<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fırka-i nâciye Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/firka-i-naciye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://p.fethigungor.net/etiket/firka-i-naciye/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:59:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İNSAN İLİŞKİLERİMİZİ  KUR’AN’A UYGUN ŞEKİLDE DÜZENLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 16:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11:114]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[2:193]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[42:40]]></category>
		<category><![CDATA[5:100]]></category>
		<category><![CDATA[5:39]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[7:199]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[benimseme]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Emevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımi]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve ilke]]></category>
		<category><![CDATA[hakkaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[mehcûr]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir din dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=325</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90). İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90).</p>
<blockquote><p>İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an’ın insan ilişkilerinde vazetmiş olduğu ilkeleri gözetmemiz gerekir.</p></blockquote>
<p>Akıl, irade, vicdan, sorumluluk bilinci, hakkaniyet gibi son derece kıymetli nimetler yanında insana yüksek bir ünsiyet peyda etme kabiliyeti lûtfederek, geliştirdiği sosyal ilişkiler sayesinde toplumsal bir hayat kurma liyakati bahşeden Rabbimize hamd u senalar olsun.</p>
<p>Gerek aile efradıyla, gerek ashabıyla, gerekse diğer tüm insanlarla son derece nezaketli ve düzeyli ilişkiler geliştirerek numûne-i imtisâlimiz olan sevgili Peygamberimiz’e, onun ehl-i beytine ve ashâbına salât u selam olsun. İnsanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını bir ömür sürdüren gerçek mücahitlere selam ve muhabbet olsun.</p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavrayacak ve makul çözümler üretebilecek, Müslümanların insanlığa ideal bir hayat modeli sunmasına vesile olacak bir nesil yetiştirmek için bütün çabasını ortaya koyan ebeveynlerimize, öğretmenlerimize, mütefekkir ve âlimlerimize minnettarız, sa’yleri meşkûr, amel-i sâlihleri makbûl olsun.</p>
<p>Kıyamete kadar gelecek milyarlarca insanın ve on binlerce topluluğun tüm düşünce, inanç, ibadet, ahlak ve muamelat ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an-ı Kerim’in vazetmiş olduğu ve insan ilişkilerinde gözetmemiz gereken prensipleri araştırdığımızda, vehle-i ûlâda şu diriltici âyetlerin yolumuzu aydınlattığını görürüz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Düşmanlık Değil; Eşitlik, İyilik, Fedakârlık, Özgürlük ve Af Temelinde İlişki Geliştirmek</strong></p>
<blockquote><p>Tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>“Sizinle aramızdaki şu <strong>ortak ilke</strong>ye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-i İmran 3:64).</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık <strong>doğru</strong> ile <strong>yanlış</strong> birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara 2:256).</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir <strong>sevgi</strong> var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle <strong>iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki</strong> geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever.” (Mümtehane 60:7-8).</p>
<p>“Madem ki iyilik de bir olmaz, kötülük de; (o halde) sen tezini en güzel biçimde savun! Bak gör o zaman, seninle arasında <strong>düşmanlık</strong> olan biri bile<br />
sanki sımsıcak bir <strong>dost</strong> kesiliverir.”  (Fussilet 41:34).</p>
<p>“Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir; ne var ki kim <strong>affeder</strong> ve <strong>barış</strong> yaparsa, işte onun mükâfatı Allah&#8217;a aittir: Şüphe yok ki O, zalimleri asla sevmez.” (Şûrâ 42:40).</p>
<p>“De ki: <strong>Kötü</strong> ve çirkin olan şeylerle <strong>iyi</strong> ve güzel olan şeyler <strong>eşdeğer</strong>de <strong>olamaz</strong>; kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde ey derin kavrayış sahipleri: Allah&#8217;a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!” (Mâide 5:100).</p>
<p>“Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.” (Hûd 11:114).</p>
<p>“Bu zulmü işledikten sonra kim <strong>tevbe eder ve kendini düzeltirse</strong>, elbet Allah da onun tevbesini kabul eder; zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Mâide 5:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âyetleri Doğru Anlayıp Makâsıda Muvâfık Davranış Modelleri Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirsek dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Bir kısmını örnek olarak mealen yukarıda zikrettiğimiz âyât-ı beyyinâtında Allah Teâlâ’nın aile başta olmak üzere tüm toplumda gözetmemizi istediği ilkeler doğrultusunda, inanç, din, dil, ırk, kültür, bölge, statü vb. farklardan azâde olarak olağan şartlar altında tüm insanlarla ilişkilerimizde şu ilkelere riayet etmemiz gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde <strong>adalet ve ihsan modeli</strong>ni benimsemeliyiz. İnsanlarla bir yönetim ve hüküm ilişkisi kurduğumuzda muhatabımızın en yakınımız ya da düşmanımız olmasına bakmadan mutlak surette adaleti gözetmeliyiz.</li>
<li>Dünyamız gücün ve şiddetin değil, <strong>hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu</strong> bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da vahyin aydınlığında ve mütefekkir ulemanın önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirebilecektir.</li>
<li>Kur’an’ın lafzı ve manası yanında makâsıdını da yeterince kavramadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da, zaruri olarak yanlış olacaktır. Bu yüzden Kur’an’ı çağımız insanının idrakine sunabilecek <strong>yeni bir din dili</strong> geliştirebilmeliyiz.</li>
<li>Sorunlarımızı şiddet kullanarak çözebileceğimizi zannedenler, <strong>şiddeti meşru bir yöntem olarak benimseyenler</strong> derin bir yanılgı içinde olduğunu anlamalı ve tevbe etmelidir.</li>
<li>Düşmanlarımız İslam âlemini şiddet ve savaş girdabına sokarak DAİŞ, BokoHaram gibi örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmakta ve Kur’an’ın hak mesajlarının Batı başta olmak üzere tüm dünyada yayılmasını geciktirmektedir.</li>
<li><strong>Cihad</strong> ‘insanları öldürmek’ değil, <u>Kur’an’ın anlaşılması</u> ve mesajının <u>yayılması</u> için <u>mücadele etmek</u> (Nahl 16:90). Olağanüstü şartlarda izin verilen <strong>kıtal</strong> ise, ancak ümmetin oy çokluğuyla seçtiği meşru halifenin halka danışarak alacağı bir kararla ve zulmü ortadan kaldırmak için caiz olabilir.</li>
<li>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedeflerle Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Ön yargılarını ve atalarından devraldığı olumsuz mirası kutsama saplantısından kurtularak, mezheplerinin müktesebatını ciddi bir ayıklamaya tabi tutarak Müslümanların<strong> yeniden iman </strong>etmesi ve İslamlaşması gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara Adalet ve İhsan ile Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsan ilişkilerimizde “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” (7:199) yolumuza devam etmeliyiz.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır (16:90). Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, ‘<u>tüm insanlar arasında</u>’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, dünyada halen geçerli yegâne kural <strong>güç</strong> olduğundan, insanlık birbirini katledip durmaktadır! Oysa, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayan Kur’an, zerre kadar hayır işleyenin de, zerre kadar şer işleyenin de bu eylemlerinin karşılığını bulacağını haber vermektedir. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Vahyin aydınlığında tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni, tüm insanların barış içerisinde bir arada huzurla yaşayabileceği bir hayat sistemini kurabiliriz. Nitekim Allah insanoğlunu bu görevi üstlenebilecek bir kapasitede yaratmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baskı Değil İkna, İtaat Değil Benimseme, His Değil Akıl İle Hareket Etmek</strong></p>
<p>Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranan dostluğunu, onun üzerinde baskı kuran ise düşmanlığını kazanır. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden artık savaşın bir iletişim, terbiye ve sorun çözme yeteneği kalmadığını kabullenmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrâhe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğimiz noktaya ancak ikna ederek getirebiliriz. Üstad Cevdet Said’in sıkça vurguladığı üzere artık dünyada suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yöneten-Yönetilen İlişkisinde Eskilerin Yanlışlarını Tekrar Etmemek</strong></p>
<p>Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı saltanatlarının yanlış yönetim modellerini kutsayarak onları ihya etmeye yönelik beyhude çabalarla enerjimizi tüketmemeliyiz. Asırlar boyunca birikmiş kültürlerin değil <strong>Kur’an’ın önerdiği ve öğrettiği İslam</strong>’ı yeniden keşfetmeliyiz. Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza ve müktesebata teslim olmayı yeğleme yanılgısından kurtulmalıyız. Kur’an’ı mehcûr bırakmamalı; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmamalıyız.</p>
<p>Mütefekkir ve âlimlerimiz çağa ve insanlığa tanıklık görevini yaparak, çeşitli gerekçelerle Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve vahyin mesajlarını çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirse dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam âleminin mevcut kötü durumunu düzeltebilmesi için şu hususları el birliğiyle gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum:</p>
<ol>
<li>Kolayca birbirimize düşürülmemize ve ustaca sömürülmemize yol açan <strong>taassuplarımızdan kurtulmalı</strong>, hislerimizle değil <strong>aklımızla</strong> davranışlarımızı şekillendirmeliyiz.</li>
<li>Allah’ın varlık için, özellikle insan ve toplum için vazetmiş olduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmalıyız.</li>
<li>“<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Zorlama dinde kesinlikle yoktur.” âyetinde ifadesini bulan emr-i ilâhiye imtisal ederek; baskıyı, şiddeti, zorbalığı bütünüyle terk etmeliyiz.</li>
<li>Biz kendi küçük cemaatimizi “fırka-i nâciye; kurtuluşa erecek yegâne grup” kabul ederek Müslümanıyla gayrimüslimiyle 7 milyar insanı <strong>düşman</strong> gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Zira, “<em>welâ ‘udwâne illâ ale’z-zâlimîn</em>” âyeti gereğince, zalimlerden başka kimseye düşmanlık yapma hakkımız olmadığını kavramalıyız. (2:193).</li>
<li>Allah Teala’nın tavsiyesine uyarak, bize kötü davranan insanlara bile iyi davranmalıyız. O zaman en azılı düşmanlarımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini göreceğiz. Zira Allah Teâlâ, yarattığı insanın yasasını elbette en iyi bilendir ve asla vadinde hulfetmez. (41:34).</li>
<li>En ağır şartlar altında bile umutsuzluğa kapılmamalı ve Kur’an’ın hakikatlerinin bütün dünyaya yayılarak yerküreyi bir dârusselâma/ barış yurduna dönüştüreceğine bütün varlığımızla inanmalıyız. Ağızlarıyla üfleyerek Allah’ın nurunu söndürmek isteyenler her çağda bulunmakla birlikte Allah’ın mutlaka nurunu tamamlayacağına bütün kalbimizle inanarak çalışmalarımızı ve hikmete muvafık davetimizi barışçıl yöntem ve tekniklerle kesintisiz şekilde sürdürmeliyiz. (9:32, 61:8).</li>
<li>İnsan ilişkilerimizde Rabbimizin gösterdiği şaşmaz metodu uygulamalı, “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” yolumuza devam etmeliyiz. (7:199).</li>
</ol>
<p>Kur’an ayı mübarek ramazanda Allah’ın kitabını daha yakından tanıyabilmek ve insan ilişkilerindeki sünnetullaha/yasalara muttali olabilmek niyazıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜR İLE DİNİ TEFRİK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[12:39-40]]></category>
		<category><![CDATA[16:52]]></category>
		<category><![CDATA[4:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[40:66]]></category>
		<category><![CDATA[49:16]]></category>
		<category><![CDATA[5:35]]></category>
		<category><![CDATA[6:161-165]]></category>
		<category><![CDATA[60:4-5]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[7:35-37]]></category>
		<category><![CDATA[akıl yürütme]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a has]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hars]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[huri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kâmil]]></category>
		<category><![CDATA[kevnî âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ile din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[münzel âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[selef-i salihin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teakkul]]></category>
		<category><![CDATA[tedebbür]]></category>
		<category><![CDATA[tefakkuh]]></category>
		<category><![CDATA[tefrik]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5). Kavramların mütedavil manaları Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “kültür” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5).</p></blockquote>
<p><strong>Kavramların mütedavil manaları</strong></p>
<p>Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “<strong>kültür</strong>” kelimesi; bir çok dilde “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tamamı”na verilen isimdir. Türkçe’de “ekin”, Osmanlı Türkçesi’nde Arapça kökenli “hars” kelimeleriyle karşılanan ve dilimize Fransızca’dan girmiş olan kültür kelimesi, bireyin herhangi bir alanda kazandığı bilgi ve alışkanlıklar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Toplumbiliminde “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak tanımlanan kültürü; kısaca <strong>hayat tarzı</strong> olarak anlayabiliriz.</p>
<p>Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimi için de kullanılan kültür kelimesi; kültür akımı, kültür çatışması, kültür göçü, kültür mirası, kültür şoku, kültür varlıkları gibi bir çok bileşik kelimede de yerini almıştır.</p>
<p>Arapça’dan birçok dünya diline geçmiş olan “<strong>din</strong>” kelimesi; hemen bütün dünya dillerinde Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumun adı olarak kullanılır. Büyük Türkçe Sözlük’te; “İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel bir olgu” olarak tanımlanan din kelimesi, “bu nitelikteki inançları kurallar, töreler, törenler ve simgeler biçiminde düzenleyen örgütlenme”nin de adıdır. Din adamı, dini bütün, dini gibi bilmek, dini imanı para gibi birçok bileşik kelimede kullanılan din kelimesi, Müslüman toplumlarda ilk elden “İslam dini” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Arapça’dan dilimize geçen ve “fark” kökeninden türetilmiş olan “<strong>tefrik</strong>” kelimesi ise sözlükte ayırt etme, ayırma anlamına gelmekte olup; hak ile bâtılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı fark edip ayırabilme, bunları birbirine karıştırmayıp ayıklayabilme kudreti anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Allah’a Has Kılabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca farklı toplumların ve kültürlerin etkisiyle oluşan İslam kültürleri ile İslam dinini tefrik edebilmek, “dini Allah’a has kılma” emrine imtisal edebilmek ve “Allah’a din öğretme” hadsizliğine düşmemek için büyük önem arzetmektedir. Birlikte Rabbimiz’in yolumuzu aydınlatan mübarek ayetlerine dikkat kesilelim:</p>
<p>“De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” (Hucurât 49:16). Ayete bu meali verdikten sonra Mustafa İslâmoğlu, dipnotta şu açıklamayı da ekler: Zımnen: Kitab’a uymayı değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir:</p>
<p>1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir.</p>
<p>2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.</p>
<p>“Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O’na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah’tan başkasını kaygı edineceksiniz, öyle mi?” (Nahl 16:52).</p>
<p>“De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”</p>
<p>(Mu’min 40:66).</p>
<p>“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir: O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:39-40).</p>
<p>“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebediyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi. (Size düşen şöyle yalvarmaktır):  “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:4-5).</p>
<p>“De ki: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”</p>
<p>De ki: “Benim tüm istek ve arzum,   bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!</p>
<p>Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!</p>
<p>De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?”</p>
<p>İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.  Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.</p>
<p>Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am 6:161-165).</p>
<p>“Kendilerine vahiyden bir pay verilmiş olanların onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun? Fakat Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Ama (eğer size veli lazımsa) veli olarak Allah yeter; (yardım lazımsa) yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa 4:44-45).</p>
<p>“Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu tipler için yazılan (ceza)lardan onların payına düşen gelip onları bulacak: En sonunda canlarını almak için elçilerimiz geldiğinde, onlara “Nerede Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız?” diye soracak. Onlar (ise) “Bizi yüzüstü bıraktılar!” cevabını vererek, hakikati ısrarla inkâr etmeleri konusunda yine kendi aleyhlerine tanıklık edecek.” (A’râf 7:35-37).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eskiyen din dilini yenileyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kültürün dinleşmesi neticesinde otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p></blockquote>
<p>Farklı geleneklerin ve İslam dışı fikir akımlarının yoğun baskısı altında oluşan din dili; Kur’an’ın kendisini değil mushafını, manasını değil lafzını, iyi anlaşılmasını değil güzel okunmasını, maksadını gözetmeyi değil asırlar öncesinden aktarılagelen manasını, mesajın iç bütünlüğünü kavramak için çaba harcamayı değil anadan atadan aktarılan şeklini mutlak hakikat kabul etmeyi öncelemiştir. Bu din dilinin artık güncellenmesi, yenilenmesi hem İslam dininin, hem Müslümanların, hem de insanlığını geleceği adına kaçınılmaz ve ertelenemez acil bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Yeni din dilini oluştururken elbette on dört asırlık birikimden istifade edilmesi yadsınamaz bir zorunluluktur. Bırakınız İslam kültür ve medeniyetlerinin kültür mirasını, bütün bir insanlığın tarihî tecrübesinden istifade etmeye bir mani bulunmamaktadır. Lâkin, burada hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p>
<p>Önceki ümmetlerin kazanımları kendilerini bağlar. Bizi bağlayacak olan da kendi kazanımlarımızdır. Mehmet Görmez hocanın ifadesiyle, “bizden önceki âlimlerin ürettiği hazineleri, müsrif bir mirasyedi misali harcamakla mı iktifa edeceğiz, yoksa selef-i salihine hayru’l-halef olarak yeni problemlere yeni çözümler bulacak, karşımıza çıkan duvarlarda yeni kapılar mı açacağız?”</p>
<p>Merhum Mehmet Âkif’in veciz ifadesinde olduğu gibi; doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültüre din muamelesi yapmanın acı neticelerini görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedemez isek, akıbetimiz dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktır.</p></blockquote>
<p>Kültürel birikime din muamelesi yaparak çürük rivayetleri iman esası gibi benimseyen binlerce genç, kendince bir cihad söylemi geliştirerek önce tekfir ettiği Müslümanları ardından ‘Allah rızası için’(!) infaz etmektedir. Bir hamlede birkaç kâfir öldürüp cennette kendilerini beklediğine inandıkları hurilere kavuşmak için gözünü kırpmadan canını feda eden intihar bombacılarının sayısı da az değildir.</p>
<p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak; otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p>
<p>Tek taassubu hakikat olması gerekirken kör taassupların girdaplarında boğulmak, Allah’ın muradını ve Kur’an’ın maksatlarını kavramak için bütün çabasını ortaya koymak yerine tarafgir taklitçiliğin tembelliğine ve konforuna kapılmak, İslam’ı çağa taşıma gayreti yerine insanları eski çağlara götürme gayreti gütmek, kevnî âyetleri münzel âyetlerle uyumlu bir şekilde anlamak yerine din ilimleri ve dünya ilimleri diye seküler bir yaklaşım benimseyip bunu da takva zannetmek&#8230; gibi indirilen dini tersyüz etmiş birçok geleneksel tutum ve davranışımız, kültürü din edinmenin acı neticelerinden sadece bir kaçıdır.</p>
<p>İslam’ı kâmil manada temsil edebilecek, ümmete ve insanlığa örneklik ve önderlik yapabilecek mutedil bir cemaatin ortaya çıkamıyor olması, dahası, dünyanın dört bir tarafında yüzlerce Müslüman cemaatin yanlış odaklara hizmet eder duruma düşmesi dini hayata hakim kılmak yerine kültür ve geleneği din haline getirmenin alçaltıcı bir neticesidir. Allah’ın indirdiği, Kur’an’ın açıkladığı, Hz. Peygamber’in öğrettiği din yerine atalarından devraldıkları kültürel mirasa din muamelesi yapan günümüz Müslümanları bu durumdan çok da rahatsız görünmemektedir.</p>
<blockquote><p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir.</p></blockquote>
<p>Kültürünü din edinmenin yakıcı neticeleri İslam coğrafyasını dört bir yanıyla kuşatmış olmasına; Ümmet-i Muhammed ateş, kan ve gözyaşı içinde boğulmasına rağmen, neden bu durumdayız, nerede yanlış yapıyoruz, niye ittifak edemiyoruz, gelin problemlerimizle yüzleşelim, sorunlarımızın çözümü için Rabbimizin rehberliğine başvuralım diyerek silkinememesi, zehirli kör taassubun yol açtığı akıl tutulmasından olsa gerek. Yetmiş üç fırkaya bölünmek gerektiğini bir iman esası zanneden kültür dini, ham hayalden öteye geçmeyen varsayımlarla kendi grubunu kurtuluş garantisi elinde olan “fırka-i nâciye” olarak görmekte, nefis muhasebesi yapmayı, özeleştiri yaparak kendine çeki düzen vermeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir.</p>
<p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedip dini sadece Allah’a has kılamaz isek adeta paralel bir din haline gelen uydurulmuş kültür dininin bizi götüreceği yer irtica, şirk ve cahiliyeden, akıbetimiz ise dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktan başka bir şey değildir, hafizanallah&#8230;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve O’na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O’nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz..” (Mâide, 5:35).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SORUNLARIMIZLA YÜZLEŞEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2015 19:41:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[âlim]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[klinik psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[lâ raybe fîh]]></category>
		<category><![CDATA[meşâkil]]></category>
		<category><![CDATA[müşkile]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=120</guid>

					<description><![CDATA[“…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11). ‘Sorun’ kelimesi Türkçe Sözlük’te “üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum” (TDK, 2005) olarak tanımlanır. Eşanlamlı kelimeler olarak Arapça kökenli ‘mesele’ ve Fransızca kökenli ‘problem’ kelimeleri de dilimizde yaygın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>“…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11). </em></p></blockquote>
<p>‘Sorun’ kelimesi Türkçe Sözlük’te “üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum” (TDK, 2005) olarak tanımlanır. Eşanlamlı kelimeler olarak Arapça kökenli ‘mesele’ ve Fransızca kökenli ‘problem’ kelimeleri de dilimizde yaygın olarak kullanılır. Modern Arapça’da sorun kelimesi için “müşkile” (çoğulu <em>meşâkil</em>) kelimesi kullanılmaktadır.</p>
<p>Hastalık veya sakatlık durumunun olmayışı yanında ‘bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali’ olarak tanımlanan ‘sağlık’ kavramı sadece insan tekine münhasır olmayıp toplumlar için de kullanılmaktadır. Aynen bireyler gibi çeşitli sorunlar yaşayabilen toplumlar da, sorunlarıyla yüzleşebilmeli, sorunlarıyla baş etmeyi öğrenmelidir. Aksi takdirde kendini tarih sahnesinden silinen binlerce topluluk arasına katılmaktan kurtaramaz.</p>
<blockquote><p>Müslümanlar en az iki asırdır fakirlik, cehalet, tefrika, zihnî ve sosyal atalet, sömürülmeye müheyyalık gibi çeşitli sorunlar yaşamaktadır.</p></blockquote>
<p>Günümüz psikoloji biliminde kişilerin biyo-psiko-sosyal bütünlüğünü ve işlevselliğini bozan her şey <u>sorun</u> olarak nitelenmektedir. Bir sorunun kişinin hayatına etkisi, kişinin o sorunu algılayışına ve o sorunla baş etme becerisine göre farklılaşmaktadır. Kişi bu sorunu benlik bütünlüğüne yönelik bir saldırı olarak tanımladığında sorunun etkisi yıkıcı olmaktadır. Bu açıdan kişinin sorunu algılama şekline göre sorunun günlük hayata etkisi biçimlenmektedir. Kişinin sorunlarla baş etme becerisine göre ise kişi ya sorunlarıyla yüzleşmekte ve onların üstesinden gelmek için çaba harcamakta ya da buna cesaret edemeyip sorunlarla yüzleşmekten sürekli olarak kaçmaktadır. Bu durumda sorunlar kronik hale gelmektedir. Klinik psikoloji kişileri sorunlarıyla yüzleştirmekte ve onların sağlıklı baş etme yöntemlerini öğrenmelerine ve potansiyel olarak sahip oldukları baş etme becerilerini geliştirmelerine destek olmaktadır.</p>
<p>Dünya nüfusunun dörtte birinden fazla bir bölümünü oluşturan Müslümanların yeryüzünde yeniden kurucu özne olabilmeleri ve vahye mutabık bir hayatı inşa edebilmeleri için an itibarıyla yaşadıkları sorunlarla yüzleşmeleri ve bu sorunlarla baş edip onların üstesinden gelebilmeleri gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yakıcı soruları cesaretle sorabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Sorunlarla baş etmede topluma öncülük etmek; âlim, hoca, mütefekkir, aydın, akademisyen ya da kanaat önderi olarak kabul gören insanların boynuna borçtur.</p></blockquote>
<p>Kıyamete kadar insanlığın yegâne umudu olan Ümmet-i Muhammed’in toparlanıp önderlik rolünü yeniden ifa etmeye başlayabilmesi için öncelikle ve içtenlikle şu yakıcı soruları kendisine sorması gerekir:</p>
<ol>
<li>Nasıl oldu da adı ‘barış’ olan İslam dini ‘savaş dini’ olarak kabul edilir hale gelebildi?</li>
<li>Nasıl oldu da dünyanın en kibar, en duyarlı, en hatırşinas ve en merhametli insanının peygamberi olduğu bir ümmet kabalıkla, şiddetle ve hatta terörle anılır oldu?</li>
<li>İlkeyi ve hakkı üstün tutan bir dinin müminleri nasıl oldu da gücü kutsar hale geldi ve halkı müslüman ülkeler hakkın yılmaz savunucu olması gerekirken hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerler haline gelebildi?</li>
<li>Kendileri gibi inanmayanlara bile adalet ve ihsan ile muamele etmekle emrolunan müminler nasıl oldu da fütursuzca birbirinin kanını dökmeye cesaret eder oldu?</li>
<li>Savaş ortamında bile mabetlere koruma garantisi veren İslam’a teslim olduğunu iddia edenler nasıl oluyor da kardeş mezhebin camilerini hem de içinde cemaat varken bombalayabiliyor?</li>
<li>Sorumluluk bilinci anlamına gelen takvayı yegâne üstünlük ölçüsü olarak belirleyen bir kitabın inananları nasıl oluyor da sorumsuzluğun timsali olarak gösterilir hale geldi?</li>
<li>Ahlâkı bireyin ve toplumun alt yapısı olarak gören son vahyin inanan muhatapları nasıl oldu da onu temelden söküp üst yapının ikinci hatta üçüncü katına taşıyabildi?</li>
<li>İki günü eşit olanın ziyanda olduğunu söyleyen bir peygamberin tabileri nasıl oldu da tembelliğin numune-i imtisali olarak anılır oldu?</li>
<li>Şahısperestliği, peygamber bile olsa bir insanı insanüstüleştirmeyi şirk kabul edip yasaklayan İslam’ın müntesipleri nasıl oldu da hocalarında, şeyhlerinde ve liderlerinde insanüstü vasıf ve güçler vehmeder oldu?</li>
</ol>
<ul>
<li>“Lâ raybe fîh” olan, hiç bir şüphe barındırmayan yegâne kitap Kur’an iken, müslüman cemaatler nasıl oldu da hocalarının ve büyüklerinin kitaplarını hatasız kabul etmeye ve Kur’an yerine bu nakıs eserleri hayatlarının ana kitabı haline getirmeye başladılar?</li>
<li>Gıybeti ‘ölmüş kardeşinin etini yemek’ kadar iğrenç bir hastalık olarak gören Kur’an’ın yolundan gittiğini iddia edenler nasıl oldu da insanları arkalarından çekiştirmeyi rutin bir davranış haline getirebildi?</li>
<li>Tefrikayı, parçalara bölünüp dağılmayı yasaklayan ve vahdeti, birlik ve beraberliği emreden bir kitaba inandığını söyleyen; keza bölük pörçük olmuş hastalıklı bir toplumu medeniyet kuran sağlam bir topluma dönüştüren bir peygamberin izinden gittiğini düşünen Müslümanlar nasıl oldu da tefrikayı içselleştirdi de diğer tüm grupların sapık, kendi grubunun ise “fırka-i nâciye; kurtulan grup” olduğuna inanır hale gelebildi?</li>
<li>İnsana aklını kullanmayı, iradesiyle hareket etmeyi ve tercih ve eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi emreden bir kitabın müminleri nasıl oldu da bu büyük emanetleri devre dışı bırakan çarpık bir kader anlayışını tüm hayat alanlarında kılcal damarlarına kadar yerleştirebildiler?</li>
<li>Gelen bir haberi iyice araştırmayı emreden, aksi takdirde başka grup ve toplumlarla aralarının açılıp düşman olacaklarını haber veren ilahi bir kitabı kendine rehber edinen, atmış kadar ülkede çoğunluk olarak yaşayan iki milyara yakın müslüman nasıl oldu da bugüne kadar ortak bir haber ajansı kuramadı? Ortak medya araçları kurarak birbirlerinin haberlerini doğrudan almak yerine kapı komşusunun haberini bile can düşmanlarının yorum ve yönlendirmesiyle almayı nasıl içine sindirebildi?</li>
<li>Kavmiyetçilik ve ataların yolunu kutsama cahilliği, vahyin kesin yasağına rağmen nasıl on dört asır boyunca varlığını devam ettirebildi?</li>
<li>İlk emri “oku” olan, enfüsi ve afaki ayetleri, iç ve dış dünyadaki olayları gözlemlemeyi emreden bir kitaba inanan insanlar nasıl oluyor da eğitim, bilim ve araştırma sıralamalarında dünyanın en gerisinde kalabiliyor?</li>
<li>Hakikatin temsilcisi olma misyonu gereği gerçekçi olması gereken Müslümanlar nasıl oldu da hayalperest oldular? Ne oldu da aklı ve duyuları istihfaf ederek rüya ve duyguların esiri oldular?</li>
<li>İnsanlık ailesinin en bilinçli ve en sağlam kimlikli üyesi olması gereken Müslümanlar ne oldu da bilinçlerini kaybettiler ve kimlik krizine yakalandılar?</li>
<li>Sünnetullaha riayeti emreden yüzlerce âyete rağmen nasıl oldu da Müslümanlar durumlarının iyi yönde değişmesini; Allah’ın doğaya, tarihe ve topluma koyduğu yasalara göre davranarak sağlamak yerine kutsal kurtarıcılara havale eder oldular?</li>
<li>İslam dini bir çok bedevi toplumu medeniyet numunesine dönüştürdüğü halde günümüz Müslümanları bedevi tavırlarını sürdürmeyi nasıl başarabiliyor?</li>
<li>Allah’ın bahşettiği zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına, en dinamik insan servetine rağmen Âlem-i İslam bu hâl-i pürmelâline nasıl derman bulamıyor?&#8230;</li>
</ul>
<p>Müslüman aydınların bu ve buna benzer yakıcı soruları kendilerine sorması, bu ağır sorulara makul cevaplar bulması ve ümmetin çok çeşitli sorunlarıyla yüzleşmesi münevver haysiyetinin en doğal gereğidir. Mevcut sorunlarla baş etmede ve kronik sorunların üstesinden gelerek vahyin sınırlarını gözeten bir hayatı yeniden inşa etmede topluma öncülük etmek; kendini âlim, hoca, mütefekkir, aydın, akademisyen ya da kanaat önderi olarak gören yahut kendilerine bu hüsnüzannın beslendiği, toplumda bu vasıflarıyla kabul görmüş insanların boynuna borçtur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Öncelikle durum tespitini doğru yapmalıyız. Ardından isabetli bir teşhis çabası içine girmeliyiz. Üçüncü aşamada tedavi yöntemine karar vermeliyiz.</p></blockquote>
<p>Sorunun varlığını kabul etmek onu çözmenin yarısıdır. Sorunun çözülebilir olduğunu kavramak ve çözülebileceğine inanmak ise sürecin büyük oranda kontrol altına alınması anlamına gelir. Üçüncü bin yılın başında yaşayan Müslümanlar olarak, öncelikle bir takım sorunlarımız olduğunu kabul etmek ve bu sorunların çözülebileceğine inanmak durumundayız.</p>
<p>Yer kürenin merkezinde atmışa yakın ülkede iki milyara yakın bir nüfusla emsalsiz nimet ve imkânlara sahip olmalarına rağmen Müslümanlar; en az iki asırdır fakirlik, cehalet, tefrika, zihnî ve sosyal atalet, sömürülmeye müheyyalık gibi düşünce, inanç ve davranış sorunları yaşamaya devam etmektedir. İmametin saltanata dönüşmesi gibi çok daha kadim sorunları yanında son iki asırda Batı dünyası karşısında teknolojik ve askeri alanda başlayarak ekonomik, siyasi ve kültürel alanlara da yayılan mağlubiyet kompleksinin doğurduğu çeşitli sorunlarla boğuşan günümüz Müslümanları, bütün bu sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p>
<blockquote><p>Bütün bir ümmet olarak bedel ödeyip Kur’an’ın reçetesini uyguladığımızda yeniden sağlıklı, dengeli ve örnek bir ümmet olmamız için hiç bir engel kalmayacaktır.</p></blockquote>
<p>Öncelikle nereden geldik, nasıl geldik, ne durumdayız gibi sorular sorarak durum tespitini olabildiğince doğru yapmalıyız. Ardından bu duruma nasıl geldiğimize ilişkin isabetli bir teşhis çabası içine girmeliyiz. Üçüncü aşamada durumumuzu istenen yönde değiştirmek için; sorunlarımızın üstesinden gelebilmek, hastalıklarımızdan kurtulabilmek ve zaaf ve meziyetlerimizi terbiye edebilmek için nasıl bir tedavi yöntemi uygulayabileceğimize karar vermeliyiz. Bütün bir ümmet olarak bedel ödeyip Kur’an’ın aydınlığında ortaya çıkacak reçeteyi uyguladığımızda yeniden sağlıklı, dengeli ve örnek bir ümmet olmamız için bir engel kalmayacaktır.</p>
<blockquote><p>Müslümanları, bütün sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Siz değerli okurlarımızın da katkısıyla önümüzdeki haftalarda, saydığımız bu tespit, teşhis ve tedavi aşamaları konu edinen yazılarımızla Müslüman topluma ve insanlığa karşı kendi çapımızda sorumluluğumuzu yerine getirmeye gayret edeceğiz. Rabbim, bizi imkân ve kabiliyetlerini en verimli şekilde kullanarak sorumluluğunu bihakkın yerine getiren salih, muslih ve muhlis kullarından eylesin.Müslümanları, bütün sorunlarıyla yüzleşerek onlarla baş edebilme ve kendilerini ileriye taşıyabilme kapasitesini halen ziyadesiyle haiz bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorunlarimizla-yuzlesebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
