<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>CÛLÂN Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/culan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/culan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2020 20:59:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUR’AN’DA YER ALAN KİTAPLARI TANIMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 20:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[AKIL FİKİR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BAKİRE MERYEM]]></category>
		<category><![CDATA[BOOKS OF THE QURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ENVER İSHAK]]></category>
		<category><![CDATA[ESKİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[HEDY]]></category>
		<category><![CDATA[HİKMET]]></category>
		<category><![CDATA[HÜDÂ]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[HURÛF-I MUKATTA’A]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. MESİH]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİL]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAB]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN KİTAPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I AZÎM]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN-I MECÎD]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜ’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜBÜN KAYYİME]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED GAZALİ]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[NESİH]]></category>
		<category><![CDATA[SEB’-İ MESÂNİ]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN-I MÜBÎN]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[UNUTTURMA]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ ANTLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[ZEBUR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİKR]]></category>
		<category><![CDATA[ZİYÂ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=985</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Enver İshak’ın “Kütübü’l-Kur’ân” isimli Arapça eseri, “Kur’an Kitapları” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra[1] Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-987" src="https://fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg" alt="" width="196" height="300" srcset="https://www.fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-196x300.jpg 196w, https://www.fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-768x1173.jpg 768w, https://www.fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-670x1024.jpg 670w, https://www.fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-458x700.jpg 458w, https://www.fethigungor.net/wp-content/uploads/2020/07/Kuran-Kitapları-ön-Kapak-1320x2017.jpg 1320w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" /></a></strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’</em><em>ân</em>” isimli Arapça eseri, “<strong>Kur’an Kitapları</strong>” başlığıyla Şubat 2020’de İstanbul’da yayımlandı. Müellif, yarım asır boyunca üzerinde çalıştığı eserini İngilizceden sonra<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Türkçeye de kazandırmak istemiş ve Temmuz 2017 ortasında vuku bulan İstanbul seyahati esnasında daha önce makalelerini Türkçeye çevirdiğim Cevdet Said vasıtasıyla benimle temas kurarak büyük emek mahsulü bu çalışmasını Türkçeye çevirip yayımlama hususunda kendisine yardımcı olmamı rica etmişti.</p>
<p>Eseri incelediğimde özgünlüğü dikkatimi çekmiş ve çeviri teklifini kabul etmiştim. Bir yıl içinde eserin çevirisini tamamlayarak Türkçe metni sırasıyla üç ayrı yayınevine gönderip basmalarını önerdim. Önerime müspet cevap veren Akıl Fikir Yayınları, eseri inceledikten sonra özgün ve önemli bularak yayınlama kararı aldı. Böylece eser okurlarıyla buluşmuş oldu.</p>
<p>Âyet-i kerime çevirilerinde çoğunlukla Süleymaniye Vakfı internet sitesinde yer alan Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> Kitab-ı Mukaddes’ten yapılan iktibasların çevirisinde ise incil.info internet sitesinde yer alan “Kutsal Kitap (Yeni Çeviri 2009)” nüshası esas alınmıştır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Enver İshak, bu uzun soluklu çalışmasında ortaya koymuş olduğu yorum ve görüşlerini Arapça kısa dersler halinde internet üzerinden de paylaşmaktadır.<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Mushaf-ı Şerif’te yer alan “<em>kütübün qayyime</em>; pek kıymetli kitaplar”ın birbirini tevil, tefsir ve beyan ettiğini, bu kitapların birbirine tanıklık ettiğini ve birbirini tamamladığını açıklayan müellif, “seb’-i mesânî” (yedili ikişerliler), “Zikir”, “Kur’ân”, “Kur’ân-ı Mecîd”, “Kitâb”, “Hikmet”, “Hüküm”, “Hüdâ”, “Ziyâ”, “Sultân-ı Mübîn” gibi birçok Kur’ani kavramın anlam haritasını çıkarmakta, bu kitapların hangi nebilere/elçilere indirildiğini araştırmaktadır. Böylece bu kavramların, kendi tabiriyle ‘sultanların fakihleri’ tarafından değil bizzat Allah tarafından nasıl tanımlandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre Rasulullah (s) bir grubun tartıştıklarını işitmiş ve onlara şöyle demiştir:</p>
<p>“Sizden öncekiler işte böyle helak oldular. Allah’ın Kitabı’nın bir kısmını diğeriyle mukayese ediyor (çelişki arıyor)lardı. Oysa Allah’ın Kitabı, bir kısmı diğerini doğrulamak üzere indi. Kur’an’ın bazı âyetlerini ileri sürerek diğerlerini yalanlamayın. Onun (mahiyetini) bildiğiniz âyetleri üzerinde konuşun; bilmediklerinizi ise onu bilene bırakın.” (İbn Hanbel, II/185).<a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p><strong>Çalışmanın Önemi</strong></p>
<p>Müellifin eserini takdiminde belirttiği üzere yarım asra yakın bir zamanda tamamlanan bu araştırma, İslam toplumunun yaşamakta olduğu krizi açıklamakta ve insanların niçin psikolojik ve entelektüel karmaşa içerisinde debelendiğini ortaya koymaktadır:</p>
<p>“Araştırmamıza Allah’a tamamen ihtiyaçlarımıza uygun olarak bolca bahşetmiş olduğu nimetleriyle mütenasip şekilde çokça hamdederek başlıyoruz. Allah’ın salâtı/desteği ve selamı elçi olarak gönderilmiş bütün nebilerin ve kıyamete kadar onlara güzellikle tâbi olanların üzerine olsun. En hayırlı müşfik elbette Allah’tır. Nitekim O, en büyük merhamet sahibidir.</p>
<p>Bu araştırma, daha önce hiçbir Müslüman toplumda denenmemiş, kelimenin tam anlamıyla yeni/özgün bir metoda dayanmaktadır. Düşünce yöntemi açısından ilk bakışta benzer görünen bazı girişimler olmuşsa da bunlar bizim ortaya koyduğumuz yöntemden cevher/öz itibarıyla oldukça uzaktır.</p>
<p>Bu araştırma, dinin hakikati, Kitap ve Nebiler hakkında sapkın ve şaşırtıcı inançların kök salmasıyla oluşan dezenformasyon uzunca bir süre etkili olduktan sonra tüm insanlık için hakkın/gerçeğin apaçık ortaya konulması hususunda bir ilktir. Gelenek mirası, modernizasyon, gerçeklik dilinin ve düşünce özgürlüğünün simülasyonu gibi sloganlarla şer/kötülük hiçbir itirazla karşılaşmadan dilediğini yapmakta, ilmin ve dinin hikmetinin kendinde olduğunu iddia etmektedir! Kapkaççı kurt kuzu postuna bürünmüş ve Allah’ın dinini kapıp kaçmıştır! Bu yüzden ahlak yok olmuş, değerler kaybolmuş, insan ve insanlık bilinci en derin çukura yuvarlanmıştır!</p>
<p>İşte bu gerekçeyledir ki bizim bu sahte dini, bu bâtıl yöntemi ve gerçek hedeflerini -Hz. İsa’nın şu sözleri çerçevesinde- ortaya çıkarmamız mutlak surette gereklidir:</p>
<p><em>“Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmiyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi?” (Matta 22:24).</em></p>
<p><em>“İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:31-32).</em></p>
<p>İnsanoğlunun bu yerkürede güvenli ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için Allah’ın dinini Allah’a arz etmemiz kaçınılmaz bir hâl almıştır.</p>
<p>Mevcut gerçekliğimizde birtakım karmaşık zorluklar söz konusudur. Bu sebepledir ki, bir yönden insanlık olarak bizim, diğer yönden ise Mushaf-ı Şerif’in; derin, uzun ve kapsamlı bir bakış açısı olmadan yaşadığımız mevcut zor durumdan çıkabilmemiz kolay değildir. İşte bu sebeple bu kitabımızda ellerimizde bulunan Mushaf’ı derin bir incelemeye tâbi tutacağız.</p>
<p>Günümüzde Müslümanların karşı karşıya kaldığı bu <strong>kayıp</strong> birçok birikimin sonucudur. <strong>İhtilaf</strong>, Rasulullah Muhammed’in (s) vefatından hemen sonra Sakife’de başladı. Kısa bir süre sonra sûfi, aklî, şiî/tarafgir vb. grupların yorumları ortaya çıkmaya başladı. Böylece çok sayıda grup ortaya çıktı, dallanıp budaklandı, genişleyip yayıldı. Bir de baktık ki kendimizi Aleyhissalâtu Vesselâm’ın şu sözünün önünde buluverdik:</p>
<p>“Sizden önceki ümmetlerin yollarına girecek, karış karış, adım adım onları takip edeceksiniz! O derece ki, bir kertenkele deliğine girseler siz de peşlerinden gireceksiniz!” (Buhari, Enbiya 50). Zira biz Yüce Allah’ın şu sözünü terk ettik:</p>
<p>“Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının. Bunu size Allah öğretiyor. Her şeyi bilen Allah’tır.” (Bakara 2:282).</p>
<p>Bir eseri en iyi müellifi tanır. Dolayısıyla hiç araya girmeden müellifin eserini yazma gerekçeleri hakkındaki açıklamalarını okumaya devam edelim:</p>
<p><strong>“İnsanlar el-Alîm Olan Allah’ın Öğretisini Bırakıp İnsanların Öğretisini Aldılar! </strong></p>
<p>İşte bu şekilde onların peşine takılıp karanlık bir deliğe girmiş olduk ve on dört asırdır bu delikte hapis kalmaya devam ediyoruz! Tâ o zaman başladı; akla karşılık nakil yolunu tutmamız, nassa karşılık yoruma yapışmamız! Böyle böyle ortaya çıktı tüm şüpheler, fırkalar, yorumlar. Bunlar arasındaki sürtüşmeler de günümüze kadar sürüp geldi. Nihayetinde bu tek dinden <strong>birçok din türedi</strong>, bu yüce dinden ve yüksek hedeflerinden olabildiğince uzak çeşitli gruplar ve çok renkli görüntüler ortaya çıktı!</p>
<p>Bu grupların aralarındaki mücadele o denli kızıştı ki iş tefsir, usul, akide ve dini tanımlamada, hattâ Allah anlayışında bile ihtilafa kadar uzandı.</p>
<p>Biz bu kitabımızda Allah’ın Kelâmı’nı sadece Allah’a irca edeceğiz. Bunu da Allah Teâlâ’nın şu sözünü aklımızda tutarak ve Allah’ın Kitapları’na mutabık bir yönteme dayanarak yapacağız:</p>
<p>“Oysa onun tevilini (bağlantılı olduğu âyeti) sadece Allah bilir. Bu ilimde sağlam duruş gösterenler şöyle derler: “Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşâbih ve tevil) Sahibimiz katındandır.” Zikre (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler.” (Âl-i İmran 3:7).</p>
<p>Allah’ın yaptığı tevili tezekkür etme yöntemine dayanacağız ve asla kendi hevamızla tevil yapmayacağız. Tarih boyunca yazılmış tefsirlerden tamamen uzak duracağız…</p>
<p>Biz biliyoruz ki, insanların bilgileri -yanlışa düşmüş seleflerinin anlayışlarına mahkûm olduğu için- uzun süre hakikatten uzak kalagelmiştir. İnsanın bundan kurtulabilmesi için mutlaka -beşerin öğretisine değil Allah’ın öğretisine dayanan- eleştirel yeni bir okuma yapması gerekir. Bu adımı atmak hiç de kolay değildir. İnsanlar da bunu kolaylıkla kabul etmeyecektir. Çünkü insanlar Tih vadisinde yaşıyorlar ama orada yaşadıklarını inkâr ediyorlar!</p>
<p><strong>Dinin en olgun kıvamına ulaşması</strong> iki hususa bağlıdır. Birincisi; âyetlerin ve kitapların hakkıyla idrak edilmesidir. İkincisi ise; hayatımızın temelini oluşturur hâle gelinceye kadar bu âyetlere ve kitaplara sıkı sıkıya bağlanmamız ve sürekli bunlara uygun davranmamızdır. Nitekim bu husus tüm varlıklar için bu şekilde işlemektedir.</p>
<p><strong>Durgun Sulara Taş Atacağız!</strong></p>
<p>Mushaf’taki her bir kelimenin bir medlûlü/delalet ettiği anlamı vardır. Dolayısıyla hiçbir kelime asla bağlamından kopartılamaz. Aksi takdirde Allah’ın kelâmı/sözü, yani o sözün anlamı yok olur.</p>
<p>Günümüzdeki mevcut duruma gelince; bilginin bu denli otorite kabul edilmesine, bunca teknolojik ilerlemeye, bilgi birikimine ve bilgi devrimine rağmen maalesef geçmişten çok da üstün değildir. Zira günümüz düşünürleri de öncekilerin yorumlarını yeni elbiseler içinde sunmaktan öteye gidememiştir. Böylece Mushaf, modernizm fabrikasında yeni bir yöntemle <strong>yeniden tahrif</strong> edilmiş/çarpıtılmış oldu!</p>
<p>Ondört asırdır İslam dünyası ve Müslüman insan kayıptadır! Peki, bunca zaman bu kayıp durumu niçin devam edip gitti? Hakikati niçin öğrenemiyoruz? Hakikat bizi neden özgürleştirmiyor?</p>
<p><strong>Allah’ın Kitaplarını Kim Çaldı?</strong></p>
<p>Özelde İslam dünyasının genelde bütün dünyanın yüzyüze kaldığı bu kaybın sebebi, Hz. İsa’nın dediği gibi Allah’ın kitaplarını bilmememiz ve kul ila Mabud’un irtibatının kopuk olmasıdır. Nitekim hâlâ Allah Teâlâ insan hayatının merkezî düşüncesine oturmuş değildir. Yaratan’ın yerine beşer yapısı yeni tanrılar konulmuştur! İnsan, Allah’ın kendisine ne söylediğini kavramadığının bilincinde bile değildir.</p>
<p>Hz. İsa’nın sözü tam da acı içinde kıvranan insanın gerçekliğini ifade etmektedir. <strong>Günümüz insanı kayıptadır</strong>, kitapların ne olduğunu da bilmemektedir. Peki, kaybolmaktan korunabilmek için bilmemiz icap eden bu kitaplar nelerdir? Nerededir bu kitaplar? Bu sorular çözüme ulaşabilmemiz için işaret fişeği görevi görecektir. Aslında herkes ortada bir sorun olduğu konusunda müttefiktir. Ancak, sorunun tanımlanması ve çözüm yolları konusunda ittifak yoktur…”</p>
<p><strong><em>‘Kütübün Kayyime’</em></strong><strong> ile ‘<em>Sırât-ı Müstak</em></strong><strong><em>î</em></strong><strong><em>m’</em></strong><strong>e Ulaşmak</strong></p>
<p>“Allah, gerekeni yapanı (doğruları tercih edeni) sırât-ı müstakime/ <strong>doğru yol</strong>a yöneltir.” (Bakara 2:213).</p>
<p>“İşte bu Benim <strong>dosdoğru yol</strong>umdur; onu takip edin, başka yolları takip etmeyin, yoksa o takip sizi Benim yolumdan ayırır. Bunlar da Allah’ın sizden istekleridir, belki O’ndan çekinerek kendinizi korursunuz.” (En’âm 6:153).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Râ</em>. Bu, insanları Rablerinin (Sahiplerinin) izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman için indirilmiş bir kitaptır. Daima üstün olanın ve her şeyi güzel yapanın yoluna.” (İbrahim 14:1).</p>
<p>“<em>Elif, Lâm, Mîm!</em> İşte o Kitap budur, içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîler için rehberdir.” (Bakara 2:1).</p>
<p>“Beyyine, tertemiz sayfaları derleyip okuyan Allah’ın elçisidir. O sayfalarda dosdoğru hükümler [<em>kütübün kayyime</em>; dosdoğru/kıymetli kitaplar] bulunur.” (Beyyine 98:2-3).</p>
<p>“… <em>Likülli ecelin kitâb</em>: Senden önce de elçiler gönderdik. Onlara eşler, evlatlar vermiştik. Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmadan bir ayet (belge, mucize) getiremez. <strong>Her çağın (dönemin) bir Kitab’ı vardır</strong>.” (Ra’d 13:38).</p>
<p>Mushaf’ta mevcut tüm kitaplar mesajın ve dinin tek olduğunu göstermektedir. Bu mesaj Mushaf’ın iki kapağı arasında toplanmış ve muhafaza edilmiştir. Nebiler çeşitli dinler getirmiş değildir. Hiçbir nebi de Allah’ın dinini neshedip onun yerine yeni bir din koymuş değildir. Din tektir ve süreklidir. “Her dönemin ayrı bir dini vardır.” diyerek Allah’ın bitiştirilmesini emrettiğini biz kesip koparamayız.</p>
<p>Allah Teâlâ beşeriyet için vazetmiş olduğu yöntemini değiştirmez. Sünnetini/yasasını da zamanın ve mekânın değişmesiyle değiştirmez. Kendi dinini lağvedip yerine yeni bir din koymaz. Bu sebepledir ki Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<p>“<em>We men yettebi’ ğayra’l-İslâmi dînen felen yuqbele minhu…</em>: Kim İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette, kaybedenlerden olur.” (Âl-i İmran 3:85).</p>
<p>Suhuf-i mutahharadan/ tertemiz sahifelerden oluşan Mushaf’ta; Allah’ın Nuh aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a kadar gelmiş geçmiş tüm nebi ve rasullerine göndermiş olduğu Kitapları mevcuttur…</p>
<p>Nebi Muhammed (s), Allah’ın kendisiyle bir ve tek olan dinini tamamladığı son nebidir. Bu yüzden “<em>hâtemu’n-nebiyyîn</em>: nebilerin mührü/sonuncusu”dur…”</p>
<p><strong>Temel Kavramları Allah’ın Tanıttığı Şekilde Anlamak</strong></p>
<p>Enver İshak, eserin arka kapak yazısında, yarım asırlık bir çabanın ürünü olan Kur’an Kitapları isimli çalışmasının şu hususları açıklığa kavuşturduğunu belirtmektedir:</p>
<ul>
<li>Surelerin başlarında yer alan hurûf-ı mukatta’ayı,</li>
<li>Seb’-i mesâniyi ve Kur’ân-ı Azîm’i,</li>
<li>Neshi ve ‘unutturma’yı,</li>
<li>Surelerin isimlerini ve ilk kime indirildiklerini,</li>
<li>‘Zikr’in ne olduğunu,</li>
<li>‘Kur’ân’ın ne olduğunu,</li>
<li>Kur’ân-ı Mecîd, Kur’ân-ı Kerîm, Tevrat, Zebur, İncil, Kitab ve Hedy’in her birinin kime indirildiğini ve Mushaf’ta nerede bulunduğunu,</li>
<li>Dinin ne olduğunu ve ne zaman bozulduğunu,</li>
<li>Kadir Gecesi’nin ne olduğunu,</li>
<li>Hikmet’in ne olduğunu ve kime indirildiğini,</li>
<li>Bakire Meryem aleyhesselama ne vahyedildiğini,</li>
<li>Mesih’in “Siz Kutsal Yazılar’ı bilmediğiniz için yanılıyorsunuz” sözünün ne anlama geldiğini…</li>
</ul>
<p>Enver İshak’ın Kur’an Kitapları isimli çalışmasını tanıtan bu makalemizi eserin <strong>sonuç</strong> yazısı ile noktalayalım:</p>
<p>“Bu çalışmanın geniş bir kesime yayılarak faydalı olmasını ve içinde yaşadığımız koyu karanlık geceyi aydınlatmasını umuyoruz. “Allah’ın yeryüzündeki halifeleri” gibi zor bir unvana layık olabilmek için doğruluk ve dürüstlüğü şiar edindik.</p>
<p>Bu kitap, bin dört yüz yıl boyunca cehalet ve körü körüne bağlılık duvarlarının ardında saklı kalan gizli gerçeği göstermek için ortaya konulmuş samimi bir insan çabasıdır.</p>
<p>Bu çalışma, uzun yıllar boyunca süren araştırmanın, uykusuz gecelerin, özeleştiri ve öz değerlendirmenin, nihayet uzun soluklu bir incelemenin ürünüdür.</p>
<p>Bu kitap, ışık penceresini bir miktar aralamayı, insanlığa gönderdiği kitaplarını ve içeriklerini tanımak suretiyle Allah’ı tanıma uğrunda marifet kapılarından küçük bir kapı açmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu kitabın düşünen akıllar ve araştırmacılar nezdinde yankı bulmasını umuyorum. Böylece modern dünyamızda tamamen yeni olan bu yaklaşıma fikrî derinlik kazandırarak çalışmayı tamamlama imkânı hasıl olacaktır. Elbette Allah’tır dosdoğru yolu gösteren ve elbette O’dur başarıya ulaştıran.”</p>
<p>Eseri okuyarak değerlendirme, tenkit ve tekliflerinizi yazarsanız, tercümeye ilişkin olanlarını eserin mütercimi olarak memnuniyetle dikkate alacağımı, içeriğe ilişkin hususları da müellifine ileteceğimi bilmenizi isterim: <a href="mailto:fg@fethigungor.net">fg@fethigungor.net</a></p>
<p>Rabbimiz bizleri önceki vahiylerini de ihtiva eden “Son Vahy”ini en iyi kavrayanlardan ve Nebilerin yolunu sürdüren Son Nebi’nin izinden giden salih ve muhsin kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Enver İSHAK&#8217;ı yakından tanıyalım</strong></p>
<p>1947 yılında Suriye’nin Cûlân (Golan) bölgesinde doğdu. Şam’a yerleşerek orta öğretimini tamamladı. 13 yaşında din ilimleri tahsil etmeye başladı. Farklı hocalardan dersler aldı. Seyyid Kutub, Muhammed Gazali vd. müelliflerin kitaplarını okudu. Din, 15 yaşından beri en çok ihtimam gösterdiği konuların başında geldi. Önce Almanya’ya, ardından Amerika’ya göç etti. New Jersey’de inşaat müteahhidi olarak çalıştı. 38 yaşında inşaat işini bırakıp Kur’an çalışmalarına yoğunlaştı. Bu çalışmaları esnasında tespit ettiği hususları Suriye’de birçok tanınmış hocayla müzakere etti. Kendisi gibi 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nde dedeleri Rusya tarafından Kafkasya’dan sürülerek o vakitler Osmanlı Devleti sınırları dahilinde yer alan Kuneytıra mıntıkasında iskân edilen yakın köylüsü Cevdet Said’in tavsiye ve teşvikiyle Kur’an çalışmalarında ulaştığı neticeleri kitap halinde kaleme alıp neşretmeye başladı. Din, siyaset ve düşünce alanında araştırmalar yapmaya devam etmektedir.</p>
<p>Üç dilde yayımlanan Kur’an Kitapları isimli eserinden önce Arapça ve İngilizce iki kitabı yayımlandı:</p>
<p>&#8211; The Ignorance of Violence: A Search for Truth. (Câhiliyyetu’l-Unf: Şiddet Cahiliyesi: Hakikat Arayışı). Dar Al An Publishers, London, 2002.</p>
<p>&#8211; Tezyîfu’l-İslâm. (Misrepresentation of Islam: İslam’ı Kötü Tanıtma Çabaları). Dâru Farabi, Beyrut 2008.</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>&#8211; Enver İshak. (2020). <strong>Kur’an Kitapları</strong>. Arapçadan çeviren: Fethi Güngör. İstanbul: Akıl Fikir Yayınları, 232 s. ISBN: 9786059499101.<br />
&#8211; Fethi Güngör (2020). “<strong>Kur’an’da Yer Alan Kitapları Tanımak</strong>”. Kur’ani Hayat Dergisi, Mayıs-Haziran 20, Sayı: 71, s.24-27.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Enver İshak’ın “<em>Kütübü’l-Kur’ân</em>” isimli Arapça eseri ile “Books of The Quran” adıyla İngilizce basılan çevirisi için bakınız: <a href="https://quranbooks.net/">https://quranbooks.net</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali, Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır vd., <a href="http://www.suleymaniyevakfimeali.com/">www.suleymaniyevakfimeali.com</a>, 08.08.2018. Önemli not: Heyet halinde yürütülen bu kıymetli meal çalışması sürekli güncellendiği için çeviri esnasında iktibas ettiğimiz meal metinleri sonradan değişmiş olabilir.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitab-ı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. <a href="https://incil.info,/">https://incil.info,</a> 08.08.2018.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Enver İshak’ın kısa dersleri şu linkten izlenebilmektedir: <a href="https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop">https://www.youtube.com/user/anorazhak/videos?app=desktop</a>, 04.06.2020.</p>
<p><a href="//0EA42F5D-8BE7-4A55-894D-8222639FD9AA#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ahmet bin Hanbel’in Müsnedi’nde yer alan 6741 numaralı bu hadis için bakınız: <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, I/399. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr, 10.06.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/kuranda-yer-alan-kitaplari-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERDEMİ ŞİDDETE BOĞDURMAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[38. KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDETLERE KÖRÜ KÖRÜNE YAPIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[AF YÖNTEMİNİ BENİMSEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ATALAR MİRASINI KUTSAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BATILA BULANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Bİ’RU’L-ACEM]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK ÇAMLICA CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN SONUNCUSU]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GELENEKLER]]></category>
		<category><![CDATA[GELİŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İLERLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNLARI KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[NEBİLERİN YOLU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HASTALIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YASAYA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=893</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (1). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (2) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (<strong>1</strong>). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (<strong>2</strong>) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli eserini tanıtmak istiyorum (<strong>3</strong>). Bu vesileyle kitap imza günlerimde destek olan, tebriklerini ileten ve telif ve tercüme kitaplarımı alıp okuyarak geri bildirim mesajlarını paylaşan dostlarıma yürekten teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Şiddetin Erdemi Boğmasına Seyirci Kalmamak</strong></p>
<p>Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Cûlân tepesinin eteğinde kurulu Bi’ru’l-Acem köyünde doğan Çerkes asıllı mütefekkir Cevdet Said’i, Suriye’de Nisan 2011’den itibaren devam eden kirli savaş sebebiyle muhacir olarak geldiği İstanbul’da doksana yakın sohbet ve konferansını eş zamanlı tercüme ederken yakından tanıdım. Mayıs 2017’den itibaren de Diriliş Postası gazetesinde haftada bir yayımlanan 95 köşe yazısını Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Elinizdeki bu eser üstadın işte bu köşe yazılarından seçilen kırk kadar makalenin gözden geçirilerek birleştirilmesinden oluşmuştur. Tercümelerin hem Arapça aslına sadık hem de okuyucuyu yormayacak şekilde akıcı ve anlaşılır olmasına gayret ettim. Konuların daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacağını düşündüğüm kısa açıklamaları dipnotlar halinde ekledim.</p>
<p>Eserde özgün bir bakış açısıyla <strong>incelenen konuları</strong> şu şekilde özetleyebiliriz: Şiddete karşı ilim yolunu tutmak, batılın değil hakkın güçlü ve kalıcı olduğuna inanmak, insanlığı adaletle ayakta tutma farzını el birliğiyle ifa etmek, olağanüstü hâl uygulamalarını olağanlaştırmamak, toplumsal işlerde “şûra” emrine riayet etmek, İslâmî hareketi şiddet sarmalından çıkarmak, silahların ve savaşın sorun çözme kabiliyeti kalmadığını anlamak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, barış, güven ve huzur için Allah’ın tavsiyelerine güvenip uygulamak, düşünme ve öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak, iyilik, fedakârlık, af ve barışçıl eylem yöntemini benimsemek, tarihin tecrübesinden ve ibadetlerin kural oluşturma rolünden istifade etmek, tevhidin ve şirkin sosyal boyutunu görmek, uyanışı gerçekleştirip Müslüman halkların birliğini tesis etmek…</p>
<p><strong>Atalar Mirasını Kutsama Hastalığından Kurtulmak</strong></p>
<p>Doksanına merdiven dayamış Cevdet Said’in Arapçadan çevirdiğim makalelerini kitaplaştırırken esere yazdığım takdimi dikkatinize sunuyorum:</p>
<p>Allah’ın kitabına inanan ve Son Nebi’nin izinden giden çoğu Müslümanların bile şiddete başvurmanın etkili bir sorun çözme yöntemi olduğunu peşinen varsaydığı bir dünyada Kur’an’ın en iyi yöntem olarak insanlığa takdim ettiği <strong>af yönteminin işe yarayacağını</strong> içtenlikle kabul edenlerin azlığı yadırganmamalıdır.</p>
<p>Atalarından miras kalan davranış kalıplarını kutsal bir emanet gibi muhafaza etme tutumları, insanlara dosdoğru yolu gösterme vazifesiyle aralarından seçilerek vahiyle desteklenen enbiyanın önüne çıkan en katı psikososyal duvarı oluşturmuştur. Bu olgu maalesef tarihte kalmış da değildir. Günümüzde de Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğ etmiş olduğu Kur’an vahyinin insanlığın çok boyutlu problemlerine kalıcı çözümler sunan diriltici mesajlarına bireyleri ve toplumları kör ve sağır eden etkenlerin başında aynı <strong>sosyal hastalık</strong> gelmektedir.</p>
<p>Bırakınız diğer toplumları Müslüman toplumlar bile Allah’ın âfak ve enfüse (dış ve iç âleme) vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfedip</strong> onlara uygun davranmak suretiyle birey ve toplum olarak <strong>gelişmek ve ilerlemek</strong> yerine, babalarından görüp alışkanlık halinde sürdüregeldikleri âdetlere körü körüne yapışıp geri kalmayı yeğlemektedir! Oysa kurtuluşumuz ecdadımızın değil <strong>nebilerin yolunda</strong> “Enbiyanın Sonuncusu”nun güzel örnekliğinde yürümektedir:</p>
<p>“Ve onlara “Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin!” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!” diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?” (Mâide 5:104). Dahası insanlar ecdadından tevarüs eden <strong>gelenekleri</strong> Allah’ın emri zannetmektedirler:</p>
<p>“Ve ne zaman çirkin bir iş işleseler, (hemen) “Biz atalarımızı da bu iş üzerinde bulduk; demek ki bunu bize Allah emretmiş” derler. De ki: “Şu kesin: Allah çirkin bir şeyi emretmez! Yoksa Allah’a hiç bilmediğiniz bir şeyi mi yakıştırıyorsunuz?” (A’râf 7:28).</p>
<p>“(Yönetici seçkinler Musa’ya) dediler ki: “Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulup izlerini takip ettiğimiz yoldan çevirmeye ve bu şekilde kendinize ülkede iktidar yolunu açmaya mı geldin? Fakat biz, her ikinize de asla inanacak değiliz.” (Yunus 10:78).</p>
<p>“Onlar şöyle dediler: “Ey Sâlih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde (hep) gelecek vaat eden biriydin. Şimdi kalkıp sen bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Ama şunu iyi bil ki, biz senin davet ettiğin şeye dair şüphe içindeyiz” demişlerdi; mütereddit bir hâlde…” (Hud 11:62).</p>
<p>“Ey Şuayb, dediler, “Atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde isteğimize göre tasarrufta bulunmayı terk etmemizi, senin salâtın mı emrediyor? Oysa (bizce) sen oldukça uyumlu/hoşgörülü ve olgun/akıllı bir adamsın!” (Hud 11:87).</p>
<p>“… Onlar şöyle cevap verdiler: “Atalarımızı onlara (heykellere, putlara) kulluk eden birileri olarak bulduk!” Dedi ki: Doğrusu siz de atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz!” (Enbiyâ 21:53-54).</p>
<p>“(Onlar): “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.” dediler!” (Şu’arâ 26:74).</p>
<p>“İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla! Biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler. Ne yani, şeytan onları dehşetli bir ateşin azabına çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)?” (Lokman 31:21).</p>
<p>“Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, (hakikati inkâra şartlanmış olanlar birbirlerine:) “Bu (Muhammed) sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!” derler. Ve “Bu (Kur’an, insan tarafından) uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!” d(iye de ekl)erler. Ve (son olarak) hakikati inkâra kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için; “Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değildir!” derler.” (Sebe’ 34:43).</p>
<p>“Ama hayır! Onlar, “Atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; kesinlikle biz de onların izinden giderek doğru yolu bulabiliriz” diyorlar. İşte böyle: Biz senden önce hangi beldeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın refah içinde <strong>şımarmış seçkinleri</strong> hep şunu söylediler: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; şu hâlde bize düşen onların izini takip etmektir.” (O nebiler de): “Ne yani, ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu göstersem de mi?” dedi(ler)…” (Zuhruf 43:22-24).</p>
<p><strong>Hak Gelince Batılın Yok Olup Gitmeye Mahkûm Olduğuna İnanmak</strong></p>
<p>Büyük mütefekkir Cevdet Said’in olayları yorumlayış tarzına örnek olarak kitaptaki ikinci makalesinden kısa bir iktibas yapmamız yeterli olacaktır:</p>
<p>“İnsanlar üzerinde baskı kurmadan onların hakkı benimsemeyeceğini zannetmeye başladığımız andan itibaren iltibas yani hakkı batılla karıştırma hastalığına yakalandık! Hakikat hakkında ne kadar kötü zanlara kapılmışız! O kadar ki, hak ile batıla fırsat eşitliği tanındığında batılın üstünlük kuracağına inanır olduk! Kâinat ve varoluş yasalarını yanlış anlayarak; batıl ortaya çıkarsa hakkın yok olup gitmeye mahkûm olduğunu zannetmeye başladık! Hem de Kur’an çok açık bir ifadeyle; “Yine de ki: Hak geldi, (sahte ve tutarsız olan) batıl ise yıkılıp gitti.” buyurduğu hâlde! Hepsi bu kadar da değil, Rabbimiz şunu da ilave edip dururken biz yanlış inanışlara saplandık:</p>
<p>“Çünkü her batıl zaten yıkılıp gitmeye mahkûmdur!” (İsra 17/81). Zira batılın hakkın karşısında durabilme kabiliyeti yoktur. Aynı şekilde karanlığın da ışık geldiğinde var kalabilme kabiliyeti yoktur. Allah’ın kâinata koyduğu <strong>yasa budur</strong>. İliklerimize kadar işlemiş olan bilinçsiz anlayış, nazarımızda hak ile batılın karışmasına yol açmıştır. Oysa Allah Teâlâ bize açıkça şu uyarıyı yapmaktadır:</p>
<p>“Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz hâlde hakkı gizlemeyin!” (Bakara 2/42). (Bu uyarıya kulak asmayan) insanları da Allah Teâlâ şu şekilde kınamaktadır: “Niçin hakka batıl elbisesi giydirip de bildiğiniz hâlde hakikati gizliyorsunuz?” (Âl-i İmran 3/71). (s.15).</p>
<p>Şayet hakkın baskı ve zulme maruz kaldığını görüyorsak, ortada saf bir hak değil hakkın <strong>batıla bulanmış</strong> bir şekli duruyor demektir. Bu karışıklığı ruhumuzdan söküp atmalıyız. Zira öz benliğimizde ortaya çıkmayan değişim dış gerçekliğimizde de ortaya çıkmayacaktır. Biz, insanlara seçme özgürlüğü verilirse Allah’ın seçimleri kaybedeceğini zannediyoruz! Oysa seçimleri kaybedecek olan biziz, Allah değil hâşâ! Ne var ki, batıl arzularımız yüzünden hak algımız bulandı ve Allah hakkında suizanda bulunduk, ona yalan isnat ettik, Rabbimize iftira attık! İşte böylece Allah’ın dosdoğru yolundan saptık ve saptırdık! (s.16).</p>
<p>Mademki batıl yıkılıp yok olmamış, bilakis onu iktidar koltuğuna ya da minbere kurulmuş görüyoruz, bu demektir ki onun karşı karşıya kaldığı şey kesinlikle hak değil, bilakis başka kılığa girmiş batıl ya da batıla bulanmış haktır! Çünkü hak; Allah’ın izniyle ve onun koymuş olduğu kanunlar gereğince karşısında batılın asla duramayacağı bir gerçekliktir.</p>
<p>Zanna kapılıp karıştırdığımız bir başka husus; hakkın daima kendisine yardımcı olan bir kuvvete muhtaç olduğu, kas gücü desteği bulmaksızın açığa çıkamayacağı ve ayakta kalamayacağı kuruntusudur!</p>
<p>Nebilerin getirdiği yöntem; silahın ve gücün kitaba ve ilme mahkûm olmasıdır, kitabın ve ilmin silaha değil! Hak, güç karşısında üstün ve öncelikli konumdadır. Güç ve silah kullanarak hak ve doğruluk toplumu inşa etmek isteyenlerin zannettiği gibi güç; hak karşısında üstün ve öncelikli değildir.</p>
<p>Biz bugün hakkı layık olduğu konumuna iade etmeye muktedir değiliz. Çünkü hakkı çiğneyip gücü üstün tuttuk! Hakkı çiğnediğimiz için gerek yerel gerekse küresel planda gücün rezil rüsva ettiği kimseler olduk! Bir an olsun hakkın saygınlığının bilincine eremiyoruz. Bilakis, gücün hakkı üreteceği hayal ve kuruntusu altında ezilmiş durumdayız. Düşüncelerinin gücün desteği olmadan başarılı olamayacağını sananlar, güç olmadan hakkın salt hurafeden ibaret olduğuna inanıyor demektir (s.17).</p>
<p>Kendimize rağmen yakında uyanacağız; afaki ve enfüsi ayetlerin Kitab’ın ayetlerini nasıl doğruladığına şahitlik edeceğiz:</p>
<p>“Vakti geldikçe insana, kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında mesajlarımızı göstereceğiz. Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için ortaya çıksın. Her şeye şahit olan senin Rabbin (insana) yetmedi mi?” (Fussilet 41/53). (s.18).</p>
<p><strong>Bilgi, Erdem ve Ahlakı Kuşanmak, Af Kültürünü Yerleştirmek</strong></p>
<p>Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan son eserini tanıtan bu yazımızı, yayınevi editörünün arka kapak yazısıyla noktalayalım:</p>
<p>“Cevdet Said, <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em> kitabında ele aldığı konuyu anlatmak açısından kendine özgü bir yorum tarzı sunuyor. Dünyadaki gelişmeleri eleştirel bir gözle değerlendirerek kısa ve özlü bir anlatı sunuyor. Savaş, silahlı mücadele, devrim, terör eylemleri vb. şiddetin siyasi gerekçelerini, örgütlü suçları da içerecek biçimde, şiddet sarmalının çeşitli boyutlarını irdeliyor.</p>
<p>Aktüelliğin içinden yola çıkarak şiddetin dünyadaki mevcut siyasi, ekonomik ya da kültürel düzenle bağlantısı ve nasıl ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde de duruyor. Şiddetin ortadan kaldırılmasına odaklanan kitabın temel vurgusu, bilginin, erdemin, ahlakın ve af kültürünün yerleştirilmesidir. Şiddeti normalleştirmek yerine afaki ve enfüsi ayetlerin okunmasına dayanan yeni bir kavrayışın icat edilebilirliğini tartışıyor. Böylece şiddeti anlamaya ve ondan kurtulmaya yönelik sağlam bir kılavuz ortaya koyuyor.</p>
<p>Tek hamlede cevaplanması sanıldığından daha zor sorularla ilerleyen <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em>, bakış açımızı tekrardan sorgulamamıza ve değiştirmemize neden olan kısa ama etkili fikrî uyarılarla dolu. Kitap, hem günümüz dünyası için bir ilham kaynağı hem tartışmanın odağı hem de yazarın farklı yönlerdeki açılımları için önemli duraklardan biri.”</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan bu on birinci (Türk dilinde on üçüncü) eserinin; hakikati ‘sâbık olan’da değil Allah’ın vahyine ‘sâdık olan’da bulabileceğimizi, atalar geleneğini körü körüne taklit etmekle hiçbir değer üretemeyeceğimizi, öncekilerin yanlışlarının sonrakilere mazeret teşkil etmeyeceğini ve şiddet yoluyla hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi derinden idrak etmemize katkı sağlamasını ümit ediyorum.</p>
<p>Allah’ın dosdoğru yolunda ve elçilerinin tertemiz izinde sürdürmemiz gereken yürüyüşümüzde istifadeye medar olması duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://tdv.org/tr-TR/2019/05/15<strong>/38-turkiye-kitap-ve-kultur-fuari-</strong>istanbulda-acildi/</li>
<li>Yasin AKTAY, “<strong>Okumakla Göze Alınan Risk</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/okumakla-goze-alinan-risk-2050449, 22.05.2019.</li>
<li>Cevdet SAİD, <strong>ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR</strong>, Çeviren: Fethi Güngör, Pınar Yay., İstanbul 2019, 160 s. https://www.kitapbulut.com/kitap/siddet-erdemi-oldurur/504414</li>
<li>Cevdet SAİD kitapları: http://<strong>pinaryayinlari</strong>.com/arama.php</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21 MAYIS 1864: KAFKASYA’DAN SÜRGÜN EDİLEN HALKLARIN HAKLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2019 07:19:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[21 MAYIS 1864]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET MİDHAT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ CANİP YÖNTEM]]></category>
		<category><![CDATA[ATİLLA YAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Çerkes Sürgünü]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK KAFKAS SÜRGÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇARPITILAN KAVRAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESYA’DA HÜKÜMET ŞEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAN DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[EROL KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[FARUK ARSLANDOK]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH EKİM]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[GRANDÜK MİHAİL NİKOLAYEVİÇ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNSELİ ŞURDUM]]></category>
		<category><![CDATA[HOMER]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Berkok]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KİMLİK İNŞASI]]></category>
		<category><![CDATA[Kunaytıra]]></category>
		<category><![CDATA[LERMONTOV]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET HACISALİHOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[NART MİTOLOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT BERZEG]]></category>
		<category><![CDATA[ODİSSA]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-KAFKAS SAVAŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SETENAY NİL DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[SÜRGÜN ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[tehcîr]]></category>
		<category><![CDATA[YUNAN MİTOLOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZORUNLU GÖÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=890</guid>

					<description><![CDATA[Kafkas cumhuriyetlerinde ve Türkiye başta olmak üzere Kafkas kökenli halkların yaşadığı kırkı aşkın ülkede her sene 21 Mayıs 1864 tarihinin yıldönümünde çeşitli yas/anma etkinlikleri yapılmaktadır. Neredeyse tüm Kuzey Kafkas halklarının katılımıyla 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti’nin yıldönümü münasebetiyle sevinçle başlayan mayıs etkinlikleri 21 Mayıs’ta yas mahiyetindeki anma merasimlerine dönüşmektedir. SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas cumhuriyetlerinde ve Türkiye başta olmak üzere Kafkas kökenli halkların yaşadığı kırkı aşkın ülkede her sene 21 Mayıs 1864 tarihinin yıldönümünde çeşitli yas/anma etkinlikleri yapılmaktadır. Neredeyse tüm Kuzey Kafkas halklarının katılımıyla 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti’nin yıldönümü münasebetiyle sevinçle başlayan mayıs etkinlikleri 21 Mayıs’ta <strong>yas</strong> mahiyetindeki anma merasimlerine dönüşmektedir. SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasının ardından dünyanın dört bir yanında artış gösteren bu anma merasimlerinin büyük sürgünün kurbanlarının tarihte çiğnenen hak ve itibarlarının iade edilmesini hedefleyen bir eylemler bütününe dönüştürülmesi icap etmektedir. Zira bu tür etkinlikler iki asrı aşkın soykırım sürecinin ardından gelen yarım asırlık sürgün sürecinde yaşanan acıları unutmamak için anlam ifade etse de soykırım ve sürgün kurbanlarına hak ve itibarlarının iadesini sağlamaya yetmeyecektir.</p>
<p><strong>Öncelikle Çarpıtılan Kavramları ve Tarih Algısını Düzeltmek</strong></p>
<p>Çarlık döneminde başlayıp sosyalist dönemde zirveye çıkan çarpıtmanın boyutlarını görmek için birkaç örnek vermek yeterli olacaktır:</p>
<p>Rus tarihçilerinin 18. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Kafkasya’da cereyan eden soykırımlardan ‘Kafkas Savaşları’, sürgünlerden ‘göç’, Kafkas halklarından ‘dağlı’ şeklinde yanlı ve maksatlı tanımlamalarla bahsetmesi, günümüzde ise federatif yapıyı üniterleştirme politikalarının bir tezahürü olarak Kafkasya’nın ‘Güney Rusya’ şeklinde adlandırılması hakkaniyet kaygısı taşımayan, yanlı ve art niyetli tutumların sadece birkaç örneğidir. Kafkas halklarının birbiriyle savaştığı izlenimi uyandıran tamlamanın doğrusu ‘Rus-Kafkas Savaşları’dır. Tahkir amacı da taşıyan ‘dağlı’ tanımlaması yerine mazur görülebilecek en masum tanım ‘yerli’ olabilir. Abaza, Çerkes, Çeçen, Oset, Avar, Lak, Lezgi, Karaçay, Balkar gibi kavim adları tek tek anılmak istenmiyorsa en azından “Kafkas Halkları” denmelidir. Kafkasyalılar yedi bin yıl boyunca yaşadıkları cennet vatanlarını kendi irade ve tercihleriyle terk etmiş değildir ki bu büyük çaplı zorunlu nüfus hareketi ‘göç’ olarak isimlendirilebilsin! Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına yönelen ve bazı tarihçiler tarafından ‘zorunlu göç’ ya da ‘tehcir’ olarak adlandırılan cebrî nüfus hareketini ifade edebilecek en uygun kavram ‘sürgün’dür.</p>
<p><strong>21 Mayıs 1864: Büyük Kafkas Sürgününün Boyutlarını Görmek</strong></p>
<p>İnsanlığın bilinen tarihinde görülen en büyük zorunlu nüfus hareketlerinden biri, 155 yıl önce, 21 Mayıs 1864’te resmiyet kazanan ve yirmi yılı aşkın bir sürede, -büyük çoğunluğu Çerkeslerden oluşmak üzere- iki milyona yakın Kafkasyalının binlerce yıllık yurtlarından sürülerek dönemin Osmanlı coğrafyasında iskân edilmesi hadisesidir.</p>
<p>Üç asır boyunca süren zalim saldırılarda onlarca katliam gerçekleştirmiş olan Rusya’nın bir buçuk asır önce Kafkas halklarına dayatmış olduğu sürgün süreci de yeni bir katliama dönüşmüştür. Zira apar topar yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanların büyük çoğunluğu büyük acılar ve yokluklar içinde hayata veda etmiştir. Sağ kalabilenler de kültürel ve demografik soykırıma maruz kalmıştır. Rus-Kafkas savaşlarının Kafkas halkları aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasının ardından Kafkasya’dan Osmanlı coğrafyasına kitleler halinde nüfusun bir kısmı yollarda bir kısmı da büyük zorluklarla ulaştığı sahillerde hastalıktan, yorgunluktan ve yoksulluktan kırılmıştır.</p>
<p>Rus Çarı II. Aleksandr’ın, “Kafkasya Orduları Başkomutanı” ve “Naip” sıfatıyla atadığı kardeşi Grandük Mihail Nikolayeviç, 1864 yazında Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: “Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir.” (Berkok, 526). İşte bu yüzden, esareti en büyük şerefsizlik addeden Kafkasyalılar, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Lermontov bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir:</p>
<p>“Bu insanlar neden yurtlarını ve babalarının mezarlarını terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberlerinde getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!” (Berkok, 524).</p>
<p>Büyük çoğunluğu Çerkeslerden oluşmak üzere Osmanlı Devleti’ne sığınan Kafkas halkları, başta Anadolu olmak üzere Balkanlar, Suriye, Ürdün ve Irak’ta yoğun şekilde iskân edilmişti. Yurtlarından büyük zulümlerle sürdüğü 2 milyon insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmişti. Rusya’nın 2 Mart 1878’de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin yeniden iç bölgelere götürülmesi istenmiştir (Berzeg). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli’den Anadolu’ya ve Şam havalisine göçürülmüştür.</p>
<p>1864’te yaşanan büyük sürgünde yurtlarından edilen insanların sayısı ile ilgili Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlı Devleti’nin nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866’da muhacirlerin sayısının bir milyona ulaştığını belirtir. Osmanlı nüfusu konusunda kıymetli çalışmalara imza atmış olan Prof. Kemal Karpat, 1859-1879 arasında yurtlarından zorla çıkarılan Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti’ne ulaşabilen muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat).</p>
<p>Yeterli kayıtların yapıl(a)maması sebebiyle o döneme ait vesikalar noksan da olsa, 25 yıllık araştırmalarım neticesinde yurtlarından sürülen Kafkasyalıların sayısı konusunda vardığım kanaat şudur: Kafkasya’da yaşanan iç sürgünleri, 1944’te Sibirya ve Orta Asya’ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu’ya, Bandırma civarından Güneydoğu’ya göçürülenleri, Yahudi-Arap savaşında Suriye’de Cûlân (Golan) bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra’dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Kafkasyalı sayısı 3 milyonu aşmaktadır. Bu büyük kitlenin yarısı, daha iskân edilecekleri mahallere ulaşamadan yollarda, bir kısmı da ilk iskân mahallerinde büyük gruplar halinde hayatlarını kaybetmiştir!</p>
<p>Toplumsal yapıda derin tahribatlara yol açan ‘Büyük Kafkas Sürgünü esnasında ve öncesindeki soykırımlarda yaşama hakkı başta olmak üzere birçok temel hakları ihlal edilen mağdur insanların hak ve itibarlarının iade edilmesi, bugünkü torunlarına Rusya yönetimince özür beyanlarının iletilmesi, anavatanlarına dönme ve dedelerinin topraklarında yeniden iskân edilme hakkı verilmesi, sembolik de olsa manevi tazminat ödenmesi, milyonlarca mağdurun hakkını iade etmese de bir teselli vesilesi olacaktır.</p>
<p><strong>Hak ve İtibar İadesi İçin Uluslarüstü Sürgün Araştırmaları Enstitüsünü Kurmak</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca gerçekleştirilen sürgünlerin, bu insanlık suçuna maruz kalmış halkların temsilcilerinin de katılımıyla oluşturulacak uluslararası bir özel organizasyon tarafından derinlemesine araştırılarak ortaya konulmasını, bu insanlık suçunu işleyen devletlerin, ezdikleri ve sürdükleri halklar başta olmak üzere bütün bir insanlıktan özür dilemeleri, soyları kırılan ve sürülen halklara mümkün olabilecek en büyük bir cömertlikle hem itibarlarını hem de tarihî haklarını iade etmeleri belirlenecek bir sistemle sağlanmalıdır.</p>
<p>Çerkesler başta olmak üzere hemen tüm Kafkas halklarının sürgünü, iskânı ve uyumu gibi hayati meseleleriyle ilgili on binlerce belge barındıran Osmanlı Arşivleri ile Rus, Gürcü, İngiliz, Alman vb. devlet arşivlerini de inceleyerek Büyük Kafkas Sürgünü’nü tüm boyutlarıyla ortaya koyabilecek bir enstitü sadece Kafkas halklarının değil, kitleler halinde yerlerinden sürülen diğer halkların da sürgünlerini araştırarak insanlığa büyük bir hizmet sunacaktır. Böylece siyasi, etnik vb. kaygılar taşımadan insaniyet namına hakkaniyet zemininde yürütülecek kapsamlı bir çalışmadan sonra mazlum, mağdur ve mehcur halklara itibarlarının iade edilmesi ve yaşayan torunlarına haklarının iade edilmesi mümkün olacaktır.</p>
<p><strong>Düşünce, Kültür ve Sanatın Kimlik İnşasındaki Rolünü Kavramak</strong></p>
<p>17 Mayıs 2019 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde konuşmacı olarak katıldığım “1864 Sürgünü Ardından Türkiye’de Çerkesler” başlıklı panelde sunduğum tebliği özetlediğim bu kısmın ardından gazeteci <strong>Erol Karayel</strong>’in “Kimlik ve kültürün korunmasında sanat ve edebiyatın katkısı” başlıklı tebliğinden aldığım notları da paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p>Millî kimliğin korunması için ekonomi, siyaset, eğitim, akademya, uluslararası ilişkiler ve sosyal hayat alanlarında yapılacak çok iş vardır. Kültürel kimliğin korunmasında bunların hepsinden öncelikli ve bu alanların hepsini besleyecek temel bir çalışma alanı bulunmaktadır: Düşünce, sanat ve edebiyat alanı. Kimlik yozlaşmasının önüne ancak bu alanda yapılacak yoğun ve verimli çalışmalarla geçilebilir.</p>
<p>Örselenen kolektif bilincin yeniden inşa edilmesi ve toplumda bir ‘var olma’ iradesinin ortaya çıkartılması için bu iradeyi üretip besleyecek entelektüel gayrete ihtiyaç vardır. Toplumu etkileyen her türlü gelişmeyi düşünce süzgecinden geçirmek ve millî yapıya uygun hale getirebilmek çok önemlidir. Bu yapılmazsa sunulana tâbi olunur, önerilen kalıba girilir ve millî dava da kaybedilir. Ünlü düşünce ve siyaset adamı Aliya İzetbegoviç; “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir” sözüyle bu gerçeği gayet veciz bir şekilde ifade etmiştir. Peygamber Efendimizin (s) de; “Kim kime benzemeye çalışırsa ondandır” buyurmuştur… Karayel uzunca tebliğinde Kafkasya’da üretilen edebiyatın gücüne de işaret ediyor:</p>
<p>Yunan mitolojisi ikibin yıldır Batı dünyasını cezbetmektedir. Antik Yunan mitolojisinin ve özellikle bundan hayat bulan felsefesinin Rönesans düşünürleri, ressamları, şairleri ve yazarları üzerinde ilham şeklinde geniş bir etkisi olmuştur. Rönesans, Avrupa’nın kilitli zihnini açan anahtar olarak kabul edilmektedir. Bu sayede Avrupa’da bilim, insanlık, din ve siyaset alanlarında yeni bakış açıları ortaya çıkmıştır. Ali Canip Yöntem; “Bütün edebiyatların en zengini, en mümtazı eski Yunanlılarınkidir. Avrupa edebiyatlarının en mümtazları bu ananın yavrularıdır.” diyerek Avrupa’daki tüm edebî çalışmaları Yunan köküne bağlamaktadır. Yunan mitolojisi Avrupa medeniyetini hazırlayan temel kaynak olarak görülmektedir. Bu yüzdendir ki Yunanlılar bugün her konuda Avrupa toplumlarının tam sempati ve desteğini almakta, yaptığı şımarıklıklara göz yumulmaktadır.</p>
<p>Halbuki Yunan mitolojileri Nart mitolojisinin bir versiyonudur. Kökleri Kafkasya’dadır. Homer’in Odissa’sının aslında bir Kafkasya seyahatnamesi olduğunu kaç kişi biliyor? Bugün Yunanlılara büyük prestij sağlayan bu edebî metinler Kafkas halklarını anlatmaktadır. Özetle Yunan mitolojileri tamamıyla Nart Destanlarının versiyonudur…</p>
<p>Bugün dünya üzerinde geniş bir taraftar kitlesi olan liberal düşüncenin ideal toplumsal düzen için öngördüğü “devleti minimize, özgürlükleri maksimize etme” formülü Kafkasya’da başarıyla gerçekleştirilmiş, yüzyıllarca ayakta duran devletsiz bir toplum düzeni kurulabilmiştir. Liberal düşüncenin Türkiye’deki en önemli isimlerinden Prof.Dr. Atilla Yayla, kendisi de bir Çerkes olan Ahmet Midhat Efendi’nin “Çerkesya’da Hükümet Şekli ve Uygarlık Düzeni” isimli Xabze (Çerkes Töresi) toplumunu anlatan makalesini okuduktan sonra yazdığı takdimde şu değerlendirmeyi yapar: “Yazı siyaset teorisi açısından bir hayli ilginçtir. Merkezî bir siyasi yönetim olmaksızın toplumsal düzenin olamayacağı yolundaki klasik tezi yalanlayan bir örnektir.”</p>
<p>Evet, xabze toplumunda devlet yoktur ama başka bölgelerde ancak devletle sağlanabilen toplumsal düzen xabze (teâmüli kaideler bütünü) tarafından fevkalade bir şekilde sağlanmıştır. Çerkesler başka coğrafyalarda devlet gücüyle kurulabilen toplumsal düzeni, ‘devlet’ diye bir aygıt oluşturup başlarına bela etmeden kurmuşlar ve yüzlerce yıl da bu düzeni başarıyla sürdürmüşlerdir…</p>
<p>Karayel, tebliğini düşünce üretmenin önemine dikkat çekerek bitirdi:</p>
<p>Sağlam bir fikrî alt yapı ile yoğun kültürel ve sanatsal üretimler, kişilerin mensubiyet duygusunu ve özgüvenini artırır, yitirilmiş olan var olma iradesini yeniden ortaya çıkartarak pekiştirir. Düşünce üretemezsek, başkalarının üretimlerini tüketen bir topluluk haline gelir ve bu deryada kaybolup gideriz. Dilimiz, kültürümüz, çevremiz, hayat tarzımız, değerlerimiz başkaları tarafından şekillendirilir.  Nitekim Batı düşüncesinin, rasyonalist, objektivist, pozitivist, ilerlemeci vb. tezlerinin diğer toplumların neredeyse tamamını etkisi altına almış olmasının temelinde, diğer düşünce akımlarındaki bu kabızlığın rolü vardır.</p>
<p>Panelin moderatörlüğünü üstlenen <strong>Doç.Dr. Setenay Nil Doğan</strong> da her iki tebliğin vurguladığı hususları özetledikten sonra Çerkes/Kafkas soykırım ve sürgününü başka toplumlara anlatabilmenin ve onların da bu davaya destek olmalarının önemine dikkat çekti…</p>
<p>Büyük Kafkas Sürgününü anlatan bir sinevizyon gösteriminin ardından YTÜ Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Merkezi (BALKAR) Müdürü <strong>Prof.Dr. Mehmet Hacısalihoğlu</strong>’nun açılış konuşmasıyla başlayan panel üç saat kadar sürdü. Karahindiba çiçeğinin Çerkesler başta olmak üzere Kafkas halklarına reva görülen soykırım ve sürgüne şahitliğini anlatan kısa bir video gösterimiyle tamamlanan panel, salonu dolduran öğrenci, araştırmacı, siyasetçi ve STK temsilcilerinin yoğun ilgisine mazhar oldu. Katılımcıların büyük çoğunluğu, organizasyonda aktif rol oynayan YTÜKAF Kulübü’nün ikram ettiği iftar yemeğine de katıldı…</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Berkok, İsmail; Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958.</li>
<li>Berzeg, Nihat; Çerkesler, Kafkas Sürgünü, Chiviyazıları Yayınevi, İstanbul 2010, 316 s.</li>
<li>Karpat, Kemal. H.; Osmanlı Nüfusu 1830-1914, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2003, 338 s.</li>
<li>Güngör, Fethi; “Kafkasya’da Soykırım ve Sürgün -Kısa Bir Sosyolojik Tahlil-”, “Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi” içinde; Uluslararası Konferans Kitabı, Düzenleyen: Kafkas Vakfı, CRR Konser Salonu, İstanbul, 21 Mayıs 2005, s.11-38.</li>
<li>Hacısalihoğlu, Mehmet (Ed.); 1864 Kafkas Tehciri: Kafkasya’da Rus Kolonizasyonu, Savaş ve Sürgün, BALKAR-IRCICA Yayınevi, İstanbul 2013, 729 s. www.academia.edu/10546491/1864_Kafkas_Tehciri_Kafkasya_da_Rus_Kolonizasyonu_Sava%C5%9F_ve_S%C3%BCrg%C3%BCn_Caucasian_Exodus_of_1864_Russian_Colonization_of_Caucasia_War_and_Exodus_</li>
<li>Aslan, Cahit; Bir Soykırımın Adı: 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, ASAM Yayını, Ankara 2006.</li>
<li>Bolat, Gökhan; “Kavram Tartışmaları Etrafında 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, Yalova, Nisan 2013, s.121-142.</li>
<li>Kumıkov, Tuğan; Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü (Nalçik: Adıgi, Kültür ve Tarih Dergisi, S. 3, 1992), s. 88, Murat Papşu (der.), Vatanından Uzaklara Çerkesler, (İstanbul: Çiviyazıları, 2004) içinde.</li>
<li>Turğut, Reyhan; Kuzey Kafkas Halklarının Büyük Sürgünü (21 Mayıs 1864), Yüksek Lisans Tezi, Karabük Üniversitesi, Kabul tarihi: 21 Mayıs 2019, 180 s.</li>
<li>Berzeg, S. E. (2006) “Kafkasya’daki Yok Etme Savaşı ve Sürgünler Günümüzde de Sürüyor”, Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, Kafkas Vakfı Yayınları, İstanbul.</li>
<li>Anavatanlarından Sürülüşlerinin 150. Yılında Çerkesler, Kafdav Yayınları, Ankara 2014.</li>
<li>Esadze, S. (1999) Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali (Kafkas-Rus Savaşlarının Son Dönemi), Kafkas Derneği Yayınları, Çev: Murat Papşu, Ankara.</li>
<li>Habiçoğlu, B. (1993) Kafkasya’dan Anadoluya Göçler ve İskânlar, Nart Yayıncılık, İstanbul.</li>
<li>Saydam, A. (1997) Kırım ve Kafkasya Göçleri (1856-1876), Türk Tarih Kurumu, Ankara.</li>
<li>www.balkar.yildiz.edu.tr/duyurular/<strong>Panel:-1864</strong>-S%C3%BCrg%C3%BCn%C3%BC-Ard%C4%B1ndan-T%C3%BCrkiye&#8217;de-%C3%87erkesler/77</li>
<li>www.yenisafak.com/dunya/<strong>buyuk-surgun-150-yilinda</strong>-649370</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (IV)</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2018 17:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AIPAC]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN İSRAİL KAMU İŞLERİ KOMİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÛSÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[JOHN MEARSHEIMER]]></category>
		<category><![CDATA[KAAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NORTH ATLANTIC TREATY ORGANIZATION]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST MASONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[STEPHEN WALT]]></category>
		<category><![CDATA[SYKES-PICOT]]></category>
		<category><![CDATA[THE AMERİCAN ISRAEL PUBLIC AFFAIRS COMMITTEE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=761</guid>

					<description><![CDATA[2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum. Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum.</p>
<p>Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin hışmından korunma tedbiri olarak düşünülürse mazur görülebilir. Ancak -yer yer kendisinin de vurgulamak zorunda kaldığı üzere- abartılı ifadeleri ve “İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir.” vb. aşırıya kaçan yargıları olduğunu da gözden kaçırmadan kitapçığın asıl amacına odaklanıp hızla yaklaşan Türkiye savaşına karşı acil tedbirler almak icap etmektedir.</p>
<p>Yaklaşan yangını yüksek sesle duyurmak ve gereken tedbirlerin ivedilikle alınmasına dikkat çekmek maksadıyla -halihazırda elimden gelen metin çevirisi olduğu için- bu yolla görevimi yapmak ve ülkenin selametine bir nebze de olsa katkı yapmak istedim.</p>
<p><strong>Siyonist Masonların Tuzaklarını Fark Edebilmek</strong></p>
<p>“Tilkinin bir dine (değerler sistemine) sahip olduğunu zannedenler yanılmaktadır. Tarihi çok iyi okumamız gerekmektedir. Aynen Batılıların tarihi çok iyi okuması gibi. Muhammed aleyhisselama vahiy geldiğinden bu yana İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir. Zira bu ülkeler, içlerine derin politik ve finansal kökler salmış olan <strong>siyonist masonların tuzaklarıyla</strong> kontrol edilmeye mahkûmdur. Ancak bu ülkelerin halkları, gece gündüz demeden yalan ve iftira yayan, hakikati sahte, güzeli çirkin gösteren <strong>güçlü medya makineleri sayesinde</strong> neredeyse hiç yok gibidirler. Beni gerçekten güldüren şey ise bu halkların gerçek demokrasiden yararlandıklarını ve kendi politikacılarını istedikleri gibi seçtiklerini zannetmeleridir. Oysa bu, mahzâ bâtıl (boş ve hükümsüz) bir inanıştan başka bir şey değildir.</p>
<p>Burada hiçbir kısıt koymadan meydan okuyorum! Mesela Amerika’da başkanlık için yola çıkan hangi aday, AIPAC<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> tarafından <strong>adaylığına onay verilmedikçe</strong> Beyaz Saray’a hangi plan sayesinde girebilir? Bu ancak o adayın kendisine bu örgüt tarafından dayatılan sadakat yeminini etmesi ve onlara gözü kapalı itaat etmeyi taahhüt etmesinden sonra mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Coğrafyamızın Yeniden Daha Küçük Parçalara Bölünmesine Müsaade Etmemek</strong></p>
<p>Bölgemiz için çizilen ve yukarıdan beri anlatageldiğim plan gerçekten <strong>çok tehlikeli ve korkunç</strong> bir plandır. Bunlar, Sykes-Picot Anlaşması’yla<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> bölünmüş olan coğrafyamızı yeniden bölmek, parçalanmış olan birliğimizi <strong>çok daha küçük parçalara ayırmak istiyorlar!</strong> Üzerinden tam 100 yıl geçmiş olan eski Sykes-Picot’tan daha zorlu yeni bir Sykes-Picot’u hayata geçirmek derdindeler!</p>
<p>İsrail’in hayalini kurduğu <strong>Fırat’tan Nil’e uzanan</strong> farazi devletin gerçekleşmesi, (DAİŞ gibi bir örgüt olmadan) mümkün olmayacaktır. Bu zalim insanların karanlık odalarındaki haritalarda <strong>Türkiye</strong> üç devletçiğe bölünmüştür: Sünni, Alevi ve Kürt devletçikleri!</p>
<p>Bunu başarmak için önce <strong>Irak</strong>’ı üçe bölmekle başlamak gerekiyordu: Güneyde İran’a peşkeş çekilen bir Şii devletçiği, kuzeyde Türkiye’de kurulması tahayyül edilen Kürt devletçiğinin uzantısı niteliğinde bir Kürt devletçiği ve üçüncüsü de Irak’ın orta yerinde oluşturulacak DAİŞ yönetiminde bir Sünni devletçiği. Daha sonra İsrail’in meşru bir gerekçeyle ele geçirip kendi topraklarına katacağı göstermelik bir devletçik!</p>
<p><strong>DAİŞ’in Coğrafyamızı Parçalamak Maksadıyla Nasıl Kullanıldığını Görebilmek</strong></p>
<p>Daha sonra <strong>Suriye</strong> dört devletçiğe bölünecekti: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda, Irak’taki Kürt devletçiğinin bir uzantısı olacak şekilde bir Kürt devletçiğidir. İkincisi; Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında kurulacak Safevi devletçiğidir. Kuzeybatı sahillerine doğru uzanan bu devletçik Türkiye’de kurulmak istenen Alevi devletçiğine bitişecektir. Üçüncüsü; güneyde, işgal altındaki Cûlân’ı ve uzantısı olan Havran Ovası’nı kapsayan ve daha sonra İsrail devletine katılacak olan bir Dürzi devletidir. Ortada kalan Sünni merkez devletçik ise İsrail’in dilediğinde çatışmalarla parçalayıp işgal edebileceği kadar zayıf bir yapı olacaktır!</p>
<p>Ardından <strong>Mısır</strong> üçe bölünecektir: İlki Sina’yı boydan boya kapsayan ve Nil’e bitişen DAİŞ devletçiği. Bu plan İsrail’e, bölgeyi terörden temizlemek gerekçesiyle tüm bölgeyi işgal etme meşruiyetini de sağlayacaktır. Bunun dışında sürekli birbiriyle boğuşan iki devletçik daha kurulacaktır, biri Sünni diğeri de Kıpti olmak üzere…</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a gelince, orası da aynı şekilde üç devletçiğe bölünmüş olacaktır: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda Yemen sınırına dayanan ve Kuzey Yemen’de kurulmak istenen Hûsî devletçiğine ve Irak’ın güneyinde kurulmak istenen devletçiğe de bitişen bir Şii devletçiğidir. İkincisi; ortada bir Sünni devletçiği, üçüncüsü de Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere bölgelerini kapsayacak olan, uluslararası vesayet altında kalmaya mahkûm bir devletçik!</p>
<p>Taksim planının tek istisnası <strong>Ürdün</strong>’dür. Çünkü işgal altındaki Filistin’de kalan Filistinlilerin sığınmak için zorlanacağı tek yer burası olacaktır!</p>
<p>Bu plan, İran’ın önderliğinde Şii, Kürt ve Alevi milisler ile bu amaç için üretilen DAİŞ militanlarınca gerçekleştirilecektir. İsrail’in komuta edip yönlendirdiği NATO<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> ülkeleri de bunlara hava desteği sağlayacaktır. Rusya’ya, aptal Rus ayısına gelince, onların Türkiye savaşına çekilmesi de Safevi İran tarafından sağlanacaktır. Aynen Suriye halkı aleyhine, daha önce de Afgan halkı aleyhine yürüttüğü savaşlarda başvurduğu mantıkla bu sefer de Türkiye savaşına katılacaktır.</p>
<p><strong>Karanlık Odalarda Çizilen Taksim Planlarına Pabuç Bırakmamak</strong></p>
<p>Türkiye savaşı kaçınılmaz olarak gelmektedir! Andolsun ki bunu apaçık görebiliyorum! Ancak bu bağlamda ortaya çıkan <strong>büyük soru</strong> şudur: Müslümanlar olarak, bizim için hazırlanan bu korkunç plan karşısında yok olmaktan kurtulmak için <strong>ne yapabiliriz</strong>?</p>
<p>Ayakta kalan Arap rejimleriyle halkları arasındaki <strong>açıklık ve şeffaflığın sağlanması </strong>kaçınılmaz ve kesin bir ihtiyaçtır. Halklar kaynıyor ama rejimler aptalca davranarak bunu görmezden geliyor! Arap rejimlerinin Amerika’ya ve Batı’ya mutlak bağımlı halde devam etmesi büyük bir vebaldir. Safevi İran’ın paralı askerleri topraklarını ele geçirdiği zaman Amerika’nın endişelerini ifade etmesi mevcut Arap liderlerine hiçbir yarar sağlamayacaktır!</p>
<p>Arap rejimlerinin kendilerine ‘İslamcılar’ denen insanlarla ilişkilerini gözden geçirmeleri ve onlara karşı <strong>anlamsız düşmanlıklarına</strong> son vermeleri gerekmektedir. Zira taşıp gelen Safevi akını karşısında ilk kalkan görevi görecek olan İslamcılardır.</p>
<p>Arap rejimleri ivedilikle güçlü İslami ittifaklar kurmaya ve <strong>ortak savunma anlaşmaları</strong> yapmaya başlamalıdır. Özellikle de Türkiye ile bu anlaşmaları yapmalıdırlar. Zira çok yakın bir gelecekte kendilerini aynı siperde bir arada bulacaklardır…</p>
<p>Burada, daha ne kadar süreyle yanlış yerlere milyarlar harcayacağımızı sorgulamak üzere geriye gidip kitabın başında bahsettiğim Amerikan subayını hatırlatmak istiyorum. Arabıyla Türküyle biz Müslümanlar, Batı halklarına hitap eden ve gerçekleri onlara olduğu gibi aktaran <strong>dev medya platformları</strong> kuramaz mıyız?</p>
<p>Toprağımızı, dinimizi ve namusumuzu savunmak için vereceğimiz savaşta muzaffer olmamızın başka yolu yoktur. <strong>İnsanlık vicdanı</strong> coğrafyaya göre farklılık göstermez. Batı ülkelerinin siyasetlerini ancak kendi halkları aracılığıyla değiştirebiliriz. Arap ekonomileri daha ne zamana kadar petrol veya gaz gibi <strong>tek bir ticari metaa bağımlı</strong> hizmet ekonomileri olarak devam edecek?!</p>
<p>Ekonomilerimiz, halkları için <strong>gıda güvenliği</strong>ni sağlayan üretken ekonomilere ne zaman dönüşecek? Kendi silahlarımızı ne zaman kendimiz yapmaya başlayacağız?</p>
<p>Dans ve süfli eğlence yayınları yapan uydu kanalları yerine ne zaman bilimsel <strong>araştırma merkezleri</strong> kuracağız? Âlimlerimizi ve aydınlarımızı tutuklayıp hapislere tıkmak yerine ne zaman onları onurlandırmaya başlayacağız? <strong>Kendi aramızda</strong> ne zaman <strong>sulh</strong> yapacağız ve ne zaman aramızdaki bağları güçlendireceğiz? Yöneticiler yüzünden ülkelerimizden nefret etmek yerine ne zaman vatanlarımızı sevmeye başlayacağız? Servetimizi ecnebi bankalarında biriktirmek yerine ne zaman <strong>Müslüman ülkelerde yatırım</strong> yapmaya başlayacağız?</p>
<p>İşte bu şekilde, ancak bu şekilde yaklaşan savaşı Allah’ın izniyle kazanacağız ve Türkiye bu zaferin odak noktasını oluşturacak…</p>
<p>Bu kitapçık Allah’ın izniyle burada tamamlanmıştır.”</p>
<p>*******</p>
<p>Türkiye’de merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan Hoca’dan başlayarak eski ve yeni birçok siyasetçi başta olmak üzere asıl hedefin Türkiye olduğunu bilen çok sayıda insanımızın varlığından yazarın haberdar olduğu satır aralarından okunabilmektedir. Ancak yine kitapçığın bütününden önümüze kocaman bir soru çıkmaktadır. Cevaplanması zor bu yakıcı soruyu yazar adına ben kendi kelimelerimle tevcih etmiş olayım:</p>
<p>Peki, siz Türkiye yönetimi ve halkı olarak bu ince elenip sık dokunmuş menfur yıkım projesi karşısında hangi <strong>mücadele planını</strong> hazırladınız? Yaklaşan kaçınılmaz Türkiye savaşı için yeterli siyasi, diplomatik, ekonomik, askerî ve en önemlisi de psiko-sosyal savunma sistemini oluşturabildiniz mi? Devlet yapılanmanız ve sosyal bünyeniz bu denli zorlu bir savaşa <strong>mukavemet edebilecek düzeyde</strong> sağlıklı ve güçlü müdür?</p>
<p>Rabbim bizleri tüm vatandaşlarımızı kucaklayan gerçek bir birlik ve beraberlik kurmaya, mukavemetimizi güçlendirerek saldırıları kolaylıkla bertaraf etmeye, Müslüman toplumlar başta olmak üzere dünyadaki tüm mazlumların umudu olan güzel Türkiye’mizi elbirliğiyle salimen ileriye götürmeye muvaffak eylesin.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Resmî internet sitesinde yer alan bilgilere göre AIPAC: The American Israel Public Affairs Committee: Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi, yüz binden fazla üyesi bulunan, ABD-İsrail ilişkilerinin düzenlenmesinde, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin derinleştirilmesinde ve ortak askerî programların gerçekleştirilmesinde önemli etkilere sahip bir kuruluştur. Washington DC’de Isaiah L. Kenen tarafından 1951’de kurulan kurum milyonlarca dolar bütçeyle lobi faaliyetlerini yürütmektedir. ABD’de lobicilik yapan Yahudi kuruluşlarının çatı örgütü olarak da nitelendirilen AIPAC, temel amacını; “Amerikan desteğinin devam etmesini sağlamak suretiyle <strong>İsrail’in güvenliğini teminat altına almak</strong>” şeklinde tanımlamaktadır. Bu bağlamda örgüt, İsrail’i doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren yıllık ortalama 100 yasa taslağının hazırlanmasında ya da bu maksatla siyasi girişimde bulunulmasında etkili olmaktadır.</p>
<p>Burada yazarın bir vurgusunu doğrulayan şu iktibası yapmakta fayda görüyorum: “The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy (İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası)” isimli kitabın yazarları John Mearsheimer ve Stephen Walt, AIPAC’in sadece “İsrail yanlısı” değil, düpedüz “İsrail’in lobisi” olduğunu ifade etmektedir. Yazarlardan Mearsheimer’a göre, Beyaz Saray’ın yeni patronu kim olursa olsun, ABD’nin İsrail politikası kesinlikle değişmeyecektir: “Hiçbir Amerikan Başkanı İsrail’e baskı yapamaz. Bunun nedeni de İsrail lobisidir… Bu durumda Ortadoğu’da bir barış anlaşması imzalanması imkânsızdır.” (https://www.dw.com/tr/yahudi-lobisi-abdde-ne-kadar-etkili/a-3323396). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Sykes-Picot Anlaşması; 16 Mayıs 1916 tarihinde Londra’da imzalanan gizli bir antlaşmadır. İngiliz ve Fransız dillerinde hazırlanmış olan antlaşma, Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasındaki topraklarını paylaşma konusunda iki ülkenin mutabakatını kayıt altına almaktadır. Antlaşma, Fransa adına imza atan François Georges Picot ile İngiltere adına imza atan Sir Mark Skyes’ın soy isimleriyle anılmaktadır. ‘Böl ve yönet’ taktiğinin başarılı(!) bir uygulaması olan antlaşmanın derin etkileri aradan geçen yüzyıla rağmen devam etmektedir. (<a href="https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/">https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/</a>, 18.07.2017). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> NATO: North Atlantic Treaty Organization (KAAÖ: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949’da Amerika’da Washington DC’de 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayanarak kurulan ve farklı dönemlerde 17 ülkenin daha katılmasıyla büyüyen uluslararası askerî ittifak örgütüdür. Açıklanan amacı; üye ülkelerden herhangi birinin toprak bütünlüğüne, siyasi bağımsızlığına ya da güvenliğine yönelik dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı ortak savunma yapmaktır. Genel merkezi Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan küresel örgüt, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa’nın güvenliğini korumak için Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde kurulmuştur. İlk askerî tecrübesini Kore Savaşı’yla yaşayan NATO’ya üye ülke sayısı; Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, Kanada ve diğerleriyle birlikte 28’e ulaşmaktadır. 1950 yılında Kore’ye asker gönderdikten sonra 1952 yılında üye olan Türkiye, örgütün tek Müslüman üyesidir.</p>
<p><a href="https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/">(https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/</a>, 09.10.2017). (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
