<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bosna Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/bosna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/bosna/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2021 21:02:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MÜLTECİLERİN DENİZLERDE BOĞULMASINA MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 19:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1951 CENEVRE SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[4804 SAYILI KANUN]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[BODRUM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇMENLER]]></category>
		<category><![CDATA[İMKANDER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAÇAKÇILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN TİCARETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM VİTALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ÖZER]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER E. BEZİRGAN]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMACILAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİLER]]></category>
		<category><![CDATA[T.C.K. MADDE 80]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNE FACİASI]]></category>
		<category><![CDATA[TUĞBA AYDOĞDU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=904</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019). İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği <strong>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü</strong> öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019).</p>
<p>İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin günümüzde olduğu kadar devasa boyutlara ulaştığına şahit olmamıştır. Evini barkını terk ederek bir meçhule kürek çeken milyonlarca insanı bu zorlu maceraya sürükleyen doğal afetler değil bizzat insan ürünü olan kirli savaşlardır. Çok katmanlı modern savaşların milyonlara baliğ olan dev mülteci kitlelerini doğuran en önemli etken olarak önümüzde duruşu, ivedilikle temizlenmesi gereken bir insanlık ayıbıdır. Çok boyutlu insan hakları ihlallerini beraberinde getiren, hayat hakkı başta olmak üzere insanların en temel haklarını, sosyal, siyasal ve ekonomik haklarını, sağlıklı bir çevrede yaşama, insanca bir hayat sürme vb. medeni haklarını hiçe sayan, insanlık şeref ve haysiyetini ayaklar altında çiğneyen, ırz ve namusları kirleten, insanlığın geleceği olan çocukların hayatını karartan kirli savaşlara büyük insanlık ailemiz ne vakit dur diyecek?</p>
<p>Hemen hiçbir küresel sorunda başarılı bir çözüm sunmayı başaramayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BM), kirli çıkar savaşlarına mâni olamadığı gibi milyonlarca mültecinin %10’una bile mülteci statüsü verememektedir. Dolayısıyla zorbalıkla yerinden yurdundan edilen bu çilekeş insanlar hiçbir hak ve statü sahibi olmadan yaban ellerde tükenip gitmektedir.</p>
<p>Son yarım asırda Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Irak ve en son Suriye, işgal savaşları yüzünden milyonlarca mülteci vermek zorunda bırakıldı. Savaşta evi başına yıkılmadan sağ kalabilen insanlar can havliyle komşu ülkelere sığındılar. Güvenli sığınaklar arama gayretiyle sonu meçhul uzun yollara düşen mültecilerin çok azı bu muratlarına nail olabildiler.</p>
<p>Hak ve statü kazanarak güvenceli ve daha insani bir hayat sürebilmek umuduyla her yıl binlerce mülteci adayı, kaçak olarak tehlikeli deniz yolculuklarına atılmaktadır. Bir seferde 800 kişinin boğularak ölmesine sahne olan Akdeniz’de sadece 2015 yılında tekneleri batarak ölenlerin gerçek sayısı 10 bin civarındadır!</p>
<p>Denizlerdeki mülteci ölümlerine ilişkin iki kıymetli rapor hazırlayan İMKANDER’in 2016 yılı raporunda yer alan çözüm önerilerini özetle hatırlamakta yarar var:</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerinin Önüne Geçmek İçin Somut Adımlar Atmak</strong></p>
<p>II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da başlayan, Filistin’in işgaliyle ivme kazanan ve 2011 yılında Suriye’deki iç savaşla birlikte büyük bir faciaya dönüşen mülteci sorunu ve mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için tüm dünya ülkelerinin yöneticilerinin üzerine büyük sorumluluklar düşmektedir.</p>
<ol>
<li><strong>Göçmenlerin Geldikleri Ülkelerdeki Diktatörlük Rejimleri <u>Desteklenmemelidir</u></strong>:</li>
</ol>
<p>Günümüzde göç akınlarının en tehlikeli güzergâhı Akdeniz rotasını tercih eden insanların büyük bir kısmı, ekonomik nedenlerle ülkesini terk eden göçmenler değil, iç savaş, baskı, işkence vb. sebeplerle kendisi ve ailesinin hayatı tehlikede olduğu için ülkesini terk eden mültecilerdir. Suriye, Eritre, Somali ve Afganistan gibi ülkelerdeki iç karışıklıklar ve baskılar sona ermediği sürece insanlar hayatları pahasına yola çıkacaklar. Bu insanlar ölüm tehlikesini göze alarak “kurtuluş” umuduyla yola çıkmaktadırlar.</p>
<p>Çatışmaların yaşandığı bölgelerde halkların iradelerine uygun devlet anlayışı tesis edilmediği sürece bu sorunun devam edeceği açıktır. Başta Batı ülkeleri olmak üzere uluslararası kamuoyu kısa vadede mülteciler için güvenli seyahat rotalarının önünü açarak vize koşullarını kolaylaştırmalı, kitlesel göçü kaldırabilecek düzeyde kotalar belirlemeli, mültecilere temel haklarını sağlamalıdır. Uzun vadede ise göçe kaynaklık eden sebeplerin sona erdirilmesi için etkin bir politika yürütmelidir. Özellikle İslam coğrafyasında terör estiren diktatörler desteklenmemeli ve bölge halklarının iradeleri göz önünde bulundurularak politikalar geliştirilmelidir.</p>
<p>Dünya liderlerinin mültecilik sorununu bölgesel bir sorun olarak görmemeleri, sorunun bir dünya sorunu olduğunu kabul ederek adımlar atmaları gerekmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Göçmenlere Mültecilik Hakkı Tanınmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin en temel sebebinin savaşlar olduğu açıktır. Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılı öncesinde çok az sayıda Suriyelinin sığınmak için aileleriyle birlikte tekne yoluyla Avrupa kıyılarına hareket ettiği bilinmektedir. Bu durum Ortadoğu’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin temel sebebinin “can güvenliği” olduğu, “daha iyi bir hayat” talebinin ise ikinci sırada geldiğini göstermektedir.</p>
<p>Aynı şekilde Kuzey Afrika kıyılarından Avrupa kıyılarına doğru yaşanan göçlerde de Libyalıların birinci sırayı alması, ülkede yaşanan iç çatışmaların bir neticesi olarak görülmelidir.</p>
<p>Bir başka göçmen kitlesini Somali ve Afganistan vatandaşları oluşturmaktadır. Bu her iki ülkede de, hem gruplar arası çatışma hem de yabancı güçlerle yaşanan çatışmalar mevcuttur. Bu çatışmalardan en çok çocuk ve kadınların yoğun olarak etkilendikleri görülmektedir.</p>
<p>Birleşmiş Milletlere üye olan ve 1951 Cenevre Sözleşmesine taraf olan Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm ülkeler “can güvenliği” sebebiyle kendilerine sığınan tüm insanlara gerekli kolaylığı göstermek zorundadırlar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İnsan Kaçakçılığı Ağır Bir Şekilde Cezalandırılmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Avrupa ülkelerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin, sığınmacılara mülteci statüsünün verilmesi konusundaki isteksizlikleri ve çıkardıkları zorluklar, göçmenlerin yasa dışı yollara tevessül etmelerini sağlamaktadır. Göçmenlerin içinde bulunduğu bu zor durumdan istifade eden çeşitli suç örgütleri “insan onuruna yakışmayacak ve göçmenlerin hayatlarını hiçe sayan şartlardaki deniz vasıtalarıyla” insan ticareti yapmaktadırlar. Bu suç örgütleri bu “ticaretleri” sayesinde son derece büyük yasadışı paraya sahip olmaktadır.</p>
<p>Göçmenlerin kendi rızalarıyla bu teknelerle seyahat etmeleri “insan kaçakçılarının” suçunu azaltan bir unsur olarak görülmemelidir. Çünkü can güvenlikleri sebebiyle kendi ülkelerinden kaçmak durumunda kalan göçmenlere daha iyi bir alternatif sunulmamaktadır.</p>
<p>TBMM 30 Ocak 2003 yılında aldığı kararla “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın Ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına Ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”ü imzalayarak 4804 numaralı kanunla insan ticaretini kesin bir dille yasaklamıştır. Buna kanuna göre göçmenlerin “çaresizliklerin yararlanmak” suç olarak tanımlanmıştır. T.C.K. Madde 80’de insan kaçakçılığının cezası da belirlenmiştir: “… çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası verilir.”</p>
<p>Türkiye’de tarihi eserleri yasaya aykırı olarak yurtdışına çıkaran kişilere verilen cezaya yakın tutulan mevcut cezaların, insan kaçakçılığını önleyecek şekilde arttırılması gerekmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Göçmenlere İnsanca Yaşayabilecekleri Bir Ortam Sağlanmalıdır: </strong></li>
</ol>
<p>BM tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin de taraf olduğu protokolde, taraf devletlerin yükümlülükleri şu şekilde ifade edilmiştir:</p>
<p>“Taraf Devlet, diğer önlemlerin yanı sıra, insan ticaretine ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacaktır. Taraf Devletler, insan ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendirecektir. Devletler, mağdurların anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi vermek, tıbbî, psikolojik ve maddî yardım yapmak; çalışma, öğrenim ve eğitim olanaklarını sağlamak; insan ticareti mağdurlarının yaşını, cinsiyetini ve uygun barınma, eğitim ve bakım dahil, özel ihtiyaçlarını ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate almak; insan ticareti mağdurlarının fiziksel güvenliğini sağlamak için çaba göstermek ve kendi iç hukuk sisteminin insan ticareti mağdurlarına gördükleri zararlar için tazminat alma olanağını veren önlemleri içermesini temin etmekle” yükümlü kılınmıştır.</p>
<p>BM tarafından hazırlanan sözleşmeye taraf olan ve göç alan devletlerden Yunanistan ve İtalya ile sınırları transit kullanılan Türkiye insan ticareti mağduru kişileri yukarıda ifade edilen haklardan yararlandırmak durumundadır. Oysa, ne yazık ki, taraf ülkeler mağdurlara <strong>suçlu muamelesi</strong> yapmakta; bu yargılayıcı dil medyada da kendini göstermektedir. Göçmenlerden “kaçaklar”, “yakalandılar” gibi ifadelerle bahsetmek, onların mağdur oldukları gerçeğini örtmeye yaramaktadır. Hem devletler hem de medya bu yargılayıcı dili terk etmelidir.</p>
<p>İnsan ticareti mağdurlarına insanca yaşayabilecekleri ortamlar hazırlanmalı, sığınma ve iltica müracaatları kolaylaştırılmalı, çocuklara eğitim alma imkânı sunulmalı, tüm mağdurların koşulsuz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>Mültecilik olgusu her ne kadar olağan dışı bir göç sonucu oluşsa da netice de sosyal bir hareketliliği de beraberinde getirmektedir. Göç insani bir haktır ve dünya hepimize yetecek kadar geniştir. Dünyamızda illegal statüde hiç kimse olamaz. Kişi kendi doğacağı ülkeyi ve coğrafyayı kendisi seçemediği için, yaşayabileceğini düşündüğü başka ülke veya coğrafyaya göç etmek istemesi de son derece insani bir haktır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile bu Sözleşme’ye ek birinci Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve özgürlükler tanıyan 4 numaralı protokolün 2. Maddesi’nde; “Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.” şeklinde tarif edilmektedir.</p>
<p>Dünyada yaşanan <strong>savaşlar ve iç çatışmalar</strong> devam ettiği sürece “mülteci sorununun” bitmeyeceği açıktır. Mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için her şeyden önce Birleşmiş Milletler Örgütü’nün daimi üyelerinin kendi ulusal çıkar ve menfaatleri yerine, <strong>insan hayatını önceleyen</strong> bir yaklaşım içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Suriye’de 600 bine yakın sivilin hayatını yitirdiği iç savaşın sonlanabilmesi için BM daimi üyelerinin “veto hakkını”(!) bir <u>silah olarak kullanmamaları</u>, insan hayatının her şeyden daha kıymetli olduğu gerçeğine gözlerini kapatmamaları sorunu çözmede en önemli adım olacaktır. Halkların kendi iradelerinin siyasi ve sosyal hayata yansımaları taleplerine saygı duyulmalıdır. Ancak bu şekilde hareket edildiğinde “mülteci sorunu” büyük oranda çözülecektir.” (Özer vd., 2017: 50-56).</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerine Mâni Olmak İçin Kapsamlı Çözüm Yolları Aramak</strong></p>
<p>Denizlerde mülteci ölümlerine mâni olabilmek için, İmkander raporlarında sıralanan çözüm önerilerine ilave olarak şu hususları vurgulamakta yarar görüyorum:</p>
<ol>
<li>Kaynak ülkelerde durumu iyileştirmeye ve böylece mülteci doğuran şartları ortadan kaldırmaya yoğunlaşmak.</li>
<li>Türkiye’ye Batı’dan gelen insanlara mahsus olan mültecilik statüsünü Doğu’dan gelenlere de teşmil etmek için uluslararası sözleşmeleri güncellemek.</li>
<li>Mültecilik statüsü alma sürecini kolaylaştırmak. Bu statüyü alanların BM nezaretinde üçüncü ülkelere yerleştirilmesini hızlandırmak.</li>
<li>Mültecilik meselesini ulusdevlet yaklaşımıyla değil millet (din) yaklaşımıyla ele almak. Yüz yıl önce aynı devletin vatandaşları olduğumuz kardeş topluluklara Avrupa ve Amerikalıların gözüyle bakmamalıyız.</li>
<li>Mültecilik meselesinde geçici statüyü azami bir yıl ile sınırlamak, bu sınırı geçen mülteciler için kalıcı tedbirler uygulamak.</li>
<li>Türkiye’de 2011 yılından bu yana geçici koruma altındaki yabancı statüsünde yaşayan Suriyeli sığınmacılar için vatandaşlık vermek başta olmak üzere kalıcı çözümler üretmek.</li>
<li>03.2016 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmaya göre Yunanistan’a kaçak yollarla giden sığınmacılar Türkiye’ye iade edilmekte olup bu anlaşma denizdeki mülteci ölümleri azaltmış olmakla beraber tüm ülkeleri kapsayan tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ailenin bütünleştirilmesi hakkı ile başvuru anından itibaren mülteci statüsü kazanma hakkının, “çocuğun üstün yararı” ilkesini nakzederek ailelerin Avrupa’ya gidişlerinin kestirme bir yolu olarak kullanılmasını engellemek.</li>
<li>Mülteci durumuna düşmeye ve mülteci ölümlerine mâni olmanın en esaslı yolu savaşları en başından engelleyebilmektir.</li>
</ol>
<p>Sivil toplum kuruluşları yönetici, çalışan ve gönüllülerinin, kanaat önderlerinin, aydın ve akademisyenlerin, siyasi liderlerin, denizlerde mülteci ölümlerinin engellenmesi hususunda kendi görev, yetki, sorumluluk ve imkânları ölçüsünde inisiyatif almaları ve üçüncü bin yılın başında insanlık şeref ve haysiyetini rencide eden bu büyük ayıbın artık ortadan kaldırılması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Genç ve Ballı, “<strong>Bodrum&#8217;da düzensiz göçmenleri taşıyan tekne battı: 12 ölü</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bodrumda-duzensiz-gocmenleri-tasiyan-tekne-batti-12-olu/1506093, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU: 1 OCAK-31 ARALIK 2015 TARİHLERİ ARASINDA YAŞANAN OLAYLAR</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Şubat 2016, 96. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2016/imkander-2016-rapor-renkli.pdf, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU 2016</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Mart 2017, 60 s. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2017/multeci-olumler-raporu-2017.pdf, 17.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SREBRENİTSA SOYKIRIMINI  UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 09:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Temmuz 1995]]></category>
		<category><![CDATA[5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet İmamoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Akrepler]]></category>
		<category><![CDATA[Alija Düşünce Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı’nın Soykırımcı Tabiatı]]></category>
		<category><![CDATA[Belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[Belvedere]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna-Sırp ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Boşnakça]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Bosnalılar]]></category>
		<category><![CDATA[EUFOR]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız general]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Gorajde]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Nuhanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Hollandalı askerler]]></category>
		<category><![CDATA[holokost]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[jenosit]]></category>
		<category><![CDATA[Karaçay]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciç]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Lahey]]></category>
		<category><![CDATA[Lemkin]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Boşnaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Radovan Karadziç]]></category>
		<category><![CDATA[Ratko Mladiç]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Sarayevo]]></category>
		<category><![CDATA[Scheveningen]]></category>
		<category><![CDATA[Sırp Kasap]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımlar Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenica Genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Tataristan]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[Thom Karremans]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Müslüman Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Under The UN Flag]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Ceza Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=534</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32). “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32).</p>
<p>“<em>Katlu’l-âmm</em>” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘<strong>katliam</strong>’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen <strong>soykırım</strong> kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘<strong>jenosit</strong>’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘<strong>holokost</strong>’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “<strong>genocide</strong>” terimini oluşturan <strong>Lemkin</strong> 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı; “<u>bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi</u>” olarak tanımlar (<strong>1</strong>).</p>
<p>Çerkes, Çeçen, Karaçay, Azeri, Uygur, Arap, Kürt, Türk vd. Müslüman topluluklara uygulanan katliamlardan hiçbirini resmen tanımayan Batı’nın Srebrenitsa katliamını resmen tanımak zorunda kalması ‘yetmez ama evet’ diyebileceğimiz bir gelişme olmakla birlikte Bosna’da Sırplara ihale edilen çok boyutlu katliamların tetikçileri ve azmettiricileriyle birlikte tüm sorumlularının hesap vermesi gerektiği, bu kabarık suç dosyasının bir caniye verilen sembolik cezayla geçiştirilemeyeceği asla dikkatten kaçırılmamalıdır!</p>
<p><strong>İnsanlık yürüyüşümüzde ‘kan dökücülük’ aşamasını geride bırakabilmek</strong></p>
<p>Hâbil’in değil Kâbil’in yolunu izleyerek Firavun, Nemrut, Stalin, Hitler, Pol Pot, Bush, Eset, Saddam gibi tarihe adını katliamlarla yazdırmış uzun ‘zulüm liderleri listesi’ne 11 Temmuz 1995’te yeni isimler eklenmişti: “Sırp Kasap” General <strong>Ratko Mladiç</strong>, azmettiricisi “Bosna Kasabı” Sırp lider <strong>Radovan Karadziç</strong> ve gözcüleri Hollandalı BM Barışgücü askerleri komutanı <strong>Thom Karremans</strong>! Elbette, onun da amiri olan Fransız komutan ve diğer iltisakları…</p>
<p>İnsanlık tarihini lekeleyen soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekleri daha önce bu sayfadan özetle paylaştığımız için (<strong>2</strong>) o bahsi hiç açmadan doğrudan Srebrenitsa katliamını ana hatlarıyla hatırla(t)mayı vecibe addediyorum.</p>
<p><u>Srebrenitsa Soykırımı</u>; 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği “Krivaya ‘95 Harekâtı” esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve tespit edilebilen <strong>8.372</strong> Boşnak erkeğinin hunharca katledilmesiyle sonuçlanan vahşetin adıdır.</p>
<p>Büyük insanlık ailemiz artık bu vahşete dur diyebilmeli ve meleklerin yerkürenin emanetini üstlendiğinde hayretlerini ifade etmekten kendilerini alamadıkları insanın “kan döken” tarafını terbiye ederek medeni bir hayatı birlikte inşa edebilmeli, barış ve huzur içinde birlikte yaşamayı başarabilmelidir.</p>
<p><strong>Soykırımın BM ve Batı devletleri gözetiminde gerçekleştirildiğini unutmamak</strong></p>
<p>1992-95 yılları arasında sistematik olarak yürütülen büyük çaplı bir etnik temizliğe maruz bırakılan Bosna’nın doğu yakasında, tüm dünyanın gözleri</p>
<p>önünde, Sırp kuvvetleri Boşnaklara karşı her türlü savaş suçunu işledi. BM Güçleri’nce ‘güvenli bölge’, ‘korunaklı bölge’ oluşturulduğu gerekçesiyle silahları toplanan Boşnaklar, Hollandalı BM askerlerinin gözetiminde <strong>beş gün</strong> boyunca kesintisiz bir katliama tâbi tutuldu. Biz yaşarken vuku bulan bu soykırım ne kadar acıdır ki, <strong>8.372 </strong>genç insanın canına kıyılmakla sınırlı kalmadı, yüzlerce kadın ve kız çocuğuna <strong>tecavüz</strong> edildi, bir gün içerisinde <strong>20.000</strong>’in üzerinde insan apar topar doğup büyüdüğü evlerinden ve özyurtlarından sökülerek Srebrenitsa’dan zorbalıkla <strong>sürüldü</strong>!</p>
<p>Sırp saldırılarından kaçarak BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen ve Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunan Srebrenitsa’ya sığınan 25.000 Boşnak, kentin birkaç kilometre ilerisindeki Potoçari’de bulunan bir akü fabrikasına yerleştirildi. Silahsız binlerce sivil Boşnak, Hollandalı askerler tarafından 11 Temmuz 1995’te “Sırp Kasap” lakabıyla anılan General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerine teslim edildi! Sırp askerler <u>12 yaş üstü tüm erkekleri</u> bir tarafa, kadınları da diğer tarafa ayırdılar. Kadın ve çocuklara tecavüz ettiler, yetişkin erkekleri ise kamyon ve otobüslere doldurularak toplu kıyıma götürdüler!</p>
<p>Srebrenitsa’daki kıyımdan Tuzla’ya kaçmaya çalışan 12.000’i aşkın Boşnak, dağlık güzergâh üzerinde pusu kuran Sırp keskin nişancıları tarafından âdeta tek tek avlandı! Dağlardaki bu zorlu kaçış yolundan ancak 3.000 kişi sağ olarak Tuzla’ya ulaşabildi. Srebrenitsa’dan Tuzla’ya uzanan yolda 10 gün içerisinde toplamda 10.000’den fazla insan katledildi. Srebrenitsa’da yaşanan bu katliam Avrupa’da hukuk mekanizmasınca belgelenen ilk ‘soykırım’ olarak tarihe geçti (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Bosna’da yok edilmek istenenin insanlık ve Müslümanlık olduğunu görmek</strong><strong> </strong></p>
<p>Dünyada Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler 6 federe cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’nın da dağılmasına neden oldu. Yugoslavya’yı meydana getiren cumhuriyetlerden biri olan <u>Bosna, Şubat 1992’de</u> yapılan bir referandumun ardından <u>bağımsızlığını ilan etti</u>. Ancak Bosna’nın bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar, Saraybosna’yı kuşatma altına alarak <u>üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nı başlattılar</u>.</p>
<p>Bosna’da üç buçuk yıl devam eden savaşta tespit edilebildiği kadarıyla <strong>312</strong> <strong>bin kişi</strong>nin canına kıyıldı, <strong>2 milyon kişi</strong> evini barkını <strong>terk</strong> etmek zorunda kaldı. <strong>27.734</strong> kişi resmî kayıtlara <strong>kayıp</strong> olarak geçti. “Toplu Mezarları Araştırma Enstitüsü”nün çalışmalar neticesinde 20 bin kayıp insanın cesedine ulaşıldı, bunlardan yaklaşık <u>18 bin cesedin kimliği belirlendi</u>. Toplu mezarlarda bulunan cesetlerin çoğu parçalandığı ve yakıldığı için kimlik tespit çalışmaları tamamlanabilmiş değildir.</p>
<p>“Bosna-Hersek Kayıpları Arama Enstitüsü” verilerine göre, 1995 yılından bu yana ülke genelinde <strong>500</strong>’den fazla <strong>toplu</strong>, 5.000’in üzerinde müstakil <strong>mezar</strong> bulundu! Her yıl kimlikleri yeni tespit edilebilen kurbanların naaşları <strong>11 Temmuz</strong> günü düzenlenen cenaze töreniyle Srebrenitsa’da toprağa veriliyor (<strong>3</strong>).</p>
<p>“Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen Srebrenitsa soykırımının bu yılki anma törenlerinde <u>kimliği belirlenen</u> <strong>71 kurban</strong> toprağa verilecek. Soykırımın acısı, aradan 22 yıl geçmesine rağmen kalanların yüreğinde hiç dinmedi. Bazı kurban yakınları hala <u>eşlerini, oğullarını, babalarını ve kardeşlerini toprağa vermek için beklemeye devam ederken</u>, yaklaşık <strong><u>1100</u></strong><u> kurbanın cesedine ulaşılamaması</u> yakınlarının umutlarını her geçen gün tüketiyor. Avrupa’nın orta yerinde gerçekleşen soykırımın boyutları ve vahşeti yaşayanların ve tanık olanların kanını dondururken, kurban yakınlarının ortak söylemi ise “<u>elimde fotoğrafından başka hiçbir şey kalmadı</u>” oluyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Srebrenitsa Katliamı Bosna’da <strong>soy ve inanç karşıtı</strong> yapılmış <strong>en vahşi katliamlardan biri</strong>dir. Katliama Sırp ordusunun yanı sıra, Bosna-Sırp ordusunun “Akrepler” olarak bilinen özel birlikleri de katılmıştır. Ne Birleşmiş Milletler’in Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmesi ne de kentte bulunan 600 Hollanda Barış Gücü askeri katliama mâni olamamıştır (esasında destek olmuştur! FG.). Srebrenitsa olayı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak Dünya tarihine kazınmıştır!</p>
<p>Yugoslavya’nın düşmesinin ardından, 1992 yılında Sırplar Yugoslav halklarına katliam uygulamaya başlamışlardır. Olaya müdahil olmak isteyen <u>Birleşmiş Milletler 6 bölgeyi güvenli ilan etmiştir</u> ve bu bölgelerden biri de Srebrenitsa’dır. Savaştan önce 24.000 nüfusu olan bu kent mülteciler ve dışardan kente sığınan insanlarla birlikte 60.000 nüfusa ulaşmıştır. Nüfusun artmasıyla bu kent artık hastalıklarla, açlıkla mücadele etmeye çalışan bir toplama kampına dönüşmüştür. <u>Kenttekilerin kendilerini korumak için edindikleri silahlar da BM (Birleşmiş Milletler) güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanmıştır</u>. Sırp Devlet Başkanı Radovan Karadziç’in emriyle, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerinin kente olan tacizleri sıklaşınca kamptaki insanlar <u>silahlarının geri verilmesi</u> için başvuruda bulunmuş; fakat kampın Hollandalı komutanı <strong>Thom Karremans bu isteği geri çevirmiştir</strong>. BM güçleri ise sadece kent üzerinde iki tane F16 uçurarak tepki vermişlerdir(!). Hollandalı askerler Bosna’daki BM Barış Gücü Komutanı <strong>Fransız</strong> generalden aldıkları emirle <strong>bir gece yarısı kenti boşaltmış</strong> ve bulundukları kampı içindeki 25.000 mülteci ile birlikte Sırplara teslim etmişlerdir. Hollandalı komutan tarafından Sırplara satılan (bu olay video kasetle kanıtlanmıştır) kent bir hafta süren katliamla Sırplara yenik düşmüştür…</p>
<p>Bosna-Hersek’teki iç savaş nedeniyle uluslararası mahkeme tarafından hakkında arama kararı çıkartılan Karaciç, uzun süre saklandı. 13 yıl sonra, 2008 yılında Belgrad’da bir otobüste yakalandı ve Lahey’de eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Hollanda’ya gönderildi. Savaş suçu ve insanlığa karşı suçun yanı sıra soykırımla da suçlanan Karadziç’in davası 8 yıl sürdü. Karaciç bu sürede, “dünyanın en insancıl hapishanesi” olarak bilinen Lahey yakınlarındaki Scheveningen gözaltı merkezinde kaldı. 11 suçtan yargılanan Karaciç, 10 suçlamada suçlu bulundu, birinden aklandı. Mahkeme Radovan Karaciç’i, Bosna savaşı sırasında <strong>‘insanlığa karşı suç işlemek</strong>’ten de suçlu buldu ve toplamda 40 yıl hapis cezasına çarptırdı…” (<strong>4</strong>). İnsan hakları ve demokrasinin hamiliğine soyunan Avrupa’nın göbeğinde ve ‘bilgi çağı’ 21. yüzyılın son demlerinde küresel şer düzeninin elbirliğiyle gerçekleştirdiği çok yönlü soykırım için yine aynı mekanizma tarafından öngörülen ceza işte bu! Teslim şartlarını konu alan görüşmelerin ve verilen garantilerin nasıl pervasızca çiğnendiğinin işlendiği 11 dakikalık kısa belgeseli izlemek yeterli! (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Kenti Sırp askerlere teslim eden Hollanda askerlerinin çoğu daha sonra ülkelerine döndüklerinde psikolojik tedavi görmek zorunda kalmıştır. Hollanda hükümeti hiçbir sorumluluk kabul etmezken, <strong>kenti bırakarak Sırpların katliamına göz yuman</strong> 600 hafif silahlı Hollanda askerinin büyük bir bölümü pişmanlıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. Srebrenitsa kentinde yaşadıkları anları kitaplaştıran askerlerden biri olaydan dolayı yaşadığı pişmanlığı şu sözlerle ifade etmiştir: “Ölmek istiyordum, masum insanları koruma sözü verdiğimiz halde bize sığınan insanları koruyamadığımız için kendimi affetmiyorum!” İşte bu sözler, kentte uygulanan etnik kıyımın en büyük belgesidir.</p>
<p>Srebrenitsa kentinde kurulan BM kampında tercümanlık yapan ve Hollanda askerlerinin kendi canlarını kurtarmak için(!) Boşnakları tek sıra halinde Sırplara teslim ettiğini aktaran Hasan Nuhanoviç, kamp etrafında boğazlanan insanların çığlıklarını ve yalvarmalarını unutamadığını söylemiştir. Ne acıdır ki kampa sığınan ve Sırp askerlerine teslim edilen insanların arasında Nuhanoviç’in 18 yaşındaki erkek kardeşi Muhammed, annesi ve babası da vardır. Yaşadığı o günleri gözyaşları içinde anlatan Hasan Nuhanoviç katliamcılardan birçoğunu teşhis etmesine rağmen cezalandırılmadıklarını, hatta annesinin katili olan kişinin <u>devlet dairesinde memur olarak görev yapmaya devam ettiğini </u>belirtmiştir. Halen Saraybosna’da yaşamaya devam eden Hasan Nuhanoviç, yaşadığı bu üzücü ve kan donduran anıları 2007 yılında yazdığı “<strong>Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı</strong>” adlı kitabında paylaşmıştır.” (<strong>6</strong>).</p>
<p>“Kamptan çıkarılacak insanlara <u>hiçbir şey yapmayacağını</u> söyleyen Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırt ederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katletti. En büyük katliam 11-12 Temmuz 1995’te yaşandı. Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenitsalı erkekler ya kampın yakınlarında öldürülüyor ya da en yakın yerleşim yerlerine götürülüp orada katlediliyorlardı. Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyordu. Hollandalı askerler, mültecilere kampı terk etmenin dışında hiçbir alternatif bırakmadı. Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti. Dünya bu vahşi olayı sadece seyretti.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Şu anda iki hayat yaşadığını, bunlardan birinin ayakta kalabilmek için para kazanma zorunluluğu olduğunu belirten Nuhanoviç, şöyle devam etti:</p>
<p>“Diğer hayatım ise gördüklerim, yaşadıklarım ve unutamadıklarım. Kampa sığınan mültecilerin Çetniklere teslim edilirken bana olan bakışlarını, çığlıklarını unutamıyorum. Annemi, babamı, kardeşimi ölüme yolcu ettiğim anı unutamıyorum. Katillerin serbest gezmesini ise kabul edemiyorum.”</p>
<p>Hollandalı çeşitli sivil toplum örgütlerinin kendisiyle o sırada bölgede görev yapan Hollandalı askerleri görüştürmek istediğini de ifade eden Hasan Nuhanoviç, “<u>Askerler, şimdi kalkmış olayı inkâr etmeye çalışıyor. Yalan söylüyorlar. Onlar o masum insanları Çetniklere kendi elleriyle teslim ettiler. Bu insanlarla nasıl görüşebilirim</u>!”</p>
<p>“Bosna’daki savaşta en fazla Srebrenitsa’nın da aralarında doğu kentlerinde, köylerinde toplu katliam ve tecavüzlerin yaşandığını ifade eden Hasan Nuhanoviç, ancak bu bölgedeki sıkıntıların aradan geçen uzun yıllara rağmen devam ettiğini kaydetti:</p>
<p>“Savaşta katliamların ve tecavüzlerin yanı sıra Boşnaklara ait evler ve köyler yakıldı. Buradaki insanlar dünyanın dört bir yanına göç etti. Savaş bitti, ancak bu insanların köylerine, evlerine dönmesi için güvenli ortam oluşturulmadı. Çünkü savaş suçluları hala buralarda yaşıyor. Bu insanlar serbest gezerken, katliamları yaşayan insanların evlerine dönmesi beklenemez.</p>
<p>1996 yılında BM ve EUFOR komutasında 60 bin asker Bosna-Hersek’e geldi. Ancak bu askerler hep Boşnak bölgelerine yerleştirildi. Srebrenitsa gibi bölgelere askerler yerleştirilmedi. Aslında önemli bölgeler buralardı, çünkü buralarda daha önce Boşnak nüfus fazlaydı. Fakat onlar topraklarından sürülmüşlerdi. Güvenli ortam oluşturulmadığı için insanlar evlerine dönemedi. Şu anda Sırp Cumhuriyeti bünyesinde Boşnak nüfusun azınlığa düşmesinin temel sebebi budur. İşte savaşın ve soykırımın sonucu!</p>
<p>Bosna’da sadece ateş kesildi, insanlar öldürülmüyor, ancak ülke karışık bir yapıya büründü. Doğu Bosnalılar doğdukları topraklara gidemiyor. Saraybosna’da veya ülkenin başka bölgelerinde yaşamak zorunda kalıyor. Doğu Bosna’ya Boşnak nüfusun dönmemesinin temel sebebi savaş suçlularının hala o bölgede yaşıyor olmasıdır.</p>
<p>Savaş suçlusu olarak Saraybosna’daki mahkeme yaklaşık 15 bin kişiyi tespit etti. Ancak bu insanlar arasında yakalanan ve ceza alan sayısı 200’ü bile bulmuyor. Ben babamın köyüne gidemiyorum, gittiğimde savaş suçlularıyla karşılaşıyorum. Buna ise dayanamıyorum. Bu bölgelere gidenler sadece yaşlı çiftler, onlar da çaresizliklerinden dönüyor.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Halen Saraybosna’da yaşayan Hasan Nuhanoviç, o dönemde yaşadığı olayları ve elindeki belgeleri bir araya getirerek Boşnakça ve İngilizce yayımladığı kitabının Türkçeye de çevrilmesi elzemdir.</p>
<p><strong>Yaşananları yok saymamak ve Batı’nın gerçek yüzünü dünyaya göstermek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Srebrenitsa katliamını; tarih, coğrafya, hukuk, siyaset, sosyoloji ve psikoloji başta olmak üzere çeşitli sosyal bilimler yanında sanatın türlü dallarında da anıtlaştırmak gerekir. Bu anlamda 2002 Avrupa Film Festivalinde en iyi kısa film ödülünü kazanan Ahmet İmamoviç’in adını, Srebrenitsa katliamından kurtulanlar için oluşturulan Gorajde kenti yakınlarındaki “Belvedere” (Güzel Bakış) mülteci kampından alan filmi iyi bir örnek olarak hatırlanabilir. Bu film, 12 Eylül 2011 tarihinde Tataristan’da gerçekleştirilen 7. Kazan Uluslararası Müslüman Film Festivalinde “en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu ödülleri”ne layık görülmüştü (<strong>8</strong>).</p>
<p>Arap müziğinin önde gelen çağdaş temsilcilerinden Tunuslu Lutfi Boşnak’ın şiir, beste ve icrası kendisine ait olan “<strong>Sarayevo</strong>” parçası, katliamın musiki dilinde anlatımına başarılı bir örnek olarak zikredilmesi gereken bir eserdir (<strong>9</strong>).</p>
<p>Srebrenitsa soykırımı esnasında şeytanın kölesi olmuş zalimin fütursuzca gerçekleştirdiği katliamı değerlendiren dehşet verici sözleri ile mazlumlar tarafından yükselen bir masum soruyu hatırlatarak bu haftaki yazımızı sonlandıralım:</p>
<p>VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girerken ‘Sırp Kasap’ Mladiç (Batı medeniyetinden(!) aldığı desteğe güvenerek) kameralara şunları söyleyebilmişti:</p>
<p>“Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti <u>Sırp milletine armağan</u> ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden (Müslüman Boşnaklardan) <u>öç alma vakti</u> gelmiştir.” (<strong>10</strong>).</p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">22 yıl önce insanlığın ve Müslümanlığın el birliğiyle ve hunharca katledildiği Srebrenitsa semalarında bir minik mazlumun sesi hâlen yankılanmaya devam ediyor: </span></p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">&#8211; “Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?”</span></p>
<p><strong>“Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu”nu oluşturabilmek</strong></p>
<p>En son örneğini hâlen Suriye’de yaşamakta olduğumuz soykırımlar tartışmasız insanlık suçu ve ayıbı olup bütün bir insanlık ailesi olarak bu lekeleri elbirliğiyle temizlememiz ve artık bu vahşiliğe bir son vermemiz gerekiyor. Küresel kurum ve kuruluşların desteğiyle oluşturulacak özerk bir “Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu” olabildiğince objektif kriterlerle insanlık tarihindeki katliamları inceleyerek mazlum ve mağdurların hak ve itibarlarının iadesi, zalim ve kâtillerin telin ve mahkûm edilmesi için insanlığa yaraşır bir çalışma ortaya koymalıdır. UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi), Mazlumder, Aliya Derneği gibi gönüllü kuruluşların öncülüğünde uluslararası bir “Srebrenitsa Soykırımı Konferansı” tertip ederek bu katliamın etraflıca ele alınması, mağdurların, yakınlarının ve Boşnak toplumunun haklarını her platformda savunmalarına medar olacak kapsamlı bir “Srebrenitsa Soykırımı Raporu” hazırlanmasına hizmet edecektir.</p>
<p>Bütün bir insanlığın, Bosna genelinde ve Srebrenitsa özelinde yaşanan çok yönlü katliamlarla küresel sömürü düzeni tarafından asıl yok edilmek istenenin doğrudan “insanlık” ve “Müslümanlık” olduğunu anlaması gerekiyor. Bu bağlamda Uluslararası Alija Düşünce Derneği başta olmak üzere, Srebrenitsa Soykırımını unutmamak ve unutturmamak için çeşitli anma etkinlikleri düzenleyen tüm kişi, kurum ve kuruluşlara saygı ve sevgilerimi sunarım.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Duran, Batuhan. (2007). <strong>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Düzenlenişi</strong>. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE, Hukuk Anabilim Dalı, İstanbul.</li>
<li>Güngör, Fethi. (2015). <strong>İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi</strong>. Diriliş Postası, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/, 04.05.2015.</li>
<li><a href="https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-srebrenitsa-katliami-1779">https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-<strong>srebrenitsa-katliami</strong>-1779</a>, 11.07.2014.</li>
<li><a href="http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4">http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4</a>, 10.07.2017.</li>
<li><strong>Srebrenitsa Teslim Şartları Toplantısı</strong>, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ">https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ</a>, 11.07.2013.</li>
<li><a href="http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/srebrenitsa-katliami-nedir">http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/<strong>srebrenitsa-katliami-nedir</strong></a>, 11.07.2016.</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/dunya/katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti-1006702/">http://www.radikal.com.tr/dunya/<strong>katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti</strong>-1006702/</a>, 07.07.2010.</li>
<li>http://qha.com.ua/tr/kultur-sanat/7-<strong>kazan-uluslararasi-musluman-film-festivali</strong>nde-en-iyi-film-039-my-spectacular-theatre-039-secildi/99655/, 12.09.2011.</li>
<li>Boşnak, Lutfi. <strong>Sarayevo</strong>. https://www.youtube.com/watch?v=x6QnhMkqUc4, 11.07.2017.</li>
<li>https://onedio.com/haber/<strong>insanlik-tarihinin-en-karanlik-sayfalarindan-biri</strong>-15-madde-ile-srebrenitsa-katliami-541741, 11.07.2016.</li>
</ol>
<p><strong>Konu Hakkında Tavsiye Edilebilecek Bazı Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>ALBAYRAK, Hakan. (2007). <strong>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı</strong>. Ankara: Vadi Yayınları, 72 s.</li>
<li>BEŞİRİ, Arzu. (2013). “<strong>Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar</strong>”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>ÇAKMAK, C., F.G. Çolak, G. Güneysu (Derleyenler). (2014). <strong> Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik</strong>. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 342 s.</li>
<li>FINKELSTEIN, Norman G. (2001). <strong>Soykırım Endüstrisi</strong>. çev. E. Saka, G. Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 207 s.</li>
<li>TÜRKAN, Hüseyin (Ed.). (2014). <strong>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimî Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar</strong>. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 260 s.</li>
<li>YÜREKEL, Sefa M. (2005). <strong>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları</strong>. Near East Publishing, c.1, 208 s.</li>
<li>NUHANOVİÇ, Hasan. (2007). <strong>Under The UN Flag: The International Community and the Srebrenica Genocide </strong>(Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında/Uluslararası Toplum ve Srebrenitsa Katliamı), Amazon UK, 566 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI, FİKRİYATINI VE DAVASINI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2016 09:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fide Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Deklerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Köle Olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[Konuşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Woodsworth Carisen]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna İslamcılık Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihe Tanıklığım]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Kureyşi]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=387</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük bir müderris, adaletli bir kadı ya da meşhur bir şeyhülislam olacaktı. Belki bir de divan tertib ederek Bosnalı Sabir ve Mostarlı Derviş Paşa gibi ya da Priştineli Mesıhı ve Hayali Bey gibi eski şiirimizin ustalarından biri olarak tarihe geçecekti (1).</p>
<blockquote><p>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</p></blockquote>
<p><u>Muhammed İkbal</u>, <u>Mehmet Âkif</u> ve <u>Aliya</u>’nın ortak özelliği; yok oluş sürecinde <u>varoluş mücadelesi</u> veren aynı ümmete mensup üç milletin <u>sembol şahsiyetleri</u> olmalarıdır. Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Âkif Türkiye’nin, İzetbegoviç ise Bosna’nın unutulmaz <u>büyük simalar</u>ıdır. Aliya İzzetbegoviç tek kelimeyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Aliya, İslam’ın nasıl bir halkın vicdanı ve dili olabileceğinin ve Müslüman milletler için İslam’ın ne anlam ifade ettiğinin parlak bir göstergesidir. Bu idrak, <u>küresel topyekûn saldırı</u> karşısında tutunacağımız dalın ne olduğunu göstermekte ve bize gelecek perspektifi sunmaktadır. İşte bu yüzden Aliya <u>İzetbegoviç üzerine yeniden düşünmek</u> bize çok şey kazandıracaktır (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Çağlar Üstü Değerlerini Belagatle İfade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“İslam, korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzları üzerinde yükselecektir.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın ezelî ve ebedî hayat nizamı olan İslam’ın hakikatlerini derinden kavradığı şahsiyetli duruşundan, ilkeli hayat tarzından ve derin fikirlerinden anlaşılan Aliya’dan iktibas edeceğimiz birkaç vecize bile onun ne denli <u>müstakim bir tasavvura sahip muhlis ve muslih bir örnek Müslüman</u> olduğunu göstermeye yeter de artar:</p>
<ol>
<li>İslam Deklarasyonu başlıklı kitabı yazdığı için yargılandığı ‘1983 Saraybosna İslamcılık Davası’nda Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti yargıçlarına verdiği cevabında:</li>
</ol>
<p>“Ben bir Müslümanım ve öyle de kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü; <strong>İslam</strong>, benim için <u>güzel ve asil olan her şeyin diğer adı</u>; dünyadaki Müslüman halklar için <u>daha iyi bir gelecek</u> vaadinin ya da umudunun, onlar için <u>onurlu ve özgür bir hayat</u>ın, kısacası; benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p>
<ol start="2">
<li>“Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde ilk sorum hep şu olur: <u>Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu?</u> Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanaatindeyim- <u>yapmamız gereken</u> neyi yapmadık, yahut <u>yapmamamız gereken</u> neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim <u>imrenilmeyecek</u> vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.”</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>1997’de Tahran’da İslam İşbirliği Teşkilatı (o zamanki adıyla İKÖ: İslam Konferansı Örgütü) toplantısında:</li>
</ol>
<p>“Güzel yalanların bize faydası olmaz, ama acı gerçekler ilaç olabilir… İslam en iyisi, ama biz en iyisi değiliz! Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz.” (Tarihe Tanıklığım, s.414).</p>
<ol start="4">
<li>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar isimli eserinde 1940. notta Aliya temel zaaf noktamızı şu sözüyle tesbit etmiştir:</li>
</ol>
<p>“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.”</p>
<ol start="5">
<li>“İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni’ Teâlâ’ya ibadet etmezlerse, O’nun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ’ya secde etmezlerse mahlukâta secde ederler. Tüm fark budur, ama bu esaslı bir farktır.”</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>“İslam, korkakların değil <u>cesur ve atılgan Müslümanlar</u>ın omuzları üzerinde yükselecektir.”</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>“Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.”</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>“<strong>Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.</strong>”</li>
</ol>
<ul>
<li>“<strong>Kur’an edebiyat değil, hayattır</strong>; dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”</li>
</ul>
<ul>
<li>“İktidara gelirseniz hâl ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlâk kurallarına uyun. Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Müslüman komutan Aliya ordusunu “es-Selâmu Aleykum” diyerek selamlaması, tek ağızdan ordunun verdiği “We Aleykum Selam” cevabının ardından yaverinin “Tekbîr” komutuyla “Allâhu Ekber” nidalarıyla (3) yeri göğü inleten İslam’ın askerlerine şu nasihatleri, bilge önderin İslam’ın ruhunu ne kadar derinden kavradığının göstergesi olarak tek başına yeterlidir:</li>
</ul>
<p>“Sevgili askerler! Emrinizde olanlara söyleyin, savunmasız insanlara zulmetmesinler. <u>Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz</u>. İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir. Bütün gücünüzün kaynağı halkınızdır. Yiyeceğimiz ve içeceğimiz tıpkı bir bitki gibi halkımız tarafından karşılanıyor. Halkımızın ordumuzdan korkmadığından emin olun. Böylece yenilmez olacağız. <u>Şayet adalet ve merhametle halkımızı yanımıza çekersek dünyanın bütün şeytanları toplansa da bizi yenemez</u>. Ayrıca halkınızdan şüphelenmek yerine onlara inanın. Sizin emrinizde asker olan bir gencin, ailesinin her şeyi olduğunu asla unutmayın ve onların hayatlarına değer verin. Bizler özgürlük için mücadele eden ve kimseden nefret etmeyen bir halkız. Kısmen cesaretimiz, kısmen de bilgeliğimiz ve iyiliğe yönelimimizle amacımıza ulaşacağız. <u>Tüm acı tecrübelere rağmen insanlardan nefret etmeyeceğiz</u>. Her şeyin güzel sonuçlanacağı ve bu cehennemden bir çıkış olduğuna dair beslediğim ümitlerin nedeni budur…”</p>
<blockquote><p>“Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</p></blockquote>
<p>Daha sonra ‘Konuşmalar’ isimli kitabında neşredilen bu hitabesi, bilge önderin; 140 bin insanı katledilmesine, 50 bin kadınına tecavüz edilmesine ve 2,5 milyon vatandaşını mülteci vermiş olmasına rağmen, Rasulullah’ın (s) pâk izinden giderek ordusunu “selam” üzere kurma azminin ne denli keskin olduğunun şahididir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya’nın Derinlikli Eserlerinden İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıldır eserleri farklı mütercimler tarafından Türkçeye kazandırılmış olan Aliya İzetbegoviç’in halen tedavülde olan ve rahat erişilebilen kitapları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong><em>İslam Deklarasyonu, </em></strong><em> Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2014, 101 s.</em></li>
</ol>
<p>“Hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; inanmak ve mücadele etmek.” diyen Aliya İzetbegoviç, “İslam Deklarasyonu”nu şu ifadelerle ilan ediyordu:</p>
<p>“Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam’ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir. Bu bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve <u>nereye ait olduklarını bilen</u> Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkarılması için bir çağrıdır.”</p>
<ol start="2">
<li><strong><em>Doğu ve Batı Arasında İslam, </em></strong><em>Çeviren: Salih Şaban, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 368 s.</em></li>
</ol>
<p>Türkçeye farklı çevirileri yapılan ve çeşitli yayıncılar tarafından neşredilen, özgün adıyla “<strong>İslam İzmeu İstoka i Zapada</strong>” hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:</p>
<ul>
<li><u>Robin Woodsworth Carisen</u>: Çağdaş dünya, uzun zamandır süregelen ve sonu kestirilemeyen kesif bir ideolojik çatışmanın sahnesidir. Hepimiz bir şekilde bu çatışmalarla yüz yüzeyiz. Bu mücadele içinde acaba İslam’ın yeri neresidir? Bugünkü dünyayı şekillendiren süreçlerde İslam’ın rolü nedir? Eser, tüm bu konuları geniş bir entelektüel ufuk içinde ele alıp cevaplandırmayı amaçlamaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><u> Tarık Kureyşi</u>: Avrupa yüzyıllardır İslam’dan faydalanıyor, çoğunlukla da onay almadan ve karşılığında hiçbir şey vermeden. Şimdi, Doğu-Batı Arasında İslâm’ın yayımlanmasıyla İslam’a borcunu ödemeye başladı. Rasyonel, fakat duygulara hakaret etmiyor, bedeni kötülemeden ruhu yüceltiyor. Ancak onu bir sınır taşı olarak ayrı tutan şey, tüm soylu fikirlerin doğasında bulunan bir tarzda ifade edilen doğaüstü bilgeliğidir. Şüphesiz, onun çağrısı zamanının ötesine geçecek, çünkü hayatı içine alıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>S. Balic: “Aliya kendi rotasını çiziyor; cüretkâr ama büyüleyici.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Dr. İsmail R. el-Faruki: “Bir başyapıt; zaman, içindekileri teyit edecek.”</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong><em>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</em></strong><em>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s. </em></li>
</ol>
<p>İslam’ı; <u>iman etmek ve salih amel işlemek</u> olarak tanımlayan bu esere göre namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri, eğer insanın ruhu <u>Allah’a iman</u>la doluysa ve davranışlarında <u>iyiliği esas</u> alıyorsa İslam’a aittir. Şayet bu iki vasfı yoksa, bu ibadetler de diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar.</p>
<blockquote><p>“İslam; güzel ve asil olanın, daha iyi bir gelecek vaadinin, onurlu ve özgür bir hayatın, uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p></blockquote>
<p>Aliya’nın Türkçeye farklı çevirileri yapılan bazı eserlerinin bir başka eseriyle birlikte basılmış nüshaları da mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><em>İslam Deklarasyonu ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, 2. Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2007, 216 s.</em></li>
<li><em>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, Malatya 2016, 344 s.</em></li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong><em>Özgürlüğe Kaçışım</em></strong><em>: Zindandan Notlar, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 416 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bilge kişiliğinin billurlaştırdığı düşünce yoğunluklu metinlerinden oluşan bu eserdeki kısa fakat yoğun ve çarpıcı notların fikrî derinliği, onun tarih kurucu kişiliğinin entelektüel boyutu hakkında zengin ipuçları sunmaktadır.</p>
<p>Aliya’nın Müslüman Boşnak toplumunun ait olduğu medeniyetin yeniden diriltilmesi uğruna verdiği mücadele dolayısıyla yaşamak zorunda bırakıldığı uzun hapis yıllarında kaleme aldığı felsefî notlardan oluşan Özgürlüğe Kaçışım, aynı zamanda çağdaş İslâm düşüncesinin en parlak ürünlerinden birisi olarak karşımızda duruyor. ‘Hayat’, ‘varlık’, ‘din’, ‘ölümsüzlük’, ‘özgürlük’ gibi insanoğlunun <u>en temel varoluşsal sorunlar</u>ına ilişkin felsefi çözümlemelerini içeren bu eserinde Aliya;  Müslüman kimliği ile evrensel ölçekte fikir geliştiren bir filozof olarak düşünce iklimimizi zenginleştiriyor, bizi daha çok düşünmeye davet ediyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong><em>Konuşmalar</em></strong><em>, 18. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 272 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın çok farklı ortamlarda yaptığı konuşmalardan oluşan bu eser, bir lider ve düşünür olarak Aliya’nın anlaşılmasına önemli bir katkı yapmakla kalmamakta, yirminci yüzyılın sonunda yaşanan insanlık trajedisinin ve bunun sorumlusu olan bir ‘dünya sistemi’nin doğru okunmasına da hizmet etmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong><em>Bosna Mucizesi:</em></strong><em> Çevirmenler: Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmedoğlu, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2002, 191 s.</em></li>
</ol>
<p>‘Asırlardır büyük sınırda, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme noktasında yaşayan, her ikisine de aidiyet hisseden’ bir toplumun ferdi olarak Aliya, Bosna Mucizesi’nde, Bosna savaşının en hararetli günlerinde Müslümanların maruz bırakıldığı büyük acılara ilişkin değerlendirmeler yapmaktadır.</p>
<p>Aliya’ya göre Bosna’da Müslümanlara yapılmak istenen sıradan bir işgal değildi. Bilakis, “<u>Bir ülkeyi ve bir halkı bir daha asla var olmamak üzere ortadan kaldırma girişimiydi</u>.”</p>
<p>Müslümanların en ağır şartlar altında bile <u>Müslümanlıklarına yakışır onurlu bir mücadele</u> vermeleri gerektiğinin altını ısrarla çizen bilge önder, Müslümanların yaşadıkları büyük zulümlere ve katliama rağmen düşmanlarının vahşetine ortak olmamalarından, benzer katliamlar yapmamalarından, her zaman için dürüstlüğü tercih etmelerinden ve hiçbir dinî ya da tarihî eseri tahrip etmemelerinden onur duymaktadır.</p>
<p>2002 Türkiye Yazarlar Birliği Kitap Yayıncılığı Ödülü’yle taltif edilen bu eser; “Bosna Mucizesi”nin mimarı Aliya İzetbegoviç’in 1993 yılında, Bosna’daki savaşın tüm acımasızlığıyla devam ettiği günlerde yapmış olduğu konuşmalar, vermiş olduğu demeçler ve kendisi ile yapılmış olan röportajlardan müteşekkil olup Bosna’da iki ulusun ya da devletin değil, iyi ile kötünün savaştığını gözler önüne sermektedir.</p>
<ol start="7">
<li><strong><em>Köle Olmayacağız</em></strong><em>, 2. Baskı, Fide Yayınları, 2012, 287 s.</em></li>
</ol>
<p>Bilge devlet adamı Aliya’nın gerek Bosna Hersek, gerekse tüm İslâm dünyası ile ilgili <u>temel sorunlar ve çözümleri</u>ne ilişkin “<u>bilgi ve hikmet</u>” penceresinden baktığı görüş ve düşünceleri yer aldığı eser; muhtelif zaman ve zeminlerde yapılmış konuşmalar ile medeniyet konularında kaleme alınmış makalelerden oluşmaktadır.</p>
<ol start="8">
<li><strong><em>Tarihe Tanıklığım</em></strong><em>, Çevirenler: Ahmet Demirhan, Alev Erkilet, Hanife Öz, 9. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2014, 624 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bu otobiyografisi, onu herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran çok yönlü lider kişiliğini ve öz değerlerin entelektüel ve siyasi alanda yeniden ihyasına adanmış bir ömrün yansımalarından ibarettir. Bu eserin de farklı baskıları mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç</strong>: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
</ul>
<p>Rabbim cennette mekânını adı gibi âlî eylesin. Bizleri de onun yüce şahsiyetinden ve engin fikirlerinden mustefîd olan salih ve muslih kullarından olmaya muvaffak etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Hüseyin Yorulmaz, <strong>Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç</strong>, Hat Yayınevi, İstanbul 2015, 400 s.</li>
<li>İhsan Eliaçık, <strong>Aliya İzzetbegoviç: Yenilikçi Müslüman Düşünür</strong>, Tekin Yayınevi, İstanbul 2015, 120 s.</li>
<li>https://youtu.be/MiYiBuCH4nI, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.yenisafak.com/kultur-sanat/aliyanin-bilge-kralligini-ilan-eden-kitaplar-574697, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOSNA-HERSEK’TE DEĞİŞİMİN ÖNDERİ  ALİYA’YI RAHMET VE MİNNETLE ANMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2016 09:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Dayton]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Manifesto]]></category>
		<category><![CDATA[Mladi Muslimani]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Sırplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Federal Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tito]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=385</guid>

					<description><![CDATA[Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından tanımak; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli değerlendirebilmek ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada sürdürebilmek için elzemdir. “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” 29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından <u>tanımak</u>; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli <u>değerlendirebilmek</u> ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada <u>sürdürebilmek</u> için elzemdir.</p>
<blockquote><p>“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”</p></blockquote>
<p>29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine bizzat şahitlik etmeyi nasip ettiği için Allah’a hamdettiğim Aliya İzetbegoviç; son derece çetin sınavları alnının akıyla vermiş, çağlar üstü evrensel insani değerlerin diğer adı olan İslam’ı insanlığa huzur getirebilecek yegâne hayat tarzı olarak benimsemiş, en ağır şartlarda bile inandığı değer ve ilkelerden asla taviz vermemiş, her türlü ahvâl ve şerâitte insan kalınabileceğini mütevazı hayatında ve adaletli yönetiminde göstermiş etkin bir önder olarak sadece Boşnakların değil tüm Müslüman halkların gönlünde taht kurabilmiş <u>gerçek bir önder</u> ve <u>büyük bir insan</u>dır.</p>
<blockquote><p>“Batı’nın bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</p></blockquote>
<p>‘Heybeti ve merhameti aynı anda taşıyabilen’<sup>(1)</sup> İzzetbeyoğlu Aliya; Türk dilinde Yücel, Fars dilinde Bülend ile karşılanabilecek adının tam anlamıyla <u>yüce gönüllü</u>, soyadının bütün anlamıyla da şeref, onur ve <u>haysiyet timsali</u> bir salih ve muslih mümin olarak, sağlam şahsiyetiyle, sade hayat tarzıyla, ilkeli mücadelesiyle, adil yönetimiyle ve insaniyetiyle sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın saygıyla anması, fikirlerini anlaması ve insanlığa ufuk açan eserlerinden istifade etmesi gereken <u>dünya çapında bir bilge</u>dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya İzetbegoviç: İnsan Olmanın Ulviliğini ve İzzetini Kuşanmak</strong></p>
<blockquote><p>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”</p></blockquote>
<p>Aliya İzetbegoviç (Alija İzetbegović), 8 Ağustos 1925 tarihinde bugünkü Bosna-Hersek&#8217;in kuzeybatısında bulunan Bosanski Samaç kasabasında mütedeyyin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Saraybosna&#8217;da Alman lisesinde disiplinli bir eğitim gördü. Çalışkanlığı ve üstün kabiliyetleriyle öne çıkan Aliya, İslami meselelere büyük ilgi duyuyordu. Aliya’nın henüz onaltı yaşındayken dinî konuları müzakere etmek amacıyla bazı arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “<strong>Mladi Muslimani</strong>” (Müslüman Gençler), düşünce kulübü olarak başlayıp zamanla eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük eden bir merkeze dönüşmüştü. Genç kızlar birimini de oluşturan hareket, İkinci Dünya Savaşı esnasında ihtiyaç sahiplerine insani yardımlar da organize etmişti…</p>
<p>13 Ocak 1946&#8217;da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştuğunda yönetimi ele geçiren ve Yugoslavya’yı <u>altı federal cumhuriyet</u> ile <u>iki özerk bölge</u>ye bölen Komünist Parti yönetimi, dinlerin sosyal hayattaki etkisini planlı bir şekilde ortadan kaldırmak için uğraştı. İslam’ı bir hayat tarzı olarak içtenlikle benimseyen İzetbegoviç, bu sefer de ‘<u>ateizme karşı fikir ve faaliyetleri’ </u>sebebiyle komünist rejimin en önemli hedeflerinden biri haline gelmişti. 1949&#8217;da İslamcılık suçlamasıyla tutuklanan Aliya, <strong>beş yıl hapis</strong> yatmıştı.</p>
<p>1953&#8217;te iktidara gelen Tito zamanında yeni sıkıntılarla karşılaşan Aliya ve arkadaşları, 1974 yılında kabul edilen <strong>yeni anayasa</strong>dan sonra din üzerindeki sıkı kontrolün kısmen hafifletilmesiyle bazı İslami kurumlar yeniden işlevini kazanma imkânı bulmuştu. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açılmış, dinin hayata yansımaları daha belirgin hale gelmeye başlamıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zor Zamanda İslam’ın Manifestosunu Yazabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz.”</p></blockquote>
<p>1980&#8217;de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması önerisinde anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülke kısmen bir demokratikleşme sürecine girmiş oldu.</p>
<p>Aliya’nın oğlu bu kısmi hürriyet ortamını değerlendirerek babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983&#8217;te “<strong>İslamî Manifesto</strong>” adıyla yayınladı. Daha önce 1970&#8217;te de aynı başlıkla bir kitabı yayınlanmış olan Aliya’nın 1983&#8217;te basılan yeni kitabı büyük yankı uyandırmıştı. Dönemin rejimi bu yankıyı hazmedemeyerek İzetbegoviç&#8217;i ‘<u>Avrupa&#8217;nın ortasında radikal İslamî bir cumhuriyet kurmak için çalışmak</u>’ suçlamasıyla tutukladı ve 14 yıl hapis cezasına mahkûm etti. 12 Müslüman aydınla birlikte Aliya’nın bu haksız mahkûmiyeti onun kitabının bütün Bosna&#8217;da duyulmasını ve geniş kitleler tarafından okunmasını sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla kitabı temin edip okuyor ve bu kitapta savunduğu fikirlerinden dolayı yazarının hapiste tutulmasından dolayı müteessir oluyordu.</p>
<p>Mahkûmiyet süresi Yargıtay kararıyla 11 yıla indirilen Aliya, 1988&#8217;de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı. 1983-1988 yılları arasındaki <strong>beş yıllık hapis süreci</strong> İzetbegoviç&#8217;in hayatında önemli bir değişime zemin oluşturdu. Hapiste <u>düşünmek, fikir üretmek, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmek</u> için bir hayli zaman bulmuştu. Hapis döneminde yıllarını verdiği “<strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>” adlı meşhur eseri yayımlandı. Bir arkadaşı tarafından neşredilen ve çok kısa bir zamanda geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan bu eserinde Aliya, İslam&#8217;ı sade ve öz bir şekilde yeni nesillere anlatmayı hedeflemişti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanları Yönetme Emanetini Liyakatle Deruhte Edebilmek</strong></p>
<p>Aliya hapisten çıktığında dünyadaki komünist rejimler çöküş dönemine girmişti. Yugoslavya&#8217;da da eski federatif yapının korunması fikri zayıflamış ve <u>bağımsızlık yanlısı fikirler</u> toplumda etkisini göstermeye başlamıştı. Bu süreçte Aliya “Demokratik Eylem Partisi”ni (SDA) kurdu. 5 Aralık 1990&#8217;da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanan partinin lideri Aliya İzetbegoviç, Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu. Girdiği ilk seçimde büyük bir başarı elde eden SDA, cumhurbaşkanlığını kazanmanın yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etmişti.</p>
<p>1990&#8217;lı yılların başında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde bağımsızlık hareketleri baş göstermiş, özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştı. Bu süreçte Bosna-Hersek, <strong>1 Mart 1992</strong>&#8216;de gerçekleştirdiği referandum neticesinde halkın %62,8&#8217;inin tercihi doğrultusunda <strong>bağımsızlığını ilan etti</strong>.</p>
<p>Bu önemli değişim üzerine <strong>Sırplar</strong> Bosna-Hersek yönetiminde büyük oranda söz sahibi olan Müslümanlara karşı <strong>savaş açarak</strong> II. Dünya Savaşı’nda yaptıklarına benzer yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya&#8217;nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek&#8217;i Sırp saldırıları karşısında yalnız bırakmıştı. Bosna-Hersek Müslümanlarını en fazla sıkıntıya sokan, Avrupa&#8217;nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu&#8217;nun Sırp çetniklerine destek vermesiydi. Müslümanlar herhangi bir askerî destekten yoksun olduğu gibi silah ve cephaneleri de son derece yetersizdi. Böylece Bosna-Hersek&#8217;in önemli şehirlerini işgal eden Sırplar hem insan hem de medeniyet katliamı yapmış, özellikle camileri ve İslami izler taşıyan tarihî eserleri tek tek yıkmışlardı.</p>
<p>Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da sonuçsuz kalmıştı. Böylece 1994&#8217;ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek&#8217;teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000&#8217;i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu geçmişti.</p>
<p>Bu çetin şartlarda Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç kendilerine kıyasla büyük bir askerî güce ve desteğe sahip olan Sırplarla, askerî güçten ve dış destekten yoksun Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için oldukça temkinli bir politika izlemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dayton: Katliamı Durdurabilmek İçin Kerhen Anlaşma İmzalamak</strong></p>
<p>Müslümanların direnişine destek olmak ve soykırımı durdurmak için İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden genç direnişçiler Bosna-Hersek’e gitmişti. Direniş ve savaş yıllarında Bosna-Hersek Müslümanları İslami kimliklerini yeniden kuşanıp bilinçlendiler.</p>
<p>Hür dünyanın(!) katliamın sürüp gitmesine seyirci kalması ve Müslümanları Sırpların isteklerini kabul etmeye mecbur etmeleri neticesinde Aliya, 14 Aralık 1995’te Paris’te önüne konan anlaşmayı kerhen kabul etmiştir. Orantısız savaşı sona erdiren bu anlaşma Bosna-Hersek topraklarının %51&#8217;ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, %49&#8217;unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmanın mimarı Amerika, Müslümanlara ellerindeki tüm silahları imha etme ve ABD patentli silahları yedek parça olmaksızın satın alma şartını da koşmuştu…<sup>(2)</sup></p>
<p>Böylece, insan hak ve özgürlüklerinin, gelişmenin ve demokrasinin beşiği kabul edilen Avrupa’nın göbeğinde, gizli ve aleni, askerî ve siyasi her türlü desteği verdikleri Sırp çetnikler eliyle Boşnak Müslümanlara karşı gerçekleştirilen katliam durdurulmuştu. Ancak, problem çözümsüzlüğe mahkum edilmiş, uzun sahil şeridinden özenle mahrum bırakılan Müslümanlar üzerinde oynanan oyunlara sadece ara verilmiş, problem çözülmek yerine ileride yeniden ısıtılmak üzere buzdolabına kaldırılmıştır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatın Her Aşamasında İslami Değerlere Sadık Kalabilmek</strong></p>
<p>19 Ekim 2003 tarihinde dâr-ı bekâya irtihal eden büyük insan Aliya İzetbegoviç’i 13. vefat yıldönümünde rahmet ve minnetle anmak için hazırladığımız yazımızın ilk bölümünü, onun mücadele ahlâkını yansıtan birkaç vecizesiyle noktalayalım:</p>
<ol>
<li>“Savaş ölünce değil, <u>düşmana benzeyince</u>”</li>
<li>“<u>Ölmeye hazır</u> olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.”</li>
<li>“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil <u>dostlarımızın sessizliği</u> olacaktır.”</li>
<li>“Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü <u>çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik</u>. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına!”</li>
<li>“Bunu hiç unutma evlât! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır. Bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</li>
<li>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. <u>Kin ve intikam</u> peşinde koşmayacağız.”</li>
<li>“Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, tercihim ve hayat felsefemdir.”</li>
<li>“Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi ‘Müslüman’ olarak düşünmeye başlayın.”</li>
<li>“es-Selâmu Aleykum” diyerek başladığı hitabesinde ordusuna: “Ancak <u>halkın ordusu</u> olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz. <u>İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir</u>.”<sup>(3)</sup></li>
</ol>
<ul>
<li>Bir gün askerlerden birinin gelip kendisine; “Onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigâne kalmamalıyız.” demesi üzerine: “<strong>Sırplar bizim öğretmenimiz değiller!</strong>”</li>
<li>Bosna savaşını bitiren Dayton anlaşmasını imzalarken: “Bu adil bir barış olmayabilir; fakat <u>süren bir savaştan daha iyidir</u>.”</li>
<li>Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’ndeki sade mezar taşına da nakşedilmiş olan sözü: “<strong>Allah&#8217;a yemin ederim ki, biz köle olmayacağız</strong>!”<sup>(4)</sup></li>
</ul>
<p>İki kez uzun süreli hapse mahkum edilen, halkı kırklı ve doksanlı yılların başında iki kez katliama tabi tutulan, Bosna-Hersek’te iki dönem deruhte ettiği cumhurbaşkanlığını adalet ve merhamet temelinde yürüten bilge lider ve büyük insan Aliya İzetbegoviç’in mekânı cennet, makamı adı gibi âlî olsun…<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://dirilispostasi.com/n-19758-bugun-bilge-kralimizi-onu-en-iyi-anlatan-yaziyla-hatirlayalim.html, 19.10.2016.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org/wiki/Alija_Izetbegović#cite_note-1, 19.10.2016.</li>
<li>http://dusuncemektebi.com/y/17725/bilgenin-selami/, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.dernekpazarimuftulugu.gov.tr/mydes/haber_detay.asp?haberID=874, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU”NU  KENDİ SINIRLARI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 10:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=242</guid>

					<description><![CDATA[“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8). Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun<br />
ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!<br />
Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8).</p></blockquote>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-4240-2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. Bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmak ve haksızlıkları önlemeye çalışmak da gerekir.</p></blockquote>
<p>Geçen haftaki yazımda, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyerek Hollanda örneğinde Avrupa’da genelde göçmen ve azınlıklara, özelde Müslümanlara reva görülen hak ihlallerine dikkat çekmiştim. Bu hafta sizlerle Hollanda’da hak ihlallerine ilişkin yazıma gelen tepkileri, yorum, değerlendirme ve önerileri özetle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle Diriliş Postası’nda çıkan yazılarıma yorum yazan, çoğu şahsi e-postama değerlendirmelerini gönderen muhterem okurlara can u gönülden şükranlarımı arz ediyorum. Görüşlerinden memnuniyetle istifade ettiğimi, yazıları şahsi siteme yüklerken gelen tepki ve teklifleri dikkate alarak güncellediğimi, değer verip zaman ayırarak kanaatlerini paylaştıkları için kendilerine minnettar olduğumu bilmelerini isterim.</p>
<p>Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde uzman bir ekip tarafından hazırlanan ve Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koyan Rapor’a göre, Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır. Rapora gelen eleştirileri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rapordan Memnuniyet Duyan ve Destek Veren Değerlendirmeler</strong></p>
<p>“Kendileri dışındaki insanları önce kendilerinin hizmetçisi ve kölesi olarak gören kibirli ve küstah batı aklının yine aynı insan topluluklarına yönelik hazırlattıkları hak ihlalleri raporlarının kendi karanlık dünyalarını örtmeye yönelik bir tutum olduğunu ifade edebilecek içerikte bir çalışma, müstefit oldum. Hollanda ile sınırlı kalmamasını dilerim.”</p>
<p>“Aslında bu tür çalışmalar yürütecek enstitülere fon ayırmak ve hak ihlallerini araştıran araştırmacıları desteklemek gerekir.”</p>
<p>“Güce sahip ülkeler, ne yazık ki geliyorum diyen yeni bir felaketin yolunu hazırlamaktan kendilerini alamıyorlar. Güç sarhoşluğu denen, böyle bir şey demek ki.”</p>
<p>“Devamını dilerim. Bu özgüvenli yaklaşım şart ve maalesef çok geç bile kaldık.”</p>
<p>“Hak kavramı batılı bir zihinde “çıkar” ifadesiyle kendine yer bulduğu surece ihlaller süregelen bir politika olarak devam edecektir. Öznenin nesneye karşı belirleyiciliği ne ise Batı çıkarcılığı İngiliz-Yahudi medeniyeti gölgesinde durumumuz fetret devrimiz son buluncaya kadar devam edecektir. Kurumsallaşmış, hakkı referans alan bir liderliğin dirilişi ve kavramsal bir meydan okuma başlangıcına ihtiyacımız var.”</p>
<p>“Bunlar hayran olduğumuz Avrupa&#8217;nın ikiyüzlülüğünün en bariz tezahürlerinden. Kendileri Müslümanların aleyhine olacak olaylara zemin hazırlayıp, yine kendileri kıyametler koparıyorlar. Bunun tek bir nedeni var; İslam düşmanlığı. İçi kof, ahlaksız, vicdansız nesiller yetiştirmek istiyorlar da onun için en büyük engel olarak dini görüyorlar. Allah kör olmuş vicdanlarını ve gözlerini bir an önce açsın&#8230;”</p>
<p>“Görünen o ki, ötekine saygı ya da hoşgörü, ötekiyle gerçek anlamda yüzleşmeden anlaşılamıyor&#8230; Batılıların kendileri gibi düşünmeyenlere reva gördüklerini anlamak için geçmişten bu güne ortaya koydukları uygulamalara bakmak yeterli olur herhalde&#8230; Hem Batılılar için hem de bütün insanlığın hayrı için bu coğrafyada yaşayan sıradan insanın kendi gerçekliği ile karşılaşmasını sağlayacak çalışmaları çoğaltmak gerekiyor.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çuvaldızı Kendimize Batırmayı Öneren Eleştiriler</strong></p>
<p>“Sürekli olarak Avrupa üniversiteleri, ülkemiz hakkında kasıtlı raporlar yayınlarken, böyle bir girişim yararlı olmuş. Zaten Avrupa ülkeleri insan hakları ve özgürlükleri, kendi yurttaşlarına harfiyen uyguluyor. Bu bağlamda, Türkiye gibi gelişen Müslüman ülkelerinin de kendi iç yönetimlerini sorgulayıp neden kendi yurttaşlarına yüksek standartta bir sistem sunamadıklarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Kendi evini güzel imkânlarıyla refaha erdiremeyenlerin, diğer komşularından yüksek beklentiler içerisinde olması da çok mantıklı değil.”</p>
<p>“Araştırma konusu sadece Hollanda için değil kimisinde daha az kimisinde oldukça ileri düzeyde olmak üzere bir çok Batılı ülke için de geçerlidir. Dileyelim de şimdiki seviyesinden ileriye doğru değil geriye doğru bir seyir izlesin. Konunun kökü tarihin derinliklerindedir ve tek yönlü değil çok yönlüdür. Sömürgeciliğin başladığı günden ele alıp bu güne gelmeyi gerektirir. İslam Konferansı gibi yapılar, fakir İslâm ülkelerini ve insanlarını biraz olsun kalkındırabilmiş olabilseydi, mezhep farkı yüzünden İslam ülkelerinin birbirleriyle savaşıyor olmalarını engelleyebilseydi Batı dünyasındaki İslam karşıtlığı acaba bu günkü seviyeye ulaşabilir miydi? Hiç kuşkusuz ırkçılık çok kötü bir şey, ama mezhepçilik de  İslam coğrafyası için çok önemli bir problem.”</p>
<p>“Batı’daki Müslümanları da biraz eleştirseydik keşke. Onlar da sütten çıkmış ak kaşık değiller.”</p>
<p>“Batı görevini yapıyor. Bizi üzen tarafı bize yaptırılması. Suç; hazırcı, kolaycı, mazeretçi, rivayet kültürüne sıkı sıkıya bağlı cahil kardeşlerimizindir.”</p>
<p>“Avrupa&#8217;da yaşayan İslam dünyası kökenli insanların tümünü müslüman kategorisine sokmak yanlıştır. Ayrıca, Müslümanlardan kaynaklanan korku, neden İslam’a mal ediliyor ki? Batılı insanların Müslümanlardan korkmaları için yeteri kadar sebepleri var. Avrupa&#8217;daki terörün teolojik temelleri ve bu temelleri yaşatan aktörleri var&#8230; Müslümanların yirminci yüzyıldan beri içinde bulundukları kurban psikolojisinden kendilerini kurtarmaları gerekiyor. Batı’da artan ırkçılığı hepimiz görüyor ve şahidi oluyoruz. Fakat Batı’daki müslüman düşmanlığının Müslümanlarla yakından ilişkisi olduğunu da inkâr etmemek gerekir.”</p>
<p>“Adamlar bir sistem kurmuş ve bu sistemin en önemli halkası kendi öz halkı. Sistem bu halkın refahı için işliyor. Sonradan vatandaş olanlar ya da göçmenler zincirin sonraki zayıf halkaları. Ülkenin iki seçeneği var: Birincisi; zayıf halkaların kuvvetlenmesini ve ana merkezle kenetlenmesini sağlamak/beklemek. İkincisi de; zayıf halkalardan kurtulmak. İhlal diye adlandırılan olayların tümü ikinci seçeneğe çıkıyor ve ben ülke politikası olarak birinci seçeneğin denenmeden ikinci seçeneğe geçildiğini düşünmüyorum. Elbette bu, Batı’nın doyumsuz bir canavara dönmüş varlığını görmeme engel değil; fakat sorunları ihlallerin ötesinde aramalıyız. Mesela o ihlale uğrayan kimselerin, özellikle de Müslümanların taa kendilerinde&#8230;</p>
<p>Bu insanların gördüğü zulümlerin tek suçlusunun Batı olduğunu düşünmüyorum. İlk suçlu, son iki yüz yıldır yeryüzü sahnesinde doğru dürüst hiçbir şey üretememiş, ne insanlığa ne kendisine doğru düzgün bir faydası olmayan  Müslümanlar değil midir? Bizim Batı düşmanlığından çok Batı’nın ürettiği sistemi kavrayıp, sıfırdan bir sistem üretmeye gitme mecburiyetimiz var. Biz bunu yapmazsak yüz yıl sonra da Batı hâlâ vahşi diye anılır, ama ölenler sadece gariban Müslümanlar olur. İşin ilginç yanı da şudur ki; ölümden kaçan gariban Müslümanlar, zalim ve vahşi diye nitelendirdiğimiz Batı’ya gitmek için denizlerde ölmekte; sınırlarında hayvan muamelesi görmeye razı gelmektedir!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Raporun Daha Etkin Sonuçlar Doğurabilmesi İçin Önerilen Fikirler</strong></p>
<blockquote><p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın bir yıla mahsus <u>hak ihlallerini</u> konu alan mahdut bir rapor olduğunu unutmamak gerekir.</p></blockquote>
<p>“Raporun devamında çözüm için Batı’nın ve İslami camianın neler yapması gerektiği irdelenmeli. Müslümanların bu sorunun ve çözümün bir parçası olduğunu anlama vakti çoktan geldi. Yabancılarla ilişkimizi fıkhın gayrimüslim algısından çıkarıp, insan eksenli bir ilişki geliştirmenin çözüme çok önemli katkısı olacağını düşünüyorum.”</p>
<p>“Rapor kitabı birkaç gündür elimde&#8230; Hollanda ile ilgili olumlu tarafların da yazılması gerekir. Resmi diller, eyalet sistemi, milli gelir, insan temel hak ve özgürlükleri, eğitim, saydamlık vs. Belki bu rapordan Türkiye&#8217;de barış, güvenlik ve huzur için bazı örnekler de alınabilir.”</p>
<p>“Keşke diğer dillere de çevrilip Batı&#8217;nın idrakine sunulsa, eylemlerine ve kirli fikirlerine ayna olsa bu ve benzeri çalışmalar.”</p>
<p>“Harika bir gelişme. Sayılarının artmasını umuyorum. Umutsuzluk zincirlerinin kırılması ve İslam dünyasının özgürleşmesi için, Batı araştırmaları son derece önemli. Ne yazık ki şiddet ile İslam dünyası özdeşleştirildi. Nesne konumundan çıkabilmemiz için oksidantalizm çalışmaları kaçınılmaz. Ülke yönetiminin yapması gereken; psikologları, sosyologları, ilahiyatçıları Batı&#8217;ya gönderip inceletmesi, sonuçları rapor ettirmesi ve TRT World ve TRT Arapça kanalları aracılığıyla dünyanın gündemine taşımasıdır.” (Amerika ve Fransa&#8217;daki hak ihlallerine ilişkin bir makalesi Haksöz dergisinin Ocak 2016 sayısında yayımlanan Murat Kayacan).</p>
<p>“Yazının sonuna eklediğiniz Hz. Peygamber’in hadisinde belirtildiği gibi <strong>kötülerden hareketle  kötü olmak nasıl ki doğru değilse</strong>, her toplumun kendine göre kültürü, değer yargıları, insanlık ve ahlak anlayışı, sosyal hayatı, dinamikleri ve beklentileri olduğunu da unutmadan önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerektiğini, bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmayı ve önlemeye çalışmayı İslam’ın  <em>emr bilmaruf ve nehy anilmünker</em> farzının gereği olduğunu bilemiz gerekir.” (Prof. Dr. İbrahim Sarmış).</p>
<p>Rapor hakkındaki değerlendirme ve önerilerin rapor sahiplerince dikkate alınacağından kuşkum yok. Nezaketli cevapları ve kıymetli değerlendirmeleri için tüm okurlara yürekten teşekkür ediyorum. Son derece haklı tespitleri var. Değerlendirmelerinin büyük çoğunluğunda hemfikiriz. Şahsımı, sorunu kendimizde arayan, kendimizi değiştirmedikçe durumun değişmeyeceğini savunan ekolün mensubu addediyorum. Çuvaldızı kendimize batıran ve çözüm yollarını arayan yaklaşımıma Diriliş Postası’nda çıkan yazılarımı takip edenler şahittir.</p>
<p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın genel bir Batı ya da Hollanda değerlendirmesi değil, bir yıla mahsus <u>ihlalleri</u> konu alan mahdut bir rapor olduğu unutulmamalıdır. 182 sayfalık “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu iki sayfada özetleyip, iki sayfa da yorum ekleyerek okurun dikkatine sundum. Maksat kamuoyunun dikkatini rapora çekmek idi. Bu maksadın kendi çevremde hasıl olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erdemli ve Sorumlu Davranmada Dayanışma İçinde Olabilmek</strong></p>
<p>Büyük insanlık âilemiz, Allah Teâlâ’nın kıyamete dek kendilerine hayat kılavuzu olarak gönderdiği Kitab-ı Kerîm’inde apaçık beyan buyurduğu şu evrensel mesajları okur, anlar ve uygularsa dâreyn saadetine nâil olacaktır:</p>
<p>“&#8230; Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın (Zulme uğramayı zulmetme gerekçesi yapmayın!); erdem ve takvada (sorumluluk bilinciyle davranmada) birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2).</p>
<p>“8. SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu Allah’a karşı sorumluluk bilinci olan takvaya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.</p>
<ol start="9">
<li>Allah, inanan ve ıslah edici iyi işler yapanlara günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaad etmiştir.</li>
<li>İnkâra saplanan ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince: kavurucu ateşin ashabı olanlar işte onlardır.</li>
<li>Siz ey iman edenler! Hatırlayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini! Hani size bir toplum el uzatmaya kalkışmıştı da, onların elinden sizi kurtarmıştı? Şu hâlde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Ve mü’minler artık yalnızca Allah’a güvensinler.” (Mâide, 5:8-11).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Asr şahit olsun. Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır; ancak, Allah&#8217;a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.” (Asr Sûresi, 103:1-3).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HOLLANDA ÖRNEĞİNDE  BATI’NIN HAK İHLALLERİNİ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 21:27:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=235</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” (Rum, 30:22). İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“&#8230; Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah&#8217;ın mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bunda (farklılığın değerini) bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” <span style="line-height: 1.5;">(Rum, 30:22).</span></p></blockquote>
<p>İnsan haklarını beşeriyete kendilerinin bahşettiği yanılgısına dünyayı inandırmış görünen Batılı devletlerin, mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlalleri karnesine her gün yenileri eklenmeye devam etmektedir. Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan Bosna’ya, Suriye’den Tunus’a bütün bir İslam coğrafyasında ustalıkla tutuşturdukları savaş ateşlerinde milyonlarca insanın en temel hakları insafsızca çiğnenmektedir!</p>
<p><strong> </strong><a href="http://dirilispostasi.com/n-3886-hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p>Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p>
<blockquote><p>Hak ihlallerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ ülkelerin bir sorunu, hattâ kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.</p></blockquote>
<p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığı sahil-i selamete ulaştıracak yegâne seçeneğin İslam olduğunu bildiği halde tarihî kibir ve ihtirasları uğruna insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p>
<p>Batılı ülkeler arasında hoşgörü, çokkültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımı gibi hususlarda örnek gösterilen Hollanda’nın bile bir yılın içine binlerce hak ihlalini sığdırabilmesi, Batı’nın medeniyet yolculuğunda gelip dayandığı noktayı göstermesi bakımından manidardır.</p>
<p>Tehlikeli gidişin iyi niyetli bir göstergesi olarak 2012 yılında kurulan “Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü”, her yıl düzenli olarak Hollanda’da insan hakları konusunda yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Enstitü, bugüne dek üç ayrı yıllık rapor yayınlamıştır. İlk raporunda (2012) Enstitü, milliyet temelli ayrımcılık olaylarında artış olduğunu açıklamıştır. İkinci raporunda (2013) emek göçmenleri ve ayrımcılık konusunu öne çıkaran Enstitü, 2015 yılının Nisan ayında yayınladığı 2014 yılı raporunda, yine ayrımcılık konusuna geniş yer vermiş ve geçen yılda önemli tartışmalara konu olan aşırı sağcı lider Wilders’in “daha az Faslı” söylemini “pür ayrımcılık” olarak nitelemiştir.</p>
<blockquote><p>Sevgi, saygı, merhamet, kardeşlik ve adalet yerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulmü içselleştirmiş olan Batı dünyası, insanlığın kazanımlarını teröre kurban etme çılgınlığını göze alabilmektedir.</p></blockquote>
<p>Türkiye’de bir üniversitenin Batılı bir devletin hak ihlalleri konusunda bir ilke imza atarak 29 Aralık 2015 tarihinde İstanbul’da açıkladığı “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”, Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koymaktadır. Rapora göre, başta göçmenler ve azınlık grupları olmak üzere bu ülkeyi tanıyan ve gözlemleyen herkesi şaşırtan Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da hoşgörünün yerini yabancı düşmanlığı, sosyal refahın yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır.</p></blockquote>
<p>“İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar” alt başlığıyla İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan rapor, Hollanda genelinde 2014 yılında göçmen ve azınlıklara reva görülen hak ihlallerini ortaya koymaktadır. 11 Eylül sonrasında Müslüman kişi ve kurumlara yönelik saldırıların en fazla olduğu ülkelerin başında Hollanda’nın gelmesi anlamlıdır. Hollanda’da 2000’li yılların başından itibaren aşırı sağın hızla geliştiği bir sürece girildiğine dikkat çeken raporun odak noktasını; özelde Türkiye kökenli azınlıklar, genelde ise Hollanda’da yaşayan tüm göçmen ve azınlıklar oluşturmaktadır.</p>
<p>İZÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde hazırlanan raporun; eğitim, medya, ekonomi, siyaset, dinî hak ve özgürlükler ve örgütlenme özgürlükleriyle ilgili bölümleri, Hollanda’yı yakından tanıyan akademisyen, hukukçu ve gazeteciler tarafından altı aylık bir süreçte yazılmıştır. Çalışma esnasında bir yandan göçmen ve azınlıklarla ilgili Hollandaca ve İngilizce literatür taraması yapılmış, diğer yandan da 2014 yılı boyunca Hollanda’da yaşanan önemli olaylar ve haberler yazılı basın üzerinden taranmıştır. Hollandaca literatür farklı alanların yapısal analizi için kullanılırken, yazılı medya kaynaklarına ise daha çok aktüel analiz yapmak için başvurulmuştur.</p>
<p>İlk bölümünde Hollanda devletinin ve toplumunun siyasal ve kültürel arkaplanı sunulan raporun ikinci bölümünde Hollanda’daki göçmen ve azınlıkların farklı alanlardaki hak ve özgürlükleri ele alınmakta, üçüncü bölümde ise Hollanda medyasında azınlıkların nasıl temsil edildiği tasvir edilerek 2014 olayları çerçevesinde Hollanda toplumunun yabancılar karşısındaki tutum ve kanaatleri analiz edilmektedir. Genel bir değerlendirme ve kaynakça ile nihayete eren raporun sonuna, 2014 yılında Hollanda’da meydana gelen önemli gelişmeler ile insan hakları kapsamında gelişen olumlu ve olumsuz olayların kronolojisi de ilave edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hollanda&#8217;nın 2014 Yılı İnsan Hakları Karnesi Zayıf</strong></p>
<blockquote><p>Hollanda’da başörtülü ve sakallı Müslümanlar, ‘uyumlu’ olmayacakları gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenmiş, camiler saldırıya uğramış, Türk gençlerinin büyük çoğunluğu IŞİD sempatizanı olarak damgalanmıştır.</p></blockquote>
<p>2014 yılında Hollanda’da ayrımcılıkla ilgili şikâyet başvurularının iki katına çıktığını gösteren raporda, ülke genelinde çok farklı alanlarda ayrımcılık uygulamaları yaşandığı ortaya konmaktadır. Mesela, başörtülü ve sakallı Müslümanların ‘uyumlu olmayacakları’ gerekçesiyle iş arama sürecinin daha en başında elenebilmiştir. Keza, 2000’li yıllardan itibaren devam eden Müslüman şahıs ve kuruluşlara saldırıların devamı niteliğinde, 2014 yılında 5 cami baskını yaşanmıştır. Hollandalı araştırmacı Ineke van der Valk, son 10 yılda Hollanda’da 174 camiye irili ufaklı saldırılar gerçekleştirildiğini tespit etmiştir.</p>
<p>Ayrımcılık şikâyetinin en fazla, yaş ve etnik köken üzerinde yoğunlaştığını gösteren rapora göre iş arayan göçmenlerin yüzde 20 ile 40’ının ayrımcılığa uğradığı belirtilmektedir. Araştırma kapsamındaki her üç Türk öğrenciden birinin, ayrımcılık dolayısıyla staj yeri bulmakta zorlanması ve Hollanda’daki Türk gençlerinin büyük çoğunluğunun IŞİD sempatizanı olarak damgalanması da raporun ortaya koyduğu önemli ayrımcılık örneklerinden biri olarak zikredilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişini Görebilmek</strong></p>
<p>Avrupa’da aşırı sağın yükseliş serüveninde terör olaylarının kasıtlı biçimde İslam ile ilişkilendirilmesinin payına işaret edilen raporda, özellikle 2000’lerin başında Hollanda’da işlenen iki cinayete dikkat çekilmektedir:</p>
<p>2002 yerel seçimlerinde oyların üçte birini toplayarak büyük bir yükseliş gösteren “Leefbaar Nederland” (Yaşanır Hollanda) partisinin lideri Pim Fortuyn 6 Mayıs 2002 tarihinde, Müslümanlarla hiç bir ilgisi olmayan bir hayvan hakları aktivisti tarafından öldürüldü. Bu olaydan iki yıl sonra, Müslümanları rencide eden İslam karşıtı bir filmi Hollanda ulusal televizyonunda yayınlandıktan sonra Theo Van Gogh, 2 Kasım 2004 tarihinde Amsterdam’da Fas kökenli bir Müslüman tarafından öldürüldü. Hollanda, İslam dünyasına mal ettiği bu iki cinayetten “Hollanda’nın 11 Eylül’ü”nü devşirmek istedi. Medya, siyaset ve istihbarat örgütleri el birliğiyle Hollanda kamuoyunda İslam karşıtı bir söylem oluşturmayı başardı. Böylece kendilerince de itiraf edilen insan hakları sorununun toplumsal zemini oluşturulmuş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Direktörlüğünü yaptığı Rapor hakkında medyaya beyanat verdiğinde Batı dünyasının toplumsal, siyasi, psikolojik ve kültürel boyutları olan bir kriz yaşadığına dikkat çeken Kadir Canatan; “Avrupa’nın yaşadığı krize yerleşik partiler cevap veremedikleri için aşırı sağ partiler anti-İslami propaganda yürütüyorlar ve halk da buna inanıyor. Aşırı sağın yükselişiyle beraber toplumda kutuplaşmalar, etnik ve dinî temelde ayrımcılıklar, saldırılar ve terör hareketleri ortaya çıktı. Artık Avrupa ülkeleri kendi iç dünyalarını kontrol edemiyor. Avrupa’da bazı şeyler çığırından çıktı&#8230;” diyerek Batı’da insan haklarının düşüşe geçmesine paralel olarak aşırı sağın yükselişe geçtiğini açıklamıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’da İvme Kazanan İslam Karşıtlığını Görebilmek </strong></p>
<p>“2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu Türkiye ve dünya kamuoyunun dikkatine sunmak üzere 29 Aralık 2015 günü İZÜ Mehmet Akif Fuaye Salonu’nda gerçekleştirilen panelde konuşan Adana Milletvekili Prof.Dr. Talip Küçükcan, son yıllarda Batı dünyasında İslam karşıtlığının ve ırkçılığın ivme kazandığına dikkat çekerek şu açıklamayı yapmıştır:</p>
<p>“Dünyadaki küresel gelişmelerin ve konjonktürel değişimlerin de etkisiyle son yıllarda İslam karşıtlığının arttığını görüyoruz. Özellikle bazı Müslüman görünümlü örgütlerin Avrupa’nın göbeğinde terör olaylarına bulaşması, İslam’ın imajını ciddi şekilde etkiledi. Ama bu durum İslam karşıtlığı için bir gerekçe olamaz. Özellikle Batı’nın ‘refah’ düzeyinden uzaklaşması, işsizliğin artması ve ekonomide bozulmaların başlaması; insanları sorumlu arama çabasına itti. Ve böylelikle Müslümanlar önemli bir hedef haline geldi. Şu anda Fransa, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde aşırı ırkçı ve İslam karşıtı partilerin yükselişte olduğunu görüyoruz. Bu aslında Avrupa medeniyetinin bir krizi demektir. Önümüzdeki yıllarda bu krizin içerisinde ciddi kırılmalar olabilir. Bu durum, uluslararası insan hakları örgütlerinin üzerinde durması gereken bir meseledir.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Panelde 182 sayfalık Raporun özet sunumunu yapan Kadir Canatan; Hollanda’da 2000’li yıllardan itibaren aşırı sağın yükselişe geçtiğine ve özellikle aşırı sağın anti-İslami söylemlerinin sürekli kamuoyunu rahatsız ettiğine, keza İslamofobik gelişmelerin tırmandığına dikkat çekti.</p>
<p>2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu’nda emeği geçenleri tebrik ediyor, ‘üçüncü dünya ülkeleri’ne istediklerini yaptırmak için baskı aracı olarak her yıl ülke ülke insan hakları raporları yayınlayan Batılı devletlerin hak ihlallerini ortaya koyacak bu gibi çalışmaların artmasını niyaz ediyorum.</p>
<p>Savaşın ve şiddetin sorun çözme yöntemi olmadığını büyük bedeller ödedikten sonra çok iyi kavrayarak Avrupa Birliği’ni kuran Avrupa toplumlarının; Avrupa’nın en üstün değeri olarak gördükleri insan hakları ve demokrasi söylemlerinde kendini inkâr etme çelişkisine düşmemek ve sadece ‘yabancılar’ın değil, dolaylı olarak kendi geleceklerini de büsbütün mahvetmemek için bu rapora kulak kabartmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte Son Elçi’nin şu muhteşem çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“’İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız; zulmederlerse biz de zulmederiz’ diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.&#8221; (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU</strong></p>
<p><strong>İslamofobi ve Entegrasyon Arasında Azınlıklar</strong></p>
<p>Hazırlayanlar:</p>
<p>Prof.Dr. Kadir CANATAN, Doç.Dr. Ahmet YÜKLEYEN,<br />
Yrd.Doç.Dr. Fatih SERBEST, Dr. Adayı Fatih OKUMUŞ</p>
<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, Aralık 2015, İstanbul, 170+xii s.</p>
<p>(Kitabın basılı ya da pdf nüshası <a href="mailto:bilgi@izu.edu.tr">bilgi@izu.edu.tr</a> adresinden istenebilir).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Örnek bir haber için bakınız: <a href="http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/">http://www.iha.com.tr/haber-hollandanin-2014-yili-insan-haklari-karnesi-cikarildi-521610/</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <a href="http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/">http://www.milliyet.com.tr/islam-karsitligi-bati-dunyasinda-ivme-istanbul-yerelhaber-1137775/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hollanda-orneginde-batinin-hak-ihlallerini-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>13</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
