<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hucurât 49:13 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/hucurat-4913/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/hucurat-4913/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Sep 2017 13:47:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ALLAH’IN KADINA BAHŞETTİĞİ FITRATA RAZI GELMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 10:40:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah bin Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzâb 33:59]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:195]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari ve Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Buhayra]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Ümâme]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:13]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadının hak ve vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadının yararı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmudiye]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:97]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:1]]></category>
		<category><![CDATA[Nur 24:30-31]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi ve merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Taberâni]]></category>
		<category><![CDATA[Tahrim 66:6]]></category>
		<category><![CDATA[yol gösterici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=549</guid>

					<description><![CDATA[“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1). “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.). &#160; 14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü akşamı Kahire’deki teşkilat merkezinden evine dönerken uğradığı suikast sonucunda şehid düşen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, 43 yıllık kısa ömrüne -yoğun sosyal faaliyetleri yanında- yüzlerce konferans, makale ve kitap sığdırabilmiştir. Müslüman şahsiyetin iman, ahlak, ibadet ve bilgi donanımı açısından layık olduğu yeri gösteren risaleleri yıllar boyunca Arapçadan başka dillere de çevrilmiştir.</p>
<p>Şehid el-Benna’nın Türk dilinde son yayımlanan eseri “Müslüman Kadın” isimli risalesi olup metnin yazıldığı 1940’lı yılların hayat şartları da göz önünde bulundurularak okunduğunda, Müslüman kadının evini, eşini ve çocuklarını merkezde tutarak toplumsal hayata “kişiliğiyle” dâhil olmasının taşıdığı önem daha iyi anlaşılmış olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın sosyal hayatı en sağlam kurallar üzerine inşa ettiğini kabul etmek</strong></p>
<p>“İslam insanlık için bir ışık ve <strong>yol g</strong><strong>ö</strong><strong>sterici</strong> olarak gelmiş, hayati işleri insanlar için en dikkatli tertiple, en erdemli kurallar ve normlarla düzenlemiştir. Evet, İslam bunların hiç birisini ihmal etmemiş, insanları vadi vadi dolaşsınlar diye kendi hallerine bırakmamıştır. Tersine, onlara işi <strong>tam olarak</strong> açıklamış, hiçbir kimseye ekleyecek bir şey bırakmamıştır.</p>
<p>Gerçek şu ki, İslam’ın kadın-erkek görüşünü, bu iki cinsin birbirleriyle olan münasebetlerini ve her birinin diğerine karşı yükümlülüklerini bilmemiz değildir asıl önemli olan. Bu neredeyse herkes tarafından bilinen bir konudur çünkü. Fakat asıl önemlisi kendimize şu soruyu sormamızdır: <strong>Biz </strong><strong>İslam</strong><strong>’ın h</strong><strong>ü</strong><strong>km</strong><strong>ü</strong><strong>ne uymaya hazır mıyız?</strong> (s.31).</p>
<p>Durum şudur ki; bölgemiz ülkelerini ve diğer İslam ülkelerinin tamamını, boğazlarına kadar gömüldükleri o <strong>Avrupa’ya </strong><strong>ö</strong><strong>zenme sevdası</strong>nın gürültülü ve sert dalgası sarmış durumdadır.</p>
<p>Bazı insanlara, içine düştükleri bu taklit (bataklığı) da yeterli gelmediği için, kendilerini kandırmaya yöneliyorlar; İslam’ın hükümlerini Batılı arzular ve Avrupai düzenler doğrultusunda değiştirmek istiyorlar. Bu dinin hoşgörüsünü ve esnekliğini kötü niyetle sömürerek onu kendi İslami suretinden tam olarak çıkarmak, onu hiçbir şekilde İslam’la buluşamayacağı başka bir düzene dönüştürmek istiyorlar. Öte yandan kendi arzularına uymayan birçok nassı ve İslam şeriatının ruhunu ihmal ediyorlar (s.33).</p>
<p>Önemli olan İslami hükümlere arzularımızdan sıyrılarak bakabilmemiz, kendimizi Allah’ın emir ve yasaklarını kabullenme konusunda hazır hâle getirmemizdir. Özellikle de şu mevcut uyanışımıza hayati önemde temel teşkil eden kadın konusunda… Bu esaslara göre, insanlara, bu konuda zaten bildikleri ve bilmeleri gereken İslami hükümleri hatırlatmakta yarar görüyoruz.” (s.35).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadının hak ve vazifelerini fıtratına uygun şekilde tanzim etmek</strong></p>
<p>“Birinci olarak: İslam kadının değerini yüceltmiş, onu haklar ve yükümlülükler bakımından <strong>erkekle ortak</strong> yapmıştır. Bu, neredeyse hiç dikkate alınmayan bir husustur. İslam kadının konumunu yüceltmiş, onu erkeğin kız kardeşi ve hayat ortağı yapması itibarıyla derecesini yükseltmiştir. Kadın erkekten, erkek de kadındandır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bazınız bazınızdan türediniz…” (Âl-i İmran 3:195).</p>
<p>İslam kadının gerek özel, gerek medeni, gerekse siyasi haklarını <strong>tam olarak</strong> tanımış, ona insanlığın zirvesinde olan bir insan muamelesi yapmıştır. İnsan olmak hak ve yükümlülük sahibi olmak demektir; yükümlülüklerini yerine getirince kendisine teşekkür edilen insan, tüm haklarına da ulaşmak zorundadır. Kur’an ve hadisler bu anlamı destekleyen ve onu açıklayan ayetlerle dolup taşmaktadır (s.37).</p>
<p>İkinci olarak: Erkekle kadın arasında görülen <strong>farklı hukuki muameleler</strong>, erkekle kadın arasında var olan doğal ve kaçınılmaz farklılıktan kaynaklanmaktadır. Bu farklılık, her birisinin taşıdığı önemli ayrıcalıklara uygunluk ve her ikisine verilen hakları korumak için gereklidir.</p>
<p>İslam’ın pek çok durum ve şartlarda erkekle kadını birbirinden ayrı tuttuğu ve aralarında tam bir eşitlik sağlamadığı doğrudur. Ancak öte yandan şunun da üzerinde durmak gerekir: İslam bir açıdan kadının hakkına kısıtlama getirmişse, ona bedel olarak başka bir açıdan <strong>daha iyisini</strong> mutlaka yerine koymuştur. Bu kısıtlamanın başka bir şey için değil, <strong>kadının yararı ve </strong><strong>iyiliği</strong> için olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kadının bedensel ve ruhsal oluşumunun erkeğin oluşumuyla tıpatıp aynı olduğunu kim, nerede iddia edebilir? Eğer ortada bir babalık ve annelik olacağına inanıyorsak, kim nerede çıkıp kadının hayatta üstlenmesi gereken rolle, erkeğin hayatta üstlenmesi gereken rolün aynı olduğunu söyleyebilir? (s.39).</p>
<p>İnancım odur ki, kadın ile erkeğin <strong>yaratılı</strong><strong>ş</strong><strong>ları farklı</strong> olduğu için <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>revleri</strong> de doğal olarak <strong>farklı</strong>dır. Bu farklılığın, her ikisi için hayat tarzlarında da farklılığa neden olması gerektiğine inanıyorum. İşte İslam’ın getirdiği, kadın-erkek arasında hukuk ve yükümlülüklerdeki farklılığın sırrı budur.</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> olarak</strong>: Kadınla erkek arasında birincil, temel, ilişki belirleyici olan güçlü bir <strong>fıtri </strong><strong>ç</strong><strong>ekim</strong> vardır. Hoşlaşmak ve ardından gelecek her şeyden önce bu çekimin amacı, “<strong>nesli korumak</strong>” ve hayatın yükünü <strong>birlikte omuzlamak</strong>tır (s.41).</p>
<p>İslam bu nefsî eğilime işaret etmiş, onu arındırmış, onu gayet güzel bir şekilde hayvani anlamından ruhsal anlamına kaydırmıştır. Bu ruhsal anlam, (bu çekimin) maksadını açıklamakta, onu salt eğlence olmaktan çıkarıp <strong>tam bir yardımla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong> modeline kavuşturmaktadır:</p>
<p>“Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza <strong>sevgi ve merhamet</strong>i yerleştirmesi de O’nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam’ın belirlediği metot budur. İslam kadına bakışını bu metotla belirlemiş, onun hikmetli yasaları bu esasa göre gelmiş, iki cins arasında kurduğu tam dayanışmaya garanti vermiştir; her biri diğerinden faydalanacak ve hayatın tüm alanlarında birbirlerine yardımcı olacaklardır.” (s.43).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını eğitmek, zarafetini ve mahremiyetini muhafaza etmek</strong></p>
<p>“Kadınlar toplumun yarısı, hattâ gelecek nesillerin ilk öğretmenleri ve ilk tasarımcıları olduğu için, toplum hayatına <strong>en yüksek etkiyi yapan kesim</strong>i oluştururlar. Toplumun ve milletin gidiş istikameti ve eğilimi, çocuğun annesinden aldığı tarz ve surette şekillenir. Bundan sonraki aşamalarda da kadın, yine eşit derecede gençlerin ve erkeklerin hayatında etkilidir (s.29).</p>
<p>Kadının toplumdaki yeri konusunda söylenebilecek sözler şu iki nokta etrafında özetlenebilir:</p>
<p>Birincisi;<strong> kadını e</strong><strong>ğ</strong><strong>itmenin gereklili</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong>dir. İslam başından beri kadının erdemlerle, nefse olgunluk kazandıracak hasletlerle donatılması için ahlaki güzellik eğitimi almasını ve terbiye edilmesini gerekli görür. İslam babaları ve genç kız velilerini bu konuda yüreklendirmiş, onlara Allah’tan bolca sevap vadetmiş, bu konuda kusurlu davrananları cezayla uyarmıştır. Bir ayette şöyle buyrulur:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz! Ona memur melekler kararlı ve tavizsizdirler; hiçbir buyruğunda Allah’a karşı gelmezler ve kendilerine emredileni yaparlar.” (Tahrim 66:6). (s.45).</p>
<p>Abdullah bin Ömer’den (r) aktarılan sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz; imam (lider) çobandır ve sürüsünden sorumludur, adam ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur, kadın eşinin evinde çobandır ve sürüsünden sorumludur, hizmetçi efendisinin malına çobandır ve sürüsünden sorumludur; hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah’ın Elçisi (s) şöyle buyurdu: “İki kızı olup da onlarla güzelce arkadaşlık yapan veya onlara sahip çıkan hiçbir Müslüman yok ki, o kızlar onu cennete götürmesin!” (İbn-i Mace ve İbn-i Hibban). (s.47).</p>
<p>İkincisi;<strong> kadın ve erke</strong><strong>ğ</strong><strong>i ayrı tutmak</strong>tır. Zira İslam kadın-erkek karışımını kesin olarak sakıncalı görür ve evlilik dışında onları birbirinden uzak tutar. Bundan dolayı İslam toplumu karma bir toplum değildir…” (s.49).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını da erkeği de yaratan Allah’ın onlar için belirlediği konumlara razı olmak</strong></p>
<p>Kadın-erkek münasebetleri konusunda Allah Teâlâ’nın buyruklarına ve Son Elçisi’nin açıklamalarına kulak verelim:</p>
<p>“Ey insanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden <strong>Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!</strong> Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve bu akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı <strong>sorumluluk bilinci en güçlü olanınız</strong>dır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât 49:13).</p>
<p>“Kim imanlı olarak bir iyilik ortaya koymuşsa; -erkek ya da kadın (fark etmez)- kesinlikle ona <strong>güzel bir hayat</strong> yaşatacağız; dahası elbet onları işlediklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.” (Nahl 16:97).</p>
<p>“Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve <strong>iffetlerini korusunlar</strong>; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları her bir şeyden haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, <strong>iffetlerini korusunlar</strong>, <strong>cazibe ve güzelliklerini</strong>, bunlardan görünen kısımlar dışında, <strong>(kamuya) açmasınlar</strong>; bunun için de, başörtülerini yakalarının üzerine sıkıca tuttursunlar; cazibe ve güzelliklerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kendi (evlerindeki) kadınlara, meşru şekilde malik oldukları kimselere, ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere, veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için <strong>ayaklarını yere vurmasınlar</strong>. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz.” (Nur 24:30-31).</p>
<p>“Sen ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına (toplum içine çıktıklarında) üzerlerine (tesettürü tam sağlayan) giysilerini almalarını söyle: bu onların (mü’min ve saygın kadınlar olarak <strong>tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri</strong> için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Ahzâb 33:59).</p>
<p>Ebû Ümâme (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: “Ya gözlerinizi sakınır, ırzlarınızı korursunuz yahut Allah yüzünüzü kara çıkarır!” (Taberâni).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s) şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, yanında bir mahremi bulunmayan kadınla yalnız kalmasın!” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari, Ebû Davud, Tirmizi, Nesâi, İbn-i Mace ve Taberâni).</p>
<p>Ebû Hureyre (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet okudu.” (Ebû Davud, Nesâi, İbn-i Mace ve İbn-i Hibban).</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bu önemli doğal görevleri dışında, kadını başka bir görev yapmaya iten sosyal zorunlulukların var olması durumunda, uyması gereken yükümlülüklerden birisi de İslam’ın kadın fitnesini erkekten, erkek fitnesini de kadından uzak tutmak için koyduğu şartlara riayet etmek olur. Uyması gereken başka bir yükümlülük de bu görevi her kadının temel haklarından birisi olarak alelade bir uygulamaya dönüştürmeden, <strong>zorunluluk</strong> düzeyinde tutmak olur. Özellikle de işsizliğin ve erkek nüfusun boşta olmasının her toplumda ve her devlette, insanlığın çözülmesi zor sorunlardan birisi haline geldiği şu “mekanik” çağda… (s.91).</p>
<p>İslam’ın, kocanın karısı üzerindeki haklarına ve kadının da kocası üzerindeki haklarına ilişkin çok değerli başka kuralları da vardır. Keza ebeveynlerin çocuklar üzerindeki haklarına, çocukların da ebeveynler üzerindeki haklarına ilişkin haklar belirlenmiştir… Yine İslam’ın, sıkıca sarılmaları halinde İslam ümmetine kullukta başarı ve iki dünyada mutluluk kazandıracak kuralları vardır…</p>
<p>Son sözümüz: Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna; <strong><em>el-Mer’etu’l-Muslime</em>: Müslüman Kadın</strong>, Çeviri: Sıbğatullah Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 96 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN’IN MUCİZEVİ HUKUK SİSTEMİNİ KAVRAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-mucizevi-hukuk-sistemini-kavramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-mucizevi-hukuk-sistemini-kavramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 09:28:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[36. Kitap ve Kültür Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allâme Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliye hükmü]]></category>
		<category><![CDATA[Dezavantajlı kesimler]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:13]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İBB Kültür AŞ. Genel Müdürü Nevzat Kütük]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Dinî Yayınlar Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:50]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed 47:4]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Roma hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[sarp yokuş]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=526</guid>

					<description><![CDATA[“Efe hukme’l-câhiliyyeti yebğûn we men ahsenu minAllâhi hukmen li kawmin yûqinûn: “Yoksa onlar cahiliye yasasını mı istiyorlar? Aklı başında bir toplum için, Allah’tan daha iyi kanun koyucu olabilir mi?” (Mâide 5:50). “İstanbul Dinî Yayınlar Fuarı” adıyla 36 yıl önce Sultanahmet meydanında büyük bir heyecanla başlayan ve son 8 yıldır mekân seçtiği Beyazıt meydanında 25 Mayıs’ta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Efe hukme’l-câhiliyyeti yebğûn<br />
we men ahsenu minAllâhi hukmen li kawmin yûqinûn</em>:<br />
“Yoksa onlar cahiliye yasasını mı istiyorlar?<br />
Aklı başında bir toplum için, Allah’tan daha iyi kanun koyucu olabilir mi?”<br />
(Mâide <strong>5:50</strong>).</p>
<p>“İstanbul <strong>Dinî Yayınlar Fuarı</strong>” adıyla 36 yıl önce Sultanahmet meydanında büyük bir heyecanla başlayan ve son 8 yıldır mekân seçtiği Beyazıt meydanında 25 Mayıs’ta açılıp 21 Haziran’a/Kadir Gecesi’ne kalan fuarın açılışında yaptığı konuşmada İBB Kültür AŞ. Genel Müdürü Nevzat Kütük’ün vurguladığı üzere “<strong>kitap;</strong> ticari bir meta olmaktan öte, <u>insan düşüncesini ve inancını doğru yöne ulaştıran bir vasıta</u>” olup, izzet ve fazilet sahibi medeni bir toplum olabilmek için kitaba, kâtibe ve kitap fuarlarına hak ettiği ilgiyi göstermemiz icap etmektedir.</p>
<p>Allâme <strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- Mayıs 2017 tarihinde basılan ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın Beyazıt Meydanı’nda düzenlemiş olduğu 36. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “En Büyük Mucize <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları sizlerle paylaşarak ‘kitab’ın ehemmiyetine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çağdaş insanın ve toplumun hastalıklarına şifa sunabilmek</strong></p>
<p>“Allah her bir peygamberi, aklı hayrete düşürecek ve insan gücünü çaresiz bırakacak bir mucize ile göndermiştir. Nitekim insanlar bunun benzerini getirmekten aciz kalırlar. Allah’ın basiretlerini aydınlattığı kulları bunlara boyun eğer, teslim olur, iman ederek mutmain olurlar. Her mucize, peygamberin gönderildiği asra uygunluk taşır ve o dönem insanlarının algılayış biçimleriyle uyum sağlar. Mucizelerde insan gücünün sınırlarını aşan bir yapı vardır ve her bir mucize kendisine şahit olan kavmin kendisinden muzdarip olduğu manevi hastalıklara bir tedavi sunar (s.7).</p>
<p>Âlimlerin Kur’an’ın icazına sebep olarak gösterdikleri her bir maddenin hiç şüphesiz doğru olduğunu görürüz. Ancak bir madde daha vardır ki bunun hiçbir âlim tarafından zikredildiğine şahit olmamışızdır. Oysa bizim açımızdan bu madde Kur’an’ın icazının sebeplerinden en güçlüsüdür. Bu madde ile Kur’an yalnızca Arap ırkı veya belirli bir nesil için değil tüm insanlık ve tüm nesiller için mu’ciz (aciz bırakan eşsiz bir kitap) olur. İşte bu madde <u>Kur’an-ı Kerim’in şeriatı</u>dır (s.17).</p>
<p>Kur’an’ın aile, toplum ve uluslararası ilişkilerle ilgili tüm hükümleri daha önce hiçbir şeriatta benzerine rastlanmamış <strong>eşsiz hükümler</strong>dir. Sonradan çıkmış olan hiçbir hukuk sistemi, onun ulaştığı seviyeye ulaşamaz. O hâlde tüm bunların okuma yazma bilmeyen, kalem ve kâğıt ile muhatap olmamış, bir âlimin dizi dibinde oturup ondan ilim tahsil etmemiş ve tecrübe ve seyahatler aracılığıyla bir bilgiye ulaşmamış ümmi bir kimsenin ağzından çıkmış olması… İşte sebebini anlamaya çalışırken aklı şaşkına çevirecek<strong> asıl icaz</strong> budur. Bu erişilmez mucize ancak ve ancak yüce ve hikmet sahibi olan Allah katından gelmiş olabilir.” (s.19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanların kanun önünde eşit olduğuna gerçekten inanmak</strong></p>
<p><strong>“</strong>Kur’an-ı Kerim’in içerdiği kanunlarla ondan önce veya onunla çağdaş olarak gelmiş olan hukuk sistemlerinin içeriği hangi açıdan kıyaslanırsa kıyaslansın manevi yücelik ve insani ahlak farkı açıkça görülür. Tüm <u>insanların kanunlar önünde eşit olması</u> açısından bakıldığında ise Kur’an’ın getirdiği şeriat, bu konuda en üst düzeye ulaşmışken, onunla eş zamanlı olarak ortaya çıkan diğer sistemlerin bunu kabul etmediğine şahit oluruz.</p>
<p>Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur: “<strong>Ey insanlık!</strong> Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi <u>kavimler ve kabileler</u> hâline getirdik ki <strong>tanışabilesiniz</strong>. Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât 49:13). Ondan önce gelen veya onunla aynı dönemlerde var olan hukuki sistemler ise <u>ırklar ve ten renkleri arasındaki bu eşitliği</u> <strong>tanımazlar</strong>. Dahası, tek bir milletin mensupları arasında dahi eşitliği kabul etmemektedirler (s.23).</p>
<p>Kur’an şeriatına yönelik âdil bir bakış, onun yaklaşımının açıklığını hemen fark eder. Zira verilen <strong>cezaların</strong> şahısların konumlarına göre <strong>azalan değil artan bir yapıda olması</strong> icap eder. Böylece seçkin biri suç işlediğinde toplumda örneklik oluşturması bakımından daha şiddetli bir cezayı hak etmiş olur. Düşük birinin ise cezası daha hafif olur… Nitekim bir kimse kendini küçük ve değersiz gördüğü oranda hataya düşmesi ve suç işlemesi daha kolay olur. Bu da cezalandırmada hafifletmeyi gerektirir. Kişinin toplum gözünde değeri arttıkça işlediği suça verilecek ceza da bu kişinin büyüklüğü oranında artar. Onun işlemiş olduğu küçük suçlar dahi büyük birer suç gibi görülür ve iki kat cezayı hak eder. <strong><u>Şöhret, servet</u></strong><u> ve diğer yücelik nedenleri cezalardan kurtulmak için birer araç değil bilakis bunların çokluğu oranında cezaların katlanacağı birer özelliktir</u> (s.25).</p>
<p>Bu doğrultuda işlemeyip aksi yönde hükmeden Roma hukuku gibi sistemler ise <u>zalim sistemler</u>dir. Nasıl mı? Bunun nedeni bu sistemlerin <u>mantıklarını</u> toplumda galip olan <strong>güçten almaları</strong>dır. Böylece suç işleyen kimsenin sahip olduğu makam ve mertebe oranında <u>cezası azalır</u>. Zayıf düşürülmüş kişilerden olması oranında da cezası artar. O hâlde bu kanun yüce ve şerefli görülen kimseleri korurken <u>zayıf olanları korumaz</u>. Kur’an bu tavrı <strong>cahiliye hükmü</strong> olarak isimlendirmiştir:</p>
<p>“Yoksa onlar cahiliye yasasını mı istiyorlar? Aklı başında bir toplum için, Allah’tan daha iyi kanun koyucu olabilir mi?” (Mâide <strong>5:50</strong>).</p>
<p>Nebi (s) şöyle buyurur: “Sizden öncekilerin <strong>helâk</strong> olmalarının sebebi, aralarından soylu, kuvvetli kimseler çaldıklarında, onlara ceza <u>uygulamamaları</u>, zayıf biri çaldığında ise ona hemen haddi uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma çalmış olsaydı onun da elini keserdim.” (s.27).</p>
<p><strong>Dezavantajlı kesimlerin haklarını yönetimin ya da zenginin lütfu sanmamak </strong></p>
<p>“İslam gelip <strong>zekât</strong> ahkâmını vazedinceye dek zayıf olan kimseler yitik ve yenik, fakirler ise umutsuz ve açtılar. İslam zekâtı, zenginin malında fakirler ve muhtaçlar için <strong>belirlenmiş bir hak</strong> hâline getirdi. Zengin bir kimse bu sorumluluktan ancak zekâtını verdikten sonra kurtulur. İmam Şafii’ye göre zengin kimse sahip olduğu malın belli bir kısmını zekât vermesi farz olduğunda, bu kısma tekabül eden mal üzerinde <u>tasarrufta bulunamaz</u>. Eğer bu malı elinden çıkarmadan onun hakkında bir tasarrufta bulunursa bu tasarrufu <u>bâtıl olur</u>. Kendisine farz olan zekâtı veremeden ölürse bu miktar mirasının içinden alınır. Sonra da diğer borçları ödenir.</p>
<p>İslam zekâtı düşkün kimselere bir <strong><u>iyilik</u></strong><u> olarak görmez</u>. Bilakis bunu zenginler üzerine bir <strong>farz</strong> kılar. Buna göre o dönemin <strong>yönetici</strong>si olan kişi, fakirler adına bu malı <u>zenginden alır</u> ve ihtiyaçlarına göre fakir ve <u>muhtaçlara dağıtır</u> (s.29).</p>
<p>Oysa <strong>Roma hukuku</strong> borçlunun borcunu ödemekten aciz kaldığı bazı durumlarda alacaklıya <strong>borçluyu köleleştirme</strong> hakkını vermiştir! Ümmi Nebi’nin (s) aktardığı Allah katından indirilmiş Kur’an-ı Kerim ise bu konuda hükmünü şöyle verir:</p>
<p>Eğer <u>borçlu</u> kimseler borçlarını ödemek hususunda <u>acze düşerlerse</u> hükümet onlar adına borçlarını öder. Bunda önemli olan borcun israf sayılacak bir konuda alınmış olmamasıdır. Çünkü fazilet sahibi kimselerin insanların arasını düzeltmek gibi toplumsal gerekçelerle üstlenmiş oldukları borçların ödenmesi, dönemin yöneticileri üzerinde bir borçtur. Borç almış olan kimseler bunu ödemekten tam manasıyla aciz olmasalar da durum değişmez. Tüm bunlar Kur’an-ı Kerim’de de geçtiği üzere zekât malından ödenir.</p>
<p>Ben şahsen bunun hiçbir beşerî hukukun ulaşamayacağı yüce bir örnek olduğu düşüncesindeyim. O hâlde böylesi bir hükmü getirenin, okuma yazma bilmeyen, hiçbir eğitim almamış bir adam olması, bu hükmün yüce ve kudret sahibi Allah katından olduğuna delil teşkil etmez mi?” (s.31).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’da köleliği mubah kılan tek bir ayet olmadığını idrak etmek</strong></p>
<p>“Kölelik sistemi, Yunan filozoflarınca da onaylanan geçerli ve gerekli bir gerçeklik olarak kabul edilir. Bunu genel ve adaletli bir sistem olarak görürler. Onlara göre kölelik sistemi hiçbir zulüm ve zorbalık içermemektedir. Hiçbir hukuk sistemi bu görüşü reddetmez. Aristo, köleliğin yaratılışa uygun bir düzen olduğunu, çünkü bazı insanların ancak köle olarak bazılarının da ancak hür kimseler olarak yaşayabileceklerini söyler. Daha sonra okuma yazma bilmeyen bir peygamber geldi ve şöyle dedi:</p>
<p>“<strong>Tüm insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler</strong>.”</p>
<p>“<strong>Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır</strong>.”</p>
<p>Kur’an’ın apaçık olan muhkem ayetleri, köleliği onaylamaz bilakis köleleri özgürleştirmeyi emreder (s.31).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de köleliği mubah kılan tek bir nassa rastlamak mümkün değildir. Aksine tüm Kur’an nasları <u>köle azat etmeyi zorunlu kılar</u>. İslam’ın âdil savaşlarında dahi durum böyledir. Kur’an, <u>savaş esirlerinin köleleştirilmesini</u> de istemez. Aksine şöyle buyurur:</p>
<p>“Sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları <strong>ya</strong> <strong>karşılıksız ya da fidye ile salıverin</strong>.” (Muhammed 47:4). Görüldüğü üzere esirler konusunda ‘esirlerin karşılıksız olarak veya kavmi fidye ödeyebilecek güçte ise fidye ile salıverilmesi’ dışında bir seçenek zikredilmemiştir. Kur’an-ı Kerim esir ve köleleri azat etmeye götüren birçok sebep oluşturmuş ve <u>insani özgürlük kapılarını ardına kadar açmıştır</u>.</p>
<p>Müslümanlar köle veya esirleri, <u>gayrimüslim dahi olsalar</u> özgürlüklerine kavuşturmanın <u>Allah’a yakınlaştıran bir <strong>ibadet</strong></u> olduğuna inanırlar. Zira Kur’an-ı Kerim; “Fakat o, (ucunda cennet olan) <strong>sarp yokuşu tırmanmak</strong> için hiçbir bedel ödemedi. Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha (kölelik) <u>zincirlerinden kurtarmak</u>tır…” (Beled 90:11-13) buyurmakta ve ramazan ayında orucunu kasten bozana, yemin edip yemininden dönene, ağzından karısını kendi öz annesine benzetecek bir ifade çıkana ve yanlışlıkla bir mümini öldürene köle azat etmeyi farz kılmaktadır (s.33).</p>
<p>Eğer bir köle kendi ücretini ödeyerek serbest bırakılmayı istese, sahibiyle bir anlaşma yapabilir. Sonra sahibi bu bedeli kazanabilmesi için ona izin verir. Kimin cariyesi, kendisinden bir çocuk doğurmuşsa, o cariye sahibinin vefatından sonra hür olur. Her kim de kölesine haksız yere vurursa bunun kefareti o köleyi azat etmektir. Köle azat etmeye götüren etkenler bu kadar çoktur. Bu etkenlerin tamamı hayata geçirilse İslam ülkelerinde tek bir yıl içerisinde kölelik tamamen ortadan kalkar. Tüm bu hükümlerin <strong><u>insan hak ve hürriyetleri</u></strong><u>nin büsbütün göz ardı edildiği bir zaman diliminde</u> geldiği unutulmamalıdır (s.35).</p>
<p>Eğer Kur’an’ın içermekte olduğu hükümler, Kur’an’ın nazil olduğu dönemde insanların içinde bulunduğu hâl ile kıyaslanacak olsa bu hükümlerden yalnızca biri bile Kur’an-ı Kerim’in Allah katından geldiğine delil olarak yeterlidir. Bilakis bugün insanların içinde yaşadıkları şartlarla karşılaştırıldığında <strong>Kur’ani hükümlerin</strong> bugün dahi <strong>yeniliğini ve geçerliliğini koruduğu</strong> görülür. Bu sistemler ile Kur’an şeriatı arasında yapılan karşılaştırma, <u>Kur’an’ın getirmiş olduğu hukuk sisteminin beşerî sistemlerin kat be kat üzerinde olduğunu</u> ortaya koyar. Her ne kadar insan aklı yargısal ve pratik tecrübelerle ve aklın meyvelerinden ve felsefe ve bilimin ortaya koyduğu sonuçlardan faydalanmak suretiyle ulaştıkları hukuk sistemleri konusunda büyük bir açılım gerçekleştirmiş olsa da ümmi bir peygamber olan Muhammed (s)’in diliyle gelmiş olan <u>Kur’an’ın düzeyine hiçbir zaman ulaşamayacaklardır</u>. Çünkü insan elinden çıkmış olan bir iş, harcanan güç ve çaba ne boyutta olursa olsun <u>eksik kalmaya mahkûmdur</u> (s.37).</p>
<p>Bu karşılaştırma hangi açıdan yapılırsa yapılsın Son Nebi’nin (s) getirdiği sistemin öne çıkışı ve on dört asır geçmiş olmasına rağmen onun yerleştirdiği ve belirlediği düzeye hiç kimsenin ulaşamayışını gösteren kesin bir hükümle sonuçlanır. İnsanlar yalnızca onun yaymakta olduğu nurun bir kısmını kendilerine almakta, onun getirmiş olduğu hidayeti sahiplenmekte ve onun kaynağından yudumlamaktadırlar. Zira Kur’an, onların ulaşamayacakları hikmetleri ve hitabet gücünü bünyesinde barındırmaktadır…” (s.39).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>. (2017). <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 240 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-mucizevi-hukuk-sistemini-kavramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
