<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>13:11 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/1311/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/1311/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 May 2017 17:08:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ FİKİR DÜNYAMIZDA KONUK ETMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in İlk Oğlunun Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in Oğlu Gibi Ol]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim Rüzgârları]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)]]></category>
		<category><![CDATA[ilim ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Niye]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’a Hicret: Cevdet Said’in Fikir Dünyası Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kendilerini Değiştirmedikçe]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret ve İrade: EYLEM]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler -el-Mecelle Dergisinden Seçmeler-]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Pekçetin]]></category>
		<category><![CDATA[Ra’d]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla OKU]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-1 Seçilmiş Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-2 Ey Jüri: Kral Değil Allah!]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-3 ‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Dengenin Yok Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Tsey Ramadan]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim Yönetici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=502</guid>

					<description><![CDATA[Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların düşünce sorunlarına çözüm üretebilmek için yetmiş yıldır yoğun çabalar ortaya koyan büyük mütefekkir Cevdet Said beş yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet etmektedir. Üstat, büyük kısmına mütercimi olarak iştirak ettiğim yüze yakın sohbet ve konferansında Kur’an-ı Kerim’in insanlığı aydınlığa çağıran diriltici mesajlarını izah edebilmek için coşkulu, samimi ve derinlikli sunumlar yapmış olup bunlardan birkaçını özetleyerek sizlerle de paylaşmıştım.</p>
<p>Üstadın bu sohbetleri yanında bir de tüm dünyadan katılımın olduğu haftalık canlı internet dersleri devam etmektedir. Ancak bugüne değin Türkiye kamuoyunu bu ıslah çabasından haberdar etme fırsatımız olmadı. Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.</p>
<p>Beş yıldır Beykoz’da mülteci konuk olarak yaşayan üstat Cevdet Said’i, bundan böyle <strong>cuma</strong> günleri yayımlanacak köşe yazıları sayesinde fikir dünyamızda onur konuğu olarak ağırlayacağız inşaAllah.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yetmiş Yıllık Fikrî Birikimden İstifade Edebilmek</strong></p>
<p>10 Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepelerinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Jaoudat Mohamad (Cewdet Muhammed), orta öğrenim düzeyinde intisap ettiği Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu. “Cevdet Said” adıyla tanınan üstat, Hafız Esad döneminde ve öncesinde 5 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı, sonunda öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine köyüne dönen üstat, bir merkep satın alarak dağdan odun toplamaya başladı. Daha sonra arıcılık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Suriye’de devam eden iç savaş sebebiyle köyünü ve ülkesini terk etmek zorunda kalana kadar, kardeşiyle birlikte süt inekçiliği yaptı. Suriye’deki savaşın köyüne kadar ulaşması üzerine Aralık 2012’de yakınlarıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti.</p>
<p>İlk hapse düştüğü 1959 yılından bugüne kadar on müstakil kitap ve yüzlerce makale yazdı, dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce konferans verdi. Bunların bir kısmı şahsi sitesinden paylaşılmaktadır (<strong>1</strong>).</p>
<p>Üstad Cevdet Said’in Arapça telif ve derleme eserlerini -ilgilenenlerin istifadesi için- şu şekilde sıralamak mümkündür (<strong>2</strong>):</p>
<table width="489">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></td>
<td width="93"><strong>Arapça adı</strong></td>
<td width="113"><strong>Transkripsiyonu</strong></td>
<td width="121"><strong>İngilizce adı</strong></td>
<td width="143"><strong>Türkçe karşılığı</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="19">1</td>
<td width="93">مذهب ابن آدم الأول، أو مشكلة العنف في العمل الإسلامي</td>
<td width="113"><em>Mezhebu İbn Âdem el-Ewwel</em></p>
<p><em>ew Muşkiletu’l-Unf fi’l-Ameli’l-İslamî</em></td>
<td width="121">The Conduct of the First Son of Adam, or the Problem of Violence in the Islamic Work</td>
<td width="143">Âdem’in İlk Oğlunun<br />
Mezhebi<br />
-İslami Hareketin Şiddet Sorunu-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">2</td>
<td width="93">العمل، قدرة وإرادة</td>
<td width="113"><em>al-‘Amel Kudra we İrade</em></td>
<td width="121">Work, Capability and Will</td>
<td width="143">Kudret ve İrade:<br />
EYLEM</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">3</td>
<td width="93">اقرأ وربك الأكرم</td>
<td width="113"><em>İkra’ we Rabbuke’l-Ekram</em></td>
<td width="121">Read and Your Lord is the Most Generous</td>
<td width="143">Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla</p>
<p>OKU</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">4</td>
<td width="93">الدين والقانون</td>
<td width="113"><em>ed-Dînu we’l-Kânûn</em></td>
<td width="121">Low and Religion</td>
<td width="143">Din ve Hukuk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">5</td>
<td width="93">رياح التغيير</td>
<td width="113"><em>Riyâhu’t-Tağyîr</em></td>
<td width="121">Winds of Change</td>
<td width="143">Değişim Rüzgârları</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">6</td>
<td width="93">كن كابن آدم</td>
<td width="113"><em>Kun kebni Âdem</em></td>
<td width="121">Be Like Adam&#8217;s Son</td>
<td width="143">Âdem’in Oğlu Gibi Ol</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">7</td>
<td width="93">حتى يغيروا ما بأنفسهم</td>
<td width="113"><em>Hattâ Yuğayyirû mâ biEnfusihim</em></td>
<td width="121">Until They Change What is Within Themselves</td>
<td width="143">Kendilerini<br />
Değiştirmedikçe</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">8</td>
<td width="93">لم هذا الرعب كله من الإسلام</td>
<td width="113"><em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em></p>
<p>(Keyfe Bede’el-Hawf?!)</td>
<td width="121">Why All This Fear of Islam</td>
<td width="143">İslam’dan Bu Kadar Korku Niye?<br />
(Korku Nasıl Başladı?!)</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">9</td>
<td width="93">الإنسان حين يكون كلاً وحين يكون عدلاً</td>
<td width="113"><em>el-İnsan hîne Yekûnu Kellen </em><em><br />
</em><em>we hîne Yekûnu ‘Adlen</em></td>
<td width="121">The Human When He a Burden and When He is Just</td>
<td width="143">Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak<br />
İNSAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">10</td>
<td width="93">فقدان التوازن الاجتماعي</td>
<td width="113"><em>Fiqdânu’t-Tewâzun el-İctimâ’î</em></td>
<td width="121">Losing Social Balance</td>
<td width="143">Toplumsal Dengenin<br />
Yok Olması</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">11</td>
<td width="93">العبودية المختارة</td>
<td width="113"><em>el-Ubûdiyyetu’l-Muhtâre</em></td>
<td width="121">Discourse on Voluntary Servitude</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-1<br />
Seçilmiş Kulluk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">12</td>
<td width="93">أيها المحلفون<strong>!</strong> الله لا الملك</td>
<td width="113"><em>Eyyuhe’l-Muhallefûn! Allah, lâ el-Melik</em></td>
<td width="121">Oh Jury: God, Not the King</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-2<br />
Ey Jüri: Kral Değil Allah!</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">13</td>
<td width="93">&#8211;</td>
<td width="113"><em>Qur’an’ım Adıghabzece yi Mehane</em></td>
<td width="121">The Preface to the Translation of Quran</p>
<p>into Circassian Language</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-3<br />
‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">14</td>
<td width="93">مجموعة مقالات نشرت في مجلة &#8220;المجلة&#8221;</td>
<td width="113"><em>Makâlâtu Cevdet Saîd</em></td>
<td width="121">Articles for Jawdat Said</td>
<td width="143">Makaleler<br />
-el-Mecelle<br />
Dergisinden Seçmeler-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">15</td>
<td width="93">الهجرة إلى الإسلام، حول العالم الفكري لجودت سعيد</p>
<p>(محمود إبراهيم (</td>
<td width="113"><em>el-Hicra ile’l-İslâm: Hawle’l-Âlemi’l-Fikrî li Cewdet Sa’îd<br />
(Mahmud İbrahim)</em></td>
<td width="121">The Immigration Towards Islam, about the intellectual world of Jawdat Said, 1995</td>
<td width="143">İslam’a Hicret:<br />
Cevdet Said’in<br />
Fikir Dünyası Üzerine</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstat Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan ilk ve son eseri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları, İnsan Yayınları, 1984.</li>
<li>İslam’dan Neden Korkuyorlar? (Korku Nasıl Başladı?), Beyan Yayınları, 2016.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan eserleri de şunlardır (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Âdem’in Oğlu Habil Gibi Ol/ Yeni Bir Kimliğin İnşası</li>
<li>Güç, İrade, Eylem</li>
<li>Değişim Rüzgârları</li>
<li>Din ve Hukuk</li>
<li>Oku; Kerem Sahibi Yaratan Rabbinin Adıyla</li>
<li>Âdemoğlunun İlk Mezhebi/ İslam ve Şiddet Üzerine</li>
<li>Bir Çıkış Yolu (Makaleler-I)</li>
<li>Değişimin Şartları (Makaleler-II)</li>
<li>Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Said’in Sesini Duymak</strong></p>
<p>Kur’an’ın diriltici hidayetini bütün insanlara ulaştırabilmek ve insanlığın hak ve adalet temelinde huzurlu bir hayat sürmesi için altmış beş yıldır fikir üretmeye devam eden Cevdet Said’in derin analizlerinden yeterince istifade ettiğimiz söylenemez.</p>
<p>Cezayirli Malik b. Nebi’nin Pakistanlı Muhammed İkbal ve Türkiyeli Celal Nuri’den çok etkilendiğini yeri geldikçe ifade eden Cevdet Said, Şeyhülislam Mustafa Sabri, vekili Zâhid Kevserî, Ebu’l-Hasan en-Nedvî gibi tarihi şahsiyetlerle yüz yüze görüşmüş, sohbetlerine iştirak etmiştir.</p>
<p>Samimi, mütevazı ve hasbi bir karaktere sahip Cevdet Said’in dünyalığa tamah etmeden hayatını sade bir köylü olarak geçirmesi, uzun yıllar arıcılık yaparak ve inek besleyerek geçimini alnının teriyle temin etmesi, birçok dile çevrilmiş eserlerinden asla telif ücreti kabul etmemesi ve Kur’an’ın yüce hakikatlerini insanlara izah etme karşılığında bir bedel talep etmeyi doğru bulmaması onun eserleri ve düşünceleri kadar dikkate şayan bir yönüdür.</p>
<p>Bireyi, aileyi, toplumu, devletleri ve bütün âlemi daha iyi hâle getirmek için yeryüzüne halife olarak atanan âdemoğlunun neler yapması gerektiğini irdeleyen Cevdet Said’in düşünce dünyasını belirleyen âyetlerin başında değişimin yasasını açıklayan şu âyet-i kerime yer almaktadır:</p>
<blockquote><p>“… Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez…” (Ra’d, 13:11).</p></blockquote>
<p>İnsanlığı ilim ve barış temelinde birlikte yaşamaya davet eden bir mütefekkir olan Cevdet Said, insanlar kendi davranışlarını ve hayat tarzlarını değiştirmediği müddetçe Allah’ın onların durumlarını değiştirmeyeceğini, bireysel ve toplumsal değişimin zor ve silah kullanarak değil bilakis bilgi, sevgi ve dine davet yöntemiyle gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zalim Yöneticiye Hak Sözü Hatırlatabilmek</strong></p>
<p>Üstadın fikir ve yaklaşımlarına örnek teşkil etmesi açısından, Tsey Ramadan’ın Rusçadan Türkçeye çevrilen ve Cevdet Said’i tanıtan bir makalesini burada özetlemekte yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>Cevdet Said adaleti ve düzeni ihya etmek için şiddete başvurmayı tasvip etmemektedir. O mücadelesinde ilmini, irfanını, imanını kullanmaktadır. Ona göre hakikat her zaman -muhatabın hoşuna gitmese bile- dile getirilmelidir. Bu prensip onun hayatının düsturu olmuştur. Bunun da bedelini ağır ödemiş, defalarca hapse atılmıştır.</p>
<p>Ona göre, imanın ulaştırmak istediği en önemli hedef adaletin hâkimiyetidir. Adalet temel bir kanundur, onu ne bir devlet ne de bir yönetici çiğneyebilir.</p>
<p>“Sözde demokratik Batı toplumu BM’yi (ve veto hakkını) icat ediyor. Ama adalet onların da üzerindedir.” diyen Cevdet Said Batı’nın tutumunu şu hadisi şerifle izah etmektedir: “Sizden öncekiler, şu yüzden helak oldular, onlar şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da ona ceza uygularlardı.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İnsani hayat tarzının ve düşüncesinin yeniden inşasından bahsederken Cevdet Said, din adamlarının bu görevi eda esnasında sorunların sadece yapıcı sonuca bağlanmasına dikkat çeker. Bireyin hayatının yalan, şiddet gibi yıkıcı esaslara dayanarak ıslah edilmesi mümkün değildir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için hakikati dile getirmek, insanları bilinçlendirmek, onları karşılıklı yardımlaşmaya çağırmak gerekir.</p>
<p>Cevdet Said’e göre bir makama hak ettiği için değil de güç sahibi olduğundan dolayı zorla gelen yöneticiye güç kullanarak değil hak ve adil söz ile karşı koymak gerekir. Onun yüzüne şöyle demek icap eder: Sen haksızsın, yaptığın davranış da hak üzere değildir. Tabii ki söylediğimiz sözlerin yükümlülüğünü de üstlenmemiz ve davamızdan ölüm tehdidi bile olsa vazgeçmememiz gerekir.</p>
<p>Üstada göre adaletsiz yöneticiye güç ile değil hak söz ile karşı koymak tercih edilebilecek en iyi ve en zararsız tavırdır. Zira zalim bir devlet yöneticisinin yüzüne bütün halk kendisinin haksız olduğunu söylese, onun herkesi öldürecek hâli yoktur. Fakat yöneticiye karşı güç kullanılırsa bu hareket binlerce vatandaşın hayatına mâl olabilir.</p>
<p>Cevdet Said adalet ve toplumun ıslahı hakkında söz ederken şu gerçeği ortaya koymaktadır: Bu göreve girişen bazen davası uğrunda sürgün edilme, eziyet görme gibi bedeller ödemek mecburiyetinde kalabilir, ama bunlar davasından vazgeçmesine kesinlikle sebep olmamalıdır.</p>
<p>Doğruluk güvene ve itimada yol açar. Güven ve itimat ise insani bütün ilişkilerde esas olandır. Hak sahibi hiçbir şeyden korkmaz. İnsanlara karşı sonuna kadar açık olduğundan ve gizleyecek bir şeyi bulunmadığından hiçbir zaman münafıklık yapmaz. Fakat haksız ve yalancı ise her zaman birilerinden, bir şeylerden korkar. Haksız yönü ve yalanı ortaya çıkacak diye hep endişe içinde olur.</p>
<p>Dünyayı değiştirmeden ilk önce kendimizi değiştirmemiz gerekir. Eksik yönlerimizi tekâmül ettirmemiz icap eder. Fakat kendisi dürüst olmadığı takdirde başkalarını ıslah etmeye kalkışan kibirli olur, problemlere yol açar. Ama bütün yanlış davranışlardan kendinde hata arayan her zaman maneviyatta ilerleme gösterir. Nitekim suçu başkalarına atma Kur’ani bir yöntem değildir.</p>
<p>İkna etme konusunda baskı yapan ve güç kullananlar genellikle iman ve akıl gücüne sahip olmayanlardır. Bu hakikatin ilk örneğini Âdem (as)’ın oğullarını, Kabil ve Habil teşkil etmektedir…</p>
<p>Cevdet Said eserlerinde ve verdiği derslerde sıklıkla kökleşmiş haksız ve adaletsiz hayat tarzına dikkat çekmektedir. Zalim bir yönetici veya güç sahibi biri bu bozuk sistemi eleştirenlerin takibata uğratılmasını, hapse atılmalarını veya onlara karşı kaba güç kullanılmasını emredebilir. Bu meyanda emir alanlara Cevdet Said şöyle seslenmektedir:</p>
<p>“Ey insanoğlu! Sen, sahibi nereye çevirirse oraya dönen, tetiğe basınca ateş alan bir silah değilsin! Sen bir insansın ve yaptığın işlerin hesabını Allah katında vereceksin. Başkasının sana emir vermiş olması işlediğin cinayetlerin mesuliyetini senin üzerinden kaldırmaz. Sana ancak adaletten yana olmak yaraşır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Eserlerinde ve hitabelerinde ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in Diriliş Postası’nda yayımlanacak köşe yazılarından hep birlikte istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) <a href="https://www.facebook.com/jawdat.said">https://www.facebook.com/<strong>jawdat.said</strong></a>, 01.05.2017.</p>
<p>(2) <a href="https://jawdatsaid.net">https://<strong>jawdatsaid</strong>.net</a>, 01.05.2017.</p>
<p>(3) http://www.pinaryayinlari.com/<strong>cevdet-said-tum-kitaplari</strong>-c41.html, 01.05.2017.</p>
<p>(4) Tsey, Ramadan; “<strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Sait</strong>”, <a href="Ramadan%20Tsey%0dhttp:/www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69">http://www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69</a>, 01.05.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖLÜ FİKİRLERDEN KURTULARAK  KENDİ FİKRİYATIMIZI ÜRETEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 09:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[batılı gibi olma]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayirli Ulema Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-kâbiliyye li'l-isti'mâr]]></category>
		<category><![CDATA[İslam tasavvuru]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Fenomeni]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[modernist]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[özgür beyinler]]></category>
		<category><![CDATA[R'ad Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[reformcu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Tamer Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[teslimiyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihniyet değişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=294</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O&#8217;ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11) &#160; Geçen hafta sömürgeciliğin çeşitleri, psiko-sosyal açıdan sömürgeleşmeye elverişli olmak (colonisabilité; el-kâbiliyye li’l-isti’mâr; sömürülebilirlik), aşağılık ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O&#8217;ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen hafta sömürgeciliğin çeşitleri, psiko-sosyal açıdan sömürgeleşmeye elverişli olmak (colonisabilité; <strong><em>el-kâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong>; sömürülebilirlik), aşağılık ya da iftihar duyma kompleksine kapılmak, sömürgecilere karşı isabetli bir tavır belirleyememek, fikir darlığından ve dağınıklığından kurtulamamak gibi temel problemlere ilişkin büyük mütefekkir <strong>Mâlik Bin Nebî</strong>’nin tahlillerini özetlemiştik.</p>
<p>Bu hafta, Müslümanların özellikle son iki yüzyılda maruz kaldığı problemlerle başa çıkabilmesi için üstad Bin Nebî’nin çözüm önerilerini, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam felsefesi hocası Tamer Yıldırım’ın akademik bir makalesinden özetle iktibas ederek ve uygun ara başlıklar ekleyerek paylaşıyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Sömürülebilir’ Olmaktan Kurtulmak İçin İlk Şart: <u>Değişebilmek</u></strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, sömürgeleştirilmeye müsait kalındığı sürece sömürgeleştirilmekten kurtulmak mümkün değildir.</p></blockquote>
<p>“Bin Nebî’ye göre Kur’an, imanın ışığından daha çok <strong>aklın ışığında</strong> yakından incelenmesi gereken bir bio-historik formül vazetmiştir:</p>
<p>‘Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.‛ (Ra’d, 13/11). Bu ilahi yasa insanın istemesi halinde düşünce, davranış, gelenek ve değerlere ilişkin olumsuzlukları giderip olumlulukları kolaylaştıracak bir irade özgürlüğü sağlayacağı şeklinde yorumlanır. Bin Nebî, Müslümanların gerilemesiyle ilgili olarak Batı’nın ve sömürgecilerin değerlendirmelerine katılmamış, Müslümanların gerilemesinin dıştan değil <strong>içten</strong> geldiğini ve bunun psikolojik bir yenilgiyi içerdiğini Ra’d Sûresi’nin 11. âyeti ile açıklamıştır (1979:27-28).</p>
<p>Bu bağlamda sömürge dönemini yaşamış İslam dünyasının farklı bölgelerinde yeni bir zihniyet oluşturmak için <strong>yeni bir İslam tasavvuru</strong> geliştirmek isteyen aydınlar, Kur’an’a, sünnete ve topyekûn geleneğe farklı bir yaklaşım sergileme gereği duymuşlardır. Çünkü hem sömürgeleştirilmeye müsait kalmak hem de sömürgeleşmekten kurtulmak mümkün değildir. Bu mesele ancak toplumun tamamının kökten değişmesi, herkesin uygun bir şekilde toplumsal vazifesine adapte olması ve manevi bir liyakat seviyesine çıkması ile mümkündür. Böyle bir toplumun oluşması için bir dönüşümün yaşanması, bunun için de önce toplumu oluşturacak <strong>kişilerin düşüncelerinin değişmesi</strong> gerekir. Ancak bu şekilde sömürgeleştirilmeye müsait olmaktan kurtulmak mümkün olabilir. Zira sosyal yapı değiştiğinde idari yapı da buna bağlı olarak değişecektir.” (Yıldırım, 2011:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kalıcı Çözüm İçin Öncelikle İsabetli Bir Teşhis Koyabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, toplumsal dönüşümün yaşanması için önce toplumu oluşturan kişilerin düşüncelerinin değişmesi gerekir.</p></blockquote>
<p>“Peki, sorunun çözümü nedir? Aslında bu soru başka bir sorunun cevabında gizlidir: Müslümanlar niçin sömürüye açık bir hale gelmiştir? Bin Nebî bunu Müslüman toplumların hâlihazırda ana modellerine, yani<strong> kurucu dönemin belirleyici unsurlarına ihanet etmeleri</strong>ne bağlamıştır. Bu, Müslümanlara İslam’a sarıldıkları için değil, ondan <strong>uzaklaştıkları</strong> için, İslam tarafından verilen bir cezadır (1971:76). Bundan kurtulmanın yolu da tekrar onları harekete geçiren güçle/ruhla ve bunu elde etmelerini sağlayacak <strong>eğitim </strong>ile olanaklı hale getirilebilir. Bin Nebî bu <strong>güç/ruh kaynağı</strong>nı, kesin bir dille <strong>Kur’an</strong> olarak belirtir. Çünkü Müslümanların medeniyet kurmasını sağlayan şey Kur’an’dı ve Kur’an’ın etkisi azaldıkça İslam dünyası duraklamıştır (1986:42).</p>
<p>Din, ahlak ve sosyal yönüyle medeniyetin kurulmasına katkıda bulunur. Bu anlamda sorun bir <strong>zihniyet değişimi</strong>dir ve değişimin psikolojik unsurları göz ardı edildiğinde çözüme ulaşmak mümkün olmayacaktır. Sömürge edilebilir durumdaysak mutlaka sömürge hâline getirileceğizdir. Sömürge edilebilir durumdan yakamızı kurtardığımız an sömürge olmaktan kurtulmuşuz demektir. Çünkü belirttiğimiz gibi sömürgeleştirilme, dış faktörlerden daha ziyade iç faktörlerle ilişkilidir. Dolayısıyla dış faktörlere karşı eğitsel yöntemlerle bir insan kişiliği oluşturulmalıdır. Devamında ruhsal ve sosyal değişim gelecektir. Bin Nebî’nin düşüncesinde insan temel unsur olduğundan böyle bir dönüşümde önemli olan fikirlerden ziyade bireylerin bizatihi kendileridir.” (Yıldırım, 2011:42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim Sistemini İslam’ın Asli Kaynağına Dayandırabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı bir fikir olduğunu belirtir.</p></blockquote>
<p>“Eğitim, sömürülebilir olmayı aşmak için Bin Nebî’nin özellikle ele aldığı bir konudur ve Kur’an ile yakından ilişkilidir. Çünkü eğitim denilince Kur’an eğitimi üzerinde özellikle durulur. Kur’an eğitimiyle kastedilen ise İslam dininin, asli formlarından hareketle öğretilmesidir. Sömürgeciler toplumun moralini ve sıhhatini kazandıracak tek ve en ulvi kaynağın din olduğunu bildiğinden, sömürge bölgelerinde Kur’an eğitimi veren kurumların açılmasını zorlaştırmış, buralarda çalışacak imam ve müftü tayinlerini kendi menfaatine göre ayarlamıştır (1986:116). Bu durum farklı ülkelerde değişik şekillerde uygulanmıştır.</p>
<p>Bin Nebî’nin Kur’an Fenomeni adlı eseri 1963’te sömürgeden kurtulmuş Cezayir’e döndüğünde ülkesinin hafızasını canlandırmak için açılan eğitim kurumlarında yeniden oluşturularak ortaya çıkmıştır. Bu eserini, o zamanlar sömürgecilerin propagandaları altındaki Müslümanlara bir el kitabı olarak takdim etmiştir. O dönemde Abdulhamid Bin Badis hem dillerini hem de dinlerini korumaya hizmet etmesi için Cezayirli Ulema Birliği’ni kurmuştur.  Bin Nebî, Cezayir’in Arap-Müslüman kimliğinin korunmasında hayati bir rol oynayan bu Birliğin üyelerini takdir etmiş, onların Cezayir düşünce yapısının oluşmasında ve ülkedeki kültür önderlerinin hazırlanmasında büyük etki sahibi olduklarını belirtmiştir.” (Yıldırım, 2011:43).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı Odaklı Ölü Fikirlerden Kurtulabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, Müslümanların medeniyet kurmasını sağlayan unsur Kur’an’dı. Onun hayattaki etkisi azaldıkça İslam dünyası duraklamıştır.</p></blockquote>
<p>“Yerli eğitim kurumlarının karşısında, zihin değişikliğini beraberinde getiren sömürgeci okulları vardı. ‘Sömürülebilirlik’ denilen şeyin kaynağında bir yönüyle bu okullar, bir diğer yönüyle de yurt dışında eğitim gören ve kendi kültürüne yabancılaşan yönetici elit ve entelektüeller bulunmaktaydı. Kendi kültür ve tarihine yabancılaşan bu kişiler, Batı’nın Doğu’ya ilişkin değer ölçülerini ve bakış açısını benimsemekteydi. Bu, bir anlamda zihinlerin sömürgeleşmesidir. Buna‚ ‘oryantalizmin içselleşmesi‛ de denilebilir. Kendi varlıklarından sıyrılıp <strong>Batılı gibi olma</strong> gayretindeki bu elitler için, İslam, artık Batı’nın gözündeki İslam’dır.</p>
<p>Fakat Batı’yı yakından tanıyan Bin Nebî’ye göre bu tür fikirler <strong>ölü fikirler</strong>dir ve sömürge ülkelerdeki trajedinin, yani sömürüye yatkınlığın bir yönünü ifade eder. İslam dünyasındaki düşünürlerin büyük bir kısmının düşüncesine karşı olarak Bin Nebî, <strong>Batı</strong>’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların <strong>modelini taklit etme</strong>nin Müslümanların problemlerini çözmeyeceğini, böyle bir fikrin yanıltıcı olduğunu açıkça belirtmiştir. İlginç olan şudur ki, ölü fikir olarak adlandırılan düşüncelerin büyük bir kısmı İslam coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla olayın gerçek sorumlusu aslında Batı kültürü değil, insanları bu fikirleri seçmeye iten süreç, yani <strong>yanlış fikrî yönelimler</strong>dir.</p>
<p>Ölü fikirlerden ve yanlış fikrî yönelimlerden kurtulabilmek için <strong>değişim ve yeniden yapılanma</strong> ilkeleri üzerinde <strong>toplumsal bir eğitim</strong> uygulanmalıdır. Fakat bu da ancak Batı’dan aldığımız ahlakı çözücü unsurların bertaraf edilmesiyle gerçekleşebilir.” (Yıldırım, 2011:44).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’yı ‘Ötekilerin Dünyası’nı Kabul Etmeye ve Onlara Saygı Göstermeye İkna Edebilmek </strong></p>
<p>“Avrupalı, İslam dünyasını medenileştirmeye değil sömürgeleştirmeye gelmiş ve İslam dünyası ile münasebetlerinde Hıristiyan ruhu her şeyden çok bir <strong>sömürgeci ruhu</strong> şeklinde tezahür etmiştir. Avrupa kültürü bir medeniyet eseri değil Avrupa emperyalizmi ve hâkim ırk anlayışının şekil değiştirmiş hali olmuş ve kendi dışındaki insanlığı bir <strong>yükselme basamağı</strong> olarak görmüştür.</p>
<p>Bundan dolayı Bin Nebî sömürgecilik fikrinin çözümünü özellikle Avrupa’nın ‘ötekilerin dünyasını’ kabul etmesinde ve onlara saygı göstermesinde bulmuştur. Sonuçta sömürgecilik İslam dünyasında iki hareket meydana getirmiştir (1986:63-73): İslami şuura bağlı <strong>reformcu</strong> hareket ve kaynağı Avrupa olan yeni bir sosyal çığırdan mülhem <strong>modernist</strong> hareket. Her iki hareket de tam teessüs edememiştir. Zira her ikisi de ana kaynaklarına ulaşamamıştır. Şöyle ki; reformcular İslam düşüncesinin köklerine inememiş, modernistler de Batı düşüncesinin temellerine ulaşamamıştır.</p>
<p>Bin Nebî, özellikle modernist hareket taraftarı olanların medeniyetinin sömürge için yeteri kadarını getiren Avrupa’nın yerli mektepleri dediği kültür bagajlarıyla oluşmasında etkili güç oluşturduğunu ve medreselerin önceyle bağları kesmeye çalışırken bu yeni okulların Batı’yla teması sağladığını belirtir. Fakat bu İslam dünyasının menfaatini sağlamamıştır&#8230;” (Yıldırım, 2011:45).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel Sömürgecilikten Kurtulmanın Yolu Kendi Fikriyatımızı Üretmek</strong></p>
<p>“Fakat Batı’nın bu faaliyetleri Müslümanların uyanmasını da beraberinde getirmiştir. Yani sömürgecilik Müslüman toplumlarda nesnel olarak arkaizmin etkenlerini güçlendirmiştir. Çünkü Avrupa’nın varlığı sömürge çıkarları açısından can alıcı sektörlerde ayrımcı bir modernleşmeyi teşvik etmekle birlikte İslam ülkelerinde çoğunlukla ekonomik ve sosyo-kültürel gerilemeleri doğuran etken olmuştur. Bunun kökeninde sömürgeciliğin Müslümanlar tarafından haçlı seferleri olarak algılanması yattığından, farklı savunma tepkilerine sebep olmuştur.</p>
<p>Bazıları sömürgeciliğe karşı cihadı savunurken bazıları esas olarak İslam’ın <strong>ahlaki ve ruhi açıdan yeniden canlanma</strong>sı üzerinde durmuştur. Müslümanlar bu Avrupa’ya karşı oluş sürecinde olayların akışının etkisiyle kendilerini sosyo-kültürel bir değişim içinde bulmuşlar ve bu noktada modernleşmeci evrim yanlıları ile klasik normları ve değerleri savunanlar arasında bir gerginlik başlamıştır. Görünüşte de sömürgeciliğin İslam ülkelerinde sona erişi, az-gelişmişlik olarak adlandırılan sorunun çözümünü beraberinde getirmemiştir. Çünkü yeni yönetimlerin çoğu kültürel yeni bir sömürgeciliğin altına girmiştir.” (Yıldırım, 2011:46).</p>
<p>Sonuç olarak; Mâlik Bin Nebî, durumumuzu değiştirmek için <strong>reddedici</strong> veya <strong>teslimiyetçi</strong> bir tavrın fayda sağlamayacağını bize göstermeye çalışmıştır. Batı’dan ödünç alınan fikirleri kabul etmemiş ve Müslümanların <strong>iç güvenlerini kazanmaları</strong> gerektiğini ve sosyal ve kültürel açıdan kendi fikirlerini üretme ve geliştirmede <strong>cesur olmaları</strong> gerektiğini savunmuştur. Bu fikirleriyle Bin Nebî, modern dönemde değerleri özellikle Batı kaynaklı etkiler altında donan/yozlaşan Müslümanlara, dinleri yolunda çalışmanın ve yeni bir kültür ve medeniyet inşa etmenin yolunu ve bunun şevkini sağlayacak temelleri sunmak için çabalamış, bu hedefin gerçekleşmesinin yolunun <strong>özgür beyinler ve ruhlarla</strong> olabileceğini göstermiştir.” (Yıldırım, 2011:51).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1971). <strong><em>Muşkiletu’l-Efkâr fi’l Âlemi’l İslâmî</em></strong>. Kâhire.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1979). <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>, Arapça’ya çev. Umar Kâmil Sekavî ve Abdussabûr Şâhin, Dımaşk: Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1986). <strong><em>Vichetu’l-Âlemi’l-İslamî</em></strong>. Arapça’ya çev. Abdussabûr Şâhin,<br />
basım, Dımaşk: Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Yıldırım, Tamer. (2011). “<strong>Malik Bin Nebi’de Sömürülebilirlik Olgusu</strong>”. Milel ve Nihal,<br />
Sayı: 8 (2), s.33-52.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM İRADESİNİ ORTAYA KOYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2015 13:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[14:7]]></category>
		<category><![CDATA[17:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[20:69]]></category>
		<category><![CDATA[29:69]]></category>
		<category><![CDATA[Âdil-i Mutlak]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[bedevilik]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[dâvâ]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel din]]></category>
		<category><![CDATA[güzel davranış]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nefis muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[ölü toprağı]]></category>
		<category><![CDATA[şiilik]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<category><![CDATA[sünnilik]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). &#160; Çözümden ne anlıyoruz? Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözümden ne anlıyoruz?</b></p>
<blockquote><p>Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sorunun bertaraf edilmesi, sağlıklı işleyişe mani olan engellerin ortadan kaldırılması, meselede bir neticeye varılması, içinde bulunulan olumsuz durumdan bir çıkış yolu bulunması manalarına gelen “çözüm” kelimesi matematik biliminde bir denklemde bilinmeyenlerin yerine konulduğunda denklemi sonuçlandıran, gerçekleştiren sayı ya da sayılar için kullanıldığı gibi denklemde ulaşılan sonuç için de kullanılır. Sorunla başa çıkma anlamında “çare” kelimesiyle de eşanlamlı olarak kullanılan çözüm kelimesi sosyal olaylar söz konusu olduğunda ‘bir sorunun karanlık, güç yanını bulup onu açıklayarak anlaşılmazlıktan kurtarmak için tutulacak yol ya da bir sorunu çözme biçimi; bir güçlüğü ortadan kaldıracak düşünce, eylem ve işlemler bütünü’ anlamında kullanılmaktadır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözüm gücümüz ve mükellefiyetimiz var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan, kendisine bahşedilmiş olan akıl, irade, sorumluluk bilinci, kuvvet ve kudret gibi emanetleri yerli yerince kullanabildiğinde çözemeyeceği bireysel ya da toplumsal sorun yoktur. Sınav salonu mesabesindeki bu dünyada bize kısa ve geçici bir ömür bağışlayan Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz soru ve sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. Yeter ki biz kendimizi, haddimizi yani sınırlarımızı bilelim, zaaf ve meziyetlerimizi iyi yönetelim, donanımlarımızı kullanarak kapasitemizi geliştirelim, çözemeyeceğimiz sorunumuz olmadığını bilelim, kapasitemizi aşan hususlardan zaten sorumlu olmadığımızın farkında olarak sorunlarımızın üstüne üstüne gidelim.</span></p>
<blockquote><p>Akıl, irade, kudret gibi meziyetlerimizi sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etmede kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Terbiye etmediğimiz ve yerli yerinde kullanmadığımız meziyetlerimiz körelmeye mahkumdur. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. Akıl, irade, kudret gibi nimetlerimizi de sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etme yolunda kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</span></p>
<blockquote><p>Biz kul olarak çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Nimetin şükrünü fiilen eda edersek, Rabbimiz o nimetin kapasitesini artırma garantisi vermekte; kullanmayarak ya da yanlış kullanarak nankörlük edecek olursak çetin azabı kendi tercihimizle hak edeceğimiz konusunda açıkça uyarmaktadır:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Eğer şükrederseniz size (olan nimetimi) artırırım,  yok eğer nankörlük ederseniz iyi bilin ki azabım  pek şiddetli olacaktır.” (İbrahim, 14:7). Nimetlerin artmasının ve azaptan kurtulmanın ön şartı; önce bizim harekete geçmemiz, çözüm irademizi ortaya koyup gücümüzü harekete geçirerek somut adımlar atmamızdır. Biz olayları ve şartları anlamak ve çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır (29:69). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mustafa İslâmoğlu hoca “…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11) âyetinin meâline şu notu ilave etmiştir: Bu âyet toplumsal değişimin yasasını ifade eder. Toplumun ve hayatın yeniden inşâsı için, tasavvur ve aklın “akleden kalp” olarak yeniden inşâsını öngörür. Zımnen: Allah’ın bir toplumun gidişatı hakkındaki iradesi, o toplumu oluşturan bireylerin tercihlerinden bağımsız değildir. Bu âyet gidişatı beğenmeyen mü’min muhatabının önüne “değişimi” bir hedef olarak koymaktadır. Bunun </span><span style="font-weight: 400;">başlama noktası kişinin kendisidir</span><span style="font-weight: 400;">. Zira kendilerini eğitemeyenler başkalarını eğitemezler. İçinden aydınlanamayan dışını aydınlatamaz (Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Âlem-i İslam’ın hâl-i pürmelâlinden kurtularak müminin izzetine yaraşır bir hayat sürebilmesi ve insanlığa örnek olacak bir toplum modeli geliştirebilmesi için; iradesini ve gücünü ortaya koyarak çözüme yönelik somut adımlar atması gerekmektedir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sorunlarımızı teşhis edip uygun çözümler üretebilmeliyiz</b></p>
<blockquote><p>Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek çözüm için irademizi ve tüm gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri muvaffak kıldığını göreceğiz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam âleminin bütün sorunlarını efradını cami ağyarını mani şekilde tadat edip çözüm önerilerini sıralamak bir şahsın  tek başına yapabileceği bir iş olmadığı gibi bir kısa makale de bu büyük görev için yeterli bir zemin değildir. Ancak, sorunlarımızı tasnif edebileceğimizi, teşhisin de çözüm önerisinin de mümkün olduğunu, bahşedilen yüksek meziyetler yanında vahye mazhar olmuş âdemoğlu olarak  sorunları görmezden gelmek ve sürekli kaçmak yerine cesaretle bu sorunların üzerine giderek kalıcı etkin çözümler oluşturabileceğimizi vurgulayabilmek için burada bir kaç tespitimi paylaşmak istiyorum: </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hatasız tek kitabın Kur’an olduğuna can u gönülden </span><span style="font-weight: 400;">inanıp</span><span style="font-weight: 400;">, onun kıyamete kadar insanlığın sorunlarına </span><span style="font-weight: 400;">kalıcı gerçek çözümler</span><span style="font-weight: 400;"> sunma vasfına ve gücüne </span><span style="font-weight: 400;">güvenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kitaba uymak yerine kitabına uydurma, Kur’an’ın söylediğine dikkat kesilmek yerine kendi kanaatimizi Kur’an’a söyletme hadsizliğini artık tamamıyla terk etmeliyiz. Kur’an’ı anlamaya çalışırken mezhep taassubu başta olmak üzere tüm </span><span style="font-weight: 400;">ön yargılarımızdan kesinlikle uzak durmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Mistik eğilimlere kapılarak herkesi haklı ve mazur görme fantazisiyle hakkı zayi etmemeliyiz. </span><span style="font-weight: 400;">Hakk’ın hatırı</span><span style="font-weight: 400;">nı özenle tüm hatırların üzerinde tutulmalıyız. Hak namına hiç bir kıymeti olmayan </span><span style="font-weight: 400;">zanna dayalı</span><span style="font-weight: 400;"> spekülatif yöntemlere itibar etmemeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Büyük insanların, dinî ve siyasi önderlerin, eski ve yeni âlimlerin de </span><span style="font-weight: 400;">hata yapabileceğini kabul etmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. Ne var ki, hata yaptı diye süpür atmaya kalkmanın, hatalarıyla birlikte toptancı bir yaklaşımla almaktan farksız olduğunu da kabul etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Toptan kabul ya da toptan red yerine seçerek, ayıklayarak kabul etmeyi veya reddetmeyi alışkanlık haline getirmeli, </span><span style="font-weight: 400;">temyiz</span> <span style="font-weight: 400;">kudretimizi geliştirmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Allah’ın koyduğu ölçülerle yetinmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">; sahte kutsallar, asılsız takvalar, haksız otoriteler oluşturma ve onların eteğine yapışarak toptan cennete girme hayallerinden vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Görünmeyi değil olmayı öncelemeli, </span><span style="font-weight: 400;">imajı değil hakikati önemsemeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadakati ve tarafgirliği değil, samimiyeti ve liyakati öncelemeli, görevlendirmelerde ölçü olarak </span><span style="font-weight: 400;">içtenliği ve yetkinliği esas almalıyız</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Batı medeniyetlerinin yücelttiği, doğu medeniyetlerinin de tam tersine alçalttığı ego/nefis meselesinde </span><span style="font-weight: 400;">dengeli bir yaklaşım</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koyabilmeli, insanlığa izzet-i nefsini koruyan ama başkalarını kendine köle etmeye yeltenmeyen sağlam bir </span><span style="font-weight: 400;">şahsiyet modeli</span><span style="font-weight: 400;"> sunabilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nefis muhasebesini bir ritüel olarak tekrarlayıp durmaktan vaz geçip herkesten önce kendimizi hesaba çekmeyi, </span><span style="font-weight: 400;">ciddiyetle özeleştiri yapma</span><span style="font-weight: 400;">yı öğrenmeliyiz. Birbirimizi </span><span style="font-weight: 400;">yapıcı eleştiriler</span><span style="font-weight: 400;">le desteklemeli, bize eleştiri yöneltenleri düşman bellemek yerine onlara teşekkür etmeliyiz. Artık ferden ve toplum olarak esaslı bir </span><span style="font-weight: 400;">tevbeye niyet</span><span style="font-weight: 400;"> etmeliyiz.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sünnilik ve Şiilik başta olmak üzere mezhep, cemaat veya meşrep davası gütmenin, onun holiganlığını yapmanın </span><span style="font-weight: 400;">tefrika suçu işlemek</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu, haram kılınmış olan bu büyük sosyal hastalık Âlem-i İslam’ı yiyip bitirmeden öğrenmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Şahsımıza emanet edilen akıl, irade, sorumluluk, güç gibi nimetlerin </span><span style="font-weight: 400;">devredilemez ve vazgeçilemez ferdî emanetler</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunun bilincine vararak, şark kurnazlığıyla onları başkasının cebine koymak suretiyle sorumluluktan kurtulma uyanıklığından vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kendi kendimize yaptığımız zulümlerin, kendi tercih ve eylemlerimizin sonucu olarak başımıza gelen acı olayların faturasını Allah’a keserek bunca nimeti bağışlayan Rabbimize iftira atma terbiyesizliğini bırakıp adam gibi </span><span style="font-weight: 400;">tercih ve eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca farklı kültürlerin karışımıyla ortaya çıkmış olan geleneksel din algılarını sorgulayarak Allah’ın bize indirdiği dini yeniden keşfetmeli, Allah’ın dinine zam yapmadan, indirilmiş dinde indirime yeltenmeden </span><span style="font-weight: 400;">Rabbimizin</span><span style="font-weight: 400;"> insanlık ailemiz için </span><span style="font-weight: 400;">öngördüğü sınırlarla yetinerek</span><span style="font-weight: 400;">, O’nun emr-i ilahisi gereğince aklın ve ilmin işbirliğiyle, vahyin aydınlığında yepyeni bir hayatı inşa etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız. Yeryüzünün imarı ve vahye mutabık medeni bir hayatın inşası için gerek fizik, gerek sosyal, gerekse entelektüel alanda </span><span style="font-weight: 400;">büyük çabalar</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koymalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bedeviliği, kabalığı, marjinalliği ve </span><span style="font-weight: 400;">şiddeti  yücelten</span><span style="font-weight: 400;"> tutum ve davranışlardan bütünüyle uzaklaşmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Evde, okulda, işyerinde, kamusal alanda, siyaset ve cemaat ilişkilerinde </span><span style="font-weight: 400;">çatışmaya ve nefrete değil, saygıya ve müzakereye dayalı</span><span style="font-weight: 400;">, sözleşme, ilke ve hak temelli hukuklu  bir ilişki ağı geliştirmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Temyiz kudretimizi geliştirerek</span><span style="font-weight: 400;"> iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan, geleneği dinden, kültürü imandan hassasiyetle ayırt etmeyi, şirke bulaşmamak için olabildiğince titiz davranmayı, bunu bir ömür yapmanın asıl </span><span style="font-weight: 400;">kaderimiz</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu kavramalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dinî ve siyasi önderlerimizin peygamberlerin bile kullanmadığı yetkiler kullanmasına göz yummayı terk etmeli, </span><span style="font-weight: 400;">istişareyle iş yapma ve ortak akıl ile karar alma</span><span style="font-weight: 400;"> erdemini gösterebilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece beş milyarı aşkın kayıp kardeşlerimizi bulabilmek için değil, iki milyarlık Âlem-i İslam’ın evlatlarını evden kaçırmamak için de mutlaka </span><span style="font-weight: 400;">yeni bir din dili geliştirmek</span><span style="font-weight: 400;"> maksadıyla elbirliği yapmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yöntemler farklı olsa da temeli oluşturan </span><span style="font-weight: 400;">‘asıl’ın tek olduğunu</span><span style="font-weight: 400;"> asla unutmamalı ve dosdoğru geniş yolda birbirimize çelme takmadan kendi gücümüz ve gayretimiz nispetinde, ödülünü sadece Âdil-i Mutlak’tan bekleyerek </span><span style="font-weight: 400;">hayır ve ıslah faaliyetlerinde yarışmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.</span></li>
</ol>
<p><b>Özetle; </b><span style="font-weight: 400;">duygularımızla değil aklımızla hareket etmeyi, aşağılık ya da büyüklük kompleksinden kurtulmayı, gücü değil hakkı üstün tutmayı, sadakati değil liyakati öncelemeyi, mehdi/kurtarıcı beklemekten vaz geçip sorumluluğumuzu üstlenerek gereğini yapmayı, zanna ve menkıbelere dayalı çürük bilgileri bırakıp Kur’an’a ve aklın faaliyetlerine dayalı sağlam bilgiyi esas almayı başarabilirsek, bunun için irademizi ve çabamızı ortaya koyabilirsek, Müslümanlar İslam’ı yetkinlikle temsil etmeye başlayacak, İslam dini büyük bir hızla tüm dünyada yayılacak, karşısında başkaca hiç bir sistem tutunamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleştiğimiz, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da inirim yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmek için irademizi ve gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinden hulfetmez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zulme ve zalime meyletmeyip adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Dâvâmız uğrunda var gücünü harcayanları, elbette kendi yollarımıza  yönelteceğiz. Şüphesiz Allah iyi ve erdemli olanların yanındadır.”</b><span style="font-weight: 400;"> (Ankebut, 29:69). </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI ANLAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:14]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[15:28-29]]></category>
		<category><![CDATA[15:29]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[17:13-14]]></category>
		<category><![CDATA[17:70]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[2:39]]></category>
		<category><![CDATA[21:30]]></category>
		<category><![CDATA[22:5]]></category>
		<category><![CDATA[25:44]]></category>
		<category><![CDATA[25:54]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[32:9]]></category>
		<category><![CDATA[35:39]]></category>
		<category><![CDATA[36:77]]></category>
		<category><![CDATA[37:11]]></category>
		<category><![CDATA[38:71-72]]></category>
		<category><![CDATA[38:72]]></category>
		<category><![CDATA[6:165]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[7:129]]></category>
		<category><![CDATA[76:1]]></category>
		<category><![CDATA[76:29]]></category>
		<category><![CDATA[76:3]]></category>
		<category><![CDATA[91:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[95:4]]></category>
		<category><![CDATA[95:5]]></category>
		<category><![CDATA[96:1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alak]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kâfir]]></category>
		<category><![CDATA[mâ]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem]]></category>
		<category><![CDATA[şâkir]]></category>
		<category><![CDATA[salsâl]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhit Mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[Turâb]]></category>
		<category><![CDATA[ünsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen ‘n-s-y’ kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren ‘e-n-s’ kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen <em>‘n-s-y’</em> kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren <em>‘e-n-s’</em> kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir isim kazanmış olması insanın hakikatine daha münasip düşmektedir. Nitekim, ünsiyet, munis, nisa gibi aynı kökten türeyen kelimelerde olduğu gibi “insan” kelimesi de, Sevan Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre “iyi huylu ve yumuşak başlı olma, evcilleşme” (Sözlerin Soyağacı, 2009:267) anlamlarına gelmektedir.</p>
<blockquote><p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek doğru değildir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsanın ilk yaratılışı</strong></p>
<p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek insanın hakikat arayışına mugayirdir. Kur’an&#8217;ın bir çok yerinde insanın hangi özden yaratıldığı konusunda değişik ifadeler kullanılır: <em>Turâb</em>; toprak (22:5), <em>salsâl</em>; pişirilmiş çamur (55:14), <em>hamein mesnûn</em>; şekil verilmiş çamur (15:28), <em>tîn</em>; çamur (37:11), <em>mâ’</em>; su (21:30), <em>alak</em>; embriyo (96:1)&#8230; Bütün bu kelime ve  kavramlar, insanın tabiatın bağrından çıktığını ve onun birbirinin devamı ve mütemmimi olan uzun bir süreçte en güzel kıvama getirildiğini göstermektedir.</p>
<blockquote><p>Rabbimiz insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p></blockquote>
<p>İlgili ayetleri incelendiğimizde görmekteyiz ki, insanın hammaddesi toprak ile suyun (25:54; 36:77) buluşmasıyla karılmış, beşerin yaratılışı bir süreç dâhilinde ortaya çıkmıştır. Nitekim, insan bedenini inceleyen fizik, kimya ve biyoloji bilimleri vücudumuzun yüzde 65’inin oksijen, 18’inin karbon, 10’unun hidrojen, 3’ünün azot, 1.5’inin kalsiyum, 1’inin fosfor, geri kalan yüzde 1.5’inin de nitrojen vb. diğer organik ya da inorganik bileşenlerden oluştuğunu ortaya koymuştur. Rabbimizin ilahi bir sanat eseri olarak mükemmelen bir araya getirdiği bu bileşenlerin oluşturduğu kas, sinir ve bağ gibi dokular sayesinde, bedenimizin solunum, sinir, hareket, üreme, dolaşım ve sindirim gibi hayati sistemleri muhteşem bir uyum içerisinde işlerlik kazanmaktadır.</p>
<p>Ne var ki, insanı “<em>mükerrem</em>; çok değerli” kılan, ona ‘ilahi ruh’tan üflenmesidir (38:71-72). Allah Teala, yaratılışını en düzgün hale getirdikten ve ruhundan üfledikten sonra diğer yaratılmışların ona saygılarını sunup insana boyun eğmesini ferman buyurmuştur (15:28-29, 31:20). İşte beşer, üflenen bu ruh sayesinde ‘insan’ mertebesine yükselmiştir. Zira, ruh üflendikten sonra insanın kendisini hayvandan ayıran üstün yetenekleri ortaya çıkmıştır (32:9, 15:29, 38:72).</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir.</p></blockquote>
<p>Yüce Yaratan insanı yeryüzünde halife atayacağını beyan buyurduğunda, melekler, zaten yeryüzünde var olan ve sorumsuzca yaşayan, kan dökerek istediğini elde eden, mal kavgası yapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir beşer hayatını müşahede etmekte oldukları için beşer türünün halife seçilmesinin hikmetini o an idrak edememiş ve “biz seni överiz, yüceltiriz”, hikmetini idrak edemesek de senin tayinin ve takdirin elbette en güzelidir mealinde bir tepki vermişler, Rabbimiz de “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.” (2:30) buyurarak insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın değil, yekdiğerinin halifesi</strong></p>
<p>Ayet-i kerimede sarahaten beyan buyurulduğu üzere insanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir (6:165, 7:129, 10:14, 35:39&#8230;). Hâşâ, Allah’ın halifeye ihtiyacı olmadığı gibi ona vekâlet edebilecek bir varlık da yoktur. İnsanlar gibi gruplar ve toplumlar da birbirinin ardılı olarak hayat sürüp gitmektedir. Dün yaşayan seleflerimizin yerini dolduran bizler, bu yerleri bizden sonra gelecek haleflerimize devretmek durumundayız. Kıyamete kadar dünya bu şekilde deveran edip duracaktır.</p>
<blockquote><p>İnsanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini, ailesini, toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi gerçekleştirmektir.</p></blockquote>
<p>Halife tayin edilen insanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini (91:7-10), ailesini (66:6), toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, böylece Allah’ın koyduğu ilkeler doğrultusunda ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi (13:11) gerçekleştirmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âdemoğlunun çift kutuplu yapısı</strong></p>
<p>“<em>Ahsen-i takvim</em>” üzere, en güzel kıvamda yaratılan (95:4), çok değerli kılınan (17:70) insan, yaratıkların büyük çoğunluğundan daha üstün bir konuma yüceltilen çok şerefli bir varlıktır. Tahammülkâr, kendini kontrol edebilen, affedebilen, Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olan insanın; yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, acelecilik, hasislik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, bile bile yanlış yapma gibi terbiyeye muhtaç derin zaafları da bulunmaktadır. Nitekim, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmesi, insanın tabi tutulduğu imtihanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>
<p>Bütün varlıklar “<em>ma hulika leh</em>; yaratılış amacı” doğrultusunda hayatını sürdürürken; insan, kendisine bahşedilen irade ve hürriyet emanetini kötüye kullanarak yanlış yola sapabilmekte, şirazeden çıkabilmektedir. İnsan, iki uçlu yapısı sebebiyle meleklerden üstün bir mertebeye erişebileceği gibi hayvanlardan daha aşağı bir derekeye de inebilecek özellikte bir varlıktır (25:44, 95:5).</p>
<blockquote><p>Allah, bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana, tercihini kullanırken hiç bir baskı uygulamamıştır.</p></blockquote>
<p>İşte bu sebeple Allah, “annesinin karnından hiç bir şey bilmez halde çıkardığı” (16:78) insana “yolu gösterdi” (76:3) ama <em>şâkir</em> ya da <em>kâfir</em> olmak, cennetin ya da cehennemin yolunu tutmak konusunda onu serbest bıraktı. Bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana tercihini kullanırken hiç bir baskı da uygulamadı (2:256). Ancak, sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz elbette kullarının doğru yolu tutmasını ve ebedi saadete nail olmasını istemekte, onların yanlışa sapmasına asla razı olmamaktadır: “Bütün bunlar bir öğüt ve uyarıdır. Şu halde, dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.” (76:29).</p>
<blockquote><p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><strong>İnsana fıtratınca davranmak</strong></p>
<p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz. İnsanlarla birlikte yaşarken, onlarla iletişim kurarken, birlikte iş yaparken Allah’ın insan kullarının ortak davranış özelliklerini göz önünde bulundurursak sağlıklı, etkili bir iletişimin zeminini yakalamış, bozuk iletişimden kaynaklanan ve bütün bir hayatı, hattâ kalıcı ahiret hayatını etkileyen kin ve düşmanlıkları baştan engellemiş oluruz.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah’a iman konusunda bile insana baskı yapmak caiz değildir. Zira, Yüce Yaratan insanın özgürlük alanını bu denli geniş çizmiştir.</p>
<p>Gelişmiş bir kopyalama yeteneği olan insan iyi davranışlar gibi kötü davranışları da taklit ederek çoğaltır. Bu yüzden insana sözlü mesaj iletme yanında ona güzel örnek olarak doğru davranışı göstermek daha büyük önem arz eder.</p>
<p>Bazı belgesel çalışmalarında günümüze kadar yerkürenin 110 milyar civarında insanı misafir ettiği belirtiliyor. Halen dünyada yaşamakta olan 7 milyar insan, toplam sayının %6’sına tekabül etmektedir. En başından günümüze kadar yaşayan insanların ortak davranış özelliklerini merak eden psikologlar şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>İnsanlar, aile ve iş hayatları başta olmak üzere bütün bir sosyal hayatta reddedilme korkusu duyar. Kişiliğinin, düşünce, davranış ve kararlarının kabul görmesini bekler. İzzetinefsinin/özsaygısının saldırıya uğramasına direnir. Maddi ya da manevi bir karşılık bekler. Söylenene değil anladığına göre hüküm verir. Hoşlandığı şeylerden konuşulmasını ister. Kendisinden hoşlanan insandan hoşlanır ve ona güvenir. Davranışlarında görünen sebepler dışında gizli sebepler güdebilir. En önemli insanlardan bile basit davranışlar sadır olabilir. Birden çok rol ve statüyü eşzamanlı olarak üstlenebilir. Burada tehlikeli olan rolleri karıştırmaktır. Bu bilgileri aktarırken, insanın ruh yapısı hakkında henüz işin başında sayılabilecek psikoloji biliminin tespitlerine ihtiyatla yaklaşmakta yarar olduğunu da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın farkı</strong></p>
<p>İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar da can sahibi iken, akıl, irade, vicdan, iman, ahlak, şeref ve haysiyet, hak ve adalet duygusu, sorumluluk bilinci, varlıklara isim verebilme yeteneği gibi yüksek emanetleri bünyesinde  barındıran ‘ruh’ sadece insana üflenmiştir. Yeryüzünün halifesi seçilip ruh üflenerek bu emanetlerin kendisine tevdi edilmesinden önce insan zaten yeryüzünde hayat süren canlı bir varlıktı. Ancak, sorumlu bir varlık değildi. İnsan suresinde bu beşer döneminin çok uzun bir zaman sürdüğü açıkça beyan edilmiş (76:1), arkeoloji, antropoloji ve tıp başta olmak üzere çeşitli bilim dalları da bu hakikati tescil etmiştir.</p>
<p>Hayvanlar hakimiyetin meşruiyetinin gücün üstünlüğünde olduğunu benimserken, insanlar hakkın üstünlüğünü benimser. Hayvanlarda hakimiyet çekişmesi güçlü erkekler arasında geçerken insanlarda erkek, kadın, güçlü, zayıf ayrımına bağlı olmadan tüm insanlar arasında gerçekleşmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın görev ve sorumluluğu</strong></p>
<p>Halife seçilen ve emanet uhdesine tevdi edilen insan, dünyadaki eylemlerinin, duygu, düşünce ve davranışlarının, inanç ve tercihlerinin karşılığını büyük imtihan gününde en ince detayıyla bulacak (17:13-14), son derece adil bir muhakemeden sonra ebedi mutluluk evine ya da ebedi ceza evine yerleştirilecektir. Dolayısıyla insan, tutum ve davranışlarını ilahi mesaja uygun biçimde ortaya koymalı, sınav salonu mesabesindeki bu dünyada hayatını vahiyle inşa etmelidir. Allah&#8217;tan başkasına ilahi sıfatlar yakıştıran, yaratılmışlara mabut muamelesi yapan, böylece kendini küçük düşüren, değerini ucuzlatan insanların dünyadaki bütün çabaları boşa gidecek, ahirette iflas edenlerden olacaktır.</p>
<p>Şûrâ Sûresi’nin 11. ayetini Hasan Elik hocanın özlü tefsiriyle aktararak yazımızı noktalayalım: “Allah yerin ve göğün yaratıcısıdır, üreyip çoğalabilmeniz için sizleri de, hayvanları da erkekli ve dişili çiftler halinde yaratan da O’dur. Hiçbir şey O’na benzemez, O’na denk olmaz. Öyleyse nasıl olur da diğer bazı varlıklardan medet umar, âdeta Allah’ı tazim eder gibi onlara tazimde bulunursunuz? Doğrusu O, sizin bu yaptıklarınızı görmekte, hakkında söylediğiniz asılsız sözleri işitmektedir ve hesap günü hepinize gereken cezayı verecektir.” (Tevhit Mesajı, 2013:1030).</p>
<p>Yeryüzünü yönetme görevini bihakkın yerine getirebilmesi için beşeri akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme gibi yüksek kabiliyetlerle donatarak onu insan kılan Rabbimize hamdolsun. Vahyin insanı inşa etmesine en güzel örnek olan sevgili Efendimiz’e salât olsun. Hak ve hürriyet temelinde vahye mutabık bir hayat inşa etmeye gayret eden tüm insanlara selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
