<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Azimden Sonra Tevekkül Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/azimden-sonra-tevekkul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/azimden-sonra-tevekkul/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:07:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÂKİF GİBİ KUR’AN’I HAYATIN İÇİNDEN YORUMLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 10:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[3:159]]></category>
		<category><![CDATA[30:50]]></category>
		<category><![CDATA[53:39]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=259</guid>

					<description><![CDATA[“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek. Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50). &#160; Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek.</p>
<p>Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle Kur’an âyetlerinin manalarını şiir, nesir ve hitabe formunda ümmetin dikkatine sunmuştur. Sadece söylemini değil eylemini de Kur’an’a göre şekillendirmek hususunda büyük bir hassasiyet ve yılmaz bir gayret serdeden Âkif, hayatını değerlerini yansıtan parlak bir tablo gibi resmettiği bir sanat eserine dönüştürmeyi de bilmiştir.</p>
<p>Ferîd Kam’ın kendisine yazdığı bir mektupta belirttiği gibi Âkif, Kur’an’ın hakkıyla kavranması davasında sanatını konuşturmuştur:</p>
<p>&#8220;Enîs-i rûhum Âkif’e, &#8230; İhtimal ki “Sanat sanat içindir; sanattan maksad yine sanattır; sanatta dinî, ahlâkî, siyasî bir gâye aramak abestir.” diye senin mesleğine îtiraz edenler, onu hoş görmeyenler vardır&#8230; Ben senin eserlerinde bu düstûra muhâlefetini gösterecek bir şey görmüyorum. Çünkü sen de sanatta gâye aramıyorsun; lâkin gâyede sanat arıyorsun. Mesleğin tamamıyla maksadını te’mîne kâfîdir&#8230; Safahât’ın bu kısmını teşkîl eden manzûmelerin menba’ı Furkân-ı Hakîm olduğundan hepsinin ilhâm-ı mahz eseri olduğunu söylemek zâiddir. Hemen söyle, hemen yaz. Tevfîk-i Hudâ refîkın olsun azîzim. 30 Mayıs 1329” (12 Haziran 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, âyetlerin manasını son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle sunmuştur.</p></blockquote>
<p>Tefsir profesörü Celal Kırca, &#8220;Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili&#8221; başlıklı makalesinde onun Kur’an’ı nasıl hayatın içinden yorumladığının bir çok örneğini aktarır. Biz bu kısa yazımızda özetle bir kaç numuneyi iktibas etmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Âkif Kur’an âyetlerini sosyolojik tefsir ekolü içinde yorumlayan bir şâir ve bir düşünürdür. Çağının problemlerini iyi bilen ve onlara Kur’an’dan çözümler sunan bir müfessirdir. Onu sosyal olaylar içinde hiç şüphesiz, başta sıcak savaş, daha sonra da İslam’a yapılan haksız ithamlar etkilemiştir. Bu ithamlar onda derin yaralar açmıştır. Müslümanların acıklı ve perişan durumu onu çok üzmüş, ancak, milletin kurtuluşunu da onların uyanmasında, birlik ve beraberliklerinde, cahillikten kurtulmalarında ve hepsinin başı olan çalışmalarında görmüştür. Bütün gücüyle bunu söylemiş ve bu millete kılavuzluk etmiştir. Şiirlerine konu olarak seçtiği âyetlerle sosyal olaylar karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önce Azmedip Sonra Tevekkül Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, öncelikle Müslümanlara içinde bulundukları durumu izah etmek ve onları daldıkları derin uykudan uyandırmak istiyordu.</p></blockquote>
<p>“Bir kerre azmettin mi, artık Allah’a dayan.” (Âl-i İmran, 3/159) âyetini ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlığı altında yorumlayan Âkif şunları söylemektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?</p>
<p>Hâlâ mı reşîd olmadı, hâlâ mı bu ümmet?</p>
<p>Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;</p>
<p>Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!”</p>
<p>&#8211; Allah’a değil, taptığın evhâma dayandın;</p>
<p>Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın.</p>
<p>Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,</p>
<p>Yattın kötürümler gibi, yattın mütemadî.</p>
<p>Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;</p>
<p>İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.</p>
<p>Mevcûd ise bir hakk-ı hayât ortada, şâyed,</p>
<p>Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.</p>
<p>“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!&#8230;</p>
<p>Dünyâ koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;</p>
<p>Davranmayacak kimse bu meydâna atılmaz.</p>
<p>Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da;</p>
<p>Mâzîyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda.</p>
<p>Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:</p>
<p>Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!</p>
<p>(İstanbul, 13 Teşrînisânî 1335/ 13 Kasım 1919).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Kanunlara Uygun Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, milletin kurtuluşunu; uyanmakta, birlik ve beraberlikte, cahillikten kurtulmada ve çok çalışmakta görmüştür.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre çare, “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) âyetiyle emredilen çalışma idi. Bütün acıların, zulmün ve geriliğin tek sebebi vardı, o da tembellikti. Çalışan kazanmıştı. Biz de kazanmak istiyorsak çalışmalıydık. Bu bir sosyal kanundu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mu’tâdı.</p>
<p>Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?</p>
<p>Bugün, sen kendi kendinden ümîd et ancak imdâdı;</p>
<p>Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı.</p>
<p>Cihan kânûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!</p>
<p>Ne yaptın? “<em>Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â</em>” vardı!..</p>
<p>(30 Muharrem 1331/ 27 Kânûnievvel 1328/ 9 Ocak 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre suçlu İslam dini değil, onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı.</p></blockquote>
<p>“Yusuf Sûresi’nin “Oğullarım, gidiniz de Yusuf ile kardeşini araştırınız, hem sakın, Allah’ın inâyetinden umudunuzu kesmeyiniz. Zira, kâfirlerden başkası Allah’tan umudunu kesmez.” mealindeki 87. âyetini Âkif şöyle yorumluyordu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’</p>
<p>Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!</p>
<p>His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?</p>
<p>Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?</p>
<p>Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.</p>
<p>Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.</p>
<p>Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!</p>
<p>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;</p>
<p>Me’yûs olanın, rûhunu, vicdânını bağlar</p>
<p>Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!</p>
<p>Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;</p>
<p>Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar&#8230;</p>
<p>Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.</p>
<p>Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>‘İş bitti&#8230; Sebâtın sonu yoktur!’ deme, yılma!</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bilgiyle Bir Çıkış Yolu Bulabilmek</strong></p>
<p>“Âkif’e göre Kur’an-ı Kerim her şeyin çaresini göstermiştir. O da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) âyetinde ifade edilen bilgidir. İnsan bilgi sayesinde bütün problemlerini çözebilir, kendisine bir çıkış yolu bulabilir. Çünkü bilenle bilmeyen kişi asla bir değildir. Bilen kişi, olay ne kadar vahim olursa olsun, onun üstesinden gelebilecek bir yeteneğe sahip demektir:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmaz ya&#8230; Tabî’î&#8230; Biri insan, biri hayvan!</p>
<p>Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından,</p>
<p>Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.</p>
<p>Kâfi mi değil, yoksa bu son ders-i felâket?</p>
<p>“Son ders-i felâket” ne demektir? Şu demektir:</p>
<p>Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!</p>
<p>Zîrâ, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;</p>
<p>Zîrâ, bu sefer uyku ölümdür: Uyanılmaz! (&#8230;)</p>
<p>Ey katre-i âvâre, bu cûşun, bu hurûşun</p>
<p>Âhengine uymazsan, emin ol, boğulursun!</p>
<p>Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,</p>
<p>Silkin de: Muhîtindeki zulmetleri yak, yık!</p>
<p>Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;</p>
<p>Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır!</p>
<p>Eyvâh! Bu zilletlere sensin yine illet&#8230;</p>
<p>Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet,</p>
<p>Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs!</p>
<p>Ey sîne-i İslâm’a çöken kapkara kâbûs,</p>
<p>Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel:</p>
<p>Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!</p>
<p>Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!</p>
<p>İslâm’ı da “Batsın!” diye tutmuş, yediyorsun!</p>
<p>Allah’tan utan! Bâri bırak dîni elinden&#8230;</p>
<p>Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!</p>
<p>Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât?</p>
<p>Allah’tan utanmak da olur ilm ile&#8230; Heyhât!</p>
<p>(18 Cemâziyelevvel 1331/ 11 Nisan 1329/ 24 Nisan 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, şiirin son mısraında “Kullarından ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28) âyetine atıf yapmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durumu İyi Değerlendirip Yeniden Misyonumuzu Üstlenebilmek</strong></p>
<p>“İnananlarına bilgili olmalarını ve çalışmalarını emreden İslam dini cehaletin her çeşidini yeriyor ve ilmi teşvik ediyordu. Âkif, Müslümanların hatasının böyle bir dine mal edilmesine tahammül edemiyordu. Ortada bir suçlu varsa o, İslam dini değildi, suçlu onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı. Bu nedenle, öncelikle Müslümanların içinde bulundukları bu durum onlara izah edilmeli ve daldıkları derin uykudan uyandırılmalıydı. Fakat bu nasıl olacaktı? Şâyet bir hasta hastalığını kabul ederse ona yapılan tedavi fayda verirdi. Bu millet de hastaydı ve bu hastalığını kabul etmesi, daha sonra da ondan kurtulmak için gayret göstermesi gerekiyordu. Bu psikolojik hastalık ise ezilmişlik, bıkkınlık ve kendine güvensizlikti. Âkif bunu çok iyi tespit etmişti. Bunun için de bu milletin kendisine olan güvenini güçlendirmek gerekiyordu. “Siz, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış hayırlı bir milletsiniz.” (Âl-i İmran, 3/110) âyetini konu alan şiiri işte bu amaca yönelikti:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:</p>
<p>Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!</p>
<p>Kapkaranlıkkken bütün âfâkı insaniyyetin,</p>
<p>Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin. (&#8230;)</p>
<p>Biz, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?</p>
<p>Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!</p>
<p>Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak!</p>
<p>En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak!</p>
<p>Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize:</p>
<p>Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!</p>
<p>(29 Mayıs 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Görebilmek</strong></p>
<p>“İçi ümitle dolu olan Âkif, “Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek, hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50) âyetini şöyle yorumlar:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;</p>
<p>Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!</p>
<p>Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:</p>
<p>Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.</p>
<p>En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;</p>
<p>Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat! (&#8230;)</p>
<p>Bir nesîm ister kımıldanmak için canlar bugün;</p>
<p>Bir nesîm olsun, İlâhî&#8230; Canlanır kanlar bütün.</p>
<p>Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr&#8230;</p>
<p>Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil’e kalmıştır nüşûr!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Korkmak ve O’na Saygıda Kusur Etmemek</strong></p>
<p>“Ey müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkunuz.” (Âl-i İmra, 3/102) âyetini konu alan şiirinde Âkif, toplumu ıslah etmeyi, ahlak bunalımını, toplumdaki çözülmeyi ve manevi hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyordu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;</p>
<p>Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.</p>
<p>Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın&#8230;</p>
<p>Ne irfanın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdanın.</p>
<p>Meğer kalbinde Mevlâ’dan tehâşî hissi yer tutsun&#8230;</p>
<p>O yer tutmazsa hiç ma’nâsı yoktur kayd-ı nâmûsun.</p>
<p>Hem efradın, hem akvâmın bu histir, varsa, vicdânı;</p>
<p>Onun ta’tîli: İnsâniyyetin tevkî-i hüsranı!</p>
<p>Budur hilkatte câri en büyük kanunu Hallâk’ın:</p>
<p>O yüzden başlar izmihlâli milletlerde ahlâkın.</p>
<p>Fakat, ahlâkın izmihlali en müdhiş bir izmihlâl;</p>
<p>Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyyet, ne istiklâl.</p>
<p>Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir;</p>
<p>Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.</p>
<p>Olur cem’iyyet artık çaresiz pâmâl-i istîlâ</p>
<p>Meğer kaldırmış olsun, rûh-î sânî indirip, Mevlâ.</p>
<p>Evet bir ba’sü ba’de’l-mevte imkân vardır elbette&#8230;</p>
<p>Bunun te’mîni, lâkin, bir yığın edvâra vabeste!</p>
<p>O cem’iyyet ki vicdanında hâkim havf-ı Yezdân’dır;</p>
<p>Bütün dünyâya sahiptir, bütün akvâma sultandır.</p>
<p>Fakat, efrâdı Allah korkusundan bî-haber millet,</p>
<p>Çeker, milletlerin menfûru Kıbtîler kadar zillet; (&#8230;)</p>
<p>Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış:</p>
<p>Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtiyle, sağ kalmış?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>, İstanbul 1950, 3. Baskı.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF GİBİ ÇAĞININ ŞAHİDİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2016 10:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[22:78]]></category>
		<category><![CDATA[ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[hainlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yürek]]></category>
		<category><![CDATA[hayasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[vefasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=251</guid>

					<description><![CDATA[“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143). &#160; Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü derin acılar içerisinde gözlemlemiş, kısıtlı ve zahmetli ulaşım ve iletişim imkânlarına rağmen İslam dünyasının bir çok bölgesini gezip Müslümanların durumunu yerinde görmüştür. Gözlemlerini vahyin aydınlığında tahlile tabi tutarak vaziyetin önce teşhisini yapmış, ardından tedavi yöntemini de önermiştir. En ağır şartlarda bile ye’se asla pirim vermeyen hak aşığı bu büyük mütefekkir, içinde yaşadığı toplumla ve çağla sınırlı kalmayan derin fikirleriyle günümüze de ışık tutmaktadır.</p>
<p>Yaklaşık bir asır önce ortaya koyduğu içtenlik ve yetkinlik numunesi tespit ve tekliflerinin günümüz için de geçerli olmasından dolayı Âkif gibi âkil bir insanımız olduğuna mı sevinelim, yoksa bir asır boyunca aynı yapısal sorunlarla boğuşup durmamıza ve bir türlü çıkış yolunu bulamayışımıza mı üzülelim? En iyisi biz, merhum Âkif’in de çok sevdiği büyük insan Hz. Ali’nin dediğini yapalım; kalbimiz hüzünle dolu iken yüzümüzden tebessümü eksik etmeyelim. Ve Rabbimizin emrine imtisal edip çağımızın tanıkları olalım:</p>
<p>“Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim&#8217;in inanç sistemine (tâbi olmanız). <strong>O sizleri</strong> bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da <strong>müslüman</strong> <strong>olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız</strong>. Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah&#8217;a sımsıkı bağlanın: O&#8217;dur sizin tek efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!” (Hac, 22:78).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Geri Kalmışlığın Sebeplerini Görüp Çözüm Üretebilmek</strong></p>
<p>12-14 Ekim 2011 tarihlerinde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu”nda, Mersin Üniversitesi’nden Yrd.Doç.Dr. Hasan YÜREK’in sunduğu tebliğ çerçevesinde, İslam âleminin geri kalmışlığı ve Âkif’in bu durumdan kurtulmak için Safahat’ta ortaya koyduğu çözüm önerilerini -uygun ara başlıklar ekleyerek- özetle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Mehmet Âkif Ersoy’a göre tembellik, inanç eksikliği, İslâm’dan uzaklaşma, kimi insanî değerlerin yokluğu, birlik olamama gibi sebepler geri kalmışlığı doğurmaktadır. Çalışmak ve bunun sonrasında tevekkül etmek, inancın sağlam olması, İslam’dan uzaklaşmama, insanî değerlere sahip olma, birlik içerisinde hareket etme ise önerilen çözümlerdir.</p>
<p>&#8230; Asırlardır süren bir mücadele en trajik devresini yaşamaktadır. İngiltere ve Rusya başta olmak üzere bütün bir Batı ve Hıristiyan dünyası emperyalist emellerle İslâm dünyasına karşı saldırıya geçmiştir. Müslümanlar cehalet, tembellik ve en tehlikelisi parça parça bölünmüş veya bölünmek durumundadır. Balkan Harbi’nin ardından, I. Dünya Harbi vatan parçalarını teker teker elimizden koparır. İşte böyle bir devirde Âkif, cemiyeti sarsmak, uyandırmak, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak için mücadeleye davet eder. İmanına yapılan saldırıları göğüsler. Millet aç, çıplak ve perişan iken bunlara karşı kayıtsız kalamaz. (Yetiş, 1992:2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tembellik Sorununu Çalışma Azmiyle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif, toplumun genelinde bir tembellik olduğunu düşünmektedir. Ona göre bütün Müslümanlar bir tembellik, bir miskinlik içerisindedir. Hatta yanlış anlaşılmış bir tevekkül yaygındır (Yetiş, 1992:118). O, tembelliği ve hiçbir gayret sarf etmeden tevekkül edenleri eleştirmektedir. Nitekim, ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlıklı şiirinde şöyle der:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allâh’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!</p>
<p>Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;</p>
<p>Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?</p>
<p>Âlemde “tevekkül” demek olsaydı “atâlet”,</p>
<p>Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?</p>
<p>Çoktan kürenin meş’al-i tevhîdi sönerdi;</p>
<p>Kur’an duramaz, nezd-i İlâhî’ye dönerdi. (Ersoy, 2003:424).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in tembellik karşısında önerdiği çözüm <strong>çalışmak</strong>tır. O, çalışmanın milletini geliştireceğini ve bulunduğu zor durumdan kurtaracağını düşünmektedir:</p>
<p>Binâ-yı milleti i’lâ eden temel sağlam.</p>
<p>Demek ki kurtuluruz biz bugün olursak adam.</p>
<p>Onun da çâresi elbirliğiyle gayrettir.</p>
<p>Çalışmanın o kadar feyzi var ki: Hayrettir! (Ersoy, 2003:242).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cehalet Sorununu Eğitimle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif’in geri kalmışlık hususunda ortaya attığı ikinci etken eğitimsizlik, bir diğer ifadeyle cehalettir. “Şu cehlimizle musîbet mi kaldı uğramadık” (Ersoy, 2003:243)</p>
<p>diyen şair, cehaleti başa gelen olumsuzlukların bir sebebi olarak görmektedir. Âkif’e göre asıl zaferler eğitimle kazanılır. Mevcut olan cehaletin giderilmesi içinse okullar açılması gerektiğini belirtir:</p>
<p>Bugün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: Bakın nerden eyliyor nebe’ân.</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz. (Ersoy, 2003:243).</p>
<p>Âkif, sadece okul açmanın cehaleti gidermediğini de eklemektedir. Ona göre açılan okullar için <strong>nitelikli öğretmenler</strong> de yetiştirilmelidir. Sadece okul açmak ya da açılan okulları öğretmenlerle doldurmak ona göre yeterli değildir:</p>
<p>Mahalle mektebidir işte en birinci adım;</p>
<p>Fakat; bu hatveyi ilkin tasarlamak lâzım.</p>
<p>Muallim ordusu derken, çekirge orduları</p>
<p>Çıkarsa ortaya, artık hesâb edin zararı!</p>
<p>“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;</p>
<p>Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı. (Ersoy, 2003:244).</p>
<p>Âkif’in eğitime verdiği önemi Âsım’da da görmek mümkündür. Bu uzun şiirin sonunda Âsım eğitim almak üzere evinden ayrılmakta ve şiir burada bitmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslâm’dan Uzaklaşma Sorununu Kur’an’a Dönerek Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif, bütün İslâm âleminde İslâm’ın ve Kur’an’ın algılanmasında bazı problemler olduğunu düşünmektedir. Bu konuda şairin ön plana çıkardığı hususlardan biri tevekküldür. Âkif, tevekkülü hiçbir şey yapmadan her şeyi Allah’tan bekleme şeklinde algılamayı eleştirir:</p>
<p>Tevekkülün, hele, ma’nası hiç de öyle değil.</p>
<p>Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın câhil,</p>
<p>Nihâyet oynayarak dîne en rezil oyunu</p>
<p>Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu! (Ersoy, 2003:233).</p>
<p>Dinden uzaklaşıldığını düşünen Âkif, bunun en belirgin göstergesi olarak ibadet yerlerinin halini sunar. Âkif, bu dinden uzaklaşma durumunu her alanda görülen geri kalmışlığın sebepleri arasında görür:</p>
<p>Demek: İslâm’ın ancak nâmı kalmış Müslümanlarda;</p>
<p>Bu yüzdenmiş, demek, hüsrân-ı millî son zamanlarda.</p>
<p>Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;</p>
<p>Rücû etsinler artık Müslümanlar Sadr-ı İslâm’a. (Ersoy, 2003:276).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Âkif’e göre bu durumda yapılması gereken ise İslâm’a uymaktır. Çünkü İslâm, yaşanan dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, geri kalmışlığın önüne geçebilecek niteliktedir:</p>
<p><strong>Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,</strong></p>
<p><strong>Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı</strong>. (Ersoy, 2003:378).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in böyle düşünmesinin temel sebebi ise genel görüşün aksine İslâm’ın terakkiye açık olduğunu bilmesidir. Mevcut geri kalmışlığa bakıp İslâm’ın terakkiye açık olmadığını düşünenlere Mehmet Âkif şu dizelerle karşılık verir:</p>
<p>Mütefekkirleriniz dîni de hiç anlamamış;</p>
<p>Rûh-ı İslam’ı telâkkîleri gâyet yanlış.</p>
<p>Sanıyorlar ki: Terakkîye tahammül edemez;</p>
<p>Asrın âsâr-ı kemâliyle tekâmül edemez.</p>
<p>Bilmiyorlar ki: Ulûmun ezelî dâyesidir,</p>
<p>Beşerin bir gün olup yükselecek pâyesidir.</p>
<p>Mündemic sîne-i sâfında bütün insanlık&#8230;</p>
<p>Bunu teslîm eder insâfı olanlar azıcık. (Ersoy, 2003:169).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrika Sorununu Ortak İdealler Etrafında Toplanarak Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in yaşadığı dönemle ilgili yaptığı bir diğer tespit millette birlikteliğin bulunmayışıdır:</p>
<p>Vahdetten eser yok bir avuç halkın içinde!</p>
<p>Post üstüne hem kavgaların hepsi nihâyet;</p>
<p>Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezâlet! (Ersoy, 2003:419).</p>
<p>Başka milletlerin bir bütün halinde hareket ettiğini; ancak, “Sizin felâketiniz: Târumâr olan vahdet” (Ersoy, 2003: 247) diyerek kendi milletinde birlikteliğin olmadığını ifade eden Âkif’e göre çözüm; çekişmelerden uzaklaşıp <strong>ortak idealler etrafında bir araya gelmek</strong>tir:</p>
<p>Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;</p>
<p>Eğer o his gibi tek, bir de gâyeniz varsa;</p>
<p>Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz&#8230;</p>
<p>Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.</p>
<p>O halde vahdete hâil ne varsa çiğneyiniz&#8230;</p>
<p>Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz? (Ersoy, 2003:247).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kavmiyet Sorununu İslam Kardeşliği ile Çözmek</strong></p>
<p>Âkif Müslümanları bir bütün olarak görür ve kavmiyeti, Müslümanların gelişmesini olumsuz etkileyen bir unsur olarak değerlendirir:</p>
<p>Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,</p>
<p>Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,</p>
<p>Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?</p>
<p>Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,</p>
<p>Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,</p>
<p>Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.</p>
<p>Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.</p>
<p>Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez&#8230;</p>
<p>Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez.</p>
<p>Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;</p>
<p>Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.</p>
<p>Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,</p>
<p>Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh. (Ersoy, 2003:161-162).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanlara, “Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin!” (Ersoy, 2003:247) diyerek seslenen Âkif, onları kavmiyetçilikten uzak durmaya davet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yozlaşma Sorununu Ahlâk ile Çözmek </strong></p>
<p>Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde&#8230;</p>
<p>Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!</p>
<p>Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;</p>
<p>Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhul!</p>
<p>Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;</p>
<p>Nazarlardan taşan ma’nâ ibâdullâhı istihkâr! (Ersoy, 2003:416).</p>
<p>Dedikodu, küfür, fitne, hayasızlık, vefasızlık, yalan, hainlik, duygusuzluk toplumun içinde had safhadadır. Âkif, bu yozlaşma karşısında çözümü ahlâkta bulmaktadır:</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;</p>
<p>Rûh-ı izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünyâ gider, hem din, eğer yapmazsanız! (Ersoy, 2003:274).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Eksikliği Sorununu Bilim Üreterek Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlar arasında ilim eksikliği olduğunu ve bunun sonucunda geri kalındığını düşünen Âkif, bu noktada yüzünü batıya döner. Batınının ilme verdiği değeri takdir eder ve doğunun da aynı yolu izlemesi gerektiğini söyler. O, kimi yönlerini onaylamadığı batının, ilmî açıdan ileri olması sebebiyle onlardan yararlanılması gerektiği düşüncesindedir:</p>
<p>Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;</p>
<p>Veriniz hem de mesâînize son sür’atini.</p>
<p>Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız;</p>
<p>Çünkü milliyeti yok san’atin, ilmin; yalnız,</p>
<p>İyi hâtırda tutun ettiğim ihtârı demin:</p>
<p>Bütün edvâr-ı terakkîyi yarıp geçmek için,</p>
<p>Kendi “mâhiyyet-i ruhiyye”niz olsun kılavuz.</p>
<p>Çünkü beyhûdedir ümmîd-i selâmet onsuz. (Ersoy, 2003:170-171).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümitsizlik Sorununu İman Gücüyle Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlara, batıdan ilmi alın; ama onların hayatına özenmeyin, kendi dininizi ve değerlerinizi ön planda tutun çağrısı yapan Âkif, Yeis Yok şiirinde milletine ve Müslümanların geleceğine yönelik umutlarını dile getirir:</p>
<p>Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik,</p>
<p>Batmazdı bu devlet, “batacaktır!” demeyeydik.</p>
<p>Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır;</p>
<p>Tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandır.</p>
<p><strong>Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol&#8230;</strong></p>
<p><strong>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol</strong>! (Ersoy, 2003:422).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2003). Safahat, (Hazırlayan: M Ertuğrul Düzdağ). 30. basım. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (1992). Mehmet Âkif’in Sanat-Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler. Ankara.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (2006). Bir Mustarip Mehmet Âkif Ersoy. Ankara: Akçağ Yayınları.</li>
<li>YÜREK, Hasan. (2011). “<strong>Mehmet Âkif Ersoy’un Safahat Adlı Eserinde Geri Kalmışlığın Sebepleri ve Çözüm Önerileri</strong>”, “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011” Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, s111-128.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
