<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>israf Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/israf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/israf/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSRAFA DÜŞÜP ÖLÇÜYÜ VE DENGEYİ KAYBETMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET YAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI GİTMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞA HARCAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ KALLEK]]></category>
		<category><![CDATA[CİMRİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GAZZÂLÎ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖSTERİŞ TÜKETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HADDİ AŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HALE ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL CEYLAN KÖKSAL]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ ÜRETİM TARZI]]></category>
		<category><![CDATA[İSRA SÛRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İTİDAL]]></category>
		<category><![CDATA[KARIN TOKLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSRİF]]></category>
		<category><![CDATA[NİSA]]></category>
		<category><![CDATA[PİNTİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SAÇIP SAVURMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SAVURGANLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SINIRIN AŞILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TABERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TEBZÎR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKÂSÜR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİM BEYGİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUMLULUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=690</guid>

					<description><![CDATA[Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık gündemimize taşımamız icap etmektedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“(Helâlinden) yiyiniz ve içiniz ama israf etmeyiniz! Zira Allah müsrifleri sevmez!” (A’râf 7:31).</p>
<p>“Rahman’ın o iyi kulları, harcamalarında ne israfa düşerler ne de cimrilik yaparlar; bu ikisinin arasında dengeli bir tutumu benimserler.” (Furkan 25:67).</p>
<p><strong>Savurganlıkla Pintilik Arasında Dengeli Bir Tutum Benimsemek</strong></p>
<p>Gerçek, meşrû ve mâkul olanın dışına çıkma, itidalden sapma anlamında kullandığımız ‘<strong><em>isrâf</em></strong>’ kavramı Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde şöyle tanımlanır:</p>
<p>“Arap dilinde “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen ‘<strong><em>seref’</em></strong> kökünden türetilmiş olup inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü <strong>ölçülerin dışına çıkmayı</strong>, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. İsrafçı kişiye ‘<strong><em>müsrif’</em></strong> denir. Gazzâlî’nin açıklamalarına göre dinin, âdetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır. Taberî, İsrâ Sûresi’nin 27. âyeti münasebetiyle ‘<em>tebzîr</em>’i “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın niceliği, tebzîri ise niteliğiyle ilgili görür. Buna göre doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak ise ‘<strong><em>tebzîr’</em></strong>dir.</p>
<p>Maddî ve manevi <strong>imkânlar</strong>ı Allah’ın insanlara bağışladığı birer <strong>emanet</strong> sayan İslâm dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. İçki, kumar, fuhuş, rüşvet gibi içtimaî ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların açık hükümlerle yasaklanması yanında insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran <strong>gösteriş tüketimi</strong>nin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre <strong>ihtiyaçtan fazla tüketim</strong>i de haram veya mekruh sayılmıştır.</p>
<p>Esasen genel olarak <strong>tutumluluk ve itidal</strong> İslâm’ın ibadetlerde bile öğütlediği temel bir ilkedir. Nitekim sorumluluklarını ihmal edecek derecede ibadete dalmak, camilerin aşırı biçimde süslenmesi, kabirlere lüzumundan fazla harcama yapılması vb. ölçüsüzlükler uygun görülmemiştir.</p>
<p>Günümüzde özellikle beşerî ve maddî kaynak ve imkânların kullanımındaki savurganlığı ifade eden israfın kapsamının belirlenmesinde inanç, örf âdet, tutum, tercih ve alışkanlıkların rolü vardır. İsrafı belirleyen kıstas dinî, millî, içtimaî, ailevî, meslekî temel rollerin hakkıyla ifası için ruhen, aklen ve bedenen ihtiyaç duyulan şeylerin tatminine yönelik kaynak istihdamı ve harcamalarda din, akıl ve örfün belirlediği <strong>sınırın aşılması</strong> olarak düşünülebilir.</p>
<p>İslâmî anlayışa göre beşerî <strong>ihtiyaçlar sınırlı</strong>dır; arzu ve <strong>ihtiraslar ise sınırsız</strong> olup salt nefsanî arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan <strong>İslâmî üretim tarzı</strong> vatandaşların gıda, barınak, giyecek, eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, haberleşme gibi <strong>ihtiyaçlarını karşılama</strong>yı hedefler. Üretimi yönlendiren şey fert ve kamu yararıyla kayıtlı olan tüketimdir. İslâm’da hedef insanın kemâlidir; buna ise tüketmekle değil daha erdemli olmakla ulaşılır; erdemle tasarruf arasında olumlu bir ilişki bulunduğu muhakkaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kur’an’ın ve Nebevi Sünnetin İsraftan Sakındıran Uyarılarına Kulak Asmak </strong></p>
<p>‘<em>S-r-f</em>’ kökünden türemiş kelimeler Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçmekte olup şu üç anlam alanında kullanılmıştır:</p>
<p>“Aşırı gitmek ve haddi aşmak, boşa harcamak ve saçıp savurmak, haram.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Kur’an’da <strong><em>müsrif</em></strong> terimi “kendini heder eden; sadece bedensel dürtülerine bağlı kalıp ahlaki endişe ve yükümlülüklerden uzak kalan ve böylece ruhsal yetilerini boşa harcayan kişi” anlamında kullanılmıştır. Müsriflerle ilgili “Kendi güçlerini boşa harcayanlara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür.” (Yunus 10:12) ayeti, hayat boyunca “kendilerini, kendilerine verilen güç ve yetileri boşa harcayanlar”ın düşüncesiz rahatlıklarını ve budalaca kendilerinden hoşnutluklarını dile getirmektedir.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Hicrî 1439 yılı ramazan ayında ana tema olarak israfı seçen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu vesileyle ikinci baskısını yayımladığı “İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek” (<strong>4</strong>) isimli eserde israf, on dört bölüm yazarı tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmış olup birkaç pasajı iktibas etmeyi lüzumlu buluyorum:</p>
<p>“Bugün hem bireysel hem de küresel boyutta çok temel bir kriz ve ahlak sorunu hâline gelen israf; sadece eşya ile sınırlı olmayıp zaman, ömür ve hülasa bütün nimetler konusunda haddi aşmayı ifade eden bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) konunun uhrevi boyutuna vurgu yapan; “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 1) hadisiyle, insanın yeryüzü serüveninde dikkat etmesi gereken öncelikli değerlere işaret etmektedir.” (Prof.Dr. Ali Erbaş, s.7-10).</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarını İsraf Etme Vebalinden Kaçınmak </strong></p>
<p>“Milletler, ferdî israf sebebiyle olmasa bile kamu sektöründeki israf ve kötü yönetim yüzünden yoksullaşabilir. Bundan dolayı devlet gelirleri lüks kamu harcamaları, aşırı kadrolaşma veya karşılıksız yüksek ücretlerle israf edilmemelidir. Tasarruflar, müsriflerin lüks tüketim mallarına duydukları isteğin tatminine harcanır ve sermaye miktarını arttırmak için kullanılmazsa iktisadî gelişmeyi engeller. Çünkü sermaye tasarrufla artar, israf ve kötü kullanımla da azalır. Ülke gelirinin önemli bir kısmı üretken olmayan kesimlere tahsis edilirse gerçek üreticilerin geçimi zorlaşır. İnsan, elindeki her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde kullanmakla sorumludur.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>“İsrafın en az önemsenen fakat yansımaları itibariyle <strong>en zararlı</strong> olanı kamuda yani devlet işlerinde, kaynaklarında ve mallarında yapılanıdır. Bu israf türü bazen Müslümanların yönetim işlerini emanet olarak omuzlarına alan devlet yetkilileri eliyle bazen de yönetilen bireyler eliyle yapılmaktadır.</p>
<p>Öncelikle kamu görevlerine <strong>layık ve ehil olmayanlar</strong>ın getirilmesi bu alandaki israfın ilk adımıdır. “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emrediyor…” (Nisa 4:58) buyruğu ile “İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim 2) ikazı, kamu görevlendirmelerinde ne kadar hassas olunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ehliyet ve liyakate göre değil de bir tür <strong>yakınlık</strong> veya <strong>çıkar ortaklığı</strong>na dayalı görevlendirmeler yapılırsa bunun hem hizmet kalitesinde azalmaya hem kamu kaynaklarının verimsiz harcanmasına hem de gerçek hak sahiplerinin hakkının gasp edilmesine sebep olması gibi istenmeyen sonuçları olacaktır. Bu sonuçların her birinin farklı anlamlarda <strong>israf</strong> olduğu da ortadadır.</p>
<p>Kamu yatırımlarının planlanması ve harcamalarının yapılmasında <strong>gerçek ihtiyaç ölçütü</strong>nün göz ardı edilip kısa vadeli sübjektif çıkarların ya da siyasî hesapların belirleyici olmasının da israf kapsamına gireceği bir gerçektir. Kamu yöneticilerin- den bu yönde haksız taleplerde bulunmak da söz konusu is- raf vebalinin altına girmek olacaktır. “Devletin malı deniz…” anlayışının ne din ne akıl ne de vicdan bakımından bir izahı yapılabilir. Hz. Peygamber’in şu beyanları bu noktada hem yöneticiler hem memurlar hem de yönetilenlerce daima göz önünde bulundurulmalıdır (Prof.Dr. Ahmet Yaman, s.13-26):</p>
<p>“Kamu görevleri birer emanettir. Layık olduğu için onu alan ve gereğini hakkıyla yerine getirenler dışında bu görevler kıyamet gününde rezillik ve pişmanlık doğuracaktır.” (Müslim, İmâre 16).</p>
<p>“Allah Teâlâ bir kimseyi Müslümanların başına idareci yapar da o kişi Müslümanların ihtiyaç, talep ve yoksunluklarıyla ilgilenmezse Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ihtiyaç, talep ve yoksunluğuyla ilgilenmez.” (Ebû Dâvûd, Harâc 12). (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>İnsani Erdemlerden Soyutlanıp Tüketim Beygirine Dönüşmemek</strong></p>
<p>“Tüketimin önü alınmaz bir çılgınlığa dönüşmesinin iki önemli göstergesi var. Birincisi, tüketen toplumun hayatındaki <strong>dengesizlik</strong>, ikincisi de üreticilerin <strong>ucuz iş gücü</strong>nü sağlayabilmek için başvurduğu yöntemler. İnsanlar, o kadar çok şey alıyorlar ki bu istifçiliğe dönüşüyor. Bu sefer bu eşyaları sığdıracak yer bulamıyor ve sonunda aldıkları <strong>eşyaların hizmetçisi</strong> durumuna düşüyorlar. Evler daralıyor. Onca eşyanın içinden kullanacakları şeyleri seçmek bile stres sebebi oluyor. Yaşam alanlarını hafifletme ihtiyacı duymaya başlıyorlar. Yeteri kadar aldıklarında arzuların sınırsız, imkânların ve zamanın ise sınırlı olduğunu fark ediyorlar.</p>
<p>Tüketim çılgınlığının ikinci göstergesi daha can sıkıcı: üreticilerin ucuz iş gücü sağlamak için kullandığı yöntemler. Önceden sınırlı sayıda alabildiğimiz ürünlerin şimdi nasıl bu kadar ucuz olduğunu hiç düşündünüz mü? Tekstil sektörünü ele alalım. Her bütçeye uygun sınırsız ürünün var olduğu bu sektör, dünyada en çok paranın döndüğü alan. “Bedava” diye nitelendirdiğimiz ucuzlukta ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu çok ucuz giysilerin bedelini kim ödüyor sizce? Elinize aldığınız bir ürün, Avrupa ya da Amerika’dan ithal edilmiş oluyor; fakat üretim yeri olarak gösterilen yerler üçüncü dünya ülkeleri. Gelişmiş ülkeler, kendi topraklarında tekstil üretimini en az seviyeye indirmiş durumda. Çünkü üretimde kullanılan kimyasallar, işçileri sağlığından ediyor. Üretim esnasında oluşan atıklar, doğaya zarar veriyor. Hindistan, Pakistan vb. üçüncü dünya ülkeleri, <strong>karın tokluğuna çalışan işçiler</strong>le dolu. Ve bu işçilerin çoğu, mesleklerinden dolayı, ölümcül hastalıklara yakalanıyorlar. Bu giysilerin üretimi esnasında doğaya verilen zarar ise cabası.” (Hilal Ceylan Köksal, s.139-147). (<strong>4</strong>).</p>
<p>İsrafa düşüp dengeyi ve ölçüyü kaybetmemek için farkındalık oluşturmak maksadıyla hazırladığımız bu ikinci yazımızı, bize sayısız nimetler bahşeden Allah Teâlâ’nın şu iki ağır ihtarıyla noktalayalım:</p>
<p>“… Sonra o Gün, (dünyadayken) size verilmiş olan her nimetten elbette sorguya çekileceksiniz!” (Tekâsür 102:8).</p>
<p>“Doğrusu, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbine karşı çok büyük nankörlük etmiştir.” (İsra 17:27).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cengiz Kallek; “<strong>İsraf</strong>” Maddesi, TDVİA, Ankara 2001, c.23, s.178-180.</li>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.423-425.</li>
<li>Muhammed Esed; <strong>Kur’an Kavramları</strong>, İşaret Yay., İstanbul 2016, s.158-159.</li>
<li>Elif Erdem ve Hale Şahin (Ed.); <strong>İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2018, Ankara, 174 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUTLU BİR AİLE SAYESİNDE  DÂREYN SAADETİNE NAİL OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 09:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[aile haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[eş değer olma]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[felah]]></category>
		<category><![CDATA[fevz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim 14:41]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kanaatkâr olma]]></category>
		<category><![CDATA[kavvam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’a Göre Mutlu Aile]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[meveddet]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74/55]]></category>
		<category><![CDATA[müsâmaha]]></category>
		<category><![CDATA[nüşuz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Burhanettin Can]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sadâkat]]></category>
		<category><![CDATA[Savrulan Dünyada Aile]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[SEKAM]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=511</guid>

					<description><![CDATA[“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21). İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” bile demeyi yasaklamaktadır. Oysa, yaklaşık yüz yıldır dünyanın birçok ülkesinde “anneler günü” olarak kutlanan mayıs ayının ikinci pazar günü, annelik statüsünü ve aile kurumunu bilerek ve isteyerek yok etmiş olan küresel sömürgeci düzen için tüketim çılgınlığını körükleme fırsatından başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>Anneler günü ve aile haftası münasebetiyle sizleri kardeşim <strong>Arzu Arıkan</strong>’ın yeni çıkan kitabından haberdar etmek isterim. Türkiye’de Aile, Savrulan Dünyada Aile, Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim gibi aile konusunda önemli bilimsel çalışmalar yürütmüş ve yayımlamış olan SEKAM tarafından basılan eser; kavramsal çerçevenin ardından aileyi tarihsel perspektiften ele almakta ve son bölümde Kur’an’a göre mutlu aileyi oluşturan yapı taşlarını ortaya koymaktadır. İki yüzü aşkın kaynağa atıf yapılan “<strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>” kitabının sonuç ve değerlendirme kısmını paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Tefsir dalında Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay danışmanlığında yüksek lisans tezi olarak hazırlanan araştırmayı kitaplaştıran Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (SEKAM) Başkanı Prof.Dr. Burhanettin Can esere yazdığı takdiminde şu vurguyu yapmaktadır:</p>
<p>“Çalışmada Kur’an merkeze alınarak aile yapısı, aile bireylerinin karşılıklı hak ve sorumlulukları aileye ilişkin anahtar kavramlar esas alınarak değerlendirilmiştir. Aile yapısı ve mutluluğu ile aile bireyleri arasındaki karşılıklı hak ve sorumluluklar, “saadet”, “felah”, “fevz”, “meveddet(sevgi)”, “merhamet ve şefkat”, “saygı”, “müsâmaha”, “af”, “adalet”, “fedakârlık”, “sabır/öfke kontrolü”, “iffet”, “sadâkat”, “israf”, “kanaatkâr olma”, “eş değer olma”, “şiddet”, “kavvam”, “nüşuz” ve “itaat” anahtar kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Mesele sadece Kur’an’ı referans alarak ele alınıp incelenmekle birlikte, metin içerisinde ilgili yerlerde hadisler de referans olarak vermiştir. Aile ile ilgili seçilmiş 40 hadis ve Kur’an’da aile ile ilgili ayetler, araştırmacılara yardımcı olmak maksadıyla ekler bölümüne toplu hâlde konmuştur.” (s.IX).</p>
<p>Müellif eserin önsözünde neden aile saadeti konusunu çalıştığını ise şu ifadelerle açıklamaktadır:</p>
<p>“Günümüzde aile kurumu dünyevileşmenin ve ahlaki dejenerasyonun verdiği zararlar sebebiyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Globalleşmenin etkisiyle uluslararası etkileşimin had safhaya vardığı şu dönemde aile kurumu desteklenmeli, korunmalı ve elde kalan son kalenin de düşürülmemesi için tüm imkânlar seferber edilmelidir. Bu hem fertlerin hem de toplumun geleceği açısından son derece önemlidir.</p>
<p>Mahkemelere gelen şikâyetlerin aile içi meselelerle dolu olduğu göz önüne alındığında, aile bireyleri arasındaki ilişkileri düzenleyecek sosyal bir reforma şiddetle ihtiyaç duyulduğu anlaşılacaktır. Zira aile toplumun aynası mesabesindedir ve aile hayatındaki kargaşalar siyasi ve toplumsal yapıyı yakından etkilemektedir. Bu bağlamda müracaat edilecek temel kaynak, “Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır.” (Müddessir 74/55) âyetinin de işaret ettiği üzere hiç şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim ve onun uygulaması olan sünnettir. Bu çalışmada çağlar ötesinden insanlığa evrensel mesajlar sunan Kur’an’ın aile kurumunu onarmaya ve güçlendirmeye yönelik mesajları irdelenmiş ve Kur’ani perspektiften mutlu bir aileyi oluşturacak temel unsurlar vurgulanmıştır.” (s.XI).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alternatifi Olmayan Yegâne Sosyal Kurumu Korumak </strong></p>
<p>“<strong>Aile</strong>, sağlıklı bireylerin yetişmesi ve sağlıklı toplumların oluşması için <strong>alternatifi olmayan</strong> en önemli sosyal kurumdur. Toplumun özünü ve temelini oluşturan aile kurumunun düzenli ve <strong>ahenkli</strong> bir şekilde işlemesi cemiyet ve millet hayatı için vazgeçilmez bir güvencedir. Bir toplumun huzurlu olup olmadığı, o toplumu oluşturan ailelere bakarak rahatça anlaşılabilir. Zira aile toplumun aynasıdır.</p>
<p>Aile bütün kadim din ve kültürlerde önemli görülen bir kurumdur. Nitekim Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta aileyle ilgili birçok hüküm bulunmaktadır. İslam geldiği dönemde Cahiliye devri Arap ailesinde var olan <em>mehir, velîme</em> (düğün yemeği), <em>îlâ</em> ve <em>muhâlea</em> yoluyla boşanma ve süt hısımlığıyla ilgi bazı hükümleri kabul etmiştir. Öte yandan o dönemde işlerliği olan birçok gayr-ı meşru birleşme şeklini reddetmiş; boşanma, miras, <em>tebennî</em> (evlat edinme) ve <em>muharremât</em> (nikâhlanması yasak olanlar) ile ilgili yanlış uygulamaları ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>Evlilik insan hayatının önemli bir dönüm noktasıdır. Kur’an’da hem erkek hem de kadın için huzur bulacakları eşlerin yaratılarak aralarına <strong>sevgi ve merhamet</strong>in yerleştirilmesi, Allah’ın bir âyeti olarak zikredilmektedir. Allah Teâlâ ilk insan olduğu kabul edilen Hz. Âdem için bir eş yaratmış ve “Eşinle birlikte Cennet’e yerleşin.” buyurmuştur. Cennet gibi müstesna bir yerde bile Allah kulunun yalnız olmasını murat etmemiş ve ona can yoldaşı olacak bir eş yaratmıştır. Ayrıca, Kur’an’da cennete giden mümin kullar için de gözleri başkasını görmeyen tatlı bakışlı eşler olacağı bildirilmiştir. Durum böyle olunca türlü zorluklarla dolu dünya hayatında insanın sırtını dayayacağı bir eşe duyduğu ihtiyaç çok daha fazla olsa gerektir. Bu sebeple İslam dini evliliği teşvik etmiş ve nefsani arzuların meşru dairede giderilebilmesi için nikâhı şart koşmuştur.” (s.157).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mutlu Bir Aile Sayesinde Dâreyn Saadetine Nail Olabilmek</strong></p>
<p>“Her Müslümanın en önemli gayelerinden biri, <u>iki dünyada da mutluluğu yakalayanlardan olabilmek</u>tir. Ancak modern dünyanın hazza indirgediği <strong>mutluluk</strong> kavramının Kur’ani perspektiften yeniden incelenmesi gerekmektedir. Günümüzde çoğu insan mutluluğu, sağlıklı olmak, maddi sıkıntı çekmemek, istenilen her şeye kısa yoldan sahip olmak şeklinde tanımlamaktadır. Oysaki Kur’an bize insanların açlık, korku, can ve mal kaybı gibi şeylerle imtihan edileceğini bildirmekte, sabredenleri ise müjdelemektedir. Buna göre mutluluğun sadece her şeyin yolunda gitmesiyle veya birçok şeye sahip olmakla doğrudan bir alakası olmadığı ve bazı felaketlere maruz kalan müminlerin de tüm zorluklara rağmen sabır ve teslimiyetle pekâlâ mutlu olabilecekleri söylenebilir.</p>
<p>Kur’an’da aile kurmanın asıl amacı; huzurun sağlanması ve sevgi-merhamet temeline dayanan bir ilişkiyle mutluluğun elde edilmesi olarak belirlenmiştir. Allah, aile yuvasını <u>insanların huzur bulacakları bir yer</u> kılmıştır. Aile efradının, ailenin bir üyesi olmaktan, bu aileye ait olmaktan duydukları hoşnutluk, aidiyet hissi ve bu sıcak aile yuvasından elde ettikleri doyum, onların mutlulukları üzerinde oldukça belirleyicidir. Ortak değerler, amaçlar ve ilgiler vesilesiyle ailede paylaşılan güç, bireylerin kendilerini <strong>değerli ve güçlü</strong> hissetmesini sağlamakta ve kim oldukları sorusuna tatmin edici bir cevap sunmaktadır. Ancak asıl önemli olan aile içindeki mutluluğun miktarından çok, aile fertlerinin ailenin mutluluğu için gösterdikleri çabadır.</p>
<p>Bu bağlamda Kur’an aile bireylerine önemli <strong>haklar</strong> vermenin yanı sıra aile mutluluğunu sağlamaya yönelik <strong>sorumluluklar</strong> da yüklemiştir.  Aile fertleri bu ortak sorumluluğun farkında olmalı ve Allah’ın huzurunda ailenin sorumlulukları çerçevesinde hesap vereceklerinin şuuruna vararak <u>aile içi huzuru temin</u> etmek amacıyla ellerinden gelen gayreti göstermelidirler. Ayrıca aile içinde bilhassa cinsiyet kaynaklı mağduriyetlerin giderilebilmesi, aile bireylerinin adalet ve merhamet temelinde, hak ve sorumluluklar çerçevesinde birbirlerinin hukukunu gözeten bir tutum benimsemesiyle mümkün olabilecektir.” (s.158).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aynı Özden Yaratılan Bir Bütünün İki Yarısı: Kadın ve Erkek</strong></p>
<p>“Aile kurumunu oluşturan <u>kadın ve erkek, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı bir bütünün iki yarısı</u> gibidir. Kur’an’a göre kadın ve erkek tek bir nefisten yaratılan, cinsiyetleri farklı olsa bile insan olarak aynı değere sahip olan iki ayrı bireydir. Erkeği ve dişiyi yaratan Allah onların yaptığı iyiliklere eşit karşılık vereceğini bildirmiştir. Nitekim Kur’an, insanlar arasında cinsiyetten, ırktan, soydan vs. kaynaklanan bir üstünlüğü kabul etmez. Kur’an’a göre yegâne bir üstünlük ölçüsü vardır ki o da takvâdır.</p>
<p>Modern dünyada aile içi ilişkiler hak ve sorumluluk bakımından <strong>eşitlik tezi</strong> üzerine kurulmuş olsa da ontolojik olarak bakıldığında bu pek mümkün görünmemektedir. Kur’an açısından da kadın erkek ilişkilerinin eşitlik fikri üzerine kurulamayacağı açıktır. Çünkü kadınla erkek arasında <strong>anatomik, fizyolojik ve psikolojik farklılıklar</strong> vardır. Allah Kur’an’da kadını ve erkeği farklı özelliklerle donattığını, her <u>iki cinsin birbirinden üstün yönleri olduğu</u>nu bildirmekte ve onları birbirlerinin üstünlüklerinin peşine düşmemeleri noktasında uyarmaktadır. Nitekim İslâmî bakış açısına göre kadın erkek ilişkilerinde eşitlikten çok, farklılıklarla birlikte iki varlığın birbirinin nezdindeki değerini ifade eden <u>eşdeğerlilik ve tamamlayıcılık</u> ön plâna çıkmaktadır.</p>
<p>İslam’dan önceki pek çok din ve kültürde kadın cinsinin haklar ve görevler bakımından <u>erkekten daha düşük</u> bir konumda olduğu görülmektedir. İslam, geldiği çağda <u>kadın hakları konusunda büyük bir devrim gerçekleştirmiş</u>, kadını layık olduğu konuma yükselterek ona daha önce pek sahip olamadığı miras alma, miras bırakma, eşini seçme, şahitlik yapma vb. haklar tanımıştır.  İslam, cahiliye toplumunun bozuk yapısını ortadan kaldırıp sağlıklı bir toplum inşa etmek için işe aileden başlamış ve karı-kocaya bazı haklar vermekle birlikte onlara sorumluluklar da yüklemiştir. Kocalara hanımlarına iyi davranmalarını, nafaka ve mehir konusunda hassas olmalarını ve adaleti elden bırakmamalarını tavsiye ederken, hanımlara da meşru konularda kocalarına itaat etmelerini ve aile mahremiyetlerini korumalarını salık vermiştir.</p>
<p>Öte yandan İslam dini ana-baba haklarına büyük bir önem vermiş ve çocuklara <u>ebeveynlerine karşı hürmetkâr davranmaları</u>nı emretmiştir. Kur’an’a göre ana-babaya iyi davranmak, güzel söz söylemek, dua etmek, meşru konularda onlara itaat etmek, onları azarlamamak ve ana-babaya sahip çıkmak çocukların görevleri arasındadır ki bu sayılanlar aynı zamanda bir nevi ibadettir.” (s.159).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlıklı Bir Toplum İnşa Edebilmek İçin İşe Aileden Başlamak</strong></p>
<p>“Kur’an’a göre aile kurumunun en temel görevlerinden birisi nesil yetiştirmektir. Bu bağlamda <u>ebeveynlerin de çocuklarına karşı birtakım sorumlulukları</u> vardır. Çocuğa iyi bir terbiye vermek, ona eğitim ve öğretim hakkı tanımak, çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmamak, adaletli olmak ve ilişkilerde sevgiyi ve şefkati esas almak bu sorumluluklardan bazılarıdır. Yukarıda ifade edilenler bir arada değerlendirildiğinde İslam toplumunda mutlu ailelerin sayısının artmasının kadınıyla erkeğiyle çocuğuyla her bireyin bu hak ve sorumluluklara titizlikle riayet etmesine bağlı olduğu söylenebilir.</p>
<p>Allah Teâlâ bir yandan insanlara hak ve sorumluluklarını bildirmiş, öte yandan onlara <u>nasıl mutlu bir yuva oluşturacaklarını</u> da öğretmiştir. Bu bağlamda bilhassa iman, teslimiyet, dua, tevekkül gibi konularda Hz. İbrahim’in ve Hz. İmran’ın aileleri tüm <u>insanlık için güzel bir örneklik teşkil etmek</u>tedir. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an’da İbrahim ailesini ve İmran ailesini kendi çağının insanları içinden seçerek üstün kıldığını zikretmektedir.</p>
<p>Günümüzde aile kurumu sekülerizmin ve modernizmin etkisiyle pek çok <u>yara almış</u>, gerçek fonksiyonunu tam anlamıyla yerine getiremez olmuştur. Sekülerleşme, aile bağlarının kopuk olduğu, evin otel gibi kullanıldığı, hazcı bir hayat anlayışının temel kabul edilmesi sebebiyle çocuk sahibi olmanın ve <u>evlenmenin külfet</u> olarak görüldüğü bir aile biçimi ortaya çıkarmıştır. Tüm bunların bir sonucu olarak dünyada <u>boşanma oranları</u> hızla artmaya başlamıştır. Boşanmanın taraflar açısından psikolojik, biyolojik, sosyolojik, ekonomik pek çok zararı olmakla birlikte bu sorunu sadece bu olayı yaşayan kişi ve kesimlere ait bir sorunmuş gibi telakki etmek doğru değildir. Bu durum ülkeler bazında toplumsal bir sorunken dünya ölçeğinde ise bir <u>insanlık sorunu</u> olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim boşanmış ailelerin çocuklarında suç işleme oranının daha yüksek olması boşanmanın topluma yönelik zararını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Öte yandan sadakat ve iffet gibi kavramlar günümüzde küreselleşmenin tehdidi altında bulunmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan cinsel devrim, cinsiyet alanında oluşturulmaya çalışılan <u>muhafazakâr yapıyı tamamen dağıtmış</u>tır. Nitekim Avusturya’da yapılan bir araştırmada halkın %90’ının nikâhsız birlikteliği onaylaması, tıbbi istatistiklerin Şam ve Halep’te gayr-ı meşru ilişki sebebiyle 400 bin kürtaj yapıldığını ortaya koyması, ülkemizde yapılan bir araştırmada katılımcıların %31,5’lik bir kesiminin nikâhsız birliktelik yaşayan komşuya kayıtsız kalacaklarını ifade etmeleri bu dağılmaya bir örnektir.</p>
<p><u>Batı’da aile kurumunun neredeyse tamamen çökmüş olduğu</u> göz önüne alındığında Müslüman ülkelerde durumun bu kadar vahim olmadığı söylenebilir. Ancak ülkemizde uyuşturucu kullanma ve fuhuş yaşının 12’lere düştüğü dikkate alınırsa bizim için de tehlike çanlarının çalmaya başladığı görülecektir. İnsanların medya ve farklı <u>kitle iletişim araçlarıyla müstehcenlik bombardımanına tâbi tutulduğu</u> günümüzde bu büyük tehlikeyi bertaraf etmenin en iyi yolu, Kur’an’da iffet timsali olarak gösterilen <u>Hz. Yusuf, Hz. Meryem gibi şahsiyetlerle tanışmak ve onların</u> <u>erdemli davranışlarını kendi hayatımıza nakşetme</u>ye gayret etmektir. Ayrıca cinsel tahriklerin had safhaya vardığı günümüzde eşlerin birbirlerini cinsel yönden tatmin etme hususunda her zamankinden daha hassas olmaları, aile birliğinin huzurlu bir şekilde devam ettirilebilmesi için oldukça önemlidir.” (s.159-160).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Kurumu İçin Manevi Değerlerimizi Yeniden Canlandırmak</strong></p>
<p>“Günümüzde modernizm ve feminizmin etkisiyle bazı hanımlar erkeğin aile reisi oluşu, kocaya itaat gibi konuları tümden reddederken bazı erkeklerin de ataerkil yapının etkisiyle kadından mutlak itaat bekledikleri, itaatsizlik durumunda kadına şiddet uygulamayı normal addettikleri gözlemlenmektedir. Bu konuda her türlü akımın etkisinden kurtularak “kavvâm”, “nüşûz”, “itaat” ve şiddet gibi kavramların Kur’ani bir bakış açısıyla açıklığa kavuşturulması ve karı-kocanın tarafsız olarak bu bilgilere göre hareket etmesi ailedeki mutluluğun sürekliliğini sağlaması açısından gereklidir.</p>
<p>Bu durumda hem bireyin mutluluğu hem toplumun geleceği hem de insanlığın hayrı adına aile kurumunun asli görevlerini yerine getirebilmesi için acilen önlem almak gerekmektedir. Bu yolda atılacak ilk adım, <u>aile yuvamızı</u> evrensel bir mesaj olan <u>Kur’an’ın öğretilerine göre yeni baştan yapılandırarak</u> modernizmin yozlaştırdığı <u>manevi değerleri yeniden canlandırmaya gayret etmek</u>tir. O zaman görülecektir ki <strong>sevgi, saygı, merhamet, müsamaha, adâlet, af, fedakârlık, sabır </strong>gibi dînî-manevî değerlerin ikame edildiği aile yuvasında kabalık, hoyratlık, şiddet, sorumsuzluk gibi olumsuz davranışlar kendiliğinden yok olacaktır.</p>
<p>Bu çalışmada Kur’an eksenli mutlu bir aileyi oluşturan temel dinamikler incelenmiş ve bu dinamiklerin ihya edilerek aile yuvasına nakşedilmesi durumunda modernizmin ve sekülerizmin verdiği zararların en aza indirgenebileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Temennimiz, bu çalışmanın Kur’an araştırmalarına bir nebze de olsa katkıda bulunması, mutlu ailelerin mutluluğunu perçinleştirmesi, boşanma aşamasında olan çiftlerin ise bu kararı yeniden gözden geçirmelerine vesile olarak İslam binasından bir yapı taşının daha düşmesine engel olabilmesidir.” (s.160).</p>
<p>“<em>Rabbenâgfirlî we livâlideyye we li’l-mu’minîne yewme yekûmu’l-hisâb</em>:</p>
<p>Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı babamı ve bütün<br />
müminleri bağışla!” (İbrahim 14:41).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Arzu ARIKAN</strong>; <strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>, SEKAM Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 190 s.</li>
<li><a href="http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar">http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar</a>, 14 Mayıs 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİGARANIN HÜKMÜNÜ GÖZARDI ETMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2016 09:33:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:195]]></category>
		<category><![CDATA[7:31]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sigarayı Bırakma Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Tütüne Hayır Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[Medine İslam Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[mekruh]]></category>
		<category><![CDATA[müftir]]></category>
		<category><![CDATA[müskir]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[pipo]]></category>
		<category><![CDATA[Sadullah Beki]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<category><![CDATA[WNTD]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=328</guid>

					<description><![CDATA[31 Mayıs günü her yıl Dünya Tütüne Hayır Günü (WNTD: World No Tobacco Day) olarak kutlanır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) üye devletlerince 1987 yılından bu yana tüm dünyada kutlanan bu önemli günde, sigara kullanıcılarının 24 saat süreyle sigarayı bırakmaları teşvik edilir. Dünya Sigarasız Günü, Dünya Tütünsüz Günü ve Dünya Sigarayı Bırakma Günü gibi farklı isimlerle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height: 1.5;">31 Mayıs günü her yıl Dünya Tütüne Hayır Günü (WNTD: World No Tobacco Day) olarak kutlanır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) üye devletlerince 1987 yılından bu yana tüm dünyada kutlanan bu önemli günde, sigara kullanıcılarının 24 saat süreyle sigarayı bırakmaları teşvik edilir.</span></p>
<p>Dünya Sigarasız Günü, Dünya Tütünsüz Günü ve Dünya Sigarayı Bırakma Günü gibi farklı isimlerle çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bu gün, ramazan ayı arifesine denk gelmesine rağmen Türkiye’de hissedilir düzeyde değerlendirilemedi.</p>
<blockquote><p>Sigara içmekle hem bünyeye hem de çevreye zarar verilmekte, bir taraftan Allah hakkı öbür taraftan kul hakkı birlikte ihlâl edilmektedir.</p></blockquote>
<p>Dünya genelinde her sene en az 6 milyon insanın ölümüne neden olan ve gitgide toplumun tüm kesimlerine yayılan tütün kullanımının çeşitli vesilelerle azaltılmasına ve sınırlandırılmasına yönelik çabaları artırmak icap etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sigaranın Fıkhi Hükmünü Dikkate Almak</strong></p>
<blockquote><p>Bedene verdiği zarar ilmen ve tıbben kesinlik kazanmışsa, açık bir israfa ve aslî ihtiyaçlardan bile fedakârlık yapmaya zorluyorsa, sigara içmek dinen “haram”dır.</p></blockquote>
<p>Türkiye’nin sayılı fıkıhçılarından Hayrettin Karaman hoca, kendisine tevcih edilen bir suale cevap sadedinde resmi internet sitesinde yer alan şu fetvayı vermiştir:</p>
<p>“Sigaranın sağlığa zarar verdiği konusunda artık kimsenin bir şüphesi ve tereddüdü olamaz. Zararın derhal veya zaman içinde gerçekleşmesi, hükmü değiştirmez. Hayatı ve sağlığı korumak, bunun için gerekli tedbirleri almak dinin önemli hedeflerinden biridir. Sigaranın zararı yalnızca içenin sağlığı ile ilgili olsaydı bile onun haram olması için yeterli idi. Halbuki sigara içenlerin çevrelerine de önemli ölçüde zararları vardır, devamlı sigara içenin yakınında olanlar da onlara yakın zarar görmektedirler. Sigara içmeyenler, sigara içenlerin yaydıkları duman ve kokudan rahatsız olmakta, eziyet çekmektedirler. Bütün bu kötülüklere sebep olan bir nesneye bir de para vermek, bunun için harcamada bulunmak israftır, malın boşa (hatta zarara) harcanmasıdır. İşte bu gerekçeler yanyana geldiğinde bir kimse çıkar da hala &#8220;sigara mübahtır ve ya haram değil, mekruhtur&#8221; derse yanlış yapmış olur; bunu diyenin sağlam, güvenilir bir dayanağı olamaz.</p>
<p>Haram olan bir şeyi satan kimseden, helal olan bir şeyi satın alan (mesela içki ve sigara satan bir bakkaldan şeker, pirinç vb. alan) kimsenin yaptığı satın alma akdi sahihtir, bundan dolayı günaha girmez; ama bu kişi, haram olan nesneyi satan bakkala karşı uyarıda bulunma, tavır koyma, ilişkiyi kesme gibi vazifelerini ihmal ettiği için (eğer geçerli bir mazereti yoksa) sorumlu olur.” (<a href="http://hayrettinkaraman.net">hayrettinkaraman.net</a>).</p>
<p>Sigara içmekle alâkalı farklı fetvalar bulunduğuna dikkat çekerek, sigara haram ise satışının da haram olması gerektiğine dair bir soruya verdiği fetvasında ise hoca efendi şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“Sigara mübahtır, serbesttir, içilebilir&#8221; veya “haram değil, mekruhtur&#8221; diyenler iki delîle dayanıyorlar: a) Naslarda (âyetlerde ve hadîslerde) yasaklayan bir ifade yok. b) Sigaranın zararı yok. Bize göre bu delîllendirme şekli isabetli değildir. Kesin naslarda şaraptan başka içki adı yoktur, fakat etkisine bakarak, şarabın yaptığını yapan sıvı ve katı nesnelerin haram olduğuna hükmedilmiştir.</p>
<p>‘Sigaranın zararının olmadığı’ iddiası ilgili bilime ve tecrübeye/vâkıaya aykırıdır. Sigaranın sağlığa zararlı olduğu, bazı ülkelerde kanun gereği paket üzerine yazılmıştır. İçenden başkalarını da rahatsız ettiği ve onlara zarar verdiği için umuma açık ve ait olan yerlerde sigara içmek yasaklanmıştır. Bir iki tane sigara içen ve tiryakî olmayan kimselerin bu yaptıklarına &#8220;mekruh&#8221; denebilir, ancak tiryakî olarak sigara içen kimselerin yaptıkları haramdır; çünkü sağlıklarına zarar vermektedir, başkalarını rahatsız etmekte ve onların da sağlıklarına zarar vermektedir, zararlı bir şeye para vermek israftır, israfın da ötesinde bir yasak harcamadır. İslâm&#8217;ın bunları (sağlığa zarar vermeyi, insanları rahatsız etmeyi ve boşuna, faydasız, zararlı yerlere ve şeylere para harcamayı yasakladığı kesindir.</p>
<p>Haram olan bir şeyi, haram kılınan şekilde kullanmak isteyene satmak da câiz değildir. İnsanların içki ve sigaradan başka -dînin helâl kıldığı- birçok şeye ihtiyacı vardır. Bir bakkal temiz, kaliteli ve nisbeten ucuz olarak bu helâl nesneleri satarsa müşteri bulur, haram satmaya ihtiyacı olmaz.” (hayrettinkaraman.net).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Müskir</em></strong><strong> ve <em>Müftir</em> Her Şeyin Yasaklandığını Esas Almak</strong></p>
<blockquote><p>Zarar, israf ve nafaka yükümlülüğü açısından sigaranın haramlığına kâil olan ulemanın fetvaları tercih edilmelidir.</p></blockquote>
<p>Kırıkkale Müftü Yardımcısı iken Sadullah Beki hocanın 23.08.2011 tarihinde müftülük resmi sitesinde yayınlamış olduğu “Sigara mekruh mu, haram mı?” başlıklı makalesinde özetle şu mütalaalara yer verilmiştir:</p>
<p>“Sigaranın teneffüs edilen kısmı olan dumanın içilmesi haramdır, sigara hiçbir yararı olmayan safi bir israftır, abesle iştigaldir. Sigara bid’attır, bir sünnetin kaybolmasıdır, o da ağız temizliğidir. Aynı zamanda bir hekim olan Şafii bilgini <strong>Kalyûbî</strong>, sigaranın <strong>haram</strong> olduğunu söyler. Sigara gıda değil, şifa değil, deva değil, zehirdir, israftır.</p>
<p>“Resulullah <em>müskir</em> ve <em>müftir</em> olan her şeyi yasakladı.” hadisinde geçen <strong><em>müftir</em></strong>; içildiği zaman ‘vücuda <u>hararet</u> veren, organlarda <u>kırıklık</u>, güç azalması göz kapaklarında <u>mahmurluk</u> ve <u>zayıflama</u> meydana getiren şey’ anlamına gelmektedir.</p>
<p>Sigara bağımlısı, kendi kendisini tehlikeye atmakta, dolaylı olarak intihara yeltenmektedir. Bu iki husus, Bakara 195 ile Nisa 29’da yasaklanmıştır. Sigara mahza israftır, pis ve habis işlerden olup insanlara eziyet etmektir. Bunlara da; İsra 27’de, En’âm 141’de ve A’râf 157’de işaret edilmiştir. Dinimizde zorlanmak ve zarar vermek yasaklandığı gibi, mal ve sağlık ziyanına da müsaade edilmemektedir.</p>
<p>Mısır Ezher Üniversitesi’nden İbrahim el-Bâcûrî, tütünün mekruh, ancak zararı kesinleşir ve artarsa haram olduğunda şüphe kalmayacağını söylemiştir.</p>
<p>Medine İslam Üniversitesi Öğretim Üyesi Ebu Bekr el-Cezâirî, tütünün haram olduğunu ifade ederek şöyle der: Sigara içmek, dumanı ve ateşi yutmak demektir. Tiryakilerde bir gevşeme meydana gelir. İbadette var olması gereken dikkat, huzur ve samimiyeti zedeler.</p>
<p>Hanbeli hukukçusu <strong>Abdülvehhab</strong>, çok kullanılan tütünün <strong>haram</strong> olduğunu söyler.</p>
<p>Suriyeli âlim Nesimi’nin yaklaşımı şöyledir: Onu kullanan kişinin konumu; bünyesi, sağlığı ve ekonomik durumuna göre, haram, tahrimen veya tenzihen mekruh olur.</p>
<p>Katar Din Enstitüsü Müdürü Yusuf el-<strong>Karadâvî</strong>’nin mütalaası şudur: Zararı isbat edildiğine göre, <strong>haramdır</strong>.</p>
<p>Halil <strong>Gönenç</strong> hoca efendinin kanaati şudur: Sigara hakkında ayet, hadis ve müctehid sözü yoktur. O dönemde afyon da yoktu ve tanınmıyordu. Hakkında kati nas bulunmadığı için, bazıları ‘mübahtır’, demişlerdir. Ancak zararı kesin olur, nafakasını ona harcıyorsa, <strong>haram</strong> olmasında şüphe yoktur.” (<a href="http://kirikkalemuftulugu.gov.tr">kirikkalemuftulugu.gov.tr</a>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zarar, İsraf ve Nafaka Yükümlülüğü Açısından Sigaranın Haramlığına Kâil Olmak</strong></p>
<blockquote><p>Haram olan bir şeyi, haram kılınan şekilde kullanmak isteyene satmak da câiz değildir.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayınlanan İLMİHAL’in “İslam ve Toplum” alt başlığını taşıyan ikinci cildinde, haramların ve helâllerin ele alındığı 14. bölümünde “içecekler” kısmında sigaraya ilişkin şu değerlendirmelere yer verilmektedir:</p>
<p>“Bağımlılıkların en yaygını ve belki de üzerinde en çok konuşulanı sigara bağımlılığıdır. Batı’da yaklaşık on asırlık bir geçmişi bulunan tütün ve sigara, XV. yüzyıldan itibaren yeni dünyadan İ̇slâm dünyasına da sirayet etmiş, sigara alışkanlığının toplumda yayılmaya başlamasıyla birlikte sigara içmenin dinî hükmü, dinen sakıncalı olup olmadığı da tartışılır olmuştur.</p>
<p>Sigara, on dört asırlık fıkıh tarihi içinde nisbeten yeni bir mesele olduğundan ilk devir müctehidlerinin konuyla alâkalı görüşünün bulunmayacağı açıktır. Çağdaş sayılabilecek son dönem İ̇slâm bilginleri de sigaranın dinî hükmü konusunda üç gruba ayrılmışlardır:</p>
<ol>
<li>Sigaranın zararlarını bilmeyen veya önemsemeyen bir grup bilgin, tütün kullanma (pipo, nargile vb. de dâhil), sigara içme hakkında dinde açık bir hüküm bulunmadığını, şâri‘ tarafından açık bir yasak gelmediğini ileri sürerek sigara içmenin mubah olduğu görüşünü ileri sürmüştür.</li>
<li>Diğer bir grup İslâm bilgini ise, sigara içmeyi doğru bulmamakla birlikte, “haram” da diyemedikleri için “mekruh” olarak nitelendirmişlerdir.</li>
<li>Üçüncü bir grup ise, sigara içmeyi, özellikle tiryakilik derecesinde sigara alışkanlığını sağlık açısından zarara ve ekonomik yönden israfa yol açtığı, nafaka yükümlülüğünü ihlâl ettiği gerekçesiyle “haram” saymışlardır.</li>
</ol>
<p>Günümüz İ̇slâm bilginlerinin genel eğilimini yansıtan bir değerlendirme yapmak gerekirse şunlar söylenebilir: Her şeyden önce, sigara içme hakkında dinî bir hükmün ve şâriin yasağının bulunmadığını söylemek doğru olmaz. Şer’î hükümler belli ilkelere dayalıdır ve birtakım gayelere yöneliktir. Naslar her mesele hakkında ayrıntılı ve münferit hüküm vermek yerine genel kurallar ve ölçüler koymuş olup, müslümanlar önlerine çıkan meseleleri nasların koyduğu bu ilke ve ölçülere, gözettiği gayelere göre anlamak ve değerlendirmek zorundadırlar. Bu itibarla sigara hakkında muhtemel fıkhî hükmü, belli açılardan ele alıp tartışmak ve çıkan sonuca paralel bir değerlendirmeye gitmek gerekmektedir.</p>
<p><strong>a) Zarar.</strong> Sigaranın zararsız olduğunu söylemek, artık bugün ilmen ve tıbben imkânsız olduğuna göre, konunun dinî yasaklar çerçevesinin tamamen dışında düşünülemeyeceği şüphesizdir. Bilim adamları sigaranın ihtiva ettiği nikotinin ve sigara dumanının bünyede kanserden, sinir sistemlerinde bozukluğa kadar bir dizi zarar ve hastalığa yol açtığından söz etmektedir. Kur’an’da, “Kendinizi elinizle tehlikeye atmayın&#8230;” (el-Bakara 2/195) buyurulmuş, Hz. Peygamber de, “Ne doğrudan zarar verme ne de zarara zararla karşılık verme vardır.” (İ̇bn Mâce, “Ahkâm”, 17; el-Muvatta’, “Akzıye”, 31) diyerek bir kimsenin kendine ve başkalarına zarar vermemesinin temel bir dinî ilke olduğunu vurgulamıştır. Sigaranın hem içene hem de çevresinde bulunan kimselere zarar verdiği göz önüne alınınca hem Allah hakkının hem de kul hakkının birlikte ihlâl edildiği söylenebilir.</p>
<p><strong>b) İsraf</strong> malı boş yere harcamaktır. Kur’an’da, “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz” (el-A’râf 7/31) buyurulmuş, Resûl-i Ekrem de daima mutedil, ölçülü davranmayı emretmiş, malın boşa harcanmasını yasaklamıştır. Sigara için yapılan harcamanın, sigara bağımlısı şahsın bu bağımlılığı göz önünde bulundurulursa israf olmayacağı, hatta önemli bir bünyesel ihtiyacının karşılanması sayılabileceği görüşü -harcama boşa olmanın ötesinde zararlı da olduğu için tutarlı değildir. Harcama yapan kişinin zengin olması da bu harcamanın israf olmasını önlemez.</p>
<p><strong>c) Nafaka Yükümlülüğü.</strong> Aile reisi erkekler eşinin, çocuklarının ve aile fertlerinin, muhtaç yakınlarına bakan erkekler de onların nafakalarını karşılamakla yükümlüdür. Böyle bir malî yükümlülük altında bulunan kimselerin nafaka yükümlülüğünü aksatacak şekilde sigaraya para vermesi de dinî olduğu kadar insanî ve ahlâkî açıdan da kabul edilemez bir durumdur.</p>
<p>Sigara içmenin fıkhî hükmü başta zarar, israf ve nafaka yükümlülüğü olmak üzere çeşitli açılardan ele alınabilir. Böyle olunca sigara içmenin hükmü hakkında kesin ve genel bir hüküm vererek “haram” demek yerine, bu konuda bu açılardan bazı ayırımlar yaparak farklı durumlarda farklı hükümler vermek, her bir durumu kendi şartları içerisinde değerlendirmek daha doğru görünmektedir.</p>
<p>Hem içene hem de o ortamda bulunan şahıslara ve çevreye verdiği zararlar, israf ve hakların ihlâline yol açabileceğinin kuvvetle muhtemel olması dikkate alınarak, sigara içmenin kural olarak dinen “<strong>harama yakın mekruh</strong>” sayılması gerekir. Ancak bedene verdiği zarar ilmen ve tıbben açıklık ve kesinlik kazanmışsa, açık bir israfa ve kişinin nafaka yükümlülüğünü etkileyip aile fertlerinin ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerin nafakasını kısmasına yol açıyorsa, zorunlu harcamalardan ve aslî ihtiyaçlarından bile fedakârlık yapmaya zorluyorsa, o takdirde sigara içmenin dinen de “<strong>haram</strong>” olduğu söylenebilir. Nargile ve enfiye gibi alışkanlıklar da bu çerçevede değerlendirilebilir.” (DİB., İlmihal, 67-69).</p>
<p>Sigara illetine müptela kardeşlerimizi, bereketli ramazan günlerinde hayırlı bir adım atarak bir büyük yanlıştan arınmaya davet ediyorum. Rabbim bizleri hatalarımızdan dönmeye muvaffak eylesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/0111.htm">http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/0111.htm</a></li>
<li><a href="http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0467.htm">http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0467.htm</a></li>
<li><a href="http://www.kirikkalemuftulugu.gov.tr/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=194:sgara-mekruh-muharam-mi&amp;catid=35:sadullah-bek&amp;Itemid=115">http://www.kirikkalemuftulugu.gov.tr/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=194:sgara-mekruh-muharam-mi&amp;catid=35:sadullah-bek&amp;Itemid=115</a></li>
<li><a href="http://www.diyanet.gov.tr/dijitalyayin/ilmihal_cilt_2.pdf">http://www.diyanet.gov.tr/dijitalyayin/ilmihal_cilt_2.pdf</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
