<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/kurban-kesmenin-psikolojik-ve-metafizik-temelleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/kurban-kesmenin-psikolojik-ve-metafizik-temelleri/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Aug 2017 16:47:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KURBAN KESMENİN  METAFİZİK VE PSİKOSOSYAL TEMELLERİNİ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-kesmenin-metafizik-psikososyal-temellerini-gorebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-kesmenin-metafizik-psikososyal-temellerini-gorebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2017 09:38:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Allah aşkı]]></category>
		<category><![CDATA[birlik ve beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hacc 22:36-37]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[İbadetler]]></category>
		<category><![CDATA[ideal sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[madde üstü]]></category>
		<category><![CDATA[maddeden kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[mana]]></category>
		<category><![CDATA[öz varlık]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat ve merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[sıla-i rahim]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=552</guid>

					<description><![CDATA[“Malum kurbana gelince: Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık… Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz takvadır (derin sorumluluk bilincidir)…” (Hacc 22:36-37). Kurban ibadetinin mahiyeti ve ehemmiyeti, önceki semavi dinlerde ve İslamiyet’te kurbanın yeri, fıkhı, hikmeti ve takva [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Malum kurbana gelince: Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık… Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz takvadır (derin sorumluluk bilincidir)…” (Hacc 22:36-37).</p>
<p>Kurban ibadetinin mahiyeti ve ehemmiyeti, önceki semavi dinlerde ve İslamiyet’te kurbanın yeri, fıkhı, hikmeti ve takva ile alakası hususlarını daha önce kaleme almış olduğumuz “Kurban: Varlık Hiyerarşisindeki Yerimizi Bilmek” başlıklı makalemizde kısa kısa ele almıştık. Bu yazımızda kurban kesmenin metafizik ve psikososyal temellerini merhum Ali Murat Daryal Hoca’dan iktibasla dikkatlerinize sunmak istedim:</p>
<p>“Bilindiği gibi kurbanın tarihi İslamiyet’te Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İsmail’i kurban etme teşebbüsü ile başlar. Sonra bu teşebbüs, bizzat Allah tarafından Hz. İsmail’in yerine bir koç kurban edilmesi şekline çevrilir. Daha sonra da bizlerde koyun kurban etme şeklinde devam eder. İslam’da kurban kesme vâkıasını, tarihî menşeinden itibaren günümüze kadarki seyrinde üç merhaleye ayırmak mümkündür:</p>
<ol>
<li><strong> İbrahim</strong>’in kendi oğlunu Allah’a kurban etme teşebbüsü.</li>
<li>Bu teşebbüsün yine bizzat Allah tarafından durdurularak <strong> İsmail</strong>’in yerine bir koçun gönderilmesi. Bu ikinci merhalede dikkat edilirse kurban eden aynı kalmış, fakat kurban edilen değişmiştir ki, bu da intikal devresidir.</li>
<li>Son merhalede, yani <strong>bizler</strong>de ise hem kurban eden değişmiştir ve hem de kurban edilen.”</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığı Kurtaracak Yegâne Gücün Allah Sevgisi ve Saygısı Olduğunu Derinden Hissedebilmek </strong></p>
<p>“Hz. İbrahim’in (as) kurban olarak evladını seçmesi tesadüfi değildir. Bu seçişi sadece sevgi ile değerlendirmek de mümkün değildir. Çünkü insan pekâlâ ailesini de evladı kadar, belki de daha fazla sevebilir. Böyle olabileceği hâlde, Hz. İbrahim’in kendi öz evladını seçmesinde daha başka hikmetlerin var olacağı muhakkaktır.</p>
<p><strong>Ana-baba ile evlat</strong> arasında sadece manevi bir bağ olan “sevgi”den başka maddi bakımdan da kuvvetli bir bağ mevcuttur. Zira evlat, ana-babanın maddi varlıklarının bir neticesi ve yine onların maddi ve manevi bir devamıdır. Hâl böyle olunca, baba ve ananın kendi manevi varlıklarının bir devamı olan evlatlarını kurban etmeye razı olmaları, bir bakıma kendilerini, <strong>kendi öz varlıklarını fedaya razı olma</strong>ları demektir.</p>
<p>Koç ile sahibi arasında da tamamen aynı münasebetler mevcuttur. Koyun madde, yani para karşılığı alınıp kesilmekte ve eti de bir kısmı evde bırakılmak üzere fakir-fukaraya, eşe-dosta hediye edilmektedir. Bir insanın zaman ve emek (yani <strong>güç ve enerji</strong>) olarak kendi ömründen bir parçasını teşkil eden, yani onun geçen ömründen bir kısmı demek olan para ile koyun alarak kesmeye razı olması, zaman ve emek sarf etmek suretiyle kendinden bir parça hâline gelen evladını kesmeye razı olması ve daha kısacası kendini kurban gibi feda etmeye razı olması manasına gelir.</p>
<p>Yine insanın kendi maddi varlığından bir kısmını vererek kazandığı para ile arasında maddi bağlantı olduğu gibi aynı zamanda ömrünün bir kısmı demek olan para ile manevi bir bağlantı, bir sevgi bağlantısı da mevcuttur. Çünkü o para, o insanın <strong>ömrünün bir kısmını</strong> temsil etmektedir. Kısacası para, insanın evladı gibi hem maddi ve hem de manevi olmak üzere her iki tarafının da tamamlayıcısıdır ve onlar öldükten sonra da iyi veya kötü olarak tıpkı evlat gibi onların bir devamcısıdır. Bu gerekçeler iledir ki, Hz. İbrahim’in evladı Hz. İsmail’i (as) kurban etme teşebbüsü bizlerde kendi alnımızın teri ile helâlinden kazandığımız para karşılığı aldığımız koyunu kurban etme şeklinde devam edegelmektedir.</p>
<p>Gerek Hz. İbrahim’in evladı Hz. İsmail’i kurban etme teşebbüsü ve gerekse bizlerin koyun kurban etme gayretlerimiz, <strong>madde üstü</strong> olup manevi sahaya giren sevgiyi de kademelere ve merhalelere ayırmaktadır. Allah Teâlâ, Hz. İbrahim’in kıssasıyla <strong>Kendi sevgisi</strong>nin insanlara saadet ve selamet getireceğini ve ancak Kendi sevgisinin insanlığı düştüğü girdap ve felaketlerden kurtaracağını anlatmaktadır.</p>
<p>Evladı Hz. İsmail’i kurban etme teşebbüsünde Hz. İbrahim’in hareket noktası <strong>Allah aşkı</strong> idi. Allah aşkının Hz. İbrahim’deki tezahür ve tecellisi idi. Allah aşkıyla başlayan kurban kesme vâkıası, bizlerde Allah aşkına yönelme şeklinde devam etmektedir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurbanın Temel İşlevinin Allah Sevgini Artırmak Olduğunu İdrak Etmek </strong></p>
<p>“Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail ile olan münasebetine karşılık, bizlerin koyun ile olan münasebetimiz arasında ne gibi benzerlikler ve ne gibi bir ve aynı olan hususiyetler vardır?</p>
<p>Hz. İbrahim’in, evladı Hz. İsmail’i kurban etme teşebbüsünde hareket noktası, kemâliyle sahip olduğu ilahî sevgi idi. İşte bunun için evladını kurban etmeye lüzum hâsıl olmadı ve bu aynı sevgi, bir kurtarıcı olarak tecelli etti. Buna karşılık bizlerde ise kurban; layığı veçhile sahip olmadığımız ilahî sevgiye nail olabilmek için para, mal, mülk gibi ikinci-üçüncü dereceden <strong>birtakım sevgilerimizi bu ilahî sevgiye feda edebilmek</strong> gayretinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu da pekâlâ göstermektedir ki, ikinci, üçüncü veya daha aşağı dereceden de olsa herhangi bir sevginin gayret, çalışmak ve fedakârlık sonucu en üst sevgiye, <strong>ideal sevgi</strong>ye, yani ilahî sevgiye inkılap edip dönüşeceğini göstermektedir. Yoksa Allah Teâlâ, kestiğimiz veya keseceğimiz kurbanların kanından ve etinden müstağnidir. Bu kestiğimiz kurbanların, Allah Teâlâ’ya karşı beslediğimiz sevgi ve muhabbetin artmasına hizmet etmekten başka hiçbir değeri yoktur.</p>
<p>Bunlara ilaveten koyun hem bizzat kendi varlığıyla ve hem de alındığı karşılık itibariyle maddedir, <strong>maddeyi temsil etmekte</strong>dir. Şöyle ki;</p>
<p>1- Onu almak için para kazanmak gayesiyle sarf ettiğimiz enerji-güç-kuvvet itibariyle maddedir.</p>
<p>2- Enerji karşılığında kazandığımız ve alırken de vermek mecburiyetinde olduğumuz “para” itibariyle maddedir.</p>
<p>3- Ve nihayet sırf kendi varlığı itibariyle maddedir. Hâl böyle olunca, Kurban bayramının gelmesiyle, Allah rızası için kurban kesmemiz, maddeyi üç hâliyle, <strong>enerji-para-varlık</strong> olarak kendi nefsinde toplamış olan koyunu, yani <strong>maddeyi</strong> Allah rızasına, yani <strong>manaya tamamen feda etme</strong>mizden başka bir şey değildir.</p>
<p>Burada, potansiyel hâlindeki enerjiyi harekete geçirip ona istikamet ve şekil veren <strong>Allah rızası</strong> <strong>ve sevgisi</strong>dir. Canı et isteyen bir kimsenin bir koyun alıp kesip yediğini düşünelim. Burada ilk hareket noktası olan et ihtiyacı fizyolojik (bedenle ilgili), yani maddi bir ihtiyaçtır. Koyunu alıp kesip yemekle de bu ihtiyaç giderilmiştir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Maddenin Dar Kalıplarından Kurtulup Onu Manaya Feda Edebilmek </strong></p>
<p>“Hâlbuki <strong>kurban</strong> vâkıasında durum hiç de böyle değildir. Başlayış ve bitiş madde değildir, bilakis <strong>madde üstü</strong>dür. <u>Maddenin manaya feda edilişi, zannedildiğinden çok daha fazla değer taşımaktadır</u>. Zira İslam’dan önce müşrikler, putları uğruna yaptıkları kurbanları putlarının dibinde keserlerdi. Böylece her ikisi de maddenin birer temsilcisi olarak bu insanların beş duygusuna hitap ederdi. Fakat bu insanlar, maddeyi kendi aralarında kademelere, sıralamalara ayırdıklarından, madde olan kurbanın yine madde olan puta kurban edilişinde hiçbir fevkaladelik görmezlerdi. İşte İslam’ın gelmesiyle, bu <strong>maddeden kurtuluş</strong> bir anda gerçekleşmiş ve insanlar maddenin dar sınırını bir anda aşabilmişlerdir.</p>
<p>İslam’dan çok önce, daha binlerce yıl önce, <strong>insanları</strong> maddenin dar sınırlarından ve belirli kalıplarından kurtarıp onları <strong>fikren ve ruhen yepyeni ufuklara yöneltmek</strong> için en büyük atılımı, insanı dehşete düşüren en büyük fedakârlığı, insanların bu hususa dikkatini çekmek için Hz. İbrahim (as) ve onun saygıdeğer oğlu Hz. İsmail (as) yapmıştır. Yapılan bu fedakârlık, insanları gözün dar zaviyesinden kurtarmış ve insanları <strong>daha büyük âlemler aramaya</strong> teşvik etmiştir. Bu da birçok yeni keşiflerin, yeni buluşların ve modern ilmin nüvesini teşkil etmiştir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlahî Sevginin Her Yerde ve Herkese Mahza İyilik Getirdiğini Görebilmek </strong></p>
<p>“Bunlardan başka yine bu kurban vâkıasının cemiyet içerisinde pek çok tarafı vardır. Etinden ve yününden konu komşunun, fakir fukaranın istifade etmesi gibi. Göze ilk bakışta cüz’î gibi görünen bu kurban etinden fakir fukaranın istifade etmesi meselesi, ciddi olarak hesaplanırsa, hiç de küçümsenmeyecek neticelerin alınacağı muhakkaktır. İşte bu küçücük bir vâkıa bile, <u>ilahî sevginin her yerde herkese iyilikten başka hiçbir şey getirmeyeceğini</u> gösterir. Nitekim canı et istediği için bir koyun alıp da kesen bir kimsenin bu koyunun etini kendi boğazından keserek fakir fukaraya dağıttığı pek görülmüş hadiselerden değildir. Bu kimsenin hareket noktası fizyolojik ihtiyaçtır. Hâlbuki kurban kesen bir kimsenin hareket noktası Allah sevgisidir.</p>
<p>Sabahleyin evinden çıkıp işine giden ve işinde akşama kadar bıkmadan usanmadan çalışan ve bu emeği karşılığında aldığı para ile satın aldığı koyunun etini akrabalarına gönderen bu kimse, onları hatırlamış, onlara olan sevgi ve bağlılığını ispat etmiş ve nihayet onları ziyaret etmiş durumdadır.</p>
<p>İslam’da <strong>sıla-i rahim</strong>, akrabaları ziyaret esası vardır. Burada dikkat edilecek olursa, gerek akrabalarını ziyaret eden kimse ve gerekse onlara kurban eti gönderen kimsenin tâbi oldukları formüller aynıdır. Yani, bu iki çeşit insan da akrabalarına aynı şeyleri vermişlerdir.</p>
<p><strong>Netice</strong> olarak şunu söyleyebiliriz ki; bir koyun satın alarak bunun üçte birini akrabalarına hediye eden bir kimse ömründen en az beş gününü zaman ve enerji olarak onlara adamış, onlara feda etmiş, dolayısıyla kendi varlığından onlara bir şeyler vermiş ve böylece hem onları hatırlamış hem <strong>onlara sevgi ve bağlılığını göstermiş</strong> ve hem de onları ziyaret etmiş, onları yoklamış ve bir sıkıntıya düşerlerse onlara elinden gelen yardımı yapacağını, her fedakârlığı göstereceğini ima yoluyla hissettirmiş durumundadır.</p>
<p><strong>Fakir fukaraya dağıtılan</strong> son üçte bire gelince: Böyle bir kimse, bu son üçte bir için de yine yukarıda anlatıldığı gibi, bütünüyle ömrünün tam beş gününü bu fakir fukaraya adamış, feda etmiş durumdadır. <u>İnsanlar hizmet ettikleri varlıklara tepeden bakamazlar</u>. Bunu isteseler de yapamazlar, daha doğrusu beceremezler. Zira <strong>hizmet sevgi getirir</strong>, yoksa boş bir gurur değil.</p>
<p>Bunlardan başka, bu fakir fukaraya dağıtılan bu etlerin onların gıdaları, beslenmeleri ve geçimleri üzerinde de fazlasıyla müspet yönden tesirli olacağını ve birçok faydalar sağlayacağını belirtmek kurbanın diğer faydalarını görmek açısından herhâlde kâfi gelecektir.</p>
<p>Yine bu kurbanın gelişigüzel olmayıp senenin muayyen günlerinde kesilmesi de diğer ibadetlerde olduğu gibi bu ibadette de Müslümanlar arası <strong>birlik ve beraberlik içinde olma</strong>nın lüzumunu göstermektedir.</p>
<p>İslamiyet, bütün canlılara karşı bizlere daima <strong>şefkat ve merhamet</strong>i emreder. Kurban, dikkatimizi şefkat ve merhamet üzerine daha fazla çeker ve bu hususta bizlere daha fazla tavsiyelerde bulunur. Bu da bizlere açıkça göstermektedir ki, canlı varlıklar ve hattâ cansız <strong>varlıklar gayeleri kadar değerlidir</strong>ler.</p>
<p>Nitekim gerek eti için ve gerekse kurban için olsun, her iki hâlde de koyun kesilmektedir. Yalnız bunları birbirinden ayıran ve birini diğerinden daha üstün kılan şey, kesilişlerindeki <strong>gaye</strong>dir. Kaldı ki, bu gaye de koyunun bizatihi kendinden gelmemektedir. Bilakis insanların niyetleri bu kendi malları olan koyunlar üzerinde bu kadar farklılık doğurursa, bu niyetleri taşıyan insanların bizzat kendilerinde ne derece farklılık doğuracağını bu küçücük misalden hesap edip çıkarmak herhâlde mümkündür ve yine de bu misalden hareket ederek kendi <strong>niyetlerimiz üzerine eğilerek</strong>, onlara en mükemmel şeklini vermeye çalışmamız da herhâlde şarttır…”</p>
<p>İbadetlerin felsefesi, psikolojisi ve sosyolojisi üzerine uzun yıllar kafa yoran ve bu alanda bizlere kıymetli eserler bırakan merhum Ali Murat Daryal Hoca’ya Allah’tan gani gani rahmet, siz muhterem okurlara huzur dolu bayram günleri ve dâreyn saadeti dilerim. Yüce Rabbimiz kurbanımız, haccımız ve namazlarımız başta olmak üzere tüm ibadetlerimizi kabul buyursun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>GÜNGÖR, Fethi; “<strong>Kurban: Varlık Hiyerarşisindeki Yerimizi Bilmek</strong>”, <a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/</a>, 21.09.2015.</li>
<li>DARYAL, Ali Murat; <strong>Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 507 s.</li>
<li>DARYAL, Ali Murat; <strong>Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 336 s.</li>
<li><a href="https://tr-tr.facebook.com/alimuratdaryal/posts/572940862780226">https://tr-tr.facebook.com/<strong>alimuratdaryal</strong>/posts/572940862780226</a>, 15.03.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-kesmenin-metafizik-psikososyal-temellerini-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ MURAT DARYAL HOCA’NIN  ÖZGÜN FİKİRLERİNDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 09:20:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Ashâb-ı Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Grekler]]></category>
		<category><![CDATA[Hendek direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet psikolojisi ve sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNgiliz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ın Değerleri ve Yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[kelbuhum]]></category>
		<category><![CDATA[kemâlat]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılderili]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler Camiası]]></category>
		<category><![CDATA[mehter müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mozart]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Salamis]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tekâmül]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi-Hristiyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:   İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler.</p></blockquote>
<p>“İslam’da kurban ibadeti, genel olarak ibadetlerin takip ettikleri seyre zıt bir seyir gösterir. Müslümanlar bunu tabii karşılarlarken Batılı Hıristiyan şer odakları bu zıt oluşumu Müslümanların aleyhinde kullanmak ve onları aldatmak için, onda kendi hesaplarına istismar edecekleri malzeme bulmak istemişlerdir. Bu taarruz ve hücumlar daha önceleri kendi tabii seyrine göre gelişirken meselenin siyasileşmesi ile beraber hızını ve şiddetini çok daha fazla arttırmıştır. Müslümanlar, bu taarruz ve hücum karşısında savunma mevzilerine geri çekilmişler ve bu durum şirret Batı’yı daha da cesaretlendirmiştir. Nihayet iki tarafın tutumu ile ortaya böyle bir tablo çıkmıştır.</p>
<p>Bütün bunların bir tek sebebi vardır ki, o da Müslümanların bir <u>ibadet felsefesi kuramamış</u> ve yine bu kapsam içinde isimleri bugüne göre belirlenmiş de olsa bir <u>ibadet psikolojisi ve sosyolojisi geliştirememiş olmaları</u> idi. Her bir Müslüman; “Ben ibadetlerimi yaparım, bu ibadetlerin bende hâsıl etmek istediği kemâlat ve tekâmül nasıl olsa bende tecelli eder ve ben nasıl olsa arzu edilen manevi mertebelere ulaşırım.” diye düşünüyordu. Bunda haklıydı da. Bir ilacın iyi gelmesi için hastanın o ilacın terkibini bilmesinin lüzumlu olmadığı gibi…” (1).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İnandığımız Değerlerin Hakkını Verebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri maalesef Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir.</p></blockquote>
<p>“Nüfus kâğıdımızda, <u>“Dini: İslâm” yazıldığı için</u> Müslüman olmamalıyız. Yani <u>mirasyedi</u> Müslüman olmamalıyız. Madem inançlarımızın değeri onların bizlere olan maliyeti ile değişmektedir, öyleyse bizlere düşen en büyük vazife, her türlü aşırılıklar müstesna, elimizden geldiği kadar <u>kendimiz için inançlarımızın maliyetini arttırmaya çalışmak</u> olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, <u>insanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler</u>.” (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Tarihini Psikososyal Açıdan Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşen bir medeniyet, medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır!</p></blockquote>
<p>“İslam tarihçileri, İslâm’ın vahye dayalı tarihini lâyık olduğu gibi anlamamışlar ve pek tabii anlatamamışlardır. Hz. Peygamber’in vahiy öncesi hayatı ile ilgili ve daha sonra Mekke devrinde vukû bulan Hadiselerle ilgili gerekli yorum ve değerlendirmeleri yapamamışlardır. Bazılarını her nedense, belki fark edemedikleri için, bahse konu etmemişlerdir… Hz. Peygamber’in “dilde” ve diğer konulardaki önderliği gibi… Bazılarının da üzerinde durulup düşünülmesini, niçindir bilinmez, zait görmüşlerdir… Harplerde olduğu gibi…</p>
<p>İslam tarihçilerinin hicret ile başlayan Medine devrine ilişkin tutumları da aynıdır. Nitekim Medine’de “devlet kurma” çalışmalarına beklenen ilgiyi göstermemişler, en azından bu konuyu öne çıkarmamışlardır. Mesele bu kadarla kalmamış, taşıdığı değer itibariyle Medine devrini temsil eden “harpler”i <u>yendi-yenildi</u> diye anlatmışlardır. Halbuki yenmek veya yenilmek ne zamandan beri mucize sayılıyordu ki? Daha sonra, müşrikler şu kadar zayiat verdiler, Müslümanlar bu kadar şehit verdiler demek suretiyle harpleri değerlendirdiklerini sanmışlardır…</p>
<p>Milattan dört yüz seksen yıl önce Grekler ile Persler “Salamis”de harp etmişlerdir. Bu harplerde Grekler gâlib gelmişler, Persler mağlup olmuşlardır. Şimdi putperest Grekler gâlib gelirlerken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Yoksa ateşperest Persler mağlup olurlarken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Öyleyse, Bedir gâlibiyetini Greklerin gâlibiyetinden ayıran ve onu mucize yapan neydi? Uhud’da Müslümanlar mağlup olmuşlardı, Müslümanların bu mağlubiyetini Perslerin mağlubiyetlerinden farklı kılan ve onu mucize yapan neydi? Keza İran’da hendek kazma şeklinde uygulanan savunma tarzını tekrar etmekle, Hendek harbi ile ilgili bir mucize mi tecelli etmiş olacaktı? Öyleyse “Hendek direnişi”ni mucize yapan ve onu müstesna kılan neydi?</p>
<p>Bütün bunlar önce vahiy ve daha sonra Hz. Peygamber’in önderliği ile ancak anlaşılacaktı. Fakat Hz. Peygamber’in önderliği ile ilgili bu günlere kadar bu veya benzeri başlıklar altında bir çalışma yapılmamıştır. İslâm âlimleri kitaplarını yazarlarken konuları ile ilgili olarak Hz. Peygamber’in söylediklerinden ve uygulamalarından nakiller yapmışlardır. Fakat bunlar geniş bir çerçeve teşkil etmeyip bütün içinde cüzî kalmışlardır. Daha önemlisi bu nakiller “Hz. Peygamber’in Önderliği” başlığı altında Müslümanların dikkatlerine sunulmamıştır. Bunun kadar önemli bir diğer husus <u>Hz. Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir</u>.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetler Camiasındaki Saygın Yerimizi Yeniden Kazanabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.</p></blockquote>
<p>“Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez. Zira o taktirde <u>kendisi olmaktan çıkacak</u>, başkaları gibi de olamayacaktır. Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve <u>bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır</u>. Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Taklit ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır. Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek, yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir. Dolayısıyla “yaratıcı güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabii medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <u>alış tarzları</u> ve <u>aldıkları müesseseler</u> onların geleceklerini belirleyecektir. Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol, bu müesseseleri iki kademeli bir seyir hâlinde ele almak olmalıdır. Bu cümleden olarak bu medeniyetler, ilk önce ihtiyaçlarını “<u>kendi hayati ölçülerini</u>” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir. İhtiyaçlarından <u>en fazla ihtiyaç duyduklarını</u> alacaklardır.</p>
<p>İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı “sosyal müesseseleri” alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseseleri <u>en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar</u>, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık <u>ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına, inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir</u>. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır.</p>
<p>Mozart, Viyana muhasarasında surlar arkasında “mehter müziği”ni dinledikten sonra evine gidip “Türk Marşı” adıyla bir eser bestelemiştir. Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur. Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir.</p>
<p>Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek, <u>tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir</u>. Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa <u>dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır</u>. Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır. Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra <u>içinden çürüyecek</u> ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Hâsılı, medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam, dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Evrensel Değerlerini Doğru Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’an-ı Kerim nazil olmasaydı ve onun ‘Peygamber-i zîşân’ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi, görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti. Afrika’da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler hâlen devam etmiyor mu? Son zamanlara kadar süregelen Kızılderililerin kafa derilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum Batılı insanın insafından değil, kafa derisi soyulacak Kızılderili kalmamasındandır!</p>
<p>Yahudi-Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika’ya geldikleri zaman bu topraklarda <u>yedi milyon Kızılderili</u> yaşıyordu. O tarihlerde İngiltere’nin nüfusu on milyon civarındaydı. O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır? Buna karşılık Kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür? Amerikalı bir profesörün bir seminerinde; “<u>Biz evvela Kızılderili nüfusunu azalttık, daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık</u>!” diyerek tebessüm etmesi(!) Amerika’nın ve Amerikalının insan haklarından ne anladıklarını göstermektedir. Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda Kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti. Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi. Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı. Birçok canlı türü yok olmak durumunda kalmış, göller asit deposuna dönüşmüş, toprak ve hava zehirlenmişti!</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bir sûresine “Kehf” adını vermiştir. Bu kelime “Ashâb-ı Kehf” tabirinin bir cüzüdür. Ashâb-ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır. “Ashâb” arkadaş manasında “sâhib” kelimesinin çoğuludur. “İnsan” daha doğru manasıyla “insanlar” cemiyet demektir. Kehf “mağara” demektir, kaya, taş, toprak manasına gelir. Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar. “Ahmed’in defteri” tamlaması defteri Ahmed’e ait kılar. İslâm “mağara arkadaşları, mağara insanları” tabiriyle aziz, muhterem, mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa, toprağa, kayaya ait kılmış, bununla o, <u>insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izafe etmiş</u>, ayrıca <u>insanın maddenin imkânlarıyla ancak tamamlanacağını</u> anlatmış oluyordu. İlaveten araya “Kıtmîr” adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu. Hasılı İslâm önce insanları, daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi, yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak <u>sınıfsız, ideal toplumun şemasını sunmuş</u>, varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir. Kehf Sûresi’nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa “<em>kelbuhum</em>; köpekleri” diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle, Batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları “hayata saygı felsefesi”nden bindörtyüz küsur yıl kadar önce, İslâm, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp, bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.” (5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>1- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 507 s.</p>
<p><strong>2- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 336 s.</p>
<p><strong>3- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam&#8217;ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili, </strong>M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2014, 478 s.</p>
<p><strong>4- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, 246 s.</p>
<p><strong>5- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam’ın Değerleri ve Yorumları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2016, 528 s.</p>
<p><strong>6- </strong><a href="https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/">https://1000kitap.com/yazar/<strong>ali-murat-daryal/kitaplari</strong>/</a>, 16 Mart 2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
