<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>8:46 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/846/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/846/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:07:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>BERABERLİĞİN KURUCU,  TEFRİKANINSA YIKICI GÜCÜNÜ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 10:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:142]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Araplık]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutlar]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[böl]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[çöküşün kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe umutla bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu Nasrullah Cami]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyyet]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[parçala ve yok et]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=268</guid>

					<description><![CDATA[“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.” (Enfâl, 8/46). &#160; &#160; Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.”</p>
<p>(Enfâl, 8/46).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din Kardeşliğinin Büyük Gücünü Keşfedebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre bir Müslüman dindaşlarının acısına asla bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değildir.</p></blockquote>
<p>“Âyât-ı kerîme var, nâmütenâhî ehâdîs-i şerîfe var ki, efrâd-ı müslimînden biri, diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrûr, musîbetiyle-mâtemiyle mahzûn olmadıkça tam Müslüman olamaz. İmanın kemâli, cemâat-i müslimîne sımsıkı sarılmakla kâimdir. ‘Bütün Müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler. İnsanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kâffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi, bir Müslüman da diğer dindaşlarının acısına, musibetine, mâtemine kâbil değil bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değil.’ ‘Bir müminin diğer mümine karşı vaziyeti, yekpâre bir duvarı vücuda getiren perçinlenmiş kayaların birbirine karşı aldığı vaziyet gibidir. Öyle olacaktır, öyle olmalıdır’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> hadis-i şerifini elbette işitmişsinizdir.” (Abdülkadiroğlu, 1992:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Önemini ve Tefrikanın Zararını İdrak Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre milletler silahla değil, ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine düştüğü zaman yıkılır.</p></blockquote>
<p>Hz. Peygamber’in Müslüman toplumun çeşitli fırkalara bölünmesini yasaklayarak, fertlerin birlik içinde hareket etmesini ve tefrikadan uzak durmasını tavsiye etmesi sebebiyle, Müslüman toplumun geneli ile birlikte hareket etmenin önemini dile getiren ve Allah’ın yardımının cemaatin (birlik içinde olanların) yanında olduğunu ifade eden rivayetlere şiirlerinde, yazılarında ve hitabelerinde yer veren Âkif, Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemini kuvvetli vurgularla dile getirir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün ferdî mesâînin bütün mahsulü? Hep hüsrân;</p>
<p>Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!</p>
<p>Cihan artık değişmiş, infirâdın yoktur imkânı,</p>
<p>Göçüp mâmûrelerden boylasan, hattâ beyâbânı.</p>
<p>Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır: devr-i cem’iyyet.</p>
<p>Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,</p>
<p>“Şu vahdet târumâr olsun” deyip saldırma İslâm’a,</p>
<p>Uzaklaşsan da îmândan, cemâ’atten uzaklaşma.</p>
<p>İşit, bir hükm-i kat’î var ki istînâfa yok meydan:</p>
<p>“Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.”</p>
<p>Nedir îmân kadar yükselterek alçak bir ilhâdı?</p>
<p>Perîşân eylemek zaten perîşân olmuş âhâdı,</p>
<p>Nasıl yekpâre milletler var etrafında bir seyret,</p>
<p>Nasıl tevhîd-i âhenk eyliyorlar, ibret al, ibret!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gebermek istiyorsan başka! Lâkin, korkarım, yandın;</p>
<p>Ya sen mahkûm iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın?</p>
<p>Zimâmın hangi ellerdeyse, artık onlarınsın sen;</p>
<p>Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!</p>
<p>Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, âdettir;</p>
<p>Ölüm dünyada mahkûmîne en son bir saadettir.</p>
<p>Desen bir kere “İnsanım!” Kanan kim? Hem niçin kansın?</p>
<p>Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.</p>
<p>Bu hürriyyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister:</p>
<p>Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.</p>
<p>(İstanbul, 3 Teşrînievvel 1334/ 3 Ekim 1918). (Ersoy, 2013:1208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Devleti dağılmaya başladığında farklı soydan grupların devletten ayrılmalarının zararına defaatle işaret eden Âkif, birlik ve beraberliğin önemini anlatırken şu hadisi çokça kullanır:</p>
<p>“Herhangi bir ırkçılığa çağıran bizden değildir. Bir ırkçılık davası üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık davası üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek Bir İman Kardeşliği Tesis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Müslümanlık ́ta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.”</p></blockquote>
<p>Âkif, iman kardeşliğinin söylemde bırakılmayıp uygulamada da gösterilmesinin zaruretine ilişkin şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“Cenâb-ı Hak sizi sıkı imtihanlara çekmedikçe, siz de sabr u sebat göstermedikçe, cennete gireriz mi zannediyorsunuz?” (bkz. Âl-i İmrân, 3/142). Yanlış. Sonra, Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: ‘İman olmadıkça cennete giremezsiniz&#8230;’ Malûm, fakat alt tarafı var: ‘Birbirinizi sevmedikçe de mümin olmazsınız.’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Lâkin ben bütün Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşlerime karşı hiç buğz, nefret yok&#8230; İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umûr-ı bâtıniyedendir. Vücûduna hükmolunmak için, hariçte âsârı, tecelliyatı görülmek lâzım. Yalnız hissiyât-ı kalbiye kâfî olsaydı, Cenâb-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emretmezdi. Kalben beni tanıyın. Bu kadar kâfî, derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahvâl-i kalbiyemizi, ahvâl-i vicdâniyemizi hâricî eşkâl ile görmek istiyor&#8230;” (Abdülkadiroğlu, 1992:116).</p>
<p>Âkif’e göre Batı’nın “böl, parçala ve yok et” politikaları karşısında devleti kurtaracak olan çare birlik ve beraberliktir. O, Müslümanların vaktiyle birlik ve beraberlik içerisinde oldukları için tarihte büyük devletler kurduğunu, ayrılığa düştükleri vakit ise vatanlarını kaybettiğini anlatır. Mehmet Âkif Ersoy’da birlik ve beraberlik fikri, geniş halk kitlelerini yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Nitekim, Kurtuluş Mücadelesinde maneviyatın maddiyata karşı gâlip gelmesi, milletin zorluklara karşı tek yürek olması ve ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir (Çapan, 2011:99).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çöküşün Kanununu Kavrayıp Ona Göre Tedbir Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“’Medeniyyet!’ size çoktan beridir diş biliyor/ Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor!”</p></blockquote>
<p>Birlik ve beraberliğin korunamadığı toplumların bağımsızlıklarını kaybederek başka milletlerin esareti altında girmeye mahkum olduğuna dikkat çeken Âkif; fitne, fesat, nifak ve şikak gibi sosyal hastalıklara karşı toplumu uyarır. Nitekim Kastamonu’da tarihî Nasrullah Cami’nde 19 Kasım 1920 tarihinde verdiği va’zında bu hususun ehemmiyetine vurgu yapmıştır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, uçaklarla, silahlarla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki râbıtalar, bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır&#8230; İslâm tarihini şöyle bir gözden geçirecek olursak, güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda yıkılmış ne kadar Müslüman devletler varsa hepsinin <strong>tefrika yüzünden</strong>, aralarına sokulan fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Ecdadımız bize kanları, canları pahasına emanet ettikleri, yadigâr bıraktıkları o koca iklimleri, o dünyanın en zengin, en verimli topraklarını vere vere bugün avuç içi kadar yere tıkıldık kaldık. Haydi diyelim ki evvelce düşman önünden perişan bir halde kaçarken, arkada sığınabilecek barınabilecek bir ocak yahut bir bucak bulabiliyorduk. Fakat gözünüzü açınız, iyice bilmiş olunuz ki artık dinimizi, imanımızı, ırzımızı, namusumuzu, çoluğumuzu, çocuğumuzu barındırabilmek için arkamızda hiçbir yer kalmamıştır. Şayet düşmanların hilelerine, tezvirlerine, yalanlarına kapılarak birbirimize girmeye, birbirimizin kanını içmeye bir süre daha devam edecek olursak, Allah korusun bu son Müslüman ülke de ayaklar altında çiğnenip gidecektir!”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yılgınlığa Kapılmamak ve Geleceğe Umutla Bakmak</strong></p>
<p>İslâmiyet’i toplumsal birlik ve beraberliğin çimentosu olarak gören Âkif, düşmanca saldırıların bu milleti mazisinden koparamayacağı konusunda emindir ve istikbale umutla bakmaktadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi, Âsım, bana müfrit de, ne istersen de,</p>
<p>Ma’rifetten de cüdâ, Şark, o fazîletten de.</p>
<p>Lâkin ister misin, oğlum, mütesellî olmak:</p>
<p>İctimâî bütün âmillere, kudretlere bak.</p>
<p>Bunların herbirinin kuvveti, mâzîye inen,</p>
<p>Kökü mikdârı olur; çünkü bu âmillerden,</p>
<p>En derin köklüsü, en sağlamı, en hâkimidir.</p>
<p>Şimdi, sen bizdeki kudretleri eşsen bir bir,</p>
<p>Göreceksin ki: bu millette fazîlet en uzun,</p>
<p>En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun,</p>
<p>Bir mübârek suyu var, hiç kurumaz: Dîn-i Mübîn.</p>
<p>Hâdisât etmesin oğlum, seni aslâ bedbîn&#8230;</p>
<p>İki üç balta ayırmaz bizi mâzîmizden.</p>
<p>Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,</p>
<p>Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?</p>
<p>Oo, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,</p>
<p>Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;</p>
<p>Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza.</p>
<p>Vâkıa ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;</p>
<p>Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor.</p>
<p>Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâatte yeri;</p>
<p>Arasan: Hepsi beş on maskara ferdin hüneri!</p>
<p>Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;</p>
<p>Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.</p>
<p>O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;</p>
<p>Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin. (&#8230;)</p>
<p>Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;</p>
<p>Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.</p>
<p>Şark’ın âğûşu açıktır o zaman işte size;</p>
<p>O zaman varmanın imkânı olur gâyenize&#8230; (18 Eylül 1919).</p>
<p>(Ersoy, 2013:1186).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçı Fikirlere Karşı Tavır Alabilmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sırasındaki zorlu yıllarda devlet aleyhindeki ırkçı fikirlerle ve bağımsızlık adına yola çıkan Araplara ve Arnavutlara karşı devletin birlik ve bütünlüğünü savunması, günümüz açısından aynı sıkıntıları çeken bizler için çok önemlidir. Ona göre bütün toplumlar ve ırklar, devletin şemsiyesi altında kardeşçe, aynı dinin mensubu olarak sırt sırta vermeli ve bütünlüğü bozan hareketlerden kaçınmalıdır.</p>
<p>Âkif şiirlerinde devletin birliğine kasteden tüm ırkçı fikirlere karşı tavır almaktadır (Azimli, 2008:502):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siz ey bu yangını ihzâr eden beş altı sefîl,</p>
<p>Ki ettiniz bizi Hırvat’la Sırb’a rezîl!</p>
<p>Neden hükûmete Kur’an’la bağlı Arnavud’u</p>
<p>Ayırdınız da harâb ettiniz bütün yurdu?</p>
<p>Nasılmış, anlayınız iddiâ-yı kavmiyyet?</p>
<p>Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet!</p>
<p>Siz, ey bu zehri en evvel kusan beyinsizler!</p>
<p>Kaçıp da kurtuluruz sandınız&#8230; Fakat, ne gezer!</p>
<p>Bu gün belânızı bulmuş değilseniz, mutlak,</p>
<p>Yarınki sâikalar beyninizde patlayacak! (Ersoy, 2013:750).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk</p>
<p>Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Üç sefîl ordu çevirsin o metîn ordumuzu,</p>
<p>Bizi koğsun elimizden alarak yurdumuzu…</p>
<p>Kimsesiz âilelerden kimi gitsin bıçağa;</p>
<p>Kimi bin türlü fecâatle çekilsin kucağa&#8230;</p>
<p>Birinin ırzı heder, diğerinin hûnu helâl!&#8230;</p>
<p>İşte, ey unsur-ı isyân, bu elîm izmihlâl,</p>
<p>Seni tahrîk eden üç beş alığın ma’rifeti!</p>
<p>Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?</p>
<p>Hani, milliyyetin İslâm idi&#8230; Kavmiyyet ne?!</p>
<p>Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.</p>
<p>“Arnavutluk” ne demek? Var mı şerîatte yeri?</p>
<p>Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!</p>
<p>Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;</p>
<p>Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!</p>
<p>Müslümanlıkta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.</p>
<p>En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;</p>
<p>Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!</p>
<p>Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,</p>
<p>Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!</p>
<p>Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?</p>
<p>Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!</p>
<p>Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.</p>
<p>Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,</p>
<p>Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.</p>
<p>Veriniz baş başa&#8230; Zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:</p>
<p>Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne dîn!</p>
<p>“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;</p>
<p>Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.</p>
<p>Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,</p>
<p>Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâvâ?</p>
<p>Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz&#8230;</p>
<p>Size rehberlik eden haydûdu artık koğunuz!</p>
<p>Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum&#8230;</p>
<p>Başka bir şey diyemem&#8230; İşte perîşan yurdum!&#8230; (7 Mart 1913). (Ersoy, 2013:522-526).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Bilgisinin Gücüyle Mücadele Etmek</strong></p>
<p>Âkif ömrünün sonuna kadar ayrılıkçı fikirlerle mücadele etti. Onun için vatanın birlik ve bütünlüğü, ümmetin beraber yaşaması hayati öneme sahipti. Bu düşüncelerle Araplara karşı geldi ve onları ikna için Arabistan’a gitti. Aynı yıllarda Turancılığı ön plana alan İttihatçılara karşı çıktı. Kendi milleti olan ayrılıkçı Arnavutçulara karşı en sert söylemlerde bulundu. Âkif’in bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduğu, müttefik Almanya’da bulunan ve İngilizlerden alınan esirlerle görüşmek üzere gittiğinde dönüşte Viyana’da Kudüs’ün İngilizlerce işgal edildiğini duyan Müttefiklerinin sevinç çığlıkları atmaları üzerine daha net anlamıştı. O, çözümü şu şekilde sunmuştu (Azimli, 2008:505):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: bakın nerden eyliyor nebe’ân</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz.</p>
<p>Ne Kürd elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab;</p>
<p>Ne Çerkes’in ne Laz’ın var, bakın elinde kitab!</p>
<p>Hulâsa, milletin efrâdı bilgiden mahrum.</p>
<p>Unutmayın şunu lâkin: “Zamân: zamân-ı ulûm!” (Ersoy, 2013:710).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). M. Akif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>AZİMLİ, Mehmet. (2008). “Arnavut Mehmet Akif ve Devletin Bütünlüğü”. I. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yayını, c.II, s.501-505.</li>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, s.99-110.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). Safahât. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Buhârî, Salât 88, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1. Keza bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 56; Ahmed b. Hanbel, I/165,167.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bu va’zın metni, Sebîlü’r-Reşâd dergisinin 25 Kasım 1920 tarihli 464. sayısında yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN GÜÇ KAYNAĞINDAN BESLENEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2016 10:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[15:56]]></category>
		<category><![CDATA[2:1-2]]></category>
		<category><![CDATA[2:1-5]]></category>
		<category><![CDATA[61:2-4]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Âkif'in güç kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[cihet]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Âl-i Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitâb-ı A'zem]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ışığında]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Şairi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[râsihûn]]></category>
		<category><![CDATA[Rasul]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=264</guid>

					<description><![CDATA[“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir&#8230;” (Bakara, 2/1-2). &#160; Hayatı vahiyle inşa etmenin yakın dönemde canlı bir örneğini sunmuş olan Âkif’i sadece “İstiklal Marşı Şairi” olarak anmak onu yeterince anlamamak anlamına gelir. Esasen Âkif coşkulu bir “Kur’an Şairi” olup, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir&#8230;”<br />
(Bakara, 2/1-2).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayatı vahiyle inşa etmenin yakın dönemde canlı bir örneğini sunmuş olan Âkif’i sadece “İstiklal Marşı Şairi” olarak anmak onu yeterince anlamamak anlamına gelir. Esasen Âkif coşkulu bir “Kur’an Şairi” olup, yüksek sanatını zamanlar ve mekânlar üstü değerlerin en çetin şartlarda bile taviz vermeden hayata tatbik edilmesi gerektiğini haykırmış, bu inanç ve düşüncelerini fildişi kulesinden ürettiği kuru söylemlerle değil, derin sancılar çeken geniş bir coğrafyada hayatın içinden, bizzat ve bedel ödeyerek ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in bir çöküş hengâmesinde ortaya koyduğu çelikten iradesinin ve muhteşem duruşunun kaynağına, Mustafa Demir’in 1982 yılında Yeni Devir gazetesinde çıkan üç yazısından özetleyerek iktibas ettiğimiz bu yazımızla dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ölüm Kalım Döneminde Aktif Görev Üstlenmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in güç kaynağına herkes onun gibi inansa ve mesajını kavrasa her zaman ve mekânda adalet, özgürlük, güven ve huzur olurdu.</p></blockquote>
<p>Mehmet Âkif 1873-1936 yılları arasında yaşamıştır. Bu tarihler asırlarca büyük bir imparatorluk halinde yaşamış bir devlet ve milletin en acıklı günleridir. Devlet-i Âl-i Osman çökmüştür, savaşlar kaybedilmiştir, millet zayıf düşmüş ve toprakları işgal edilmiştir. Millet ölüm-kalım, var olma ya da yok olma noktasındadır. İşte bu noktada bu millet için her alanda kahramanlara şiddetle ihtiyaç vardır. Mehmet Âkif söz konusu şartlarda ortaya çıkmış her yönü ile mükemmel bir kahramandır. O, bağımsızlık savaşımızın kazanılmasında emeği geçen en önemli şahsiyetlerin başta gelenlerinden birisidir. Zira Âkif çok geniş bir alanda ve en zor şartlar altında dini ve ülkesi için önemli ve tehlikeli görevler icra etmiştir.</p>
<p>Milletinin bağımsızlığı için çok yönlü ve yoğun çabalar sarf etmiş olan Mehmet Âkif, muhteşem İstiklâl Marşı ile millete sunduğu kıymetli hizmetlerini taçlandırmıştır. Bu vesileyle diyorum ki; Ey koca Âkif, kadrini bilenler seni unutmadı, onlar sana hep minnettar ve duacıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağından Güç Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Eğer Âkif’in güç kaynağı üzerinde yeterince durulsaydı, hem Âkif doğru ve gereği gibi anlaşılır hem de birçok yeni Âkifler yetişirdi.</p></blockquote>
<p>Mehmet Âkif için çok konuşuldu, çok yazıldı. Birçok kitaplar Âkif’in şiirlerinden mısralarla süslendi, birçok toplantılar Âkif’in şiirleri ile açıldı ve kapandı. Mitinglerde, yürüyüşlerde insanların heyecanlarına Âkif’in şiirleri ile yeni heyecanlar katıldı. Onun için özel konferanslar ve geceler de düzenlendi. Bütün bu etkinliklerden söylem, eylem ve kültür alanlarında olumlu meyveler de devşirildi kuşkusuz. Ne var ki, Âkif’i besleyen, onu harekete geçiren, eylemlerinde süreklilik sağlayan kaynak yeterince gündeme getirilmedi. Oysa Âkif’i, idealleri ve aksiyonu ile benimseyenlerin onun kaynağına dikkat edip, o kaynağa varmaları gerekirdi. Ne var ki, çoğunlukla Âkif’in söyledikleri sloganlaştırılmakla yetinildi. Böyle olunca Âkif de hakkıyla anlaşılamadı, güç kaynağı da görülemedi. Eğer Âkif’in güç kaynağı üzerinde yeterince durulsaydı, hem Âkif doğru ve gereği gibi anlaşılırdı, hem de yeni birçok Âkifler yetişirdi. Bu bağlamda Âkif’in güç kaynağını gündeme getirmeye ve Âkif üzerinde toplanan haklı dikkat ve duyarlılıkların bir noktada kalmayıp, esas kaynağa yönelmeleri için bir katkı yapmak istiyorum.</p>
<p>Mehmet Âkif deyince hemen akla onun Safahat adlı eseri gelir. Âkif’in Safahat’ı kendi dönemi için ve geleceğe yönelik olarak İslam’ı anlatır safha safha. Her türlü bireysel ve toplumsal sorunlar için İslami çözümler, uygulamalar, formüller önerir ve tarihten örnekler gösterir. O sadece bir teoriysen ve kuru bir ideolog değil, yaşantısıyla uyarıya aracı olan, örnek bir eylem adamıydı. Âkif, gezici bir mesaj taşıyıcısıydı. Yolda, sokakta, camide, cephede, okulda ve nerede insan varsa Âkif orada idi. Çünkü o, yılmaz yorulmaz, ümidini yitirmez bir cihat eriydi. Âkif’in bir güç kaynağı vardı ki, herkes ona Âkif gibi inansa, onu Âkif gibi öğrense ve onun gibi kavrasa; her zaman ve mekânda adalet, eşitlik, özgürlük, güven ve huzur olurdu. Âkif, gücünü Kur’an’dan alan ve Allah Rasulü’nün Kur’an ahlakının yansıması olan yaşayışını kendisine örnek edinen gerçek anlamda bir Müslüman idi. Bu bağlamda Âkif’in güç kaynağını kendi yazılarından yola çıkarak ortaya koymamız yerinde ve anlamlı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Safahat’ın Ana Kaynağını Görebilmek</strong></p>
<ul>
<li>Safahat’a genel olarak bakıldığında bütün konuların Kur’an’ın ışığında ele alındığı görülmektedir.</li>
<li>Safahat’ta İslam medeniyeti, mimari alandaki şaheserlerine varana kadar tanıtılmıştır.</li>
<li>Âkif şiir sanatını İslam’ın ve milletin kurtuluşu için büyük bir başarıyla kullanmıştır.</li>
<li>Âkif’in İslami ve insani bir konuya değinmeyen hiçbir şiiri yoktur.</li>
<li>Âkif kuvvetli Arapça bilgisiyle, dinini doğrudan Kur’an’dan öğrenebilme bahtiyarlığına erişmiş bir Müslüman’dır.</li>
<li>Yüksek derecede Kur’an bilgisine sahip olan Âkif, şiirlerinde konularını çoğu kez âyetler ışığında işler.</li>
<li>Âkif çağdaş sorunlara âyetler ışığında yaklaşmış ve böylece Kur’an’ın evrenselliğini açıkça göstermiştir.</li>
<li>Hiç şüphesiz Mehmet Âkif’in güç kaynağı Kur’an’dır.</li>
<li>Âkif, büyük bir imanla Rabbine iltica etmiş, zaman zaman naz edip şikâyette bulunmuş ise de, umudunu her daim en yüksek düzeyde korumuştur.</li>
<li>Âkif sadece din düşmanlarını değil, dindaşlarının hatalarını da şiddetle eleştirmiştir.</li>
<li>Kur’an-ı Kerim ve Rasul’ün (s) örnekliği, bunlara derin bir bağlılıkla tâbi olan Âkif’e yol göstermiştir.</li>
<li>Âkif, “Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhâmı/ Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı” beytinde söylediğini önce kendisi yapmış; doğrudan doğruya Kur’an’dan aldığı ilhamı asrın idrakine söyletebilmiştir.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Safahat’taki Manzum Tefsir Örneklerini Fark Edebilmek</strong></p>
<p>İmandır o cevher ki, İlâhî, ne büyüktür…</p>
<p>İmansız olan paslı yürek sînede yüktür! (Birinci Kitap, s.21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiç birimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için! (İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Baksana kim boynu bükük ağlayan?</p>
<p>Hakk-ı hayâtın senin, ey Müslüman!</p>
<p>Kurtar o bîçâreyi Allah için,</p>
<p>Artık ölüm uykularından uyan!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunca zamandır uyudun, kanmadın;</p>
<p>Çekmediğin kalmadı, uslanmadın.</p>
<p>Çiğnediler yurdunu baştanbaşa,</p>
<p>Sen yine bir kere kımıldanmadın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ninni değil dinlediğin velvele…</p>
<p>Kükreyerek akmada müstakbele,</p>
<p>Bir ebedî sel ki, zamandır adı;</p>
<p>Haydi, katıl sen de o coşkun sele. (Beşinci Kitap, s.303).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır;</p>
<p>Hakîkî Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.</p>
<p>Cebânet, meskenet, dünyâda sığmaz rûh-ı İslâm’a…</p>
<p>Kitabullâh’ı işhâd eyledim -gördün ya- dâvâma.</p>
<p>Görürsün, hissedersin varsa vicdanınla îmânın:</p>
<p>Ne müthiş bir hamâset çarpıyor göğsünde Kur’ân’ın! (Beşinci Kitap, s.323).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol…</p>
<p>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. (Yedinci Kitap, s.466).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey zirve-i dest-i ihtirâmım!</p>
<p>Âlemde muhassalü’l-merâmım,</p>
<p>Pîrâye-i hâfızam sen oldun,</p>
<p>Sermâye-i hâfızam sen oldun.</p>
<p>Sensin hele Kitâb-ı A’zem</p>
<p>Hâşâ buna hiç tereddüt etmem,</p>
<p>Dünyâda refîk u hemzebânım,</p>
<p>Ukbâda mu’în ü müste’ânımsın. (Safahat Dışında Kalmış Şiirler, s.529-531).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, Safahat’ta üçüncü kitap olan ‘Hakkın Sesleri’nden sonra, genellikle her şiirden önce bir âyet metni ve meâli ile bazen de bir hadis metni ve tercümesini vermiştir. Onun bu tutumu son derece önemli bir mesaj içermektedir. Safahat ile ilgili bu kısacık değini ve alıntıdan sonra, Âkif’in fazlaca bilinmeyen ya da özellikle göz ardı edilen bir kitabından söz etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Çok Bilinmeyen Eseri: “Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler”</strong></p>
<p>‘Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler’ kitabı üç bölümden meydana gelmiştir ve her bölümde çok önemli konular işlenmiştir. Birinci bölüm bazı âyetlerin tefsirinden oluşmuştur. İkinci bölümde kimi âyetlerin tefsiri yer alırken, aynı zamanda Âkif’in savaş yıllarında yaptığı konuşmalara da yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise bir ders kitabı şeklinde hazırlanmış olup gerçekten çok önemli ve gerekli bilgileri içermektedir. Bu bölüme dercedilen hasbihaller, fıkralar, hâtıralar ve edebî konuların hepsi önemli birer bilgi kaynağıdır. Burada Âkif’in bu kitabına aldığı âyetlere verdiği meallerden üç tanesini örnek olarak vermekle yetinelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hem Allah’a hem O’nun Peygamberine mutî olunuz, birbirlerinizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır, kuvvetten düşersiniz; bir de sabrediniz, zira şüphe yoktur ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ey iman edenler, yapmayacağınız bir şeyi niçin söylüyorsunuz? Sizin böyle yapmayacağınız işi söylemeniz indallah ne kadar çirkin oluyor: Allah o kimseleri sever ki; parçaları birbirine kaynaşmış yekpare binayı andırır saflar halinde, Allah yolunda savaşırlar.” (Saff, 61/2-4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İbrahim dedi ki: “Dalâle düşmüş olanlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini kesebilir?!”  (Hicr, 15/56).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak şunu söylemek isterim ki, Mehmet Âkif’in “ilimde derinleşenler”den olduğuna inanıyorum. Çünkü o, kesinlikle bir din adamı, ilahiyatçı, teolog ve din görevlisi değildi. O bir veteriner idi. Yani, geçimliği için bir mesleği vardı. Bu çok önemli ve değerli bir hususiyettir. Bu yüzden Âkif için “râsihûndandı” diyorum. Mehmet Âkif Kur’an’ı, bir meslek edinme/karın doyurma kitabı olarak görmediği için, kendisine güç ve  cesaret verdi, yüksek bir bilinç kazandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Âkif mesleki bilgisi yanında iyi bir Kur’an bilgisine ve Rasulullah’ın örnekliğine ve hikmetine sahip olmak için sürekli bir çaba içerisinde oldu. İşte bu şahsiyet yapısı nedeniyle Âkif’in güç ve hareket kaynağının Kur’an-ı Kerim olduğunu söylüyoruz. Yazımızı merhum Âkif’in Bakara Sûresi’nin ilk beş âyetine verdiği meâl-i şerif ile bitirelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir ki; gayba iman getirirler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaç olanlara pay çıkarırlar. O kimselere de yol gösterir ki, hem sana indirilenlere hem senden evvel indirilmişlere inanırlar ve âhiret olacağını yakîn ile onlar bilirler. İşte mabudlarının gösterdiği yolu tutmuşlar bunlardır. İşte felâh bulmuş kimseler yok mu? Onlar da bunlardır.” (Bakara, 2/1-5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul 1944, Universum Matbaası, 373 s., 23 cm.<br />
(<strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul 1976, Üçler Matbaası, 333 s, 23 cm.).</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara 1969, Sevinç Matbaası, 237 s., 19 cm.</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>. Tertip: Ömer Rıza Doğrul. 11. baskı. İlavelerle baskıya hazırlayan ve tashih eden: M. Ertuğrul Düzdağ, İnkılâp ve Aka Basımevi, İstanbul 1977.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
