf ile binlerce herze uydurduk!”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İtiraz kültüre değil onu dinin yerine koymayadır</strong></p>
<p>İndirilen din ile uydurulan dini, Allah’ın dini ile onun yanı başında oluşturulan paralel dini birbirinden ayırt etmenin zaruretine vurgu yapan âlim ve mütefekkirler kültür düşmanlığı yapan insanlar değildir. Onların itirazı kültüre din muamelesi yapılarak, Allah’ın kemale erdirdiği dine noksan muamelesi reva görülerek ona ilave yapma girişimlerinedir. Nitekim, kültürel müktesebatın Allah’ın dinine eklemlenmesi neticesinde beşerî olana ilahi muamelesi yapılması hadsizliğidir. Ümmet-i Muhammed’in sorularının ana kaynağını oluşturan bu mesele anlaşılır ve kültür ile din tefrik edilir, dinî müktesebat Kur’an’a arzedilir, vahye uyan alınıp uymayan atılır, kültür ve geleneği kendi yer ve konumlarında tutmaya razı olunur ve dinin yerine geçirilmeye kalkışılmazsa mesele kalmaz.</p>
<p>İbrahim Sarmış hocanın vurguladığı gibi “önce ve her şeyin üstünde Kur’an’ın olması gerektiğini seslendirenler ne Kur’an’ın uygulaması olan pratik sünneti yahut tümden hadisi gözardı etmiş, ne de kültürün ve okumanın düşmanlığını yapmıştır. Bütün istedikleri ve söyledikleri, Allah’ın âlemlere hidayet ve rahmet olarak indirdiği Kur’an’ın din olarak görülmesi, uygulama ve anlatım olarak sünnetin onun uygulaması olarak bilinmesi ve din adına yazılanların ve söylenenlerin Kur’an’la test edilmesi, ona uygun olanların alınması, aykırı olanların bırakılmasından ibarettir.” (Kültürün Dinleşmesi ve Savunulması, Kur’ani Hayat, sayı: 43, s.15, Eylül 2015).</p>
<p>Sonuç olarak; tevhit inancından uzaklaşan, şirkin envaı çeşidine bulanan, dinlerden herhangi bir din haline dönüştürülen mevcut din; tarihin belli dönemlerinde kalmış, bireyin ve toplumun sorunlarına çözüm üretmeyen, hattâ, müntesiplerine büyük acılar çektiren ağır sorunlara bizzat kaynaklık eden, hayattan kopuk, ruhaniyet ve maneviyat yumağı bir ‘ibadet’ dini yani tapınak dini haline gelmiştir. Oysa İslam tapınak değil hayat dinidir, ‘ibadet’i değil kulluğu esas alır vesselam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
