<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakk Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hakk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hakk/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Sep 2017 14:04:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>VAHYİN DİLİNE VE TERİMLERİNE VÂKIF OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Aug 2017 13:47:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[âdil bir Rabb]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’tan Resulü’ne]]></category>
		<category><![CDATA[Bâtıl]]></category>
		<category><![CDATA[hâdi]]></category>
		<category><![CDATA[hakikati hatırlatma]]></category>
		<category><![CDATA[Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[hayr]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi kelam]]></category>
		<category><![CDATA[iman objesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan nesli]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[İşaret Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[iyi ve kötü]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kavl]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan]]></category>
		<category><![CDATA[mevsukiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Muhatap]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Şuarâ 26:192-200]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<category><![CDATA[vahy]]></category>
		<category><![CDATA[Vahyin Dili ve Terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[zihninde hazır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=562</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan’ın ilahi vahyin mahiyetine ilişkin uzun soluklu çalışmaları “Vahyin Dili ve Terimleri” isimli son eseriyle okuyucu ile buluşmuş oldu. Bu haftaki yazımızda müellifin Ağustos 2017’de ilk baskısı gerçekleştirilen eseri için son söz yerine kaleme aldığı genel değerlendirmeyi sizlerle paylaşarak sizleri bu kıymetli çalışmadan haberdar etmek istedim. Vahiy, inzal, kitap, ayet, beyan, burhan, hadis, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Yaşar Soyalan’ın ilahi vahyin mahiyetine ilişkin uzun soluklu çalışmaları “Vahyin Dili ve Terimleri” isimli son eseriyle okuyucu ile buluşmuş oldu. Bu haftaki yazımızda müellifin Ağustos 2017’de ilk baskısı gerçekleştirilen eseri için son söz yerine kaleme aldığı genel değerlendirmeyi sizlerle paylaşarak sizleri bu kıymetli çalışmadan haberdar etmek istedim.</p>
<p>Vahiy, inzal, kitap, ayet, beyan, burhan, hadis, rüşd, hidayet vb. elli farklı terimi detaylıca inceleyen eser, insanları ötekileştirmeyen bir rahmet diline sahip olan Kur’an-ı Kerim’in bir hedef ve amaca binaen vahyedildiğini, ilk muhatabının özel şartlarını ve kültürel kodlarını da hesaba katarak ilahi vahyi onun anlayacağı şekilde kendi dilinde gönderdiğini, mesajını tasvirî bir dil kullanarak muhatabına ulaştırdığını, Arap dilinin edebî teknik ve yöntemlerini nasıl kullandığını örnekleriyle açıklamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlahi Vahyin Bütünüyle Allah Tarafından “İlka” Edildiğine İnanmak</strong></p>
<p>“İncelemeye ve analiz etmeye çalıştığımız elli terim, ilahi vahyin, “ne”liği ve “nasıl”lığı yanında, onun şehadet ve gaybi alana ait <strong>konum ve yapısı</strong>nı da farklı boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Hatta bu terimler, bir bütün olarak ilahi vahyin <strong>geçmiş, an ve gelecek</strong> <strong>tasavvuru</strong> hakkında da muhatabına temel bir bakış açısı vermekte, bir çerçeve çizmektedir.</p>
<p>Öncelikle şunu söylememiz gerekir ki, ilgili terimlerin bize gösterdiği en temel şey, bu ilahi vahyin, <strong>Resul’ün iradesi ve tasavvuru dışında</strong>, onun söz, düşünce ve konuşmalarıyla karışmadan, ondan bağımsız olarak, onun zihninde oluşmuş/oluşturulmuş ve onun diliyle Arapça bir okuma olarak ilk muhataplarına ulaşmış olduğudur. Resulullah dâhil ilk muhatapların da (inananı ve inanmayanı ile birlikte) ilahi vahyin kendi kültürlerinin bir parçası olan ana dilleriyle ve bu dile ait deyim ve terimlerle kendilerine seslendiği konusunda bir şüpheleri bulunmamaktadır. Bu nedenle onu <strong>anlama, kavrama, içselleştirme ve muhataplık</strong> konusunda bir sorunla karşılaşmamışlardır.</p>
<p>Yine bu kelime ve terimlerin Mushaf içindeki kullanımlarından anlıyoruz ki, hem Resullulah hem de inanıyla inanmayanı ile ilk muhataplar, bu ilahi vahyin Abdullah oğlu Muhammed’in (s) <strong>kendi sözü olmadığı</strong>, kendisine dışarıdan ‘<em>atılan</em>’ bir söz olduğu konusunda<strong> hemfikir</strong>dirler.” (s.500).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlahi Vahyin ‘İlahi Kelam’dan İbaret Olduğunu Kabullenmek</strong></p>
<p>“Vahiyle ilgili kelimeler, gerek ilahi kelamın kendisini ifade etsin, gerek bu ilahi kelamın iniş sürecini anlatsın, gerekse bu ilahi vahye aracılık edeni/edenleri tanımlasın veyahut ilahi vahyin muhtevası ile ilgili olsun, her zaman, <strong>Allah’tan Resulü’ne</strong>/resullerine verilen/<strong>indirilen şey</strong> olarak, yani ilahi kelam anlamında kullanılmış veya onunla ilişkilendirilmiştir. Başka bir deyişle, bu kelimelerden hiç birisi, Resullere, kendilerine verilen <strong>ilahi kelam</strong> hariç, kendileri ile herhangi bir şekilde iletişime geçildiği veya <u>başka bir vahiy/bilgi/haber/işaret verildiğini ifade edecek bir bağlamda kullanılmamıştır</u>. Hiçbirisi böyle bir olay veya olgu ile ilişkilendirilmemiş, böyle bir olayı veya olguyu anlatmada bir araç olarak kullanılmamıştır (s.501).</p>
<p>İlk muhataplar ya da incelediğimiz kelimeler nezdinde yahut ilahi vahyin hiçbir aşamasında veyahut <u>Mushaf içindeki hiçbir pasajda Kur’an dışı vahye ait bir atfa rastlamıyoruz</u>. Yani bu terimlerle veya bu terimlerden bağımsız olarak ilahi kelamın hiçbir yerinde beşer ile Yaratıcı arasında ilahi kelamın vahyedilmesi dışında farklı bir vahyin veya iletişimin varlığına yahut olgusuna ait herhangi anlayış veya bir atıf söz konusu olmamıştır.</p>
<p>Vahye ilişkin elli civarındaki bu terimler, Yaratıcı-yaratılan/beşer ilişkisinin, <u>Yaratıcı’nın rahmetinin ve inayetinin bir tecellisi</u> olarak ancak ilahi vahiy şeklinde tecelli ettiğini, ilahi vahyin de yukarıdan aşağıya doğru <strong>tek taraflı</strong> olarak resulün iradesi dışında onun zihnine <em>ilka</em>/hazır bulma şeklinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yine bu terimlerle Resulullah’ın zihnine ilka olunan bu ilahi vahyin ilk muhatapların pek çoğunun sandığı gibi cin kaynaklı bir söz değil, kaynağı Yüce Yaratıcı olan <strong>muhkem/sapasağlam bir söz</strong> olduğu, bu söze dışarıdan herhangi bir katışma ve müdahalede bulunulmadığı, yabancı bir el değmediği, onun tertemiz/mutahhar aracılar/resuller tarafından taşındığı ifade edilmiştir… (s.501).</p>
<p>Vahye ilişkin terimlerle ilahi vahyin kalplerine ilka edildiği resullerin birer <strong>beşer </strong>oldukları, olağanüstü bir güce sahip olmadıkları, gaybı bilmedikleri, ölümlü oldukları, diğer insanlar gibi doğa kanunlarına/ilahi yasalara tâbi oldukları, toplumları içinde, işinde gücünde <strong>emin</strong> bir beşer/insan olarak yaşadıkları, özellikle Resulullah Hz. Muhammed söz konusu olduğunda kendisine ilahi vahiy dışında bir mucize verilmediği de ifade edilmektedir.” (s.502).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakkı Bâtıldan Ayıran Kur’an’ı Hayat Rehberi Olarak Benimsemek </strong></p>
<p>“Kur’an’daki vahye ilişkin terimler ve bu terimlerin geçtiği pasajlar, ilahi vahyin <strong>amaç ve hedefleri</strong>ne yönelik tespitler ortaya koymakta, onun insanlık için <strong>hakkı bâtıldan ayıran</strong> bir <em>furkan</em>/kılavuz, bir <em>beyyine</em>, bir delil/ayet, bir otorite/sultan, kendisine inananlar için bir rehber/hâdi, rahmet, nimet, bir ümit ve kurtuluş olduğunu ifade etmekte, onda muhkem ve müteşabih olarak Allah’ın iradesinin/muradının her yönü ile ortaya konduğunu ifade etmekte ve bunları örneklerle açıklamaktadır.</p>
<p>Yine bu terimler ilahi vahyin tabiatına/doğasına dair de pek çok ipucu vermektedir. Örneğin onun <strong>sözlü</strong> bir metin, bir hitabe şeklinde tecelli ettiği, Yaratıcı’nın amaç ve iradesine uygun olarak bir süreç içerisinde muhatabını karanlıklardan aydınlıklara çıkaran bir <em>hâdi</em>/<strong>hidayet rehberi</strong> olduğu ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu terimler, gayb ve şehadet alanı hakkında konuşan bir hitabe olarak onun, muhatabını ikna etmek için pek çok yöntem kullandığı, tasvirî bir anlatım yanında <strong>tekrarlı ve karşıtlı bir anlatım</strong> diline sahip olduğunu da ortaya koymaktadır (s.502).</p>
<p>Yine bu terimler doğrudan veya dolaylı olarak, ilahi vahyin/ilahi kelamın içeriğine/<strong>muhtevası</strong>na dair tespitler de vermektedir. Öyle ki bir bütün olarak ilahi kelamın/Kur’an’ın muhtevasına dair açıklamalar ve ipuçları yanında, onun <strong>iyi ve kötü</strong> olarak gördüğü şeylerin mahiyeti ve genel ilkeleri hakkında da açıklamalarda bulunmaktadır. Ayrıca bunlara dair örneklerle muhatabından neler istediğini, nelerin yapılmasını tavsiye edip/emredip nelerin yapılmasının hoş karşılanmayıp yasakladığını ve ona neler vadettiğini de ortaya koymaktadır.” (s.502).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahiy ile İlhamı Birbirine Karıştırmamak</strong></p>
<p>“Vahiy ve ilham çok zaman birbirinin yerine kullanılsa da, ontolojik düzlemde benzer olgulara işaret etse de vahiy hem din dili açısından hem de olgunun mahiyeti açısından daha özel ve teknik bir duruma işaret eder (s.503). Nitekim tarihi ve toplumsal bir miras ve tecrübenin bir sonucu olarak “vahiy” ve ilham”ın farklı şeyler olması gerektiğini de biliriz. Vahyi ilhamdan ayıran şey, vahiy veya ilham ürünü olarak kabul edilen söz ve metinlerin kendileri olmalıdır. Bunu biraz daha açarsak şunları söyleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Vahyi ilhamdan ayıran şey, dili, üslubu, muhtevası ile birlikte metin/hitabe/söz olarak muhatap üzerindeki <strong>etkisi ve gücü</strong>dür.</li>
<li>Vahiy ve ilhamı zihninde toplayan/meczeden ve ilk defa muhataba ulaştıran kişi/lerin konumu, ona sadakati ve onunla ilişki biçimidir.</li>
<li>Muhataplarının tutumu, yani ilhamdan farklı olarak muhatapların vahyi bir <strong>iman objesi</strong> olarak görmeleri ve ona karşı duydukları saygı ve sadakattir. (s.504).</li>
</ol>
<p>Bu durumda vahiy ister aracı olan resul ve ister ilk muhatabı tarafından <strong><em>Yaratıcı’nın, iradesini muhatabında tecelli kılması</em></strong> olarak kabul edilen şey olarak ele alınabilir. Peki, Yaratıcı’nın iradesinin bir vahiy olarak Kur’an’da tecelli kılınmasının anlamı ve bu iradenin <em>mahiyeti</em> nedir? Konuyu son ilahi vahiy Kur’an özelinde değerlendirelim. Kur’an’ın, Yüce Yaratıcı tarafından seçilmiş Resul Muhammed’e ilka edildiğine inanan bir mü’min olarak bu iradenin, bu İlahi Kelam’ın muhtevasını oluşturduğunu ifade edebilirim (s.504).</p>
<p>İlahi vahiy, Fazlur Rahman’ın da dediği gibi Resul’ün zihninde hem “<strong>anlam</strong>” hem de “<strong>lafız</strong>” olarak oluşmuş olmalıdır. Çünkü Resul’ün zihnine “ağır bir söz/<em>kavlen sakilen</em>” atılacağının/ilka edileceğinin ifade edilmiş olması, Resul’ün muhataplarına okuduğu şeyi <strong>zihninde hazır olarak bulmuş</strong> olmasını gerekli kılar… (s.504).</p>
<p>Esas olan, ilahi vahiy olan ve bugün elimizde Mushaf olarak bulunan Kur’an’ın Resulullah Muhammed’in ağzından Yüce Yaratıcı’ya ait bir kelam olarak muhataplarına ulaşmış bir metin/hitabe olmasıdır. Bu durumu, yani ilahi iradenin bir yaratılmışta/beşerde nasıl tecelli ettiğini şu ayetler de benzer bir şekilde dile getiriyor (s.505):</p>
<p>“Muhakkak ki, o (Kur&#8217;an) Âlemlerin Rabbi&#8217;nin indirmesidir. Onu, uyarıcılardan olman için, apaçık Arapça bir dil ile senin kalbine <strong>güvenilir bir vahiy</strong> olarak indirmiştir. Bu durum öncekilerin kitapları için de geçerlidir. İsrailoğulları bilginlerinin bu durumu/bu olguyu biliyor olması, onlar için yeterli bir kanıt değil midir? Onu Arap olmayan birine indirseydik ve o bunu okusaydı ona inanmazlardı.” (Şuarâ 26:192-200).</p>
<p>Bu ilahi kelamın elimizde Mushaf olarak mevcudiyeti ve kesintisiz süregelen Müslüman gelenek ve toplumsal tecrübe, Hz. Muhammed’in kendisine gelen, yani kalbinde/hafızasında bir fikir, bir söz olarak toplanan bu ilahi kelamı, geldiği gibi/olduğu gibi muhataplarına aktardığı fikri tarihi ve toplumsal bir gerçeklik olarak yaşayagelmektedir. Yine bu şahitlik, onun kendi zihnine <strong><em>ilka</em></strong> olunan bu <strong>söz</strong>ü (<strong><em>kavl</em></strong>), o dönemin ve o coğrafyanın bir geleneği ve vahyin doğasının bir gereği olarak muhataplarına/çevresindekilere yine bir <strong>söz olarak</strong> aktarmış olduğunu da ortaya koymaktadır. Aynı şekilde o, aktardığı bu sözü, -kendi söz ve tecrübesinden bağımsız olarak gerçekleştiği bilinciyle-, zihninin ve yüreğinin iman ettiği bir gerçeklik olarak muhataplarına ulaştırmıştır (s.505).</p>
<p>İşte bu ilahi <strong>vahyin</strong> inzalinin üzerinden 1500 yıl gibi bir süre geçmiş olsa da onun otantikliği/muhkemliği ve sağlamlığı/<strong>mevsukiyeti</strong> hakkında önceki yüzyıllara oranla daha net konuşabilmekte, daha net deliller ortaya koyabilmekteyiz. En temel kanıtımız da Mushaf’ın kendi varlığıdır. Dolayısıyla Mushaf’a dönmüş bu hitabenin kendisinin ve imani bir gerçeklik olarak muhataplarının varlığının başlı başına bir delil olması yanında, bugün ilahi vahyin içeriği/muhtevası ile ilgili edebî, semantik, hermenötik, dilbilimsel, tarihi okumalar/analizler yapılarak, hatta Mushaf malzemelerinin kimyasal analizleri yapılarak otantikliğinin ve muhkemliğinin ortaya konabilme imkânı söz konusudur… (s.506).</p>
<p>Yaratılışın özünün ve karakterinin <strong><em>özgürlük içinde</em> <em>uyum</em></strong>, işleyişinin <strong><em>hayr/iyilik/rahmet</em></strong>, amacının ise <strong><em>sorumluluğun tecellisi</em></strong> olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, yani yaratılıştaki bu öz ve amaç, Yüce Yaratıcı’nın bir yaratışı, iradesinin tecellisi olan vahiy için de geçerli olsa gerektir. İşte vahiy, bu gerçekliği unutup oyun ve oynaşa dalan akıllı ve sorumlu varlığa bu <strong>hakikati hatırlatma</strong>nın en temel aracıdır.” (s.506).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahyin Tüm İnsanlığı, Tüm Zamanları ve Tüm Mekânları Kuşatan Kapsayıcılığını Görebilmek </strong></p>
<p>“Eğer vahyi, tüm insanlığı, tüm zamanları ve mekânları kuşatan, kavrayan bir olgu olarak görürsek bu, vahyin hakikati hatırlatmanın “<strong>en temel aracı</strong>” olarak kabul edildiği anlamına gelir.</p>
<p>Eğer vahyi belli zaman ve mekânlarda, belli topluluklara bu hakikati anlatan bir olgu/tecrübe olarak görürsek, o zaman vahiy, bu hakikati anlatan “<strong>araçlardan biri</strong>”ne dönüşmüş olur.</p>
<p>Eğer amaç insana bu hakikati anlatmak, bu gerçeklik konusunda onu uyarmak ise ve Yaratıcı bu anlatma ve uyarıyı “<strong><em>vahy</em></strong>” olarak tanımlıyor, bu vahyi de kendisinin <strong>rahmetinin bir tecellisi</strong> olarak ifade ediyorsa, üstelik muhatap tüm zamanlardaki ve coğrafyalardaki <strong>insan nesli</strong> ise, o zaman, bu rahmetin tecellisinin farklı üsluplarda, tonlarda, şekil ve formatta gerçekleşmiş olabileceği imkânını da işaret eder. Bu olabilirlik, bu imkân, onun ezelden beri tüm insanlığın Rabbi olması yanında gerçekten <strong>âdil bir Rabb</strong> olması ile de ilgili olsa gerektir. Allahu a’lem.” (s.507).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<ol>
<li>Mehmet Yaşar Soyalan; <strong>Vahyin Dili ve Terimleri</strong>, İşaret Yayınları, İstanbul, Ağustos 2017, 520 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYATINI İMANINA ŞAHİT KILAN HOCA:  ALİ MURAT DARYAL (1931-2017)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 09:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-Fars Filolojisi Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:156]]></category>
		<category><![CDATA[Batı’yı maymun gibi taklit]]></category>
		<category><![CDATA[Cahit Zarifoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz Kültürümüz]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psikososyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek bir zahit]]></category>
		<category><![CDATA[Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Araştırmaları Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Kıllıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Nuri Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Milat]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Nedim Urhan]]></category>
		<category><![CDATA[Nida Kültür ve Araştırma Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. İsmail Kara]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nihat Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yümni Sezen]]></category>
		<category><![CDATA[Psikososyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-Çeçen savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Eraydın]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim Erkek Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Vehbi Yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=480</guid>

					<description><![CDATA[Ali Murat Daryal Hoca’yı Hayırla Yâd Etmek İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün İlahiyat Fakültesine dönüştürülerek Marmara Üniversitesi’ne bağlandığı 1982 güzünde yeni fakültenin ilk öğrencileri olarak intisap ettiğimiz okulda kendilerinden ders aldığımız çok kıymetli hocalar arasında nev’i şahsına münhasır, diğer ağır hocalardan çok farklı bir kişilik olarak tanıdık Ali Murat Daryal Hoca’yı. 1931 yılında İstanbul’da doğan Daryal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali Murat Daryal Hoca’yı Hayırla Yâd Etmek</strong></p>
<p>İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün İlahiyat Fakültesine dönüştürülerek Marmara Üniversitesi’ne bağlandığı 1982 güzünde yeni fakültenin ilk öğrencileri olarak intisap ettiğimiz okulda kendilerinden ders aldığımız çok kıymetli hocalar arasında nev’i şahsına münhasır, diğer ağır hocalardan çok farklı bir kişilik olarak tanıdık Ali Murat Daryal Hoca’yı.</p>
<p>1931 yılında İstanbul’da doğan Daryal Hoca 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler alanında özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümü’nde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’de profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof.Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde sözleşmeli öğretim üyesi olarak derslerine devam etti.</p>
<p>Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili, Dinî Hayatın Psikososyal Temelleri, Psikososyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları gibi son derece özgün eserlere imza atan Daryal Hoca, özellikle Din Sosyolojisi dersinde bize muhteşem ufuklar açmıştı.</p>
<p>İlkokuldan doktoraya kadar bütün bir örgün eğitim hayatım boyunca derslerinde kalem ve kâğıt kullanmayı yasaklayan tek hoca Daryal Hoca olmuştur. “Not tutmayın, beni dikkatle dinleyin!” derdi. Bütün benliğiyle yoğunlaşarak anlattığı konuyu, beden dilini, karatahtayı ve sahneyi büyük bir başarıyla kullanarak öğrencinin zihnine kazırdı. Aradan geçen otuz dört yıla rağmen tek satır not tutmadığım derslerinde Ali Murat Hoca’nın anlattıkları taptaze zihnimdedir. Zira, uzun ve meşakkatli bir tefekkürün ürünü oldukları ilk andan itibaren anlaşılan son derece özgün yaklaşımlarını anladığımızdan emin olmadan konuyu kapatmazdı.</p>
<p>Odun kırarken sıçrayan bir parçadan gözünün yaralanışı gibi acıklı hatıralarını, öğrencilerine büyük bir samimiyetle sarılıp “abicim” diye hitap edişini, emekli olduktan sonra da davet edildiği her gönüllü kuruluşa ve televizyon kanalına giderek keşfettiği sosyal hakikatleri büyük bir iştiyakla anlatışını, profesör unvanına asla itibar etmeyip gerçek bir zahit gibi hayat sürüşünü unutamam.</p>
<p>Yetim ve gariplere kol kanat germek için çırpınışına bizzat ben de şahit olmuştum. Kafkas Vakfı’nın başkanlığını yürüttüğüm yıllarda benim orada olduğumu da bilmeden İstanbul Fatih’teki vakıf merkezine gelerek yıllık zekâtını o zamanlar devam etmekte olan Rus-Çeçen savaşında şehit düşen mücahitlerin yetimlerine ulaştırılmak üzere emanet etmişti. Azeri asıllı Daryal Hoca’nın kalbi sadece ırkdaşları ve dindaşları için değil bütün insanlığın selameti için çarpıyordu. Rabbim taksiratını bağışlasın, hasenatını en güzeliyle ödüllendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Doğrusu biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz”</strong></p>
<p>Vefat haberini defnedildikten sonra almaktan ve cenaze namazına iştirak edememekten dolayı üzüldüğüm Ali Murat Daryal Hoca’nın ebedi hayata uğurlanması da geçici hayatı gibi garibane oldu. Cenazesi dostlarına, arkadaşlarına ve öğrencilerine zamanında duyurulamadı. 15 Mart 2017 tarihinde kansere yenik düşerek teslim-i ruh eyleyen Daryal Hoca, 16 Mart Perşembe günü defnedildi.</p>
<p>Defin haberini bir gün sonra aldığımda, önce inananların en büyük teselli kaynağı olan şu âyet-i kerimeyi okudum sessizce:</p>
<p>“<em>İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn</em>: Doğrusu biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz.” (Bakara 2:156).</p>
<p>Ardından, Son Nebi’nin (aleyhisselam) şu hadislerini hatırladım:</p>
<p>“<em>Kun fi’d-dunyâ keenneke ğarîbun ew ‘âbiru sebîl…</em>:</p>
<p>Dünyada bir garip ya da yolcu gibi ol…”</p>
<p>“<em>Fe tûbâ li’l-ğurebâ’</em>:</p>
<p>Ne mutlu gariplere!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nihayet Yunus Emre’nin şu meşhur dörtlüğü döküldü ağzımdan:</p>
<p>“Bir garip ölmüş diyeler</p>
<p>Üç günden sonra duyalar</p>
<p>Soğuk su ile yuyalar</p>
<p>Şöyle garip bencileyin…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyiliğine Şahitlik Edilmek ve Hak Helalliğine Mazhar Olmak</strong></p>
<p>İnterneti tarayıp merhum Daryal Hocamız hakkında malumat toplamak istediğimde karşıma çıkan ve meslektaşları ile öğrencilerinin kaleme aldığı yazı ve yorumları özetle paylaşarak hüsn-i şehadetlerine sizleri de ortak etmek isterim:</p>
<p>“Bir tel daha koptu yahut bizi öteye çeken kuvvetli iplere biri daha eklendi. Ali Murat hocayla talebeliğimden beri aramız iyidir. Gelir, uğrar, ilk görenleri şaşırtacak şekilde temennalarda bulunurdu. Her ziyaretinde burs dağıttığı fakirler ve talebeler için de bir şeyler isterdi. 15 gün önce de odaya gelmişti. Kapıyı açtığında odada benim olduğumun farkında değildi, kime tesadüf etse isteyecekti. Odada beni görünce ve fark edince biraz daha neşelendi, sesine revnak geldi, oturdu, konuştuk. Bir müddettir kanser tedavisi gördüğünü önceden biliyordum, dertleşmiştik. Sordum tekrar; oralarda değildi. Her şeye hazırdı ama işine bakıyor, &#8220;bu ay çok açığım var&#8221; diyerek bir iki muhtaca daha birkaç kuruş topluyordu.</p>
<p>Sağ arka cebi fakirlerin cebiydi. Kendine ait cepler ise umumiyetle boştu. Meczup tarafları vardı, salabet-i diniye sahibiydi. Gözü yaşlıydı. Yetimleri, fakir talebeleri kime bırakıp gitti acaba? Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez. Allah rahmet eylesin. İneceği kabirden rahmet deryaları aksın. “<em>Ene we kâfilü’l-yetîmi yewme’l-kıyâmeti hâkezâ</em>; Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.” buyuran Efendimiz’in ruhaniyeti onu karşılasın.” (Prof.Dr. İsmail Kara).</p>
<p>“Daryal Hoca kanser nedeniyle tedavi görüyordu. Aslında son gördüğümde iyiydi, ayaktaydı. 35 yıllık dostumdu. Din psikolojisi hocasıydı. Birlikte çok vakit geçirdik. Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki hocaların birçoğunun hocasıydı. Başımız sağ olsun.” (Prof.Dr. Yümni Sezen).</p>
<p>“Güzel eserler veren ve birikimini bizlere kadar yansıtan biriydi. Emekli olduktan sonra da çalışmalarını hiç kesmedi. <u>İnandıklarını yaşantısına aksettiren ve inandığı gibi dimdik yaşayan, hiç boyun eğmeyen,</u> hocaların hocasıydı. Üzerimizde çok hakkı var.” (Prof.Dr. Nihat Temel).</p>
<p>“<strong>Aşk ve heyecan dolu</strong>, <u>gayretli ve öğretici bir hocamızdı</u>. Farsça ne öğrenmişsem ondan öğrendim. Sâdî-i Şîrazî’nin Bostan ve Gülistan’ından bölümler okutarak <u>Farsçayı bize sevdirdi</u>. Okuttuğu Farsça şiirler yanında bize<u> hayatın gerçeklerini ve İslam’ın ruhunu anlatırdı</u>. Çile çekmişti, muztaripti. <strong>Vefa örneği, tevazu abidesiydi</strong>. Bütün saniyelerini ilim, fikir ve hayırlarla dolu dolu geçirdi. Bir görüşmemizde “20-TL ver” demiş, bu fakir de emri yerine getirmişti. Sonra meseleyi açıkladı. Dostlardan topladığı paralarla fakir insanların ihtiyaçlarına koşuyordu. Bizde ve camiamız üzerinde çok hakkı vardır.” (Yunus Vehbi Yavuz).</p>
<p>“Öğrencilik yıllarında yaşadığı sıkıntıları zaman zaman anlatırdı bizlere. Anlattıklarıyla idealize olur ve imkânsızlıklarımızı unuturduk. Hele öğrencilik yıllarında geceleri kamyonet şoförlüğü yaparken direksiyon başında donduğunu ve gözünü hastanede açtığını, fikirleri hocasıyla uyuşmadığı için okuduğu bölümden defalarca atıldığını ve her defasında <strong>azimle çalışarak</strong> aynı bölüme yeniden girdiğini hiç unutamam. Rabbim makamını cennet eylesin.” (Sabri Yayan).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erol Erdoğan: Ali Murat Daryal’ı Uğurlarken</strong></p>
<p>“Size güzel bir adamdan bahsedeceğim. 1990’lı yıllar. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciyim. 12 Eylül darbesi ile 28 Şubat darbesinin arasındaki yıllardayız. 12 Eylül darbesinin siyasi hâkimiyeti sona ermiş olsa da alışkanlıkları her alanda kendini gösteriyor. Henüz pek özgür değiliz. Gençlik damarımıza dur demeye çalışan çok. Üniversitelerde öğrenci faaliyetlerine yavaş yavaş müsaade ediliyor. Öyle her etkinliğe müsaade yok. Arkadaşlarımızla kurduğumuz okulun ikinci öğrenci kulübü olan Nida Kültür ve Araştırma Kulübünde faaliyetler yapmaya çalışıyoruz. İsmail Kıllıoğlu Hocamız danışmanlığımızı yapıyor. Raşit Küçük ve Nedim Urhan hocalarımız her zaman destekçilerimiz. Endülüs Günleri, Cahit Zarifoğlu’nu Anma Haftası, Bosna’ya Yardım Kampanyası gibi pek çok organizasyonu başarmanın motivasyonu ile yeni işlere girişiyoruz…</p>
<p>Bir ara, o zaman Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı okula davet etmek istiyoruz. İmkânsız gibi bir şey; vazgeçiyoruz… Aklımıza RP Lideri Necmettin Erbakan’ı okula davet etmek geliyor. Heyecanlanıyoruz. Hemen afişimizi hazırlayıp ilgili dekan yardımcısına teslim ediyoruz. Afiş imzalanırsa etkinliğe onay çıkmış olacak. Günler geçiyor, imza yok. Okula pek çok siyasi isim gelip gidiyor bu arada. Dekanlığa gelip gidiyoruz, imza yok. “Neden?” diye soruyoruz. “Kem küm” deniliyor, imza yok. Bir gerilim yaşıyoruz ve imza atılıyor. Erbakan Hoca okula geliyor. Öğrenciler bağrına basıyor. Koca salon hınca hınç doluyor. Müthiş günler gerçekten.</p>
<p>Ali Murat Daryal’ı öyle günlerde tanıdım. Siyasi çizgi olarak bizimle değildi ama <u>bunu hissettirmez, sorun etmezdi</u>. Bu yönüyle pek çok hocadan ayrılırdı. Selçuk Eraydın ve Emin Işık hocalar da öyleydiler. Onlar için <u>öğrenci emeği kıymetliydi</u>. <u>Ali Murat Daryal Hoca başkaydı tabii. Öğrenci ve insan dostuydu. İletişim kurmak, tebessüm etmek, moral vermek, farklı olanı anlamak ahlakıydı. Davet ettiğimizde etkinliklerimize koşarak gelirdi. Yolda karşılaştığımızda hal-hatır sorardı. Gözlerinde hep bir yaşam sevinci, dostluk ışıltısı olurdu. Şakalaşmayı ve espriyi severdi; sevdiklerine takılırdı</u>. Derslerde zaman zaman şişmanlığıma atıf yaparak “Bak Erol, ben Beşiktaş sahilinde oturuyorum. Boğazda denize girip de taşırma.” derdi. Gülüşürdük.</p>
<p>Ali Murat Daryal Hoca’dan ben şunu öğrenmiştim: <u>İnsanın dili, aşireti, ülkesi, milleti, partisi, tarafı farklı olabilir</u> ama <strong>insanlık başkadır</strong>. <u>Muhalifin de olsa muhatabın <strong>erdemli</strong> ise onu tut, onunla dost ol, onu sev, ona değer ver</u>.</p>
<p>O yıllarda “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri” kitabını okuyunca daha çok sevmiştim hocayı. Olaylara sosyoloji ve psikoloji refleksiyle de bakmamızı öneren-öğreten bir kitaptı… Hocamıza rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Bir Fatiha okuyun lütfen.” (Yeni Birlik, 18.03.2017).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mehmet Nuri Yardım: Ali Murat Daryal Hoca </strong></p>
<p>“Ölüm, hayat akıp giderken severek dinlediğimiz, sohbetlerinden istifade ettiğimiz birçok şahsiyeti de beraberinde alıp götürüyor. Geçenlerde Nihat Keklik ahirete intikal etmişti. Üçgün önce de Prof.Dr. Ali Murat Daryal Hoca Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Hoca <strong>şen şakrak, nüktedan ve bilge</strong> bir kişiliğe sahipti. Kermeslerde düzenlenen çekilişler için görev üstlenir, katılımı sağlardı.</p>
<p><u>İlim öğrenmeyi ve öğretmeyi bir zevk haline getiren</u>, hocalığı şevk içinde yapan Ali Murat Hoca’nın “Dilimiz Kültürümüz” başlıklı mühim bir makalesi var. Oradan yapacağımız iktibasta, Hoca’nın dünya görüşünü ve derinlemesine açılan geniş ufkunu görmek mümkün. İşte o uzun yazıdan birkaç cümle:</p>
<p>“Küçükken köşe kapmaca oynardık. Bu oyunda birbirimizi aldatır ve aldanan kişiye hep beraber gülerdik. Bu bizim millî oyunumuz değildir!&#8230; Bizim oyunlarımızda ‘Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.’ denir. Ustasının adını yaşatır. Sosyoloji okurken bize ‘Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır.’ diye öğretirlerdi. <u>Biz Batı’yı maymun gibi taklit ettiğimiz müddetçe hiçbir yere ulaşamayız</u>. Bizim Batı’dan gelen safsatalara ihtiyacımız yok… Küçükken şöyle bir tekerleme söylerdik: ‘Aç kapıyı bezirganbaşı, kapı hakkı, arkamdaki yadigâr olsun.’ Bu tekerleme çocuğun kafasına hak mefhumunu yerleştiriyor…</p>
<p>Bugün mimari Hıristiyanlaşmıştır. Bunlar kasıtlı yapılıyor. Bakın, Süleymaniye’ye gelen bütün yollar kapalıdır. Süleymaniye’de bir hastane yapmışlar ve caminin görünmesini engellemişlerdir… İslam mimarisinde evler yatıktır. Balkon yoktur, cumba vardır. Evler o mahallenin camisinden yüksek yapılmazdı. O yüzden eski İstanbul’da sadece minareler görünürdü…</p>
<p>Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Tramvay, otobüs gelir gibi. Türk müziği konserlerinde seyirciler genelde ağlarlar ama Batılıların Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği, seyircileri alıp arşa yükseltir…” Kabri nur, mekânı cennet, makamı âli olsun Daryal Hoca’nın.” (Milat, 18.03.2017).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.facebook.com/alimuratdaryal/">https://www.facebook.com/<strong>alimuratdaryal</strong>/</a>, 18.03.2017.</li>
<li>Erol Erdoğan; “<strong>Ali Murat Daryal’ı Uğurlarken</strong>”, Yeni Birlik gazetesi, 18.03.2017. (<a href="http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/ali-murat-daryali-ugurlarken/)">http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/ali-murat-daryali-ugurlarken/)</a>.</li>
<li>Mehmet Nuri Yardım; “<strong>Ali Murat Daryal Hoca</strong>”, Milat gazetesi, 18.03.2017. (<a href="http://www.milatgazetesi.com/ali-murat-daryal-hoca-makale-108837)">http://www.milatgazetesi.com/ali-murat-daryal-hoca-makale-108837)</a>.</li>
<li><a href="https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/">https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/</a>, 18.03.2017.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
