<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/insani-ve-sosyal-arastirmalar-merkezi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/insani-ve-sosyal-arastirmalar-merkezi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Sep 2019 07:07:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÖNLEYİCİ FAKTÖRLERE YOĞUNLAŞMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Sep 2019 09:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMLILIKLA MÜCADELE]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞKÜNLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[HALİM ÖMER KAŞIKÇI]]></category>
		<category><![CDATA[İ. TAYFUN UZBAY]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTEGİN ÖGEL]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞININ TEDAVİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[MADDEYE ULAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[MUAMMER EROL]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ÖKSÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİZ KALMA]]></category>
		<category><![CDATA[UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA BAĞIMLILIKLA MÜCADELE İL KOORDİNASYON KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA İL SAĞLIK MÜDÜRÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA VALİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİLAY]]></category>
		<category><![CDATA[YOKSUNLUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=936</guid>

					<description><![CDATA[Yalova Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu, 28 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Valimiz Muammer Erol başkanlığında toplandı. İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Halim Ömer Kaşıkçı’nın açılış konuşması ve sunumunun ardından bağımlılıkla/uyuşturucuyla mücadele konusunda 2019 yılında Yalova Üniversitesi’nde gerçekleştirilen akademik çalışmaları anlatan Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Mustafa Öksüz, üniversite bünyesinde “Madde Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu” oluşturduklarını duyurdu. Bağımlılık alanında yapılacak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu, 28 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Valimiz Muammer Erol başkanlığında toplandı. İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Halim Ömer Kaşıkçı’nın açılış konuşması ve sunumunun ardından bağımlılıkla/uyuşturucuyla mücadele konusunda 2019 yılında Yalova Üniversitesi’nde gerçekleştirilen akademik çalışmaları anlatan Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Mustafa Öksüz, üniversite bünyesinde “Madde Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu” oluşturduklarını duyurdu.</p>
<p>Bağımlılık alanında yapılacak çalışmaların koordineli biçimde yürütülmesi madde bağımlılığıyla mücadelede etkin sonuçlar elde edilmesine zemin hazırlayacaktır. Bu vesileyle bir yıl önce yayımlanan özlü bir raporu yeniden gündeme getirmekte yarar görüyorum. Zira <strong>sosyal sağlığımızı korumak</strong> ve geliştirmek amacıyla kamu kurumları yanında gönüllü kuruluşların da önemli çalışmaları ve yayınları bulunmaktadır. Yerel, bölgesel ve küresel düzlemde çeşitli sosyal, siyasal ve ekonomik problemlere ilişkin kıymetli raporlar yayımlayan İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Ağustos 2018’de yayımladığı “Madde Bağımlılığı ve Mücadele” başlıklı özlü raporuyla hem meselenin ehemmiyetine dikkat çekiyor hem de çözüm önerilerini sunuyor. Üretken araştırmacı A. Hümeyra Kutluoğlu Karayel’in hazırlamış olduğu rapora -uygun ara başlıklar ekleyerek özetlemek suretiyle- yeniden dikkat çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Vücudumuzun Doğal İşlevselliğini Titizlikle Korumak</strong></p>
<p>“Madde bağımlılığı, vücudun işlevlerini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü halde bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanım sıklığını ve dozunu artırır [1].</p>
<p>Günümüzde, özellikle gençler arasında çok yaygın olan madde kullanımı maalesef ciddi bir problemdir. Bir defayla, merakla, bana bir şey olmaz gibi başlangıçlarla madde dünyasına adım atanlar, bu sürecin sonunda kendilerini bağımlısı oldukları maddeden kurtulmak için çırpınırken bulurlar. Adeta bir <strong>düşkünlük</strong> olarak tanımlanabilecek bu bağımlılık, kişiyi günlük hayatını ve ilişkilerini sürdüremez hale getirir; vücut her gün biraz daha fazla madde arar ve bir önceki doz yetersiz kalır.</p>
<p>Özetle kişinin kullandığı madde miktarı sürekli ve düzenli olarak artıyorsa ve alınan madde her geçen gün daha da hızlı tüketiliyorsa madde bağımlılığı süreci başlamış demektir. Bunu kabullenmek istemeyen birey, sistemli bir şekilde bir sonraki madde kullanımını planlar, maddeyi nereden ve nasıl temin edeceğini düşünür. Zararlı ve yanlış olduğunu bildiği halde madde kullanımını sonlandırmayı istemez ve önüne çıkan engeller ne ve kim olursa aldırış etmeden bağımlısı olduğu <strong>maddeye ulaşmak </strong>için mücadele eder. Çünkü bilir ki madde kullanımına ara verir veya dozu azaltırsa yoksunluk oluşacaktır (s.1).</p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>; kişinin kullandığı madde miktarını ve sıklığını azalttığında oluşan, hayatını devam ettiremeyecek kadar şiddetli bir biçimde yaşadığı fiziksel ve ruhsal bozuklukların tümüdür. En sık karşılaşılan yoksunluk belirtileri şunlardır: intihara meyilli olma, saldırganlık, öfke, sinir krizleri, huzursuzluk. Bu duruma düşmek istemeyen kişi, tüm bu maddi ve tıbbi zorluklarına rağmen madde tüketimine devam eder. Bütün bu süreçleri sürdürmede ısrarcı olanlarda ve bağımlılığını tedaviye yanaşmayanlarda bir süre sonra yetersiz gelen dozun artışı sonucunda vücut, beyin fonksiyonları ve kalp iflas eder; süreç ölümle son bulur.” (s.2).</p>
<p><strong>Madde Bağımlısını Davranış Özelliklerinden Tanımak</strong></p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü bağımlı kişinin özelliklerini şöyle tarif eder:</p>
<ol>
<li>Maddeyi elde etmeye ve kullanmaya yönelik yoğun arzu ve ihtiyaç hissetme,</li>
<li>Kullanılan dozu artırma eğilimi,</li>
<li>Maddenin fiziksel ve psikolojik etkilerine karşı yoğun hassasiyet ve etkileri arayış içinde olma,</li>
<li>Maddenin kişinin hayatında önemli bir şey haline gelmesi,</li>
<li>Kişinin işte, evde veya okulda yükümlülüklerini sürdürmesini önleyecek şekilde yineleyici biçimde madde kullanması,</li>
<li>Fiziksel tehlike yaratabilecek durumlarda (mesela araç kullanırken) madde etkisinde olma ve bu durumun tekrarlanması,</li>
<li>Madde kullanımına ilişkili yasal sorunlarının varlığı,</li>
<li>Madde kullanımının kişinin sosyal hayatında ve yakınlarıyla ilişkilerinde yineleyici ve kalıcı sorunlara yol açması ancak buna rağmen madde kullanımının sürdürülmesi.” (s.2).</li>
</ol>
<p><strong>Bağımlılık Yapan Maddelerin Yıkıcı Gücünü Görmek</strong></p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre uyuşturucu; “sağlık nedenleriyle alınanlar dışında, yaşayan organizmaya alındığında, organizmanın bir veya birden çok işlevini değiştirebilen herhangi bir maddedir.” <strong>Uyuşturucu</strong>; kişiyi uyuşturan, hareketsiz kılan, kontrolünü kaybettiren maddeler için kullanılan bir terimdir. Uyuşturucu maddeler, bedene girdiklerinde ruhsal, eylemsel ve bedensel değişikliklere neden olup bağımlılık yapabilen kimyasallardır.</p>
<p>Tüm bağımlılık yapıcı maddeler için uyuşturucu sözcüğünü kullanmak doğrudur. Aşağıda sıralananların hepsi bağımlılık yapıcı etkisi olan maddelerdir [2-3]:</p>
<ol>
<li>Sigara (ve diğer tütün mamulleri),</li>
<li>Alkol,</li>
<li>Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon, meperidin),</li>
<li>Uyarıcılar (amfetamin, kokain, ekstazi, kafein),</li>
<li>Merkezî sinir sistemini baskılayanlar (barbitüratlar, meprobomat, benzodiazepinler, alkol, akineton),</li>
<li>Halüsinojenler (liserjik asid dietilamid, meskalin, psilocybin, dimetiltriptamin, dietil triptalmin, dimetoksimetil amfetamin, metilendioksi amfetamin),</li>
<li>Uçucu maddeler (tiner, benzen, gazolin, glue, bali gibi yapıştırıcılar),</li>
<li>Esrar ve benzerleri</li>
<li>Fensiklidin (PCP). (s.3).</li>
</ol>
<p>Yukarıda görüldüğü üzere uyuşturucu sınıflandırmasına dâhil olan çok sayıda madde vardır. Bunlardan kimisi (morfin ve esrar gibi) doğal olup doğada bulunabilirken, kimisi de sentetik veya ekstazi gibi laboratuvarlarda üretilen cinstendir. Bu sebeple bu maddelerin bir kısmı yasal bir kısmı ise değildir.</p>
<p>Madde kullanımı bu kadar yaygınken maddelerin içeriği, zararı, yan etkileri hakkında bir o kadar <strong>yetersiz bilgi </strong>sahibi olunması ise durumun ciddiyetiyle örtüşmemektedir. Oysaki kişiler, özellikle gençler, bu maddelerin içeriği hakkında detaylı bilgiye sahip olduklarında bunları kullanma ihtimalleri azalacaktır.” (s.4).</p>
<p><strong>Bağımlılık Riskini Yükselten Etkenlerden Kaçınmak</strong></p>
<p>“Bağımlılık geliştirme riski aşağıda sıralanan gruplardaki kişilerde daha fazladır:</p>
<ol>
<li>Ergenlik dönemindeki gençlerde,</li>
<li>Madde kullanımını yaşadığı sorunları unutmada bir çözüm yolu olarak görenlerde,</li>
<li>Arkadaşlarının beğenisini kazanmak, grup tarafından kabul edilmek, onların dikkatini çekmek, bir gruba ait olmak için maddenin araç olabileceğini düşünenlerde,</li>
<li>Madde kullanımını eğlenceli bir şeymiş gibi görenlerde ve dolayısıyla maddelerin zararına ve içeriğine dair çok fikri olmayanlarda,</li>
<li>Arkadaş baskısına “hayır” deme becerisine sahip olamayan kişilerde,</li>
<li>Ebeveyni boşanmış olan çocuklarda,</li>
<li>Sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde,</li>
<li>Psikolojik problemleri olan kişilerde.” (s.15).</li>
</ol>
<p><strong>Önleyici Faktörleri Önemsemek</strong></p>
<p>“Madde kullanımının bu kadar yaygın ve erişimin de kolay olduğu günümüzde, maalesef çevremizde madde bağımlısı birçok kişi bulunmaktadır. Bazı belirtilerden kimlerin madde bağımlısı olduğu veya içinde bulundukları risk faktörleri sebebiyle kullanma potansiyeli taşıdığı anlaşılabilmektedir. Fakat bütün <strong>yıkıcı etkilerine karşın</strong> madde kullanımının önüne geçmede yeterli performans gösterilememektedir. Bu da kısmi olarak önleyici faktörleri bilmemekten kaynaklanmaktadır. Madde bağımlılığında önleyici faktörler şu şekilde sıralanabilir (s.16):</p>
<ol>
<li>Uyuşturucu maddelerle ilgili yaşa uygun doğru bilgilendirme çalışmalarının yapılması,</li>
<li>Güçlü ve pozitif aile bağları,</li>
<li>Başkalarıyla kıyaslamadan kaçınma,</li>
<li>Öğüt ve nasihat yerine empatik bir yaklaşımla çocukla iletişim kurma,</li>
<li>Çocuklarıyla ilgilenen, alakalı ebeveynler olma,</li>
<li>Yargılayıcı, aşağılayıcı veya otoriter bir üsluptan ziyade sakin ve yumuşak bir şekilde çocukla alakadar olma,</li>
<li>Çocukla etkili iletişim kurabilme ve uyumlu bir şekilde konuşma,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğinden haberdar olmaları,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının nerelerde vakit geçirdiğinden ve nelerle meşgul olduklarından haberdar olmaları,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının izlediği yayınlardan ve takip ettiği yazınlardan haberdar olmaları,</li>
<li>Aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması,</li>
<li>Okulda başarılı olma,</li>
<li>Özgüven sahibi olma,</li>
<li>İç disiplin sahibi olma,</li>
<li>İçsel kontrolün varlığı,</li>
<li>Sorun çözme yetilerine sahip olma,</li>
<li>Hoşgörülü olma,</li>
<li>Sağlıklı bir psikolojiye ve bedene sahip olma,</li>
<li>Vakti faydalı etkinliklerle geçirme,</li>
<li>Okul, STK’lar ve kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bağlar olması,</li>
<li>Sorumluluk sahibi olma ve toplumda rol model olma,</li>
<li>Sigara, içki ve uyuşturucuya karşı sosyal etki farkındalığını artırma,</li>
<li>Stresli olayların az sayıda olması,</li>
<li>Kaliteli sağlık hizmeti ve sosyal hizmetin varlığı.” (s.17).</li>
</ol>
<p><strong>Madde Bağımlılığını Tedavi Etme Yollarını Aramak</strong></p>
<p>Madde bağımlılığının tedavisi kolay olmamakla birlikte mümkündür. Fakat ciddi emek, sabır ve zaman gerektirmektedir. Bu süreçte tedaviler, hastanın özelliklerine göre yatarak ya da ayakta yapılmaktadır. Bunun için madde bağımlısı kişiler kendileri veya yakınları tarafından hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilmektedirler. Aynı zamanda bağımlılığın tedavisi, tek bir açıdan değerlendirilip çözülebilecek cinsten de değildir. Bu karmaşık sorunu çözebilmek için hastaya bütüncül bir yaklaşımla yönelmek gerekmektedir. Bu yaklaşımlar hastalığın tedavisinde etkin ve temiz kalma süresini arttırmada fonksiyoneldir.</p>
<p>Madde bağımlılığının tedavisinde işe yarayan teknikler şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ol>
<li>Kabullenme</li>
<li>Farmakolojik tedavi [4]</li>
<li>Psikoterapi</li>
<li>Bilinçlendirme</li>
<li>Aktivite programları</li>
<li>Sanat terapisi</li>
<li>Diyet</li>
<li>Sosyal çevrenin düzenlenmesi</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin öğrenilmesi</li>
<li>Rahatlatıcı nefes egzersizleri.” (s.18-25).</li>
</ol>
<p>Bu maddelerin detaylı izahları için raporu incelemenizde yarar vardır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; çağımızın en önemli ve sık görülen problemlerinden biri olan madde bağımlılığı özellikle gençler arasında hızla yayılmaktadır. Hayat telaşı ve iş yoğunluğu gibi çeşitli sebeplerden ötürü çocuklarıyla yakından alakadar olamayan ebeveynler maalesef kötü çevre, ergenlik dönemi zorlulukları, yanlış arkadaşlar ve uyuşturucunun kolay temini sebebiyle çocuklarını madde bağımlılığına kurban vermektedirler.</p>
<p>Madde hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan gençler ve yetişkinler bazen merak duygusuyla, bazen dikkat çekme arzusuyla, bazen de psikolojik problemleri sebebiyle maddenin tuzağına düşerek bağımlılık yolunda sonu genellikle ölümle biten çok riskli adımlar atmaktadırlar. Hem bireyi hem de toplumu bu illetten korumak maksadıyla bilgilendirme çalışmaları, kamu spotları, eğitim programları hazırlamak ve özellikle ebeveynleri ve gençleri bu konu hakkında bilgi sahibi kılmak çok önemli bir risk önleyici çalışmadır.</p>
<p>Önleyici çalışmalar sayesinde maddenin ölümcül içeriği hakkında bilgi sahibi olan kişiler, maddeye daha az eğilim duymaktadır ve <strong>temiz kalan</strong> bireyler sayesinde toplum da temiz kalabilmektedir. Bilinçlendirme programlarının yanı sıra ilaç tedavisi, psikoterapi seansları, sosyal destek, sanat ve daha birçok alan, kullanılabilecek alternatif tedavi dallarındandır. Bu tedaviler uygulanarak uzun bir süreçte, sabır ve emekle hasta-uzman iş birliği sayesinde madde bağımlılığının üstesinden gelinebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli korunma yolu maddeye hiç başlamamaktır. (s.25).</p>
<p>Geleceğimiz olan gençliğimizin uyuşturucu maddelerle hiç tanışmamasını, böylece daha en başından bağımlılık hastalığına yakalanmamasını elbirliğiyle sağlayabilmek umuduyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>KARAYEL, A. Hümeyra Kutluoğlu. (2018). <strong>Madde Bağımlılığı ve Mücadele</strong>.</p>
<p>İnsamer Araştırma No: 77, İstanbul, Ağustos 2018, 32 s.</p>
<p>https://insamer.com/tr/madde-bagimliligi-ve-mucadele_1601.html, 31.08.2018.</p>
<p><strong>Rapordaki Atıflar</strong>:</p>
<p>[1] “Madde Bağımlılığı”, Yeşilay, https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/madde-bagimliligi</p>
<p>[2] Kültegin Ögel, “Bağımlılık Yapan Maddeler”, http://www.ogelk.net/Dosyadepo/maddeler.pdf</p>
<p>[3] SA Schroeder, “Tobacco Control in the Wake of the 1998 Master Settlement Agreement”, New England Journal of Medicine, 2004, 350: 293-301.</p>
<p>[4] İ. Tayfun Uzbay, “Madde Bağımlılığının Tedavisi”, http://www.eczaakademi.org/images/upld2/ecza_akademi/makale/20110325100450madde_bagimliligi_tedavisi.pdf</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE TUTSAK KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 11:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİ VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİHG]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI GÖZLEMEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE CİNSEL ŞİDDET]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTSAK KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[UNHCR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=806</guid>

					<description><![CDATA[İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar” raporu (1), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>” raporu (<strong>1</strong>), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını daha fazla duymazlıktan ve görmezlikten gelmememiz gerektiğine dikkat çekiyor. Bu utanca bir son verebilmek için duygularımızı, düşüncelerimizi, dualarımızı ve eylemlerimizi güçlü bir şekilde birleştirebilmek umuduyla özetle aktarıyorum.</p>
<p><strong>Suriye’de Yaşanan İnsanlık Trajedisini Görmek</strong></p>
<p>“Değişik gerekçelerle hapse girmiş, tecavüze uğramış, çeşitli işkenceler görmüş ancak yaşadıkları her türlü zorluğa rağmen hayatta kalmayı başarabilmiş Suriyeli kadınların hikâyeleri, vicdanı olan her insanı sarsacak detaylarla dolu. İnsani ve <strong>hukuki yönü</strong> ayrıca ele alınması gereken bir konu olan bu mağdurların durumuyla ilgili olarak bu çalışmada onların nasıl bir <strong>ruh hali</strong> içinde bulundukları, yaşadıkları olumsuzlukların psikolojik etkileri ve hayatta kalabilmek için kullandıkları <strong>baş etme yöntemleri</strong> yer alınmaktadır.</p>
<p>Her gün gözlerimizin önünde yeni bir insanlık suçunun işlendiği Suriye’de bugüne kadar yaklaşık <strong>10 milyonu aşkın insan</strong> yerinden edilirken, bunlardan 5,6 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Yurt dışına çıkabilenlerden 3,5 milyonu Türkiye’ye gelirken, kalan kısmı Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerine göç etmiştir. Sadece kayıtlı kişileri yansıtan bu rakamlar dışında, binlerce kişi de kaçak yollardan yaşam savaşı vererek başka güvenli yerlere göç etmeye çalışmıştır. Bu umut yolculuğu kimi için felaketle sona ererken kimi de kaçak olarak vatanından uzakta yaşama mücadelesini sürdürmektedir. Suriye içerisinde hâlihazırda yardıma ihtiyacı olan insan sayısı 13,1 milyondan fazladır. Ulaşılması zor ya da kuşatılmış yerlerde hayatta kalmaya çalışan kadın, çocuk ve yaşlıların sayısı ise 2,9 milyondur. Resmî verilere göre 106.000’i sivil olmak üzere 353.000 kişinin hayatını kaybettiği savaşta on binlerce insan ise kayıptır.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Sivil, kadın, çocuk, yaşlı, masum demeden pek çok insanlık suçunun işlendiği Suriye’de, bizzat Esed rejimi ya da ona bağlı silahlı gruplarca gerçekleştirilen <strong>savaş suçu</strong> kapsamındaki suçlar şu başlıklar altında toplanabilir:</p>
<p>Adam öldürme, bir uzvun ziyanı, zalimane muamele, işkence, şahısların onurunu ciddi şekilde zedeleme, rehin alma, bir kişiyi hukuki bir prosedüre tâbi tutmaksızın yargılama veya infaz etme, sivillere saldırı, Cenevre sözleşmeleri kapsamında korunması gereken kişilere ya da nesnelere saldırı, insani yardım kapsamında olan ya da Barış Gücü Misyonu’nda çalışan personele veya hedeflere saldırı, korunması gereken mekânlara saldırı, yağma, cinsel saldırı ve tecavüz, 15 yaşından küçük çocukların askere alınması ya da savaşta kullanılması, sivilleri yerinden etme, haince öldürme ya da yaralama, hiç merhamet göstermeme, tıbbi ya da bilimsel deneylere tâbi tutma, düşman tarafın mal varlığını ele geçirme ya da tahrif etme.”</p>
<p><strong>Tutsak Kadınların Dramına Duyarsız Kalmamak</strong></p>
<p>“Eşinin ya da bir akrabasının rejim muhalifi olması, Suriye’de binlerce kadının hapse atılması için yeterli bir sebep olarak görülmektedir! Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SİHG) ve “Vicdan Konvoyu” (<strong>3</strong>) oluşumunun rakamlarına göre <strong>tutuklanan kadın sayısı 13.581</strong>’dir. Bu kadınların yarıya yakını tutuklandıktan bir süre sonra bırakılmış olsa da halen 6.700’den fazla kadın Suriye hapishanelerinde tutulmaktadır. SİHG bünyesinde gözaltında olan kadınların dosyalarını takip eden Nur el-Hatib, Suriye rejiminin zalimane uygulamalarında kadın erkek ayrımı gözetilmediğine işaret ederek şunları söylemiştir:</p>
<p>“Rejim, uyguladığı şiddet, kaçırma ve güç kullanma yöntemlerini muhalif her türlü sese karşı kadın, erkek, hatta çocuk ayrımı yapmaksızın gerçekleştiriyor. Kadınlar da, polis karakollarında ve sorguya alındıkları yerlerde her türlü hakarete, psikolojik ve fiziksel saldırıya maruz kalıyor. En temel ihtiyaçlarını dahi gidermelerine izin verilmeyen kadınlar, erkek güvenlik elemanları tarafından aranırken onur kırıcı muameleye, küfre, tehdide ve tecavüze varan cinsel saldırılara uğruyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’de kadınların karşı karşıya kaldığı en çirkin ve vahşet dolu hak ihlâli, bütün şekilleriyle cinsel şiddettir. Bu ihlal, cinsel taciz veya tecavüzle korkutmak, cinsel taciz veya tecavüz şeklinde vuku bulmaktadır. Ülkede <strong>cinsel şiddet</strong>, Suriye rejim güçlerinin sıkça ve sistematik bir şekilde başvurduğu başlıca yöntemlerden biri haline gelmiştir. Gerek baskınlarda ve arama noktalarında gerekse hapishaneler ve tutuk evlerinde <u>halkın direncini ve iradesini kırmak</u> amacıyla bu tarz çirkin uygulamalara başvurulmaktadır. Ayrıca muhaliflerden intikam almak amacıyla kadın ve kız çocukları kullanılarak erkekler yıpratılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Suriye’de şu ana kadar 10.000’e yakın kadın tecavüze uğramış ve bu tecavüzler sonucu da sayısı tahmin edilemeyen istenmeyen gebelik ve doğum vakası meydana gelmiştir. Tecavüz dışında cinsel şiddete uğrayan kadın sayısının ise 7.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir (<strong>4</strong>).</p>
<p>Rejim güçleri, 2011 yılından bu yana bazı bilgiler elde etmek ve intikam almak için tutuklu kadınlara yönelik cezalandırma, sorgulama ve konuşturma yöntemi olarak sistemli bir şekilde <u>cinsel taciz</u> ve tecavüzde bulunmakta; kasıtlı bir biçimde <u>yaralama, işkence ve aşağılamayı silah olarak kullanmaktadır</u>.</p>
<p>Birçok mağdurun susmayı tercih etmesi nedeniyle mağdurların gerçek sayısına ulaşmak belki hiçbir zaman mümkün olmayacaktır ama bu olayların kadınların ruhunda açtığı derin yaralar ömür boyu kapanmayacak bir travma olarak onlarla yaşamaya devam edecektir.”</p>
<p><strong>Somut Vakalar Üzerinden Çareler Üretmek </strong></p>
<p>Yüz yüze görüşme tekniğiyle Suriyeli kadın tutsakların maruz kaldıkları trajedinin boyutlarına ışık tutması için rapordan sadece bir vakayı aktarmak yeterli olacaktır:</p>
<p>“50 yaşındaki <strong>Humuslu F.H.</strong> sekiz kız ve bir erkek çocuk annesi. Rejim askerlerinin köylerine baskın yapması sonucu küçük kızı hariç tüm aile fertlerini kaybediyor. Eşi, çocukları, torunları, babası ve komşuları o gün toplu bir şekilde katlediliyor. Köye giren askerler önce tüm kadınlara ve genç kızlara eşlerinin ve babalarının gözleri önünde tecavüz ediyor, sonra da köydeki bütün erkekleri yaşlı, çocuk demeden öldürüyor.</p>
<p>F.H. önce köy meydanında herkesin gözü önünde üç kızı ile beraber tecavüze uğruyor. Ardından kızlarının öldürülüşüne tanıklık ediyor, sonrasında da çeşitli işkencelere maruz kalıyor. Tüm kemikleri kırılana kadar dövülüp üzerinde sigara söndürülen F.H.’nin anlattığına göre, yere düştüğünde her yer kan içindeymiş ve etrafı cesetlerle doluymuş. Bütün bu cinsel ve fiziksel şiddete daha fazla dayanamayan F.H. baygınlık geçirmiş, ancak askerler onun öldüğünü zannetmiş.</p>
<p>Köyü terk etmeden önce tüm cesetleri üst üste yığan askerler araçlarına binip oradan ayrılmış. Askerler o karmaşada F.H.’nin o zaman daha beş yaşında olan küçük kızı H.H.’yi fark etmemişler. Cesetler arasında saklanan küçük H.H., askerlerin bütün vahşetine şahit olmuş. Kendisini fark etmeyen askerler küçük kızın gözleri önünde kadınlara önce tecavüz etmiş, ardından herkesi öldürmüş, son olarak da annesini bayılıncaya kadar dövmüşler. Bütün bu olan bitene dayanamayan H.H. bir süre sonra kendinden geçmiş. İki saat sonra F.H. kızının inleme sesini duyup kalan son gücüyle uyanmış. Kızının yanına giden F.H., onu uyandırmaya çalışırken erkek kardeşi köye gelmiş ve ablası ile yeğenini alıp güvenli bir yere götürmüş. Katliamın gerçekleştiği köyde sadece bu anne ve kızı hayatta kalmış.</p>
<p>Yaşadıkları travmanın etkileri o günden sonra bu anne kızın hayatından silinmiyor. Rejim güçleri tarafından acımasızca darp edilen F.H., ağır bir kafa travması geçiriyor. Bu olay neticesinde nörolojik ve fiziksel problemler geliştiren F.H., sonrasında da psikolojik problemlerle başa çıkmaya çalışıyor.</p>
<p>Tedavi amaçlı gittiği hastanede vücudunda çok sayıda kırık ve cinsel organında tahribat tespit edilen F.H., uzun ve ağrılı bir tedavi süreci geçiriyor. Tüm aile fertlerinin ve akrabalarının katledilmesi ve kendisine uygulanan cinsel ve fiziksel şiddet sebebiyle de ciddi psikolojik problemler yaşamaya başlıyor.</p>
<p>F.H.’nin yaşadığı başlıca problemler şunlardır: Uyku sorunları, kâbuslar, karamsarlık, ümitsizlik, halüsinasyonlar, gerginlik, huzursuzluk, sürekli ağlama isteği, yoğun suçluluk duygusu, utanç, içe kapanma…</p>
<p>Olaydan sonra gittikleri yerde kendini güvende hissetmeyen F.H. Türkiye’ye göç etme kararı alıyor ve kızıyla beraber Hatay’a geliyor. Buraya geldikten hemen sonra hem anne hem kızı ilaç tedavisine ve psikoterapi seanslarına başlıyor. Komşularının ve yardım kuruluşlarının desteğiyle geçinmeye çalışan F.H.’ye bir de iş bulunuyor. Fakat F.H. önce tedavisini yarıda bırakıyor, sonrasında da işini. İlaçları kullanmayı bırakmasıyla birlikte ruh halinde tekrar çökkünlük meydana gelen F.H., hâlâ her gece katliamda öldürülen çocukları için yatak hazırlıyor, sofraya tabak koyuyor. Çocuklarının veya yaşadıklarının konusu ne zaman açılsa ağlayan ve aşırı tepki gösteren F.H.’nin tek dayanağı ise küçük kızı H.H.</p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulan küçük kız H.H. de tüm yaşananlara şahit olması nedeniyle annesiyle birlikte tedavi görmeye başlıyor. H.H.’nin yaşadığı başlıca sıkıntılar ise şöyle: Öfke patlamaları, ağlama nöbetleri, utanç, muhakeme ve konuşma becerisinde yavaşlama, dikkat dağınıklığı, iştahta azalma…</p>
<p><strong>Suriyeli Mağdur Kadınlara Sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi ve ilaç tedavisi ne kadar önemli ise <strong>sosyal destek</strong>, iş-uğraş terapileri, sanat terapisi, spor ve sağlıklı yaşam da bir o kadar önemlidir. Yaşadığı travmanın etki alanından uzaklaşmak ve kötü deneyimleri hatırlamamak için zihni meşgul edecek yeni arayışlar içine girmek, travmaya maruz kalan kişinin iyileşme sürecini hızlandıracaktır. Her bireyin travma ile kendine has başa çıkma yöntemleri olmakla birlikte, bu yöntemlerin en bilinenleri; profesyonel destek almak, dinî inanç ve ibadetler, sosyal destek, sosyal sorumluluk almak, sağlıklı bilgi, güçlü aile bağları, çalışma hayatı, sanat, spor, nefes egzersizleri, stres yönetimi, sakinleştirici uğraşlar, kaliteli uyku ve mizahtır.</p>
<p>Tecavüz, cinsel taciz ve her türlü cinsel şiddet yöntemi, modern dünyada birer <strong>savaş silahı</strong> olarak kadınlara, erkeklere, yaşlılara, gençlere ve çocuklara karşı kullanılmaktadır. Amaç; mağduru cezalandırmak, şahsiyetini zedelemek ve sindirmek, faili ise ödüllendirmek(!), zorlu savaş şartlarında onu motive ederek ölüm makinesi haline gelmesini sağlamaktır. Bu yöntem bundan 30 yıl önce de kullanılıyordu şimdi de kullanılıyor. Bosna, Ruanda, Keşmir, Irak, Arakan ve günümüzde Suriye, bu konudaki en bilindik örnekler. Tecavüz sonucu doğan bebekler veya düşük yapan genç kızlar, yaşadıklarının ağırlığı altında ezilip hayatlarına son veren mağdurlar dün de vardı bugün de var. Çünkü kadına her türlü şiddetin sözde kınandığı dünyamızda, savaşlar devam ettiği sürece ve <strong>tecavüz bir savaş silahı olarak algılandığı sürece</strong>, sayıları yüz binleri aşan tecavüz mağduruna karşı işlenen insanlık suçlarının, savaş suçlarının, vicdan suçlarının sayısı azalmak bir yana artmaya devam edecektir.</p>
<p>Bu duruma son vermek için insanlığa düşen vazife ise <strong>sesini yükseltmek</strong>tir; kan dondurucu şahitlikleri ile aramızda yaşayan bu kahraman kadınların seslerine ses katmaktır. Tecavüzün her şeyden önce bir insanlık suçu olduğu gerçeği unutulmamalıdır; bu bir savaş suçudur ve faillerinin en ağır şekilde cezalandırılmaları gerekmektedir. Bu noktada gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması, adaletin tesisi için zorunludur. Bizlere düşen de bu yönde var gücümüzle çalışmaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İNSAMER Yay., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
<li>UNHCR; “<strong>Zorla yerinden edilen insan sayısı 2017’de 68 milyonu aştı, mülteciler için küresel bir anlaşmanın sağlanması kritik önemde</strong>”, www.un.org.tr/zorla-yerinden-edilen-insan-sayisi-2017de-68-milyonu-asti-multeciler-icin-kuresel-bir-anlasmanin-saglanmasi-kritik-onemde, 01.01.2018.</li>
<li>Vicdan Konvoyu; <strong>Kadını Koru İnsanı Koru</strong>, <a href="http://www.vicdankonvoyu.org">vicdankonvoyu.org</a>, 08.03.2018.</li>
<li><strong>Suriyeli Kadınlar, Bitmeyen Acılar, Kaybolmayan Umutlar</strong>, İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), İstanbul, Nisan 2015, ihh.org.tr/public/publish/0/80/suriyeli-kadinlar-raporu-web-150326-n.pdf, 30.04.205.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK KARNEMİZİN KIRIK NOTLARINI DÜZELTEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Aug 2018 07:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET EMİN DAĞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ANNE ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL BİLDİRGESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL KALKINMA HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRMİNGHAM]]></category>
		<category><![CDATA[BM İSTİKRAR MİSYONU (MINUSCA)]]></category>
		<category><![CDATA[CALAİS MÜLTECİ KAMPI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ASKERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İŞÇİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İSTİSMARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK MÜLTECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYANIN ÇOCUK KARNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİPLER]]></category>
		<category><![CDATA[KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[MANCHESTER]]></category>
		<category><![CDATA[MİLENYUM HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUTLAK YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[SAHRAALTI AFRİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ÜMMÜHAN ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜLFİYE ZEYNEP BAKIR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan 2018 Dünyanın Çocuk Karnesi raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum. Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek Çağımızda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong> raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek </strong></p>
<p>Çağımızda yaşanan bütün <strong>krizler</strong>, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk, en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir (s.1). Çocuğun fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak korunması için yasal önlemlerin yanı sıra <strong>toplumun bilinçlendirilmesi</strong>, desteklenmesi ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. <strong>Çocuğun korunması</strong>, onun “bir insan” olarak sevgi ve şefkate layık olması yanında, toplumun bir parçası olması ilkesine dayanır. Çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanması, modern toplumların en temel vazifelerinden biridir (2).</p>
<p>BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir (3). Ama buna rağmen çocuklar, sebeplerinden habersiz oldukları savaşlarda yoğun şekilde mağdur edilmektedir. Mesela, 2004-2009 yılları arasında ABD tarafından Pakistan’a yapılan drone saldırılarında 129 çocuk hayatını kaybetmiştir (6).</p>
<p>Bugün korunmaya muhtaç 50 milyondan fazla çocuk yerlerinden edilmiş vaziyettedir. Bu çocukların 28 milyonu savaşlar ve aşırı yoksulluk sebebiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır (8). Suriye’deki savaşla birlikte mülteci krizinin patlak vermesinden bu yana Yunanistan sınırından 480.000 çocuk geçmiştir. Bu çocuklardan 5.174’üne refakat eden hiç kimse bulunmamaktadır (9).</p>
<p>Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır. Savaşların çocuklar açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaş mağduru olarak çocukların yaşadığı yıkım, yetim kalma ve istismara uğrama durumudur. İkincisi ise savaşlarda çocuk asker olarak kullanılmaları dolayısıyla yaşadıkları mağduriyetlerdir (12).</p>
<p><strong>Çocuk asker olgusu</strong>, yıkıcı savaş şartlarının en acı sonuçlarından biridir. Çocukların hedeflerine yöneltemedikleri içsel kızgınlıkları, terörist gruplarca istismar edilmekte ve onların casus, gözcü, cinsel köle, canlı kalkan vb. şekillerde kullanılmalarını kolaylaştırmaktadır. Hâlihazırda en fazla çocuk asker Afrika ve Asya kıtalarında bulunmaktadır. Çocuklar Latin Amerika ve Ortadoğu’da da savaşçı olarak kullanılmaktadır (10).</p>
<p>Dünyamızda 153 milyonu kayıtlı olmak üzere <strong>400 milyon civarında yetim çocuk</strong> bulunmaktadır. 2015 yılında UNICEF’ten edinilen istatistiki verilere göre, %95’i beş yaşından büyük olan yetim çocukların 15,1 milyonu ebeveynlerinden ikisini de kaybetmiştir. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu, kronik yoksulluk, savaş ve işgal gibi sebeplerle milyonlarca çocuğun yetim kaldığı yerlerin başında gelmektedir. Asya’da 61 milyon, Afrika’da 52 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 10 milyon, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 7,3 milyon yetim çocuk bulunmaktadır. (13).</p>
<p><strong>İnsanlığın Geleceği Olan Çocuklarımızı Cinsel ve Ekonomik İstismardan Koruyabilmek</strong></p>
<p>BM’nin 2014’te yayımladığı <strong>çocuklara yönelik istismar</strong> raporunda, her 10 kız çocuğundan birinin cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000’i bulduğu belirtilmektedir (16).</p>
<p>Dünyanın pek çok çatışma bölgesinde sivillerin güvenliğini sağlamakla görevli BM İstikrar Misyonu (MINUSCA) askerleri, 2015-2016 yıllarında 171 cinsel istismar olayına karışmakla suçlanmıştır. Çocuk istismarının Avrupa’daki oranı küresel düzleme nispetle hayli yüksektir. Araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60’ının Avrupa’da bulunduğunu göstermektedir. 2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse <strong>8,2 milyon görüntü ve video</strong>nun web sitelerinde dolaştığı bilinmektedir. (18).</p>
<p>Türkiye’de çocuk istismarının birinci sırada aile içinde gerçekleştiği, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, çocuk bakım evlerinin, tutuklu ve hükümlü çocukların tutuldukları kurumların ve çalıştıkları iş yerlerinin izlediği tespit edilmiştir. Türkiye’de cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 13,7’dir. Kötüye kullanılan çocukların %71,6’sını 14-17 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. (s.21-22).</p>
<p>Doğu’dan Batı’ya dünyadaki bütün ülkeleri alarma geçiren çocuk yoksulluğunun etkileri ne yazık ki kalıcıdır. Dünyadaki <strong>yoksulların yarısını çocuklar</strong> oluşturmaktadır. Bugün dünya üzerinde 569 milyon çocuk günlük 1 avroyla geçinmek zorundadır. Çocuğun gelişimiyle doğrudan ilgili olan iyi beslenme, iyi bir hayata sahip olma, güzel bir dünyada yaşama, iyi giyinme, uygun şartlarda barınma, eğitim gibi haklar, yoksulluk nedeniyle sağlanamamakta, Sahraaltı Afrika’da 247 milyon çocuk aşırı yoksulluk altında hayatını sürdürmektedir. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkelerinde de çocuk yoksulluğu endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Avrupa’da 26 milyon çocuk, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Mesela İngiltere’de çocuk yoksulluğu, en çok Londra, Manchester ve Birmingham’da görülmektedir. 1,7 milyon çocuğun yoksulluk altında yaşadığı İngiltere’de yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, bunların yalnızca 700.000’i ücretsiz yemekhane hizmetinden faydalanabilmektedir.</p>
<p>Çocuk yoksulluğu sorunu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi hayatın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir. (25).</p>
<p>Açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölümler haricinde, yoksulluğun çocuklar üzerindeki örseleyici bir başka boyutu da çocuğun maddi gelir kaynağı olarak görülmesi mevzuudur. Bugün dünya genelinde <strong>200 milyon</strong>dan fazla <strong>çocuk işçi</strong> bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür. (26).</p>
<p><strong>Çocukların Haklarının Çiğnenmesine Mâni Olabilmek </strong></p>
<p>Bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden olan “çocukların durumu” meselesi, dünya genelinde ne yazık ki sıkıntılı bir görünüm arz etmektedir. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve şekillenmesinde mihenk taşı olan çocuk, modern olarak adlandırılan 21. yüzyılda hâlâ şiddet, cinsel istismar, kötü muamele vb. yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları herkesin malumu olan çocuklar, değişen ve dönüşen dünyayla birlikte taktikleri ve usulleri farklılaşan savaş ortamlarına ve fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini zedeleyici sahnelere şahitlik etmektedir. Söz konusu bu mecburi ve utanç verici şahitlik, onların bedenî ve ruhi gelişimlerinde ciddi hasarlara neden olmakta; bu hasar, içerisinde bulundukları toplumun geleceğine ilişkin dinamikleri de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>İnsan, özel anlamda çocuklarla alakalı olarak sebebiyet verdiği bu yıkıma, yine kendi eliyle <strong>çözüm</strong> bulmak zorundadır. Çünkü modern toplum ve modern toplumun düzenleyici erkleri, çocuğun fizikî, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanmasında en temel sorumlularındandır. Söz konusu bu sorumluluğun bilincinde olan kişi ve yapılar, <strong>çocukların ihlal edilen haklarına ilişkin</strong> türlü yollarla çözüm arayışına girmiştir. Bu arayışın bir sonucu da bütün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla BM tarafından yayımlanan, 191 ülkenin taraf olduğu “Binyıl Bildirgesi”dir. “Binyıl Kalkınma Hedefleri” olarak isimlendirilen bu hedefler; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ortak bir değerlendirmenin ve anlayışın gelişmesi için konulan amaçları içermektedir.</p>
<p>Mutlak yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, dünyadaki her bireyin ilkokul eğitimini tamamlaması, toplumsal hayatta cinsiyet eşitliğinin öne çıkarılması, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve gebelik esnasında anne ölüm oranlarının azaltılması ile dünya toplumlarını tehdit eden salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, yardımların artırılarak borç yükünün azaltılması gibi maddelerden oluşan bu <strong>milenyum hedefleri</strong>nin 1990 yılından başlayarak 2015 yılına kadar, 25 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.</p>
<p>İnsanlığın içerisinde bulunduğu türlü yıkımların giderilmesi maksadıyla konulmuş olan milenyum hedeflerine rağmen bugün ne yazık ki <strong>1,2 milyar insan </strong>hâlâ yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan <strong>savaşlar</strong> yüzünden insanlar vatanlarından, evlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Savaş sebebiyle pek çok kadın ve çocuk hayatını kaybetmiş, sağ kurtulmayı başaran kadın ve çocuklar da istismarın her türlüsüne maruz kalmaya devam etmiştir. (30).</p>
<p>Bugün dünyada 153 milyon<strong> yetim</strong> olduğu bilinmektedir. Afganistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki yetim rakamlarının istatistiklere yansımadığı hesaba katıldığında bu rakamın <strong>400 milyon</strong>a yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar, muhtelif tehditlerle karşı karşıya olan bu çocukların eğitim gibi pek çok temel haktan mahrum olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Hazırlanan bu rapor kapsamında bahsedilen tüm sorunlar ile özel anlamda çocuk hak ihlalleri sorununu toplumların iktisadi kalkınmalarını sağlamadan, kişi başına düşen millî geliri arttırmadan, sosyal devlet anlayışını uluslararası arenada hâkim kılmadan; toplumların, özellikle kadınların ve çocukların eğitim seviyelerini yükseltmeden, insanları çocuk istismarı hususunda bilgilendirip bilinçlendirmeden <strong>çözmek</strong> mümkün değildir.</p>
<p>Tabiatı gereği temiz, savunmasız ve aciz olan çocukların maruz kaldıkları söz konusu ihlallerin sadece hukuki önlemler ve polisiye tedbirlerle çözümlenemeyeceği açıktır. Bu minvalde değerlendirildiğinde, toplumsal eğitim, <strong>ahlaki prensiplerin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>aile değerlerinin korunması</strong>ndan savaş, açlık ve yoksulluğun önlenmesine kadar geniş yelpazede önlemler alınması zorunlu görünmektedir.</p>
<p>Mesela yetim çocukları bekleyen <strong>tehditler</strong>; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi yetimler için tehlike arz eden suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir. Bilhassa siyasi krizlerin sebep olduğu yetimlik durumu, devletler başta olmak üzere BM gibi kuruluşlar bu anlamda gerekli adımları atmadıkça son bulmayacaktır. (31).</p>
<p>Yetimlerin topluma kazandırılması hususunda bu çocuklar, akrabaları tarafından desteklenmedikçe, toplumsal hayata adapte olma süreçleri ya gereğinden çok uzayacak ya da asla gerçekleşmeyecektir. Hâlihazırda suç şebekelerinin eline düşen yahut ucuz iş gücü olarak kullanılan çocukların fiziksel ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesine yönelik rehabilitasyon faaliyetleri hız kazanmadan çocukların içinde bulundukları fiziki ve ruhi yıkımın giderilmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Savaşlar nedeniyle vatanlarından olan ve hayatta kalabilmek için kendilerine yeni bir yurt arayan insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden bindikleri botlarda boğularak hayatlarını yitirmelerine kapsamlı bir çözüm bulunmadan Avrupa’daki çocukların istismarına da çözüm bulunamayacaktır. Yahut Fransa’nın mülteciler için kurduğu, ancak insan haysiyetine uymayan fiziksel şartları içerisinde barındıran ve 2016’da boşaltılan Calais Mülteci Kampı’nda cinsel istismara maruz kalan çocukların kurtuluşu sağlanamayacaktır. Diğer yandan, İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria ve Gazze’de, işgalci askerler tarafından istismara ve şiddete maruz kalan Filistinli çocukların sorunu <strong>işgal bitmeden</strong> sona ermeyecektir.</p>
<p>Bu bağlamda “Dünyanın Çocuk Karnesi”nin <strong>kırık notlarla dolu</strong> olduğu görülmektedir. Ayrıca milenyum hedeflerinin de çocuklarla ilgili ilerlemeleri sağladığı kuşkuludur. Söz konusu sorunlara, toplumların yalnızca kendilerini ilgilendiren iç meseleler şeklinde yaklaşılması, problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır; oysa ki çocuğun maruz kaldığı istismara, şiddete ve savaş alanlarında asker olarak kullanılmasına evrensel bir perspektifle yaklaşılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan savaşlar esnasında, abluka altına alınan bölgelere insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen devletlerin uyguladığı ekonomik boyutlu yaptırımlar bir <strong>savaş suçu</strong> olarak kabul edilmeli; yaptırımları uygulayan taraflar uluslararası arenada cezalandırılmalıdır. Savaş mağduru çocukların barındığı mülteci kamplarında, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için tüm önlemler alınmalı, yalnız başına kalan çocuğun herhangi bir istismara maruz kalmaması için <strong>özel dikkat</strong> gösterilmelidir. Savaşlardan etkilenen çocukların psikolojik olarak iyileşebilmeleri için <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmalarına daha çok kaynak ve zaman ayırılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuk işçi</strong> sorununun çözümü ise bu sorunun yaşandığı ülkelerdeki ekonomik refahı sağlamaktan geçtiği için konu, makro ekonomik kalkınma önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Aileleri tarafından ekonomik geçim kaygısıyla çalıştırılan çocukların kullanılmasını ve sömürülmesini önlemek üzere kamunun sosyal yardım politikaları geliştirilerek yoksul hanelere gelir desteği sağlanmalıdır.</p>
<p>Kısacası; <strong>çocuğun</strong> fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak <strong>korunması</strong> için yasal önlemlerin yanı sıra toplumların <strong>bilinçlendirilmesi</strong> ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. (32).</p>
<p><strong>Milenyum Hedeflerinin Çocuklara İlişkin Maddelerini Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>Dünya genelinde insani durumun iyileştirilmesi için 25 yıllık zaman diliminde gerçekleştirilmesi amaçlanan hedefler ve gelinen noktayı çocuklar bağlamında şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ancak 1,2 milyar insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.</li>
<li>2000’li yılların başlarında kayda değer bir ilerleme sağlanmış olsa da okulu bırakan çocuk sayısını azaltma konusundaki ilerlemeler belirgin bir şekilde yavaşladı.</li>
<li>Önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen dünya hâlâ <strong>çocuk ölüm oranının azaltılması</strong> konusunda “Binyıl Kalkınma Hedefinde” geride kaldı.</li>
<li><strong>Anne ölüm oranını azaltmak</strong> için çok daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.</li>
<li>Yoksulluk ve eğitimsizlik ergenlik çağında doğum oranının yüksek olmasına neden oluyor.</li>
<li>Çocuk istismarını önlemek için resmî kalkınma yardımları en yüksek seviyeye ulaştı ve 205-2016 yıllarındaki gerilemeyi tersine çevirdi. (s.30).</li>
</ol>
<p>Kamu ve gönüllü sektör yöneticileriyle aydınlar başta olmak üzere toplumda etkisi olan herkesin İNSAMER’in yayımlamış Dünyanın Çocuk Karnesi raporuna hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı şahsiyetler olarak yetişebilmesi için elbirliğiyle çözüme odaklanabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Zülfiye Zeynep BAKIR; <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong>, Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Ahmet Emin Dağ, Editör: Ümmühan Özkan, İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Yayını, İnsan Hakları Araştırmaları No: 63, Mayıs 2018, 34 s.</p>
<p>https://www.ihh.org.tr/public/publish/0/121/ihh-2018-dunyanin-cocuk-karnesi.pdf, 31.05.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
