<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Celal Kırca Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/celal-kirca/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/celal-kirca/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:07:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>AKİF’İN BİLGELİĞİNDEN  HAKKIYLA İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 10:40:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[asrın idraki]]></category>
		<category><![CDATA[çağının şahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an müfessiri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Önal Mengüşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18). &#160; Samimi Katkıları Değerlendirmek Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Samimi Katkıları Değerlendirmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız.</p></blockquote>
<p>Son altı hafta boyunca Fikriyat sayfası yazılarımı merhum Âkif’in günümüz problemlerine ışık tutan fikirlerine ayırdım. Âkif yazılarını şimdilik, toplumun derdiyle dertlenmiş muhterem okurların pek kıymetli eleştiri ve değerlendirmeleriyle noktalamak istiyorum. Ancak, toplu değerlendirme yazısını tek sayfaya sığdıramadığım için bu hafta yazının ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Nitelikli ve hakkaniyetli değerlendirmelerle Âkif’in daha iyi anlaşılmasına katkı yapan kıymetli hocalarım, dostlarım ve bazılarıyla henüz tanışma fırsatı bulamadığım okurlarım, merhum üstadın İslam âleminin sorunlarına çözüm öneren fikirlerine ilişkin kanaatlerini serdettiler. Zorunlu imla ve ibare tashihleriyle iktifa ederek, Âkif konulu yazılarıma gelen yorumları özetle takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Şiir ve nesri yanında canlı hitabeleriyle bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p></blockquote>
<p>“Ahlâkı, veterinerliği, memurluğu, hafızlığı, edebiyatı, sporla uğraşması gibi çok yönlü vasıflarının tezat içermeyen vahdetini sağlayan üstad Âkif’in, ahiret odaklı yaşayan bir mümin oluşu ve sanatı davası için araç olarak kullanması çok muhterem bir hususiyettir. Zira o, sanatı sanat için değil, bilakis toplum ve inanç için dengede götüren bir şahsiyettir. Metin Önal Mengüşoğlu’nun ‘Müstesnâ Şair Mehmed Âkif’ isimli eserini gençlerimize hararetle tavsiye ediyorum.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i niçin bu kadar sevdiğimizi, merhum Ferid Kam’ın ona yazdığı mektuptaki şu cümlesine bağladım: ‘Sen sanatta gaye aramıyorsun, lâkin gayede sanat arıyorsun.’” (Tûba Erdem).</p>
<p>“Bugün yaşananları bir asır öncesinden çözümleri ile tespit etmiş, bizlere yol göstermiş, asıl hataların nerelerden kaynaklandığını ve çözüm yollarını önümüze koymuş olan Âkif’i ne kadar az tanıdığımızı ve tanıtmak adına ne kadar az gayret gösterdiğimizi düşününce vicdanımız sızlıyor.” (Beyza Erkoç).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i sadece şair olarak anıp hep bu yönüyle ondan bahsetmek çok büyük bir haksızlıktır. Zaten bu yaklaşım üzerinden Âkif’in gerçek değeri saklanmış, üzerine ambargo konulmuştur. Âkif, zamanının en kuvvetli Kur’an müfessiri ve mücahitlerinden birisidir. Âkif’in, tutarlı müslümanlığının ve bilge kişiliğinin kaynağı Kur’an’dır. Başka bir deyişle Mehmet Âkif’in ‘güç kaynağı’ Kur’an-ı Kerim’dir.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Âkif, Kur’an’ın ve Rahman’ın maksadını en iyi anlayanlardan birisi olarak o günün, bugünün, hattâ gelecek tüm insanlığın temel ve kadim hatalarını ve reçetelerini sunmuştur.</p>
<p>Âkif’ten iktibas ettiğiniz “Okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken&#8230;” cümlesini okurken, geçenlerde 1128 akademisyenin terör örgütüne destek veren ihanet belgesine imza atışını hatırladım. Âkif gerçekten hayatı doğru okumuş! Dün de, bugün de, yarın da ‘bilme’ hali kişiye ‘had’leri öğretmiyor, hatırlatmıyor, sınır koymuyorsa kişi hadsizce gizli gündem oluşturabiliyormuş! Ayrıca, Âkif’in şiirleri yanında vaazlarına, makalelerine ve düz yazılarına da yer vermeniz çok yararlı oldu.” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif’in bıraktığı eserler derslerde İngiltere ve ABD’de Shakespeare’in okutulduğu gibi hem dil hem kimlik açısından okutulursa eminim yaşadığımız travmalara iyi gelecektir. Fakat, Âkif’in şiirlerinden ve yazılarından -stratejik/felsefî bütüncül çalışmalar yapmadan- yol haritası çıkarılabileceğini düşünmüyorum. Yani; ilham verebilir, ama sosyolojik açıdan çok çalışma yapılması gerekir&#8230;” (Sezer Pal).</p>
<p>“İlmi, sanatı, ahlâkı ve aksiyonu ile zamanının rol modeli olan Âkif’i makalenizin konusu yapmakla günümüzde ona duyulan minnet borcunu ortaya koymak ve ayrıca hâlâ Müslümanların bu rol modele ihtiyacının olduğunu hatırlatmakla ona büyük bir hatırşinaslık göstermişsiniz. Âkif’i anlayalım ki; ihtiyacımız olan Âkifleri yetiştirebilelim.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif ne kadar işlense, efkâr-ı umûmiyyeye ne kadar arz edilse o kadar iyidir.” (Murat Sülün).</p>
<p>“En küskün döneminde bile umudunu ve coşkusunu kaybetmeden sürekli üreten büyük şair Âkif, iyi ki İslâm âleminin bu günlerini görmedi&#8230; İnsanı insan yapan, toplumu huzurlu ve güvenli kılan güzel hasletlerin yerini para ve hırs almışsa; geleceğin o güzel hedeflerini gerçekleştirecek insanları kim, nasıl ve hangi periyotta yetiştirecek?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>“Merhum Âkif’in dikkatimizi çektiği noktalar hâlâ güncelliğini korumakta. Her kes elindekiyle övünüp insanları ona sarılmaya davet etmeyi bir vazife olarak gördüğü müddetçe bu halimiz devam edecektir. Başkalarını düzeltmeyi bir kenara bırakıp kendimize çekidüzen vermedikçe, birbirimizle uğraşmaktan arta kalan zamanımız olmayacaktır. Dilerim ki, Âkif’i örnek aldıklarını söyleyenler Âkif’i hakkıyla anlar, çarpık yanlarını düzeltir, sözleriyle değil amelleriyle insanlara Âkif’in idealindeki hayatın kodlarını göstermiş olurlar.” (Hasan Polat).</p>
<blockquote><p>Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, bir aksiyon adamı olarak sanatında ve eserlerinde ümmetin dertlerini terennüm etti.</p></blockquote>
<p>“Bu tür ufuk açıcı ve uyandırıcı çalışmaların kapsamlı olarak ve bütün topluma ulaştırılarak sürmesi gerekiyor. Merhum Âkif, Müslümanların Batı karşısında deprem geçiren bir binanın çöküşü gibi çöktüğünü görünce kalbi ve dili ile avazı çıktığı kadar bağırmış, Müslümanları enkazın altından çıkarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Ama binanın çok eskimiş olması ve düşmanın güçlü darbelerine karşı artık dayanamaz duruma düşmesi nedeniyle ne yazık ki bütün feryatlar onu ayağa kaldırmaya yetmemiştir. Çünkü sünnetullahı tersine çevirmek mümkün değildir&#8230;</p>
<p>Merhum Âkif, güçlü bir edebiyatçı olduğu için olağan olayları biraz abartarak yahut olumsuzlukları görmezden gelerek anlatmaya çalışır. Mesela “Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde… Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı… Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” değerlendirmesi gerçekleri tam yansıtmadığı gibi, abartmalarla dolu bir değerlendirmedir. Çünkü Cemel ve Sıffin savaşlarından, Harra’da ve Kerbela’da yaşananlardan başlayarak, Seffah yönetiminde Abbasilerin Emevilere, Timur’un Yıldırım’a ve vatandaşlarına yaptığına, nihayet bugün adı Müslüman toplulukların yine adı Müslüman diğer topluluklara yaptıklarına kadar Müslümanın Müslümana yaptığını belki gâvur bile yapmamıştır…” (İbrahim Sarmış).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Sürekli Bir Islah Çabası İçinde Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in yüz yıl önce gündeme getirdiği ‘sorunlarımız, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar’ gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.</p></blockquote>
<p>“Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, sanatını fildişi kulesinde lirik şiirler yazarak icra etmedi; bir aksiyon adamı olarak İslam’ı ve ümmetin dertlerini terennüm etti. Bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferin destanını ve kurtuluş savaşından sonra İstiklâl’in marşını Âkif yazdı. Esas mesleği veterinerlik olan Âkif, Arapça ve Farsça’yı bilen, İslam’a vakıf bir âlimi idi. O, ilkeli bir Müslümandı. En olumsuz anlarda bile ye’se kapılmadı, hayata ümitle bakarak ümmetin içine düştüğü bunalımlardan kurtuluşu için bilimle çare üretmeye çalıştı.</p>
<p>Âkif’in bir mütefekkir olarak ümmetin birliğini sağlamak maksadıyla yüz yıl önce gündeme getirdiği “İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları” gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şiir ve nesrin yanında bazen bir cami kürsüsünden, bazen bir meydanda halka hitap ederek bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, duygu ve düşüncelerinde kitap ve sünnete dayanırdı. Safahat’a baktığımız zaman şiirlerini bazen bir ayet üzerine, bazen bir hadis üzerine inşa ettiğini görmekteyiz. Milletimizin bu güzel örnekten faydalanmaya ihtiyacı vardır. O, düşüncelerini bir meşrep zemininde değil, ümmet zemininde ortaya koyduğu için kapsam alanı daha geniştir. İşte bu yüzden, Âkif’i yeniden objektiflerimize yaklaştırarak okumaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, bir meşrebin adamı olmayıp, yelpazesini geniş açıp ümmete kol kanat gerince, bir Süleyman Efendi gibi, bir Said Nursi gibi arkasından takipçi bir grubu olmayınca yeteri kadar anlaşılamadı. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki; bu milletin Âkif’i anlamaya çok büyük ihtiyacı vardır.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Rahmetli Âkif çok güzel çözüm reçeteleri sunmuş: Önce azim sonra tevekkül. Hz. Hüseyin biraz sonra şehit edileceğini ve bir çok sahabinin de aynı kaderi paylaşacağını bildiği halde ‘çalı çırpı toplayıp çadırları ateşe verin’ diyordu. Müslümana yakışan tavır budur. Eldeki imkân dahilinde çözüm üretiyordu, ama asla isyan ve tükenmişlik yoktu! Bizler de bu olaylardan hikmet devşirmesini bilmeli, dimdik ve azimle kutlu yolculuğumuza devam etmeliyiz.” (Ayşe Karan).</p>
<p>“Keşke bu yakın geçmişimizin en önemli şairini gençlerimiz, hattâ büyüklerimiz sözlük kullanmak zorunda olmadan anlayabilselerdi.” (Ayla Kerimoğlu).</p>
<p>“Bu yazılar merhum Âkif’in Kur’an’ın mesajlarını ne kadar özümsediğini, onun penceresinden hayata ne kadar isabetli baktığını, vahyin öğretileri ışığında yol alacağı yerde atalar kültürünü yahut sapmaların yolunu izleyerek Batı karşısında perişan duruma düşmüş İslam âleminin hastalıklarını ne kadar isabetli teşhis ettiğini ve tedavi yolunu gösterdiğini güzelce ortaya koymaktadır. Yazılarınız inşallah geniş kitlelere ulaşır ve ümmetin uyanmasına vesile olur. Böylece merhum Âkif’in amacı kısmen de olsa gerçekleşmiş olacağı gibi, bizler/sizler de görevimizi yapmış oluruz. Ümmetin perişanlığını ve vahyin ayaklar altına alınmasını ancak bu şekilde duyurabilir ve ümmetin elinden tutmuş olabiliriz. Bu sorumluluk gerçeği bilen ve gören bütün müminlerin üzerindedir. Görevimizi yaptığımız zaman ancak insanlara karşı ve Allah’a karşı sorumluluktan kurtulabiliriz.” (İbrahim Sarmış).</p>
<p><em> </em>“Yürekten coşup gelen ifadelerle eskimeyen eskimiz Âkif’imizi dimağlarımıza misafir ettiğiniz için zatınıza müteşekkirim. Bu çileli insan, toplumu okumuş ve okutmuştur. Merhum Âkif’in hocalığı sadece devrinin insanlarına yönelik değildi. Onun bugünün ve yarının insanına da rehberlik ettiğini görmekteyiz. O, “Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslam’ı” derken, her bir İslam ferdinin yaşayan bir Kur’an olmasını arzulamaktadır. Bu da ancak İslam’a teslim olmakla mümkün olacaktır, İslam’ı teslim almakla değil! Âkif’in teşhisleri ve tedavi önerileri, bekasına yardımcı olmaya çalıştığı İslam ümmetini kıyamete kadar inşa etmeye devam edecektir. Fî emânillah&#8230;” (Naci Şengün).</p>
<p>Kendi ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkarak, kör taassuptan ve taklitten kurtulmayı, yeniliklere açık olmayı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayı salık veren, ana kaynak olarak tasavvurunun odağına yerleştirdiği Kur’an’ı hayatın içinden yorumlamayı şiar edinen merhum Âkif’e milletçe, ümmetçe medyûn-ı şükranız, rûhu şâd, makâmı cennet olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu</strong>, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi Yayını, 2 c., 1184 s.</li>
<li><strong>Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu</strong>, 12-14 Ekim 2011, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, 597 s.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF GİBİ KUR’AN’I HAYATIN İÇİNDEN YORUMLAYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 10:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[3:159]]></category>
		<category><![CDATA[30:50]]></category>
		<category><![CDATA[53:39]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=259</guid>

					<description><![CDATA[“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek. Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50). &#160; Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek.</p>
<p>Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle Kur’an âyetlerinin manalarını şiir, nesir ve hitabe formunda ümmetin dikkatine sunmuştur. Sadece söylemini değil eylemini de Kur’an’a göre şekillendirmek hususunda büyük bir hassasiyet ve yılmaz bir gayret serdeden Âkif, hayatını değerlerini yansıtan parlak bir tablo gibi resmettiği bir sanat eserine dönüştürmeyi de bilmiştir.</p>
<p>Ferîd Kam’ın kendisine yazdığı bir mektupta belirttiği gibi Âkif, Kur’an’ın hakkıyla kavranması davasında sanatını konuşturmuştur:</p>
<p>&#8220;Enîs-i rûhum Âkif’e, &#8230; İhtimal ki “Sanat sanat içindir; sanattan maksad yine sanattır; sanatta dinî, ahlâkî, siyasî bir gâye aramak abestir.” diye senin mesleğine îtiraz edenler, onu hoş görmeyenler vardır&#8230; Ben senin eserlerinde bu düstûra muhâlefetini gösterecek bir şey görmüyorum. Çünkü sen de sanatta gâye aramıyorsun; lâkin gâyede sanat arıyorsun. Mesleğin tamamıyla maksadını te’mîne kâfîdir&#8230; Safahât’ın bu kısmını teşkîl eden manzûmelerin menba’ı Furkân-ı Hakîm olduğundan hepsinin ilhâm-ı mahz eseri olduğunu söylemek zâiddir. Hemen söyle, hemen yaz. Tevfîk-i Hudâ refîkın olsun azîzim. 30 Mayıs 1329” (12 Haziran 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, âyetlerin manasını son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle sunmuştur.</p></blockquote>
<p>Tefsir profesörü Celal Kırca, &#8220;Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili&#8221; başlıklı makalesinde onun Kur’an’ı nasıl hayatın içinden yorumladığının bir çok örneğini aktarır. Biz bu kısa yazımızda özetle bir kaç numuneyi iktibas etmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Âkif Kur’an âyetlerini sosyolojik tefsir ekolü içinde yorumlayan bir şâir ve bir düşünürdür. Çağının problemlerini iyi bilen ve onlara Kur’an’dan çözümler sunan bir müfessirdir. Onu sosyal olaylar içinde hiç şüphesiz, başta sıcak savaş, daha sonra da İslam’a yapılan haksız ithamlar etkilemiştir. Bu ithamlar onda derin yaralar açmıştır. Müslümanların acıklı ve perişan durumu onu çok üzmüş, ancak, milletin kurtuluşunu da onların uyanmasında, birlik ve beraberliklerinde, cahillikten kurtulmalarında ve hepsinin başı olan çalışmalarında görmüştür. Bütün gücüyle bunu söylemiş ve bu millete kılavuzluk etmiştir. Şiirlerine konu olarak seçtiği âyetlerle sosyal olaylar karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önce Azmedip Sonra Tevekkül Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, öncelikle Müslümanlara içinde bulundukları durumu izah etmek ve onları daldıkları derin uykudan uyandırmak istiyordu.</p></blockquote>
<p>“Bir kerre azmettin mi, artık Allah’a dayan.” (Âl-i İmran, 3/159) âyetini ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlığı altında yorumlayan Âkif şunları söylemektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?</p>
<p>Hâlâ mı reşîd olmadı, hâlâ mı bu ümmet?</p>
<p>Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;</p>
<p>Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!”</p>
<p>&#8211; Allah’a değil, taptığın evhâma dayandın;</p>
<p>Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın.</p>
<p>Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,</p>
<p>Yattın kötürümler gibi, yattın mütemadî.</p>
<p>Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;</p>
<p>İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.</p>
<p>Mevcûd ise bir hakk-ı hayât ortada, şâyed,</p>
<p>Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.</p>
<p>“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!&#8230;</p>
<p>Dünyâ koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;</p>
<p>Davranmayacak kimse bu meydâna atılmaz.</p>
<p>Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da;</p>
<p>Mâzîyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda.</p>
<p>Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:</p>
<p>Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!</p>
<p>(İstanbul, 13 Teşrînisânî 1335/ 13 Kasım 1919).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Kanunlara Uygun Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, milletin kurtuluşunu; uyanmakta, birlik ve beraberlikte, cahillikten kurtulmada ve çok çalışmakta görmüştür.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre çare, “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) âyetiyle emredilen çalışma idi. Bütün acıların, zulmün ve geriliğin tek sebebi vardı, o da tembellikti. Çalışan kazanmıştı. Biz de kazanmak istiyorsak çalışmalıydık. Bu bir sosyal kanundu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mu’tâdı.</p>
<p>Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?</p>
<p>Bugün, sen kendi kendinden ümîd et ancak imdâdı;</p>
<p>Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı.</p>
<p>Cihan kânûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!</p>
<p>Ne yaptın? “<em>Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â</em>” vardı!..</p>
<p>(30 Muharrem 1331/ 27 Kânûnievvel 1328/ 9 Ocak 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre suçlu İslam dini değil, onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı.</p></blockquote>
<p>“Yusuf Sûresi’nin “Oğullarım, gidiniz de Yusuf ile kardeşini araştırınız, hem sakın, Allah’ın inâyetinden umudunuzu kesmeyiniz. Zira, kâfirlerden başkası Allah’tan umudunu kesmez.” mealindeki 87. âyetini Âkif şöyle yorumluyordu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’</p>
<p>Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!</p>
<p>His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?</p>
<p>Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?</p>
<p>Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.</p>
<p>Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.</p>
<p>Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!</p>
<p>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;</p>
<p>Me’yûs olanın, rûhunu, vicdânını bağlar</p>
<p>Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!</p>
<p>Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;</p>
<p>Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar&#8230;</p>
<p>Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.</p>
<p>Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>‘İş bitti&#8230; Sebâtın sonu yoktur!’ deme, yılma!</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bilgiyle Bir Çıkış Yolu Bulabilmek</strong></p>
<p>“Âkif’e göre Kur’an-ı Kerim her şeyin çaresini göstermiştir. O da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) âyetinde ifade edilen bilgidir. İnsan bilgi sayesinde bütün problemlerini çözebilir, kendisine bir çıkış yolu bulabilir. Çünkü bilenle bilmeyen kişi asla bir değildir. Bilen kişi, olay ne kadar vahim olursa olsun, onun üstesinden gelebilecek bir yeteneğe sahip demektir:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmaz ya&#8230; Tabî’î&#8230; Biri insan, biri hayvan!</p>
<p>Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından,</p>
<p>Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.</p>
<p>Kâfi mi değil, yoksa bu son ders-i felâket?</p>
<p>“Son ders-i felâket” ne demektir? Şu demektir:</p>
<p>Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!</p>
<p>Zîrâ, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;</p>
<p>Zîrâ, bu sefer uyku ölümdür: Uyanılmaz! (&#8230;)</p>
<p>Ey katre-i âvâre, bu cûşun, bu hurûşun</p>
<p>Âhengine uymazsan, emin ol, boğulursun!</p>
<p>Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,</p>
<p>Silkin de: Muhîtindeki zulmetleri yak, yık!</p>
<p>Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;</p>
<p>Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır!</p>
<p>Eyvâh! Bu zilletlere sensin yine illet&#8230;</p>
<p>Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet,</p>
<p>Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs!</p>
<p>Ey sîne-i İslâm’a çöken kapkara kâbûs,</p>
<p>Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel:</p>
<p>Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!</p>
<p>Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!</p>
<p>İslâm’ı da “Batsın!” diye tutmuş, yediyorsun!</p>
<p>Allah’tan utan! Bâri bırak dîni elinden&#8230;</p>
<p>Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!</p>
<p>Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât?</p>
<p>Allah’tan utanmak da olur ilm ile&#8230; Heyhât!</p>
<p>(18 Cemâziyelevvel 1331/ 11 Nisan 1329/ 24 Nisan 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, şiirin son mısraında “Kullarından ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28) âyetine atıf yapmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durumu İyi Değerlendirip Yeniden Misyonumuzu Üstlenebilmek</strong></p>
<p>“İnananlarına bilgili olmalarını ve çalışmalarını emreden İslam dini cehaletin her çeşidini yeriyor ve ilmi teşvik ediyordu. Âkif, Müslümanların hatasının böyle bir dine mal edilmesine tahammül edemiyordu. Ortada bir suçlu varsa o, İslam dini değildi, suçlu onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı. Bu nedenle, öncelikle Müslümanların içinde bulundukları bu durum onlara izah edilmeli ve daldıkları derin uykudan uyandırılmalıydı. Fakat bu nasıl olacaktı? Şâyet bir hasta hastalığını kabul ederse ona yapılan tedavi fayda verirdi. Bu millet de hastaydı ve bu hastalığını kabul etmesi, daha sonra da ondan kurtulmak için gayret göstermesi gerekiyordu. Bu psikolojik hastalık ise ezilmişlik, bıkkınlık ve kendine güvensizlikti. Âkif bunu çok iyi tespit etmişti. Bunun için de bu milletin kendisine olan güvenini güçlendirmek gerekiyordu. “Siz, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış hayırlı bir milletsiniz.” (Âl-i İmran, 3/110) âyetini konu alan şiiri işte bu amaca yönelikti:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:</p>
<p>Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!</p>
<p>Kapkaranlıkkken bütün âfâkı insaniyyetin,</p>
<p>Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin. (&#8230;)</p>
<p>Biz, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?</p>
<p>Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!</p>
<p>Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak!</p>
<p>En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak!</p>
<p>Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize:</p>
<p>Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!</p>
<p>(29 Mayıs 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Görebilmek</strong></p>
<p>“İçi ümitle dolu olan Âkif, “Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek, hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50) âyetini şöyle yorumlar:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;</p>
<p>Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!</p>
<p>Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:</p>
<p>Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.</p>
<p>En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;</p>
<p>Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat! (&#8230;)</p>
<p>Bir nesîm ister kımıldanmak için canlar bugün;</p>
<p>Bir nesîm olsun, İlâhî&#8230; Canlanır kanlar bütün.</p>
<p>Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr&#8230;</p>
<p>Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil’e kalmıştır nüşûr!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Korkmak ve O’na Saygıda Kusur Etmemek</strong></p>
<p>“Ey müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkunuz.” (Âl-i İmra, 3/102) âyetini konu alan şiirinde Âkif, toplumu ıslah etmeyi, ahlak bunalımını, toplumdaki çözülmeyi ve manevi hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyordu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;</p>
<p>Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.</p>
<p>Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın&#8230;</p>
<p>Ne irfanın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdanın.</p>
<p>Meğer kalbinde Mevlâ’dan tehâşî hissi yer tutsun&#8230;</p>
<p>O yer tutmazsa hiç ma’nâsı yoktur kayd-ı nâmûsun.</p>
<p>Hem efradın, hem akvâmın bu histir, varsa, vicdânı;</p>
<p>Onun ta’tîli: İnsâniyyetin tevkî-i hüsranı!</p>
<p>Budur hilkatte câri en büyük kanunu Hallâk’ın:</p>
<p>O yüzden başlar izmihlâli milletlerde ahlâkın.</p>
<p>Fakat, ahlâkın izmihlali en müdhiş bir izmihlâl;</p>
<p>Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyyet, ne istiklâl.</p>
<p>Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir;</p>
<p>Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.</p>
<p>Olur cem’iyyet artık çaresiz pâmâl-i istîlâ</p>
<p>Meğer kaldırmış olsun, rûh-î sânî indirip, Mevlâ.</p>
<p>Evet bir ba’sü ba’de’l-mevte imkân vardır elbette&#8230;</p>
<p>Bunun te’mîni, lâkin, bir yığın edvâra vabeste!</p>
<p>O cem’iyyet ki vicdanında hâkim havf-ı Yezdân’dır;</p>
<p>Bütün dünyâya sahiptir, bütün akvâma sultandır.</p>
<p>Fakat, efrâdı Allah korkusundan bî-haber millet,</p>
<p>Çeker, milletlerin menfûru Kıbtîler kadar zillet; (&#8230;)</p>
<p>Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış:</p>
<p>Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtiyle, sağ kalmış?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>, İstanbul 1950, 3. Baskı.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
