<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/gunumuzde-musluman-gencligin-vazifeleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/gunumuzde-musluman-gencligin-vazifeleri/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Feb 2017 13:26:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>YUSUF KARADÂVÎ’DEN  GENÇLİĞİN VAZİFELERİNİ DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Davet ve Fetva Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bid’at-i hasene]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Müslüman Âlimler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Fussilet 41:33]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebu Bekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Malik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam için kenetlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’a davet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ı doğru idrak etmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ı hayata tatbik etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:3]]></category>
		<category><![CDATA[Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Vâcibu’ş-Şebâbi’l-Müslim el-Yevm]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=447</guid>

					<description><![CDATA[“Allah&#8217;a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette ben kayıtsız şartsız Allah&#8217;a teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 41:33). &#160; Sultanların âlimi değil, âlimlerin sultanı Yusuf el-Karadâvî, doksan yaşını doldurması vesilesiyle 9-10 Aralık 2016 tarihlerinde İstanbul’da adına tertip edilen vefa programına katıldı. Bu vesileyle Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı’nda verdiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Allah&#8217;a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette ben kayıtsız şartsız Allah&#8217;a teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”<br />
(Fussilet, 41:33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sultanların âlimi değil, âlimlerin sultanı Yusuf el-Karadâvî, doksan yaşını doldurması vesilesiyle 9-10 Aralık 2016 tarihlerinde İstanbul’da adına tertip edilen vefa programına katıldı. Bu vesileyle Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı’nda verdiği konferansın çevirmenliğini üstlenmekten şeref duyduğum asırlık çınar, gençlerin, özellikle genç kızların ilimle iştigal etmesinden büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. İlerlemiş yaşına rağmen, Dünya Müslüman Âlimler Birliği ile Avrupa Davet ve Fetva Meclisi başkanlıklarını yürüten Karadâvî, tarihte ve günümüzde üstlendiği misyonuyla Türkiye’nin İslam dünyasının medar-ı iftiharı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bölük pörçük hale getirilerek mağlup edilmiş İslam âleminin artık bir araya gelerek “dengeli ümmet” olduğunu göstermesi ve “insanlığa tanık olma” görevini ifa etmesi gerektiğini hatırlatan Karadâvî, bütün insanlık ile iyi ilişkiler geliştirmemizin, inanç, ibadet, hukuk, siyaset gibi temel sosyal alanlarda İslam’ın ne kadar dengeli ilkeler getirdiğini insanlığa anlatmamızın önemine dikkat çekti. Bu vesileyle üstadın son çıkan eserini tanıtmakta yarar görüyorum.</p>
<p>Allâme Yusuf el-Karadâvî’nin “Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri” isimli eseri Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Beyan Yayınları’nın 657. kitabı olarak yayımlandı. İkinci kısmı Batı toplumlarında yaşayan Müslüman gençlere yönelik nasihatlerden oluşan kitabın günümüz Müslüman gençliğine hitap eden ilk kısmını özetle iktibas ederek dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Büyük Davaları Omuzlayanların Gençler Olduğunu Fark Etmek</strong></p>
<p><strong> </strong>“… Gençler, ömrün dolup taşan kuvvet ve dinçlik dönemini temsil eder. Gençlik dönemi verimlilik, gayret ve yükleri omuzlama dönemidir. İşte bu yüzdendir ki, İslam’ın ilk döneminde daveti sırtlayanlar gençler idi (s.9).</p>
<p>Yükselişlerin ve davetlerin yükünü omuzlayan daima gençler olmuştur. Allah Rasulü’nün ilk ashâbı da gençlerdi. Yaşça en büyük sahabi Hz. Ebu Bekir (r) İslam’a girdiği gün otuz sekiz yaşındaydı. Hz. Ömer (r) ondan on yaş küçüktü. Hz. Ali (r) ise Müslüman olduğunda henüz on yaşında bile değildi. Onlar gibi birçok sahabi sadece 12, 13, 14 ve 15 yaşlarında idiler.</p>
<p>Günümüz Müslüman gençlerinin omuzlarında büyük bir yük vardır. O da <u>kimliklerini keşfetmeleri</u>, kendilerini tanımaları, kim ve ne olduklarını bilmeleridir (s.19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ı Doğru İdrak Etmeyi Temel Görev Bilmek</strong></p>
<p>“Günümüz Müslüman gençleri boyunlarının borcu olan şu dört görevi iyi öğrenmelidir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1. İslam’ı doğru idrak etmek</strong></p>
<p>“İlim amelden önce gelir. Müslüman genç İslam’ı hakkıyla idrak etmelidir. Zira insanlar İslam’dan olmayan şeyleri, İslam’a katarak ve onun değişmez ilkelerini çiğneyerek İslam’a zulmetmişlerdir. İslam’dan olmayan bir takım yabancı unsurlar İslam’a girerek onun güzelliğini ve berraklığını bozmuştur. Bidatler yayılmış, insanlar, ‘bid’at-i hasene’ adıyla Allah’ın kitabında indirmediği şeyleri İslam’dan kabul eder olmuştur!</p>
<p>Oysa Allah Rasulü (s), dinde ilaveyi yasaklamıştır. Nitekim ilaveyi kabul eden, eksilmeyi de kabul eder. ‘Kâmil’ olan ise ne ilaveyi kabul eder ne de eksilmeyi. Allah (c) dinini tamamlamıştır. Dolayısıyla kimseden dine ziyade yapmayı kabul etmez:</p>
<p>“Bugün <strong>dininizi</strong> sizin için <strong>kemâle erdirdim</strong> ve size olan nimetimi tamamladım ve İslam’ı (Allah&#8217;a teslimiyeti) sizin için din (hayat tarzı) olarak benimsedim.” (Mâide, 5/3).</p>
<p>Dine ziyade getirmek isteyen kişi, hâşâ Allah’ı düzeltiyor ve dinin nakıs olduğunu iddia ederek onu tamamlamak istiyor demektir! Bu sebeple Allah Rasulü (s); “Sonradan çıkarılan şeylere karşı dikkatli olun. Her bid’at sapıklıktır.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve “Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi yaparsa o reddedilir.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> buyurarak bidati yasaklamıştır. Dinde bidat reddedilmiştir. İslam, dünya işlerinde yeniliği, din işlerinde ise tâbi olmayı zorunlu kılarak sınırda durmayı emreder.</p>
<p>Müslümanların gerileme, çöküş ve kaos asırları gelip çattığında vaziyet tersine çevrildi. Dünya işlerinde yeni icatlar vücuda getirmek yerine <u>dine icatlar getirildi</u>! Allah’ın Kitabı’nda indirmediği yeni icatlar ve tasarılar ortaya çıkıverdi. Geçmiş asırlarda insanlar, nasıl akîdede, muamelatta ve daha birçok alanda İslam’a yeni unsurlar ilave ettiyse, günümüzde de dinin ilke ve hükümleri gibi birçok unsur yine insanlar tarafından İslam’dan koparılarak uzaklaştırılıyor.</p>
<p>İslam’ı doğru idrak edebilmek için, İslam’ı saf kaynağından almak; Allah’ın Kitabı’na ve Rasulü’nün sünnetine başvurarak, sahabe ve tabiûnun anlayışına uygun biçimde İslam’ı kavramak gerekir. Şaibeler İslam’a bulaşmadan ve onu kirletip bulanıklaştırmadan önceki ilk kaynaktan ders almaya özen göstermemiz gerekmektedir.</p>
<p>Hiç şüphesiz, Müslümanların farklı milletlere karışması ve insan doğasının kuralları gereği onlardan etkilenmeleri sonucu, israiliyat, zayıf rivâyetler, mevzu hadisler, abartmalar, uydurmalar ve sapkın fikirler gibi unsurlar İslam kültürünü kirletmiştir. Tüm bunları bilmemiz ve araştırmacı İslam âlimlerinden bu konuda bilgi almamız gerekmektedir. İmam Malik ne güzel söylemiş. Aynı ifade Atâ ve İbn Abbas’dan (ra) da rivâyet edilmiştir:</p>
<p>“Günahlardan korunmuş olan Rasulullah (s) dışındaki her ferdin sözüne itibar edilebilir, ama aynı zamanda terk de edilebilir.” (s.21-37).<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Aldanmamak İçin İslam’ı Saf Kaynağından Öğrenmek</strong></p>
<p>“… Harama düşmemek, başkasını helal dairesindeki husus ve davranışlardan alıkoymamak, mekruhu haram, küçük günahı büyük günah ya da tam tersi olarak göstermemek için İslam’ı saf kaynağından öğrenmek gerekir. Zira İslam, basiret üzere ayakta durması ve diğer dinlerin “Körü körüne iman et! Gözlerini yum ve beni takip et! Cehalet takvanın anasıdır!” anlayışından uzak olması hasebiyle, Müslüman için bu idrak şarttır:</p>
<p>“De ki: &#8220;Benim yolum budur: Ben <u>yalnızca Allah&#8217;a çağırıyorum</u>. Ben de bana uyan kimseler de (ne yaptığımızın) çok iyi bilincindeyiz; ki Allah&#8217;ın şanı pek yücedir ve ben O&#8217;na ait vasıfları başkasına yakıştıran müşriklerden değilim.” (Yusuf, 12:108).</p>
<p>Günümüz gençleri Muhammedî mesajın ve Muhammedî şahsiyetin muazzam yönlerini, Rasulullah’ın dünyaya neler getirdiğini bilmiyorlar. Batı’nın karanlıklarda yüzdüğü zamanlarda İslam’ın inşa ettiği Rabbani, insani, cihanşümul ve ahlaki etkenlerle bütünleşen İslam medeniyetini tanımıyorlar. İşte bu nedenle, dine ilişkin şüpheleri ortadan kaldırabilmek için İslam’ın doğru idrak edilmesi elzemdir.</p>
<p>Hakka batıl karıştıran sapıkların, İslam üzerinden sahtekârlık yapanların ve sîretinde olmayan şeyleri İslam’ın peygamberine isnat eden iftiracıların yalanlarından peydahlanan şüpheleri ortadan kaldırmak için, apaçık delillere dayanarak yürümek ve insanlara dini doğru anlatabilmek için İslam’ı doğru idrak etmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Suçlular hoşlanmasa da hakikati haklı çıkarabilmek ve bâtılı geçersiz kılabilmek için bizler, dinimizden, nebimizden, Kur’an’ımızdan, şeriatımızdan, tarihimizden ve geleneğimizden neş’et eden bilinçli bilgiyi yeniden edinmeye mecburuz.</p>
<p>İslam düşmanlarının kusurlarını deşifre etmeliyiz. Onların içine düştükleri sapıklığı, bizimse tâbi olduğumuz dosdoğru yolu; onların bayağılığını, bizimse azametimizi açıkça ortaya koymamız gerekmektedir.</p>
<p>Başkalarını dinimize davet etmemiz gerekir. Davetin ise bir idrak üzerine icra edilmesi gerekir; çünkü davetçi bilinçli olmalıdır. Bunun için okumamız gerekiyor; nitekim bizler okumakla emrolunan bir ümmetiz. İlk inen âyetlerde ilk kelime ve hemen ardından iki kez daha tekrarlan kelime ‘Oku!’ kelimesidir.” (s.39-49).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2. İslam’ı hayata tatbik etmek</strong></p>
<p>“İslam, Müslüman’ın okuyup, derinleşip, kafasını ilimle doldurup başka hiçbir iş yapmayarak, sadece zihinsel bir bilgiyi haiz olmasıyla yetinmez. Bilakis İslam, konuşmayı ve tartışmayı öğreten bir ilim değil; harekete geçmeyi öğreten bir ilim ister. İslam, kalbi ve iradeyi harekete geçiren, kalbe ulaşan bir bilgi ister. Rasulullah (s), sahibine fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınmıştır. Hz. Ömer’e (r), “Ey Mü’minlerin Emiri, münafıktan âlim olur mu?” diye sorulduğunda; “Evet, dilde âlim, kalpte cahil olur.” diye cevap vermiştir.</p>
<p>Faydalı ilim, kişinin dininde fakih/derin kavrayış sahibi olup, bildiklerini bir model haline getirmesidir. O zaman insanlar ona bakıp; “Bakın, İslam ilkeleri ne güzel, İslam âdâbı ne güzel, İslam ahlakı ne muazzam” diyecektir. Böylece tüm bu ilkeleri bir hayat tarzında ve davranışta somutlaşmış şekilde görürler. Nitekim İslam dünyaya böyle yayılmıştır. İslam dünyaya hitabeler ve makaleler ile değil; amel, ahlak ve güzel davranışlarla yayılmıştır. İslam ancak güzel örneklikle zafer kazanabilir ve dünyaya yayılabilir. Günümüzde <u>dünyayı İslam’ı keşfetmekten alıkoyan</u>, insanları engelleyen en kalın perde, yine hiç şüphesiz <u>Müslümanların bizzat kendileridir</u>!</p>
<p>Müslümanlar olarak İslam’ın birer canlı uygulama modeli, iki ayak üzerinde yürüyen birer Kur’an olmalıyız… Bu yüzden salih amele/eyleme ve doğru davranışa bu kadar vurgu yapıyoruz. İslam bizden, farzları eda etmemizi, haramlardan kaçınmamızı, kul/insan haklarını gözetmemizi ve kendi nefsimizin de hakkını gözetmemizi istemektedir. Bedenimizin, ailemizin, toplumumuzun ve Rabbimizin üzerimizde hakkı vardır. Öyleyse her hak sahibine hakkını vermemiz gerekir. Hayatta Müslüman’ın koruması gereken bir denge vardır. Bu denge İslam’dandır. Ancak bu denge sayesinde Müslümanların davranışları ve amelleri istikamet bulabilir. Şurası hiç unutulmamalıdır ki; <u>müstakim davranış müstakim kavrayışın meyvesidir</u>.” (s.51-62).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3. İslam’a davet etmek</strong></p>
<p>“İman ve güzel amelle yetinilmez, bilakis “nasihatleşme” anlamında karşılıklı bir etkileşim ile hakkı tavsiye etmek ve yapılan tavsiyeyi kabul etmek de gerekir.</p>
<p>İslam’a davet ağır bir yüktür. Zira bizler ‘ağır bir söz’ün varisleriyiz. İnsanların dine sırt çevirdiği, kesin bilginin azaldığı, insanların dünyaya meyledip ahireti arka plana attığı, hayrı engelleyen ve şerri teşvik eden odakların çoğaldığı çağımızdaki sorumluluğumuz daha da artmaktadır.</p>
<p>Çağımız Müslüman gençliğinin temel vazifesi, insanları Allah’a davet etmek için kendilerini hazırlamalarıdır. Zira davet nebevi bir vazife olup bundan daha büyük bir vazife yoktur. Böylece kopması imkânsız sapasağlam bir kulpa yapışmış olacaklardır.” (s.63-72).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4. İslam için kenetlenmek</strong></p>
<p>“Kendisini İslam’ı doğru idrak etmeye, derin bir imana sahip olmaya, nasihat ve davet etmeye hazırlayan gençlerin, aralarında dayanışma içerisinde olup birbirlerine kenetlenmeleri gerekmektedir. Bireysel çalışmadan vaz geçilemez, ama bu yeterli değildir. Takım çalışması şarttır. Birbirimize kardeşlik bağı ile bağlanıp Allah için sevmeli, Allah için beraber oturmalı, Allah için beraber gayret sarf etmeli, <u>mensubu olduğumuz cemaatler farklı olsa da ortak davalarda Allah için ittifak edebilmeliyiz</u>.</p>
<p>Bu birliği tesis etmeden hiçbir iş başaramayız. Allah (c) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“İnkâr edenler de birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.” Onlar birbirlerine destek çıkıp birbirlerine yardımcı oluyor. Biz de bâtıl cihetinde bir bloklaşma ve hak cihetinde bireysellik ya da boşluk oluşmaması için birbirimize yardımcı olmalı, birbirimize destek çıkmalı ve birbirimize kenetlenmeliyiz. Aksi takdirde yeryüzünde fitne ve bozgunculuk had safhaya ulaşır.</p>
<p>Gençlerin bu dört görevi benimsemesi ve bu görevlerin hakkını verip vermediği konusunda sık sık kendisini sorguya çekmesi gerekmektedir.” (s.73-77).</p>
<p>“… (Hem de) birkaç yıl içerisinde, (tabii ki) mutlak karar, önünde sonunda Allah&#8217;a aittir: (Şimdi müşriklerin sevindiği gibi) o gün de mü&#8217;minler sevinecekler; Allah&#8217;ın yardımı sayesinde&#8230; O dilediğine yardım eder: Zira O, her işinde mükemmel olan, sonsuz merhamet sahibidir. (Bu) Allah&#8217;ın kesin vaadidir. <strong>Allah vaadinden dönmez</strong>; ne var ki insanların çoğu (bunu) bilmezler.” (Rum, 30:4-6).</p>
<p>“Ey Müslüman genç kardeşim! Nerede olursan olun Allah’a karşı saygılı ol, İslam’ın ilkelerini muhafaza et. Başın dik bir şekilde İslam’la iftihar ederek yaşamak ilk görev ve sorumluluğun olsun. Zira Allah (c) sana İslam’ı bahşetti. Ebedi mesajı ve varlığın hidayetini taşıyan Yüce Kur’an’ın, biricik semavi belgenin temsilcisi olan sen olduğun için sakın bu sorumluluktan kaçma! <u>İnsanlığı mutlu edebilecek yegâne dengeli metoda sahip olan sensin</u>. Nitekim, dünya ile ahireti buluşturan, akıl ile kalbi uzlaştıran, ruh ile eşyayı harmanlayan, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki bağlantıyı kuran, hak ve görevleri düzenleyen ve birey ile toplum arasında ideal dengeyi kuran İslam’ın yegâne sahibi sensin…” (97).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yusuf el-Karadâvî. (2016). <strong>Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri</strong> (<em>Vâcibu’ş-Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>), çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 128 s.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Tirmizi, İlim 16 (2678); İbn Mace, Mukaddime 42.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Buhari, Sulh 5 (2697); Müslim, Akdiye 18, (1718).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  ‘İSLAMİ SİYASET’ GÖRÜŞÜNÜ HATIRLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:138]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[el-Fıkhu'l-Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[el-Munkiz mined-Dalâl]]></category>
		<category><![CDATA[el-Varakât]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüğüm Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[güç ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İMam Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas 28:55]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:89]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:174-175]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Rabia el-Adeviyye]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Sevinci]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 37:1-3]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[sözler ve hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=398</guid>

					<description><![CDATA[Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden günümüzde de istifade ettiğimiz bazı mütefekkir âlimlerin özlü eserlerini iki dilde bir arada yayımlayan yeni bir seriden siz kıymetli okurlarımı haberdar etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir Kitabı İki Dilde Okumanın Zevkini Tatmak</strong></p>
<blockquote><p>Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları, İslam kültürünün yeni kuşaklara ulaştırılmasına yardımcı olabilecek yeni ve farklı bir seri başlattı. “İki Dil Bir Kitap” adıyla yayımlanan bu seri, kurucu vasfı olan önemli eserlerin Türkçe çevirilerini Arapça asıllarıyla birlikte sunuyor. İslam inanç ve kültürünün en önemli temsilcilerince kaleme alınmış kimi uzun makale ve/ya risalelerin Arapça nüshalarının tercümeleriyle bir arada sunulduğu bu yeni seri, Arapça metin ile çevirisini sayfa sayfa, paragraf paragraf karşılaştırmalı olarak mütalaa imkânı da sunmakta.</p>
<p>Daha önce İmam Gazali’nin “Ey Oğul” ve “el-Munkiz mined-Dalâl” ile İmam Cüveynî’nin “el-Varakât” isimli eserlerinin yayınlandığı bu seriye 10 yeni eser daha eklendi. Editörlüğü Beyan Yayınları’nca uhdeme tevdi edilen, Türkçe çevirilerini baştan sona redakte ettiğim, Arapça nüshalarında ise imla hatalarını düzeltmekle iktifa ettiğim on yeni eseri dikkatlerinize sunuyoruz:</p>
<ol>
<li>İmam Azam, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>İmam Şafiî, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>Muhammed İkbal, Müslüman Gençlik (<em>eş-Şebâbu’l-Müslim</em>)</li>
<li>Muhammed Ebu Zehra, İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</li>
<li>Cevdet Said, İslam’dan Neden Korkuyorlar? (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?!</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, İslam ve Siyaset (<em>el-İslâm ve’s Siyâse</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, On İlkemiz (<em>Erkânu Bey’atina el-Aşera</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Ruhun Sevinci (<em>Efrâhu’r-Rûh</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Gördüğüm Amerika (<em>Amrîka elletî Raeytu</em>)</li>
<li>Yusuf el-Karadâvî, Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri (<em>Vâcibu Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>)</li>
</ol>
<p>Cep kitabı ebadında hazırlandığı için taşıma ve okuma kolaylığı en yüksek seviyede olan “İki Dil Bir Kitap” serisinde yer alan kitaplar, rengârenk ve sapasağlam ciltleri sayesinde elden ele dolaşarak çok uzun süre okunabilecek niteliğiyle ayrı bir cazibe de oluşturmakta. İslam’ın inanç, kültür ve siyasetine ilişkin özlü temel metinlerinden oluşan bu seri, içeriği kadar sunumuyla da İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin öğrenci ve hocaları başta olmak üzere Arapçaya alaka duyan tüm okurların dikkatini hak eden iddialı bir çalışma&#8230; (beyanyayinlari.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından araştırmacı, yazar ve okurların istifadesine sunulan ve yeni yılda yeni eserlerin ilave edilmesiyle daha da zenginleştirilecek olan “İki Dil Bir Eser” serisinden bir kitapçığı örnek olarak dikkatinize sunmak istiyorum. “İslam ve Siyaset” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan bu kitapçık, Şehit İmam Hasan el-Benna’nın ‘Müslüman Kardeşler Öğrenci Kolları’nın, Muharrem 1357 (Mart 1938) tarihinde düzenlemiş olduğu kongrede irat etmiş olduğu hitabenin yazıya dökülmüş hali olup giriş kısmını paylaşmakla yetineceğim:</p>
<p>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur. Salât ve selam Efendimiz’in, ehli beytinin ve ashâbının üzerine olsun.</p>
<p>“Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanları ise Allah, Kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları Kendisine ulaştıran doğru bir yola iletecektir.” (Nisa 4:174-175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Söz ve Söylemle Yetinmeyip Bizzat Eyleme Geçmek</strong></p>
<blockquote><p>Siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Değerli kardeşlerim! Beni dinleyen bir kitlenin karşısında durduğum her defasında, insanları söz meydanından amel meydanına, planlama ve programlama meydanından hayata geçirme ve uygulama meydanına davet ettiğimiz her gün için Allah’tan bizi affetmesini diliyorum. Hatip unvanıyla konuşarak geçirdiğimiz süre çoktan uzadı. Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz.</p>
<p>“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff 37:1-3).</p>
<p>Değerli kardeşler! Kardeşlerimiz size, devletin kalkınması, istikrarı, kuruluşu ve gelişimi gibi milletlerin hayatını ilgilendiren tüm olgularda, İslam’ın manasının kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı hakkında bilgi veren konuşmalar yaptılar. Bazı kardeşlerimiz sizlere İslam’ın milliyetçilik karşısındaki tutumu hakkında bilgi verdi ve sizlere aslında İslam milliyetçiliğin sınır olarak en geniş, varlık olarak en genel ve ölümsüzlük olarak en meşhur mahiyette olduğunu gösterdi. Kardeşlerimiz yine sizlere, vatanına en bağlı ve milletine en tutkun kimsenin, müminlerin sahip olduğu coşku ve millî duygulardan yoksun ırkçı söylemlerde aradığını bulamayacağını gösterdi. Kardeşlerim size bu konuyu uzun uzadıya anlattığından dolayı, bu hususa daha fazla değinmeyeceğim; ancak ben, insanların hakkında çokça yaygara kopardığı ve dolayısıyla hakkında çokça hataya düştükleri bir konuya, yani “Siyaset ve İslam” konusuna değineceğim.” (s.15-19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Siyasetle Sıkı İlişkisini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, inanç ve ibadet ve ahlâktır, vatan ve millettir, hoşgörü ve kuvvettir, hayatın her alanını içine alır. Zira İslam, kültür ve kanundur. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Şâyet birinin seninle Siyaset ve İslam hakkında konuştuğunu görürsen, hemen o kimsenin, ikisinin arasına bir set çektiğini ve her ikisine de ayrı ayrı anlamlar yüklediğini fark edersin. Dolayısıyla bu iki mefhum, insanlar nezdinde bir araya gelememektedir. İşte bundan dolayı bu cemiyet siyasi olarak değil de, İslami olarak isimlendirildi. Yine bu toplantı, siyasi değil, dinî olarak nitelendirildi. İşin ilginç tarafı, İslami kuruluşların ilke ve metotlarında şu ifadeye şahit oldum!: “Kuruluş, siyasi meselelerle ilgilenmemektedir.”</p>
<p>Size bu konu hakkında öneride ya da uyarıda bulunmadan önce, iki önemli konuya dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Birincisi</strong>: Particilik ile siyaset arasındaki fark oldukça büyüktür. Bazı meselelerde bir araya gelebilir ya da birbirlerinden ayrılabilirler; kişi kelimenin tam anlamıyla siyasetçi olduğu halde, bir partiye bağlı olmayabilir, uğrunda ölmeyebilir de. Aynı zamanda kişi, kelimenin tam anlamıyla partici olduğu halde, siyaset meselelerinden hiçbir şey anlamayabilir. Yine söz konusu unvanlar tek bir adla birleştirilebilir; kişi eşit mesafede “partici siyasetçi” ya da “siyasetçi partici” olabilir. Benim siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: Müslüman olmayan kimseler, İslam hakkında cehalete kapıldıklarında ya da İslam’ın Müslümanların içselleştirdiği, kalplerinin derinliklerine nakşettiği ya da uğrunda mallarını ve canlarını feda ettikleri emir ve ilkeleri karşısında çaresizliğe düştüklerinde, Müslümanların benliklerindeki İslam’ın ismini ya da şeklini zedeleyemeye çalışmadılar; bilakis İslam’ın pratik hayatta güçlü olan ne kadar yönü varsa hepsini silip süpürecek bir biçimde dar bir daireye sokmaya çalıştılar. Böylece Müslümanlar için geriye sadece hiçbir faydası dokunmayan unvanlar, şekiller ve görüntüler bıraktılar. Müslümanlara, İslam’ın ayrı, toplumun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, kanunun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, ekonomi meselelerinin ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, genel kültürün ayrı şeyler olduğunu ve en nihâyetinde İslam’ın ayrı, siyasetin ayrı şeyler olduğunu söyleyerek, İslam’ın siyasetten uzak tutulması gerektiğini anlattılar.</p>
<p>Allah için bana söyleyin kardeşlerim, İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? Huzurlu bir kalpten yoksun rekâtlar mıdır, yoksa Rabia el-Adeviyye’nin de söylediği gibi, ‘<u>istiğfarın bile istiğfara ihtiyaç duyduğu</u>’ birtakım lafızlar mıdır? İşte bu yüzden sevgili kardeşlerim, Allah (c) Kur’an-ı Kerim’de mükemmel, hüküm koyan ve detaylı bir nizam getirmiştir:</p>
<p>“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16:89).</p>
<p>İslam düşüncesi hakkındaki yanıltıcı anlam ve İslam manasının içerisine sokulduğu bu dar sınır; Müslümanları içine hapsetmeye çalışan ve “İşte size din özgürlüğü verdik. Nitekim anayasaya göre, devletin resmî dini İslam’dır.” ifadesiyle adeta onlarla dalga geçen İslam düşmanları tarafından ortaya atılmıştır.” (s.21-27).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Kuşatıcılığını Daraltmak İsteyenlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p><strong> </strong>“Değerli Kardeşlerim! İşte ben, bu kürsüden sizlere tüm açıklıkla İslam düşmanlarının istediği şekilde <u>İslam’ın dar ve kısıtlı bir anlamının olmadığını</u> ilan ediyorum. İslam, inanç ve ibadettir. İslam, vatan ve millettir. İslam, hoşgörü ve kuvvettir. İslam, ahlâktır ve hayatın somut olan her alanını içine alır. İslam, kültür ve kanundur. Dolayısıyla Müslüman, İslam’ın hükmünü istemekle, ümmetin tüm meselelerini kuşatan bir hükmü istemektedir. Nitekim, <u>Müslümanların derdiyle hemhal olmayan, onlardan değildir</u>.</p>
<p>Selef âlimlerimizin de İslam’ı bu şekilde anladığına inanıyorum. Onlar, soyut ahiret hayatından evvel, somut dünya hayatının her alanında İslam ile hükmediyor, İslam için mücadele ediyor, İslam’ın kurallarına göre hareket ediyor ve İslam’ın çizdiği sınır üzerinde ilerliyordu. Öyle ki, ilk Halife Hz. Ebu Bekir (r): “Eğer benim devemin ipi kaybolsa, onu Allah’ın Kitabı’nda bulurum.” buyurmuştur.</p>
<p>İslam’ın kuşatıcı anlamı ve onun particilikten soyutlanmış siyaset anlayışına yaptığım genel vurgudan sonra, artık açıkça Müslümanın, ümmetin meselelerini göz ardı edip onlar için gayret sarf etmeyerek sadece siyasetçi kimliğiyle tam anlamıyla İslam’ı yaşayamayacağını, İslam’ın kayırma ve soyutlama anlayışını kabul edemeyeceğini ve <u>her İslami cemiyetin, programlarının başına, ümmetin siyasi meseleleriyle ilgilenme maddesini eklemesi gerektiği</u>ni, aksi halde bu cemiyetlerin İslam’ın anlamını kavramaya ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Değerli Kardeşlerim! İzin verin, sürekli İslam ile siyasetin birbirinden ayrılması ile ilgili nameleri dinlemeye alışkın bir toplumun gözünde oldukça yabancı görünen bu anlamı biraz daha açayım. Bazı insanlar, bizler bu törenden ayrıldıktan sonra hakkımızda: “Müslüman Kardeşler cemaati, ilkelerini bir kenara attı. Dinî bir cemaatken, siyasî bir cemaat oldu.” şeklinde konuşabilir, bazıları ise kendi görüşüne göre bu değişimin sebeplerine dayanarak farklı yorumlar ortaya koyabilir. Efendiler! Allah biliyor ki, Müslüman Kardeşler hiçbir zaman siyasetten kopmadı. Hiçbir zaman da İslam’ın yolundan sapmayacak. Davet çalışmalarında hiçbir zaman <u>din ile siyaseti birbirinden ayırmadı</u>. İnsanlar onları hiçbir zaman “partici” olarak görmedi.</p>
<p>“Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz.’ derler.” (Kasas 28:55). Onların kendi amaçları dışındaki bir amaçla hareket etmesi, kendi fikirleri dışındaki bir fikri hayata geçirmesi ya da İslam’ın hanif boyası dışında başka bir boyaya bürünmesi imkânsızdır:</p>
<p>“Biz, Allah’ın boyası ile boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz O’na kulluk edenleriz!” (Bakara 2:138).” (s.29-33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>http://www.beyanyayinlari.com/yayincikategori-iki-dil-bir-kitap-arapca-turkce, 05.12.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
